| |
MEDYADA TÜRKÇENİN KULLANIMI
Türkçemiz son yıllarda içten ve dıştan ağır saldırılara uğruyor. Her geçen gün ölümcül yaralar alıyor. Bu tabloların baş sorumlularından biri hiç kuşkusuz basın-yayın kuruluşları ve özellikle de bazı televizyonlar. Yetmişbeşbin kelimenin olduğu Türkçe televizyon ekranlarında beşyüz ila bin kelime arasında konuşuluyor. Bu öylesine tahminen yapılmış bir çalışma değil. Türk Dil Kurumu’nun RTÜK için yaptığı bir araştırmanın sonucu. Yetmişbin kelimeye sahip Türkçe beşyüz ila bin kelime arasında konuşuluyor radyo mikrofonlarında ve televizyon ekranlarında.
Bazı yayın kuruluşlarının Türkçe’ye karşı özensizliği daha isimlerinden başlıyor. Bir bölümünün ismi tamamen İngilizce; Star, Flash, Show, CINE-5, Number One, Radyo Suit, Power FM, Klasik FM, Kiss FM, Sky-TV, Radyo Mix, Radyo Contect, Radyo Stop. İsimleri İngilizce olmayanlar da onları ne yapıp, ne edip İngilizce telaffuz ediyorlar. Örneğin gurur duyduğumuz gerçekten benim de beğeni ve ilgiyle takip ettiğim NTV, açılımını biliyor musunuz? Nergis Televizyonu, ama “en-ti-vi” diye okuyor kendisini, öyle tanımlıyor. Bir zamanlar HBB vardı, o da “Has Bilgi Birikimi”, yani adı tamamen Türkçe, harflerin anlamı Türkçe, o da kendisine “eyç-bi-bi” tanımlaması yapmıştı.
Televizyonların dilimize karşı özensizliği görevlendirdiği spiker ve sunucularla da kendisini gösteriyor. Okuduğunun anlamını tam bilmeyen, kelimeleri doğru dürüst seslendiremeyen, vurgulaması, anlaması yetersiz kişiler eğer fiziksel açıdan güzellerse televizyonlarda baş köşeye rahatlıkla oturabiliyorlar. Bizim örnek almamız gereken, mükemmel işleyen ABD ya da Avrupa’daki televizyonculuk sistemlerinde, basın-yayın kuruluşlarında çalışabilmek için iletişim alanında eğitim görmek, uzun bir staj döneminden geçmek gerekiyor. Bizde ise hep televizyona çıkabilmek için ya manken olmak, ya da güzellik yarışmasına katılmak en önemli koşul haline gelmiş durumda. Tabii her geçen gün bu biraz düzeliyor ama hala “evet düzeldi” diyebilmiş değiliz. Gerekli eğitimi almadan televizyonlara çıkanlar ekran başındakilere çoğu kez “saç-baş yoldurtmaktalar”. “Yaralıları buradan çıkarmak zor, güç oldu.”, “Maddi olanağımız imkan verirse.” Yani “zor” aynı, “güç” aynı. “Olanak”, “imkan” aynı. Hele şu “kapalı spor salonu ‘full’ dolu.” Yani spor salonu kapalıdır biliyorsunuz, açık bir spor salonu yok. Açık olursa adı spor salonu olmaz zaten. Bu cümleler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun uzmanları tarafından radyolarda ve televizyonlardan tesbit edilen cümleler oradaki yayınlarda kullanılan cümleler. “Türkiye’nin şartları ve koşulları bunu…” demiş bir spiker. “Biraz bayağı uzun bir ara oldu” hem “biraz” demiş, hem “bayağı uzun” demiş, “ciddi çaba ve gayret göstermek lazım” demiş. Yani hem “çaba” hem “gayret” demiş. “ilginize, alakanıza çok teşekkür ederim” demiş. İlgi ve alaka aynı sözcükler. “Faydalı ve yararlı işler yapacağız”. Hem “faydalı” demiş, hem “yararlı” demiş. “Sohbet ve söyleşi yapacağız”. “Buradan kendilerine saygı ve hürmetlerimi sunuyorum” gibi veciz cümleler radyo ve televizyonlardaki spikerler tarafından sarf edilmiş ve uzmanlar tarafından da bunlar tespit edilmiş.
Ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarımızdaki argo ve kaba sözcüklere de şöyle bir kulak kabartalım isterseniz. “Argo” aslında bir dilin zenginliğidir. Yani biz bu işle uğraşanlar argoyu bir dilin zenginliği, bir kültürel zenginlik olarak kabul ederiz. İyi ama tabii bunu yayınlarda kullanmayız, önümüze gelene söylemeyiz. Ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarda hangi cümleler kullanılmış bir bakalım. Bu örnekler RTÜK İletişim Dergisi’nde yer alan ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu uzmanlarının tespit ettiği cümleler. Dolayısıyla affınıza sığınıyorum. “Bir yerin mi söküldü anam?” Ulusal bir televizyonda adam çıkmış bunu söylemiş. “Bir yerin mi söküldü anam?”, “şıllık”, “a anladım onu şarkıcılıktan sonra dürtükleyecektin”, “Aldın mı üçün birini?”, “Ne oluyor yahu, kızlardan biri biraz defolu”, “Fışşş baldırlara bak be, yerim o baldırları be.”, “Niye çıktın oraya gavat?” Bunlar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu uzmanlarının ulusal televizyonlarda spikerlerin ağzından tespit ettiği cümleler. “Sabah kalkıp gazını çıkaran sanatçı oluyor”, “Fişek gibi, zıpkın gibi konser” ve daha niceleri…
Yabancı kelimelere özenerek onları yalan-yanlış kullanmaya ne demeli. “Kongrenin saat 10’da start alması gerekiyordu.” Yani “start”, “başlama” sözcüğü yerine “start” demiş. “Daha önceki backroundunda da bu tür başarıları var.”, “Ultra cesur hırsız fuarda demo yapan şirketin standından cep telefonu çaldı” sözlükle incelemek lazım cümleleri… “Transparan gelinlik.”, “Yabancı starlarla ilgili flash dedikodular”. Bu cümleler halen çok sık kullanılıyor. “Galiba momentumu yakaladık”. Can Baydarol burada mı? Göremiyorum salonda. Hocam AB’ye tam uyum burada var, çünkü cümlelerin yarısı İngilizce. “Hep birlikte scorboarda bakıyoruz.”, “Enflasyon dataları açıklanacak.”, “Kendi prime time’ını yaratma” Bunlar hepsi uzmanlar tarafından tespit edilmiş cümleler ve en sonuncusunu okuruyorum: “VIP biletleri Ulusoy Travel Center’den temin edilebilir.” Burada üç tane Türkçe sözcük var. Biri “Ulusoy”, biri “temin edilebilir”.
Bir de “dublaj Türkçesi” meselesi var. Dublaj Türkçesi, televizyonların dilimize ihanetinin bir parçasını oluşturuyor. “İhanet” sözcüğü tam yerine oturuyor bu tespitlerde. Televizyonlar sayesinde biz de artık “Kendine iyi bak.”, “Hey sorun ne bebeğim.”, “Senin için üzgünüm.”, “Ciddi olamazsın.”, “Kahretsin”, “Okey, şey bunu bilmeliydim.”, “Bunu duyduğuma sevindim dostum” ya da “Başım büyük belada”, “Dostum sana fikrini sorduğumu hatırlamıyorum.”, “Hey ahbap kendine bir iyilik yap.” diye saçma sapan cümleler söylemiyor ya da söylenenleri duymuyor muyuz? Bunlar çeviri yapanların olduğu gibi İngilizce formatı alıp, Türkçe’ye yerleştirmesiyle oluşan ve de gençlerin çok sık kullandığı ama aslında Türkçe ile ilgisi olmayan Türkçe kullanımları.
Peki şarkılar masum mu? Televizyonda seslendirilen sözde müzik parçaları da Türkçe’yi sırtından vuruyor. Tabii bunlara radyolar da dahil. RTÜK birkaç zaman önce çok meşhur olan bir şarkıyı sık sık yayınlandığı için radyo ve televizyon kuruluşlarına ceza vermeye kalkmış, yer yerinden oynamış, “İletişim özgürlüğü yok ediliyor… Abdülhamit sansürü uygulanıyor” diye. Şimdi bakın aslında sizler de o şarkıyı dinlediniz Çünkü ulusal televizyonlar bunu öyle çok yayınladılar ki. Affınıza sığınarak, çok sık dinlediğiniz ve aslında hiç gerekli tepkiyi vermediğimiz bu şarkının sözlerini şarkının müziği olmadan sizlere okuyacağım. İletişim özgürlüğü mü, yoksa rezalet özgürlüğü mü? Siz karar verin. Şarkının sözleri çok önemli “Kuşu kalkmaz” melodisini hatırladınız herhalde. Sözlerini okuyorum benim burada okumamın bir sakıncası yok onun için özür de dilemiyorum. Çünkü saatlerce, günlerce ulusal radyolarda, televizyonlarda yayınlandı hiç kimse de bir şey söylemedi: “Bu zavallı Hatçe düşmüş bir kere - Çalışıyor pavyonda küsmüş feleğe - Açmış kalçasını tef tef çalar - Sallar, çalkalar her gece - Sulanır hergele salyası akar - Döndü’ye kalkmayanın Hatçe’ye kalkar - Hergeleye baksanıza hergeleye - Maskesi düşmüş dönmüş keleğe - Koca eşek hergele - Sen nereye böyle - Telaşlı, telaşlı acelece - Çıkınca işin içinden her gece - Koş koş meyhaneye, kerhaneye koş, - Sonra niye gelir evine boş boş - Kuşu kalkmaz, kuşu kuşu kalkmaz - Canım, kuşu kalkmaz, kuşu kalkmaz”
Ulusal televizyonlarımızda biz günde yirmi kere gençlere bu şarkıyı çok sevenlere nereyi hedef göstermişiz değerli dostlar: Kerhaneyi. Güzel faydalı yer kütüphaneye gitme efendim, sinemaya gitme, müzik dinlemeye gitme, konsere gitme… Bir adam gelmiş söyleşi yapıyor onu dinlemeye gitme, kerhaneye koş koş diye şarkı yapmışız ve defalarca yayınlamışız. Tabii televizyonlara haksızlık etmemek lazım. Daha nitelikli şarkı da var: “Yatağıma gel”, “Ellere var da bize yok mu?”. Kompozisyon ödevi veriyorum, hadi yazın “Ellere var da bize yok mu? konusundaki görüşlerinizi rica ediyorum. “Bir kereden bir şey olmaz…” Bak nasıl derin bir felsefe. Bir kereden birşey olmaz. “Kız hepsi senin mi?” Bu da mı siyasi hocam? “Kaldıramazsan kaldırırlar…” Bunların hepsi şarkı adı ve yayınlanan şarkılar… Ha beğenmediysen “Hocam ya gel bana sahici sahici”, ya da “Anca gidersin”, “Git dilediğin yerde oturum başkanlığı yap abi.”, “Bak zaten sana kıl oldum abi.” Bu da şarkı, bunlar şarkılar. “Hadi yarim bana he de”, “Yarim tavla tavla beni tavla, salla pulları salla, valla geldim oyuna”, “Havam yerinde alaturka oldum, oynamadan duramam” “Neremi, neremi?” “Yapcaz şimdi, yatcaz şimdi” En son şarkı da “Hüp.” “Hüp” diye şarkı yaptık bir de markamız oldu.
Bir süre önce RTÜK bir televizyon kanalına Türkçe’yi özensiz kullandığı için uyarı cezası vermiş. Şarkıcı Seda Sayan programın sunucusu olarak çiçekçi kadınlarla konuşuyormuş. Sözüm meclisten dışarı lütfen kimse üzerine alınmasın çiçekçi kadınlar dediği hepsi bizim kardeşimiz, vatandaşımız, hani “çingeneler” var ya yani Türkçe’yi kullanmaları açısından söylüyoruz. Esmer vatandaşlarımız, hepsi canımız ciğerimiz ama hani Türkçe’yi nasıl kullandıklarını hayal ediyorsunuz. Şarkıcı Seda Sayan, programın sunucusu olarak çiçekçi kadınlarla konuşurken, “Niye gülüyon gı?”, “Ay bu soruları ben hazırlamıyorum bacım.”, “Ya dur kı...“Nereye gidiyon kı?”, “Ne kikirdiyon sen ya gel” gibi ifadeler kullanmış. RTÜK uzmanları hazırladıkları raporda program sunucusu Seda Sayan’ın röportaj yaptığı çiçekçi kadınlardan daha kötü Türkçe konuştuğunu raporlarına yazmışlar.
Televizyonlarda gösterilen filmler, diziler, “televole” ve “paparazi” gibi programlar Türkçe’nin canına okumak için üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yerine getiriyorlar. Doksan dakika süren “Erkek Güzeli Sefil Bilo” filminde RTÜK uzmanları 100’ü aşkın müstehcen, argo ve kaba söz saptamış.
Radyo televizyon yayınları hakkındaki yasa, yayın kuruluşlarına Türkçe’yi özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanma görevi veriyor ve bunlara uymayan kuruluşlara RTÜK önce uyarı, sonra geçici yayın durdurma cezası uygulamasını öngörüyor. RTÜK’deki uzmanlar diyorlar ki, “Bu yasaya aynen uyulsa Türkiye’de halen yayın yapan 260 televizyonla, 1.200 küsür radyodan ancak birkaç tanesi açık kalmayı başarabilir. ”
Evet dilimizi nasıl kurtarabiliriz?. Dilimizi kurtarmak için Türkçe’yi basın-yayın kuruluşlarının çok özenli ve çok doğru kullanmaları gerekiyor. Birinci önlem bu. İkincisi yabancı dille eğitime paydos denmeli. Türkçe’nin bir bilim dili olmadığı, yabancı dillerin bilim dili olmaya daha yatkın oldukları gibi iddialar var. Bana göre bu tamamen safsata. Bundan bin yıl önce dünyanın bilim dili Türkçeydi.
Türkçe dünyanın en eski dillerinden bir tanesidir. Hiçbir dil Türkçe kadar bilim dili olmaya yatkın ve uygun değildir. Yabancı dil öğretilmelidir ama eğitim ana dille yapılmalıdır. Çok önemli bir konu olan yabancı dille eğitim, mutlaka sona erdirilmelidir. Bu konuda bilim adamlarına görev düşer. Bu çok önemli. Türk dilinin yabancı kelimelerin istilasına karşı korunabilmesi için bilim ve teknik alanlarındaki buluşların, ilgili kavramların, anında Türkçe karşılıklarının bulunması gerekir. Bu durumda hangi bilim dalında teknik ve bilimsel yeni bir kavram ortaya çıkmışsa, o daldaki Türk bilim adamlarına büyük görev düşmektedir.
Eğer “computer” Türkiye’ye ilk geldiğinde Hacettepe Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı ona “bilgisayar“ karşılığını bulmasaydı, şimdi biz bilgisayara “computer” demeye devam edecektik. Dolayısıyla Türkçe, bilim ve teknik alanındaki yeni buluşlara karşı korunmalıdır. Bizler de önerilen kelimeleri hayatımıza sokmaya özen göstermeliyiz. Neden “toprak aşınması” demiyoruz da “erozyon” diyoruz “merkez”e ne oldu da “center” dilimize dolandı. “Kışkırtma” yerine “provokasyon”u niye tercih ediyoruz? “Seçenek” dururken “alternatif” de nereden çıktı? “Yasal” ya da “kanuni” yerine, niçin “legal” kelimesini kullanıyoruz. “Atılgan” ve “saldırgan” gibi iki muhteşem sözcüğümüz varken, “agresif” dememizin bir alemi var mı? “Destekçi” yerine niye “sponsor” diyoruz. “Tasarım” diye neden “dizayn” sözcüğünü kullanıyoruz? Bunlar çok önemli. Bir kavgada yanlış hedef seçmemeliyiz. Yıllarca bu ülkede aydınlar, aklı başında insanlar, “Türkçe”-“öz Türkçe” kavgasına girdiler. Bu, bana göre bize en az yüz yıl kaybettirdi. Bana göre ve benim gibi bu işin önemini sizlere anlatmayı kendine görev edinmiş insanlara göre “mesela” da bu dilin sözcüğüdür, “örneğin” de “olanak” da bizimdir, “imkan” da “duyarlılık” da “hassasiyet” de bizim Türkçemize aittir. Dolayısıyla bu tür kavgayı artık geride bırakmak ve bunun saçmalığını herkese anlatmak gerekiyor.
Türkçe isimler konusunda da özen göstermeliyiz. İşletmeleri, basın-yayın organlarında çalışan insanlar olarak özendirmeliyiz. Özendirici haberler ve programlar yapmalıyız. Dil konusundaki yurt dışından birkaç örnek; dil konusunda Fransa kendi diline en duyarlı ülkelerden biri. Fransa’da bir radyo kanalı güvenlik güçlerinden “aynasızlar” diye söz edince, ülkenin radyo ve televizyon denetleme kurulu, bu radyoya bir günlük yayın durdurma cezası verdi ve kimse bunu eleştirmedi. ABD’de yerel bir radyo kanalında argo dille yayın yapılması üzerine kendilerine uygulamayı durdurma uyarısı yapıldı. Ancak yayınların aynı şekilde sürmesi üzerine radyo 20 bin dolar cezaya çarptırıldı. Tüm bu cezalara karşın, radyo kanalı ısrarlı bir şekilde argo yayınlarını sürdürünce yayın lisansı iptal edildi. Ülkeler bu konudaki uygulamalarda çok hassas.
Erkan TAN
TV 8 Ankara Program Müdürü-Spiker | |