HIZLI ARAMA
| Türkiye Hakkında - Genel - Parti olaylarına pek girmeden Türkiye yararına yazılar yazınız. Siyaset kesinlikle yasaktır! |
![]() |
| | #31 (permalink) |
![]() Kayıt: 23.07.2007
Mesajlar: 655 İtibar Gücü: 9 | Kaç kişi düzenli kitap okuyor. |
| | |
| | #32 (permalink) |
| "C * Ne Mutlu Türküm Diyene!" Kayıt: 06.08.2007 Yaş: 14
Mesajlar: 486 İtibar Gücü: 8 | KardeŞler Nerdeyse Hepİnİzİn Takma Adi TÜrkİlİzce! |
| | |
| | #33 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | ARKADAŞLAR LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUNUZ Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı... "Bugünden sonra, dîvanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya!" diye, hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim, dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı? Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey, hanım ağanın, first lady olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, gross market; ucuzluğun, damping olduğuna kananınız var mı? İlân tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon; merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı? Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkışında good-bye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın, body guard; sanat ve meslek pirlerinin duayen; itibarın, saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı? Sekinin, alanın platform; merkezin center; büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı? İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria, sergi yerlerimizi center room, showroom, büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı? Yolüstü lokantamızın adı fast food, yemek çeşitlerimizin menü; hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı? İki katlı evinizi dupleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı? Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı? Mesireyi, kır gezisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını air bag, oluru, pekâlâyı, okey diye konuşanınız var mı? Çarpıcı önemli haberler flash haber, Yaşa, varol sevinçleri, oley oley, Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı? Vırvırık dağının tepesindeki köyde, cafe show levhasının altında, acının da acısı kahve içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk, şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik, Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı? Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum, Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Bir ferman yayınlamıştı... Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı? |
| | |
| | #34 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | Kayıp Diller ve Türk Dilinin Seyri Prof. W. F. Albright tarafindan hatırlatılan "İşte burada arkeoloji yine eski bir felsefi söz olan 'natura non facit saltum' "tarihteki bütün zahiri devamsızlık içinde (bile) bir devamlılık mevcuttur" vecizesinin tam aksine tarih kitaplarında mevcut olan "Kayıp Diller" olgusu büyük bir tarihi 'anomali' oluşturmaktadır. Sanskritçe, Grekçe, Latince, Anglo - Cermen dilleri, Farsça, Arapça, İbranice, Türkçe gibi büyük diller ve hatta Arnavutça, Gürcüce ve Ermenice gibi küçük diller makul bir devamlılık gösterirler. Kayıp dillerin sahiplerinden başlıcaları olan Sumerliler, Elamlılar, Medler, İskitler, Hititler (Hattiler), Frigler, Lidyalılar, Truvalılar, Etrüskler ve Aramiler hepsi zamanlarının büyük milletleri olmuşlar, uygarlığın keşif ve yaradılışında rol oynamışlar, sanat ve kültür'de yaptıkları atılımlarla eski Yunan Rönesansının temellerini atmışlardır. Öyleyse niçin bu büyük milletlerin dilleri kayboluyor da bugün yaşayan küçük milletlerin dilleri kaybolmuyor. Mesela koca bir Sumer devleti, milleti ve dili yokoluyor ki bu dil İbrani Tevrat yazarının ifadesi ile "bütün dünyanın tek dili" idi (Genesis - Tekvin 11.1-2 "BÜTÜN DÜNYANIN DİLİ BİRDİ"). Çivi yazılarının ilk başarılı çözümünü yapan kişi olarak bilinen Sir Henry Creswicke Rawlinson Sumer dilinin Turani bir dil olduğunu ileri sürmüştü. Her halukarda mantık gösteriyor ki eğer normal tarihi gelişim ve devamlılık korunacaksa bu eski dillerin asla kaybolmamaları, bunların bugüne kadar yaşamaları ve bizce malum herhangi bir şekil veya diyalekt içinde devam etmeleri gerekiyordu. Uzmanlara göre 'kayıp diller' genellikle Sami veya Hint - Avrupa dilleri dışında kalan aglutinatif bir dil grubunu oluşturuyorlardı. Bu şartlara uyan birçok kayıp diller arasında olan ve muhtelif yazarlarca 'Asyanik' tabiriyle anılan Sumerce, Elamca, Etrüskçe, Urartuca ve Hurrice gibi dillerin Ural Altay dilleri grubuna bağlanması gerekmekteydi ki bu grubun Avrasyadaki yegane büyük temsilcisi Türkçe'dir. Böylece, yukarıda belirttiğimiz tarihi anomalinin tarih kitaplarından çıkarılmasını istiyorsak, bu kayıp dillerin herhangi bir şekilde veya diyalektte Türkçe ile akrabalıklarının ispatı gerekmekteydi. Biz bu noktadan hareket ederek kayıp dillerin sırrını çözmeyi başarmış, insanlık tarihinin son 5000 yılı boyunca Türk dilinin global yayılışı ve gelişimini tesbit etmiş bulunuyoruz. Çatalhöyük'te Arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilen M.Ö 6300 yılına ait Anadolu kültürünün bir Türk kültürü olduğu gösterilebilir. Prof. Mellaart'ın bulduğu iki pars rolifeyi (kitabın arka kapağı - soldaki resim; foto: Mrs. Mellaart) ile temsil edilen Ana - Tanrıçayı 6000 yıl sonra İtalya'da Etrüskler de aynen tanıyorlardı (ön kapak - sağdaki resim; foto: Editions d'art Albert Skira) ki Etrüsklerin bir Türk diyalekti ile konuştukları kitabımızda ortaya çıkarılmıştır. Ve bu 8300 yıl önceki Anadolu kültürü bir gün içinde varolmadığına göre kültür tarihi bakımından eserimizin ikinci adını "Türklerin On Bin Yılı" olarak ifade ettik. Hakiki yani yazılı Türk tarihi ise çağımızdan 5000 yıl öncesine yazının Sumerliler tarafından icadına uzanmaktadır ki Sumer dilinin de bir Türk diyalekti olduğunu göstermiş bulunuyoruz. Çok muhtemeldir ki, Sumer dili daha sonra Farsçadan ve bilhassa Arapçadan bol miktarda alıntı yaparak zamanla dil bilginlerince Akadca, Asurice, Babilce, ve Aramca ismi verilen ve Sami dil grubuna sokulan sofistike bir 'yazı dili' veya dilleri haline dönüşmüştür ki bu dilleri Osmanlı Türkçesi ile kıyaslamak mümkündür. Ayrıca İskitçe, Frigce, Truvalıların, Likyalıların dilleri, Hitit - Hattice ve Hurrice, Urartuca, ve Macarca - Fince ve Çuvaşcanın atası saydığımız Pelasg (Ogur) dili ve Hazreti İbrahim'in dili ve de Perslerin resmi dili olan Aramca ve yine Perslerin diğer resmi dili olan Elamca ve Partça dahil birçok kayıp dillerin çivi yazısı veya Arami (Fenike) alfabesiyle yazılmış eski yazıtların ve / veya bu milletlerin krallarının ve asillerinin adlarının ve bazı coğrafi terimlerinin normal Arami - Fenike fonetiği kullanmak suretiyle tercüme edilerek, esasta Türkçe oldukları ispat edilmiş böylece Yunan ve Roma'nın temellerini kuranların Türk uygarlıkları olduğu ortaya çıkarılmıştır. Aynı metotla Türkçe - konuşan milletlerin eski Çin ve Mısır uygarlıklarında büyük roller oynadıkları; Orta Asya'da ise az miktarda yazıtların incelenmesine rağmen Saka - Yüeçilerin, Sogd'ların, Eftalitlerin Türkçe konuştukları saptanmıştır. Bu uzun tarih devresinde Türk dilleri ana yapılarını oldukça iyi korumuşlardır. En uç Türk dilleri olarak gördüğümüz Macarca ve Fince bile büyük miktarda yabancı kelimeler alarak lügatlerini şişirmelerine rağmen Türkçe olan gramer yapılarını korumuşlardır. VIII. asır Göktürk yazıtlarının yeniden tefsiri ile o zamanki Orta Asya'da İpek Yolu üzerinde kökü eskilere dayanan yeni bir Budist Türk Devletinin varlığı keşfedilmiştir. XIII. yüzyıl 'Moğol' dilinin ve bugünkü 'Çuvaş' dilinin müstakil birer Ural Altay dilleri olmayıp, karakterleri, yapıları, ve kelime hazineleri bakımından Türkçe birer dil oldukları gösterilmiştir. Büyük bir Türk dünyası içinde seyahat eden Marco Polo'nun bazı Türkçe kelime ve tabirleri ilk defa bu kitapta ortaya çıkarılmıştır. Yakın zamanlarda Orta Asya'nın İsik Gölü civarında altın elbiseli bir Türk beyine ait kurganda keşfedilen bir gümüş kasenin üzerinde bulunan ve Göktürkçeye benzer bir alfabeyle yazılmış M.Ö. 5. asra ait iki satırlık bir yazıt yeniden tercüme edilmiş ve bu suretle eski Türk mezarlarında başka bir dünyaya göç eden bir beye refakat eden yakınlarının 'gönüllü' olarak ona katıldıkları tesbit edilmiştir. Eser dört kısımdır. Bölüm 1 - 6, son 1400 yılın Türk dillerini ve uygarlıklarını kısaca incelemekte, bir anlamda yeniden keşfetmektedir. Bölüm 7 - 29), asıl mevzu olan 'Kayıp Dillerin Çözümü' ile ilgilidir. Bölüm 30 - 32, eski Türk diyalektlerinin Hint - Avrupa ve ve Sami dilleri dahil diğer bazı dillere tesirlerini incelemektedir. Bu arada eski Yunancanın başlangıçta kuvvetli bir ihtimalle Yunanistan'ın eski otokton halkı olan Pelasgların konuştuğu Ogur Türkçesi üzerine inşa edildiği, Greklerin tanrı ve tanrıçalarının adlarının ekserisinin Türkçe ile izah edilebileceği gösterilmiştir. Bölüm 33, birçok coğrafi isimlerin deşifre ve tercümesine hasredilmiştir. Eser bir sonuç yazısıyla tamamlanmaktaduır. Yeni olarak Türkçe kitabın 2. Bölümü�nde iki Turfan (Tun-huang) Yazıtı'nın tercümesini, 9. Bölümü�nde Etrüsk sayılarının yeni bir analizini, Perugia Cippus Yazıtı'nın tam metninin daha doğru olarak çözümünü, yeni bir Hatip (Haranguer) yazıtının tercümesini, ve genelde Etrüskçenin çok daha ileri bir analizini, 11. Bölüm�de bir Lydia yazıtının ve meşhur Lemnos-Kaminia Yazıtı'nın çözümünü, ve 16. Bölüm'de de ek olarak Melikishvili'den alınan 120 kadar Urartuca kelimenin etimolojisini yaptım. Eserden şu önemli sonuçlar da çıkarılabilir. 1. Kürtler ve Ermeniler tarafından ilk konuşulan dil farzedilen Yafes dili aslında bir Türk dilidir. Yafes, Sam ve babaları Hazreti Nuh birer Sumerlidir yani Türktür. 2. İlyada, Şehname ve Roma şairi Virjil tarafından yazılmış olan Aeneid adlı destanların ilk önce Türk dili ile yazılmış veya söylenmiş olmaları pek muhtemeldir. Truva ve İran - Turan savaşları büyük bir ihtimalle aynı milletin (Türkler'in) iki unsuru arasında geçen iç savaşlardır. 3. İlk Girit uygarlıklarını çok muhtemelen Türkçe - konuşan uygarlıklar yaratmıştır. 4. Sumer Türkçesinde bulduğumuz alıntı kelimeler gösteriyor ki Indo-Avrupa dili olan Farsça ve Sami dili Arapça da Sumerlilerin eski dünyasında mevcut idi. 5. Arapça ve Latince dahil bütün eski alfabeler Arami - Fenike alfabesinden türemişlerdir. Göktürk alfabesi, bilhassa ince ve kalın ünlü ve ünsüz fonemleri belirleyen kendine özgün harfler eklemek suretiyle bu alfabeler arasında en mükemmeli olarak ortaya çıkar. |
| | |
| | #35 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | Yazım Yanlışları Yazım Kuralları ve Türkçe’nin Doğru Kullanımı Bir yazı ile okuyucuya mesajı doğru iletmede kaynağın önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu yüzden mesajı ileten kişi mesajını yazılı olarak iletirken bir takım yazım kurallarına uyması gereklidir. Özellikle öğrencilerin yazı yazarken yaptıkları en önemli hata, noktalama işaretlerine uymamalarıdır. * Yazılarda noktalama işaretleri bazen hiç kullanılmamakta bazen de yerinde kullanılmamaktadır. İfadelerin doğru anlaşılması için bu kurallara özenle uyulmalıdır. * Bir bilgisayar programı kullanılarak yazılan yazılarda ise boşluk konusuna dikkat edilmelidir. Örneğin, Noktadan ve virgülden önce boşluk bırakılmamalıdır. Noktadan ve virgülden sonra boşluk bırakılmalıdır. Boşluk bırakılması unutulduğunda noktanın öncesinde ve sonrasındaki sözcükler tek bir sözcük olarak algılanmaktadır. Bu da yazıların kağıt üzerindeki düzenlemesini olumsuz etkilemektedir. Parantezler açılırken parantez öncesinde boşluk bırakılmalı, açılan parantezle metin arasında boşluk olmamalıdır. Parantezler kapatılırken parantez öncesinde boşluk olmamalı, sonrasında ise olmalıdır. * Diğer bir hata türü yazım yanlışlarıdır. Sözcükler Türk Dil Kurumu’nun belirlediği kurallar göz önünde bulundurularak yazılmalıdır. * Yaygın olarak yapılan bir başka hata da sözcüklerin yanlış kullanımlarıdır. Örneğin “neden olmak”, “yol açmak” ve “sağlamak” gibi sözcükler çok farklı anlamları verebiliyorken aynı anlamda kullanılmaktadırlar. * Ayrıca bazı sözcüklerin Türkçe karşılıkları varken (genelde) farkında olunmadan yabancı karşılığı kullanılmaktadır. |
| | |
| | #36 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | Türkçe konuşalım türkçe! Oynanmasın lisanımla Oynanmasın insanımla Gece gündüz her anım la Meşgalemdir gündüz gece Her kelime hece hece Türkçe konuşalım Türkçe İki dil iki insanmış Bazıları böyle sanmış Biri Hans biri Hasanmış Biri cüce biri yüce Adam gibi Türk ol önce Türkçe konuşalım Türkçe Türkçe benim anadilim Yok olmasın dilim dilim Canım,cananım, sevgilim Hem manaca hem şekilce Denebilir hangi dilce? Türkçe konuşalım Türkçe Türkçe benim anadilim Sahip çıktım sana dilim Gönlüm senden yana dilim Dinle, kültürüm iç ice Kayıp eden hâli nice Türkçe konuşalım Türkçe Mikdat der ki sanat dilim Din, kültüre kanat dilim Bir çoğuna inat dilim Önce Türkçe, sonra Türkçe Savunurum seni Türkçe Türkçe konuşalım Türkçe! Mikdat Bal |
| | |
| | #37 (permalink) |
| ~~O da artık evLi~~ Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 10.323 İtibar Gücü: 0 | Türkçe'den Kaçanlar ve Türkçe'yi Arayanlar Londra Üniversitesi'nde Türkçe okutan bir kadın doçent, Miss Margaret Bainbridge, kaybettiğimiz Türkçeyi arayıp bulmak ve kurtarmaya çalışmak için İstanbul'a gelmiş, hakiki Türkçeyi bulabileceği çevrelerde araştırmalar yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden ve Türk Ev Kadınları Derneği'nin yardımlarından faydalanmıştır. Bu arada, İstanbul konuşmasını henüz kaybetmemiş bazı İstanbulluların konuşmalarını teybe almıştır. Nihad Sami, meseleyi şöyle değerlendiriyor: Yaptığı ve yapacağı işin ciddiyeti içinde, gayretli ve sağlam bilgili Miss Margaret Bainbridge'le biz de uzun uzun konuştuk. Türkçenin hazin kaderi üzerinde bilgi alışverişlerinde bulunduk; Türkçenin en güzel eserlerinden seçmeler yaptı k. bandlar doldurduk. Türkçenin, bugünkü çılgın gidişi karşısında İngiliz doçenti en az bizim kadar üzgün ve me'yus buldum. "Bu gidişin sonu ne olacak?. Sizin, büyük, tarih eseri olan güzel diliniz, böylece ziyan olup gidecek mi?" diyor, başka bir-şey söylemek istemiyordu. İngiltere'de Türkçe öğrenmek isteyen fakülte talebesine hangi Türkçeyi öğreteceğini şaşırmıştı. Hakiki Türkçeye ihânet etmek istemeyen bir gönülle ve böyle bir ilmî zihniyetle bizim dilimizin ulaştığı en üstün seviyeyi tesbite çalışıyordu. "Sizin Divan şiirinizin güzelliğini ve Türkçenin eski ve büyük şâirlerinizin elinde neler söylemeğe muktedir bir lisan olduğunu biliyorum. Sinan Paşa gibi, Evliya Çelebi gibi, eski nesrinizin şaheserlerini meydana getirenler de beni kendilerine bağlamışlardır. Bununla beraber, sizin hakiki Türkçe'niz, bundan 40–50 sene evvel konuşulan Türkçe ile yazan muharrirlerinizin dilidir. Ondan evvelki lisânınızın her külfeti bu sonuncuların dilinde yumuşamış, kaybolmuş. Ortaya çok güzel bir yazı dili, bir şiir ve nesir çıkmıştır. Bugünkü diliniz ise artık tamamiyle uydurma ve güzel olmayan bir dil, ne sesi, ne üslûbu kalmış, ziyan olmuş bir lisan... Kemâlini bulmuş Türkçeye nasıl kıyıyorsunuz? Bu güzel dili kısa zamanda nasıl bu kadar mahvü perişan ettiniz? Bu, akıl alacak şey değildir!" diyordu. Bizim bazı dilcilerimizin her zamanki gibi yanlış olan bir iddialarına gülüyor: "İngilizceyi öz İngilizce yapmak için cemiyet kurulduğu iddiasına..!" "—Böyle bir düşünüş. Lord Byron'ın romantizmi devrinde bir ân için çakıp geçmişti. Sonra İngilizce'nin teşekkülü öğrenilince bu romantik düşünce de tabiatıyla câzibesini kaybetti." diyor. Ve, pek tabii olarak, İngilizcenin bir imparatorluk dili oluşundan gurur duyuyor. Sözün kısası şu ki, Türkçeyi kendi inceliği ve güzelliği içinde öğrenmek isteyen âlim, şimdi Türkiye'de Türkçeyi bulmakta güçlük çekiyor. Vakit kaybetmeden ve henüz Türkiye'de dil bilir üç-beş kişi varken bizim hakiki lisânımızın sesini, şivesini tesbite çalışıyor, ölmezleştirmek istiyor. Dilimizi mahvetmeye memur insanlar ise bunun aksini yapıyorlar. Onu yıkmak ve unutturmak için ne lâzımsa, hem de, vakit geçirmeksizin yapmaya çalışıyorlar. Bizi ve dilimizi sevenlerden birisi de İtalyan Prof. Anna Masala... Vehbi Vakkasoğlu'nun sorularına cevap verirken şöyle diyor: —Gerçi, bir lisan olarak Türkçe var, kendine has bir medeniyetiniz de var.Fakat bu yeni medeniyetten önceki tarihinizi bilmek lâzım. Tam modern bir Türk olmak için eski kültürünüzü bilmeniz gerekir. Arabça bilmeyen bir adam nasıl Türkolog olabilir? Türk edebiyatına Divan edebiyatı ile başladım. Bence ileri; eski demektir, yani zaman mevzubahis değil. İleri için, yarın da diyebilirim, dün de diyebilirim farketmez. Bu sebeple Orta Asya edebiyatınızı okumak istedim. Meselâ destan edebiyatı çok mühim. Divân-ı Lügat'it Türk vs... Sonra gördüm ki, iki paralel yol var: 1) Divan edebiyatı, 2) Halk edebiyatı... Ve halk edebiyatında tasavvuf edebiyatı var. Tasavvuf edebiyatı, derya; bitmez tükenmez... Belki ölünceye kadar çalışacağım. Roma Üniversitesi'ndeyim. Talebelerim çok... Geçen sene otuzdu, bu sene daha fazla. Meselâ geçen sene Yunus Emre'yi okuttum, bu sene başka bir konudan bahsedecektim, onlara... Yok dediler. Hocam ne olur, tasavvufa bayılıyoruz yine tasavvuftan bahseder misiniz? Neden kompleks var sizde? Ben dikkat ettim şunu gördüm: Bakınız ben Avrupa'da doğdum, Mozart'ı severim, Mozart'ı severken, ben Itri'yi buldum; bayıldım O'na. Bazı Türkler, Itri'yi bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. Itri'yi misâl olarak söylüyorum. Bunun gibi birçok misâl verebilirim. Kompleks var onlarda. Bir gün bir Türk kızı bana ne dedi bilir misiniz? —Anna Masala, sen hep Itri'den bahsediyorsun. Bu Itri bitti Ben Mozart'ı severim. Ben çok sert bîr cevap verdim: —Çok affedersiniz dedim, bence sen Itri'yi bilmiyorsun kızım. Fakat Mozart'ı da anlamıyorsun. Ben, içten ve gerçek söylüyorum, o Türk kızından daha şanslıyım. Kompleks bu... Çünkü ona göre, Itri eski, ne demek eski? Bir dün olduğu gibi, bir de yarın var. Sadece bu gün olmaz. Yarın varsa, bir de dün var. Lâtince öğrendim. Tabii şimdi ben Lâtince konuşmam. Fakat İtalyanca'yı dahi öğrenmek için Lâtince okudum. Bazı Türkler sıkılıyorlar ve diyorlar ki, yüz sene önce, ikiyüz sene önce, bin sene önce başka. Elbette başka. Fakat meselâ ben Micelangelo dersem kompleks yok bende. Ama siz Sinan, daha doğrusu Koca Sinan deyince sıkılıyorsunuz. Pek anlamadım ben bunu. —Anna Masala hanımefendinin değerli sekreteri Ayşen Hanım, onun tercümeleri hakkında şunları söylüyor: —Anna hanımın son yaptığı tercümeler arasında bir Gazi Osman Paşa Marşı var. İnanın, bu gün bunun Türkçesini sekiz yaşındaki bir çocuğa veya seksen yaşındaki bir ihtiyara okuyun, onlar nasıl anlıyor, nasıl ağlıyorlarsa, hiç İtalyanca bilmedikleri halde, tercümesini de okuyunca aynı şekilde hislenip ağlayacaklardır. Çok samimi söylüyorum. İtalyanca veya Türkçe bildiğim için değil. Ben şiiri okuduğum zaman vapurdaydım. İnanır mısınız, avaz avaz bağıracaktım, nerdeyse... İtalyancayı hiç bilmeyen biri bile, Onun tercümelerini okusa, aynı duyguyu, aynı mânâyı anlayacaktır mutlaka, yani İtalyancasını okurken Türkçe'sini görecektir. Bu kadar derinlemesine hissetmiştir onları yazarken. Şimdi bir de meseleyi başka yönden ele alalım... Sovyet Rusya'nın kurulduğu yıllarda, zamanın en büyük İlimler Akâdemisi olmasına çalışılan "Şu'ra Cumhuriyetleri İlimler Akademisi "ne bir vazife verilmişti. Buna göre, akademi, Rusça'yı öz Rusça hâline getirmek için ne yapmak gerektiğini araştıracak, neticeyi bir rapor hâlinde Rus hükümetine verecekti. Bu rapor çok ciddi araştırmalardan sonra, yine çok ciddi şekilde hazırlandı. Raporda hülâsa olarak şu neticeye varılıyordu: "Rusça'yı Öz Rusça yapmak mümkün-dür.Ancak bunun için Rusçada kullanılan kelimelerin yüzde yetmişbeşini terk etmek ve yerlerine yeni kelimeler bulmak gerekir." Bu rapor Rusça için derhal hasıraltı edildi. Fakat aynı rapor, Moskova'nın dış siyasetine yaman bir ışık tutmuş oldu: Madem ki bir dili öz dil yapmaya çalışmak, o dile bu derece yaşayan kelime kaybettiriyor; geçmişle, kökle, inançlarla alâkayı kesiyor, şu halde bu sistem diğer müsait ülkelerde tatbik edilebilirdi... Bu tatbikata ışık tutan bir hâtıra: Peyami Safa kendisine "sosyal, spontane, koordinasyon, icmâl, tecessüs, hulâsa ve hâdise.." kelimeleri yabancı olduğu hâlde niçin kullandığını soran okuyucusuna bir hâtıra ile cevap veriyor: "Rahmetli Hüseyinzâde Ali bir gün Rusya'da bir tiyatro locasında, Rus lisaniyatçılarından biriyle Türkçeden bahsediyormuş. Rus âlimi Türkçenin yabancı kelimelerden mürekkep olduğu için kendi kendine yeten, müstakil bir dil olmadığını söylemiş. Hüseyinzâde Rus'a sormuş: —Söyler misiniz? Rusya'da tiyatroya ne derler? —Tiyatro. —Oynayanlara ne derler? —Aktör. —Sahne tertibatına? —Mizansen. —Piyesi fısıldayana? —Süflör. —Sahnenin resimlerine ve eşyasına? —Dekor. —Bunlar Rusça mı? —Hayır!" Şimdi biz de okuyucuya soralım; "Niçin otomobil, telefon, elektrik, fabrika, tank, mitralyöz, vapur, tren?.. Bunların Türkçesi yok mu?" Gene biz cevap verelim: Bunların da Türkçe'si yok. Tren trendir. Bu zarureti daha fazla münakaşaya vaktimiz yok. Sonra medeniyet trenini kaçırırız. Derleyen: Safvet Senih |
| | |
| | #38 (permalink) |
| yalnız prenses Kayıt: 25.08.2007
Mesajlar: 79 İtibar Gücü: 8 | böyle bir konu için thanks cem |
| | |
| | #39 (permalink) |
![]() Bir VarMışmış-Bir YoKMuşmuş Kayıt: 26.07.2007 Yaş: 23
Mesajlar: 584 İtibar Gücü: 12 | Turkcemiz Turkche'leşiyor !!! Elimizden geldiği kadar Türkçemizi düzgün kullanalım. Eğer Türkçemizin Yıl 2026 Türkçe'miz Nasıl Bir Bakın.... konusundaki gibi olmasını istemiyorsak biraz daha duyarlı davranmalıyız. Bazı örnekler veriyorum şimdi ![]() güzel erkek “Güzel” sözcüğü nitelendirme sıfatı olarak kadın, kız ve çocuklar için kullanılır. Erkek için “yakışıklı” sözcüğü daha doğrudur. Bu yanlış kullanım “kadınsı bir güzelliği olan erkek” anlamını doğurur. korkunç güzel “Çok güzel, olağanüstü güzel, fevkalâde güzel, nefes kesecek kadar güzel, harikulâde güzel” gibi söyleyişler varken “korkunç güzel” demek doğru değildir. hayret bir şey “Hayret” sözcüğü Türkçede ya ünlem olarak ya da “hayret etmek” şeklinde bir birleşik sözcük olarak kullanılır. Bu nedenle “hayret edilecek bir şey” demek daha doğrudur. ![]() Saat 05.00 gibi gelirim. “Gibi” sözcüğü bir benzetme edatıdır. Benzetme edatları, bir şeyin bir başka şeye benzetilmesi sırasında anlatımı tamamlayıcı bir görevle kullanılırlar. “Saat beşte, beşe doğru, beş civarında, beş sularında” gibi seçenekler varken “beş gibi” kullanılışı uygun değildir. yakinen tanımak yakin = (Arapça) sağlam bilgi, iyi, kat’i olarak bilme Dolayısıyla “yakinen tanımak” yerine “yakından tanımak” demek gerekir. istihbarat almak “İstihbarat”, “haber ve bilgi alma, duyma” anlamlarına gelen “istihbar” sözcüğünün çoğuludur. Dolayısıyla “istihbarat” zaten haber alma anlamını taşıdığı için “istihbarat almak” yanlış bir kullanımdır ![]() görmemezlikten gelmek Konuşma veya yazı dilinde sık sık karşılaşılan hatalardan biri de iki olumsuzluk ekinin üst üste getirildiği –mAmAzlIktAn gelmek yapısıdır. Ekte iki olumsuzluk eki bulunmaktadır. “Görmemezlikten gelmek” örneğinde, gör- eyleminin me- eki ile olumsuz çatısı kurulmuş; ardından bu olumsuz çatının üstüne olumsuz sıfat fiil eki –mez ve isimden isim yapma eki –lik getirilmiştir. Dil bilimde ek yığılması olarak tanımlanan bu ifadenin yerine, -mazlıktan / -mezlikten gelmek yapısının kullanılması uygun olacaktır. tayin olmak “Atama” anlamındaki “tayin”, ancak “etmek, edilmek, olunmak” yardımcı fiilleriyle veya “tayin-i çıkmak” yapısıyla kullanılabilir. Aynı şekilde, iptal olmak, kaydolmak, keşfolmak, tahrip olmak vb. birleşik eylemlerin uygun kullanılışı iptal olunmak, kaydolunmak, tahrip edilmek vb. dir. yazılı metin Metin, zaten yazılı olduğundan ilk sözcük gereksizdir. ![]() bedbaht Nutuk’ta geçen sözcük “fenalık, kötülük isteyen” anlamlarına gelen “bedhah”tır. Ancak zaman zaman Nutuk okunurken “bahtsız, kötü bahtlı” anlamlarına gelen “bedbaht” sözcüğü kullanılmaktadır. delâlet Nutuk’ta geçen sözcük “doğru yoldan sapma” anlamına gelen “dalâlet”tir. Ancak zaman zaman Nutuk okunurken “yol gösterme, kılavuzluk” anlamlarına gelen “delâlet” sözcüğü kullanılmaktadır. fen ve sosyal bilimler Yapıca farklı iki tamlamayı bu şekilde birleştirmek, bir anlatım bozukluğudur. değişik versiyon Fransızcadan dilimize giren versiyon ‘değişik biçim’ anlamındadır. Doğal olarak ‘değişik’ sözcüğüne gerek yoktur. Ayrıca ‘versiyon’ için ‘sürüm’ sözcüğü önerilmiştir. Türkçesi Varken Yabanı, Yabancısı Niye? deniz sahili ‘Kıyı, yaka, yalı’ anlamındaki ‘sahil ’sözcüğü, denize değil; kara parçasına, örneğin adaya ait olmalıdır: ada sahili gibi. fikrini kanıtlamak Fikir (düşünce), ‘edinilir, danışılır, verilir, yorulur, çelinir, kabul edilir’; ancak kanıtlanmaz. “Hayat kısa, sanat uzundur.” Eski bir Yunan düşünürüne ait vecizenin çevirisinin doğru Türkçe olduğunu söylemek oldukça zor. Kısacası, sanatın uzunu, kısası olmaz. Bir dildeki anlamca uyumlu öğeleri bir başka dile anlam ve anlam ve üslûp kaybı olmadan aktarmak gerektiğinde, buna benzer sorunlar ortaya çıkabilir. râkip Bu sözcükteki /a/ ünlüsünün özellikle sporseverlerce yanlış telâffuz edildiği görülüyor. “râkip” şekliyle eski dilde ‘binen, binici’ anlamına gelir. “Herhangi bir işte, bir yarışta, birini geçmeye çalışan, aynı şeyi elde etmeye çalışan kimse” anlamına gelen sözcük, kısa /a/ ile söylenmelidir. süre / süreç Sesçe benzeşen bu sözcükler doğru anlamlarıyla kullanılmadığı takdirde anlatımdaki ince ayrımlar da ortadan kalkacaktır. Türkçe Sözlük’te “süre”, ‘zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet’ anlamındadır. “Süreç” ise ‘aralarında birlik olan veya belli bir düzen içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay veya hareketler dizisi’ olarak tanımlanmaktadır. direk Türkçe “dire-” ‘bir şeyi dikine koymak, dikmek’ eyleminden türetilen “direk” ile, İngilizce “direct”ten dilimize geçen “direkt = doğruca, duraksız, doğrudan” sözcüğünün zaman zaman karıştırıldığı görülmektedir. nüans farkı Özellikle, yabancı dillerden yapılan alıntılar, anlamları tam olarak bilinemediği takdirde yanlış kullanılmaktadır. Fransızca “nuance” sözcüğü mecazen “fark, ayırtı” anlamındadır. Doğal olarak “nüans farkı” ifadesi hatalıdır. güzergâh üzerinde “Geçilen, geçilecek yer, yol” anlamındaki Farsça kökenli “güzergâh”tan sonra “üzerinde” sözünü getirmek yanlıştır. Çünkü sözcüğün köküne (güzer = geçme, geçiş) gelen “-gâh” yer veya zaman bildiren bir ektir. kontrolsuz Ünlü uyumlarına uymayan yabancı sözcüklerde son hecenin art/ön oluşuna göre art veya ön ünlü ek gelir (televizyon-lar, bone-ler). Ancak bazı yabancı kökenli sözcükler, ait oldukları dilin kimi ses özelliklerinden dolayı bu kuralın dışında kalır. Bandrol, kontrol, mol, bol (içki), parabol, sol (nota) vb. örneklerdeki palatal /l/ sesi ön sıradan (ince) söylenir. Dolayısıyla bu sözcüklere ön ünlülü ekler getirilir (bandrol-ü, kontrol-süz, mol-den, bol-ü, parabol-den, sol-e vb.) mütehassıs – mütehassis “Husus” kökünden gelen “mütehassıs”, ‘ihtisası olan, bir işin bir şubesini çok iyi bilen, uzman’; “hiss” kökünden gelen “mütehassis” ise ‘hislenen, duygulanan’ anlamındadır. Bu farka dikkat edilmesi gerekir. geçerlik, güvenirlik mi; geçerlilik, güvenirlilik mi? Türkçe Sözlük (TDK, 1998)’te geçerlik = 1. Yürürlükte olma, değerini sürdürme, revaç: Bu para geçerlikten kaldırıldı. 2. Sürümü olma durumu: Bu malın geçerliği kalmadı. geçerlilik = 1. Geçerli olma durumu, geçerlik 2. Fel. Bir kavramın, bir yargının mantık veya anlamı ve değeri bakımından onaylanabilir olması güvenirlik = Güvenilme durumu, güvenilir olma durumu güvenilirlik = Güvenilir olma durumu Bu açıklamalara göre bu sözcükler arasında “geçerlilik”in Felsefe’de ayrı bir anlamı olması dışında bir fark yoktur. “Yeterlik” ve “yeterlilik” çiftinde ise anlam yükü birincidedir. Yeterlilik yalnızca ‘yeterli olma’ durumudur. atıyorum Son dönemlerde sıkça yapılan bir yanlış. Türkçede “atmak” sözcüğü argo’da ‘bilmeden, kestirerek söylemek’ anlamındadır. Burada iki yanlış görülüyor: İlki, argo sözcük kullanmak, ikincisi bilmeden konuşmak. Hâlbuki kastedilen yalnızca örneğin demek. akıbetin sonu “akıbet”, “son, kötü son” demek olduğundan bu iki sözcük yan yana kullanılmamalıdır. Yani “Bu akıbetin sonu ne olacak?” demek yerine “Bunun sonu ne olacak?” demek gerekir. Alıntıdır.... .... |
| | |
| | #40 (permalink) |
![]() dikkat çatlak var! Kayıt: 15.01.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 1.432 İtibar Gücü: 47 | Kendi dilimiz kullanmak bu kadar zor olmamalı,gücümüze gitmemeli Türkçe kullanmak Türkçe yazışmak. İlk bakışta duyarsızlık gibi görünse de bu kullanımların çoğu bilinçsizliktendir bence.Yukarıda anlatılanların çoğu çok basit anlatım bozuklukları.Orta seviyede bir eğitim almış herkesin çok rahat farkedebileceği şeyler.Bilinmiyor olsa da öğrenilmesi çok zor olmayan şeyler.Ama daha tehlikeli olanı bilindiği halde yanlış kullanılması, hatta bu kullanımın tarz haline getirilmeye çalışılması. Tabiki bilinçsizliğin yanında biraz duyarsızlık biraz özenti de var.Bugünlerde messenger da kullanılan dili anlayamaz oldum.Kısaltmalar,harf düşürmeler,şirin görünsün diye harfleri değiştirmeler vs. Sadece dilimizi kullanırken biraz daha özen göstermemiz sorunu çözer bence. Yeter ki TÜRKÇE KONUŞALIM-TÜRKÇE DÜŞÜNELİM-TÜRKÇE SEVELİM... Konu için teşekkürler yolcu |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| hahahahahahahahahahahaha, türkçe thurkceleşmesin, türkçemize sahip çıkalım |
LinkBacks (?)
LinkBack to this Thread: http://www.2de1.com/turkiye.hakkinda.genel/34342-turkcemizi.guzel.kullanalim.koruyalim.kampanyasi.html | ||||
| Gönderen | For | Type | Tarih | |
| .: ÇIKRIK KÖYÜ FORUM :.: Türkçemizi Güzel Kullanalım , Koruyalım | This thread | Refback | 22-08-2007 20:15 | |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| """Bir Aile 30 Yıl Boyunca Her 26 Kasım da Fotoğraf Çektirmiş""" | Law | Fotoğrafçılık ve Resimler | 50 | 29-03-2009 18:54 |
| """"Sevabını 12 Bİn Melek Yazmakla Bitiremiyor""""" | NuR-u HüdA | Dini Konular | 32 | 19-10-2008 23:22 |
| " Sendeki " beni " öldürebilirsin lakin bendeki " seni " asla ! " | **Zerd@** | Paylaşmak İstedikleriniz | 8 | 25-05-2007 16:00 |
| Ey Güzel Dilim "TÜRK"ÇEM" | YoRquN | Paylaşmak İstedikleriniz | 5 | 03-02-2007 21:15 |
| """güzel Modifiyeli Clio""" | dj strafe mcgun | Modifiyeli Araçlar | 0 | 20-11-2006 00:04 |