HIZLI ARAMA
| Şiir Köşesi Şiir aşıkları; buyrun.. En güzel sözler buraya.. |
![]() |
| | #11 (permalink) |
| Kayıt: 13.06.2006 Yaş: 15
Mesajlar: 2 İtibar Gücü: 0 | BENİM RABB'İM ANIYOR MUSUN Canım sıkkın ve durgunum Olmalı mıyım Nasıl olmam ki sensizim Yaşarım yokluğunu İstemeyişlerine kırılır içime atarım Amansız hastalık gibisin Yaşayamıyorum Anlamıyorsun beni değil mi Sensiz olamıyorum Seni kaybetmeyi göze alabilsem Alamıyorum Yaşamın tadını kaybedeli çok oldu Günlere kısa demesinler sakın Bana günler ay oldu Sevmemem gerek belki Ama anlamıyor bu gönül Laf dinlemiyor Anlıyor musun Gitmelerine gücenir bu gönül Özler, bir resmini görmek ister Hatırasını canlandırmak Bulamaz yine kırılır içine atar Bir gün Bu deniz taşarda Sularında bu gönül adasını istila ederse Bu ada boğulmaya razı Sularında kaybolup gitmeye istekli Tusunami’sini beklemekte Anlıyorsun değil mi Ethem Turan |
| | |
| | #12 (permalink) |
| Kayıt: 13.06.2006 Yaş: 15
Mesajlar: 2 İtibar Gücü: 0 | BENİM RABB'İM BENİM RABB'İM Benim Rabb’im benim Rabb’im; Sen’den başka yoktur Rabb’im! Dostluğunda vefa gördüm; Sen’in vefan çoktur Rabb’im! Kapında bendeler Sen’in, Muradı Sen’sin cümlenin, Aradan kaldır hicabı, Görsünler cemâlin Rabb’im. Ma'rûfsun bilinmez Zât’ın, Herşeyi kaplamış tahtın; Görenler görmüştür Sen’i, Gözsüzlere pinhân Rabb’im! Bildim diyenler aldandı, Bilmeyenler nâra yandı; Gönlümde kenzen bilindin; Âşıklara sübhân Rabb’im! Ruhlara ışıktır adın, Meclislere huzûr yâdın, Ariflerin son durağı, Dertlilere derman Rabb’im! Cürmüm pek çok yok tâatim, Belki yaklaştı saatim, Etmezsen inâyet eğer Kimden ola gufran Rabb’im! Fethullah GÜLEN |
| | |
| | #13 (permalink) |
| Kayıt: 22.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1.440 İtibar Gücü: 17 | Ynt: BENİM RABB'İM Dedim ki ben sana vurgunum Gündüzüm seninle Gecem seninle Dedi ki benden ne istersin ki Gecende varsam Gündüzünde varsam senin için Aşk senin Sevda senin Ne dilersen yaşa Dedim ki bir sevdalı bakışına durur bu yüreğim Kendine katmak ister bir gülümseyen bakisini Dedi ki sevda ise yaşamak istediğin Nedir benden beklediğin Sevdayı mi yaşamak dileğin Ben miyim almak istediğin Dedim ki ben bir ateşim Ateşimi büyüten bir sevdalı sözün Dedi ki sevda bir deli rüzgardır Nereye eserse oraya gidersin Tutamazsın elinle Veremezsin yönünü Ben sana beni sev dedim de mi sevdin Beni sar dedim de mi sarmak istedin Neden istersin benden bunları Dedim ki ben bir deniz Sen beni besleyen nehir Kurur kalırım akışın olmazsa Dedi ki ben bir deli nehir olsam Arasam beni kendine katacak bir deniz Akar miyim bensiz kuruyacak bir denize Ben sonsuzdan akar dururum Varır mıyım sonsuzluğu barındırmayan denize Dedim ki ben kor karanlıklarda bir yürek Sen doğan günsün beni aydınlatacak Dedi ki kendi aydınlığını yaşayamayana Ne verir gündoğumu Dedi ki aşkının ışığında aydınlanmamışsan sen Neyler benim ışığım sana Ne verirsin bana Hangi ışığı bağışlarsın yüreğime Sen kör karanlıklardayken Dedim ki ne istersin benden Sevdana talibim Dedim ki isteğin emirdir Dileklerin benim isteklerimdir Dedi ki hiç bir şey isteme benden Bırak rüzgarım bulsun kendi yönünü Eseceksem senden yana Delice olmalı esişim Akacaksam senden yana Sonsuz bir koşu ile olmalı Kavuşacaksam sana Delice bir kayboluş olmalı birbirimizde Dedi ki isteme hiç bir şey İsteklerin isteksizlikler denizinde boğuşur önce Kendin için önce sev beni Dedi ki isteme bir şey benden Sev önce kendini Kendi ışığında aydınlat yüreğini Kendi yüreğinde kendini gör önce Görünce kendini kendi yüreğinde Göreceksin o zaman kendi yüreğimdeki seni İsteme benden hiç bir şey Yüreğini büyüt sevdanla Yüreğin senden sana akacak sevda ile beslensin önce O zaman kendi yüreğinde göreceksin beni O zaman saracaksın beni yüreğindeki her zerrenle O zaman alacaksın sevdamı yüreğine |
| | |
| | #14 (permalink) |
| Kayıt: 22.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1.440 İtibar Gücü: 17 | Ynt: Necip Fazıl'ın Efendisine Yazdığı EFENDİM Şiiri Kaybolup gittin, gecenin karanlığında, Gelirim demiştin, sımsıcak kollarıma, Vuslat kokusuna gerçekte doymasan da, Aşk düşlerde, retlere alıştık nasılsa... Şimşekler çakardı umutlu gözlerimden, Sitemler akardı, bal akan dillerimden, Suskun kalışımın müsebbibi olsan da, Gerçekler dökülür, sevgili kalemimden... Seni rüyalarıma gir diye sevmedim, Hovarda gecelerde düşünle yetindim, Ölürcesine sevip, aşk ile sarsan da, Yine de kalbine vuslatı yazamadım... Umut çiçeği ekip durdun yüreğime, Yemin içtin, haince sattığın sevgime, Umarsızca sarıp, resimlere baksan da, Hicran fermanı yazılır ta benliğime... Sebebini sen bilirsin hırçınlığımın, Kılıcımı sen bilersin kızgınlığımın, Gözyaşları döküp, ağzınla kuş tutsan da, Hükmünü çekersin elbet azgınlığının... Can parçası için ne yapsın kahpe felek, Dünyam karardı, yok olsun mamelek, Fahişe gecelerde kahpece vursan da, Mevlandan bulasın sahibim diyerek... Hatırlarsın, son nokta dedirten olguyu, Tanrı soracak gerçi verdiğin duyguyu, Mahşere dek yüreğimden af dilesen de, Muratsız zemzem bile acı hicran suyu... Umut hesabını mahşerde mi yapalım? Yoksa namus sahnesinde mi savaşalım? Murat adıyla ta can evimden öpsen de Sızım dinmez, ahrette mi hesaplaşalım? |
| | |
| | #15 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 27
Mesajlar: 163 İtibar Gücü: 13 | Ynt: ¤ Dini ŞiirLer ¤ YA RASULALLAH Firkatin acısına can dayanmaz, Bir gece geliver , Ya Rasulallah. Tabibler yarama çare bulamaz, Derdimin dermanı , Ya Rasulallah. Kalplerin bağı , gönlümün huzuru, Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu, Yüzün güneş , rayihan gül kokusu, Sen ayın ondördü , Ya Rasulallah. Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin, Ulvi bir nasip , yegane rehbersin, Hürmetle beklenen gül misafirsin, Sen bahar müjdesi , Ya Rasulallah. Ilgıt ılgıt esersin gönüllerde, Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde, Sevgin büyüdü , devleşti kalplerde, Sevgini çok görme , Ya Rasulallah. Yoktur mislin , vücud-i mübareksin, Gidilecek yol , en parlak çizgimsin, Ummanlar gibi en derin fikrimsin, Salat , selam sana , Ya Rasulallah. |
| | |
| | #16 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 24
Mesajlar: 3.427 İtibar Gücü: 51 | Ynt: Necip Fazıl'ın Efendisine Yazdığı EFENDİM Şiiri Günes Mı Dogar Hayır Bu Senın Gelısındır Gel Bu Evrenı Evren Topragı Toprak Kılmak Senın Isındır Gel Topraklar Ve Dudaklar Catladı Nasıl Ansınlar Adını Rahmet Kıl Ey Sevgılı Bır Damla Su Gönder Gel Kavruldu Cıcekler Menekse Boynunu Büktü Bınlerce Yıl Böylece Senı Ve Buyrugunu Bekledı Artık Yeter Gel Taslar Tas Olmaktan Bıktı Toprak Toprak Olmaktan Kurdugumuz Bunca Yapılar Cöktü Cökecek Gör Gel Güc Netsın Soluk Netsın Senden Gelırmıs Hepsı Acı Bu Son Soluktur Bır Bengısu Ver Gel Günesı Gönderme Bıze Ey Sevgılı Sen Dog Bızı Isıtamaz Oldu Artık Baska Güneseler Gel Yetmez Mı Bekleyıslerı Gül Tomurcuklarının Ne Bülbül Ne Gül Kaldı Gelmedı Bahar Gel Güller Yıne Tomurcuktur Izın Ver Acsınlar Günlerce Gül Yüzün Görmek Icın Bekler Gel Senı Nasıl Cagırsak Bıze Bır Ses Ver Ey Sevgılı Bız Bunca Toplandık Bunca Yürek Senı Bekler Gel Osman Sarı |
| | |
| | #17 (permalink) |
| Kayıt: 19.06.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 25 İtibar Gücü: 0 | Mevlana Celaleddin Rumi Şiirleri Mevlana Celaleddin Rumi Şiirleri - 1 AĞIT Göz gamın ne olduğunu bilseydi, gökyüzü bu ayrılığı çekseydi, padişah bu acıyı duysaydı; göz gece demez gündüz demez ağlardı, gökler yıldızlara, güneşle, ayla gece demez gündüz demez ağlardı. padişah bakardı ününe, tacına, tahtına, tolgasına, kemerine, gece demez gündüz demez ağlardı. Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı, uçan kuş avlanacağını bilseydi, gerdek gecesi bu özlemi görseydi; gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı, uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı, gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı. Zaloğlu bu zülmü görseydi, ecel bu çığlığı duysaydı, cellâdın yüreği olsaydı; Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı, ecel bakardı kendine ağlardı, cellât, yüreği taş olsa, ağlardı. Kumru, başına geleceği duysaydı, tabut, içine gireni bilseydi, hayvanlarda bir parça akıl olsaydı; kumru selviden ayrılır ağlardı, tabut omuzda giderken ağlardı öküzler, beygirler, kediler ağlardı. Ölüm acılarını gördü tatlı can, koyuldu işte böyle ağlamaya. Olanlar oldu, gitti dostum benim. şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var. öylesine topraklar altında kalmışım ALLAHIM BU VUSLATI HİCRAN ETME Allahım bu vuslatı hicran etme Aşkın sarhoşlarını nalan etme Sevgi bahçesini yemyeşil bırak Bu mestlere bahçelere kasdetme Dalı yaprağı vurma hazan gibi Halkını başı dönmüş zelil etme Kuşunun yuvasının ağacını Yıkma da kuşlarını perran etme Kumunu ve mumunu karıştırma Düşmanları kör et de şadan etme Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır Onların işlerini asan etme İkbal kıblesi yalnız bu halkadır Umut kabesin öyle viran etme Bu çadır iplerini öyle katma Çadır senindir eya sultan etme Yok dünyada hicrandan daha acı Ne istiyorsan et de onu etme BAHAR Sevgili tutmuş yularımdan beni, develer gibi habire çeker. Esrik devesini böyle nereye götürür, böyle hangi katara? Hem canımı çiğnedi benim o, hem bedenimi çiğnedi. Gönlümü bağladı benim o, kırdı şişemi. Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem, nereye götürür beni. Sevgili takar beni oltasına, atar karaya balık gibi. Sevgili kurar gönlüme bir tuzak, avcıdan yana çeker sürür beni. Bakarım tabiat başlar büyük işine: Bulutlar gelir uzaktan katar katar, küme küme. Bulutlar sular ovaları. Bulutlar yürür dağlara doğru. Uyanır açar gözlerini yeryüzü. Gökler çalar davulunu. Dalların gönlüne çeker gülün özü en güzel kokusunu baharın. Tohumun gönlü başlar vermeye tohum. Ağaç durmadan söyler, döker içini. BAŞKA YARINLAR Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, bugün dudağında başka bir tad var, boyunda başka bir yücelik. Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş. Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle, bir başka kavga var dünyada senin yüzünden, dünyada bir başka gidiş Biz senin gözlerinden gördük arslanlara meydan okuyan o ceylanı, Başka bir ovası var o ceylanın bugün iki cihandan da dışarı Seven insanın ayağı mı yok, işte ona ölümsüzlük kapandı. Yukarlarda onunla uçar gider. Gözlerinin denizinde onu arama. Oinci bir başka denizde. Bakarsın bugün sever bu yürek, yarın sevilir bakarsın. Yüreğimin özünde başka yarınlar var. BERİ GEL Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte. Ne diye bu direnme böyle, ne diye? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye? Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek, Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye? Zengin yoksulu hor görür, ne diye? Sağ soluna yan bakar, ne diye? İkisi de senin elin, ikiside, Peki, kutlu ne, kutsuz ne? Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. Başımız da tek, aklımız da tek. Ne diye iki görür olup kalmışız İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye? Sen habire gevele dur bakalım, Habire 'Usul boylu birlik çam ağacı' de, Sonu nereye varır bunun, nereye? Şu beş duyudan, altı yönden Varını yoğunu birliğe çek, birliğe. Kendine gel, benlikten çık, uzak dur, İnsanlara katıl, insanlara, İnsanlarla bir ol. İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz. Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane. Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini. Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini. Tertemiz can canlığını işler, canlığını. Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini. Ama sen canı da bir bil, bedeni de, Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine, Hani bademler gibi, bademler gibi. Ama hepsindeki yağ bir. Dünyada nice diller var, nice diller, Ama hepsin de anlam bir. Sen kapları, testileri hele bir kır, Sular nasıl bir yol tutar, gider. Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak, Can nasıl koşar, bunu canlara iletir. BİR GECECİK Bir gececik uyuma, ne olur. Ayrılık kapısını çalma bir gececik. Bir gececik dostların gönlü olsun, ne olur sabahı et bir gececik. Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun, kör olsun şeytan bir gececik. Dünyayı güzel kokular sarsın bütün. Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara. Sofrandakiler dirilsin bir gececik. Bir gececik uyuma, ne olur. Ayrılık kapısını çalma bir gececik. Bir gececik ata bin, meydana gel. Gönüller bir gececik rahat olsun, göğüsler meydana dönsün bir gececik. Yeniler giyinelim biz kulların. Musa gibi sen bir sopa al eline. Sopa bir anda elinde yılan olsun. Süleyman gibi sen karıncaların yanına var. Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun. Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın. BİR OLUR MU? Biri geldi, hoca Senai öldü dedi. Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim. Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim. Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim. Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim. Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim. O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü. Bir arpaya sayardı iki cihanı. Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün, fırlattı toprağa attı. Aldı götürdü akıl denen şeyi. Yanlış laf mı ediyoruz ne? Kimsenin bilmediği bir can daha vardı, bağışladı gitti o canı sevgiliye. Saf şarap tortu koyvermişti. Safı tortunun üstüne çıkmıştı, arınmıştı tortudan. Günlerden bir gün, azizim, yolda birbirlerine rastlamışlar, birlikte yolculuk etmişlerdi, bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li, bir de rum ülkesinden biri. Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul? Elbet yollar ayrıldı bir gün. her biri kendi yurduna gitti. BİRLİĞE ULAŞ Beri gel, daha beri, daha beri. Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye dek? Sen bensin işte, ben senim işte. Ne diye bu direnme böyle, ne diye? Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye? Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek, ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye? Zengin yoksulu hor görür, ne diye? Sağ soluna yan bakar, ne diye? İkisi de senin elin, ikiside, peki, kutlu ne, kutsuz ne? Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. başımız da tek, aklımız da tek. Ne diye iki görür olup kalmışız iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye? Sen habire gevele dur bakalım, habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de, sonu nereye varır bunun, nereye? Şu beş duyudan, altı yönden varını yoğunu birliğe çek, birliğe. Kendine gel, benlikten çık, uzak dur, insanlara karıl, insanlara, insanlarla bir ol. İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz. Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane. Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini. Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini. Tertemiz can canlığını işler, canlığını. Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini. Ama sen canı da bir bil, bedeni de, yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine, hani bademler gibi, bademler gibi. Ama hepsindeki yağ bir. Dünyada nice diller var, nice diller, ama hepsin de anlam bir. Sen kapları, testileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar, gider. Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak, can nasıl koşar, bunu canlara iletir. BİZİM CANIMIZA GELSİN Hastalıklar senden uzak olsun, ey canlarımızın rahatı, ey gören gözümüz, kem gözler senden uzak olsun! Bedenin sağlam olsun, ay yüzlü güzel, gölgen başımızdan eksik olmasın! Gül bahçesine benzeyen yüzün, o gönül otlağımız, ovamızın yeşilliği, nasılsa hep öyle kalsın, hep öyle taze, yeşil. Bizim canımıza gelsin senin bedenine gelen ağrı. BU AYRILIK Kusuruma bakmayın benim, dostlar, bağışlayın beni. Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm, deli divane olmuşum. Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, çok uzaklardan geçen bir hayal gibi. Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben. Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel. Ne varsa şu ırmağın içinde var, soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi. Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri. Bu ırmakta ne ölmek var bize, bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret. Durma, çabuk gel, gelmem deme. Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, senin şânına sadece gelmek yaraşır. BU ŞİİR ONDAN UTANIYOR Bu ne güzel koku böyle, bu ne güzel koku. Gül bahçesinden yoksa gelen o mu? Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu? Bu ne güzel koku böyle, bu ne güzel koku. O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor, yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne? Bu nasıl yüz böyle, bu nasıl ışık? Bu nasıl ay böyle, bu nasıl güneş? Mağradan mı çıktı, dağdan mı iniyor, o yalnızlığın adamı, o dost? Boş yere arama şarap testisini sen. Koklama onun ağzını sen boş yere. Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu; dostum, onu sen kendin gibi belleme. Yolda o yapayalnızsa ne olur? Başında sarık yoksa ne çıkar? Ne bundan güneşe bir leke olur, ne ayın gösterişine zarar. Bu gece uyuma dostum, uyuma. Bir kolayına getir onu bul. Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o. Bu gece uyuma dostum, uyuma. Biz duvara asılı duran resimleriz. Bizi yapan ressamın varlık şavkı duvarın üzerine bir vurdumu, bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız Onun selvi boyu bir göründü mü, bakarsın dünya güllük gülistanlık. Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi. bakarsın kıyamet koptu gitti. Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o. Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi. Sustum artık ben, sustum artık Bu şiir utanıyor ondan. |
| | |
| | #18 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.864 İtibar Gücü: 50 | Ynt: ¤ Dini ŞiirLer ¤ KIRK YAŞINDASIN Rahmetini umarak Günahkar bir dille; Allah azze ve celle Ya rasulallah, Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden, Kalbimizden seyrediyoruz seni. İşte Bir yaşındasın, Beni sa'd yurdundasın Sana süt anne olmadı kadınlar Bu yüzden dargın bulutlar Bir damla yağmur indirmiyor Kıtlık hüküm sürüyor beni sa'd yurdunda Minicik bir bulut var gökyüzünde Sana aşık... Ayrılmıyor başucundan Ve insanlar yağmur duasında... Hz.halime kucağına alıyor seni Yeryüzünde bir gölgelik...seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde Sana meftun, sana kilitli... Ve dua eden rahibin kucağındasın Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da Ama sen unutmuyorsun Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına Büyüyor, büyüyor... Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini Çoğusu bilmiyor seni... Altı yaşındasın Medine-i münevvere yolundasın Yanında aziz annen ve ümmü eymen Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında Sonra yolda, ebva'da öksüzlük karşılıyor seni Mekke'ye annesiz giriyorsun Abdulmuttalip bir başka seviyor seni Ebu talip bir başka seviyor Ya rasulallah Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva'ya Kaç gece anne diye hıçkırdın Efendim! Senin yerine de anne dedik annemize Senin yerine de baba dedik Yirmi beş yaşındasın Ve bambaşkasın Kimse sana denk değil Şefkat yayıyor kokun Güven veriyor sesin Sen muhammed-ül emin' sin Otuz üç yaşındasın Dalga dalga rahmet var Otuz beş yaşındasın Hadi gel bekletme yar İniltiler çalıyor kapısını göklerin Hadi gel bekletme yar Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin... Hadi gel ey yâr! Nurdağına davet var İşte Kırk yaşındasın Hira nur dağındasın Cibril iniyor göklerden Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın Karanlık gecelerimize sabahsın Sen nebiyullahsın Sen habibullahsın Sen rasulullahsın Niye incittilerki seni sultanım Niye işkence yaptılarki sana Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar Himayesiz kaldın diye mi Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne " amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin " diyişin Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza Başına pislikler saçılıyor Başlar feda o mübarek başına Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla " bu koşan kimdir " diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim? Ve cevap veriyor biri: Muhammed' in kızı fatımatüz-zehra Velilerin anası... Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın Sana yeryüzünde en çok benzeyen Gülmesi sen, ağlaması sen " ağlama kızım " diyişin geliyor aklımıza Niye çıkardılar ki yurdundan seni Himayesiz kaldın diye mi Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni Seni yetim bulup barındıranı Seni alemlere rahmet kılanı Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun "seni bizim elimizden kim kurtaracak" diyorlardı Sen, Sen " allah! " diyordun Allah azze ve celle Semayı haşyet kaplıyordu Sen " allah! " diyordun Arş-ı Âla titriyordu Bedir' de " allah! " diyordun Üç bin melek iniyordu alaca atlarda Yüz yirmi beş bin sahabi : " anam babam sana feda olsun " diyordu Ya rasulallah Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun Neccar oğulları'nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi " beni seviyor musunuz " diye sormuştun onlara " seni çok seviyoruz ya habiballah " demişlerdi Sen de: " allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum" demiştin Bu gün yaşayan gençler var Neccar oğulları'nın kızları diğil belki Ama seni onlar da çok seviyor Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar Senden başka kimseleri yok Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun Altmış üç yaşındasın Refik-i Âla duasındasın Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın Ve mübarek ellerini dizine vurarak : " görüyor musunuz ne kadar güzel " demiştin Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti : " anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver " Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile " peki " dedin o zata Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı Aynı cübbeden yine yine diktiler Ama giyinmek nasip olmadı Haberler uçurmuştun ebu hureyre' nin diliyle : " benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler " Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini " beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim" Sultanım! Ey medine minberinde " ümmeti, ümmeti " diye hüznü giyen sevgili Ey mekke mihrabında alemler hesabına " allah! " diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın... |
| | |
| | #19 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.864 İtibar Gücü: 50 | Ynt: ¤ Dini ŞiirLer ¤ SEN YOKTUN Sen yoktun... Hz Âdem�deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Âdem nuruna affedildi Arafat bu affa şâhitti Sen yoktun Nuh�un gemisindeydi Nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Taprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple Tûfan, nurunu selamladı edeple... Sen yoktun... Hz.İsmail�in alnındaydı Nurun İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden �Rabbimiz� dedi, �Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail. Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine�den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında. Sen yoktun... Hz.İsa �Ahmed� diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.. Çünkü bu âlemin reisi geliyor... Bekleyin Ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor. Havarilerin yüzünü okşayan, Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun... Sen yoktun Sultânım, Hz. Abdullah�ın alnındaydı Nurun Başı eğik gezerdi mazlum Kuteyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme... Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi... En son çocuk atılırken çukura Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı. Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke. Âlem Efendisine hazırlanıyordu Kainatın gözü Hz. Aminedeydi. Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, Bir inişin vardı yer yüzüne... Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler! Bir inişin vardı yer yüzüne... Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de Öksüzler annelerine sarıldı doya doya. Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Herşey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu. Ve bir ses yükseldi Âmine�nin evinden; Muhammed! Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed! Seni yaratan Allah�a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız Artık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın Allah. Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah. Yeterki sen iste, Sen iste yarasulallah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup, Ente Rasulullah desin. Sen vardın Bedir kârdı, Uhut dardı Hendek yârdı. Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler... Hele bir enesin vardı senin. Enes bin malik... Uhut�ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu. Onlar da �Allah�ın Rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş: � Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve O�nun gibi ölün! Demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi! Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi. Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu... Musab Bin Umeyr�in vardı senin. Uhut�ta sancağını taşıyan. Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki Allah o gün melekleri Musab�ın suretinde indirdi. Ebu hureyren vardı... Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın, Ya Ebâhir gel! Derdin. Ve sen gittin... Bir gidişle gittin Ardında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed rasulullah demeye Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi. Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar oldu Sensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın! Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam... Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden . Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah! Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti Rahman. Kulluğu seninle tanıdık. Duayı senden öğrendik sevgili! Hz Ömer umre için senden izin isteyince, �Kardeşcik� dedin ona, Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın? Bizler Ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için Ey Rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O�na binler salat, binler selam! Habibine Makam-ı Mahmut�u ver O�na vesileyi lutfet. O�nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O�nun hatrına affet Zatının hatrına Affet. |
| | |
| | #20 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.864 İtibar Gücü: 50 | Ynt: ¤ Dini ŞiirLer ¤ CANIM EFENDİM Sadullah Celik Yıllarca ufkuna bakan gözlerim, Cemalini ister , canım efendim. Seni anlatmaktan aciz sözlerim, Her an erimekte , canım efendim. Hayat eksenimin sonsuz odaĝı, Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı, Sen sabah yıldızlarının ışıĝı, Sen şefkat elçisi , canım efendim. Lahuti bir sefer olsa da gitsem... Kumlara batsam , ayaĝına düşsem, Gül Ravzan'a varıp kendimden geçsem, Sen sevda iksiri , canım efendim. Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım, Fedadır can , canan ve bütün varım, Seninle olmaktır en güzel kararım, Sen güllerin şahı , canım efendim. Buzlar erir içimde bitmez savaş, Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş, Sensizlik içimde kordan bir telaş, Kalbimin barışı , canım efendim. Alemlere rahmet rüzgarısın sen, Kur'an kiliminde en güzel desen, Benim de rüyama bir defa gelsen, Can dayanmaz oldu , canım efendim |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Resimli Şiirler ( Tek resimler buraya ) | !NC!PéR!S! | Resimli Şiirler / Resimli Şarkı Sözleri | 7419 | 01-07-2009 12:54 |
| KıSa ŞiiRLeR | !NC!PéR!S! | Şiir arşivi | 354 | 21-01-2007 14:05 |
| <><>< Karma ŞiirLer ><><> | WhirLpooL | Şiir arşivi | 83 | 04-10-2006 16:05 |
| Asi Yüreğimdeki Şiirler | univercity10 | Şiir arşivi | 78 | 06-09-2006 17:12 |
| GoLge'den şiirler | GoLGe | Şiir arşivi | 7 | 17-08-2006 21:48 |