HIZLI ARAMA
| Şiir Köşesi Şiir aşıkları; buyrun.. En güzel sözler buraya.. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ..*..Can Dündar Şiirleri..*.. ![]() 16 Haziran 1961’de Ankara’da doğdu. Mimar Kemal İlk ve ortaokulunda ve Atatürk Lisesi’nde okudu. 1982’de A.Ü.S.B.F. Basın-Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1979’den itibaren sırasıyla Yankı (1979-1983), Hürriyet (1983-1985), Nokta (1985), Haftaya Bakış (1987), Söz (1987-1988) ve Tempo’da (1988) çalıştı. 1986’da İngiltere’de “London School of Journalism”i bitirdi. ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Siyaset Bilimi dalında yüksek lisansını 1988’de tamamladı. 1996’da aynı bölümde doktora derecesi aldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ve ODTÜ Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi bölümü Kültürel Çalışmalar lisansüstü programında ders verdi. 1988’de TRT Haber Dairesinde başlayan televizyonculuğunu, “32.Gün” bünyesinde (1989-1995) yaptığı program ve belgesellerle sürdürdü. 1993-1994 yıllarında Show TV’de Mehmet Ali Birand’la birlikte “Çapraz Ateşi” hazırladı. 1996-1997 yıllarında Show TV’de “40 Dakika” adlı haber programını hazırlayıp sundu. 2003-2004 yıllarında Milliyet gazetesi için Popüler Kültür ekini çıkardı. 1995’ten beri bağımsız olarak yürüttüğü belgesel çalışmalarının yanısıra 2001 yılından beri Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Ayrıca NTV’de 19 Eylül 2006’da başladığı “Neden” isimli tartışma programını hazırlayıp sunuyor. Evli ve bir çocuk babası. KÖŞE YAZARLIĞI 22 Eylül 1994-31 Mart 2004 tarihleri arasında Aktüel dergisi... 17 Aralık 1994-11 Ekim 1998 tarihleri arasında Yeni Yüzyıl gazetesi... 9 Ocak 1999-20 Ocak 2001 tarihleri arasında Sabah gazetesi... 17 Mart 2001’den beri Milliyet gazetesinde... BELGESELERİ 1991 Demirkırat (Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte) (10 bölüm) TRT’de yayınlandı. 1992 Cumhuriyetin Kraliçeleri (5 Bölüm) Show TV’de yayınlandı. 1993 Sarı Zeybek (1 Bölüm) Show TV’de yayınlandı. 1994 12 Mart (10 Bölüm) Show TV’de yayınlandı. 1994-1995 Gölgedekiler (6 Bölüm) Show TV’de yayınlandı. 1996-1997 Aynalar (10 Bölüm) Show TV’de yayınlandı. 1998 Yükselen Bir Deniz (4 Bölüm) Kanal D’de yayınlandı. 1999 “İsmet Paşa” Bülent Çaplı ile birlikte, (3 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 1999 “Zaten Tiyatro Dediğin Nedir ki?” (3 Bölüm) ATV’de yayınlandı. 2000 4. Nesil (10 Bölüm) NTV’de yayınlandı. 2000 Atatürk’ün Bankası (1 Bölüm) NTV’de yayınlandı. 2000 Köy Enstitüleri (2 Bölüm) ATV’de yayınlandı. 2001 Halef (1 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2002 Fenerbahçe (3 bölüm) Kanal D’de yayınlandı. 2002 Nazım Hikmet Belgeseli (4 bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2002 “O Gün” (11 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2003 “Bir Yaşam İksiri: Nejat Eczacıbaşı” (2 Bölüm) Kanal D’de yayınlandı. 2004 Karaoğlan: Bir Ecevit Belgeseli (5 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2004 Önce İnsan..! İnsan hakları belgeseli... 2004 Yüzyılın Aşkları (10 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2005 Garip; Neşet Ertaş Belgeseli (3 Bölüm) Star’da yayınlandı. 2005 İlk Durak, Nebil Özgentürk’le birlikte, (2 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2006 Yetiştik çünkü biz..! Mülkiye Belgeseli (4 Bölüm) CNN Türk’de yayınlandı. 2006 Çalıkuşları: Notre Dame de Sion’un Çocukları, (3 Bölüm) NTV’de yayınlandı. KİTAPLARI Demirkırat, (Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte), Milliyet Yayınları, 1991. Sarı Zeybek, Milliyet Yayınları, 1994. 12 Mart: İhtilalin Pençesinde Demokrasi, (Mehmet Ali Birand ve Bülent Çaplı ile birlikte), İmge Yayınları,1994. Gölgedekiler, İmge yayınları,1995 Hayata ve Siyasette Dair, İmge yayınları, 1995. Yağmurdan Sonra, İmge Yayınları, 1996. Ergenekon, (Celal Kazdağlı ile birlikte), İmge Yayınları, 1997 Yarim Haziran, İmge Yayınları, 1998. Benim Gençliğim, İmge Yayınları, 1999. Köy Enstitüleri, İmge Yayınları, 2000. Nereye?, İmge Yayınları, 2001. Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor: Salih Bozok’un Anıları, Doğan Yayınları, 2001. Uzaklar, İmge Yayınları, 2002. Yükselen Bir Deniz, İmge Yayınları, 2002. Savaşta ne Yaptın Baba?, İmge Yayınları, 2003. Bir Yaşam İksiri: Dr. Nejat F.Eczacıbaşı, İş Bankası Kültür Yayınları, 2003. Mustafa Kemal Aramızda, (Ülkem Özge Sevgilier ile birlikte), Doğan Yayınları, 2003. Büyülü Fener, 2003 İmge Yayınları, 2003. Duvar, (Oğlu Ege ile birlikte yazdığı masal kitabı), Angora Yayınları, 2003. Yıldızlar, İmge Yayınları, 2004. Sedat Alp: İlk Türk Hititoloğun Yaşam Öyküsü, (Fatma Sevinç ile birlikte), Tüba Yayınları, 2004. Kırmızı Bisiklet, İmge Yayınları, 2005. Nazım Hikmet, İmge Yayınları, 2005. İlk Durak-İETT, (Nebil Özgentürk ile birlikte), Alfa Yayınları, 2005. Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç, Doğan yayınları, 2006. Yüzyılın Aşkları, İmge Yayınları, 2006. Karaoğlan, (Rıdvan Akar ile birlikte) İmge Yayınları, 2006. İsmet Paşa, (Bülent Çaplı ile birlikte) İmge Yayınları, 2006. |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | Can Dündar Şiirleri ![]() DOSTLUK.. Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın… “Nereden çıktın bu vakitte”dememeli, Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; “Gözünün dilini”bilmeli; Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı… Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi Köklenmeli hayatında; Sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli. Kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları. Dalları bitkin başına omuz, Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı… En mahrem sırlarını verebilmeli, En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz… Onca dalkavuk arasında bir tek o, Sözünü eğip bükmeden söylemeli, Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli Ve sen öyle güvenmelisin ki ona, Övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, “Hak ettim” diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; Günahlarının yegane şahidi… Seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş… Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş… Konu eLFiDa tarafından (14-05-2007 Saat 19:29 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ZORDUR KÖPRÜLERİ YAKMAK.. Zordur köprüleri yakmak… Siradan sabahlarin mahmurluguna alismislar için, bir safak vakti aniden geçmisinden ve bugününden vazgeçmek, ve içinde her nasilsa saklamayi basarmis bir yarin heyecaninin kanadina tutunarak havalanmak cesaret ister. Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine huzur doludur ki, ruhuna gömülü çocugu, yillarca kininda beklemis keskin bir kiliç gibi uyandirip dort nala ilerlemek, yaman bir karara dönüsür. Zordur insanin onca zaman bunca emekle kurdugu ne varsa hiçe sayip, maglup ama magrur bir komutan edasiyla yeni seferlere niyetlenmesi… Bugüne yenik düsenler, yarini sadece hos bir hayal olarak düsleyip, dünde yasarlar. Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarinda külden köprüler birakarak, meçhul bir istikbale dogru dümen kirarlar…. Yikilan sirat köprüsüdür…. Geçer ve orada kalirsiniz: cennetse cennet, cehennemse cehennem… Dönüsü yoktur…. |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() YARIM HAZİRAN! Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle… Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde… İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri… Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın… Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, terime değen ellerin… Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı… Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı… Tutkunum sana… Sadık, itaatkar ve hayran… Yarım Haziran…Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman… Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz coşkuları ve isyanlarla… Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum. İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdin eski yaşlar… Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış… Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun… Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana… Hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin… peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre… Gün oldu tomurcuk olup çiçek boyverdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine… hazırlıksız… insafsız… Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni… kimi gerçek çoğu, çoğu yalan… Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze… bir o kadar kusursuz… Anladım ki, Haziran’da sevmek yaman… Yarım Haziran..Ocaklar kurdum sıcacık… Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız… Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana… Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık… onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi… Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları… Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında… Sorguda ele vermedin beni… Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi… Kimbilir kaç sırrı sakladın… Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda… Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını… ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinden aydım. Seni beklerken kendime vardım. Yadsıyamam, Sevildim ve sevdim çoğu zaman… Müsebbibi sensin… Yarim Haziran! … Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk… ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım… Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi… Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım… Haziran doğumlu… Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin’den artakalan: Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/ uy anam anam…/ Haziran’da ölmek zor”… Lakin doğmak da zor Haziran’da… Yaz kapıyı çalsada; biliyoruz sonu hazan… Yine de seviyorum seni… Yarım Haziran! … Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:25 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() YALANCI BAHAR Yalancı bahar Kaç baharı gerçek sanıp kandık söylesenize… Kaçına’Nihayet’ hasretle kucak açtık ve kaçında yanıldık… Kaç kez ayaz vurmuş dallarımızda filizlerimiz söndü. Yine de uslanmadık. Yine geveze bir dosta sırlarımızı açar gibi açıldık yalancı bahara… Yine yanıldık. Peşinden bastıran tipiyle ayıldık. Ne yapalım ki, dalında patlamayı bekleyen bir tomurcuk gibi susamıştık ilkyaza… Kaç zaman olmuştu kendimizi güneşin kollarına bırakıp, ormanda yayılan kekik kokularıyla sarhoş olmayalı… Tahmin ediyorduk, üzerimize katran rengi bir kafes gibi çöken bulutların ardında güneşin gülümsediğini… Daha ilk ışınları deler delmez kafesi, açtık iştahla ruhumuzun pencerelerini… Bahar öyle kolay gelmezdi aslında; biliyorduk; yanlış baharlarda az mı ayaz yemiştik. Kaçımız mart güneşine aldanıp açılmış ve kara kafesin ağına düşmüştü yeniden… Bahar, ilan ı aşk mevsimiydi, astık aşklarımızı ilan panolarına, sevdalar yasakken daha… Bahar, barışın mevsimiydi; müjdeledik barışı, silahlar konuşurken hâlâ… Söyledik, ancak yazın söylenecekleri, güneş henüz toprağı ısıtmamışken… cemreler düşmemişken ilkyazın koynuna… Yalanmış meğer bahar; daha vakti değilmiş, aşkın da barışın da… Güneşe kananlar, yazı beklerken bahardan oldular; kesildi sesi soluğu, erken öten horozların…İyisi mi itirafçı olalım; biliyorduk ‘İşte bahar’ derken, ardından gelecek ayazı… Yalan bu çıkma demişti temkinliler, tedbirliler, ‘çıkarken üstüne kalın bir şey al’anlar, ‘başına bir iş gelmesin’den ürkenler… Ama bahar, olanca işvesiyle sokağa çağırıyordu. Aşk, ilan panosuna asılmayı bekliyordu, barış bir kuş gagasında müjdelenmeyi… ‘Erken mi geç mi’ hesabına gelmezdi ikisi de… Peşlerine düşülmeli, ilan edilmeli, müjdelenmeliydiler. Güneşi görür görmez seranada ve barış türkülerine başladık. Vakti gelmeden açıldık, geç kalmadan davranma telaşında… Erkenmiş. Kursağımızda kaldı bahar sevinçleri… Erken öten horozlar, erken açmış çiçekler, erken doğmuş bebekler gibi kesildik, solduk, öldük. Yine tedbirliler ulaşacak salimen yaza; biz yakalandık, zalim ayaza…Ama itirafçı olsak da pişman olmadık. Az da olsa ısındık hiç olmazsa… Vakitsiz de olsa söyledik, söylenmesi gerekeni… Bahar yalan mıymış gerçek mi dinlemedik. Güneşin ilk dokunuşuyla haber verelim dedik, ardından gelecek müjdeyi… Aşk için erkendi belki, barış henüz uzak… ama ikisi de gelecekti nasılsa sonunda… Hep bildik ki, habercisidir yalancı bahar, sahicisinin… Bazen vaat, hediyeden de kıymetlidir. Kesilmeyi göze alıp erken ötmek yeğdir çoğu zaman, susup doğru zamanı kollamaktan… Sonunda olan yalana kananlara olur, onlar müjdeledikleri şeyi göremeden giderler. Lakin çoğu buna gönüllüdür. Güneşe en erken onlar dokunmuşlardır, elbet en erken yanan onlar olacaktır. Belki ‘İkinci Bahar’ı yaşayanlar bilir kıymetlerini… Can Dündar Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:22 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() KEŞKE.. Teypte eski bir Cohen şarkısı: Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra / Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana / Aşkım, ne oldu sana? / Böyle gerçeği söyle ben de doğru söylemeye çalıştım ona / Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, ‘keşke’, onun güzüne denk gelir. Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç… Mağlubiyetin takısıdır ‘keşke’… Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir. Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte… Yolunu gözlemeseydim, ‘öyle demeseydim’, ‘terk edip gitmeseydim’, ‘en güzel yıllarımı vermeseydim’ diye diye sızlanır gider.Keşke’nin panzehiri iyi ki’dir. İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir. Keşke, çoğunlukla bir ‘ahhöla kopup gelir ciğerden… esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden… İyi ki ise, muzaffer bir ‘ohhöla büyür; cüretiyle övünür. Keşke’li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, ‘iyi ki’lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar. Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır. Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur. Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır ‘keşke’… Şimdiki aklım olsaydı dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, ‘Ne derler’e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar. Keşke’cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır. İyi ki öyle mi ya! … Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır. İyi ki’lerinizi toplayın bugün ve keşke’lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir. Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara… Rüzgarlarla koştunuz ya… Keşke’leriniz, iyi ki lerden çoksa… Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz ‘keşke’ diye nemlenmesin… Can Dündar Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() KAÇ KOPYASINIZ SİZ... Hiç düşündünüz mü orijinal kişiliklerinizden kaç kopya çıkarılabileceğini? Kaç farklı hayatı bir arada yaşadığınızın farkında mısınız? İstemeden yaptıklarınız, isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman olduklarınızla nasıl çaresizce başka başka dünyalara doğru kanat çırpmaya çabaladığınızı fark ediyor musunuz? Bir dost nikahının ortasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün cenazesinde karşılaştığınız eski bir sevgiliyle çıkagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarattığını biliyor musunuz? Sinirli bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığınıza dikkat ediyor musunuz? Sahi kaç kopyayız biz? Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz? Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotokopimiz? Hüzünlü bir dağ başında sadece ırmak şırıltısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarını ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız? .. Hangi kopyanız ‘Kaçıp gidelim uzaklara’ diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken? .. Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve gözyaşlarıyla örtülmüş, çok kopyalı bir hayatı nasıl kendinize bile söylemeye cesaret edemediğiniz bir tur iki yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi fark ediyor musunuz? Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfalarından oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı atmak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi hatırlıyorsunuz, üzülerek mi? .. Aklınızdan geceni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor musunuz? Kopyalarınızı orijinal kimliğinizle konuşturuyor musunuz hiç? .. İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu? Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misiniz? Yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benziyor? Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz? Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç suret bırakacaksınız? Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız? Sahi, kaç kopyasınız siz? .. Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz? .. Konu eLFiDa tarafından (14-05-2007 Saat 19:21 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() İYİ DÜŞÜNÜN.. Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok ‘küçük şeye’e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yayılın çimenlerin üzerine….. Acele edin…. Er veya geç… Çimenler yayılacak üzerinize… Can Dündar Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:20 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() İHTİYAR BALIKÇI.. İhtiyar balıkçı, Karayibler’de 85 gün olta salladıktan ve eve eli boş döndükten sonra bir gün iyice açılıp ‘büyük balık’ı yakalar.Lâkin kıyıya dönerken, yedeğine aldığı, teknesinden yarım metre daha büyük olan bu kılıç, yol boyu kan kokusuna gelen canavar köpekbalıklarınca didik didik edilir. Bu korkunç mücadeleden elinde kala kala dev balığın iskeleti kalmıştır.Kan revan içinde, uykusuz ve bitkin sahile yanaşırken ‘Beni adamakıllı yendiler… Hem de ne yeniş.’ diye geçirir içinden. Sonra silkinir ve yüksek sesle şunu söyler: ‘Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…’ Hayat yolculuğumuz da öyle değil midir? Kimi için güzel bir kadındır ‘büyük balık’, kimi için zengin bir damat… İyi bir hayat… Hayırlı evlat… Ya da müstakil ev, son model araba, sınırsız servet… Kimi, ‘büyük balık’ı hiç göremeden ölür. Kimi, bir kez tuttu mu, bir daha açılmaz hiç… Onunla gömülür. Kimi ise; yaşam denilen, şakaya gelmez deryanın dalgalarında yalpalana yalpalana arar büyük balığı bir ömür boyu… Açıldıkça bulma şansıyla birlikte artar, yitirme ihtimali… Zor bulanlar, çabuk yitirir bazen… Acımasızca yağmalanır ve sonuçta elde bir kılçıkla kalakalırlar. Yenilgi değildir onlarınki aslında… Olsa olsa biraz fazla açılmışlardır. Ama insanlık, kısmen de, onların fazla açılması sayesinde ilerler. Ünlü romanın esin kaynağı olan Kübalı balıkçı Gregorio Fuentes 104 yaşında ölmüştü. ‘Ensesinde derin kırışıklıklar olan sıska adam, ‘ Küba’da dünyaya veda etmeden önce, Ankara’da hafızama son bir ağ atıp geçmişti. Bir şişe rom karşılığı çektirdiği son fotoğraflarına bakarken, ‘Keşke bu fırtınalı yolculuğun sonunda hepimiz aynı şeyi yüksek sesle söyleyebilsek’ dedim kendi kendime: ‘Yenilmedim aslında, belki biraz fazla açıldım, o kadar…’ Can Dündar Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:20 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #10 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() HER SEÇİM BİR KAYBEDİŞTİR.. Her seçim bir kaybediştir. Her tercih bir vazgeçiştir çünkü… Sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin bir seçeneği dayar burnunuzun ucuna… ‘Ne giysem’ telaşından, öğle yemeğinde ‘Ne alırdınız? ‘ diye başucunuzda biten garsona, ‘hangi kanaldaki filmi izlesem’ kararsızlığından, ‘bize oy verin’ diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar. Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur. Ama yasam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yasama şansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir. Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir. Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz. Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir. Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir. Konu eLFiDa tarafından (13-06-2007 Saat 23:19 ) değiştirilmiştir. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |