HIZLI ARAMA
| Şiir Köşesi Şiir aşıkları; buyrun.. En güzel sözler buraya.. |
![]() |
| | #21 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | arkadaşlar yorumlarınız için teşekkürler!! elya paylaşmın için teşekkürler canım!(; |
| | |
| | #22 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() Yaşlandık... Yürüyorum... Yol mu uzun, yoksa kısa mı ayaklarım... Düşünceler belirsiz Yürüyorum... Belki de anlamsızca, manasızca... Yolda ansızın düşen ben olmayayım dünkü adam gibi? Ne farkım var ki ondan... Belki birkaç nefes daha fazla, birkaç adım Ve sonra... Son söz, gençliğime doyamadım... O derin kuyu, Ben de düşmeyecek miyim herkes gibi... İki metre mi? Nasıl dururum ben orada? Sığamazken dünyada... Ölüm, benim tek bekleyenim Ben yürüdükçe o koşar O koştukça ben yürürüm... Buluşacağız bir zaman... Yürüdüğümün farkında değilken Gönlüm nerelerde koşuyor nasıl anlarım? Dostlarım, canlarım... Rüzgâr okşar, saçlarımı Bilmiyordum ellerinin bu kadar sıcak olduğunu... Rüzgâr... Senin gibi de değilim, Savrulamıyor, savuramıyorum... Seviyorum ama biliyorsun söyleyemiyorum Sevdiğimin bile farkında değilmişim Çiçeğim ama biliyorum gül değilmişim... Karanlık koyu... Üç insan boyu... İçimde yanmayı bekleyen bir ışık Olamaz! yüzüm ne kadar da kırışık... Dünya... Olmamalısın bu kadar karışık... Aynı yol... Farksız... Taksi yine aynı yerde... Duraktaki insanlar da aynı ama Değiller on sene öncesi gibi Ağaran saçları mı? Kırışan yanakları mı? Eğilen dudakları mı? Çözemiyorum... Yok, yok on sene önceki ben ben değilim şimdi... Omzum çökmüş genç değilim ben şimdi... Ben, ben değilim şimdi... ...alıntı...(isim yok) |
| | |
| | #23 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() En çok özlenildiği zaman sevilir giden Özledikçe severiz, sevdikçe özlemler birikir göğsümüzün en yangın yerinde. Sevgi varken yaşanan ayrılıklar sızılı bir masaldır. Sebep ya şartlardır, ya zamandır, ya da belki de sevginin göz alıcı, sihirli ışığına teslim olmaktan korkmaktır. Ne olursa olsun bu masal ayrılıkların ayrılıklarla başlamadığını anlatır. "Hoşça kal" der bir yazı, ya da bir ses. Yüzünü sevgilinin yüzüne değdirmeyi kimse bu anda istemez. Çünkü en çok o ana isyan eder belki çıldırasıya sarılma, delice öpme isteği... ("Dur gitme! Hoşça kalamaz ki kimse, ne giden ne de kalan geriye...") Tarafların gittiği sanılır. Böyle düşünen feci aldanır. Çünkü aşk ve şiir kalır... Bu sızılı masalda büyük bir sevgi vardır, hani aşkı da içine alan, çünkü acının bağladığı sevgiler güçlü olur... Hele bir de yarim bir masalsa arda kalan, sürgün acısını çokça yaşatan. Bilmese de taraflardan biri, sürgün edilir sevda ilinden. Süren sürdüğünü sanır sürgünü kendinden, sürgünse istenmediğini. Süreninse sürgünü, sürdüğünün sürülmesiyle başlar. Unutulmamalıdır ki, her süren gönüllü değildir yaptığına, sürgün edilen zaten biçare uzaklaştırılmasına. İşte böyle garip bir sürgündür, sevgiliden sürgün, sürgün sevgiliye, nerden baksan sürgün hep sevda yerine... (Gidenin biz olduğumuzu düşündüğümüzde hep kalan olmadık mı aslında geriye? Gittiğimizi düşünüp aynı yerde saydık hep. Doğum günleri çoğaldı avuçlarımızda, takvim yaprakları anılarıyla düştü yüreğimize. Ne yana kaçsak aynı yerde kaldık hep. Vakitli vakitsiz hasretler nöbeti, gece yarısı sevgilinin o güzel hayali, gözlerde lanetli bir hıçkırığın intihar eşiği...) Sevdikçe sevilenin yürekte kalmasındandır aslında hepsi... Oysa aslında bitmemiştir değil mi? Sözler söylenmiş, gereği düşünülmüş, süren sürülmüştür... Ama bir bekleyiştir, içinde taşıyan ümidi... Beklersin, neyi niye niçin beklediğini bilmeden... Aslında bilirsin, çünkü geriye sevgi ve şiir kalmıştır, terk edemez ki onları seven. Sevgi-li ayrılıklar birazda tren garlarındaki vedalaşmaya benzer... Hüzün kokar her tren. Kırılgandır istasyonda duran her beden... Kederli bir şarkı oturur sızımızın tam üstüne tren kara dumanıyla yakınlaşırken.... Yolcuyu da yollayanı da acıtır trenler... Sanki tren rayları içlerinden geçer... Bazen yüreğimiz iner biz isteksiz binerken, bazen yüreğimizi bindiririz trene sevgiliyi yolcularken... Arkasına, sürekli arkasına bakan bir yolcu gibi sevgili bir işaretin, bir kelimenin yoldan caydırma ihtimali... Taşıyamazsın çaresiz bedenini, durmadan çoğalan hasretini En çok da böyle zamanlarda sevmezsin Ne beklemeyi ne de ümidi... Çünkü biten bitmiştir değil mi? Ama aslında hayat kendi kucağında taşır ümidini... Sevgi varken ayrılmak sızılı bir masaldır yarım kalan Ve bu masalda sevgi ve şiirdir vefalı olan (Evet şimdi ne zaman bir şarkı, bir söz, bir hatırlayış olsa hep bir pay bırakır bana ve sana olan sevdama... UNUTMA BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA... Arkama baksam da bakmasam da umudum "Gitme" sözünün fısıltısında ........................................) __________________ Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku, zirâ onu yazdım iki söz yazdımsa ...alıntı...(isim yok) |
| | |
| | #24 (permalink) |
![]() ..yeniden basLasin.. Kayıt: 18.02.2007
Mesajlar: 3.230 İtibar Gücü: 53 | UNUTMA BEN GİDERKEN DÖNÜP DOLASIP HEP SANA GELİYORUM ASLINDA... cok güzeldi yüregine saglik cnm |
| | |
| | #25 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | teşekkürler canım okuyan gözlerine sağlık!! |
| | |
| | #26 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | ![]() Hüzün Hayata Yolculuktur Bir çağlayan gibi kaynayan ruhlardan sızılıp gelir bakışlardaki o hüznün gölgeleri. Ve hep küllenmiş acıların izlerini taşırlar. Bazen sessiz hıçkırıklara yoldaşlık eder hüzün, bazen de ağız dolusu kahkahalara. İnsanı insan yapan seçilmiş yalnızlıklardır biraz da hüzün. Hüzün isyan olur bazen de. Çakmak çakmak gözlerden çıkar, yardım ve yataklık eder kavgası olanlara. Hesap sormaktır hayattan bazen hüzün, karşılığı ödenmeyeni istemektir bakışlarla. Ölüme teslim olmamaktır hüzün bazen, daha yapılacak çok şeyin olduğunu haykırmaktır. Zıpkın gibi bir delikanlıdır hüzün ve olması gereken yere en hızlı koşandır. Kaybedilenlerin ardından gelip dudakların biraz üstünde konaklayan bir damla gözyaşıdır bazen hüzün. Bazen de hiç akmayacak gibi bir yerlerde saklanan ve sıradan bakışların uzanamayacağı ıslaklık. Bazen kalbin sert ve ani bir isyanıdır hüzün yaşanamayanlara. Bazen de yaşananların bıraktığı ayak izleridir. Sol kolda yaşanan korkutucu uyuşmalar da olur hüznün adı. Nedensiz mide kasılmaları, kapanan göz kapakları, bazen de boş bakışlardır. Yüz hatlarında silinmesi olanaksız bir damga gibidir hüzün, kartvizitidir yaşamla kavgası olanların. Daha güzel yarınlar için Azrail'le boğaz boğaza gelmektir hüzün. Ve daha güzel günlere yolculuğu kışkırtan bir kasırga aynı zamanda. Türkülere yuvasını kurar hüzün bazen, saza siner, söze gizlenir. Eşsiz melodiler eşliğinde ılık ılık akar ruhlara. Talana, yalana, üçkağıtçıya, soysuza, hırsıza, insan olmayana en sert mesajlardan biridir hüzün. Üzgün ve hafifçe büzülen bir dudağa konuk olur hüzün, çıkıp geldiğinde. Acınası hayatlara hayat diyenlere yönelmiş bir bakıştır hüzün. Büyük yüreklerin yoldaşıdır hüzün ve hayata bakışın adı. Sevinçlerin, tasaların, ayrılıkların, kavuşmaların, korkuların, acıların bir görünüp bir kaybolan ama her dem varlığını sürdüren yoldaşıdır hüzün. Yaratmanın, üretmenin, '' bir şeyler deme'' nin perde arkasındaki en ağır işçilerinden biridir. Hayatın gizlerine doğru çıkılan ve kuşaktan kuşağa aktarılması gereken bir yolculuktur hüzün... "Halim Bahadır" |
| | |
| | #27 (permalink) |
![]() Hąγąt Gúz£Ldi® Kayıt: 07.02.2007 Yaş: 22
Mesajlar: 5.375 İtibar Gücü: 35 | Yalnızlık ![]() Seni besteliyorum ve senin besteni dinletiyorum ruhuma her gece... Senin sesinle büyütüyorum ruhumdaki her acıyı... Her dakika, ayrı bir besteyle çıkıyorsun karşıma. Her birinin tedaileri birbirinden farklı bu kadar melodiyi nereden bulduğuna şaşırıyorum. Ve birden; senin dilinden anlayan ve tercihini senden yana kullanan nice insana sundukların geliyor aklıma... Gözümde daha da büyüyor, daha da önemli oluyorsun benim için... Bazen uysallıkla, bazen kızgınlıkla, bazen sevgiyle mâziye uğurladığım her vakitten sonra usul usul yanıma gelen sensin. Adı yalnızlık olan sen...Hele de geceleri... Seni tanımak, seni anlamak istemeyenlerin uykuda oldukları zamanlarda hep baş başayız. Sen beni dinliyorsun sabırla, ben seni... Hüzünlü şarkılar, içli türküler ses veriyor bu saatlerde dört bir yandan. Çekiciliğinle... Sessizliğinle... Sükûtu besteleyen sesinle... Ve acılara tercüman olan dilinle; ellerimi... yüreğimi... duygu ve düşüncelerimi hep sen kavrıyor, hep sen çıkageliyorsun bir yerlerden... Buğulu bakışlardan... Sessizce boyun büküşlerden... Ağlayış ve inleyişlerden... Bir kenara atılmış yüreklerden... Herkesin terkettiği, köşesine çekildiği anlarda, sokaklara sahip çıkıp, kuytularında gezinenlerden... Gidecek yeri olmayanlardan... Ve seni kendine yuva yapmışlardan esintiler getiriyorsun. Sen... Adı yalnızlık olan sen... Konduğun acıları anlatıyor, sevdalardan dem vuruyorsun... Her bir acı sende kayboluyor, her bir acı yine senden doğuyor. Onları hem içinde barındırıyorsun ve hem de boğuyorsun yeri gelince... Kaybettiklerimizden... Kaybedenlerden... Kaybedilenlerden... Aşklarımızdan... Mehtabımızdan... Hicranımızdan... Bir zamanlar güzelliği cihanı tutan sevgilerimizden sözediyorsun. Onlardan geriye kalanları sayıp döküyorsun bir bir yeniden... Sen... Yalnızlığım... Yalnızlığımız... Adı yalnızlık olan sen... Bazen de, sebebini bir türlü bulamadığım bir sıkıntı basıyor yüreğimi... Hem öylesine zamansız ve mekânsız bir anda bastırıyor ve yakalıyor ki beni... Alt üst oluyor her yanım... Hareketsiz; ağlayışlara, sızlayışlara gömülüyorum. Böyle zamanlarda sen bile yetmiyorsun bana... Senin bestelerin de kendime getirmiyor beni... Ve en kötüsü; zaman kakılıp kalıyor bir yerde... Her şeyin bitiş noktası yaklaşıyormuş, korkuların sonu geliyormuşcasına... Tıpkı şiirdeki gibi: Kakılır bir yerde, kalır oyuncak, Kurgular biter. Ölüm... o geldi mi ne var korkacak? Korkular biter. Fikir, açmaz artık beyinde kuyu; Burgular biter. Unuturuz hayat adlı uykuyu, Uykular biter. Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk, Kokular biter. Kabir sualiyle kapanır kepenk, Sorgular biter. Durum böylesi bir şekil aldığında, uyku gelmez, vakit geçmez, gece bitmezmiş gibi geliyor insana... Ve dilime şu söz düşüyor kendiliğinden... Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir, Müptelây-ı gama sor kim geceler kaç saat? Ama yine de, çoğu zaman seni dinlemek... Senin anlattıklarınla, senin sesinle rahatlamak, seninle baş başa kalmak... Ve huzurun... Ve dinginliğin... Ve inceliğin kapılarını aralamak istiyorum. Zira; kavgalardan, kaygılardan âzâde bir ortama, ancak yalnızlığımla baş başa iken, sadece ve sadece; derinden derine ruhuma akseden bu sesi dinlerken ulaşabiliyorum. Bir yazarın da dediği gibi: "Yalnızlık hep derinliği çağrıştırır bana. Yalnızlık insanın kendi derinliğini ölçebilmesini ve kendisini derinleştirebilmesini sağlar. Filozof Ortega, yaşamın kökten yalnızlık olduğunu söylüyor. Yalnız olan insan konuşmaz, düşünür. "İki sus, bir söyle" sözü, yalnız bir insan için "İki sus, bir düşün " anlamına gelir. Yalnızlıkta da çoğalabilir insan. Zaman zaman tek başına olmayı ve öylece sessizce oturup kendine yürümeyi ne kadar özlersin. Yalnızlık derin bir huzurun da merdiveni olabilir. Bir Fransız atasözü şöyle der: "Kral yalnız kaldığında bütün yetkilerini yitirir. "İşte, yetkisini yitiren bu Kral, sistemdir, otoritedir. Yalnız kalan bir kişinin kralı yoktur. Bütün tabular, yasalar ve kurallar etkisini yitirmiştir. Yalnızlık bu yönüyle özgürlüktür." Dinlemenin, düşünmenin, bilmenin ve anlamanın farkına vardığım saatler, yalnızlığımla baş başa olduğum saatler desem yalan olmaz... Bazen onu arıyorum, onun yolunu gözlüyorum... Yalnızlığın... Onun dinlendiren nağmelerini duymak, kendimi onun kollarına bırakmak için fırsat kolluyorum. Kalabalıklar içinde, bin bir ayrı gürültünün, bin bir ayrı kargaşanın ses verdiği mekânlarda, yalnız olmayı başarmaya çalışıyorum. Yalnızlaşmadan, yalnızlığı ve onun getirdiklerini dost edinmeye, yalnızlığı dost edinenleri dost edinmeğe çalışıyorum. Yalnızlığın bestesine kulak vermenin, özgür olmayı ve kendi kendine yetmeyi sağladığını biliyorum. Tıpkı; "Issız yerlerde kendin için bir evren ol."sözünde olduğu gibi... "...hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar" vardır ve olmalıdır da... Ve belki bilinince yalnızlıkla aramızda kurmuş olduğumuz bağ, artık o, yalnızlık sayılmayabilir. "Yalnızlık, şahitsiz yaşamaktır." çünkü... " Yalnızlıktan söz edilir edilmez onun varlığı son bulur." Biri tarafından azıcık bilinince durumumuz, şifre çözülmüş ve meçhul keşfedilmiştir. Rengi uçmuştur yalnızlığın ve yalnızlık, yalnızlık olmaktan çıkmıştır. Alıp gitmiştir başını yeni bir yalnızın kalbine yerleşmek ve bilinmezliğini sürdürmek üzere... Sırrını koruyup, kem gözlerden saklayacaksın yalnızlıkla aranda oluşturduğun paha biçilmez ışığı... Bir şayeste göz bulduğunda belki azıcık ayan edebilirsin yalnızlığını... Ve niçin yalnızlıkla bu denli muhabbet kurduğunu... Yoksa, bir nâdana yalnızlığından sözetmen yanlış anlaşılabilme ve rahatsız edilme sonucunu doğurabilir. O, sadece sahip olduklarına bakarak hüküm vereceği için, hem senin ve hem de yalnızlığın itibarını ayaklar altına alabilir. Dikkatli olmak gerek! Hani boşuna söylenmemiş; "Yanlış yapmaktan çok, yanlış anlaşılmaktan korkarım." diye... "böyle yakın uzaklıklarda hep yalnızlıklar" ve "yalnız değiliz" derken de yalnız! Zira yalnızlık bazen "pusuda" bekler. Elinde bir manzara, uygun zamanı yakalayıp seni kendine ve kendini de sana çekmek ister. Bir hayali getirir bazen bu manzara, bazen bir şiiri, bazen geçmişte kalmış kırık bir aşk hikâyesini... Dolar yüreğine hüznün, sevginin ve sevdanın şimdi tarih olan sesi... Haykırışların beyninin duvarlarında yankılanarak sana yalnızlık olarak döner. Yakalandığına ya sevinirsin; ya da kahredersin yapacaklarını yapamadığın, umutlarını yarınlara bıraktığın için... Pusu sürer gider, sen sabahı karşılar, güne kırgın ve sancılı türkülerle merhaba dersin... Devinirsin ha devinirsin huzursuzluğunun kaynağını bulmak ve bir çözüme ulaşmak için... Onun için de pusulara karşı dikkatli olmalısın. Çünkü; "ve korku ve umut ve can pusuda pusuda yalnızlık" (Yılmaz Odabaşı) Ve unutma; " Yalnızlık gittiğin yoldan gelir" E.E.Cummings, "Kendinden başka bir kimse olmamaya savaşmak, seni gece gündüz başkaları olmaya zorlayan bir dünyada sürdürebileceğin savaşların en zorlusudur." der bir sözünde... Yalnızlıkla buluşmak, biraz da bunu başarmak için gerekli değil midir? "Kendin olmak ve kendin kalabilmek" için yani... Yalnızlık uğruna verilen mücadele, buna da yardım etmez mi? Etkilenmeyi önlemek ve irademizi gücü altına almak isteyenlere karşı direnmeyi, onurla, cesaretle karşı durmayı sağlamak. Ya da, "Yalnızlığın derinliğinde ve ıssızlığında kendi durumunun farkında olarak, içindeki özü anlamaya ve onu geliştirmeye yönelmek" de denebilir buna. Böylece, yerine göre kullanıldığında yalnızlık, sürekli başkaları gibi düşünmeyi ve hareket tarzını başkalarına göre belirlemeyi engellemek için de kullanılabilir. "le bruyere; bir yerlerde, 'yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!' der. Kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. Bir başka bilge, yanılmıyorsam Pascal da, 'neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza' der. (Yılmaz Odabaşı) "yalnızlık bir yağmura benzer..." Güneşli bir günde de gelip bulabilir bizi, bulutlarla yüklü bir gökyüzünün aniden boşalmasıyla da... Yalnızlık yağmurlarında sırılsıklam oluruz birden... Çok yağdığında belki yıkıp döker içimizde bir yerleri... Sürükleyip götürür sevincimizi, neşemizi ve belki de umutlarımızı, sevdalarımızı... Bir kaygılar ve korkular mekânı haline gelir yüreğimiz. Teselliye muhtaç olur ve dayanma gücümüzü artırması için Tanrı'ya yalvarırız. Bazen de tam istediğimiz gibi yağar; inceden ince ve ağır ağır... Damlalar yavaş yavaş yürür bedenimize... Her iki yağış da rahmettir; ama bu ikincisi daha verimli hale getirir insanı ve sindire sindire yürür bedenimize... Ağır ağır kuşatır yalnızlık bizi. Değdikçe uyandırmakta, değdikçe kendimize getirmekte, aymazlığa, haksızlığa, vurdumduymazlığa karşı uyarmaktadır. Beynimiz bir "düşünme odası" haline dönüşebilir bu yağmurlarda... Farkında olmanın ve hayatı manalandırmanın peşine düşeriz. Bir dönüşüm, bir değişim nefesi üfler içimize... Yürüyüşümüzü yargılardan, korkulardan, rastgele yerlerden değil; bilginin, bilincin ve sevginin içinden geçirmeye çalışırız. O, yani yalnızlık, azar azar ıslatır içimizi dışımızı, bizse alabildiklerimizi almak için yürüyüşümüzü sürdürürüz. "Notaları kurşunlanmış bir şarkıdır yalnızlık" derken şair, yalnızlığın sadece insana özgü bir hal olmadığını, bazen onun belirtisini eşyada da görebileceğimizi vurgulamaktadır. "...hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de..." Ve yalnızlık en çok gecede aranır ve gecede bulunur. Ki, "...siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır..." Ve sen "yazıyorsan duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla: suya yazılan sözlerle..." Bölüşürsün sesini, seni duyanlarla, sana ilgi duyanlarla ve gecenin derininde seni anlamak, seni paylaşmak için okuyanlarla... Herkes yalnızlığı istediği gibi mi görür ya da istediği yerde? Kimi gece de, kimi gündüz de, kimi gökte uçarken, kimi yoksulluk, naçarlık, acizlik içinde... Çabuk gelip geçen ya da misafirliğini çokça uzatan... "Ben yalnızlığı / Gökte uçar gördüm. / Ben yalnızlığı / Garip naçar gördüm. / Ben yalnızlığı / Gelir geçer gördüm." diyor ya şair.(Cahit Külebi) Kişinin niçin yalnız olmaya çabaladığını ve bu çabayı gösterenlerde ne gibi özelliklere rastlanabileceğini, yukarda yazdıklarımızdan az da olsa çıkarabilirsiniz. Bu durumu daha net ve açık bir biçimde ortaya koyan bir yazarın bu konudaki düşünceleri ise şöyle: "Bu dünyada olmayanın özlemi içindeki kişi olanaksızı hayal eder. Dünyanın zevklerini hor görür, kabullenemez. Uyumsuzluk acı verse de, bir yere, tanıma yerleştiremez kendini. ...yalnız bir münzevî olmak cazip görünür. Kendisine kaçışlarından zevk alır, çünkü içini yalnızca kendisi anlayabilir. Ancak sıkıntılıdır da. Sorgulamaları, kendini suçlamaları, düşüncelere dalması onu içinden çıkamayacağı durumlara götürüp çelişkiler yaşamasına ve karmaşaya neden olabilir. O nedenle yalnızlık zordur. Kendisiyle hesaplaşmaya girme tehlikesini doğurur. Bu her ruhun göze alabileceği bir şey değildir. İnsanlara uzak duran kişi aslında onlara en çok değer verendir de. Felsefe tarihine bakıldığında düşünürlerin çoğunun yalnızlığı tercih etmesi ve önermesi, edebiyatta en derin yazıların, yalnızlık, boşluk ve hiçlik üzerine yazılmış olması boşuna olmasa gerek. Yalnızlık ve özgürlük birbirinden ayrı düşünülemez. Özgürlük yalnız insanın duyumsayacağı ya da en azından yaklaşabileceği bir şeydir. Yalnızlık bağlardan kurtulmayı da getirir. Ama böylesi bir durum insanı güvensizlik ve korku içinde bırakır. Sanatçının, edebiyatçının ve filozofun yalnızlığı insanlık için, gelecek için, kendinden, bireysel yaşantıdan vazgeçmedir. Topluluk içinde olmak, kendini unutmak, kendi sesini susturmaktır. Kolay olan ve genellikle tercih edilen de budur. Yalnızlığın en derinine inen ve orada kendisiyle karşılaşan kişi, hiçliğe ve sonsuzluğa varır. Hiçliğin aslında aranılası bir şey olmadığını, tam da içinde bulunulan durum olduğunu fark eder. Acılar, sevinçler, tüm duygular, kavramlar ve nesneler kaybolur. (...) Yalnızlığı kaldırabilen kişi, insanları umursamaz bir tavır içinde olsa da, aslında kendinden bile daha çok saygı duyar ve sever onları. Düşünceli ve duyarlıdır, insan ilişkilerinde başkaları için önemsiz detaylar onun için önemlidir. Kimsede rastlayamadığı özeni arar. İlişkilerle ilgili olarak sürekli sorgulamalar içindedir. Yalnızlığı hissetmesi, onu kendisine ve çevresinde olup bitenlere hatta daha soyut düşüncelere iter. Her zaman çekip gitme isteği içindedir. Nereye, ne için olduğunu bilmeden sadece gitmek. (...) Gündüzün gürültüsü, kargaşası, kalabalığı, duyulan boş sözleri, saçmalıkları, anlamsızlıkları bunaltırken; gecenin sessizliği, yalnızlığı, dinginliği, karanlığı, derinliği kendine getirir." (Nalan Yılmaz) Bu bir düzyazıda anlatılanlar. Yalnızlık ve yalnızla ilgili olarak bu anlatılanları, şiirine "Yalnızın Durumları" diyerek konu eden şair nasıl anlatıyor acaba? Özdemir Asaf'tan dinleyelim: "Yanar / Sobasında / Yalnız'ın / Üşüyen / Bakışları. / Lambasında / Karanlığa dönük / Bir ışık / Titrer /Sönük-sönük. / Penceresi / Dışına / kapanmıştır,/ Kapısı / İçine örtük." Yazının sonunu, yazanlarla ilgili gerçeği dile getiren bir cümleyle getirelim: "Yazma eylemi bir yalnızlık eylemidir. " İsmail Bingöl |
| | |
| | #28 (permalink) |
![]() || NefeSimSin || Kayıt: 02.06.2007 Yaş: 17
Mesajlar: 9.366 İtibar Gücü: 58 | ELifimm YüreĞine, EmeĞine SağLık CanıSım.. (: |
| | |
![]() |
LinkBacks (?)
LinkBack to this Thread: http://www.2de1.com/siir.kosesi/55592-secme.siirlerii.html | ||||
| Gönderen | For | Type | Tarih | |
| YouTube - ibrahim sadri ben seni öylesine sevmi�tim | This thread | Refback | 15-05-2007 22:29 | |
| YouTube - ibrahim sadri ben seni öylesine sevmi�tim | This thread | Refback | 13-05-2007 19:39 | |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Savaş Karşıtı Şiirler | DiLrUbA | Şiir Köşesi | 39 | 08-02-2009 19:34 |
| DİNİ ŞİİRLER | @izci@ | Dini Konular | 26 | 06-08-2007 23:21 |
| Dİnİ Şİİrler... | sro_mert | Dini Konular | 1 | 25-07-2007 15:46 |
| FiLmLeRden Seçme DiyalogLaR :)) - | ölümlü yazar | Mizah & Eğlence | 0 | 09-06-2007 15:46 |
| seçme resimler | @izci@ | Fotoğrafçılık ve Resimler | 7 | 10-03-2007 15:30 |