HIZLI ARAMA
| Şiir arşivi Kural güncellemesi nedeniyle eski şiirler silinmek yerine arşivlendi. Burdan gözatabilirsiniz ;) |
| | #1 (permalink) |
![]() Bir Gün Anlarsın Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 3.426 İtibar Gücü: 51 | istanbul şiirleri Osmanlı Sultanı Mehmet vere emrini Fethetmeliyiz şu diyarı Konstantini Devlet-i aliyye kurtulmalı bu düşmandan Zira atılmalı doğu roma bu asil topraklardan Bu zehir, bu hain, bu zillet Bizanstır Bu zehir ki cihanı karıştıran nifaktır Hemen topladı divanını, söyledi vezirine Yarından tezi yok gideceksin Konstantine Söyleyeceksin meramı harfi harfine Evvela hisar yapılacaktır Rum iline Vezir Halil paşa hemen terk etti meclisi Bizansta verdi Edirnede aldığı nefesi Dedi ey bizans imparatoru Aleksi Konmen Gelirim cihan şümul Devlet-i Aliyyeden Sultanım der ey kadim roma imparatoru Gözlerini dört aç iyi dinle şu buyruğu Lakin yapalım bir av konağı Bizansa Ehemmiyetlidir yapılmalıdır bilhassa Hükümdar önce hiddetlendi ve dedi o kimdir? Bizans topraklarına ne cüretle dil uzatabilir? Halil paşa çekti dizini doğruldu yerinden Adeta kan fışkırıyordu hükümdara gözlerinden Ve cevap verdi dedi ey Aleksi Konmen Lafını iyi tart, iyi belle Türktür bu gelen Hükümdar önce irkildi, sonra kesti sesini Zira kestiremedi yeni bir Osmanlı sillesini Durdu, düşündü; hakikat bu gelen Türktü Romanın bileğini daha öncede büktü Sonra kalkıp dedi Olur elbet yapalım Amma şartlara öncelikle bir bakalım Hükümdar birden döndü sanki durdu nefesi Ve dedi ölçü olacak sığır derisi Lakin anlaşmaya varıldı yapıldı hisar Fetih için tamamlandı son hazırlıklar Sultan Mehmet ilerleyip Konstantini göstererek Dedi Cihan devleti olmak için seni almak gerek Mucize bir zafer bekliyordu yine Türkleri Amma bilmiyorlardı daha yoktu haberleri Bir çağ kapanıp bir çağ açılacak hemde koskoca Cihan osmanlının olacaktı bir uçtan bir uca *** Nedir o. Ne olmuştu gemilere gitmiyordu suda Sultan mehmet dedi yürütün o zaman karada Halatlar çekildi gemiler başladı yürümeye Alem şaşırdı gemilerin karada yürüdüğü görülmeye Sultan mehmet kalkıp işaret ederek surları Dedi haydi aslanlarım yıkın bu hain duvarları Türkün muhteşem topları başlandı atılmaya Ve başladı bin yıllık bizans şiddetle sallanmaya Roma kaçacak yer arıyordu Türklerden Amma kaçılamıyordu artık kutlu zaferden Kimdir o en yüksek burca eyek basan Bayrağı diken cengaver. Bu ulubatlı hasan Bin yıllık bir efsane bitti artık çöküyor Dinle konstantin Türkün ayak sesleri geliyor Ayan oldu artık Bizansın hisarları Konstantin artık gördü ve tanıdı Osmanlıları Lakin artık bulmuştu gerçek sahibini İstanbul olmuştu bin yılın konstantini Yedi iklim cihan yerinden kalkıp gelerek Adın FATİHtir dedi Sultan Mehmedi göstererek Fatih dedi Bunu bütün dünya bilecek Kıyamete dek burada Türkler hüküm sürecek. |
| |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: İstanbul ![]() Ey Aziz İstanbul.! ! Bugün seni andık dost meclisinde, Kimlere kucak açmadın ki, sen tarihinle Tarihi sen yazdın Fatih’in fethi ile Saltanatın beşiği; Ey aziz İstanbul.! Seni muştuladı ümmetine yüce peygamber Surlarına sancak dikmekti bütün hayaller Senin uğruna şehit oldu nice leventler Sana akan kan helâldir; Ey aziz İstanbul.! Bir rüyaydı ezan sesi duymak yedi tependen Akın etmek ne mümkün, sana karadan, denizden Gemiler yüzdürdük en yüksek tepelerinden Fatih’in rüyasıydın sen; Ey aziz İstanbul.! Yıl 1453 artık vakit doldu tamam Türk ulusunun yüreğinde varken iman Senin gök-kubbeni çınlatmalıydı ezan Yedi tependen ezan sesi dinmesin; Ey aziz İstanbul.! Fethin ile sona erdi Galata’da matem Seninle uçmayı arzuladı Ahmet Hazerfen Boğaza ilk insan oldu uçan kulenden Sen uçmayı aşılıyorsun; Ey aziz İstanbul.! Kucaklamışsın her din, her ırktan milleti Ermeni, Rum kiliselerinde çan sesleri Müslüman camilerinden yankılanır ezan sesleri Seni seven herkese kucağın açık; Ey aziz İstanbul.! Anadolu’da efsaneler anlatılır adına Bin bir paye yakıştırılır senin şanına Yüz süresi gelir insanın, altına eş değer toprağına Adını duyan sana aşık; Ey aziz İstanbul.! Sana dökülür en güzel dizeler şairin kaleminden Seni anlatan şarkılar dinlenir, Zeki Müren’ in sesinden Üsküdar’da yağmur, efsane Kız Kule’sinden Boğazdaki köprülerinle şahesersin; Ey aziz İstanbul.! Asırlara meydan okuyor, ayakta Topkapı sarayı Tek vücut kucakladın Avrupa ile Asya’yı Kutsal emanetlerin yaşatır gören gözlere rüyayı Sen rüyalar şehrisin; Ey aziz İstanbul.! Beyoğlu başına geçirmiş Yeşilçam diye miğferi Babı-ali ye doğru uzan, yetişmiş basının pirleri Adalarda tarihi yaşatır, faytonlarda atların nal sesleri Tarihi kim kucaklamış senin gibi? Ey aziz İstanbul.! Unkapanı’ndan şöyle bir uzan karşında plakçılar sitesi Her tür müziği duymak mümkün doğu ile batı sentezi Galata’ da olta atanlar, yankılanır akustik martı sesleri Emirgan’da tavşan kanı çay, sen başkasın; Ey aziz İstanbul.! Hala dimdik ayakta şehri besleyen su kemerleri Ayasofya mağrur, dudak büktürür görenleri Mimar Sinan, her yerde onun eşsiz eserleri Güzel olan her şeye sen sahipsin; Ey aziz İstanbul.! Sen insanlık tarihiyle birlikte ayaklandın Kimler geldi, kimler geçti sen ayakta kaldın TÜRK egemenliğiyle daha bir mağrurlandın TÜRK kimliğinle ebedi yaşa; Ey aziz İstanbul.! Salih Özalaşan |
| |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 895 İtibar Gücü: 15 | Ynt: İstanbul Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin Sevdiğim İstanbulu gibisin Gene de çağırıyor yüreğin Daha aydınlık bir yeryüzünü Her zaman genc gozlerinde guluyor Su kocamis ve yorgun Istanbul Gene de yasiyor ve sirli aynasinda Bana gosteriyor senin yuzunu Ayak basmadığım çorak bozkırda Sevdiğim Anadolu gibisin Gene de bekliyor yüreğin Uzakta ve elinde olmayanı Sevecen gözlerinde tükeniyor Hasret rüzgarlarıyla Anadolu Gene de üretiyor ellerin Yeni baştan ve umutla sevdanı İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak Ne kadar yakınım sana Ve ne kadar uzak |
| |
| | #4 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 895 İtibar Gücü: 15 | Ynt: İstanbul Orda, adamı düşündüren denizler vardır - ışıltılı ve berrak-, şurda gemiler durmuş, kimbilir, zincirleri ne ağırdır. Sarayburnu, Kızkulesi, Haydarpaşa... Bak işte Köprü, Böyle ayak altında bütün gün. İşte yollar gıcır gıcır, İşte Sultanahmet Meydanı şu gördüğün Nihayet, ilerde deniz, Mis gibi balık kokar. Daha sonra Adalar Ve hep çam ağaçları. Oranın mehtabı tatlı olurmuş, Öyle derler, Rüyadaymış gibi yaşar insan. Galiba böyle görülür İstanbul Bir kartpostal önünde durup İştahla bakarsan. |
| |
| | #5 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 29
Mesajlar: 895 İtibar Gücü: 15 | Ynt: İstanbul İstanbul deyince aklıma martı denir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu`da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu`da toprak damlı bir evde çocukluğum Gülcemalle gider İstanbul’a Gülcemalle gelir İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Şehzadebaşı`nda akşam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca dişi Boyuna bosuna kurban olduğum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnağa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı Şehzadebaşı`nda akşam üstü Yine zevrak-ı derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoniyle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde şamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi Sütten duru buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara Bambaşka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz’da Kimi Fenerbahçe’de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos |
| |
| | #6 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884 İtibar Gücü: 49 | istanbul şiirleri Alınyazısı saati (İstanbul) Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun Yaklaştıkça büyüyen Ayrıntıları setleri bahçeleri Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan İşte ben o şehri yaşadım yıllarca İstanbul'da parça parça Çeşmelerinde ayı yaşadım Servilerinde ayla birlik bölündüm Ayla birlik yaralandım İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla Soludum bölük bölük ahiretin Keskin çizgili özgürlüğünü Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım Taşlarına adeta resmim işledi Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin Kozmik bakış metafizik sezgi Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi Hep İstanbul'da kırık dökük Parçalanmış silinmiş sönmüş Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu Sabah Karacaahmet'te öte şafak kırmızısında savaş borusu Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler Su şırıltısından gök gürültüsüne değin Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi Ben yaşadıkça o yaşayacak bende Kimbilir belki o da dirilecek benimle İslam Milletinin dirilişinde O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya İnsanın insan olduğu o günde Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa Doğrul ve kalk ayağa Kemiklerinle etin arasında Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim Fırtına yaprak yaprak dökülüyor Gecenin tüyleri savruluyor havaya Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla Mübarek toprağın anlamından bile yoksun Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim Denizi yüklendim adeta denizle evlendim Denizle yaşadım denizle öldüm Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm Denizden denize yükseldim Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek- Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana olup biteni O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı Bir kartal taşırken yere düşmüş Ve kalakalmış kaldığı yerde Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne Yemişler ötesini berisini Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı Bir at gibi soluyorsun kulelerinle Deniz öfkenin köpükleriyle benekli Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda Yeniden sularından içelim kana kana Savaşabilirim bugün bütün dünyayla Gerekirse Ruhumuzun susadığı hakikat olan Evrensel İslam Barışının zaferi için Aşk için Tanrı hakikati aşkı için Göğe çıkan İsa yere insin diye -Fazla çıkardılar göğe- Gel ey Muhammed ve İsa hakikati Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları Savaşırım doğudan daha doğu Doğrudan daha doğru olanı bulmak için Zulme karşı savaşabilirim İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir Ebedi hakikat budur Bunun için savaşırım ben Bunun için kanım helal olsun Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak Bunun için savaşırım ben Servi için savaşırım çınar için savaşırım Tozlanmamış gün doğuşu için Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye Tuz deniz damlasında gülsün Çam denizle gülüşsün Su tenimizle barışsın Ruhumuzla ışısın diye Savaşçıyım ben atalarım gibi İstanbul için savaşırım Bağdat'ın dervişlik ortağı Şam'ın kılıç kardeşi Olan İstanbul için Benim güneşimden öteye kimse gidemez Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır" Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü Kıyamete kadar söylenecek türkü SEZAİ KARAKOÇ |
| |
| | #7 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884 İtibar Gücü: 49 | istanbul şiirleri İstanbul Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
| |
| | #8 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884 İtibar Gücü: 49 | istanbul şiirleri İstanbul ağrısı kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kayarken şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine İstanbul'san yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pançak pançak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine İstanbul'san kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan Sirkeci Gar'ında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp intihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan Anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlıyan sen eğer yine İstanbul'san aldanmıyorsam yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gözlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildiğin Attila İlhan'ı zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor ulan İstanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki İstanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin eğer sen yine İstanbul'san yanılmıyorsam koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine satır satır okumak istediğim sen eğer yine İstanbul'san eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim ulan yine sen kazandın İstanbul sen kazandın ben yenildim kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine emrindeyim ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa yanılmıyorsam sen eğer yine İstanbul'san senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir ulan bunu sen de bilirsin İstanbul kaç kere yazdım kimbilir kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 Eylül'ünde birader mırç ve ben sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık sana taptık ulan unuttun mu sana taptık ATTİLA İLHAN |
| |
| | #9 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884 İtibar Gücü: 49 | istanbul şiirleri İSTANBUL'UN FETHİ -Beş yüzüncü yıldönümü için: - I Gün batmada İstanbulun üstünde Haliçten, Bir renge bürünmüş yanıyor Marmara içten. Durgunlaşıp engin, silinirken kırışıklar, Oklar gibi fışkırmada her yandan ışıklar... Bir penbe bulut bağrı delinmiş kanamakta, Yorgun uyuyan tekneler altında uzakta. Altındır ufuk çizgisi, altındır akisler, Altın tozlu hainde iner her yana sisler... Durgun sular üstünde kesik vakvakalarla, Uçmakta gümüş martılar, altın gagalarla. Gök şimdi yeşil, şimdi kızıl, şimdi turuncu, Camilerin andırmada mermerleri tuncu Kandır dağılan şimdi günün battığı terden, Kandır sızan etrafa alev pencerelerden. Kandır görünen Fatihin altın aleminde, Fethin yine İstanbul o en kanlı deminde: II Mevsim mayısın sonları, yaz başlamış artık, Gittikçe açılmakta, dağılmakta karanlık. Her şey hareketsiz, ağaran tan yeri sessiz, Kalmış gibi şehrin sarılan bağrı nefessiz... Bir korkulu rüyayı yataklarda sayıklar, Dalgın uyuyanlar beraber uyanıklar... Bir saltanatın son gününün korkusudur bu! " - Türkler hareketsiz duruyor, bir pusudur bu!" Kostantin ümitsiz, saray erkanı telaşta Surlarda Bizans askeri, Jüstinyani başta! Çarpmakta bugün bir yeni korkuyla yürekler, Zağnos Paşa bir yanda hücum emrini bekler. TURHAN Bey uzaklarda yakıp yıkmada hâlâ! Bir yandan o Beylerbeyi korkunç Karaca'yla, Türk ordusu İstanbulu sarmış çepeçevre, Dünya girecektir bu sabah bir yeni devre! III Birdenbire gökkubbe dolar velvelelerle, Atlar koşar ön safta kabarmış yelelerle! Tozlarla, dumanlarla karışmakta ateş, kan..., Yer yer tutuşur toprağın altındaki volkan! Mızraklar uçar, oklar uçar, taşlar uçarken, Burçlar yıkılırken, kesilen başlar uçarken, Etrafa saçılmakta cehennemden alevler, Tunç topların ağzıyla homurdanmada devler... Her hamleyi bir hamle kucaklar yeni baştan, Jüstinyani bir sedyede kaçmakta savaştan! Bir burca zafer sancağı dikmiş Ulubatlı... İlk hızla girer Topkapıdan yirmi bin atlı! "Türkler geliyor!" çığlığı aksetmede dağ dağ, Bir çağ kapanır böylece, başlar yeni bir çağ Rum Kayseri'nin kellesi bir mızrak ucunda, Şarkın eşi yok incisi Türkün avucunda! IV Ey Kayser, öğünsen yeridir kanlı başınla, Tarihe adın geçti o erkek savaşınla! Ey Fatih, iraden gibi kuvvetli bir elde, Dünyanın asırlar boyu göz koyduğu belde! Ey ünlü kumandan paşalar, tuğlu vezirler, Ey tulgalı erler, ağalar, beyler, emirler... Haşmetli zafer menkibeniz geçti şafaktan, Gördüm, düşünürken sizi beş yüz yıl uzaktan! Ey mutlu ışık beldesi, nurunla yıkansın, Her türlü hiyanet dolu tarihi Bizansın! Artık savaşın hüsnüne hayranlık içindir, Artık zaferin şi'r için, insanlık içindir. Sihrinle, füsununla, gururunla, nazınla, Altın Halicin, Marmaran, aşık Boğazınla, Endamını sarmakta ipek tüllü karanlık, Türkün güzel İstanbulu mesut uyu artık! SADÂBÂD - I - Baygın bir ihtizaz ile bîhûş akar dere Sahillerinde kızlar uzanmış çemenlere.. Narin dudaklarında mücevher piyaleler.. Açmış kuz-caklarındaki aşüfte laleler.. Mestane nağmelerle bakarlar, pür ihtiras, Bekler sıcak göğüsleri şehvetli bir temas.. - II - Akşam.. silindi çehreler artık birer birer, Etrafa indi gölgeden, asude cümleler.. Rakkaseler uzandı açılmış kucaklara, Sessiz çekildi, kol kola, çiftler uzaklara. Leyl oldu, akmıyor, dere sahilde dinliyor.. Baygın, kesik nefesler, uzaklarda inliyor.. ÇENGELKÖY Boğazın her yeri bir parça değişmiş şimdi, Yine Çengelköyü lakin öyle! Bahçeler, bağlar, ağaçlar, evler... Yine sessiz, yine sakin öyle! Elli yıl köyden uzak kalmışken Tanıdım: İşte benim doğduğum ev! İşte, en eski mahallem, sokağım! Geçiyor aynı sokaktan hâlâ Kendi halinde vakur insanlar... İşte hiç fasılasız dört mevsim Köye lezzet dağıtan bostanlar! İşte tılsımlı o bağlar ki bütün dünyada Yoktur eşi! Sonbahar oldu mu dallar eğilir, Sararır ayvalar altınlaşarak, Meyve halinde verirler güneşi. Tanıdım: Çarşının en ihtiyarı Başı göklerde asırlık çınarı. Bir tevekkül katıyor manzaraya. Çekilen eski kayıklar karaya. Öyle hoş bir yüzü vardır ki köyün, Bir gören artık unutmaz neresi? İşte, kış vakti coşup çağlarken, Yaz gelip kupkuru kalmış deresi! Tanıdım: Şevk ile erken uyanıp Gittiğim camii bayramlarda! Karabaş nesli tükenmiş artık Kediler damlarda.. Gözlerim daldı yine, Bir hayal alemine! Elli yıl önceki tipler geçiyor karşımdan: Kamil Ağa.. göğsü açıktır kış, yaz, Karda, yağmurda da hep böyle gezer aldırmaz. Yaşı yetmişse de hâlâ gençtir, Dağılır, parçalanır göğsüne çarpan yıllar... Bir avuç taze köpüktür sanki Şu ağarmış kıllar! Sami bey.. ismi tanınmış hattat. Bizce İzzetle Yesari'ye de üstün kat kat. Huyu hırçıncadır amma severiz "O bizim hattatımızdır" diyerek Övünür, hem överiz. Hatemi bey ki Meşihatteydi, "Molla bey!" derdik ona. Şıktı, bir parça da hatta züppe! Başta bir ince sarık, sırtta ipek bir cüppe, Elde mercan tesbih, Şal yelek, incecik altın köstek... Şıktı velhasılı pek! Komşumuz Miralay Ahmet bey ki: Unutulmaz daha genç yaşta ölen O güzeller güzeli Eşi Növber Hanımın iç acısı! Kerim Ağa.. hamlacı, Abdülmecidin hamlacısı. Anılır ismi, sayar gençler onu, Boğazın eski kürek şampiyonu! Her zaman kaşları öfkeyle çatık, Yüzü hep böyle asık, İşte en sert baba: Çerkes Ali bey! Köyde sessiz yapılırken her şey, İki haylaz çocuğun terbiyesi Duyulur her gece çığlık, çığlık! İşte ilk sevgilim, ilk aşkım, O güzel Naile ki, Hepimiz gizlice aşıktık ona! Titreyen perdelerin ardından Arıyorken biz onun gölgesini, Ansızın gökten uçan bir yıldız Gibi bir gün bırakıp gitti bizi! İşte, gayetle temiz, İşte, gayetle titiz Ebe İlhame Hanım! Severiz, bizleri paylar da yine! Çünkü biz dünlü çocuklar, hepimiz Doğmuşuz ellerine! Elde bir çanta uzaktan görünür, Köyün en hazik olan, diplomasız Cerrah Mustafendi! Evvela çanta gider, sonra peşinden kendi. İhtiyar Angeli aktar küçücük dükkanda, Sürme, laden, kına hep ayrı durur bir yanda. Kutular ayrı, paketler, kavanozlar ayrı. "Ne arasan bulunur derde devadan gayrı!" Ve nihayet Sokağın bekçisi sadık Karabaş! Bizi bir gördü mü gözler parlar, Duyulur tatlı, kesik havlamalar. Köyde herkesle yakından tanışır, Dili yok, söyleyemez söz amma, Sallanan kuyruğu dildir konuşur! İşte rüyası hayalimde kalan Çengelköy! Elli yıl önceki tipler işte! İşte bağ semti, Çakaldağ, Maslak... İşte, İcadiye! İşte, mehtabı yakından Bir gümüş ayna gibi Seyreden Tarlabaşı! İşte, tarihe bakan gözlerle Ceneviz devrini görmüş çarşı! Yine rüyalara dalmış uyuyor, Küçücük koydaki sessiz yalılar, Yine herkes tanıyor birbirini, Yine eş, dost öyle! Bir benim sade uzaktan gelmiş, Bir benim sade köyün bilmediği, Bir benim el sayılan! Beklerdim bir tanıdık yüz boşuna, Bekledim boş yere bir dost bakışı, Bir dost gülüşü... "Göçtü çoktan!" dediler Anarak ismini sordumsa kimi! Daracık, kuytu sokaklarda gezip, Aradım gençliğimi! ORHAN SEYFİ ORHON |
| |
| | #10 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884 İtibar Gücü: 49 | istanbul şiirleri Bahar sarhoşluğu İlk sevgilinin gülüşüne benzer Bir Nisan havası değil mi esen? Zincirlere, kelepçelere inat, Kanatlarımı açmak zamanıdır; Allaha ısmarladık kaldırımlar. Giyenler düşünsün dar elbiseyi, Ölçülü sözü, hesaplı adımı Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan; Saltanat sürer gibi uçuyorum, Erik ağacı gelin olduğu gün. Hayranım bu şehrin bacalarına İrili ufaklı hep bir ağızdan. Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz! Dumanın daim olsun güzel baca! Yuvası saçakta kalan kırlangıç, Yavrusu dallara emanet serçe, Derken camiler üstünde güvercin Minareler katından geçiyorum Gökyüzü mahallesi İstanbul'un Süt beyaz bir martıyım açıklarda Gemilere ben yol gösteriyorum, Buğday ve ilaç yüklü gemilere Bir kanat vuruşta bulutlardayım; Bir süzülüşte vatanım dalgalar! CAHİT SITKI TARANCI |
| |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| istanbul resimleri!!! | SuPeRiSi | İstanbul | 6 | 30-03-2009 11:20 |
| Ah IsTaNbul Ahhh!!!!!! | DiLrUbA | İstanbul | 11 | 28-08-2008 01:17 |
| Resimlerle Istanbul | ToLL | Fotoğrafçılık ve Resimler | 15 | 07-06-2008 16:28 |
| Gün Batımı..(istanbul) | FeYeZaN | Fotoğrafçılık ve Resimler | 15 | 17-10-2007 11:17 |