ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Sağlık Hastalıklar ve şifaları yaşadığımız sağlık sorunlarımızı burada paylaşalım!

Cevapla
Alt 31-08-2008, 13:41   #1 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


Bebek ve Çocuk Sağlığı

İçindekiler:


Hamileliğim
BebeğimÇocuğum
Akıl Defterim
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Prenses isimli kullanıcıya, bu konu için teşekkür edenler:
Osmanlıkızı (31-08-2008)
Alt 31-08-2008, 13:42   #2 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


BESLENME REHBERİNİZ


BEBEĞİNİZ İÇİN SAĞLIKLI BESLENİN



Hamilelik döneminde almanız gereken besin öğeleri hakkında Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Keskin bilgi verdi.

GEBELİKTE PROTEİN GEREKSİNİMİ

Kaynakları: Et, süt, yumurta, su ürünleri, kuruyemişler, bakliyat ve hububatlar

Yeterli ve dengeli beslenme ile günlük protein gereksinimi karşılanabilir. Protein gereksiniminin %60’ı biyolojik değeri yüksek proteinlerden karşılanmalıdır. Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyolojik değeri daha yüksektir. (Yumurta, et, tavuk, balık )

Bebeğin büyümesi için gebelik boyunca ortalama 950 gr kadar protein depo edilmelidir. Son 6 ayda bebeğin büyümesi hızlandığı için protein gereksinmesi de artar. Bu artış %30 kadardır ve anneden 5 gr/gün protein çekilmektedir.

GEBELİKTE DEMİR GEREKSİNİMİ

Kaynakları: Et ve türevleri, sakatat, kurubaklagiller, kuru üzüm, kuru incir, pekmez, yeşil yapraklı sebzeler

Kan değerlerinin yüksek ya da düşük olması ile tıbbi anormallikler, ölü doğum vs. gibi bazı sağlık sorunlarına yol açtığı biliniyor. Bu nedenle genç anemik olanlar başta olmak üzere tüm gebelere demir takviyesi yapılmalı.

Gebelerin demir ihtiyacı yaklaşık 1230 gramdır. Bu açıdan ortalama 1010 gr hariçten demir vermek gerekir. İyi beslenmenin yanında demir takviyesi mutlak gereklidir.

Aneminin Nedenleri:

• Artan plazma hacmi
• Bebek için demir gereksinmesinin artması
• Tahıla dayalı beslenme
• Bağırsak parazitleri
• Yaşam ve çevre koşullarının kötü olması
• Sık ve kötü koşullarda doğum
• Yetersiz ve dengesiz beslenmeye ilaveten aşırı çay kahve tüketimi
• C vitamininin yetersiz alımı
• Çoğul gebelikler,
• Birbirini izleyen sık gebelikler
• Gebelik kanamaları,
• Gebelik bulantı ve kusmaları.

GEBELİKTE KALSİYUM GEREKSİNİMİ

Kaynakları:
Süt, yoğurt, çökelek, pekmez, fındık, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

Kalsiyum kemik ve dişlerin yapısında bulunan bir mineraldir. Bebek ortalama 30 gr Kalsiyum depo eder. Diyetle yeteri kadar Kalsiyum alınmadığından artan gereksinim kemiklerden çekilerek karşılanır. Bu da kemik yumuşamasına ve diş çürüklerine neden olur.

Kalsiyum eksikliği nedenleri
• Sık doğumlar,
• Güneş ışınlarından yararlanamama
• Hareket azlığı,
• Yetersiz beslenme

Gebe kadının günlük gereksinimine ek olarak 500 mg/ gün Ca alması gerekir.

GEBELİKTE İYOT GEREKSİNİMİ

Kaynakları: Deniz ürünleri, zenginleştirilmiş tuzdur.

İyot eksikliğinde bebekte gelişme geriliği ve doğumsal anomaliler görülebilir. İyot eksikliği olan bölgelerde en uygun korunma olarak iyot eklenmiş tuz kullanımı önerilmektedir.

GEBELİKTE A VİTAMİNİ GEREKSİNİMİ

Kaynakları:
Karaciğer, balık, süt, tereyağı, yumurta sarısı, ıspanak, havuç, domates, yeşil yapraklı sebzeler ve kayısıdır.

A vitamin yağda eriyen bir vitamindir. Eksikliğinde erken doğum, düşük doğum kilosu doğum ve görme kusuru oluşabilmektedir. Yetersiz alındığında demir kullanımının bozulduğu ve aneminin ortaya çıkabileceği doğrultusunda bilgiler vardır. Yüksek dozda A vitamini alan annelerine düşük, bebekte ise yarık damak, kalp hastalıkları gibi durumlara neden olabilir.

GEBELİKTE C VİTAMİNİ GEREKSİNİMİ

Kaynakları:
Kuşburnu, yeşil ve kırmızıbiber, turunçgiller, domates ve patatestir.

C vitamini suda eriyen bir vitamindir. Gebelikte vücudu enfeksiyon ve toksinlere karşı korur. Besinlerde pişirme ve hazırlama sırasındaki kayıplar ile kişisel farklılıklar göz önüne alınarak 60 mg/gün C vitamini önerilmektedir.

GEBELİKTE FOLİK ASİT GEREKSİNİMİ

Kaynakları:
Karaciğer, koyu yeşil yapraklı sebzeler, et, yumurta, süt ve türevleri ve tahıllardır.

Folik asit eksikliğinde düşük doğum kilosu ve sipina bifida hasatlığına yola açmaktadır. Gebelere günlük 0.4 mg folik asit önerilmektedir. Folik asit; yetersiz alımından çok besinlere uygulanan işlemler nedeni ile kayıplara uğramaktadır. Fazla alındığında ise vitamin B12 eksikliğine yol açmaktadır.

GEBELİKTE ÇİNKO GEREKSİNİMİ
Kaynakları:
Et, deniz ürünleri, süt ve türevleri, yumurtadır.

Büyüme ve gelişme protein yapısındaki enzimlerin işlevleri ve üreme için gerekli bir besin öğesidir. Yapılan araştırmalar sonunda Zn eksikliğine bağlı olarak bebekte büyüme geriliği, ölü doğumlar ve doğumsal anomalilerin görüldüğü belirtilmiştir.

***

GEBELİK DÖNEMİNDE BESLENME



Hamilelik döneminde beslenme anne adaylarının en çok üzerinde durduğu konuların başında geliyor. Beslenme Uzmanı Selahattin Dönmez bu konuda merak edilenleri 3 bölüm halinde sizlerle paylaşıyor.

Gebelik kadın için doğal fizyolojik bir olaydır. Gebelikte kadının normal fizyolojisinin üzerine fetal (anne karnındaki bebek) büyümenin de eklendiği değişiklikleri kapsar. Bu nedenle toplumumuzda iki canlıyı doyuracak kadar yemesi gerektiği fikri ağır basmaktadır. Ancak güncel bilgilerimiz gebe annenin fazla beslenmesi kadar yetersiz beslenmesinin de anne ve bebek sağlığına zarar verdiğidir.

Bu yazımı okuyan annelere bir uzman olarak tek önerim ‘ Bebeğinizin emekliyor, yürüyor, el-kol hareketlerinin normal ayına uygun olması önemli ancak yeterli zeka gelişimi için bebeğinizi anne karnından beyin gelişiminin tamamlandığı 2 yaşına kadar çok dikkatli, daha sonra yaşamın sonuna kadar yeterli ve dengeli beslenmeyi hedef haline’ getirmesidir. Bu nedenle yazılarımı bu gözle okursanız inanılmaz yararlanacaksınız.

Beslenmenin bebeğin büyüme ve sağlığı üzerine etkilerini incelemeden önce ilk önce bebeğin anne karnındaki gelişimi hakkında bilgi vermek istiyorum.

Bebeğin anne rahmine ilk düştüğü zamanda (birinci hafta) hücre bölünmesi ile ilgilidir. İkinci hafta ile sekizinci hafta arasında doku farklılaşması ile embriyo (bebeğinizin ilk gelişmeye başladığı adı) şekilleşmeye başlar. Sekizinci haftada embriyo 1 g ağırlığında ve 2.5 cm boyundadır. Üçüncü ayın sonunda bebeğin cinsiyeti belli olur. 6. Aya kadar bebek hızla büyür ve bazı fonksiyonları belirlenir. Altı ayın sonunda bebek 1000 g ağırlığında, 35 cm boyuna gelir. Dolaşım sistemi 8-12’inci haftada belirlenir. Plasenta yolu ile anne kanı bebeğine besinleri taşır. 18. Haftada solunum görülür. 12. Haftada sindirim sistemi oluşur. Sinir sisteminin çalışması ilk 8 haftada gözlenir. Fetal yaşamın ikinci yarısında BEYİN hızla büyür. Beyin hücrelerinin 2/3’ü doğumdan önce, 1/3’ü ise doğumdan sonraki ilk 3 yıl içerisinde oluşur.

Gebe annenin beslenmesinin bebeğin gelişime etkisi 1930’lu yıllarda araştırılmaya başlanmış ve bu son yıllarda yoğunlaşmıştır. Laboratuar hayvan çalışmalarında bazı besin öğelerinin kısıtlanmasında bebekte doğumsal sorunlara yol açtığı bulunmuştur. A vitamini, çinko, iyod, demir, riboflavin, manganez, folik asit en önemli kompanentlerdir.

Yine yapılan hayvan çalışmalarında gebelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenenen maymunlarda doğum sonrasında yavrularını iyi besledikleri halde anne karnında (fetal yaşam) beyin hücrelerinde meydana gelen biyokimyasal değişikliklerin düzelmediği bulunmuştur. Bu araştırmalar sonucunda yetersiz ve dengesiz beslenmenin sadece beden sağlığı değil zeka üzerindede önemli etkisinin olduğu gösterilmiştir.

Bu yapılan hayvan çalışmalarının insanlar üzerindede çeşitli şekilde incelenmeye başlanmış ve İngiltere’de konjenital (doğumda) bozuklukla doğan bebeklerin % 65’inde folik asit yetersizliği olduğu görülmüştür.

Afrikalı gebe kadınlarda A vitamininden yetersiz beslenmeleri sonucunda yeni doğan bebeklerde myopia’ya neden olduğu bulunmuştur.

Gebe kadınlarda diyette iyotdan fakir beslenmeye bağlı olarak kretinizm olarak bilinen zeka özürlü bebeklerin dünyaya geldiği vurgulanmıştır.

Yine yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda, ölü doğum, prematüre, konjenital bozuklukların oluştuğu bildirilmiştir.

Gebe annenin yetersiz beslenmesinin anne sağlığına da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Gebelikte toksemi, annede megaloblastik anemi, ağır protein ve enerji eksikliği, demir eksikliği anemisi, diş çürükleri, kemik erimesi, yetersiz protein alımına bağlı olarak ödem yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda daha sık görülmektedir.

Görüldüğü gibi annenin beslenmesinin hem bebek sağlığına hemde kendi sağlığına etkileri önemsenmeyecek kadar fazladır. Ancak şunuda bilmek gerekmektedir; gebelik süresince alınan aşırı kilolar doğum sorunlarına, doğum tarihinin gecikmesine, bebekte mekonyum aspirasyonu gibi anne ve bebek sağlığını ciddi olarak tehdit edici sorunlara yol açabilir. Bu neden le gebe anne gebelik boyunca gebeliğe başladığı kilo durumuna göre kilo almalı, yeterli ve dengeli beslenmelidir.

Hamilelik döneminde beslenme anne adaylarının en çok üzerinde durduğu konuların başında geliyor. Beslenme Uzmanı Selahattin Dönmez bu konuda merak edilenleri 3 bölüm halinde sizlerle paylaşıyor.

Bundan beş onlu yıllar öncesinde anneler diledikleri gibi yiyip içip ne kadar tartı aldıklarını bilmeden yaşıyor ancak yinede sağlıklı çocuklar dünyaya getiriyorlardı. Ben bugünkü bilgilerimizi okudukça ve bilim adamlarının merakları üzerine çalışmalar yapılıp bu geleneksel yöntemlerin yararları ve zararlarını yayımladıklarını gördükçe annelerimizin gerçektende çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle doğru adım atıp riske atmamak için gelin yeterli ve dengeli beslenelim.

Gebelik öncesi annelerin en büyük korkusunun ne kadar kilo alacağım olup, doğru bilgiye maalesef bir türlü ulaşılamamasıdır. Yeni bilimsel veriler annenin Beden Kitle İndeksi (BKİ) denilen indekse göre gebelik boyunca tartı alımının hesaplanması gerektiğini göstermiştir. BKİ; ağırlığın (kg) boyun (m) karesine bölümü ile bulunan değerdir. Örneğin gebe adayı anne 62 kg ağırlığında ve 165 cm boyunda ise BKİ: 62/ (1.65)2 ‘dir. Bu değerde 27.77’dir. Öneriler ise; eğer annenin BKİ’si 20 ve altında ise ilk 3 ay kilo almasa dahi son 6 ayda haftada 500 g’ın altına düşmemesi, BKİ’si 26 ve üzerinde olanların ise haftalık tartı artışının ortalama 300 g olması önerilmektedir.

Buna karşılık kişisel ayrıcalıklar ağırlık kazanımına etkili olmaktadır. Buna en güzel örnek gebeliğin ilk zamanlarında annelerde bulantı, kusma, uyuklama hali, iştahsızlıktır. Bu etmenler annelerin besin alımını engeller ve ilk 3-4 ayda tartı alımının toplam 3-3.5 kg olmamasını sağlar. Ancak daha sonra 300-500 g tartı alımı düşünülürse gebeliğin sonunda 10-12 kg tartı alımı sağlanır. Bunun sonucunda 3-3.3 kg ağırlığında bir bebek dünyaya gelebilir.

Enerji: Neden bu özel dönemde daha fazla enerji almak gerekir? Çünkü hem annenin hemde bebeğin normal büyüme ve gelişimi içindir. Ayrıca bu dönemde bu gelişimin normal devamı için günlük 300 kcal ek besin alımı gerekir. Bu ek enerji anneye yağ dokusu olarak gelir, bu yağ dokusuda emziklilik döneminde artan enerji gereksinimini karşılamak için kullanılacaktır. Enerjiyi diyette karbonhidrat, protein ve yağdan dengeli sağlamalıyız. Çünkü protein ve yağı yeterli alsak dahi eksik karbonhidrat alımının bebeğin beyin gelişimi, glikojen düzeyi ve nörotransmitter sentezi (sinir sisteminin oluşmasını sağlayan maddeler) üzerine olumsuz etkileri saptanmıştır.

Protein: Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır. Yeterli ve dengeli beslenen annelerde protein yeterli miktarda karşılanır. Ancak önerilen kaliteli protein kaynaklarının anne tarafından tüketilmesidir. Bunlar tavuk, balık veya hindi eti, süt-yoğurt, yumurta, kuru baklagillerdir.

Normalde gebe kadınlar için önerilen protein 60 g’dır. WHO Vejeteryan gebelerde bu değere 9 g/gün ek olması fikrindedir.

Çoklu Doymamış Yağ Asitleri: Gebe annenin diyetinde n-3 yağ asidinden zengin beslenme ve özellikle dokozahegzoenoik asidin (DHA) diyette bulunması gerekmektedir. n-3 yağ asidi ve DHA zengin besinler; yağlı balıklar, ceviz, soya fasulyesi, tereyağı, mayonez, yeşil yapraklı sebzeler.

Demir: Bitkisel besinlerle veya tek yönlü beslenme ile beslenen kadınlarda demir eksikliği anemisi sıklıkla görülen bulgudur. Demir eksikliği olan annelerin düşük doğum ağırlıklı bebek, düşük olduğu ve doğan bebekte de anemi görüldüğü bildirilmiştir. Demirden zengin besinler; karaciğer, kırmızı et, tavuk eti, balık özellikle sardalye, yumurta, kurubaklagillerdir.

Kalsiyum: Gebelik döneminde bir çok nedene bağlı olarak kalsiyum ve fosfor gereksinimi artmaktadır. Kalsiyumun doğal kaynaklardan sağlanması anne ve bebek için tercih edilmesi gereken bir seçenektir. Süt, yoğurt, peynir, çökelek, pekmez, fındık, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumun en iyi kaynaklarıdır.

Çinko: Büyüme-gelişme, protein yapısındaki enzimlerin, üreme işlevi için gerekli en önemli minerallerden biridir. Diyetteki çinko eksikliği ile anne karnında büyüme geriliği, ölü doğumlar, doğumsal anomaliler görülmektedir. Çinko; et, deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, yumurta, fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişlerde bulunmaktadır.

***

GEBELİKTE BESLENME



Beslenme Uzmanı Selahattin Dönmez gebelikte beslenme konusundaki son yazısını sizlerle paylaşıyor.

İlaçlar: Gebelikte kullanılan her ilaç bebeğinize zarar verebilir. Bu nedenle doktorunuzla yakın irtibat içerisinde olmanız gerekmektedir. Ayrıca annelerin farkında olmadan aldıkları ve bebeğe doğrudan etki eden pestisitler ve insektisitlerdir. Besinleri haşerelerden korumak için tarım ürünlerine DDT, diazinon, aldrin, malotin gibi haşere öldürücü kimyasal öğeler katılır. Bunlar besinlerde kalıntı bırakır. En büyük yan etkileri de çocuklarla, gebe ve emziklikli anneler üzerindedir. Besinlerimizdeki ilaç kalıntılarını bilmediğimize göre sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, küflü, ezik, çürük besinlerin yenilmemesi alışkanlığının kazanılması gerekmektedir.

Gebelikte bulantı ve tat değişiklikleri: Gebeliğin ilk haftalarında gözlenen ve nedeni bilinmeyen bulantı ve kusmalar doğaldır ve bu durum gebe annenin yeterince besin alımını doğrudan etkilemektedir. İnatçı şekilde devam eden kusmalarda kaybolan sıvı ve elektrolitler mutlaka yerine eklenmelidir (doktorunuza başvurunuz). Bu dönemde annelerin tat ve koku duyularında da aşırı hassasiyet görülmektedir. Şiddetli yemek yeme isteğinin aksine besinden tiksinme duyusu da metabolik değişikliklere neden olmaktadır. Yataktan kalmadan önce tüketilen tuzlu bisküvi, ekmek veya krakerin bulantıyı önlediği ve sonra alınacak besinin alımının kolaylaştırıldığı belirtilmektedir.

Pika: Gebelikte genellikle iştahın fazla olması doğaldır. Özellikle bazı besinlere karşı aşırı istek olabilir. Bazen bu durum aşırı olur ve besin olmayan bazı maddelere yönlenebilinir. Bu durum genelde yetersiz beslenen genç annelerde sıklıkla gözlenir. Pikanın bir nedeni de bulantı hissinin azalttığı görüşüdür. Bu durum toprak yeme şeklinde görüldüğünde demir eksikliği anemisi görülmesine neden olabilir.

Kabızlık: Bazı gebelik hormonlarının barsak hareketlerini azaltıcı etkisi, kilo artışı nedeniyle hareketlerde azalma, beslenme düzeninde olan değişiklikler gebe annelerde kabızlık oranını arttırmaktadır. Lif içeren sebze ve meyvelerin çiğ, bol ve kabuklu olarak tüketimi, sıvı alımının arttırılması, kuru meyvelerin yenilmesi bu sorunun çözümlenmesine yardımcı olmaktadır. Yine kurubaklagiller, kuru meyvelerle hazırlanan tahıl gevrekleri, yulaf ezmesi ve fiziksel hareketin arttırılması kabızlık sorunu yaşayan annelere yapacağım öneriler arasındadır.

Anemi: Halsizlik, yorgunluk ve sık sık hastalanma demir eksikliği anemisinin önemli belirtileridir. Hayvansal besinlerin, kuru baklagillerin, kuru meyvelerin taze sıkılmış meyve suları gibi C vitamininden zengin besinlerle tüketilmesi ile demir emiliminin arttırılması önerilebilinir.

Preeklemsi: Gebe annelerin % 4’ünde gözlenen bu özel durumda kan basıncı, kan üre azotu ve tansiyonun yükselmesiyle karakterize bir tablo oluşmaktadır. Bu durumda protein alımının, tuz alımının kısıtlanması yapılmalıdır (beslenme uzmanına başvurunuz).

GEBELİKTE GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI

Kahvaltı:
1 su bardağı kalsiyumdan zengin az şekerli süt
1 karper büyüklüğünde peynir veya 1 adet yumurta
1 adet meyve veya ½ su bardağı meyve suyu
1 ince dilim ekmek
Domates, kırmızı biber, yeşil biber, maydanoz.

Ara öğün:
1 adet meyve veya meyve suyu

Öğle:
1 tabak etli( tavuk, hindi eti, yağsız kırmızı et) sebze yemeği
1 kase pilav veya makarna veya 1 orta boy patates
1 kase kuru baklagil yemeği veya pilaki
1 dilim ekmek
1 kase yoğurt/cacık/ayran
1 adet meyve

Ara öğün:
1 su bardağı kalsiyumdan zengin az şekerli süt
1 adet meyve

Akşam:
1 kase tercih edilen çorba (yoğurtlu, tarhana, kuru baklagil)
1 tabak sebze yemeği (mevsim sebzeleri ile hazırlanmış)
1 dilim ekmek
1 adet meyve
Mevsim salata

Ara öğün:
1 su bardağı kalsiyumdan zengin az şekerli süt

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:44   #3 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


HAMİLELİKTE 2 KİŞİLİK BESLENMEK DOĞRU DEĞİL



Gebelik anne ve bebek açısından beslenme alışkanlıklarının tekrar değerlendirilmesi gereken özel bir dönem. Bu dönemde esas olan damak zevkini değiştirilmesi değil, beslenme alışkanlıklarının yeterli ve dengeli hale getirilmesi. Diyetisyen Emine Sezen, “Gebelik süresince anne adayının 9-13,5 kg arasında kilo alması normal karşılanmaktadır. Gebeliğin değişen haftalarında değişen ihtiyaçlar nedeniyle kilo alımı, ilk üç ayda her ay 1 kg, ikinci ve üçüncü aylarda ise her ay 1-1,5 kg olacak şekilde planlanmalıdır. Annedeki aşırı kilo alımı, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edecek sonuçlar doğurabilmektedir.” Diyor.

Gebelikte Alınması Yararlı Olan Vitamin ve Mineraller

Kalsiyum:
Bebeğinizin kemik ve diş gelişimi gebeliğinizin 8. haftasında başlamaktadır. Gebelikte normalde gerek duyduğunuz miktarın iki katı kadar kalsiyum gerekmektedir. Yeşil yapraklı sebzeler, peynir, süt ve yoğurt kalsiyum açısından oldukça zengindir. Üç dilim beyaz ekmek, 100 gr. yağsız peynir, 2 bardak süt ve 150 gr. sardalya günlük kalsiyum gereksinimini giderecektir. Süt ürünlerinin yağ açısından da zengin olduğu unutulmamalı ve yağı alınmış süt ya da yoğurt tercih edilmelidir. Doktorunuz önermediği sürece multivitamininiz ve doğal beslenmenizin dışında kalsiyum tableti almanıza gerek yoktur.

Protein: Balık, et, kuru baklagiller ve süt protein açısından zengin besinler olup gebelikte artan protein ihtiyacını karşılamalıdır. Yağsız kırmızı et, mercimek, yumurta , kaşar peyniri, tavuk, balık yoğurt, yer fıstığı ve az miktarda fıstık ezmesi tercih edilebilir. Hayvansal protein alımında etin yağsız kısmının yenmesine dikkat edilmelidir.

C Vitamini: Taze sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır, plasenta yapısı için önemlidir ve demirin bağırsaklarda emilimini kolaylaştırır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamininin çoğu kaybolur. Bu yüzden besinler taze olarak tüketilmeli ve sebzeler çiğ ya da haşlanmış olarak yenmelidir. C vitamin vücutta depolanmadığı için her gün mutlaka belli bir miktar alınmalıdır. Portakal, greyfurt, lahana, Brüksel lahanası, patates, çilek, kırmızı ve yeşil biber, domates ve karnabahar bol miktarda C vitamini içermektedir.

Lifli Gıdalar: Gebelikte azalan bağırsak hareketleri nedeniyle kabızlık sık görülmekte ve dikkat edilmezse hemoroit ve fissürlere neden olarak konforu çok bozabilmektedir. Lifli yiyecekler günlük beslenmenin önemli bir bölümünü oluşturmalıdır. Sebze ve meyveler açısından zengindir ve her gün bolca yenebilir. Kepekli ekmek, pırasa, bezelye, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru yemişler, esmer pirinç ve kepekli makarna yenebilir. Ancak kepekli besinler bazı besinlerin emilimini bozduğundan yüksek lif içeriğine rağmen aşırı tüketilmemelidir.

Demir: Bebek ve anne için temel ihtiyaçların başında gelen demir, gebelikte dışardan ilaç alınması zorunlu tek mineraldir. Demir eksikliği sonucunda annede yorgunluk, halsizlik ve konsantrasyon kaybının yanı sıra saç dökülmesi, ciltte ve mukozalarda bozukluk gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir. Hem gebelik nedeniyle artan anne kanına yeterli oksijenin taşınabilmesi için, hem de bebeğin doğumdan sonra kullanacağı demirin depolanması için daha fazla demire ihtiyaç vardır. Yağsız kırmızı et, ton balığı ve karaciğer bol miktarda demir içermekle birlikte, d,yet demir alımı için asla tek başına yeterli olamaz ve mutlaka demir ilaçları ile desteklenmelidir. Demir emilimi için C vitaminin önemi de unutulmamalıdır.

Folik Asit: Gebelikten önce alımı ideal olmakla birlikte folik asit, gebeliğin ilk birkaç haftasında da bebeğin merkezi sinir sistemi gelişimi ve doğum defektlerinin önlenebilmesi için gereklidir. Vücutta depolanamadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına ihtiyaç duyulduğu için her gün alınmalıdır. Taze yeşil sebzeler folik asitten zengindir. Pişirme ile değerlerinin azalmaması için çiğ ya da az haşlanarak yenmelidir.

***

HAMİLELİKTE BESLENMEYE DİKKAT



Hamilelik süresince benimsenen beslenme düzeni, bebeğin sağlığını önemli ölçüde etkiliyor. Yapılan son araştırmalar, bu etkinin süresinin sanıldığından çok daha uzun olduğunu, yetersiz ve sağlıksız beslenmenin ise ileride kronik hastalıklara yol açtığını ortaya koyuyor. İşte bu nedenle uzmanlar uyarıyor:

“Hamilelikte beslenmeye dikkat, sağlıklı bebekler sağlıklı toplum demektir!”

Hamilelikte doğru ve dengeli beslenmek… Bu belki de bir annenin bebeği için yapacağı ilk ve en önemli yatırım. Annenin hamileliği boyunca bilinçli beslenmesinin bebeğin sağlığı üzerinde bir ömür boyu sürecek etkiler bırakabileceği, yapılan araştırmalar sayesinde artık iyice biliniyor. Ve hamilelikte doğru beslenme sağlıklı bebekler, sağlıklı bebekler sağlıklı bireyler, sağlıklı bireylerse sağlıklı toplum anlamına geliyor… Bilimsel çalışmalar, hamilelik döneminde annenin yeterli ve dengeli beslenmesinin hem annenin sağlığını uzun süre koruyacağını hem de bebeğin sağlıklı doğması ve sağlıklı gelişmesi açısından önemli sonuçlar alacağını gösteriyor. Bunun aksi, bebekte bazı anomalilere yol açabileceği gibi bebeğin ileriki yaşamında çeşitli kronik hastalıklara yakalanmasına da neden olabiliyor. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarıyla beslenme ve diyet uzmanları annenin alacağı kilonun ne fazla ne de çok az olması gerektiğini, ikisinin de sorunlara yol açabileceğini önemle vurguluyor.

Takip hamilelikten önce başlıyor

Yetersiz ve dengesiz beslenme hem anneler hem de bebekler için pek çok risk oluşturabiliyor. Peki, toplumumuzda anne adayları bu konuda ne kadar bilinçli? Acıbadem Kocaeli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yıldız Tunçay günümüzde çoğu kadının hamileliğini planladığını, bu planlamanın da, doktora, anneyi henüz hamile kalmadan buna hazırlama olanağı verdiğini söyleyerek yanıtlıyor bu soruyu. Op. Dr. Yıldız Tunçay, sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar artık bunu planlayarak yapıyor ve en az iki ay öncesinden uzman doktorlara başvuruyorlar. Bu başvuru sırasında yapılan muayenelerde onların sağlık durumlarıyla ilgili her türlü bilginin yanı sıra beslenme düzenlerine ait ayrıntılar da alınıyor. Genel sağlık durumu değerlendirildikten sonra onlara özel bir beslenme planı çıkarılıyor. Özellikle çok kilolu, çok zayıf ya da vejetaryen kişilerin beslenmesi üzerinde önemle duruluyor. Olabilecek sorunlara karşı tüm önlemler baştan alınıyor. Çünkü hamileliğin sağlıklı yürümesinin önemli bir koşulu da annenin sağlıklı beslenmesi ve tabii bebeğin sağlıklı gelişmesi."

Günümüzde ileri yaş gebeliklerine de oldukça sık rastlandığını ve bunlarda da mutlaka gizli şeker taraması yapıldığını söyleyen Op. Dr. Tunçay, eğer herhangi bir sağlık sorunu yoksa kadınlara hamile kalmadan iki ay önce folik asit takviyesi yapılmaya başlandığını ve koruyucu amaçla günlük 400 mikrogram folik asit takviyesinde bulunulduğunu anlatıyor. Hamilelik öncesinde çinko, folik asit ve B vitamini açısından fakir bir beslenmenin hem annenin sağlığını hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileyebileceğini belirten uzman doktor, bu eksikliklerin bebeklerde sakatlığa varan sonuçların doğmasına neden olabileceğini de vurguluyor.

İdeali, beden kitle indeksine uygun kilo almak

Hamilelik boyunca kaç kilo almalı? Acıbadem Kocaeli Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Alataş, bu sorunun doğru yanıtının beden kitle indeksine uygun kilo almak olduğunu söylüyor. Yani annenin hamile kaldığı zamanda zayıf, kilolu ya da obez oluşu alması gereken kiloyu doğrudan etkiliyor. Beden kitle indeksi 20’nin altında olan anneler 18 kg’ye kadar kilo alabilirler. Beden kitle indeksi 20-26 arası olan normal kilodaki anne adayları için ideali 12-16 kg arası almak. Ancak bu rakam fazla kilolu annelerde 7'ye kadar düşebiliyor. Normal kilodaki annelere, birinci trimester yani ilk üç aylık dönemde 1 ile 3.5 kilo arası almaları öneriliyor. Bundan sonraysa haftada yaklaşık 400 gram almaları uygun bulunuyor. Kilo fazlası olan annelerin, birinci trimesterı kilo almadan tamamlamaları ardından haftada en fazla 300 gram almaları gerekiyor. Canan Alataş’ın vurguladığı ve üzerinde özellikle durduğu bir nokta da, hamilelerin mutlaka tavsiye edilen miktarda kilo almalarının gerektiği. Bazı anne adaylarının, fazla kilo almaktan estetik kaygılarla çekindiğini belirten Alataş, bunun çok yanlış olduğunu, gereken miktarda kilo almanın bebeğin gelişimi ve emzirme dönemi için önem taşıdığını da hatırlatıyor.

Sağlıklı beslenme, uzmanla planlanmalı

Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, hamilenin bir beslenme uzmanı tarafından takip edilmesinin tüm toplum sağlığını etkileyen çok önemli bir koruyucu hekimlik uygulaması olduğunu söylüyor. Talak’a göre, ideal olanın 12. haftadan itibaren bir diyetisyene başvurulması ve anne adayının ayrıntılı bilgileri alındıktan sonra, ayda bir kontrollerle tüm hamileliğin izlenmesi. Şengül Sangu Talak, bu takiplerde amaçlarının tüm besin grupları açısından zengin bir beslenmeyi ön plana çıkarmak ve hamilelik boyunca ihtiyaç duyulan, minerallerden vitaminlere, tüm besin öğelerinin alınmasını sağlamak olduğunu da sözlerine ekliyor.

Uzmanlara göre, hamilelik boyunca alınması gereken enerji miktarı 2200-2500 kalori civarında olmalı. Ve bu enerji ihtiyacının karşılanması için tüm besin gruplarından tüketilmeli. Yani anne adayı, süt grubu, et grubu, sebze ve meyve grubu, ekmek ve tahıl grubu ve yağ grubu gibi başlıca besin gruplarının hepsinden uzman doktor ve diyetisyeninin tavsiye ettiği oranlarda tüketmeli. Bu dönemde, kalsiyum, demir ve çinko gibi minerallerin, B12, A, C ve D vitaminlerin ve folik asit tüketiminin önemi de artıyor. Dolayısıyla bu gibi mineral ve vitaminler açısından zengin besin kaynaklarının tüketimi de büyük önem kazanıyor. Anne adayları, bu mineral ve vitaminleri tükettikleri gıdalardan alabilecekleri gibi, doktorlarının vereceği besin takviyeleriyle de alabiliyorlar. Besin ve vitamin takviyelerini doktor tavsiyesiyle almak çok önemli çünkü bazı vitaminler vücuttan atılmıyor ve bunların vücutta birikmesi olumsuz sonuçların doğmasına yol açabiliyor. Örneğin aşırı miktarda A ve D vitamini tüketiminden sakınmak gerekiyor. Özellikle fazla A vitamini alımı bebeklerde sakatlıklara yol açabiliyor.

Tüm hamilelere hamileliğin 2. yarısından itibaren diyete ek olarak demir takviyesi yapılması öneriliyor. Bu, aynı zamanda, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği tek besin takviyesi.

Aşırı bulantının sorun olmaması için…

Aşırı bulantı ve kusma, annelerin hayatlarının en güzel dönemlerinden birisi olan hamileliğin tadını çıkarmasının önünde duran önemli engellerden olabiliyor. Nedeni kesin olarak bilinmeyen ve “hiperemezis gravidarum” olarak adlandırılan bu bulantı ve kusmalar, 1000 anne adayından 1-10 kadarında görülebiliyor. Özellikle ilk üç aylık periyotta görülen bulantılar, bazen sadece hayat konforunu bozabildiği gibi bazen annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebilecek düzeyde olabiliyor. Genellikle sabahları daha şiddetli olan bulantılar için uzmanların önerisi, uyandıktan sonra yataktan kalkmadan önce kraker gibi kuru ve tuzlu besinler tüketerek bir süre beklemek. Öğün sayısını artırmak, sık aralıklarla yemek, yemek aralarında yeterli sıvı almak, mide bulantısını tetikleyen kokulardan uzak durmak da uzmanların bulantıdan şikâyeti olan anne adaylarına verdiği diğer önerilerden. Peki ya, bulantı ve kusma geçmiyor hatta daha da şiddetleniyorsa? Bu durumda uzman hekim tarafından bulantı önleyici “antiemetik” ilaçlar verilebiliyor. Eğer, anne adayının genel durumu bu nedenle bozulabiliyorsa hastanede serumla destek sıvı, şeker ve B6 vitamini takviyesi de uygulanabiliyor.

Uzmanların anne adaylarına önerileri…

Sağlıklı bir hamilelik geçirme ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmada bilinçli beslenmenin önemi büyük. Bunun için, her zaman, uzmanların önerilerine kulak vermekte yarar var. Bakın uzmanlar yapmanız ve yapmamanız gerekenler konusunda neler söylüyor:

Bunları yapın:

• Zengin kalsiyum kaynağı olan süt, yoğurt ve peynir tüketin.

• Her gün 1 adet yumurta ya da 1 porsiyon etli sebze, kuru baklagil yemeye özen gösterin.

• Kuru baklagil ve bulgur karışımı yemekleri C vitamini açısından zengin sebze ve meyvelerle beraber tüketin.

• Zengin vitamin kaynağı olan taze, sebze ve meyveleri düzenli olarak her gün yiyin.

• Sebzelerin, makarna ve kuru baklagillerin haşlama sularını dökmeyin, bunları değerlendirin.

• Şeker yerine demir açısından zengin olan pekmezi seçin.

• Yiyecekleri hazırlarken ellerinizin temizliğine büyük özen gösterin. Sebze ve meyveleri iyice yıkayın, gerekirse sirkeli suda bekletin.

Bunları yapmayın:

• Kansızlığı önlemek amacıyla yemeklerle birlikte çay içmeyin, eğer çok içmek istiyorsanız yemekten 1-2 saat sonra ve açık olarak tercih edin.

• Hazır meyve suları, kolalı ve gazlı içecekleri mümkünse hiç tüketmeyin. Taze meyve suyu yerine meyvenin kendisini yemeyi seçin.

• Çiğ ve füme et ve balıkları, katkı maddeleriyle hazırlanmış salam, sucuk ve sosisleri hatta hazır gıdaları yemeyin.

• Kafeinli içecekleri (kahve ve çay) günde en fazla 2 bardakla sınırlayın, mümkünse hiç içmeyin.

• Sigara ve alkolü tamamen unutun. Sigara dumanı olan yerlerde bulunmayın.

***

HAMİLELİKTE FAYDALI VE ZARARLI BESİNLER



Hangi gıdalar bebek için gereklidir?

Protein: Gebelikte protein gereksinimi, kansızlık olmaması için artar. Protein az alınırsa demir eksikliği anemisi gelişip, düşüklere neden olabilir. Özellikle hayvansal kaynaklı protein alınmasına özen gösterilmelidir. Ancak; anne ideal kilosundan daha fazla bir kiloda hamile kaldı ise; yağ oranı düşük proteinli gıdalar tercih edilmelidir. Proteinli gıdaların pişirilme teknikleri de annenin kendisini iyi hissetmesi için önemlidir. Buğulama, haşlama, ızgara ve fırında pişirilenler tercih edilmeli, yağda kızartmalardan kaçınılmalıdır.

Protein İçeren Gıdalar:
Kırmızı et
Tavuk eti
Hindi eti
Devekuşu eti
Balık
Yumurta
Peynir çeşitleri
Kurubaklagiller
Mantar

Vitaminler: Bütün vitaminler anne ve bebeği için gerekli olduğu gibi özellikle;

C vitamini: Proteinlerle birlikte alınırsa demir emilimini arttırır. Annenin hastalıklara karşı direncini yükseltir. Vücutta depolanan bir vitamin olmadığından meyve ve sebzeler aracılığı ile taze olarak alınmalıdır. Pişirme ve uzun süreli bekletmelerde ciddi kayba uğrar.

• Turunçgiller
• Lahana
• Çilek
• Domates
• Karnabahar
• Patates
• Kırmızı ve yeşilbiber iyi bir C vitamini kaynağıdırlar.

Folik asit: ‘Spina bifida’ yani sinir sistemi hastalığını önlemenin en etkili yoludur. Taze yeşil yapraklı sebzeler iyi bir folik asit kaynağıdırlar, vitamin kaybı olmaması için iyi yıkanmış çiğ sebzeler aracılığı ile ya da buharda az pişirme tekniği ile tüketilmelidir.

• Yeşil yapraklı sebzeler
• Fındık
• Yerfıstığı
• Karnıbahar
• Kepekli ekmek folik asit kaynağıdırlar.

Hurma: İçerdiği vitamin deposu nedeniyle gebeler için gerekli bir meyvedir. Özellikle doğuma yakın tüketilmesi içerdiği besinlerin; Oksitosin hormon salgısını arttırması nedeniyle doğumu kolaylaşmasını sağlar.

Yağlar: Tüketilen günlük enerjinin %30 unu oluşturan yağların;%10 unun doymuş yağlardan,%10 unun tekli doymamış yağlardan,%10 unun çoklu doymamış yağlardan alınması vücut için gereklidir.
Doymuş yağlar; et,süt,yumurta gibi gıdalardan da az yağlı bile olsalar alınmış olacağından ayrıca margarin ya da tereyağı tüketmeye gerek yoktur.

Karbonhidratlar: Vücudun temel enerji ihtiyacı karbonhidratlardan sağlanır..Yani ekmek –pilav-makarna tüketimine dikkat edilmeli,tüketilecek olan miktarlar diyetisyeniniz tarafından belirlenmelidir.Fazla kilolu hamilelerin saf karbonhidratlardan kaçınması gerekir.Kansızlık varsa, kepekli karbonhidratlardan kaçınılmalıdır.

Posalı (lifli) Gıdalar : Günde 40 gr lif tüketmek gebelikte kabızlık oluşumunu
engellediği gibi kansere karşı bariyer oluşturur.Taze sebze ve meyveler lif açısından zengindir.

Kalsiyum: Annenin kemik sağlığını koruması;bebeğin 8.hafta da başlayan diş ve kemiklerinin oluşması için kalsiyum gereksinimi önemlidir.İhtiyacınız ,normal ihtiyacınızın iki katına çıkacağından tüketime özen gösterilmelidir.Kalsiyum içeren gıdalar:Süt-yoğurt-peynir-kefirdir.Yeşil yapraklı sebzelerde de az miktar da kalsiyum bulunur.

Su: Gebelikte kabızlığın önlenmesi ,sırt ağrılarının oluşmaması için su tüketimi çok önemlidir..Günlük su ihtiyacı ortalama 1,5-2 litre kadardır.

Şeker: Enerji ve tatlı ihtiyacı için sofra şekeri yerine pekmez,bal gibi besinlerden faydalanmak daha yararlıdır.Saf şeker hiçbir besleyici değeri olmayan enerji kaynağıdırlar.

Gebeler için önerilmeyen besinler:

• Katkı maddeleri içeren gıdalar
• Dondurulmuş yiyecekler
• Açıkta satılan gıdalar
• Açık süt-peynir ve çiğ etlerden yapılmış gıdalar
• Koyu çay, kahve, kakao. Son araştırmalar özellikle kahvenin erken doğum riski oluşturduğu yönündedir.
• Bitki çayları: Doktorunuz ve diyetisyeninize danışmadan tüketilmesi önerilmemektedir. Çayların içeriğindeki bazı etken maddeler sizi olumsuz etkileyebilir.
• Tuz: Vücutta aşırı tuz tüketimi ödem oluşmasına yani şişliğe neden olacağından böbrekleriniz zarar görüp sizi hastalandırabilir.
• Gazlı içecek ve meşrubatlar: Boş enerji kaynağı olup;annenin gereksiz kilo almasına neden olurlar.
• İyi yıkanmamış sebze ve meyveler: Üzerlerinde kalabilecek kimyasal atıklar, bakterilerden dolayı zarar verebilirler
• İyi pişmemiş etler: Gıda Zehirlenmesine neden olabilir.
• Maydanoz: Fazla maydanoz tüketimi erken doğumu tetikleyebilir.

Zehra C. Akören
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni


Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:44   #4 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


ÇALIŞAN ANNE ADAYI NASIL BESLENMELİ?



Çalışan anne adayları yeterli ve dengeli beslenmek için çok çaba göstermeliler. Amaç sadece bebeğin normal büyüme ve gelişmesini sağlamak değil aynı zamanda kendi sağlıklarını korumaktır.

Anne adayı yeterli beslenmezse, alması gereken besin gruplarını yetersiz alırsa;
-Kansızlık
-Diş çürüğü
-Kemiklerin yumuşaması, deformasyonu
yetersiz protein alımına bağlı vücutta aşırı su toplanması görülür. Ayrıca düşük doğum ağırlıklı ve erken doğan bebekler olmaktadır. Ayrıca bebeklerin beyin gelişimini tamamlamaması da görülebilmektedir.

Anne fazla beslenirse;
Doğum sorunlarına neden olur. Sezaryen, doğum yapma zorunluluğu veya doğum tarihinin gecikmesi gibi.
Eskilerin dediği iki kişilik beslenmelisin lafı miktar olarak değil ama besin öğelerinin gereksiniminin artması anlamında doğrudur.
Örneğin;
Protein ihtiyacı 45-50g /gün iken hamilelikte 60-70g/gün, kalsiyum 800mg/gün iken hamilelikte günde 1200mg, Demir 15mg/gün iken hamilelikte 30mg, C vit amini 60mg/gün iken hamilelikte 70 mg/gün gibi artışlar olmaktadır.

Hamilelikte annenin
-Enerji
-Protein
-Vitamin
-Mineral ihtiyacı artar.
Çalışan anne adayları zaman bulamadıkları için çok dengeli beslenememekte, bazen sadece boş enerji kaynağı olan içeriğinde yağ, şeker, tuz, oranı yüksek yiyeceklere yönelmektedirler. Oysa hamilelikle enerji sadece 300kcal artmaktadır.

Bisküvi, şekerleme, çikolata, hazır meyve suları kolay ulaşılabilen ama besin ögeleri yönünden dengeli olmayan yiyeceklerdir. Protein, vitamin, mineral ihtiyacı için daha dengeli beslenmek gerekir.

4 Temel Besin Grubu Var

1- Et,yumurta, kurubaklagil
Protein, Demir, Çinko ve C vitamininden zengindir.
Hamilelikte her gün 3 porsiyon kullanılmalıdır.

2- Süt,yoğurt, peynir
Kalsiyumdan zengindir.
Her gün 3 porsiyon kullanılmalıdır.

3- Ekmek, pirinç, bulgur, makarna yani tahıl grubu
Temel enerji kaynağıdır.
Her gün 4-6 dilim ekmek ve 1 porsiyon pilav veya bulgur veya makarna kullanılır.

4- Taze sebze ve meyveler
Vitamin ve minerallerden zengindir.
Her gün 5 porsiyon kullanılır.

Çalışan anne adayları;

Kahvaltıda
1. gruptan yumurta
2. gruptan peynir
3. gruptan ekmek
4. gruptan meyve veya yeşillik veya meyve suyu veya domates seçebilir.

İşyerinde kahvaltı yapıyorsa poğaça, açma yerine evde hazırlayacakları peynirli sandviç veya peynirli tost olabilir. Yanında 1 meyve veya sandviç içinde yeşillikler olmalıdır.

Öğle yemeklerinde
1. gruptan et veya tavuk veya balık veya kurubaklagil yemeği
2. gruptan yoğurt veya ayran veya cacık veya sütlü tatlı
3. gruptan pilav veya makarna veya bulgur veya patates veya ekmek
4. gruptan sebze veya salata seçilebilir.Öğle yemeklerinde eksik olan grup akşam tamamlanır. Örneğin 2. grup yoksa gece süt içilir.

Akşam yemeklerinde
1. grup ve 4.gruptan etli veya tavuklu sebze
2. gruptan yoğurt
3. gruptan ekmek seçilir.

Çalışan anneler aralarda bisküvi, şekerleme, çikolata, kek yerine; süt, ayran, kuru meyve, taze meyve, peynirli sandviç, tost, taze sıkma meyve suyu gibi seçimler yapmalılar.

Lütfen dikkat

* Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çay yemek yendikten 1-2 saat sonra açık ve limon eklenerek kullanılmalıdır. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
* Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar yenmemelidir.
* D vitamini güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Çalışan anne adayları öğle tatillerinde dışarı çıkmaya, kısa yürüyüşler yapmaya çalışmalıdır.
* Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.
* Pekmez kan yapıcıdır. Şeker yerine pekmez kullanılabilir.
* Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
* Sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.

Zerrin Aydın
Beslenme ve Diyet Uzmanı International Polikliniği Etiler


***

HAMİLELİKTE VEJETARYEN BESLENME



Vejetaryen beslenmenin yayılmasında din, etik ve sağlık gerekçeleri önemli rol oynuyor. Ancak etin çıkarıldığı beslenme türleri, özellikle hamilelikte ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. International Etiler Tıp Merkezi Beslenme Uzmanı Zerrin Aydın, hamilelik sırasında beslenmeden etin çıkarılmasıyla bebeğin sinir sisteminde ve nörolojik gelişim bozuklukları, anemi gibi sorunların ortaya çıktığını belirtiyor.

Vejetaryen beslenme türleri arasında şunlar yer alıyor:

Vegan diyet:
Hiç bir hayvansal kaynaklı besin tüketilmiyor
Beyaz vejetaryen diyet: Kırmızı et yenilmiyor
Lakto vejetaryen diyet: Bitkisel besin, süt ve ürünleri tüketiliyor
Ova vejetaryen diyet: Bitkisel besinler ve yumurta yeniliyor
Lakto ova vejetaryen diyet: Bitkisel besinler, süt ürünleri, yumurta yer alıyor
Semi vejetaryen diyet: Tavuk sınırlı tüketilmekte birlikte, balık, süt ve yumurta yeniliyor

ANNE ADAYININ GÜNLÜK BESİN İHTİYAÇ LİSTESİ

Hamilelik döneminde, yeterli ve dengeli beslenmenin sadece bebek için değil annenin sağlığı için de yararlı olduğunu belirten Zerrin Aydın, anne adaylarının günlük besin ihtiyacını şöyle özetledi:

-2500 kcal enerji
-60-70 gr protein
-1200 mg kalsiyum
-30 mg demir
-15 mg çinko
-2.2 mg B12 vitamini
-2.2 mg B6 vitamini
70 mg C vitamini

VEJETARYEN BESLENME HANGİ SORUNLARA YOL AÇIYOR?

-Hamileliğinizde vejetaryen beslenmeniz sırasında yaşayabileceğiniz en büyük problem, B12 vitamin eksikliğidir.
-B12 eksikliğinde, hamilelik sırasında hızlı büyüyen dokular DNA sentezi yapamaz ve bunun sonucu olarak doğumsal anomaliler ve sinir sisteminizde olumsuzluklar oluşabilir.
-Ayrıca nörolojik bozukluklar da yaşanabilir. Özellikle vegan diyeti, B12 yönünden yetersizdir.
-Demir, çinko, kalsiyum gibi büyüme ve sağlık için gerekli bazı minerallerin vücudunuza yararlılık oranı, daha düşük olur.
-Hayvansal besin içermeyen vegan diyetinin yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlaması hemen hemen olanaksızdır.
-Bunun yanında, bitkisel besinlerle birlikte süt (süt ürünleri) ve yumurtanın da yer aldığı lakto ve ova vejetaryen diyetleri daha iyidir. Beyaz vejetaryen ve semi vejetaryen diyetlerinde bitkisel besinler, süt ürünleri, yumurta, haftada birkaç kez tavuk ve balık içeren besinler dengeli ve sağlıklı beslenmeyi sağlar.

VEJETARYENLER BUNLARA ÇOK DİKKAT ETMELİ!
-Beslenmenizde etin yerini, kurubaklagiller ve yumurta almalıdır.
-Hiç hayvansal besin almıyorsanız, süt yerine soya sütü ve tofu kullanabilirsiniz. Gene de beslenmenize B12 ve kalsiyum eklemeyi ihmal etmeyin.
-Çay ve kahveyi yemekten bir saat sonra tüketmelisiniz.
-Her öğününüzde C vitamininden zengin, taze sebze ve meyve olmalıdır.
-Beyaz ekmek yerine, esmer ekmek, pirinç yerine, bulgur kullanmalısınız.
-Öğünlerinize ceviz ve kuru meyveler eklemelisiniz.

ÖRNEK BİR BESLENME PLANI NASIL OLMALI?

Kahvaltı:

1 su bardağı süt
1 yumurta
1 kibrit kutusu peynir
1 yemek kaşığı pekmez
1 meyve

Ara:

1 meyve

Öğle:

1 tabak kurubaklagil
1 porsiyon bulgur pilavı
1 kase yoğurt
1 dilim ekmek
1 meyve

Ara:

1 kase sütlü tatlı
1 meyve

Akşam:

1 kase çorba (mercimek gibi)
Yumurtalı sebze yemeği (yumurtalı pırasa, yumurtalı ıspanak)
1 kase salata
1 dilim ekmek
1 meyve
Gece:
1 bardak süt
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:46   #5 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


DOĞUM YÖNTEMLERİ


SEZARYEN HAKKINDA


Sezaryen anne karın boşluğuna girilerek rahmin açılması ve bebeğin bu şekilde doğurtulmasıdır. Son yıllarda sezaryen doğumlarda çok büyük bir artış göze çarpmaktadır. Bu artışta en önemli faktör anne adaylarının normal doğumdan korkması ve kendilerinin sezaryen olmayı istemeleridir.

Sezaryenin en önemli avantajı bebek açısından riskleri en aza indirmesidir. Sezaryen doğumda yukarıda normal doğumda bahsedilen risklerin hemen hemen hepsi bertaraf edilmektedir. Ancak sezaryen ile doğan bebeklerde doğum sonrası ilk birkaç günde solunum sıkıntısı gelişme olasılığı biraz daha fazladır. Buna karşılık sezaryen ile doğum anne açısından normal doğuma kıyasla daha problemlidir.

Genel anestezi riski çok düşük de olsa bulunmaktadır. Bu risk epidural anestezi ile ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası hastanın kendine gelmesi ve bebeğini emzirmeye başlaması 2-3 saati almakta, annenin ağızdan beslenmeye başlaması ise ortalama 6-8 saat sonra olmaktadır. Genelde ameliyat sonrası 2 ya da 3 gün hastanede yatması gereken annenin ameliyattan 6-8 saat sonra ayağa kalkıp dolaşmaya başlaması normal doğuma göre biraz daha problemli olmaktadır.

Hastanın normal hayatına dönmesi genelde 3-4 gün kadar sürmektedir. Ameliyat sonrası PCA kullanılmadığında ilk birkaç saat oldukça ağrılı geçmektedir. Ayrıca yine ameliyattan sonra kişinin en az 6 hafta ağır işlerden kaçınması uygun olur. Uzun dönemde ise dikiş yerlerinde zaman zaman ağrılar olması ve karın içinde ameliyat bağlı yapışıklıklar sezaryenin diğer komplikasyonlarıdır.

Her iki doğum şeklinde ortak olan komplikasyon ise enfeksiyon riskidir. Normal doğum ya da sezaryen olsun dikiş bulunan yerlerde enfeksiyon riski her zaman mevcuttur. Bazı durumlarda sezaryen kaçınılmaz olmakla birlikte doğum şeklinin ne olacağına karar verirken çok katı olunmamalı hasta ile doktor karşılıklı görüşerek avantaj ve dezavantajları bir arada değerlendirmeli ve her hasta için ayrı ayrı karar vermelidirler.Örneğin daha önceden doğum yapmış ve fazla iri olmayan bir bebeği olan anne adayında her şey yolunda giderken sezaryen için ısrarcı olmak ne kadar yanlış ise iri bir bebeği olan ya da kemik yapısı dar olan bir anne adayının normal doğumda ısrarcı olması da o derece yanlıştır.

Bu yazı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu tarafından hazırlanmıştır.

***

EPİDURAL ANESTEZİ İLE AĞRISIZ DOĞUM



Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Mumcu, son yıllarda sık olarak tercih edilen epiduralli doğum yöntemini anlatıyor.

Ağrı nedir?

Stedman Tıp Sözlüğünde ağrı " gerçek veya olası doku hasarı ile birlikte hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim" olarak tanımlanıyor. Gerçekten de ağrı organizmada ters giden bir şeyler olduğunu belirtmeye yarayan rahatsızlık verici bir his, vücudun beyine gönderdiği bir uyarı.

Vücudumuzda sinir hücrelerinin bulunduğu her dokuda reseptör adı verilen algılayıcı hücreler bulunuyor. Bu reseptörler sıcaklık, soğukluk, dokunma, bası, gerilme gibi uyarılara karşı bir çeşit elektrik akımı üretiyorlar. Bu akım reseptörlerden sinirler yolu ile omuriliğe, oradan da beyindeki üst merkezler ulaşıyor. Beyin bu uyarıyı değerlendirip yorumlayarak organizmanın gerekli önlemleri almasını sağlıyor.

Ağrı sadece onu yaşayan birey tarafından hissedilip tanımlanabilen soyut bir kavram. Ağrıyı yaşayan kişi dışında başka kişilerce hissedilip, ölçülebilecek somut bir bulgu değil. Bu nedenle her bireyin ağrı tanımı ve ağrıyı hissetmesi birbirinden farklı. Aynı uyarı bir birey için çok şiddetli ağrı nedeni olabilirken bir diğer için çok hafif kalabiliyor. Bu durum kabaca ağrı eşiği olarak adlandırılıyor.

Yürürken bileğinizi burktuğunuzda şiddetli ve ani bir ağrı duyarsınız. Bu ağrı kısa bir süre içinde azalarak kaybolur. Bu tür ağrılara vücudu koruyucu ağrılar denir. Doku bütünlüğünü tehdit eden mekanik, kimyasal ya da termal etkenler sonucu bu tür koruyucu ağrılar ortaya çıkar ve organizma kendini koruyacak önlemler alır. Çok sıcak veya çok soğuk bir maddeye dokunur dokunmaz acı duymanız ve elinizi çekmeniz bu tür bir ağrıya örnektir.. Eğer bileğinizi burktuktan sonra ağrı giderek hafiflemek yerine şiddetleniyor, ayak ve bacağa doğru yayılıyor, yürümenizi yani normal fonksiyon görmenizi engelliyorsa bu kez anormal giden bir şeyler vardır ve belki de tedavi olmanız gerekmektedir. Bu tür ağrılar ise bütünlüğün bozulduğu patolojik durumlarda ortaya çıkan ağrılardır.

Görüldüğü gibi ağrının pek çok değişik çeşidi olabilir. Stedman tıp sözlüğünde ağrının ikinci bir tanımı daha var: " doğum sırasındaki rahim kasılmalarından her biri". Adem ile Havva’nın cennet bahçelerinden beri insan ile birlikte olan doğum sancıları ya da ağrıları fizyolojik ağrıya bir örnek. Kişiler arasındaki ağrı eşiği farklılıklarına göre herkesin doğum sırasında çektiği ağrının derecesi de birbirinden farklı. Ama eskilerin şiddetli ağrıyı tanımlamak için kullandığı " doğum sancısı gibi" ya da zor bir olayı tanımlamak için kullanılan " doğum sancısı çekmek" deyimleri bu ağrının insanın tanıdığı ve bildiği en şiddetli ağrılardan biri olduğunu düşünmek için oldukça yeterli.

Doğum sırasında yaşanan ağrıların iki temel türü var: duygusal ve fonksiyonel.

Duygusal ağrıların nedeni korku, bilinmezlik ve bilgisizlik. Bu üç faktör doğum sancılarının şiddetini olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Doğum ile ilgili eğitim, ağrıyı ortadan kaldırmasa da onunla baş etmeyi öğretebiliyor. Kendisini nelerin beklediğini bilen bilinçli bir anne adayı ağrıya daha kolaylıkla direnebiliyor.

Fonksiyonel ağrılar ise doğum ağrılarının ana bileşeni. Rahim ağzının açılması, rahim kasılmaları, bebeğin aşağıya doğru inişi ve doğum sırasındaki tıbbi girişimler fonksiyonel ağrıların nedeni.

Günümüzün anne adayları ise kendi annelerinden çok daha şanslı. Çünkü artık epidural anestezi ya da halk arasında bilinen adıyla "ağrısız doğum" çok daha güvenli ve yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Epidural anestezi nedir?

Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal anestezi türlerinden birisidir. Anestezi uzmanı bir doktor tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz. Sezaryen başta olmak üzere bel seviyesi altında yapılan pek çok ana cerrahi girişim epidural anestezi eşliğinde yapılabilir.

Omuriliği çevreleyen ve dura adı verilen zarın etrafına lokal anestezik madde verilerek ağrı uyarılarının beyine ulaşması engellenir. Eğer bu bölgedeki motor işlevi sağlayan sinirler de etkilenirse tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Kişi bu durumda bacaklarını ne hissedebilir ne de oynatabilir. Bu sezaryen ameliyatlarında uygulanan epidural anestezidir. Oysa doğumda amaç sadece ağrıyı gidermek olduğundan epidural aralığa daha az dozlarda lokal anestezik ile birlikte güçlü ağrı kesiciler de verilir. Bu sayede motor kayıp olmayacağından anne adayı ağrı duymadığı halde dokunmaları hissedebilir ve bacaklarını oynatabilir. Lokal anestezik miktarı çok düşük tutularak anne adayının doğum eylemi sırasında yürüyebilmesi dahi sağlanabilir.

Sipinal anestezi nedir?

Anestezik ve ağrı kesici maddelerin dura zarının çevresine değil de zarı geçtikten sonra omuriliği çevreleyen sipinal sıvının içine verilmesidir.

Epidural anestezinin etkisi yaklaşık 15-20 dakika içinde başlar ve uzun süre devem edebilir. Oysa sipinal anestezi hemen etki eder ancak etkisi daha kısa sürelidir. Bu nedenle sezaryen ameliyatlarından önce hem epidural hem de sipinal anestezi bir arada yapılır buna kombi ya da kombine anestezi adı verilir.

Epidural anestezi ne zaman ve nasıl yapılır?

Vajinal doğumda rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı 4 santimetreye ulaştığında epidural anestezi yapılabilir. Kasılmalar düzensiz ise ya da erken dönemde takıldığında kasılmaların durmasına neden olabileceğinden bu konuya dikkat edilmelidir.

Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin takılacağı alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra steril örtüler ile örtülür. Kateter bel bölgesindeki omurgaların arasından girilerek yerleştirilir. Önce bu bölgedeki cildi uyuşturmak için lokal anestezi yapılır. Ardından ince bir iğne ile iki omurga arasından geçilerek epidural zara ulaşılır. Eğer sipinal anestezi de uygulanacaksa çok ince bir iğne ile bu zar da geçilerek subaraknoid boşluğa girilir ve beyin omurilik sıvısının geldiği gözlendikten sonra ilaç verilir. Epiduralde ise iğnenin arkasından çok ince bir kateter (boru, tüp) girilerek uygun mesafeye kadar itilir ve bu kateter dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkartılır ve kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenir. Dışarıda kalan uçtan enjektör yardımıyla ilaç verilebileceği gibi sürekli belirli dozda ilaç pompalayan otomatik cihazlar da kullanılabilir. Kateter yerleştirildikten sonra ilk önce az miktarda ilaç test dozu olarak verilir. Burada amaç olası bir alerjik ya da aşırı reaksiyonun olup olmayacağını gözlemektir. Bu tür bir reaksiyonun olmadığı gözlendikten sonra tedavi dozu verilir. Vajinal doğumlarda genelde sipinal anestezi uygulanmaz. Bu nedenle kateter yerleştirilip tedavi dozu verildikten 15-20 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında ve ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ek dozlar verilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomi de ek bir anesteziye gerek kalmadan kolaylıkla dikilebilir.

Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise 24 saat sonra kateter çıkartılarak uygulamaya son verilir. Kateterin çıkartılması sırasında hasta hiçbir rahatsızlık duymaz.

Epidural kateter takılması hasta açısından kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır. Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastaya rahatsızlık vermez. Epidural anestezi uygulamasında en önemli nokta işlemi yapan anestezi uzmanının tecrübesidir.

Epidural anestezinin avantajları nelerdir?

• Doğum ağrılarının giderilmesinde en etkili yoldur
• Genel anesteziye göre komplikasyon riski daha az olduğundan tercih edilmelidir.
• Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, ameliyat devam ederken bebeğini kucağına alabilir.
• Uygun zamanda takıldığında normal doğumun ilerlemesini hızlandırır

Epidural anestezinin komplikasyonları ve yan etkileri nelerdir?

Epidural anestezide risk zannedilenin aksine deneyimli uzmanlar tarafından yapıldığında son derece azdır.

• En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Omurilik içinde ağrı ve motor iletimi sağlayan sinirler dışında istemsiz çalışan kasların fonksiyonlarını kontrol eden sinir lifleri de bulunur. Bu liflerin etkilenmesi durumunda kan damarlarında gevşeme ve genişleme meydana gelerek tansiyon düşüklüğü ortaya çıkabilir. Bu ani tansiyon düşmesinin önüne geçmek için işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık 1 litre sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanırsa sorun yaşanmaz.

• Anestezinin yetersiz olması ya da tek taraflı olması. Bu gibi durumlarda kateterin çıkartılarak yeniden takılması gerekebilir.

• Dura zarının yırtılıp sıvının dışarı kaçmasına bağlı olarak görülebilen başağrısı. Nadir olarak görülen bu durumda işlemden sonra 1-3 gün içinde şiddetli başağrıları yaşanabilir. Ağrılar dayanılmaz olur ise epidural kateterin yerleştirildiği alana pıhtı yaması yapılabilir.

• Kullanılan ilaçlara bağlı olarak hafif alerjik bir reaksiyon gelişebilir ve hastada yaygın kaşıntı ortaya çıkabilir.

• Anne adayı etkili bir şekilde ıkınamaz ise doğumun ikinci evresi uzayabilir ve vakum ya da forseps uygulanması gerekebilir.

• Nadiren işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluk görülebilir.

• Çok nadir olarak enfeksiyon gelişebilir.

• Felç çok çok nadiren görülen bir komplikasyondur.

Kimlerde epidural anestezi uygulanmaz?

• Kanama bozukluğu olması
• Antikoagülan tedavi alınması
• Uygulama bölgesinde enfeksiyon varlığı
• Trombosit düşüklüğü saptanması
• Anne adayının uygulamayı reddetmesi durumlarında epidural anestezi uygulanmaz.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu ve keyifli geçmesini sağlayan, 25 yıldır yaygın bir şekilde güvenle uygulanan modern bir tıbbi yaklaşımdır. Her anne adayı bu uygulamadan yararlanması için teşvik edilmelidir.

***

NORMAL DOĞUMU TERCİH EDİN



Doğumda canının çok yanacağı ve bir problem çıkacağı endişesine kapılan hamile kadınların doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. Eğer anne adayı yakın çevresi ve doktorunun desteği varsa normal doğuma sıcak bakıyor. Aksi bir durumda ise hamile kadınlar doğum ağrısından, süresinden, dikişinden, bebeği veya kendisini etkileyebilecek sorunlardan endişe ettikleri için sezaryenle doğum yapmayı tercih ediyorlar.

Acıbadem Hastanesi Bakırköy'de görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Tahir Aslan, "Önceki yıllara göre kadınların daha geç evlenmeleri ve gebe kalmaları, az sayıda çocuk sahibi olmak istemeleri, "riskli gebelik veya kıymetli bebek kavramlarının ortaya atılması ile anne adaylarının gittikçe normal doğumdan uzaklaştığına dikkat çekiyorlar.
Normal doğuma hazırlık

Geleneksel olarak ülkemizde hamilelik, kadınlar yakın çevresinden dinlediği öykülerin etkisiyle doğuma hazırlanıyor. Kırsal kesim kökenli ailelerde doğum normal bir süreç olarak algılanıyor. Kentlerde ise son yıllarda gittikçe artan sezaryen isteği olduğuna işaret eden uzmanımız, bu kesimde daha çok "sezaryene ruhsal hazırlık" söz konusu olduğunu belirtiyor ve ekliyor:
"Kadının kendini bekleyen tıbbi sürece olumlu bakış fikrine sahip olması, ruhsal hazırlığın yüzde 90'lık kısmını oluşturur. Geri kalan yüzde 10'lukkısımda hastanın doktoruna, doğum yapacağı kuruma ve modern tıbba güveni kapsıyor. Anne adaylarının bu süreçte desteklenmeleri normal doğuma hazırlık için kurslara yönlendirilmeleri gerekiyor. Talep olmaması, yönlendirme olmaması, faydalarının algılanmamış olması, çok kar edilen yönünün olmaması da bu kursların sayılarını ve sürekliliklerini engelliyor. Bu nedenle doğuma bilinçli hazırlanma isteği olan anne adayları bile bu tür organizasyonlara zor ulaşıyorlar.

Doğuma hazırlık kursları

Acıbadem Hastanesi Kadıköy ve Bakırköy'de 6 aralık 21 tarihinden beri Doğum Öncesi Eğitim Programları uygulanıyor. Bu kurslar sayesinde hamile kadınların normal doğumla ilgili önyargıları ve korkuları azalıyor. Doğuma hazırlı kursu, hamilelik dönemi, doğum eylemi, doğum sonrası dönem ve bebek bakımıyla ilgili bilimsel doğruları içeren bilgilendirmeyi sağlıyor. Kursta gebelik ve sonrası döneme özgü fizik egzersizleri, doğum eyleminde kullanılacak solunum egzersizleri ve gevşeme tekniklerini öğretiyor. Opr. Dr. Tahir Aslan bu kursların normal doğumla ilgili ana hedefinin anne adayında gerginliği azaltmak, gevşemeyi sağlamak olduğunu belirterek şunları ekliyor:
"Bugün bilimsel kanıtlar göstermiştir ki, bu tür kurs alan hastaların doğumları diğer hastalara kıyasla en az yüzde 25 daha kısa sürmektedir, daha stressiz, neşeli doğumlar söz konusu olmaktadır. Bu durum nasıl gerçekleşiyor sorusunun yanıtına gelince. . . Çok net olarak biliyoruz ki endişe-gerginlik-korku ağrı düzeyini arttırıyor. Bu durum kendi içinde bir kısır döngü oluşturuyor ve ağrı da gittikçe artıyor. Bu kısır döngü bir yerden kırılmalıdır ki ağrı hissi azalabilsin. "
Doğuma hazırlık kursuna katılarak anneyle beraber eğitilmiş baba adaylarının doğuma girerek anneyi desteklemesi özellikle öneriliyor.

Normal doğumun süresi

Normal doğumun süresi ilk gebelikte ve daha önce doğurmuş hastada farklılık gösteriyor. Genellikle ilk doğumların uzun sürdüğünü belirten uzmanımız, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Her iki grupta da genellikle süreyi belirleyen 1. evredir. Bu evre hastadan hastaya çok farklılık göstermektedir. Bu süre 7-8 saat sürebildiği gibi 2-3 saat de olabilir. Ancak bilinmelidir ki bu evrede rahim açılması çok artmadığı için, kasılmalar rahmi hazırlayıcı kasılmalar olduğundan ağrının algılanması çoğu zaman abartıldığı kadar olmayacaktır. Anne adaylarımızın çoğu bu süreyi çok rahatlıkla doktoru ile telefon kontağını sürdürerek evlerinde aileleriyle beraber geçirebilmektedirler. Çoğu zaman hastaneye gelme zamanı 1. evrenin sonu ile 2. evrenin başına rastlar. Bu aşamadan sonra bebeğin doğumuna kadarki zaman çok daha kısadır. Eğer her şey yolunda gidiyorsa bu dönem kadından kadına farklılık göstermekle beraber, minimum saatte bir santimetre açılacak bir hızda gerçekleşir. Ikınma ve bebeğin doğumu ortalama ilk gebelikte 50 dakika, doğurmuşlarda 20 dakika olabilir.

Ağrısız normal doğum

Doğum ağrısının şiddeti kişiden kişiye göre değişiyor. İşte bu noktada modern doğum devreye giriyor. Hastaya göre kişiselleştirilmiş, doğum ağrısını azaltmaya yönelik yöntemler kullanılıyor.
Dr. Hatem Doğu, ağrısız doğumun bugünkü literatürde en sık "epudüral veya kombine spinal-epidural doğum anestezisi" olarak uyguladıklarını belirterek şöyle devam ediyor:
"Uygun vakalarda uzmanlarınca uygulandığında gerçekten hastanın kasılmalarını engellemeden, ağrı hissini ciddi oranda azaltmasıyla diğer yöntemlere göre üstünlük sağlıyor. "

Normal doğumun sezaryene üstünlükleri

Yapılan birçok araştırma normal doğumun sezaryene olan üstünlüklerini ortaya koyuyor. Normal doğumun sezaryenin riskini taşımıyor oluşu bu üstünlüklerin en önemlisi. Bilindiği gibi sezaryen belki de dünyada en çok yapılan operasyon. Ancak yine de bir operasyon olması belli riskleri de beraberinde getiriyor. "Büyük ameliyatlarda söz konusu olan kanama, enfeksiyon, mesane ve bağırsak yaralanmaları, anesteziyle ilgili riskler sezaryen için de geçerli. Oysa normal seyreden bir doğumda tüm bu risklerin istatistiki olarak çok daha az görüldüğünü belirten Opr. Dr. Tahir Arslan, "Tıbbi kanıtlarda bunu doğruluyor. Normal doğum süreci özellikle eşlerin beraber yaşadığı mutlu bir deneyim. Bebeğin doğumunu eşiyle paylaşmak genel anestezi alan hastalarda mümkün olmuyor ve doğan bebeği yaşattığı güzel duygular paylaşılamıyor. " diyor ve şöyle devam ediyor:
"Ayrıca iyileşme ve vücudun normale dönme hızı normal doğum sonrası daha çabuk olmaktadır. Doğum sonrası karında kesi olmadığından karın kasları daha çabuk eski formlarını alabilmektedir. Normal doğum sonrası emzirme daha kolay ve çabuk başlamaktadır. Özellikle isteğe bağlı yapılan sezaryenler sonrası bebeğin ağrıları başlamadan ve erken doğurtulmasına bağlı TTN denilen tablonun oluşma olasılığı daha fazladır ve dünya literatürü de bunu desteklemektedir. Ek olarak normal doğumun maliyetinin düşük olması da ekonomik kaynak kısıtlılığının sözkonusu olduğu durumlarda çok önemli olabilmektedir.

Normal doğumun riskleri

Günümüzde normal doğumun riskleri modern yöntemlerle, tıpkı sezaryende olduğu gibi asgariye indirilmeye çalışılıyor. Doğum eylemi süresince anneyi ve bebeği güvenli bir şekilde takip etmeyi kolaylaştıran yeni metodlar ve monitarizyon cihazları kullanılıyor. Uzmanımız, bebek anne açısından normal doğumun riskli olduğu durumlarda eğer çözüm sezaryen ise doğumun bu şekilde yapıldığını belirtiyor ve "Buna sezaryenin medikal enfeksiyonları denmektedir. Ancak beklenmeyen komplikasyonlar ister normal doğum ister sezaryen olsun her zaman, dünyanın her yerinde olmaktadır ve olacaktır. Bu nedenle doktoru ve doğum yapılacak yeri seçerken dikkatli olunmalı. Genellikle kabul edilen sezaryen risklerinin normal doğum risklerine göre daha fazla ciddi olduğudur" diyor.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:47   #6 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


SEZARYEN SONRASI VAGİNAL DOĞUM OLABİLİR Mİ?



“ Sezaryen sonrası vaginal doğum” diye adlandırılan bu olay sıklıkla merak edilen bir konudur. Doğum hekimi için oldukça fazla stres yaratan bir doğum şeklidir. Çünkü meydana gelen komplikasyonlar doğum yapan annenin ve bebeğin hayatını kaybetmesine neden olabilmektedir. 1970’lerin başında sezaryen oranı %5 civarında iken son zamanlarda bu oran %25 civarına yükselmiştir. Ülkemizde özellikle özel hastanelerde yapılan doğumların %50 den fazlası sezaryen ile gerçekleşmektedir. Anestezi ve ameliyathane koşullarının iyileşmesi, kullanılan kaliteli malzemeler sezaryeni kolay yapılabilen bir operasyon grubuna sokmuştur. Özellikle yardımla üreme teknikleri (tüp bebek) ile elde edilen hamileliklerin artması, uzun uğraşlar sonrası elde edilen hamilelikler, ileri anne yaşı hamileliklerinde hem doğum hekimi, hem de aile doğum yöntemi olarak sezaryen tercih edilmektedir.

Önceki doğumları sezaryenle olup, sonradan vaginal doğum yapan annelerin oranı %3 civarındadır. Bunlar genellikle doğumhaneye başvurduklarında rahim ağzı tam veya tama yakın açık olup, sezaryen için gerekli hazırlıkları yapana dek gerçekleşen doğumlardır. Kısacası bu gibi zorunlu haller dışında önceden sezaryen ile doğum yapan anne adayları sonraki doğumlarını da sezaryenle yapmaktadır. Yani 20 yüzyıl başında söylenen “Bir defa sezaryen, hep sezaryen” sözü hala geçerlidir.

1996’da sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi %40-50’lerde iken bu oran 2002’de %20 olduğu dikkat çekmektedir. Orandaki azalmanın nedeni sezaryen sonrası vaginal doğum denemesinin mutlaka uzman bir doğum uzmanı, anestezi uzmanı ve acil sezaryeni gerçekleştirebilecek bir ekibin hazır bulunma şartıdır. Her hastanenin bu koşulları yerine getirme olanağı olamadığından, doğum denemesinin ancak bu koşulları taşıyan hastanelerde yapılması önerilmektedir.

Sezaryen sonrası vaginal doğum için en uygun adaylar, daha önceden vaginal doğum yapmış, doğum eylemi kendiliğinden başlamış olan, doğum sürecinin normal seyreden, önceden sezaryen sonrası vaginal doğum yapmış olan kadınlardır. Bebek başı ile doğum yolu uyumsuzluğu, ileri anne yaşı, iri bebek, annenin kilolu olması, doğumun ilaçla başlatılması, makatla geliş ve plasenta problemleri sezaryen sonrası vaginal doğum için uygunsuz durumlardır. Özellikle myom operasyonu, rahimin doğuştan şekil bozuklukları nedeniyle yapılan düzeltme operasyonları sonrası yapılan sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi kesinlikle önerilmemektedir.

Özellikle bebek başı ile doğum yolu arasındaki uyumsuzluk nedeniyle önceki doğumları sezaryen ile sonuçlanan kadınlarda sezaryen sonrası vaginal doğum büyük oranda başarısız olmaktadır.

Sezaryen sonrası vaginal doğum denemelerinde meydana gelen ve korkulan problem rahmin yırtılmasıdır ve %1 civarında meydana gelir. Eğer ikinci sezaryen sonrası vaginal doğum denemesi yapılırsa bu komplikasyon oranı 5 kat artmaktadır.

İki ve daha fazla sezaryen geçirenler, rahmin sezaryende tek kat kapatılması, sezaryen sonrası enfeksiyon olması rahim yırtılması riskini arttırmaktadır. İki doğum arası 24 aydan azsa vaginal doğum esnasında rahim yırtılma olasılığı artmaktadır.

Sezaryen sonrası vaginal doğum yapan 15 801 kadın arasında 2 anne ölümü meydana gelmiştir. Başka bir çalışmada ise 15 338 vakada 2 bebek ölümü ve 7 tane hipoksik ensefalopati (bebeğin oksijensiz kalmasına bağlı sorunlar) bildirilmiştir. Bu son grupta 114 tane rahim yırtılması meydana gelmiş ve rahim yırtılması başına bebek ölümü % 1.8 ve hipoksik ensefalopati oranı % 6.2 civarındadır.

Rahim yırtılması riski % 1’ler civarında olmasına rağmen sezaryen sonrası vaginal doğum anne adaylarının hala ilgisini çekmektedir. Kaldı ki rahim yırtılması programlı sezaryenlerde bile sıklıkla gözlenen bir olaydır. Eğer sezaryen sonrası vaginal doğum yapılması planlanıyorsa tüm faktörler doğum hekimi tarafından gözden geçirildikten sonra karar verilmelidir. Doğum hekimi şartların uygun olmadığı yönünde görüş bildiriyorsa bu girişimden vazgeçilmelidir, çünkü meydana gelecek komplikasyonlar hem anne hem de bebeğin hayatını kaybetmesine sebep olabilir. Rahim yırtılması nedeniyle operasyona alınan vakalarda sıklıkla rahmin tamiri imkansızdır. Anne adayının rahminin alınması, kan kaybı nedeniyle kan verilmesi ve operasyon sonrası yoğun bakım gerektirebilir.

Sezaryen sonrası vaginal doğum için karar verilmişse, doğum yapılacak hastanede her an anestezi uzmanı ve acil sezaryen ile komplikasyonları tedavi edebilecek hazır bir ekip ve ekipman bulunmalıdır.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Hüseyin Mutlu


***

NORMAL DOĞUM MU, SEZARYEN Mİ?



Normal doğumun avantajları nelerdir?

Öncelikle alışılagelmiş doğal bir yoldan bebeğin dünyaya gelmesidir. Doğa zaten vagina ile biten doğum yolunu gebelik süresince bu doğum eylemine kendini hazırlar ve tüm olaylar bu yoldan gerçekleşmesi için yönlendirilir,

Her ne kadar uzun da sürse ayağa kalkıp normal hayata dönme olasılığı daha çabuk olur.
Bebeğinizin ilk ağlamasını duyar ve bunun verdiği heyecan herhalde hiçbir şeyle karşılaştırılmaz.
Diğer doğumların da normal vaginal yoldan olma olasılığı daha yüksektir.

Normal doğumun dezavantajlar nelerdir?

Uzun ve yıpratıcı bir süreçtir ve doğum ağrılarına katlanmanız gerekmektedir.
Normal vaginal doğum sonucunda oluşan sekeller ve deformasyonların oluşumu da herkes tarafından bilinmektedir. Vaginanın genişlemesi, idrar kesesi ve kalın barsağının vagina içine doğru fıtıklaşması sıkça rastlanan olaylardır ve ileride bunların düzeltilebilmesi için ek operasyonlar gerekebilir.
Doğum yolundaki bebeğin iyilik hali çok yakından takip edilmesi gerekir ve en küçük ihmaller ilerde ciddi sekellere sebep olabilir .
İri bebeklerin doğumunda oluşan geniş vagina yırtıkları hem tamir edilmesi zor hem de uzun operasyon zamanı gerektiren problemlerdir. Ciddi bir şekilde tamir edilmeyen yara ve yırtıklar genç yaştaki hanımların idrar ve büyük abdest kaçırmasına sebep olur ki normal yaşamı zehir eden bir sıkıntıdır.
Tabii şunu da iyi bilmek gerekir: normal doğum için yatırılan hastaların ortalama % 25 ‘i doğum ağrılarını çekerler ama muhtelif sebeplerden dolayı, doğum yine ACİL sezaryenle sonuçlanmaktadır.

Sezaryen doğumun avantajları nelerdir?

Doğum ağrılarını çekmek zorunda değilsiniz.
Bebeğinizin sıkıntıya düşme olasılığı en düşük orandadır.
Normal operasyon gibi randevu ile gelip anestezi hazırlığı sonrası uyuyup gözünüzü açtığınızda bebeğiniz yanınızda görmeniz herhalde azımsanmayacak kadar önemli bir konfor. Tabii spinal anestezi yapılmışsa doğum ağrısı olmadan 2-3 dak içinde bebeğiniz kucağınızda olmaktadır.
Aynı zamanda tüplerin de bağlanarak ek bir operasyona gerek duyulmadan bu önemli işlem gerçekleşebilir.

Sezaryen doğumun dezavantajları nelerdir?

Genel anestezi gerektirir. Spinal (epidural) anestezi denen belden yapılan anestezi çeşitleri de mevcuttur. Fakat genel anestezi hem hastanın hem de doktorun öncelikle tercih ettiği bir yöntemdir.
Karın boşluğu açılır ve bunu takip eden operasyon sonrası ciddi bir bakım gerektirdiği gerçeği gözardı edilemez.
Normal doğumda hastanede kalma süresi 1-2 günle sınırlı iken, sezaryende bu süre ortalama 3 gün kadardır.
Tabii ki bir sezaryen hastasının tamamen normal hayatına dönmesi en azından 7-8 gün içinde olur
Bu avantaj ve dezavantajlar listesi istendiğinde uzatılabilir ve her hekim kendi tecrübe ve bilgisine göre sezaryen ve normal doğum kriterlerini genişletebilir. Fakat evrensel olan bazı gerçekler her hasta için geçerlidir.

Öncelikle bebeğinizin makat (popo) ile gelmesi, doğum öncesi tahmin edilen ağırlığının 3 500 gram’dan fazla hatta 4000 gr üstünde ise anne adayının doğum kanalının yapısına göre normal doğum riskine girmek anlamsız olur. Bebeğin doğum öncesi takiplerinde gelişme sorunu veya bazı sağlık sorunlarının olasılıklarında tabii ki normal doğum stresini ilave etmek her zaman gerekmeyebilir. Özellikle premature doğumlarda ve bebeğin bir an evvel doğurtulması gerektiği hallerde de normal doğumda ısrar etmek iyi bir davranış değildir. Tabii ki anne adayının normal doğum korkusu ve doktoru ile bu eylem sürecinde uyumsuzluk belirtileri de sezaryen için geçerli bir sebeptir.

Her ne kadar doğum öncesi takiplerde normal doğum mu sezaryen mi sorusuna cevap aranıyorsa da, gerçek bulgular doğum eylemi başladığında yapılan ilk muayenelerde elde edilir. Tabii takiplerde özellikle bebek kalp ritmindeki problemler başta olmak üzere baş ile doğum yolu arasındaki uyumsuzluk, uzun ve anne adayının yorgun düştüğü ve bu yorgunluk neticesinde doğum ağrılarının durduğu durumlarda sezaryen kurtarıcı olarak imdadımıza yetişir.

***

DOĞUMA YARDIMCI TEKNİKLER



Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Ebru Füsun Akbay, doğuma yardımcı yöntemler hakkında bilgi verdi.

Sağlıklı ve doğal olarak bilinen normal doğum birçok anne adayının aynı zamanda korkulu rüyasıdır. Normal doğumu bir kabus olmaktan çıkarıp iyi bir deneyim haline getirmek için kadınlara ne gibi yardımlarda bulunabiliriz?

Öncelikle anne adayının zihninde doğum süreci netleştiğinde daha sakin olmalı ve doğum sırasında sağlık personeli ile işbirliği içinde doğumun güvenli bir şekilde gerçekleşmesine yardımcı olmalıdır. Anne adayı ile doktorun işbirliği yapması her iki taraf için süreci kolaylaştıracaktır.

Gebeliğin son üç ayına girildiğinde, anne adayında genellikle doğum ile ilgili gerginlik başlar. Aslında bu korku ve endişe doğaldır. Gebelik boyunca kadın doğum hekimi ile kurulan kontak ve diğer doğum ekibi ile gebeliğin son döneminde tanışmak; bu korkuların yenilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Hatta son dönemde doğumun gerçekleşeceği ortamı görmek, ekiple tanışmak da doğuma hazırlık için atılabilecek önemli adımlardır.

Gebelik süresince yapılabilen ve doğumu kolaylaştıran egzersizler mevcuttur. Bunları uygulamadan önce en önemli şart, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından egzersize engel olacak bir sağlık probleminin olmadığının tespit edilmesidir. Gebelik esnasında uygulanabilecek egzersizlerin başında yürüyüş, yüzme, aerobik hareketler ve bisiklete binmek gelmektedir. Solunum egzersizleri de doğum sırasında ağrıyı kontrol etmekte faydalıdır. Günlük önerilen egzersiz süresi 30 dakikadır.

Obezite ve hamilelik sırasında aşırı kilo alımı normal doğumu zorlaştırmaktadır. Gebelikte alınması tavsiye edilen kilo hastanın gebelik öncesi kilosuna göre değişmektedir. Vücut kitle indeksinin 25’in üzerinde iken hamile kalan kadınlarda gebelik süresinde 10 kilodan az kilo alımı önerilmektedir. Bu nedenle kilo alımı kontrol altında tutulmalı gerekirse uzman bir diyetisyen tarafından yardım istenmelidir. Hamilelik süresince yapılacak düzenli egzersiz de kilo alımını kontrol altında tutmaya yardım eder ve gebelikte oluşabilecek gestasyonel diyabeti önleyebilir. Obezite ve gestasyonel diyabet bebeğin fazla kilolu olmasına neden olur bu da doğum sırasında bebekte zorlanma sonucu kırık ve felçlere, annede yırtıklara yol açabilir.

Doğumda en korkulan sancıların yol açtığı şiddetli ağrılardır. Ancak ağrı kontrolü birçok şekilde sağlanabilir. Damar yolu ile verilen ağrı kesiciler daha çok uyuşturucu etkileri olan narkotik ilaç türevleridir. Annede uyku hali ve sınırlı ağrı kontrolü sağlarlar. İlaçların etkisiyle annede bulantı ve kaşıntı da görülebilir. Bunlar annenin kan dolaşımından plasenta yolu ile bebeğe geçtiği için bebekte de doğum sonrasında solunum baskılanmasına ve uyku haline neden olabilmektedir. Günümüzde yaygın kullanılan yöntemlerden biri rejiyonel anestezi olarak bilinen epidural ve spinal anestezidir. Bu yöntemler anestezi uzmanları tarafından uygulanmaktadır. Temelde bel omurları arasından bir iğne ile omurilik etrafındaki sıvıya ilaç verilmesi yoluyla vücudun alt yarısında ağrı hissi ortadan kaldırılmaktadır. Eğer bu boşluğa ince bir kateter yoluyla devamlı ilaç verilirse buna epidural anestezi, tek bir defa ilaç verilir ve kateter yerleştirilmezse buna spinal anestezi adı verilmektedir.

Rejiyonel anestezi ağrı kontrolünde damar yolu ile verilen ağrı kesicilerden daha etkindir. Ayrıca bebeğe ağrı kesici ilacın geçmesi söz konusu olmadığından bebek etkilenmemektedir. Anne uyanık ve rahat olduğundan sağlık personelinin direktiflerine uyabilmekte ve doğuma yardımcı olabilmektedir. Epidural ve spinal anestezinin en sık yan etkileri tansiyonda düşme, buna bağlı bebeğin kalp atımlarında düşme, kaşıntı ve özellikle 2-3 gün sonra başlayan şiddetli başağrısı. Ağrının kontrol altına alınması hastanın rahatlamasını, kasların gevşemesine bağlı olarak bebeğin doğum kanalında aşağıya doğru daha kolay inmesini sağlayacaktır. Rejiyonel anestezi doğum travayı süresini 1 ila 2 saat uzatabilmektedir. Ayrıca rejiyonel anestezinin doğum sürecine bir diğer negatif etkisi, hasta doğum sancılarını çok hafif veya hiç hissetmediğinden rahim ağzı tam açıklığa ulaştıktan sonra doğal olarak oluşan ıkınma hissi gelişmediğinden anne doğum için gerekli şekilde etkin ıkınarak bebeği itmekte zorluk yaşayabilir.

Doğumun ikinci evresi olarak bilinen rahim ağzının tam açıklığa (yani 10 cm’e) ulaşması ile başlayan ve bebeğin doğumu ile sonlanan sürecin rejiyonel anestezi ile 3 saat, anestezisiz 2 saatten uzun sürmesi durumunda kadın hastalıkları ve doğum uzmanının hastayı yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Ya annenin kemik çatısı o kilodaki bir bebeğin doğumuna uygun değildir ki bu durumda sezaryen ile doğum kararı alınmalıdır. Ya da anne doğru ve etkin bir şekilde ıkınamıyordur. Bu tür durumlar ile en sık ilk gebeliklerde acemi anne adaylarında karşılaşıyoruz. Süreç sonunda anne bitkin ve halsiz düşmektedir. Bazı durumlarda da doğum çok yakındır ancak bebeğin kalp atımlarında bebeğin kafasına bası nedeniyle düşmeler başlamış olabilir. Uzman hekimin değerlendirmesi sonucu normal doğuma engel bir faktör tespit edilemiyorsa doğumu bu aşamada hızlandırmak amacıyla doğuma yardımcı yöntemlerden forseps veya vakuma başvurulabilinir. Her iki yöntemin de tecrübeli bir uzman kadın doğumcu tarafından uygulanması gerekmektedir. Bu yöntemlerin temeli bebeğin başının tutularak doğum için uygun pozisyonda değil ise uygun pozisyona çevrilmesi ve aynı anda çekme kuvveti uygulanarak bebeğin doğumunun sağlanmasıdır. Bu yöntemlerin uygulanması için bebeğin başının doğum kanalında belli bir seviyeye kadar inmiş olması şartdır. Forseps yönteminde bebeğin başı iki adet metal büyük kaşığa benzer aletlerle kafanın iki yanından kavranmaktadır. Vakumda ise, bebeğin başı içinde negatif basınç oluşturulan ve bebeğin başına yapışan metal veya plastik başlıklarla tutulur. Sabit bir çekme kuvveti uygulanarak anne gelen sancı ile ıkınırken bebeğin doğum kanalında ilerlemesi sağlanır. Bu esnada diğer yardımcı bir sağlık personeli anne karnı üzerinden rahim tepesine kuvvetlice bası uygulayarak bebeğin doğum kanalında ilerlemesini destekleyebilir. Tüm bu itme ve çekme hareketleri esnasında anne ve bebeğe zarar verilmemesi açısından profesyonel sağlık ekibi tarafından dikkatlice yapılmalıdır. Aksi takdirde bebeğin başında cilt altı, beyin çevresi ve içi ciddi kanama, annede kalıcı hasara yol açan yırtıkların oluşması gibi riskler artar. Bu yöntemler kalp ve solunum hastalığı gibi medikal problemleri bulunan ve doğum sırasında fazla yorulması istenmeyen anne adaylarına da uygulanmaktadır.

Forseps veya vakum uygulanacak olan hastalara epidural veya spinal anestezi yapılmış olması tercih edilmektedir. Epizyotomi yöntemi ile vajen çıkımı kesilerek genişletilir, bu hem bebeğin geçişini kolaylatırır hem de annede istenmeyen tamiri zor yırtıkların oluşmasını önler.
Yine doğuma çok yakın olan bir kadında bebeğin başı vajen girişinde görülürken sancı sırasında rahimin en üst noktasına basınç uygulanarak annenin bebeği aşağıya itmesine yardımcı olmakta mümkündür ve buna Kristeller manevrası denmektedir.

Doğumun anne adayı için huzur ve güven ortamında geçmesini sağlayacak en önemli şey, gebelik takibi sırasında anne adayı ile doktoru arasında iyi bir diyalog ile güven bağının oluşmasıdır. Bu nedenle düzenli gebelik takiplerinin yapılması önerilmektedir. Gebenin gerginliğinin detaylı bilgilendirilme ile azaltılması önemlidir. Belirsizlik stresi ve korkuyu arttıracağından hamile kadının aklındaki soru işaretleri kaldırılmalıdır. Eşinin ve ailesinin gebelik süresince ve doğum sırasında bizzat desteği önemlidir.

***

SUDA DOĞUM



Hidroterapi yani su ile tedavi uzun yıllardır kas gevşetici ve rahatlatıcı etkileri nedeni ile kullanıla gelen bir alternatif tedavi yaklaşımıdır. Bu etkinin normal doğumlarda da kullanılabileceği fikri de oldukça eskilere dayanır. Dokümente edilen ilk su altı doğumu 1803 yılında Fransa'da yaşanmıştır. Ancak bu planlı bir doğum değildir. Uzun süre doğum eyleminde kalan ve biraz rahatlamak için sıcak su dolu bir küvete giren bir kadının doğumu bu esnada gerçekleşmiş ve bu tesadüf sonucu suda doğum yapan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

1960'lı yıllara kadar suda doğum ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken bu tarihlerde ilk kez eski Sovyetler Birliği'nde Igor Charkovshy bu konuda denemelere başlamıştır. Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa'da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pek çok doğumun gerçekleşmesinde yardımcı olmuştur.

Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında hiçbir zaman popülarite kazanamamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa'nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

İşlem yaygınlık kazanmadığında konu ile ilgili bilimsel araştırma ve makaleler de son derece sınırlı sayıdadır ve bunların büyük bir kısmı ebelik ile ilgili dergilerde yer almaktadır. Suda doğum klinikleri de genelde ebelerin görev yaptığı merkezler şeklindedir.

Suda doğum yaptıran ve bu uygulamayı savunan kişiler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşler dışında suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel araştırma yoktur.

Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran sistemik bir araştırmada yarar ya da istenmeyen etki açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı avantaj ya da dezavantajının olmadığı gösterilmiştir.

1994-1996 yılları arasında İngiltere'de gerçekleşen doğumların sadece %0.6'sı suda olmuş ve bu doğumların da %9'u evde gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2'dir ve normal suda olmayan doğumdan çok farklı değildir.

Suda doğumu savunanların hipotezi ılık suyun kasları gevşeteceği ve zihinsel rahatlık sağlayacağı ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum süreci yaşanacağıdır. Ancak burada suyun sıcaklığı önem kazanmaktadır.Su için ideal sıcaklık 37 derecedir. Suyun daha sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir bu da hem anne adayını hem de bebeği gereksiz risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı görülebilir.

Suda doğumla ilgili bir başka risk de enfeksiyon olasılığındaki artıştır. Doğum eylemi sırasında suya karışan kan ve dışkı hem anne hem de bebek için risk yaratır.

Suda doğum sırasında karşılaşılan ve önceden kestirilemeyen bir başka risk de kordon kopmasıdır. Özellikle bebeğin göbek kordonunun kısa olması durumunda aniden su yüzüne çıkan bebeğin kordonu kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Yapılan bir çalışmada suda doğum sonrası bebeklerin %14'ünün kordon kopması nedeni ile yoğun bakıma alındığı ve hatta bir bebeğe kan verilmesi gerektiği saptanmıştır.

Doğumun yapılacağı havuzun fazla derin tutulmaması ya da bebeğin tamamen doğana kadar yukarı çekilmemesi bu riski azaltabilir.

Solunum açısından bakıldığında ise suda doğum bebeğin boğulma ya da su yutma riskini arttırmamaktadır.

Görüldüğü üzere suda doğum normal doğuma herhangi bir üstülük sağlamamaktadır. Kaldı ki evrim süreci içerisinde suda yaşayan pek çok canlı üremek için karaya gelmeyi tercih etmekte, karada yaşayan hiçbir canlı ise bu amaçla suya gitmemektedir. Suda doğum yapmak tamamen fantastik ve marjinal bir yaklaşımdır.

Ülkemizde suda doğum ile ilgili tecrübesi olan hekim sayısı neredeyse hiç yoktur.

Dünyada yaygın uygulama alanı bulamamış bu yöntemin ülkemiz de de popülerlik kazanmasını uzak bir olasılık olarak görmekteyim. Ayrıca sağlık mevzuatında konu ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması nedeni ile görülebilecek olumsuzluklar karşısında yasal prosedürün de bilinmemesi nedeni ile pek çok jinekolog bu doğum şeklini uygulamaya yanaşmayacaktır.

Op. Dr. Alper Mumcu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:49   #7 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


YAKLAŞAN DOĞUMUN BELİRTİLERİ



Büyük olasılıkla tüm gebeliğiniz boyunca etrafınızdaki pek çok kadın size kendi doğum öyküsünü anlatacak, bazısı çok zorlandığını bazıları da çok rahat bir doğum yaptığını söyleyecektir. Bu hikayelerin ortak yanı hiçbirinin diğerinin aynısı olmamasıdır. Gerçekten de doğum eylemi özel bir durumdur. Farklı kadınlarda değişik şekillerde olduğu gibi aynı kadının farklı doğumları da birbirinden çok değişik olabilir.

Doğum eyleminin farklı olmasına karşın yaklaşan doğumun belirtileri genelde benzerdir. Her kadında tüm belirtiler olmayabilir ancak varlığı doğumun birkaç gün ile birkaç hafta arasında gerçekleşebileceğini gösterir.

Hafifleme: Bebeğin aşağı inmesi
Gebeliğinizin son dönemlerine nefes almada zorlanmaya başlamanız normaldir. Bebeğinizin artık diyafram kasını iyice yukarı doğru itmesi ve göğüs boşluğunun azaltması bunun temel nedenidir. Doğum yaklaşırken bebeğin kafası doğum kanalına doğru iner. Bu sayede göğüs boşluğu ve diyaframınız üzerindeki baskı azalır. Artık daha rahat soluk alıp verebildiğinizi ve sanki hafiflediğinizi hissedebilirsiniz. Öte yandan bebeğin başının aşağıya inmesi mesaneniz üzerindeki baskının artmasına neden olur. Bunun sonucunda da tıpkı gebeliğinizin erken dönemlerinde olduğu gibi sık sık idrara çıkma gereksinimi duyarsınız.

Bebek aşağıya indiğinde dışarıdan bakanlar karın yapınızın değiştiğini söyleyebilirler. Ya da nadiren ne siz ne de dışarıdan bakanlar böyle bir değişimin farkında olmayabilirler.

Nişan gelmesi
Gebelik sırasında rahim ağzı sümüğümsü bir yapı ile doludur. Mukus tıkaç adı verilen bu birikmiş salgılar bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğumun yaklaşması ile birlikte rahim ağzı gevşemeye başlar ve bu tıkaç düşer. Halk arasında bu durum nişan gelmesi olarak adlandırılır ve doğumun artık çok uzak olmadığı gösteren işaretlerden birisidir.

Suyun gelmesi
Her 10 hamile kadından birisinde amniyon kesesi beklenmedik bir zamanda yırtılır ve amniyon sıvısı dışarı boşalır. Suyun gelmesi olarak adlandırılan bu durum da doğumun yaklaştığını gösterir. 36. haftadan sonra suyun gelmesini takiben genelde 24 saat içinde eylem kendiliğinden başlar. Suyunuz geldiğinde zaman kaybetmeden doktorunuzu arayın. Amniyon kesesi açıldıktan sonra bebeğinizi enfeksiyonlara karşı koruyacak hiçbir bariyer kalmadığından asla vajina içerisine tampon gibi maddeler yerleştirmeyin ve cinsel ilişkide bulunmayın.

Aşırı enerjik olma
Tüm hamileliğiniz süresince kendinizi çok bitkin ve yorgun hissedebilir ve fırsat bulduğunuz her an ufak bir şekerleme yapmak gereksinimi duyabilirsiniz. Bu hamilelikte çok nadir karşılmayan bir durumdur. Ancak bir sabah uyandığınızda kendinizi bir anda çok enerjik hissedersedip temizlikten alışverişe pekçok işi yapak için koşuşturur vaziyette bulursanız şaşırmayın. Pekçok kadın doğumdan kısa bir süre önce bu şekilde hissetmektedir.

Şart olmamakla birlikte aşağıdaki belirtiler de doğumun yaklaştığını düşündürür.

Vajinal akıntıda artış. Akıntının rengi büyük olasılıkla pembe ya da kahverengidir.
Hafif karın krampları ile bereber rahimde çok şiddetli olmayan sertleşmeler ve gevşemeler.
Hafif kilo kaybı
Bel ve sırtta gelip giden künt bir ağrı
Kramplar ile birlikte sık görülen barsak hareketleri
Pelvik ve rektal (makat) alanda dolgunluk hissi
Muayende rahim ağzında yumuşama ve incelme
Tüm bu bulguların görülmesinin şart olmadığını, kadından kadına değişebileceğini unutmayın.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Alper Mumcu

***


KEGEL EGZERSİZLERİ



Pelvik kaslarındaki zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açıyor. Bunun nedeni ise normal doğumlar. Pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu “Gebelik esnasında Kegel egzersizleri ile pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.”

Pelvik kasları güçlendirmek için

Böbreklerden süzülen idrarın dışarı atılıncaya kadar biriktirildiği organ olan mesane ve idrarı mesaneden dış dünyaya taşıyan ürethra, pelvis boşluğu içinde bulunuyor. İdrar yapmada görev alan bu organlar pelvis boşluğunu alttan destekleyen kas grupları tarafından yerinde tutuluyor. Bu kas tabakalarındaki gevşeme ve zayıflıklar idrar tutmada güçlüğüne yol açabiliyor. Gevşeme ve zayıflıkların en önemli nedeni yapılmış olan normal doğumlar. Sonuçta pelvik kaslardaki gevşemeler sonucu mesane sarkması, rektum sarkması ve idrar tutamama görülebiliyor. İlerlemiş bir mesane sarkması vakasında ameliyat dışında yapacak pek bir şey yok. Ancak sorun çok fazla değilse, kasları güçlendirmeye yönelik yapılacak birkaç küçük egzersiz ile şikayetleri gidermek mümkün. İdrar sarkması olmasa bile gebelik esnasında pelvik kasları güçlendirmek ileride idrar problemi yaşanma olasılığını azaltabiliyor.

Kegel Egzersizleri ile cinsel ilişkiden keyif alın

Pelvik kasları güçlendirmek için yapılan egzersizlere, ilk kez tanımlayan hekimin anısına Kegel Egzersizleri adı veriliyor. Egzersizlerin mantığı çok basittir: Çalışan ve sık kullanılan kasların gelişmesi. Tıpkı vücut geliştirme sporu yapanlarda olduğu gibi kullanılan kas grupları bir süre sonra gelişmeye ve güçlenmeye başlar. Pelvik kasları güçlendirmenin asıl amacı idrar yakınmalarının önüne geçmek olmakla birlikte bu kas gruplarını kullanmayı bilen kadınlar cinsel ilişkiden de daha fazla keyif alırlar. Kegel egzersizlerinin başarısı uygun teknik kullanmaya ve düzenli egzersiz programına uymaya bağlıdır.

Dr. Alper Mumcu, “Pekçok kadın pelvik tabanı destekleyen kasları bulmakta güçlük çeker. Egzersizler esnasında karın ya da uyluk kaslarını çalıştırırlar ki bu kas gruplarının pelvik yapılar ile hiçbir ilişkisi yoktur. Pelvik kasları öğrenmek için birkaç teknik mevcuttur. “ diyerek tekniği şöyle anlatıyor: “Tuvalete oturun ve idrar yapmaya başlayın. İdrar normal akım hızına ulaştıktan sonra pelvik kaslarınızı kullanarak idrarı durdurmaya çalışın.İdrarı durdurmak için kullandığınız kaslar pelvik kaslarınızdır. Bu hareketi doğru kas grubunu kullandığınızı anlayana kadar tekrarlayın. Bu esnada karın, kalça ve uyluk kaslarınızı kasmayın. Uygun kasları öğrenmek için bir diğer teknik de vajinaya bir parmak yerleştirmek ve daha sonra parmak etrafındaki kasları kasmaya çalışmaktır. Bu esnada idrar tutarmış gibi yapmak faydalı olur. Yine de de doğru kas grubunu çalıştırdığından emin olamayan kişiler için elektrik stimulasyon tekniği uygulanabilir. Kaslara yerleştirilen elektrodlar yardımı ile hangi kas gruplarının kasıldığı anlaşılabilir.”

Uygun egzersiz şekli

1. İlk önce mesaneyi boşaltarak egzersizlere başlayın
2. Pelvik kasları kasın ve 10'a kadar sayın
3. Kasları tamamen gevşetin ve 10'a kadar sayın
4. Günde 3 kez (sabah, öğlen ve akşam) bu şekilde 10'ar defa tekrarlayın

Bu egzersizleri günün her anında ve her yerde yapmak mümkün. Oturarak ya da yatarak yapılabilirsiniz. 4-6 hafta sonunda gelişme fark edilecek düzeyde olacağını göreceksiniz. İleri vakalarda değişikliklerin ortaya çıkması 3 ay kadar zaman alıyor.

Bu noktada Dr. Mumcu bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Egzersizlerin sıklığı ya da sayısının arttırılması zannedilenin aksine durumun iyileşmesini hızlandırmaz. Tam tersine kasların yorulmasına neden olarak idrar tutamama probleminin daha da artmasına neden olur. Kegel egzersizleri esnasında bel ve karın bölgesinde ağrı olmaması gerekir. Bu bölgelerde ağrı varlığı egzersizlerin hatalı yapıldığı anlamına gelir. Yine bazı kişiler egzersiz esnasında nefeslerini tutarlar ve göğüs kaslarını da kasarlar. Oysa tekniğin kısa sürede etkili olabilmesi için sadece pelvik kasların kasılması oldukça önemlidir.”

***

ERKEN DOĞUMU ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?



Hamilelik 40 hafta süren bir maraton. Bu süreçte anne adaylarını endişelendiren birçok konu var. 37 hafta dolmadan doğumun gerçekleşme riski ise anne adaylarını en çok ürküten konuların başında geliyor. Erken doğumu engellemek koyla değil. Yapılan araştırmalar tansiyon için kullanılan ilaçların erken doğumu geciktirmekte etkili olduğunu ortaya koyuyor.

Erken doğum 37 haftadan önce gerçekleşen doğumları kapsıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr.Numan Bayazıt, “Son yıllarda artış göstererek tüm doğumların yüzde 12’ini oluşturmaya başlamıştır.” diyerek artışın nedenini şöyle açıklıyor: “Bu kısmen infertilite tedavilerinde çoğul gebeliklere daha çok rastlanmasına bağlıdır.”

Op. Dr. Numan Bayazıt diğer nedenleri şöyle sıralıyor:

• Rahimin gerginliğine bağlı olanlar: Çoğul gebelikler, polihidroamniyos (bebeğin suyunun aşırı artışı örn. Gebeliğe bağlı diabette), rahimin şekil bozuklukları.
• Enfeksiyonlar: Vajina ve idrar yolu iltihapları da neden olabiliyor.
• Kanamalar : Plasentanın (çocuğun eşi) önde olması veya erken ayrılması.
• Bebekte gelişme geriliği veya annenin aşırı stresi doğumu tetikleyebiliyor.

Kimler Risk Altında?

Daha önce erken doğum yapanlarda erken doğum riski yüzde 15 – 40 oranında gerçekleşiyor. Anne yaşının erken doğum üzerine direk bir etkisi yok. Ancak hipertansiyon, gelişme geriliği gibi komplikasyonlar nedeniyle dolaylı yoldan artışa neden olabiliyor.

Ne Yapılmalı?

Erken doğumu önceden tespit etmek için etkinliği kanıtlanmış bir yöntem bulunmuyor. Ancak ultrasonla rahim ağzı uzunluğunun ölçülmesi uyarıcı olabiliyor. Risk tespit edildiğinde anne adaylarına yatak istiharati öneriliyor. Bununla birlikte
Progesteron hormonunun daha önce erken doğum yapanlarda önleyici olarak kullanılması ile erken doğum oranının yüzde 35-40 azaldığını gösteren 2 çalışma bulunuyor.

Op. Dr. Bayazıt, “Erken doğum başladığında bunu durdurmak için kullandığımız çeşitli ilaçların da sonucu etkilediğini gösteren yeterli delil yoktur. Bu amaçla kullanılan ilaçlardan son zamanlarda tansiyon için kullanılan bir ilaç popülerlik kazanmıştır. Erken doğum tedavisinde esas amaç biraz zaman kazanıp bu sırada bebeğin akciğer olgunlaşmasını sağlayan kortikosteroid ilacını kullanmaktır. Bu uygulamayı 24-34 haftalık gebeliklerde yapmak gerekir. 34. haftadan sonra ise gerek yoktur. Bu arada yenidoğan döneminde görülebilen grupB streptokok enfeksiyonunu önlemek için koruyucu antibiyotik verilir.”

***

YAZIN DOĞUM YAPACAKLAR İÇİN ÖNERİLER



Yaz ayları, hamileliğinin sekizinci ve dokuzuncu aylarına gelmiş anneler için çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Özellikle de hamilelik için hekimlerin önerdiği sağlıklı kilonun üzerindeki anne adayları sıcaklar, vücutlarında oluşan ödem, bebeğin yarattığı basınç nedeniyle otururken, yürürken ve uyurken sorun yaşıyor. Acıbadem Kocaeli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yıldız Tunçay, anne adaylarının bu sıkıntılarını giderecek önerilerini sizlerle paylaşıyor.

Yaz mevsiminde artan hava sıcaklığı, yüksek nem oranı en çok bebeğin doğumu için artık haftaları, günleri sayan anneleri zorluyor. Karındaki artan basınç mide ve barsaklara baskı yapıyor, akciğer ve kalbi zorluyor. Hamilelik ilerledikçe, anne adaylarının solunum ve dolaşımında sıkıntı oluyor. Sık ve zor nefes almak hamileleri çok zorluyor. Karın içindeki basınç artışı ile akciğerlerin kapasitesi azalıyor, adeta hava açlığı çekiliyor. Kalpte çarpıntılar, ani tansiyon düşmeleri oluyor. Gebelikte kalp dolaşım sisteminde de dolaşan kan miktarının artmasına bağlı olarak, kalbin yükü artıyor, hasta da bunu çarpıntı şeklinde ifade ediyor. Hamilelik ilerledikçe bebeğin yarattığı basınçtan dolayı bacaklardan kalbe dönen kanın yavaşlamasına bağlı olarak bacaklarda ödem ortaya çıkıyor. Sıcak damarların genişlemesine ve geçirgenliğinin artmasına neden olup ödemi artırıyor. Bacaklardan kalbe dönen kan azaldıkça, kalbin vücuda ve beyne pompaladığı kan da azalarak tansiyon düşmelerine ve bayılmalara yol açıyor. Anne adayında anemi (kansızlık) varsa, bacaklarda varis oluştuysa bu şikayetler daha belirgin oluyor.

Terleme ve su kaybı nasıl bir etki oluşturuyor?

Sıcakla birlikte terleme, su kaybı ve damarların genişlemesinin tansiyon düşmelerine, beyin dolaşımının bozularak bayılmalara neden olur. Bazı küçük önlemler alarak bu sıkıntıları hafifletmek mümkündür. Öneriler:

• Sıcağın en fazla olduğu öğle saatlerinde dışarı çıkmayın.
• Ani tansiyon düşmeleri, aşırı terleme ve su kaybı, bayılmaya yol açıyor. Vücuttaki su ve mineral kaybını önlemek amacıyla bol su içmek, maden suyu veya az şekerli limonata etkili bir çözüm olabilir.
• Sıcakta uzun süre kalmayın. Geniş kenarlı bir şapka, güneş gözlüğü, güneş koruyucu ürün kullanın. Deniz kenarının serin olacağını düşünerek uzun süre kalmayın.
• Sıcak çarpması vücudun ısısını artırır. Bundan da bebek olumsuz etkilenir. Gölgede kalarak bu olumsuzluğu giderebilirsiniz. • Güneşin etkisini kaybettiği saatlerde ve sabah erken saatlerde kısa süreli güneşlenmeler faydalıdır.
• Bacaklardaki ödemi gidermek için uzun süre ayakta kalmayın. Aynı pozisyonda oturmaktan kaçının. Bacaklarda varisleri olanlara varis çorabı kullanması uygundur.
• Aşırı ve fazla miktarda yemek yememeye, yağlı kızartmalı gıdalar tüketmemeye dikkat edin. Aşırı kilo alımı olanlar hamileler, yediklerinize dikkat ederek, bir beslenme uzmanından destek alın.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:50   #8 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


HAFTA HAFTA HAMİLELİK


İLK 10 HAFTA



1. HAFTA
Gebeliğin ilk haftası…

Çoğu insan için şaşırtıcı olmakla birlikte gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul ediliyor. Bu durumda kanamanızın başladığı gün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlıyor. Bu şekilde hesaplandığında insanlarda gebelik 280 gün yani 40 hafta sürüyor. Ay hesabı yapmak karışıklığa neden olabileceğinden gebeliğinizi takip ederken hafta olarak ifade etmek gerekir.

28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarı kabul ediliyor. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek için en uygun dönem. Örneğin sigara içmeye son verilip, alkol ve ilaç alımını kısıtlamak gerekiyor. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde etmeye çalışılmalı. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için önemli. Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmek, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmak ve olabildiğince fazla su içmek gerekiyor. Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50’lik bir kısmı önlenebiliyor. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlıyor. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresten uzak durmak dünyaya getirmeye çalışılan bebek için oldukça iyi bir başlangıç oluyor.

2. HAFTA
Hormonlar iş başında
Anne adayının yumurtalıklarında yumurta hücresi gelişimi devam eder. Bu esnada endometrium adı verilen rahim zarı da kalınlaşmaya başlar. Bu kalınlaşma döllenme meydana geldikten sonra oluşacak embriyonun rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamayı amaçlıyor. Yeni gelişecek olan canlının ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artıyor. Bu haftanın sonunda gelişen yumurta çatlayarak yumurtalıktan atılıyor. Yani yumurtlama meydana geliyor. Bir adet döneminde kadında sadece 1 yumurta üretiliyor ve çatlıyor. Çift yumurta ikizlerinde ve üçüzlerinde farklı olarak tek bir yumurta değil birden fazla yumurta atılıyor. Bu yumurtaların hepsi döllenirse çoğul gebelik oluyor.

3. HAFTA
Hayatın başladığı andasınız…
Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresi ile erkekten gelen sperm fallop tüplerinde karşılaşır. Pek çok sperm, yumurta etrafında kümelenmesine rağmen bunlardan sadece 1 tanesi yumurtanın zarını geçerek içine girer ve kendi genetik materyali ile yumurtanın genetik materyali birleşir. Döllenme ile birlikte adına yaşam denilen mucize başlıyor. Fertilizasyon yani döllenme tek bir spermin yumurta hücresinin içine girmesi ile başlar ve zigot adı verilen oluşumun ortaya çıkması ile sonlanır. Fertilizasyon süreci yaklaşık 24 saat kadar sürer. Bir sperm yaklaşık 48 saat canlı kalabiliyor. İlişki esnasında vajina içine yaklaşık 300 milyon sperm bırakılıyor. Spermlerin sadece %1’i yani 3 milyon kadarı rahim içine girebiliyor. Rahim içine giren spermler kadının üreme organları içinde ilerleyerek tüplere kadar ulaşıyorlar. 10 saat süren bu seyahat sonunda yumurta hücresine kadar gelen spermleri başka bir görev bekler; yumurta hücresinin kabuğunu kırarak içine girmek. Yumurta hücresi “zona pellucida” adı verilen bir zar ile çevrili. Spermlerden sadece 1 tanesi bu zarı delerek yumurtanın içine girebiliyor. Penetrasyon adı verilen bu işlem 20 dakika kadar sürüyor ve bir sperm penetre olduktan sonra “zona pellucida” tamamen kapanarak başka bir spermin girişine izin vermiyor. Sperm ve yumurta hücrelerinin çekirdeklerinin birleşmesi ile zigot ortaya çıkıyor ve döllenme sona eriyor.

Zona pellucida’nın içindeki tek hücreli zigot döllenmeden 1,5–3 gün sonra bölünmeye başlar. Bu ilk bölünmeye klivaj adı veriliyor. Ortaya çıkan hücrelere ise blastomer deniyor. Klivajı takiben hızlı bir bölünme süreci başlıyor. Yaklaşık her 20 saatte bir hücre sayısı ikiye katlanıyor ve her bölünme ile birlikte zona pellucida içinde bulunan blastomerlerin çapı küçülüyor. Hücre sayısı 16’ya ulaştığında artık zigot morula adını alıyor. Tüm bu olaylar gerçekleşirken zigot tüp içinde rahim boşluğuna doğru olan seyahatini devam ettiriyor. 4’üncü güne gelindiğinde morula uterus içine ulaşmış oluyor. Bu aşamada hücre bölünmesi hızla devam ediyor ve morulanın merkezinde bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bu aşamadaki oluşuma “blastokist” adı veriliyor. Zona pellucida boyutları sabit olmakla birlikte içindeki hücreler düzleşir ve yoğunlaşır. Blastokist aşamasında artık hücre faklılaşması da başlıyor. Hücrelerin bir kısmı embriyoyu oluşturacak olan embriyobalastlar iken geri kalan hücreler plasentayı yapmak üzere trofoblast olarak farklılaşıyor.

Döllenmeden 5–6 gün sonra implantasyon yani rahim içine yerleşme başlıyor. Blastokist zona pellucida’yı yırtarak çıkar. Buna “Hatching” adı veriliyor. Bu esnada trafoblastlar bir enzim salgılayarak rahim içindeki hücre yapısını değiştiriyor ve blastokist için bir implantasyon alanı sağlıyor. Aynı anda trofoblastlardan hCG hormonu da salgılanmaya başlıyor. Gebelik testlerinin pozitif olmasını sağlayan hormon da bu. İmplantasyonu takiben endometriumun (rahim iç zarı) o bölümünde kanlanma artıyor ve gebeliğin devamı için gerekli olan kan dolaşımı başlıyor.

Döllenme anında bebeğin cinsiyeti belli oluyor. Eğer dölleyen sperm X kromozomu taşıyor ise kız, Y kromozomu taşıyor ise erkek bebek dünyaya geliyor. Dolayısı ile bebeğin cinsiyetini belirleyen erkek, yani babası oluyor. Kadının bebek cinsiyetinde en ufak bir rolü bulunmuyor. Bu devrede cinsiyeti saptamak ancak genetik inceleme ile mümkün. Bu aşamada belli olan sadece cinsiyet değil. 38 hafta sonra dünyaya merhaba diyecek olan bireyin göz renginden kan grubuna kadar bütün genetik yapısı belli oluyor.

Annedeki değişiklikler
Bu aşamada anne adayında herhangi bir fiziksel ya da ruhsal değişiklik olmaz. Yalnız implantasyon esnasında hafif bir lekelenme şeklinde kanama olabiliyor.

4. HAFTA
Anne olacağım

Bu haftanın sonunda tüm dünyaya anne olacağınızı ilan edebilirsiniz. Normalde adet görmeniz gerekirken adetiniz gecikti. Zaman zaman bu tür gecikmeler olabileceğini biliyorsunuz ama yine de heyecanlısınız. O halde neden daha fazla merakta kalacaksınız. Hemen eczaneden bir gebelik testi alıp evde yapın. Sonuç negatif çıkarsa hemen ümitsizliğe kapılmayın çünkü zaman zaman gebelik testleri negatif olabilir. Bu durumda doktorunuza gitmeniz gerekir. Henüz bir doktorunuz yoksa hemen arkadaşlarınıza sormaya başlayın. Bu dönemde yapılan ultrasonografide gebelik kesesini görmek genelde mümkün değil. Ancak kanda yapılan gebelik testi %100’e yakın doğrulukla gebeliğin olup olmadığını tespit edebiliyor.

Gebelik yoksa ya da adet görürseniz fazla üzülmemeye çalışın. İlk denemede gebe kalma oranının sadece %25 olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Denemeye devam edin. Eğer adet gecikmesine rağmen gebe değilseniz doktorunuz size adet gördürecek bir tedavi önerir. Gebe bir kadında bazı fizyolojik ve ruhsal değişiklikler oluyor. Bu aşamadaki belirtiler adet öncesi belirtilerle hemen hemen aynı. Halsizlik, yorgunluk ve göğüslerde hassasiyet bulunuyor.

Döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra impalantasyon gerçekleşir ve trofoblast adı verilen hücreler endometrium hücrelerini hasarlayarak minik kan göllenmelerine neden olur. Bu döllenmeler yeni damar oluşumunu tetikler ve oluşacak olan plasentanın dolaşımı başlar. Embriyoblast adı verilen hücre grubu ise hızla çoğalarak 2 tabakalı bir disk oluşturur. Bu tabakalardan üstte olanı amniyon zarı ve embriyo olarak gelişimine devam ederken alt tabaka ise “yolk sac” adı verilen oluşumu meydana getirir.

4. haftanın sonunda “koriyonik villus” adı verilen doku rahmin içine doğru ilerler ve embriyoda kan damarları teşekkül etmeye başlar. Yolk sac ise kan sistemini meydana getiren hücreleri üretilir. Bu haftanın sonunda embriyo ile plasenta arasında “connecting stalk” adı verilen bir oluşum bulunur ve bu daha sonra göbek kordonunu meydana getirir.

5. HAFTA
Şu gebeliğe bir göz atalım
Salgılanan hormonların etkisi ile ilk değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Memelerde dolgunluk ve hassasiyet bu haftada en sık karşılaşılan yakınmalar oluyor. Sürekli uyku hali ve halsizlik görülür. Rahimdeki büyüme mesanenin kapasitesini azalttığı için sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyulur. Doktor yapacağı vajinal ultrasonografi ile gebelik kesesini uterus görülebilir. Eğer ultrasonda kese görülemez ise bu bir dış gebelik olabilir. Dış gebelik karın içinde kanama yaparak hayati tehlike yaratabilen ciddi bir durum, bu nedenle ilk kontrolün geciktirmemesi gerekir. Vajinal ultrason yapılması gebelik ve bebek için zararlı değil, bu konuda kaygılanmamak gerekir.

16. günde gelişim iyice hızlanır. Endoderm tabakasından akciğerleri çevreleyen zarlar, dil, bademcikler, ürethra, mesane ve sindirim sistemi gelişirken, mesodermden kaslar, kemikler, lenf sistemi, dalak, kan hücreleri, kalp, akciğerler ile üreme ve boşaltım sistemleri faklılaşır. Cilt, tırnaklar, saç, gözün lens tabakası, işitme sistemi, burun, sinüsler, ağız, anus, diş mineleri, hipofiz bezi, meme dokusu ve sinir sitemi ise ektoderm tabakasından farklılaşmaya başlar. Döllenmeden 17–19 gün sonra embriyonik alan bir armuta benziyor. Kafa kısmı kuyruk kısmına oranla daha geniş oluyor. Ektoderm tabakası nöral plakayı oluşturmak üzere kalınlaşıyor. Bu plakanın kenarları kıvrılır ve “nöral oluk” adını alıyor. Bu embriyonun sinir sisteminin taslağıdır ve ilk gelişen organ sistemlerinden birisidir.

Bu haftanın sonunda bebeğin kan hücreleri oluşur ve epitel hücreler arasında kanallar oluşturmaya başlıyor. 21. güne ulaşıldığında mesodermden köken alan somitler nöral oluğun her iki yanında ve kuyruk kısmından başlayarak belirmeye başlar. Endokardial hücreler ise erken embriyodaki ilkel kalp tüplerini meydana getirir.

6. HAFTA
Dikkat çalışma var!
Belki de hala daha gebe olduğunuzu size fark ettirecek şikâyetleriniz yok. Gebelik öncesi yaşantınız ile hiçbir fark göremiyorsunuz. Bilmelisiniz ki içinizde bir fabrika var ve hayal bile edemeyeceğiniz kadar hızlı çalışıyor. Embriyonun tek tek her hücresi sürekli faaliyet halinde. Bu faaliyetin sonucu olarak bazı şikâyetlerde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Pek çok kadın gibi sizde özelikle sabahları uyandığınızda midenizin bulandığını fark edebilir hatta kusabilirsiniz. Eskiden sizi cezbeden yemek kokuları artık size tiksinti veriyor ya da eşinizin o çok sevdiğiniz parfümünün birden bire aslında hiç de güzel olmadığını fark ettiniz. İş arkadaşınızın sigarası hiç sizi bu kadar rahatsız etmemişti. Aslında tüm bu kokular yine eskisi gibi. Değişen sizsiniz. Gebelik hormonlarının beyninizdeki bulantı merkezini uyarması neticesinde olan bu durum emesis gravidarum olarak adlandırılıyor. Eğer bulantı ve kusmalar sizin yaşantınızı ve beslenmenizi etkileyecek kadar şiddetli olur ise hiperemesis gravidarum tablosu gelişti anlamına gelir. Bu durumda ilaç kullanmanız gerekebilir.

Bu dönem bebeğin organ gelişimi için kritik olduğundan alkol, sigara gibi bebeğe zararlı olabilecek maddelerden uzak durulması gerekiyor. Pek çok anne adayı bu dönemde gebe olduğunu sevdikleri ve dostları ile paylaşmak ister ve aileye yeni bir bireyin katılacağı müjdesi bu haftada verilir. Bazı anne adayları ise mutlu haberi paylaşmak için düşük riski olan dönemin geçmesini ve gebeliğin normal seyrettiğinden emin olmayı bekler. Her iki davranış şekli de normaldir.

21–23 günlerde embriyonun boyu 1,5–3 mm kadar olur. Göz ve kulak taslakları meydana gelir. Nöral tüp yavaş yavaş kapanmaya ve nöral taç adı verilen kısım ise kafatası ve kafayı oluşturmaya başlar. Embriyonun kalbi atmaya başlar. Ancak damarlar tam anlamı ile gelişmediğinden tam bir dolaşım olmaz.

27. günün sonunda embriyo C şeklini alır. Yüz ve boyunu oluşturacak olan kıvrımlar belirginleşir. Kalpte karıncık ve kulakçıkları ayıracak olan septalar belirir. Kapakçıklar gelişmeye başlar. Sindirim sitemini oluşturacak olan hücreler karaciğer, mide ve pankreas üretmek üzere farklılaşır. Sindirim siteminde ilk farklılaşan hücre grubu karaciğer yapacak olan hücreler oluyor. Embriyo boyu 5 mm buluyor.

7. HAFTA
Tomurcuklar açıyor
Siz hala dışarıdan bir şey fark etmeseniz de embriyonuzda hummalı faaliyet devam ediyor. Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu bir fasulye tanesi kadar oluyor. Eğer rahmin içine direk olarak bakma ya da bir kamera yerleştirme şansınız olsa tıpkı bir fasulye tanesine başlayan cisim görürsünüz. Bu fasulyenin tepe kısmına dikkat edildiğinde iki küçük siyah noktacığı fark edilir. İşte bu iki küçük nokta bebeğinizin gözleri olacak. Hatta gözün ağ tabakası olan retina oluşmaya başlar. Biraz daha kenarda yer alan topluiğne başından küçük çukurluklar da kulaklar olarak gelişiyor. Bu organlar hem denge hem de işitmede görev alıyor. İlkel bir ağız ve dil fark edilebilir. Yine bu haftada kol ve bacak tomurcukları oluşmaya başlıyor. İnce bir tabaka halinde deri beliriyor. Beyin 3 ana kısmına ayrılır. Tiroid bezi gelişimini sürdürür, lenfatik sistem ilk defa oluşmaya başlar. Kalp kısımları plazma ve kan hücreleri ile dolar. Kan dolaşımı başlar. Şimdilik iki bölümden oluşan kalp dakikada 150 defa atmaktadır. Doppler ultrason ile bebeğinizin kalp atımını doktorunuz size dinletebilir. Akciğer gelişimi devam eder. Safra kesesi, mide, bağırsaklar ve pankreas gelişimini sürdürür. Plasentadan gelen kan karaciğere ulaşır. Kol tomurcukları artık oldukça belirginleşir, buna karşılık bacak tomurcukları yeni oluşmaya başlar. Embriyo artık tamamen amniyon kesesi içinde yerleşir. Somitler kas ve kemikleri oluşturmak üzere farklılaşmaya başlar.

Dışarıdan gebe olduğunuzu fark ettirecek hiçbir değişim bulunmaz. Bu dönemde 1–2 kilo alınabilir ya da verilebilir. Her iki durum da normaldir. Gebeliğin erken belirtileri yavaş yavaş azalmaya başlar, buna karşın bulantı ve kusmalar artabilir. Bu şikâyetler özellikle sabah erken saatlerde daha fazla olur.

8. HAFTA
El falı bakılır!
Terminolojik açıdan bebeğiniz hala daha embriyo olarak adlandırılır. Bunun nedeni alt kısmında kuyruğa benzer bir çıkıntının olması. Gelişmekte olan bebeğinizde küçülen tek bölüm bu çıkıntı olur. Diğer bölümler ise süratle büyümeye devam eder. Özellikle beyin ve kafa hızla büyümeye devam eder. Göz kapakları kıvrım şeklinde ayırt edilebilir. Alt çene belirginleşmeye başlar. Omurilik gelişimini sürdürür. Üst damak farklılaşır. Burnun ucu oluşur. Dişetlerinin altında dişler gelişimini başlatır. Yemek borusu farklılaşır ve nefes borusundan ayrılır. Kalp içinde kapakçıklar fark edilmeye başlar. Kalbin 4 odacığı ayırt edilebilir. Akciğerler yemek borusunun iki yanında yer alırlar. Böbrek oluşmaya başlar. Kollar silindirik şekilde uzamaya başlarken uçlarında el ayaları belirmeye başlar. Kollarda sinir iletimi başlar. Yine kollar kıvrımlanır. Bu kıvrım gelecekteki dirsekleri oluşturur.

Gebelik öncesinde kapalı bir yumruk kadar olan rahminiz artık neredeyse portakal kadar oldu bile. Rahimdeki bu büyümeler sizde zaman zaman hissedeceğiniz karın kramplarına neden olabilir. Bu arada kendinizi ergenlik döneminde gibi hissedebilirsiniz. Çünkü hormonal değişimlere bağlı olarak cilt değişiklikleri baş göstermeye başlar. Bunun tipik göstergesi olarak cilt yağlanır ve sivilcelenme olur. Psikolojik durumunuz yavaş yavaş düzelmeye başlar ve gebelik kabullenilir. Artık gebeliğe alışmaya başlıyorsunuz.

9. HAFTA
Çişim geldi!
Embriyonik kuyruk iyice kaybolur. Kıkırdak ve kemik dokuları oluşmaya başlar. Bağırsaklar göbek kordonu içinden karın boşluğuna doğru göç etmeye başlar. Beyin hala daha en büyük organdır. Yutak belli olmaya başlar. Ağız boşluğu oluşumu görülebilir. Kulak kepçesi farklılaşır. Gözde retina iyice belli olabilir. Göz kapakları fark edilebilir. Burun delikleri belirir. Koku almaya yarayan sinir oluşur. Yemek borusu uzar ve kalpten çıkan kan iki ayrı yönde pompalanmaya başlar. Meme uçları belirginleşir. İnce bağırsaklar uzar, böbrek oluşumu tamamlanır ve ilk kez idrar üretmeye başlar. İlkel cinsiyet hücreleri oluşmaya başlar. Dış genital organların farklılaşması başlar. Ancak hala daha kız ya da erkek olduğu belli olmaz. El ve dirsek belirginleşir. Bacaklarda sinir iletimi başlar. Bebek içinde yüzdüğü suyun içinde hafif hafif hareket etmeye başlar.

Sizde ise belirgin bir kilo artışı olmasa da memeler büyürler ve dolgunluk ve hassasiyet olur. Bu dönemde destekleyici sutyen giymeye başlamak gerekebilir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu yanma hissi olabilir. Bu dönemde günlük kalori gereksiniminiz yaklaşık 300 kalori artar. Yeterli kalsiyum alabilmek için bol bol süt içmelisi gerekir. Eğer süt içmeyi sevmiyor iseniz özel ilaçlar ya da daha iyisi yağsız peynir gibi süt ürünleri tüketebilir.

10.HAFTA
Hareket zamanı
Fertilizasyondan 47–48 gün sonra ilk kez beyin dalgaları üretilmeye başlar. Kafa dik durumdadır ve iç kulakta denge sağlayan kısımlar gelişir. Dudakların gelişimi tamamlanır. Gözler ise hala kapalıdır. Gonadlar gelişir ve testis ya da over olarak farklılaşır. Kalp gelişimini büyük ölçüde tamamlar. Gövdenin dışında gelişmiş olan bağırsaklar karın boşluğu içine doğru iyice hareket ederler. Diz ve ayak belirginleşir. Ayak parmakları ve tırnakları belli olur. Kaslar güç kazanmaya başlar. Kız bebeklerde klitoris erkek bebeklerde ise penis gelişir. Hemen hemen bütün eklemler ve kasların oluşumu tamamlandığı için bebek artık su kesesi içinde hareket etmeye başlar, ancak bu hareketler sizin hissetmeniz için yeterli olmaz. Bu haftanın sonunda bebeğinizin “organogenez” adı verilen organ gelişimi dönemi tamamlanır. Gebeliğin geri kalan kısmında bu organların olgunlaşır.

Bu dönemlerde anne adayının duygu durumunda dalgalanmalar çok sık görülür. Kendinizi zaman zaman melankolik zaman zaman da çok mutlu hissedebilirsiniz. Bu çok normal bir durumdur. Hem gelişen bebeğinizin dişleri hem de kendi diş etlerinizin sağlığı için yeteri kadar flor aldığınızdan emin olmalısınız. Kan hacminiz arttığı için cildinize yakın toplardamarlarda koyulaşmalar fark edebilirsiniz. Bu durum özellikle bacaklar ve memelerde belirgindir. Kilonuz da artık artmaya başladı. Bulantı ve kusmalarınızın azalmaya başlaması bu dönemlerde beklenebilir.

***

İKİNCİ 10 HAFTA



Jinemed Kadın Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Teksen Çamlıbel bebeğinizin hafta hafta ne kadar büyüdüğünü anlatmaya devam edecek. İşte size bütün evreleri ile gebelik...

11. HAFTA
Bana fetus de!

Bu haftadan başlayarak artık içinizdeki bebeğiniz embriyo olarak adlandırılmaz. O artık kocaman bir “Fetus” ve boyu yaklaşık 3 santimetre. Gebeliğin en kritik dönemi artık sona ermek üzeredir. İlk 11–12 hafta içinde düşük riski yüzde 15 civarındadır. Burada temel nedeni embriyonun genetik yapısı meydana getirir. Eğer embriyo genetik olarak normalse büyümeye devam eder. Bu haftada beyin hızla büyümesini sürdürür ve fetusun boyunun yarısını kafa oluşturur. Fetusun gözleri kapalıdır ve bu göz kapaklarının altında iris tabakası olgunlaşmasına devem eder. Böbreklerde idrar üretimi başladığından içinde yüzdüğü amniyon sıvısının da miktarı artmaya başlar ve bu haftada yaklaşık 50 ml olur.

Bu dönemde sizde ise rahim bir greyfurt büyüklüğüne ulaşmıştır ancak hala daha pelvis içinde yer alır. Bulantılar azaldığından iştahta bir artış görülür. Bu dönemde prenatal testlerden bazıları yapılabilir. Doktorunuz bu konuda size yol gösterir. Son günlerde giderek popülerite kazanan ilk trimester tarama testleri üçlü test kadar gerçekçi sonuçlar verir.

12. HAFTA
Anne ben güzel miyim?
Diş etlerinde 20 dişin de yerleri belli olur. Yüz insan görünümünü alır, ağız içinde ise üst damak birleşmeye başlar. Yüz derisi içinde kıl kökleri belirmeye başlar. Fetusun gırtlağında ses telleri oluşumunu tamamlar ve teorik olarak fetus ses çıkartabilir. Karın boşluğunda ise bağırsaklar karın içine girer ve hareketleri başlar. Karaciğer safra salgılamaya başlar ve salgılanan safra safra kesesinde depolanır. Tiroid, ve pankreas gelişimini tamamlar. Pankreastan insülin salgılanır. Her iki cinsde de dış genital organlar gelişimini tamamlar. Ancak kızlarda büyük ve küçük dudaklar, erkeklerde ise penis ve torbalar dikkatli gözlem ile ayırt edilebilir. Ellerde ve ayaklarda tırnaklar uzamaya başlar. Sinir sitemi biraz daha olgunlaşır ve fetusda refleksler gelişir. Bu dönemde cilt oldukça hassas olur. Kemiklerden bazıları sertleşmeye başlar. 12. haftaya gelindiğinde uterus yukarı doğru büyümeye devam eder ve pelvis dışına çıkarak karın boşluğuna girer. Artık mesane üzerine çok fazla baskı yapmadığından sık idrar yapma isteği bir miktar azalır. Bu durum son 3 aya kadar bu şekilde devam eder. Bu haftalarda baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetlerine sık olarak rastlanır. Düşük tehlikesi çok büyük ölçüde azalır. Doktorunuzun size bunu belirtmesi ile her anne adayında olduğu gibi siz de psikolojik açıdan rahatladığınızı fark edersiniz. Diş etleri gebelikten olumsuz yönde etkilendiği için diş hekiminizden randevu almanızda ve muayene olmanızda büyük fayda olduğunu unutmayın. Bu haftalar diş kontrolü için oldukça uygun dönem.

13. HAFTA
Dinlenme zamanı
Fetus artık giderek daha fazla insana benzer. Gözler kafanın yan taraflarından ortaya doğru kaymaya başlar. Kulaklar normal pozisyonuna doğru hareketlenir. Dışarıdan bakıldığında bebeğin cinsiyeti kolaylıkla saptanabilir. Ancak ultrasonografide cinsiyet tespiti için henüz erkendir. Çok nadiren ve kaliteli cihazlarla bu haftada da cinsiyet saptamak mümkün olabilir. Bebeğin boyu biraz daha uzar. Bu haftanın ilk trimesterin son haftası olduğun unutulmamalı. Gebeliğin erken bulguları ve yarattığı şikâyetler hemen hemen hiç kalmaz. Bu dönemde çok fazla yorulmamak ve mümkün olduğunca dinlenmek gerekir. Rahim büyüdükçe gerilir ve etrafını çevreleyen ve kendisini yerinde tutan zarları da gerer. Bu hafif bir kasık ağrısı şeklinde algılanabilir. Round ligaman ağrısı olarak adlandırılan bu durum gelip geçicidir ve önemli değildir. Her şeyi etkileyen hormonlar ciltte de değişikliklere neden olurlar. Özellikle yüz ve boyunda lekelenmeler olabilir. Buna gebelik maskesi ya da chloasma adı verilir. Geçici bir durumdur ve doğumdan sonra düzelir. Artık karnınız büyümeye başlar. Eskiden olan kıyafetler dar gelmeye başlayabilir. Gebe kıyafetleri satın almanın vakti gelmiştir.

14. HAFTA
İkinci döneme giriyoruz
Gebeliğin en rahat dönemi olan ikinci trimester’a hoş geldiniz. Artık bebeğiniz tamamen bir insan görünümünde. Kaslardaki güç gelişimine bağlı olarak kafası öne eğik değil. Zaman zaman kafasını dik tutabiliyor. Doktorunuz ultrason ile incelerken size bebeğinizin el salladığını gösterecektir. Evet, bebeğiniz artık ellerini kullanabiliyor. Gerçi bu tamamen refleks bir hareket ama olsun. Bu arada bebeğiniz artık diğerlerinden tamamen farklı. Çünkü artık ona hiç değişmeden ömrünün sonuna kadar eşlik edecek olan parmak izi var! Şu anda kendileri yaklaşık 25 gram ağırlığında ve 10 santimetre boyunda. Artık tüm besin ve oksijenini plasentası yardımıyla sizden alıyor. Plasentasyonun tamamlanması ile sizdeki uyku ve yorgunluk hali de ortadan kalkacak. Dışarıdan bakanlar eğer yeterince dikkat ederlerse gebe olduğunuzu anlayabilirler. Progesteron hormonunun etkisi ile bütün düz kaslarınızda gevşeme meydana gelir. Bu bel ağrıları, kabızlık ve tansiyonda hafif düşme olarak size yansır. Bulantılar geçmiştir ama yine progesteronun gevşetici etkisi ile mide içeriği yemek borunuza kaçar ve yanma olabilir. Bulantılar geçtiği için beslenmeniz düzelir, enerjiniz artar. Pek çok kadın gebeliğin bu döneminde kaybettiği cinsel dürtülerine yeniden kavuşur. Bu hoş bir durumdur. Unutmayın herhangi bir komplikasyon yok ise gebelikte cinsel ilişki yasak değildir.

15. HAFTA
Yakında berber var mı?
Bu haftanın sürpriz haberi: Bebeğinizin saçı çıkıyor. Gelişmekte olan bebeğin kafası üzerinde lanugo adı verilen ince ve ipeksi tüyler belirmeye başlar. Bu ilkel saçlar doğumda kaybolurlar. İkinci önemli haber ise bebeğinizin parmağını emmeye başlaması. Ultrason altında bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülebilir. Korkmayın bu doğumdan sonra bebeğin parmak emme alışkanlığı olacağını göstermez. Sadece anne karnındaki bir refleksidir. Her bebek anne karnında parmak emer diye bir kural da yok. Bu dönemde bebeğin cildi oldukça incedir ve deri altında damarlar görülebilir. Bu döneme ulaşıldığında karnınız oldukça büyür. Elinizi karnınıza götürdüğünüzde uterusunuzu top gibi hissedebilirsiniz. Memelerden halk arasında ağız da denilen ve klostrum adı verilen sıvı gelebilir. Bu normal bir durumdur.

16. HAFTA
Kız mı, erkek mi?
Bu haftada gözler ve kulaklar bebek doğduğunda bulunacakları son hallerine gelirler. Göz kırpma gibi basit refleksler gelişmeye başlar. Benzer şekilde kulaklar da son pozisyonlarını alır. Bağırsaklarda mekonyum adı verilen dışkı birikmeye başlar. Bu dışkı benzeri yapı fetusun yuttuğu amniyon sıvısı, dökülen hücreler ve sindirim sistemi salgılarından oluşur. Macun kıvamında koyu renkli bir yapıdır. Sinir lifleri onlara özelliklerini veren miyelin ismindeki madde ile kaplanmaya başlar. Miyelin sinir iletimi için son derece önemli bir madde. Dolaşım sistemi tam anlamı ile fonkisyonel olur. Bebeğin plasentası yaklaşık fetus kadar olur. Göbek kordonu sistemi olgunlaşmaya başlar. 120 gram olan bebek avucunuza sığacak büyüklüktedir. Ultrason altında bebeğin hıçkırdığı saptanabilir. Bu solunumun başlama işaretlerinden biridir. Bu haftanın diğer bir ilki de bebekteki ışık refleksinin ortaya çıkışıdır. Artık bebeğiniz teorik olarak ışığa tepki verebilir. Bu hafta her açıdan oldukça önemlidir. Bir kere anne ve baba adaylarının en çok merak ettikleri konuların başında belki de ilk sırada gelen bebeğin cinsiyeti bu haftada açıklığa kavuşur. İyi bir ultrason cihazı ve deneyimli bir göz 16. haftada bebeğin cinsiyetini çok büyük bir olasılıkla saptar. Bazı durumlarda 12–14. haftalarda da cinsiyet görülebilir ya da gebeliğin son dönemlerine kadar hiç görülemeyebilir fakat bu çok nadir bir durumdur. Bu haftalarda bebeğin cinsiyetinin saptanması asıl olarak incelemeyi yapan hekimin tecrübesine bağlıdır. Yine bu haftada down sendromu açısından son derece önemli olan üçlü tarama testi yapılabilir. Bu test için ideal zaman aralığı 16–20. haftalardır. Tecrübeli anne adayları bebeğin ilk hareketini bu haftada hissedebilirler. Ancak hareketin hissedilmemesi anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. İlk gebeliğini yaşayanlarda bu 20 hafta civarında gerçekleşir.

17. HAFTA
Ah şu yağlar!
17’nci haftaya ulaşıldığında bebeğin cilt altındaki yağ depoları yavaş yavaş dolmaya başlar. Bu bebeğinizin hızlı büyüme evresine girdiğinin belirtisidir. Büyümeye bağlı olarak sizinde kilo artışınız bir miktar hızlanır. Bu haftaya kadar 2–4 kilo arasında almış olmanız normaldir. Bebeğin tüm organ sistemleri fonksiyoneldir. Ayrıca içinde yüzdüğü amniyon sıvısını akciğerlerine çekmekte ve geri vermektedir. Bu ilkel solumadır. Bebeğin doğum sonrası normal nefes alıp verişini sağlayacak sistemlerin olgunlaşması için gereklidir. Kalbi ise inanılmaz bir eforlarla sürekli kan pompalamaktadır. İnanması güç olabilir ama bebeğinizin kalbi onun vücuduna günde yaklaşık 25–30 litre kan pompalıyor. Siz de karınızı elleyerek rahminizin ulaştığı boyutu hissedebilirsiniz. Bu haftada rahmin tepe noktası yani fundus göbek deliğinin 3–4 parmak altındadır. Pek çok anne adayı bu haftalarda bebekleri için endişe duyarlar. Doğumun nasıl olacağı, bebeğin sağlıklı olup olmayacağı endişeleri bu haftalarda yoğunluk kazanır. Yapılacak olan üçlü test bu endişeleri biraz giderebilir. Hala daha nerede doğum yapacağınız ve doğumu yaptıracak hekim hakkında karar veremediyseniz bu hafta bunun için iyi bir dönemdir.

18. HAFTA
Uykum geldi
Şu ana kadar her şey yolunda gidiyor. Minik bebeğinizin kemiklerinin büyük bir kısmı hala daha lastik sertliğinde ancak giderek sertleşiyor ve doğumdaki halini alıyor. Yeterli kalsiyum almayı ihmal etmemeniz kemik olgunlaşması için çok önemli. Anne karnındaki bebeğin uyanık olma ve uyuma periyotları vardır. Bebek kendisine uygun ve sevdiği bir uyku pozisyonu seçebilir ve uyku döneminde bu pozisyonu alabilir. Gözlerin üzerinde kaşlar ortaya çıkmaya başlar. Kız bebeklerde pelvis içinde gelişen yumurtalıklarda ilkel yumurta hücreleri belirir. Bunlar daha sonra hayatı boyunca sahip olacağı ve menopoza kadar her adet döneminde tüketecekleri yumurta hücrelerine dönüşeceklerdir. Yine kız bebeklerde uterus tamamı ile oluşmuştur. Erkek bebeklerde ise prostat bezi gelişimini tamamlar. Cilt altında kahverengi yağ içeren doku meydana gelir. Deriyi kaplayan ve verniks caseosa adı verilen krem şeklindeki madde izlenebilir. Plasenta gelişimini tamamlamıştır ve bu haftadan sonra kalınlığı artmaz, sadece çap olarak büyür. Dışarıdan bakıldığında kişinin gebe olduğu artık çok rahat anlaşılabilir. Bebek hareketleri çoğu anne adayı tarafından hissedilebilir. Eğer hala daha hissetmediyseniz endişelenmeyin, önünüzde 1–2 hafta daha olabilir. Artmış kan hacmine bağlı olarak çeşitli şikâyetler olabilir. Yine düz kas gevşemelerine bağlı olarak ani tansiyon düşmeleri görülebilir. Yatar pozisyondan ayağa kalkarken bu işi yavaş yavaş yapmaya özen gösterin. 35 yaşın üstündeki anne adaylarında ya da üçlü testte şüpheli durum saptananlarda amniyosentez bu haftalarda yapılır.

19. HAFTA
Kremlenme zamanı
Eğer hala daha gebeliğinizi hafta olarak değil de ay olarak hesaplıyorsanız bu haftadan itibaren beşinci ayınıza girdiğinizi söyleyebilirsiniz. Eski kıyafetlerinizin hemen hemen hiçbirinin üzerinize olmadığını fark edeceksiniz. Gebe kıyafetlerinin her kadına çok yakıştığını unutmayın. Fark edeceğiniz başka bir değişiklik ise memelerinizdeki kahverengi alanın giderek büyümeye başlamasıdır. Areola adı verilen bu bölge memenin yarısını kaplayabilir. Bu normal bir durumdur ve doğumdan sonra 12’nci aya kadar devam edebilir. Pek çok çalışan gebe kadın öğle aralarında yarım saat kadar yürümenin kendilerine çok iyi geldiğini söylemekte. Sizde bunu deneyebilirsiniz. Yürüyüş hem bünyeniz hem de psikolojik durumunuz için yararlıdır. İçinizde neler olduğuna bakacak olursak, bebeğinizin vücudu krem benzeri bir madde ile çevrilidir. Onun hassas cildini uzun süre suda kalmanın etkilerinden koruyacak olan bu maddenin adı vernix caseosa’dır. Ultrasonda ise bebeğinizin sürekli hareket halinde olduğunu görebilirsiniz. Bu hareketleri pek çok kadın ilk önceleri içinde sanki bir kelebeğin kanat çırpmasına benzetmektirler. Ne yazık ki henüz eşiniz sizin bu heyecanınıza ortak olamayacak. Çünkü hareketler henüz dışarıdan elle hissedilebilecek kadar kuvvetli değil.

20. HAFTA
Yolun yarıladık

Gebelik maceranızın tam ortasındasınız. Bebek anne karnındaki yaşamının yarısını tamamladı. Bu haftada doğumdan sonra 5 yaşına kadar devam edecek olan hızlı beyin olgunlaşması başlar. Bebeğin koku, tat, işitme, görme ve dokunma duyuları iyice aktif olmaya başlar. Kaşlar ve saçlar iyice belirginleşir. Fetus sık sık göz kırpar. Lanugo adı verilen tüyler tüm vücudunu kaplar ancak yoğun olarak yüz ve boyun çevresinde bulunur. Kalp atımları hızlanır. Erkek bebekteki testisler karın boşluğundan torbalara doğru inmeye başlar. Eğer bebeğiniz bir kız ise yumurtalıklarında tam 6 milyon yumurta hücresi vardır. Bundan sonra yeni yumurta hücresi gelişmez. Mevcut olanların ise sayısı giderek azalır ve doğumda yaklaşık 1 milyona iner. Bebeğin hareketleri de hızlanır ve kuvvetlenir. Bebeğin ağırlığı yaklaşık 250–450 gram arasındadır. Bu haftadan sonra gebeliğin sona ermesi düşük olarak değil erken doğum olarak isimlendirilir. Bebeğin tüm organlarının ve kalbinin değerlendirildiği malformasyon ultrasonografisi ya da başka bir isimle ikinci düzey ultrason için ideal zaman 20. haftadır. Bu haftada rahmin tepe noktası göbek deliği hizasına kadar büyümüştür. Bu dönemden sonra 38. haftaya kadar her hafta yaklaşık 1 santimetre yükselir. 38. haftadan sonra ise bebeğin doğum kanalına doğru inmesi nedeni ile rahmin tepe noktası da aşağıya inmeye başlar. Orta hatta göbek deliği ile kasık arasında siyahlık belirmeye başlar. Buna linea nigra adı verilir ve doğumdan sonra kaybolur. Bu haftadan sonra gebelik çatlakları görülebileceğinden önlem almak yararlı olacaktır. Bebeğin hareketleri rahatça hissedilebilir. Normalde bir bebek saatte en az 2 kez hareket etmelidir. Ancak bu sayı gerçekte çok daha fazla olmasına rağmen sadece yeterince güçlü olan hareketler anne adayı tarafından hissedilebilir.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:51   #9 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


ÜÇÜNCÜ 10 HAFTA



21. Hafta
Tansiyona dikkat!
21’inci haftaya ulaşıldığında bebekteki hızlı büyüme biraz yavaşlar. Bu haftada en önemli olay kalp kasının güçlenmesidir. Bebeğinizin kalbi, kanı çok daha etkili şekilde pompalamaya başlar. Sizin dolaşımınızdaki kan miktarındaki artış nedeni ile özellikle tüm gün ayakta olan gebelerde akşamları ayaklarda ve ayak bileklerinde şişmeler olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Gün içinde zaman zaman ayakları hafif yükselterek dinlenmek ve eğer mümkünse 2 saatten fazla ayakta kalmamak duruma yardımcı olabilir. Bol su içmek bu yakınmaları arttırmaz tam tersine azaltır. Bu nedenle gün içinde bol bol su içmeyi ihmal etmeyin. İhmal etmemeniz gereken bir başka konu ise artık en azından haftada bir kez tansiyonunuzu ölçtürmenin faydalı olur. Karın boşluğu içerisinde büyüyen uterusun diğer organlar ile birlikte diyafram kasını da sıkıştırması sonucu pek çok gebe bu dönemde nefes darlığı ya da çabuk nefes nefese kalma sorunu yaşayabilir. Bu da gebeliğin normal sonuçlarından birisidir. Gebelik ilerledikçe bu sıkıntılar artabilir. Yine daha önce başlamadıysanız bu haftadan itibaren demir desteğine başlamanızda fayda var. Diyet ile aldığınız demir gebelikte size yeterli gelmez. Bu nedenle mutlaka dışarıdan destek almalısınız.

22. Hafta
Müzik zamanı
Bu haftaya ulaştığınızda bebeğinizle konuşabilir, ona bir şeyler okuyabilir ya da şarkı söyleyebilirsiniz. Çünkü artık o sizi duyabilir. Hatta duymakla kalmaz seslere tepki de verebilir. Bu nedenle bebek gelişimi için yapılmış müzik CD’leri dinletebilirsiniz. Anne karnında klasik müzik dinlemenin ruhsal gelişime olumlu yönde etkisi olduğunu iddia eden çalışmalar mevcut. Bunlar doğru olmasa bile minik bebeğinizle birlikte biraz müzik dinlemenin, şarkı söylemenin ya da kitap okumanın ne zararı olabilir ki? Hatta bazı çalışmalar bebeğiniz doğmadan önce ona okuduğunuz kitapları, doğduktan sonra emzirirken yeniden okuduğunuzda minik yavrunuzun daha güçlü emeceğini iddia ediyorlar. İlginç, değil mi? Bebeğinizde bu gelişmeler olurken siz de artık dengenizi sağlamak da zaman zaman güçlük çektiğinizi fark edebilirsiniz. Karnınızın büyümesine bağlı olarak bel kavisiniz de içeri doğru genişlediğinden vücudunuzun denge merkezi yer değiştirmeye başlar. Bünye buna aynı hızda uyum sağlayamadığından dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz. Bu nedenle evde yalnızken banyo yapmamanız tavsiye edilir. Yine aynı nedenler ile dengeye dayalı sporlara da ara vermeniz gerekir. Gebelik hormonlarına bağlı olarak parmak eklemlerinize kadar tüm eklemlerinizde gevşemeler olur. Bu size bel ağrısı olarak yansıyabilir. Bu haftalar hem denge sorunları hem de bel ağrıları nedeni ile yüksek topuklu ayakkabılara veda edilmesi gereken dönemlerdir. Gebeliğinizi geri kalan kısmında ortopedik ayakkabılar giymeniz rahatsızlıklarınızı azaltır.

23. Hafta
Takla atmalıyım
Bebeğiniz artık tamamen minyatür bir insan görünümündedir. Kulak içinde yer akan minik kemikler tamamen sertleştiği için bebek çok iyi duyabilir. Dudakları iyice belirginleşir, ultrasonografide gülümsemesi fark edilebilir. Boyu 17–18 santimetre kadar olmuştur, kilosu ise 600 gram civarındadır. Gözleri tamamen gelişmiş olmasına rağmen renkli kısmı olan iris daha pigmente değildir, yani göz rengi belli değildir. Pankreas tam manası ile olmasa bile insülin salgılamaya başlamıştır. Sizde ise yavaş ama sürekli bir kilo artışı olur. Bu dönemde aşerme adı verilen olay hızlanır. Fazla abartıya kaçmadan ufak tefek kaçamaklara izin verilebilir. Bacak krampları yirmili haftalarını yaşayan gebelerde nadir görülmeyen olaylardır. Kalsiyum ve magnezyum alımı şikâyetleri ve krampların sıklığını azaltır. Kramp girdiğinde bacağınızı düz uzatarak eşinizden masaj yapmasını isteyebilirsiniz. Bir başka güzel olay ise artık bebeğinizin hareketlerini eşinizin de hissedebilecek olmasıdır. Eşiniz elini karnınıza koyduğunda bebeğinizin hareketlerini çok rahat hissedebilir, hatta bu hareketler dışarıdan gözle bile fark edilebilir. Bunun nedeni bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının göreceli olarak fazla olmasıdır. Yani bebeğin hareket etmesi için çok geniş bir alan vardır. Bebeğiniz sanki içeride taklalar atarmışçasına özgürce hareket eder! Hareketler bebeğin motor gelişimi yani kas güçlenmesi için çok önemli. Bu haftalarda yapılan ultrason incelemelerinde bebek makat gelişken çok kısa bir süre sonra baş gelişe dönebilir. Bebeğin ters durması fazlaca önemli değildir. Doğuma yakın büyük bir olasılık baş aşağıya dönecektir.

24. Hafta
Yaşam sınırı
Dikkat! Çok iyi hazırlanmış şartlarda ve yoğun bakım koşullarında bu haftada doğan bebekler yaşatılabilmektedir. 24. hafta gebelik süreci içindeki önemli dönemeçlerden biri. Çünkü bu hafta yaşayabilirlik sınırı olarak kabul edilir. Yaşayabilirlik annesine bağımlı olmadan, annesinin vücudu dışında yaşamını devam ettirebilme anlamında kullanılır. Ancak fetusun yaşayabilirliği pratikte her zaman gerçek olmaz. Bunu hayata geçirebilmek için solunum, sindirim, vücut ısısını korumak gibi yaşamsal fonksiyonların çok iyi desteklenmesi ve bebeğin enfeksiyonlardan korunması gerekir. 24 haftalık bir fetus 650–700 gram ağırlığa ulaşmıştır. Ülkemizde de belirli merkezlerde bu kadar küçük bebekler yaşatılabilmektedir. Ancak önemli olan bu bebekleri yaşatmak değildir. Görme, işitme gibi duyusal faaliyetlerinin yanı sıra zihinsel gelişimlerinin nasıl olacağı tam anlamı ile gösterilememiş olan bu tür bebeklerin yaşaması durumunda bile birçok sorun ortaya çıkabilir. Bu haftada bebeğinin akciğer içinde yer alan damar yapıları olgunlaşır. Hemen hemen bütün organları artık fonksiyonel olarak görev yapabilmektedir. Sizde ise diş eti kanamaları görülebilir. Gebelik hormonları etkisi ile epulis gravidarum adı verilen diş eti hastalığı görülebilir. Dişinizi fırçalarken ve hatta ağzınızı çalkalarken bile kanamalar olabilir. Diş etleriniz çekilebilir. Hastalığın en ileri formunda dişlerde dökülmeler olabilir. Bu nedenle eğer benzer yakınmalarınız varsa ihmal etmemelisiniz. 24. haftada gebeliğe bağlı diyabetin varlığını araştırmak için doktorunuz sizden 50 gramlık glikoz tarama testi isteyecektir. Bu test 28. haftaya kadar ertelenebilir. Yine bu haftalarda erken doğumun belirtilerine karşı dikkatli olmayı öğrenmelisiniz. Bunu başarabilmek için de erken doğum hakkında bilgi sahibi olmanız gereklidir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.

25. Hafta
Çikolata sever misiniz?
Bu haftanın en önemli olayı bebeğinizin tat duyusunun büyük ölçüde gelişmiş olması. Tat duyusu ile birlikte ister inanın ister inanmayın bebeğinizin süt dişleri de gelişiyor. Bebeğinizin cildi hala daha ince ve kırılgan. Ancak vücudu orantılı bir şekilde doluyor, cilt altı yağ dokuları olgunlaşıyor. Artık uterus içinde göreceli olarak kapladığı alan azalmaya başladı. Bu da hareket için kendisine kalan boş alanın giderek azalacağı anlamına geliyor. Sonuç ise hareketlerin daha sert hissedilmesi olacak. Bu haftalarda yorgunluk hissedebilirsiniz. Bu gebeliğin normal yakınmalarından birisidir. Aynı zamanda gözlerinizin ışığa karşı oldukça duyarlı olduğunu fark edebilirsiniz. Gebeliğe bağlı göz kuruluğu pek çok anne adayının ortak yakınmasıdır. Sorunun üstesinden gelebilmek için yapay gözyaşı preparatları kullanabilirsiniz. Büyüyen rahmin bası yapması ve dolaşımın bozulması nedeni ile bacaklarda ve belde ağrılar olabilir. Bazı gebelerde ise el parmaklarında dahi ağrılar olabilir. Bu gibi durumlarda soğuk uygulama oldukça yararlı olmaktadır. Hala daha bebeğinizin ismine karar vermediyseniz bu haftalarda artık isim aramaya başlayabilirsiniz.

26. Hafta
Havadar bir yer arıyorum
Bebeğinizin akciğerlerinde hava kesecikleri oluşmaya başladı. Doğumdan hava solumayı sağlamak için akciğerler sürfaktan adı verilen bir madde üretirler. Bu madde, minik hava keseciklerinin çeperlerinin birbirine yapışmasına engel olur. Bu sayede her nefes alışta kesecikler hava ile dolar. Bu haftada bebeğinizin akciğerleri sürfaktan üretmeye başlar, ancak yeterli miktarda değil. Erken doğum tehdidi yaşayan anne adaylarına yapılan bazı ilaçlar bu maddenin yapımı hızlandırmaya çalışılır. Amaç erken doğum olur ise bebeğin solunum problemi yaşamasını engellemeye çalışmaktır. Yapılan çalışmalarda 26 haftalık bebeklerin beyin dalgaları incelendiğinde dokunmaya beyin dalgaları ile cevap verdiği saptanmıştır. Ayrıca ilginç bir bulgu da karnınıza kuvvetli bir ışık kaynağı dayadığınızda bebeğin kafasını o yöne çevirmesidir. Bu haftalarda birden bire ve durup dururken karnınızda bir sertleşme hissedebilirsiniz. Endişelenmeyin. Bu gebe rahimde, normalde görülen ve Braxton-Hicks olarak isimlendirilen kasılmalardır. Erken doğum tehdidinde ise kasılmalar sürekli ve belirli aralıklarla gelir. Düzenli kasılmaları saptamak için eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Eşiniz, elinin ayasını uterusunuzun tam tepe noktasına yerleştirerek beklemeli. Bu haftada uterusun tepe noktası göbek deliğinin yaklaşık 5 santimetre yukarısındadır. Eşiniz 20 dakika kadar bu şekilde bekleyerek kasılmaların varlığını ve sıklığını saptayabilir. Bu işlemi kendiniz de yapabilirsiniz, ancak objektif olarak değerlendiremeyebileceğiniz için eşinizden istemenizde yarar var. Kasılmaları siz ağrı olarak hissetmeyebilirsiniz ya da çok hafif adet sancısı şeklinde fark edebilirsiniz. Eğer bunların sıklığı konusunda endişeleriniz varsa hemen doktorunuz ile temasa geçiniz.

27. Hafta
Gözlerim bir içim su
Eğer rahim içine bir kamera yerleştirmek ya da direk olarak gözlemek mümkün olabilseydi, bebeğinizin göz kırpabildiğini görebilirdiniz. Bu haftaya gelindiğinde bebeğiniz gözünü açıp kapamaya başlıyor. Beyin olgunlaşması hızla devam ediyor ve sese verdiği tepkiler iyice arttı. Boyu 25 santimetreye yaklaştı ve kilosu 1000 kilogram civarında. İkinci trimesterın sonu olan 27. haftada solunum ve uyku problemleri yaşayabilirsiniz. Özellikle yattığınız zamanlarda nefes darlığı ortaya çıkabilir. Bu durum bebeğinize herhangi bir zarar vermez ancak siz daha rahat edebilmek için, geceleri yatarken kullandığınız yastık sayısını arttırmalısınız. Çoğu anne adayı bu dönemlerde uykunun dinlenmeden çok sıkıntı yarattığını söylemekteler. Bilinçaltında yaşanan endişeler uykuda kâbus olarak kendini gösterebilir. Hatta uykuya dalmada büyük zorluklar yaşayabilirsiniz. Tecrübeli anne adayları yatmadan önce yarım saatlik bir yürüyüşün oldukça faydalı olduğunu iddia ediyorlar. Dikkat etmeniz gereken bir diğer nokta da kan basıncınız. Gerçi doktorunuz her kontrolünüzde tansiyonunuzu ölçüyor ancak siz de 3–4 günde bir bunu tekrarlasanız yararlı olur. Zira halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi için riskli döneme girdiniz. Rutin kontrollerinizde yapılan ultrason incelemelerinde artık bebeğinizi bir bütün olarak göremediğinizi fark etmişsinizdir. Artık bebek bütün olarak değil kısım kısım incelenmekte. Yapılan ölçümler ile kilosu gerçeğe yakın ölçülerde tahmin edilebilmekte. Bu hafta ile birlikte gebeliğinizin ikinci trimester’ı sona erdi. Yolun büyük kısmı aşıldı.

28. Hafta
Üçüncü döneme geldik
Bu hafta ile birlikte gebeliğin en zor dönemlerinden biri olan üçüncü trimester yani son üç aya girmiş oluyorsunuz. Bu haftada bebeğiniz hızla büyümeye devam edecek ve rahim içini mümkün olduğunca dolduracak. Rahim büyüklüğünüz neredeyse kaburgalarınızın seviyesine ulaştı. Bu haftada bacaklarınızdaki varislerde artış ve şişme fark edebilirsiniz. Yine hemoroid probleminiz varsa bu kötüleşebilir ya da bacaklarınızda sık sık kramplar yaşayabilirsiniz. 28. haftada doktorunuz sizden glikoz yükleme testi isteyecektir. Bu testin amacı gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığını yani gestasyonel diyabeti araştırmak. Yine bu haftada kan uyuşmazlığınız varsa doktorunuza bunu hatırlatın. 28. haftada dünyaya gelen bebeklerin yaklaşık %90’ı yaşatılmaktadır. Ancak bu bebeklerde yoğun bakım şartlarında solunum desteği gerektirir. Bebeğiniz sürekli uyuma ve uyanma dönemleri geçirmektedir. Zaman zaman gözlerini açıp kapayabilir. Kaşları gelişimini tamamlamıştır. Vücudu yağ depolamaya devam eder. Bu yağlar doğduktan sonra kendi vücut ısısını ayarlamada oldukça önemlidir. Bu haftada bebeğinizle rahatça konuşabilirsiniz, çünkü artık sizin sesinizi tanıyor!

29. Hafta
Hıçkırıklar

Bebeğiniz doğum gününe hazırlanmaya devam ediyor. Artık kafası ve gövdesi arasındaki oran normale yakın. Bebeğiniz artık kendi vücut ısısını ayarlayabilme yeteneğine sahip. Kemik iliği de sürekli kırmızı kan hücreleri yani alyuvar üretiyor. Gözleri ise hareket etmeye başladılar bile. Bu arada unutmadan zaman zaman içinizde aniden bir hareket hissederseniz sakın şaşırmayın ve korkmayın çünkü bebeğiniz hıçkırıyor! 29. haftaya gelindiğinde hamileliğinizi artık iyice hissetmeye başladığınız fark edeceksiniz. Bu haftalarda karın cildinizde kaşınmalar hissetmeniz normaldir. Bunun yanı sıra karın içi basıncındaki ve dolaşım sistemindeki değişikliklerin sonucunda hemoroid (basur) problemi görülebilir. Ayrıca nefes darlığı, midede yanma, bacaklarda kramplar gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Bu yakınmaların sizi hamileliğinizden soğutmasına izin vermeyin. Bunların hepsi geçici ve tedavi ile üstesinden gelinebilir. Yakınmak yerine hamileliğinizin pozitif yönlerini görmeye ve keyfini çıkarmaya çalışın.

30. Hafta
Burası hep karanlık değil
Bebeğinizin cildini kaplayan ve lanugo adı verilen ince tüyler artık yavaş yavaş kaybolmaya başlarken el ve ayak tırnakları yavaş yavaş uzar. Kemik iliği kan hücresi üretimini tamamen karaciğerden devraldı. Öte yandan bebek artık etrafının farkına varmaya başlar. Rahmin içi genellikte zifiri karanlık gibi düşünülse de anne adayının bulunduğu çevreye bağlı olarak aydınlık ya da karanlık olabilir ve bebek bunun ayrımını yapabilir. Erkek bebeklerde testisler torbaya iniş sürecini tamamlamak üzeredir. Bebeğin ağrılığı doğumda olacağı ağırlığın üçte ikisine ulaşmıştır. Bu haftalarda anne adayı artık hamilelikten iyice sıkılmaya başlar. Uyuyamamak ve mide yanmaları sık görülen problemlerdir. Zaman zaman kasıklarınızda bir ağrı ya da kasılma hissedebilirsiniz. Bunlar rahmin gerginliğini sağladığı küçük ve önemsiz kasılmalardır ve Braxton Hicks kontraksiyonları olarak adlandırılırlar.

***

DÖRDÜNCÜ 10 HAFTA




31. HAFTA
Daha fazla kalsiyum
Bebeğinizin beyni hızla olgunlaşmasına devam ediyor. Hızla gelişen bir başka bölümse bebeğin kemikleri. O nedenle bebeğiniz bu haftalarda her zamankinden daha fazla kalsiyuma gereksinim duyuyor. Bu nedenle süt ve süt ürünlerini bolca tüketilmeli ve doktorunuz gerek gördüğü takdirde kalsiyum ilaçları kullanmalısınız. Bebeğinizin göz bebeği ışığa reaksiyon vererek açılıp kapanmaya başladı bile. Büyüyen bebek ve rahim göğsünüzde sıkışmaya neden olabilir ve göğüs ağrısı ortaya çıkabilir. Bebek ile içinde yüzdüğü sıvı arasındaki oran bebek lehine bozulduğu için ona kalan alan daralmıştır. Bu nedenle bebeğinizin hareketlerini daha fazla hissedebilirsiniz. Daha önce fark etmediğiniz küçük hareketler bile sizi rahatsız edebilir.

32. HAFTA
Artık rengi pembe
Cilt altı yağ dokusu gelişmeye devam ettikçe bebeğinizin rengi kırmızıdan pembeye doğru dönmeye başlar. Bu haftada bebeğinizin hareketlerinin iyice arttığını fark edebilirsiniz. Bebeğin hareketleri iyilik halinin bir göstergesidir bu nedenle hareketleri saymayı öğrenmenizde fayda var. Bu arda bebeğin tırnakları tamamen gelişti ve parmak uçlarına kadar uzadılar bile buna karşın bebeğin büyüme hızı azaldı. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi 2 haftada bir görmek isteyebilir. Bu artık doğumun yaklaştığı anlamına da gelir. Erken doğum ile ilgili belirtileri öğrenip takip etmelisiniz. Sindirim sistemi ile ilgili sorunları azar azar ama sık sık yüksek lifli yiyecekler tüketerek ve bol sıvı içerek azaltabilirsiniz. Bacaklarda kramp çok sık rastlanılan bir bulgudur ve sizin kalsiyum ihtiyacınızın bir belirtisi olabilir. Hamileliğinizin sonuna yaklaşmış olmanız vitamin alımını kesmenizi gerektirmez. Bu vitaminleri doğuma kadar kullanmanız gereklidir.

33. HAFTA
Renkli rüyalar
Son haftalara hızla yaklaştıkça bebeğinizin beyninde oluşmuş olan ve nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi de onun rahim içi yaşantısında etrafındakileri öğrenmesine yardımcı olur. Bebeğiniz duyabilir, hissedebilir ve görebilir. Bu haftalarda bebeğinizin baş çapı eskiye oranla daha hızlı büyümeye başlar. Bebeğinizin göz bebekleri tıpkı sizinkiler gibi ışıkta küçülüp karanlıkta büyüme yeteneğini kazanmıştır. Bebeğiniz bu sayede bulanık olarak görebilir. Yeni doğanlar gibi bebeğiniz zamanının büyük bir kısmını uyuyarak geçirir. Hatta erişkinlerdeki gibi derin uykuya dalar ve gözlerinde hızlı göz hareketleri (REM) saptanabilir. Erişkinlerdeki REM uykusu rüya görülen anları temsil etmektedir. Bebeğinizin rüya görüp göremediğini bilemeyiz ama onun rüya gördüğünü hayal etmek bile hoş bir düşünce olsa gerek. Bebeğinizin akciğerleri artık gelişimi ve olgunlaşmasını neredeyse tamamlamıştır. Koruma ve doğum sonrası vücut sıcaklığını koruma görevi yapan cilt altı yağ dokusu kalınlaşmaya devam eder. Bebekler hamileliğin son dönemlerinde hızlı kilo alırlar. Bebeğiniz artık yavaş yavaş doğum pozisyonunu alır. Eğer kafası yukarda ise büyük bir olasılıkla makat geliş nedeniyle sezaryen olmanız gerekir. Sonlara yaklaştıkça siz de daha hızlı kilo aldığınız fark edebilirsiniz. Ellerde ve ayaklarda hafif ödem olması normaldir ancak şiddetli baş ağrılarınız varsa, çakan ışıklar ya da noktacıklar görüyorsanız, şişliklerde ani bir artış varsa, karın ağrısı, bulantı ve kusmanız oluyor ise preeklempsi açısından dikkatli olmalı ve mutlaka zaman kaybetmeden doktorunuzla görüşmelisiniz. Eğer bebeğiniz çok iriyse ya da ikiz ya da üçüz bebek bekliyorsanız karnınızın içindeki aşırı şişlik nedeniyle midenize olan bası ve rahatsızlık hissi nedeniyle iştahınızda azalma olabilir. Bebeğinizin diz ve dirsek vurmalarını ayırt edebilirsiniz. Zaman zaman içerde bebeğin hopladığını hissettiğinizde telaşlanmayın. Bu bebeğinizin hıçkırmalarıdır ve tamamen normal bir durumdur.

34. HAFTA
Ohh ciğerlerim bayram etti
Bebeğinizin akciğerlerinde büyük bir olasılıkla artık surfaktan adı verilen madde vardır. Surfaktan, akciğerlerde havalanmayı sağlayan alveollerin içindeki havayı boşalttıktan sonra duvarının birbirine yapışmasını önleyen maddedir. Zamanından çok önce doğan bebeklerde yoğun bakımda surfaktan dışarıdan verilir. Bebeğinizin akciğerlerinde surfaktan olması doğum durumunda solunum problemi yaşama olasılığının çok azaldığı anlamına gelir. Bebeğinizin ağırlığı 2 kilo civarındadır. Boyu ise yaklaşık 42 santimetredir. Bebeğinizin böbrek üstü bezlerinden (adrenal) salgılanan hormonlar sizde süt üretimini başlatabilir. Bebeğiniz uyurken sizin gibi davranır. Yani artık gözlerini uyurken kapatıp uyanıkken açık tutar. Tırnakları parmak uçlarına kadar uzamıştır. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişmektedir, basit ve hafif enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeteneği kazanmıştır.

35. HAFTA
Doğum izni zamanı geldi
Bu haftalarda halsizlik ve yorgunluk pek çok hamile kadının en önemli şikâyet sebeplerinden birisidir. Uyuma güçlükleri, kilo artışı ve buna bağlı olarak hareket yeteneğinde azalma sorun yaşamanıza neden olur. Bu dönemde cinsel isteksizlik yaşayabilirsiniz. Herhangi bir zararının olduğu gösterilmemiş olsa da eğer istemiyorsanız eşinizi anlayışlı olmak konusunda ikna etmelisiniz. Bu haftalarda yaşanan bir başka sorun da doğum ve doğuma ait konularla ilgili endişelerdir. Eşinizin ve doktorunuzun yaklaşımı son derece önemli. Dünyada her gün binlerce kadının doğum yaptığını ve bunların sadece çok az bir kısmının sorun yaşadığını aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Siz bu yazıyı okurken bile binden fazla bebek ilk çığlıklarını attı.

36. HAFTA
Durdurmayın beni!
Bu haftadan sonra artık erken doğum sancılarınız başlasa bile doktorunuz durdurmaya çalışmaz. Bebeğiniz doğum sonrası genelde sorunsuz ya da az bir bakım ile yaşamını kolaylıkla devam ettirebilir ve ağırlığı 2000 gramın üzerindedir. Bebeğinizin yağ depolaması devam ediyor. Bu haftada kol ve bacaklarda yağ tutulumu başlıyor. Tüm organ sistemleri gelişim ve olgunlaşmasını tamamladı. Artık son rötuşlar yapılıyor. Artık içinde yüzdüğü suya oranla rahim içinde daha fazla yer kaplamaya başladığından hareketleri de çok kolay olmaz. Doktorunuz bu haftadan itibaren her kontrolde sizi muayene ederek rahim ağzınızın durumunu, açıklık olup olmadığını incelemek isteyebilir. Bu haftalara geldiğinizde uykusuzluk probleminiz artış gösterebilir. Uykusuzluğun bir nedeni de bebeğin yavaş yavaş aşağı inmesi nedeniyle mesaneye bası yapması ve sık aralıklarla tuvalete gitme gereksinimi duymanız olabilir. Gece yatmadan önce sıvı alımınızı kısıtlamanız bu konuda size yardımcı olabilir.

37. HAFTA
Bir makas alabilir miyim?
Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı (eğer sezaryen olacaksanız 2 hafta kadar daha zamanınız var demektir). Bebek ise hemen hemen hazırlandı. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanıyor. Boyun ve bilekleri de unutmamak lazım. Bebeğinizin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert. Yanaklarında ise yağlar birikti ve artık sıkılacak hal aldı! Hamileliğinizin başında ultrasonda gördüğünüz o ufacık canlı artık tam anlamıyla yaklaşık 2750 gram ağırlığında bir insan yavrusu. Bu haftada bebeğiniz genelde son duruş pozisyonunu almıştır ve artık dönmesi çok nadir olarak görülür. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi her hafta görmek ve sizin ve bebeğinizin durumunu değerlendirmek isteyebilir. Bu haftalarda kilo artışınız (hem bebeğin hem de sizin) çok hızlı olabilir. Doktorunuz vajinadan kültür alarak grup B Streptokok enfeksiyonu taşıyıp taşımadığınızı incelemek isteyebilir. Bu haftalarda karnınızın üst kısmında bir boşluk ve rahatlama hissedebilirsiniz. Bu bebeğinizin doğum kanalına doğru indiğini belirtir ve angajman olarak adlandırılır. Midenizdeki bası ortadan kalkacağı için iştahınız yeniden açılabilir. Benzer şekilde akciğerlerinizdeki baskı da olmayacağından soluk alıp vermeniz kolaylaşır. İdrara çıkma sıklığınız angajman sonrası tıpkı hamileliğinizin ilk başlarındaki gibi iyice artar. Bebeğinizin hareketleri dışarıdan rahatlıkla izlenebilir. Zaman zaman karnınızın bir bölgesinde aniden bir yükselti fark edebilirsiniz. Bebeğinizin hareketleri özellikle göğüs kafesinizin altında size acı verebilir, canınızı yakabilir.

38. HAFTA
Artık hazırım
37. haftayı tamamladığınızda bebeğiniz ve hamileliğiniz süresini doldurmuş olarak kabul edilir. Ancak büyümesi daha durmaz. Vücudu yağ depolamaya devam eder ve günde yaklaşık 15–30 gram kadar alırlar. Genelde erkek bebekler kız bebeklerden daha fazla yağ depolarlar ve bu nedenle daha ağır doğarlar. Bebeğiniz artık yeterli koordinasyonu sağlayacak kapasitededir ve elleri ile cisimleri rahatlıkla kavrayabilir. Eğer karnınıza çok kuvvetli bir ışık kaynağı dayarsanız yüzünü o tarafa doğru çevirir. Rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar ve bunların ultrasonda izlenmesi bebeğinizin iyi durumda olduğunun göstergesidir. Amniyon sıvısına göre hacmi çok arttığından hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma fark edebilirsiniz. Bu haftaya kadar rahmi ağzınız ve onu rahim içine bağlayan kanal sümüğümsü bir tıkaç tarafından doldurulmaktaydı. Bu mukus tıkacın amacı rahminizin içini ve bebeğinizi vajinadan gelebilecek mikrop ve enfeksiyonlara karşı korur. Bu mukus tıkacın vajinanızdan gelmesi doğumun belirtilerinden biridir ve halk arasında “nişan gelmesi” olarak adlandırılır. Nişan doğumdan birkaç hafta önce gelebileceği gibi sadece bir kaç saat önce de gelebilir. Nişanı genelde kanlı sümüğümsü bir akıntı şeklinde hissedersiniz.

39. HAFTA
Anne daha sıkılmadın mı?
Eğer planlı sezaryen olacaksanız bu haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunuzu yapabilirsiniz. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde doktorunuz suni sancı vererek doğumunuzu gerçekleştirebilir. Bu haftada bebeğinizin kafa çevresi ile karın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir. Yağ birikimi giderek yavaşladığından kilo alımı da yavaşlar. Aynı şekilde siz de daha az kilo almaya başlarsınız. Yanakları ve emme kasları tamamen geliştiğinden ve bebeğiniz sürekli içinde yüzdüğü amniyon sıvısını yutar. Bu sıvı ile birlikte sinirim sisteminden, cildinden dökülen hücreler ile tüyler barsak içeriğini yani dışkısını oluşturur. Bu dışkıya “mekonyum” adı verilir. Mekonyum koyu yeşil-siyah renkli bir maddedir ve bebek herhangi bir nedenle sıkıntıya girdiğinde ilk olarak kakasını yapar. Zaman zaman bacaklarınızda elektrik çarpmasına benzer yakınmalar olabilir. Bu bebeğiniz hareket ederken ve pelvis içinde yerleşirken rahmin etrafındaki sinirlere dokunmasından kaynaklanır. Eşiniz doğuma girmek istemiyorsa onu size eşlik etmesi için ikna etmeye çalışmalısınız. Kadınların çoğu doğum sırasında eşleri yanlarında olduğunda kendilerini çok daha rahat hissederler. Ancak eşinizi çok fazla zorlamayın belki kendisini kan tutuyordur ve bunu size söylemekten çekiniyordur. Bazı kadınlar ise eşlerinin kendilerini o halde görmesi düşüncesinden rahatsız olurlar. Eğer eşiniz doğuma katılmak istiyorsa ancak siz bundan rahatsızlık duyacaksanız eşinize durumu açıkça anlatarak size anlayış göstermesini isteyebilirsiniz.

40. HAFTA
Tüylerim dökülüyor

Son haftaya girildiğinde oksijen ve besin maddelerini bebeğinize taşıyan göbek kordonunun uzunluğu yaklaşık 50 cm kalınlığı ise 1,3 cm civarındadır. Bebeğinizin ağırlığı 3000 gramın üzerindedir ve rahmin büyük bir kısmını doldurmaktadır. Bebeğinizin cildini kaplayan ve verniks adı verilen kremsi madde ortadan kaybolmaya başlar. Benzer şekilde lanugo adı verilen tüyler de büyük ölçüde dökülür. Sizden geçen antikorlar bebeğinizin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olur. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve sularınız gelebilir. Bazen bardaktan boşalırcasına hızlı ve fazla miktarda olan bu olay bazen de çok yavaş olabilir. Hatta kendinizi idrar kaçırırmış gibi hissedebilirsiniz. Miktarı ne olursa olsun sularınızın geldiğini düşünüyorsanız zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalı ya da hastaneye gitmelisiniz. Vücudunuzun denge merkezi iyice değiştiğinden dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz. Özellikle ilk bebeğinizi bekliyorsanız eşinizle bir çift olarak yaşadığınız bu son günlerin kıymetini bilin. Bundan sonraki hayatınızı bir aile olarak devam ettireceksiniz.

41. HAFTA
Muhteşem final

Eğer hala daha doğum yapmadıysanız iyice sıkılmaya ve sabırsızlanmaya başladınız demektir. Sizden salgılanan hormonların bebeğinizin dolaşımında da bulunması nedeniyle erkeklerde torbalar, kızlarda da labiumlar normalden daha büyük görünür. Hatta doğum sonrası memelerinden süt dahi gelebilir. Bu hem kız hem de erkek bebeklerde rastlanabilen bir durum ve bir kaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Bu hafta size çok uzun gelebilir. Sabırlı olmaya çalışmalısınız. Siz herhangi bir ağrı hissetmeseniz bile rahim ağzınız yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlaması ile rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebeğiniz dünyaya ve size merhaba der. Vajinal doğumda kafa doğduktan hemen sonra doktorunuz bebeğinizin ağzını siler ve ilk ağlaması odada yankılanmaya başlar. Bu aşamada daha göbek kordonu kesilmeden bebeğinizin kucağınıza verilmesi ilk temasın daha sıcak yaşanmasını sağlar.
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:52   #10 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.526
İtibar Gücü: 108


PSİKOLOJİNİZ


İYİ BİR ANNE OLABİLECEK MİYİM?



Gebelik döneminde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekte ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir. Sıklıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük, pasiflik meydana gelebilir. İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir. Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir. Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

Gebelik ve doğum canlının soyunu devam ettirmesi için gelişen fizyolojik bir olaydır ve insan vücudu bu mucizevi olayı gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahiptir. Anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar fizyolojik olarak gelişen değişikliklerin patolojik olan hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunlar haricinde gerçekleşebilecek psikolojik değişimler, anne adayını rahatsız edecek düzeydeyse, uzman psikologlardan yardım alınması doğru olacaktır.

Memorial Hastanesi Psikoloji Bölümü uzmanları “Hamilelik dönemindeki psikolojik değişimler” hakkında bilgi verdi.

Anne adaylarının hamileliğe psikolojik olarak hazır olması kişiden kişiye değişir.

“İyi bir anne olabilecek miyim?”

Ancak her anne adayında hamilelik öncesi ve hamilelik sırasında “Vücudum hamilelikten nasıl etkilenecek, iyi anne olabilecek miyim, sorumluluklarım artacak bunlarla başa çıkabilecek miyim” gibi endişeler ve kaygılar bulunur ve bunlar normaldir. Hamilelik ve süreçleri hakkında bilgi edinmek, bu endişelerin ve kaygıların azalmasına yardımcı olur. Ayrıca bir bebeğin altı nasıl değiştirilir, nasıl karnı doyurulur, nasıl yıkanır öğrenilirse endişeler azalacaktır.

Hamilelik süreci içerisinde kadında hormonal değişikliklerden dolayı duygusal değişimler olur, bu değişimler bazen çok yoğun yaşanabilir. Depresyon hamilelik sırasında en çok karşılaşılan duygu durumudur. Ayrıca anne adayında daha önce bir psikiyatrik hastalık geçmişi varsa, bu hastalık hamilelik sırasında tekrarlayabilir. Çiftlerin bu konuda bilgi sahibi olması, anne ve baba adayının hamileliği daha rahat geçirmesine yardımcı olacaktır. Annenin hamileliğe ve çocuk sahibi olmaya isteyerek karar vermiş ve hazır olması, hamilelilik sürecinde ve sonrasında karşılaşabileceği sorunlara daha iyi göğüs germesini ve sağlar.

Evliliği kurtarmak için hamile kalmak depresyon sebebi olabilir

Anne adayının hamileliğe hazır olmaması çeşitli sebeplerden dolayı olabilir. Planlanmamış hamilelikler, eşlerin ya da başkaların baskısı ile hamile kalmak, evliliği kurtarmak için çocuk sahibi olmaya karar vermek bu sebepler arasında yer alır. Böyle durumlarda anne adayı karşılaşabileceği ufak zorluklarla bile başa çıkmakta zorlanır. Zaten inişler ve çıkışlar gösteren duygu durumu, daha çok etkilenecektir. Anne adayı özellikle post-natal dönemde bebeğini kabullenmekte zorlanabilir. Ağır depresyon geçirebilir. Daha ileri durumlarda kendisine ve bebeğe zarar vermeyi düşünebilir. Stres düzeyi hem hamilelik hem de sonrası dönemde yüksek olur, bu da kendini ve bebeği olumsuz etkiler.

Fazla stres “Erken doğum” ya da “Düşük” nedeni

Hamilelik öncesi ve sonrası stres ne anne adayı ne de bebek için iyi değildir. Fazla stres erken doğuma sebep olabilir, bebeğin zayıf olmasına ya da düşük riskini yükseltebilir.
Anne adaylarının stresten uzak durması gerekir.

Yapılması gereken; “Stres kaynaklarını bulmak ve çözmeye çalışmaktır. Eğer anne adayının tek başına çözemediği bir durumsa eşinden, ailesinden, arkadaşlarından yardım alması ya da profesyonel yardıma başvurması doğru olacaktır”.

Sigara ve alkolden uzak durmak, geleceğe dönük bütçe planlaması yapmak stres kaynağını azaltır
Anne adayının hamilelik öncesinde sağlıklı beslenmeye başlaması hem kendi hem de doğacak bebeği için sağlıklı olacaktır. Ayrıca kendisini iyi hissetmesine yardımcı olur. Sigara ve alkolden uzak durması belki bu konuda yapılması gerekenlerin başında gelmektedir.

Bununla birlikte anne-baba adaylarının maddi olarak da hazır olmaları stres düzeylerinde, endişe ve kaygılarında azalma yapar. Bebek sahibi olmak pahalıdır. Çiftlerin geleceğe dönük bütçe planları yapmaları ileride karşılaşabilecekleri herhangi bir sorun için önlem olacaktır.

Unutulmaması gereken annenin huzurlu, rahat ve olumlu olması hamileliğe hazır olması ile bağlantılıdır ve bebeğin gelişimini (Hamilelik sırasında ve doğumdan sonra) olumlu etkileyecektir.

***

BABALAR DA HAMİLE KALIR!



Hamilelik sırasında kadın hemen fiziksel, hem ruhsal değişimler geçiriyor. Hiç kuşku yok ki bir kadının en özel zamanı gebelik dönemi. Bu süreçte kadınlar ise eşlerinden ´sonsuz´ bir anlayış bekliyorlar. Duygularını ve isteklerini gözlerinden okumalarını, bir dediklerini iki yapmamalarını doğal olarak görüyorlar. İşte bu noktada bazı erkekler ise kaçıp gitmek istiyor. Böylece çocuklarını sevinç ve mutlulukla beklemek varken, aniden ortaya küçük küçük olaylardan kaynaklanan kavgalar ve tartışmalar çıkıyor. Kadın agresif, hassas ve tam bir sinir küpü gibi ortada dolaşıyor. Ve erkek sonsuz çabalarına rağmen bir türlü karısına ´ulaşamıyor´. Yardım etmeye çalışmaları ve ılımlı yaklaşımlarını dahi kadın ters bir tepkiyle yanıtlıyor. Erkek neyi yanlış yaptığını bilmeden suçluluk duygularına kapılıyor. Burada sözümüz anne adaylarına: Unutmayın ki eşiniz de en az sizin beklediğiniz kadar anlayış bekliyor!

Tabii erkeklere de önerimiz var. Ne mi? Erkeğin en büyük sorunu dışlanmak ve ilgisizlik olduğu için hamileliğe farklı açılardan bakmak ilişkiye heyecan katıyor. Karınızın en stresli olduğu günde mesela bir video kamerası alın ve karınızın o ´ koskocaman´ göbeğini farklı açılardan çekin! Bu sinirli karınızı dahi neşelendirecektir.

Nasıl bir baba olmalıyım?

Anne de, baba da hamilelik dönemi ve doğum sonrasında kendi çocukluklarına bir bakıma yeniden yaşıyorlar. Eğer sevgi dolu bir baba örneği varsa kişinin önünde, yeni baba da daha sevgi dolu oluyor. Günümüzde ise boşanmalara o kadar sık rastlanıyor, birçok erkek çocuğu babasız büyüyor. O an işte yeni baba adayları bir geri adım atıyor ve acı veren duygular ön plana çıkıyor. Ve çoğu daha iyi bir baba olmaya karar veriyor.

Çocuk sağlıklı olacak mı?

Anne karnında çocuğu taşırken onun gelişimini adım adım hissediyor. Olaya karşıdan bakan babayı ise birçok düşünce meşgul ediyor: ´ Çocuk sağlıklı olacak mı?´ gibi. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında ise bunu kaldırmayacaklarını düşünüyorlar. Ve mutlaka karılarının sıkı kontrollerden geçmelerini şart koşuyorlar. Kadınların çoğu kez bu olaya bozuluyor ve kocalarını kınıyor.

Baba olmak...

Çoğu baba eşlerini doktora arada sırada götürürken, kimisi ultrasonu hiç bir zaman kaçırmıyor. Ve bebeğin hareketleri ve görüntüsü karşısında dona kalıyor. Çocuğun çarpan kalbini ve parmaklarını teker teker inceliyor, bunları yaparken de inanılmaz heyecanlanıyorlar. Ve o andan itibaren kendilerini baba gibi hissetmeye başlıyorlar.

Tüm babalar çocuklarını ilk gördüklerinde ve ona ilk dokunduklarında içten içe inanılmaz bir heyecan duyuyorlar. Anneler ise her zaman yakınlarında olan ve çocuklarına sonsuz sevgi veren babaya ihtiyaç duyuyorlar. Peki fazla mı bekliyorlar? Kesinlikle hayır, çünkü bu dönemlerde anne ve çocuk özellikle sevgiye ihtiyaç duyuyor. Anneler babaların ilgisinden ve katılımlarından memnun görünüyor.

***

HAMİLELİK SONRASI ESTETİK KAYGILARDAN KURTULUN



Çoğu kadın vücudundaki bu değişikliklere fiziksel ve duygusal anlamda uyum göstermekte güçlük çekiyor. Bazen bacaklardaki varisler veya ciltteki çatlaklarla sınırlanan, bazen de göğüslerde küçülme veya kalçalarda genişleme gibi daha göze çarpan biçimlerde olabilen bu değişiklikleri yaşayan kadınların sıklıkla kendilerine olan güvenleri azalıyor. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr.Atilla Arıncı “Hamilelikte ve sonrasında yaşanan sorunların bazıları için lazer ve liposuction gibi son yıllarda gelişen teknolojinin bize sunduğu yöntemlerden yararlanmak gerekebiliyor.”diyor.

Hamilelik Göğüsleri Etkiliyor

Kadınlar, bebeklerini emzirmek istese de göğüslerine vereceği zararlardan da ürküyorlar. Oysa yaygın inanışın aksine göğüslerdeki doğumla ilgili değişikliklerin büyük çoğunluğu emzirmeden bağımsız olarak hamilelik esnasında gelişiyor. Doğum sonrası, emzirme olsun yada olmasın, süt verme döneminin bitiminde meme bezleri eski haline dönecek şekilde geriliyor. Bu durum göğüslerde küçülmeye ve meme derisinde sarkmaya neden oluyor. Prof. Dr. Arıncı “Bu değişikliklerin, çeşitli plastik cerrahi teknikleri ile giderilmesi mümkün.” diyerek şöyle devam ediyor: “Gebelik ve süt verme döneminde meme bezlerinde meydana gelen hormonal değişikliklerin etkisi en az 1 yıl kadar sürer. Dolayısıyla süt verme döneminin bitimini takiben memelerin son şeklini alması için de belli bir süre beklemek gerekir. Bu dönemin sonlanmasını takiben cerrahi girişim uygun bir yaklaşım olur.”

Göğüslerdeki Değişikliklere ve Sarkmalara Estetik Müdahale
Doğum sonrasında kadınların en sık karşılaştıkları sorunlar göğüslerde küçülme ya da büyüme ve sarkmalar olarak görülüyor. Prof. Dr. Arıncı sorunlar ve çözümleri hakkında şu bilgileri veriyor:
• Göğüslerde Küçülme
Doğum sonrası meme hacmindeki kaybın yerine konması, protez yerleştirilmesi ameliyatı ile gerçekleştiriliyor. Kısa süreli sayılabilecek bu operasyonu takiben günlük hayata çabuk ve zahmetsiz bir şekilde dönmek mümkün.
• Meme Dikleştirme Ameliyatları
Mastopeksi (meme dikleştirme) ameliyatı ile sarkan deri fazlalıkları giderilip, göğüs daha dik bir konuma getirilirken aynı seansta uygulanacak bir protezle de arzu edilen hacim sağlanıyor.
• Göğüslerde Büyüme
Hamilelik sırasında göğüslerdeki doğal hacim artışı bazı kadınlarda doğum sonrasında kalıcı olabiliyor. Böyle bir değişiklikten rahatsız olunduğu takdirde, göğüs küçültme ameliyatı öneriliyor. Meme dikleştirme ameliyatına benzeyen bu işlemde tek fark, deri fazlalığının yanı sıra, büyüyen meme dokusunun da bir miktar çıkartılarak göğse daha küçük hacimli bir şekil verilmesi. Böylece göğse doğum öncesindeki genç , diri ve dolgun görünümü kazandırılıyor.

Hamilelikte Alınan Kilolar

Hamilelik döneminde kilo artışı kadınların en büyük dertlerinden biri. Özellikle doğum sonrasında bu kiloların verilememesi yeni anneleri çok üzüyor. Oysa bu sorun çözümsüz değil. Prof. Dr. Arıncı problemin nedenlerini ve çözümünü şöyle anlatıyor: “Hamilelik ve doğumla birlikte karın çevresinde önemli birkaç değişiklik olur. Öncelikle gebelik sırasında rahmin büyümesi ile gelişen deri dokusundaki artış, doğum sonrasında istenildiği oranda geriye dönememekte ve böylece bu bölgede sarkıklıklar oluşabilmektedir. Sadece deride değil, hamilelikte bu bölgeye olan yağ depolanması ile deri altı yağ dokusunda da bir artış olmakta ve bu da karşımıza doğum sonrası diyet ve egzersizle giderilemeyen deformiteler olarak çıkabilmektedir. Bunun yanı sıra karın duvarı kasları da hamilelikte zayıflamakta, hatta yatkın kişilerde karın duvarında fıtıklaşmaya varan zayıflıklar gelişebilmektedir. Tüm bunların tek bir plastik cerrahi ameliyatı ile giderilmesi mümkündür. Karın germe (abdominoplasti) dediğimiz bu ameliyatta, bikini veya iç çamaşır çizgisi içerisinde kalacak bir iz yaratacak şekilde yapılan bir işlemle, hem bollaşan deri fazlalığı atılmakta, hem de karın duvarı sıkılaştırılarak cilt altında şişkinliğe yol açan yağ dokusu çıkartılmaktadır.”

Hamilelik sonrası basen bölgesinde ve belde kalınlaşmalar da görülüyor. Egzersiz ve diyetin fayda ermediği durumlar için Prof. Dr. Arıncı şunları öneriyor: “ Hamilelikle birlikte özellikle kalçalarda, diz üstü ve bacak içlerinde, bel çevresinde ve kollarda lokalize yağ depolanmaları sıkça görülmektedir. Son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde güvenli ve oldukça etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkan “liposuction” ile özellikle bu tür bölgesel deformitelerin giderilmesi mümkün. 1 cm’den daha küçük kesilerle izsiz olarak gerçekleştirilebilen bu ameliyatla yağ depoları kalıcı olarak yok edilebiliyor.”

Doğum Sonrası Çatlak
Hamilelik sırasında cildin dermis tabakasının, bölgenin genişleme hızına yetişememesi sonucu oluşan çatlaklar doğumla gelen kalıcı değişiklikler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Arıncı, “İlk altı ay – bir sene süresince kırmızı- mor arası bir renkte olan bu çizgilerin renkleri ilerleyen dönemlerde solabilir. Bu kalıcı izlerin giderilmesinde karın germe ameliyatı en kesin çözümü sağlamaktadır.” diyor.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla

Etiketler
bebek, cocuk, sağlığı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Bir Çocuk Gibi Sevdim Seni, Bir Bebek SafLığında..!! BurcuUu_ Paylaşmak İstedikleriniz 2 30-10-2007 17:32
Bebek ve Çocuk Odaları İçin hayal Anne ve Çocuk 0 29-07-2007 15:19
Anne ve Çocuk Sağlığı @izci@ Anne ve Çocuk 15 29-01-2007 17:42
Tüp bebek yöntemiyle 200 çocuk doğdu Haberci Son Dakika Haberleri 0 10-12-2006 16:20
Çocuk Sağlığı... ..MeNeK$e.. Anne ve Çocuk 2 21-04-2006 13:31





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849