HIZLI ARAMA
| Sağlık Hastalıklar ve şifaları yaşadığımız sağlık sorunlarımızı burada paylaşalım! |
![]() |
| | #21 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | BEBEĞİM 12 - 36 AY ![]() TEHLİKELERE KARŞI ÖNLEM ALIN! ![]() Ancak bu kural yetişkinler için geçerlidir. Çünkü en güvenli yer sayılan ev içinde bebeği ya da çocuğu bekleyen pek çok tehlike söz konusu olabilir. Özellikle yeni yürümeye başlayan bebekler çok meraklı olur ve ev içinde sürekli bir keşfe çıkarlar. Bu keşif sırasında da sıkça ağızlarını kullanırlar. Bebeğin kendini anlatamaması ve tecrübesizliği kazalara yol açabilir. Çocuk ayaklanmaya başladığında ise başka tehlikeler gündeme gelir. Anne babaların tüm dikkatlerine, ikazlarına rağmen çocuğun hızlı büyümesi, meraklarının artışı ve keşif dürtülerinin yoğun olması kaza olasılıklarını arttırır. Evin her köşesinde alınacak bazı önlemlerle bu kazaların önüne geçilebilir. MUTFAK Mutfak evin en çok kullanılan bölümlerinden biridir ve meraklı bir çocuk için potansiyel tehlikelerle doludur. Ocak ve fırın: Tavaların sapları fırının ön kısmına değil, ters yöne doğru uzatılmalıdır, böylece çocuğun tavanın sapını tutup içindekileri üzerine dökmesine engel olunabilir. Sıcak fırının kapağı kesinlikle açık bırakılmamalıdır. Isıtıcılar: Evdeki su ısıtıcıları açık bırakılmamalı, kahve, çay gibi sıcak içecekler çocuğun erişemeyeceği yerlere konmalıdır. Bir fincan kahve bile önemli yanıklara sebep olabilir. Masa ve Tezgahlar: Çocuğun ulaşabileceği yerlere ağır, kırılabilecek ve keskin eşyalar konmamalı, tabure ve sandalyeler masa, tezgah kenarı gibi yerlerden uzağa konmalıdır. Çocuk bunlara tırmanmayı deneyebilir. Masa örtüsünü tırmanmak için çekebileceğinden kullanmamak daha uygun olur. Elektrikli Ev Aletleri: Bu tür aletlerin kordonları toplu durumda bırakılmalı ve kenardan sarkmamalarına dikkat edilmelidir. Aksi halde çocuk bunları çekebilir ve aleti üzerine düşürebilir. Elektrikli aletlerin fişleri, kullanılmadığı zamanlarda prizde bırakılmamalıdır. Yerler: Mutfak zemininin kaygan olmamasına dikkat edilmeli, temizlik sırasında çocuk mutfakta tutulmamalıdır. Buzdolabı: Buzdolabının kapısının kapalı olup olmadığı sürekli kontrol edilmeli, buzdolabında alt raflara süt, su şişesi gibi kırılacak şeyler konmamalıdır. OTURMA ODASI Oturma odaları hem ebeveynlerin hem de çocuğun ihtiyaçları ve güvenliği doğrultusunda düzenlenmelidir. Ütü: Ütü güvenli ve çocuğun ulaşamayacağı bir yerde durmalıdır. Duvara monte edilmiş bir ütü askısı en idealidir. Ayrıca ütünün işi bittikten sonra fişte bırakılmamasına dikkat edilmelidir. Mobilyalar: Sivri köşeli masa ve sehpaların köşelerine plastik koruyucular takmak olası çarpmaları önleyebilir. Kırılabilecek eşyalar ulaşılamayacak yerlere konmalıdır. Alkollü içecekler, kibrit, çakmak türü şeyler kapalı dolapta tutulmalıdır. Evdeki bitkilerin zehirli olmamasına dikkat edilmelidir. Elektronik Cihazlar: Elektronik cihazların kabloları süpürgeliklere monte edilmeli, prizlere koruyucu kapak takılmalı, cihazlar duvara dayanmalı ve çocukların ulaşamayacağı yerlere konmalıdır. Camlar: Kapı ve pencerelerin camlı kısımları kırılmaz bir madde ile kaplanabilir ve pencerelere kilit takılabilir. BANYO Banyo içinde açıkta bırakılan deterjanlar, su dolu bir kova ya da klozet kapağı küçük afacanlar için tehlike oluşturur. Temizlik Malzemeleri: Banyo ve tuvaletin temizliğinde kullanılan temizlik malzemeleri ve fırçalar mutlaka kilit altında tutulmalıdır. Sık sık çamaşır suyu içerek zehirlenen çocuk olayına rastlanmaktadır. Öte yandan su dolu bir kova küçük bir bebeğin boğulmasına neden olabilir. Küvet: Küvetin içine kaymayan plastik bir tabanlık yerleştirilirse olası bir kaza önlenebilir. Aynı şekilde banyonun döşemesine de kaymayan bir tabanlık konabilir. Klozet: Klozetin ağzı sürekli kapalı tutulmalıdır. Çamaşır Makinesi: Çamaşır makinesi kullanılmadığı zamanlarda fişi mutlaka prizden çekilmelidir. Kapağının da kapalı olmasına dikkat edilmelidir, çocuk içine girmeyi deneyebilir ya da içine oyuncaklarını doldurabilir. Su Isıtıcısı: Banyodaki su ısıtıcısının ayarıyla oynamaması için ısıtıcının çocuğun ulaşamayacağı yükseklikte olmasına dikkat edilmelidir. Su ısısının ayarı düşük derecede tutulmalıdır, çocuk sıcak su musluğunun ayarıyla oynayabilir. YATAK ODASI Evin diğer bölümleri gibi, çocuğun zamanının çoğunu geçirdiği odasının da olası tehlikelerden arındırılmış olması gerekir. Yatak: Çocuğa yatak seçilirken kenarları keskin ve sivri olmayan bir yatak seçilmelidir. Yatağın katlanabilir korkulukları varsa, bunun sağlam olmasına dikkat edilmelidir. Çocuk bunlarla oynamak isteyebilir ve parmakları sıkışabilir. Bir yaşın altındaki bebekler kuştüyü yastık ve yorganlardan uzak tutulmalıdır. Çocuğun odasındaki mobilyalar yuvarlak hatlı ve hafif olmalıdır. Ancak fazla hafif olmamalıdır aksi halde üzerine devrilebilir. Işıklandırma ve ısıtma: Kullanılacak ışık kaynağı kordonlu değil, duvara veya tavana sabitlenmiş olmalıdır. Çocuk uyurken ya da yalnızken, odasında yanar durumda gazlı ya da elektrikli ısıtıcı bırakılmamalıdır. Oyuncaklar: Çocuk bir yaşından küçükse odasında tüylü ve büyük oyuncaklar bulundurulmamalıdır ve bunlarla birlikte uyumasına izin verilmemelidir. Yumuşak oyuncakların ve bebeklerin gözlerinin yerine iyice yapışmış olmasına dikkat edilmelidir. Oyuncakların üzerinde çıkıntı ve keskin kenarlar olmamalıdır. EVDE ALINABİLECEK ÖNLEMLER Çocuklar büyüdükçe çevreye karşı merakları da artar. Günlük yaşamda bir yetişkin için tehlikeli olmayan pek çok cisim ve davranış biçimi, çocuklu bir evde son derece ciddi yaralanmalara neden olabilir. En mantıklı yol çocuğun çevresindeki tehlikelerin listesini yapıp, önlem almak ve yine de çocuğu mümkün olduğunca yalnız bırakmamaktır. — Gözünüzü bebeğinizden ayırmayın. — Elektrik prizlerinin üzerine kapak takın. — Bebeğinizi hareketlerini iyice kontrol etmeyi öğrenmeden önce yürütece oturtmayın. — Çakmak, kibrit gibi yanıcı şeyleri gelişigüzel yerlere bırakmayın. — Kapı ve pencereleri kilitli tutun. Pencere önlerine sandalye veya tabure gibi basamak görevi görecek eşyalar koymayın. — Mobilyaların sivri köşelerine lastik koruyucular takın. — Mutfak, banyo gibi kaygan zeminli yerleri kaymayı önlemek için temiz ve kuru tutun. — Boncuk, düğme gibi bebeğin kolayca ağzına atabileceği şeyleri ortada bırakmayın. — Cam eşyaları ulaşılamayacak yerlere kaldırın. — Dumanı haber veren bir alarm cihazı edinin. — Çocuğunuzu yıkarken küvette asla yalnız bırakmayın. Çocuk Güvenlik Uzmanı Arzu Birinci *** SALON / OTURMA ODASINDA ÇOCUĞUNUZU BEKLEYEN TEHLİKELER ![]() Tüm aile tarafından müşterek olarak kullanılan oturma odası veya salon evin önemli bir yeridir. Ebeveynlerin dinlenme yeri olan oturma odası aynı zamanda çocuklar için de oyun ve eğlence alanıdır. Bu alanın değişik amaçlar ile kullanılıyor olması çocuklar için burayı önemli bir kaza alanı haline getirmektedir. Bu alanı da özel güvenlik önlem ve düzenlemeleri ile tasarlamak çok önemlidir. Emeklemeye başlamadan, ortalama 6 aylık olmadan önce gerekli güvenlik önlemlerini almanız önerilir. Salon/ Oturma Odasındaki Tehlikelere gelince; - Düşme, yaralanma - Yanıklar ve yangın - Elektrik çarpması - Boğulma Salon/Oturma Odası Güvenliği için Öneriler ve Düzenlemeler ise; - Çocuğun, duvara asılı elemanlara, raflara ve mobilyaların üzerine tırmanarak çıkmaya çalışması sonucu devrilmelerini önlemek için bu eşyaların uygun şekilde özel güvenlik ürünleri ile duvara sabitlenmelidir. - Sarsıntı ile düşüp kırılacak vazo gibi kırılacak eşyaların bulunduğu yere sabitlenmelidir. - Konum olarak mutfaktan görülebilecek şekilde tasarlanması tavsiye edilir. Bu, çocukların denetimi açısından önemlidir. - Mobilya ve geçiş alanlarının konduğu bölgeler dışında çocuklara makul ölçüde oyun alanı bırakılmalıdır. - 90 cm’ in altındaki yükseklikte bulunan mobilya ve eşyaların keskin köşeli olmamasına dikkat edilmelidir. Eşyaların keskin köşe ve kenarlarına özel çocuk güvenliği için yapılmış köşelikler takılmalıdır. - Çocukların tırmanıp düşmelerini engellemek için, mobilyalar, pencerelerin önüne yerleştirilmemelidir. - Tüm duvara monte edilen aparatların ve rafların çocuğun üstüne düşmeyecek şekilde, sağlam olarak monte edilmelidir. - Cam mobilya, kapı ve alçaktaki pencereler için güvenlikli lamine veya temperli cam ya da pleksiglas kullanılması veya kırılsa bile dağılmasını önleyen cam güvenlik filmi yapılmalıdır. - Salon/ oturma odası ve mutfak konumlarının çocuğu denetleme açısından uygun konumda olmalıdır. - Çocuğun eşyaları alçak, ebeveynlerin eşyaları ise üst raflarda olmalıdır. - Ağır objeler (vazo gibi), çocuğun ulaşacağı yerlere konmamalıdır. - TV, video, müzik seti gibi elektronik ev aletleri tercihen çocukların erişemeyeceği yerlerde olmalıdır. Yâda ulaşabileceği yerde ise özel güvenlik elemanları ile(Örn: pleksiglas koruyucu) ile kapatılmalıdır. - Odadaki pencerelerin camlarında pervaz yüksekliği 150 cm’ in altında olan tüm pencereler, 10 cm. den fazla açılmasına izin vermeyecek şekilde, çocuğun açamayacağı şekilde pencerelere monte edilmiş, acil durumlarda yetişkinler tarafından kolayca çıkarılabilecek konumda özel çocuk güvenlikli pencere kilitleri monte edilmelidir. Pencere önüne herhangi bir mobilya veya eşya konulmamalıdır. - Sıcaklık veren aydınlatma ampullerinin, çocuğun ulaşamayacağı şekilde olmasına dikkat edilmelidir. - Çocukların küçük objeleri bulup, yutmalarını önlemek için zeminin daima temiz ve süpürülmüş olmasına dikkat edilmelidir. - Dolap, kitaplık gibi yüksek olan ev eşyaları ile aynalar, TV’ leri deprem sebebiyle oluşacak sarsıntıdan düşmemesi için duvara özel güvenlik aparatları ile monte edilmelidir. - Çiçek ve yaprakları zehirli olabilecek bitkiler evde bulundurulmamalıdır. Bunları çiçekçilerden öğrenilmeli, ev dışına çıkarılmalıdır. Saksı içindeki toprakları çocuğun, ağzına alıp boğulma veya zehirlenme riskini engellemek için saksı içine (toprağın üst kısmına) özel koruyucular konulmalıdır. - Çay, kahve gibi sıcak içecekler, çocukların ulaşabileceği şekilde masa veya sehpanın üzerinde bırakılmamalıdır. Çocuğun çekip üstündekileri düşürebileceğinden masa örtüsü kullanılmamalıdır. - Çocuğun koşup, çarpabilme ihtimali olan duvar ve kolonların keskin kenarları korumalı hale getirilmelidir. - Çivi, makas gibi malzemeler kullanıldıktan sonra çocuğun kendisine zarar vermemesi için hemen yerine, çocuğun ulaşamayacağı bir yere kaldırılmalıdır. - Kullanılan bazı dekoratif malzemeler, bozuk para gibi küçük objeli koleksiyonlar. Çocukların onları ağızlarına alıp, boğulmalarına sebep olabileceğinden kilitli yerlerde veya onların ulaşamayacağı yerlerde sergilenmelidir. - Eve gelen misafirlerin çantasında taşıdığı bozuk para gibi küçük objeler, ilaç ve tırnak parlatıcıları gibi zehirlenme etkisi yapabilen kimyasallar ve tırnak bakım seti, cımbız gibi kesici metal eşyalar, çocuklar için tehlikelidir. Bu gibi çantalar, çocukların ulaşamayacağı yerlere konmalı veya çocuğun açamayacağı şekilde kapalı tutulmalıdır. - Sehpalar cam panellerden oluşuyorsa bunlar çocuk tarafından kırılıp yaralanmalara sebep olabileceğinden pleksiglas paneller ile değiştirilmeli veya tamamen kaldırılmalıdır. - Acil durumlarda gerekebilecek telefon numaraları (yangın, polis, ambulans, zehir danışma merkezi gibi) ile önemli sağlık bilgilerini (kan grubu, hastalık ve sürekli kullanılan ilaçlar) telefonun yakınına (kolayca bulunabilecek bir yere) konulmalıdır. - Dokunup ve üzerlerine düşüp yanmalarını önlemek için radyatör ve diğer ısı kaynaklarının önlerine, özel güvenlik bariyeri konulmalıdır. - Özellikle şömine alanı, devamlı kontrol edilmesi gereken bir yerdir. Çocuklar şöminelerin sıcak ve yakıcı olduğunu unutabilmektedirler. Bu sebeple bu husus daima dikkate alınmalıdır. Şömine yanarken çocuk asla o alanda yalnız bırakılmamalıdır. Şöminenin önü çocuk tarafından çekilemeyecek şekilde bir koruyucu ile kapatılmalıdır. Şömine mermerinin keskin kenarlarını çocuğun çarpıp kazaya uğramasını engellemek için özel kenar ve köşe koruyucuları ile kaplanmalıdır. - Çocuğa, evde kaygan zeminde kaymayı önlemek için, çorap yerine kaymayan ayakkabı ve terlik giydirilmelidir. - Halı ve kilimlerin kaymasını önlemek için, bunların altına özel kaymayı önleyen malzemeler kullanılmalıdır. - Ellerini, parmaklarını sıkıştırmaması ve merdiven gibi kullanıp üzerlerine tırmanmaması, içindeki cam, porselen gibi kırılacak eşyaları veya kendisi için tehlikeli olabilecek maddeleri almamaları için çekmeceler ve dolapları özel çocuk güvenlik kilitleri ile güvenli hale getirilmelidir. - Dolap, çekmece gibi eşyaların açma kapama kulplarını özellikle küçük, yuvarlak olanları çocuğun boğulmasına sebep olabileceğinden, bunların çok iyi monte edilmiş olmalı, zaman zaman bunların gevşeyip gevşemediği kontrol edilmelidir. - Düşmelerin önemli sebeplerinden biri olan tekerlekli bebek yürüteçleri kullanılmamalıdır. - Elektrik çıkışlarına priz kapakları kullanılmalıdır. - Kapının kapanmasını önleyecek çocuk güvenliğine uygun özel parmak koruyucu aparatlar takılmalıdır. - Tüm duvara monte edilen aparatların ve rafların çocuğun üstüne düşmeyecek şekilde, sağlam olarak monte edilmelidir. - Boğulmayı önlemek için perdelerin ve jaluzilerin açma kapama iplerinin çocuğun ulaşamayacağı yükseklikte olması temin edilmeli veya özel güvenlik aparatları ile ipler çocuğa zarar vermeyecek şekilde tasarlanmalıdır. - Kapılar içeriden kilitlenmemeli ve içeride kalınması hali gibi tehlike anlarında dışarıdan açılabilir olmalıdır anahtar üzerinde tutulmamalıdır. Çocuk Güvenlik Uzmanı Arzu Birinci *** PLAJDA GÜVENLE OYNASIN ![]() Çocukluğunuzda, plaja gitmenin ne kadar eğlenceli bir macera olduğunu bir hatırlayın. Artık bir bebeğinizin olması plaja gitmenize engel olmamalı. Aksine ailece kumsaldan büyük bir keyif almanız mümkün. Güneşten, denizden ve kumdan bebeğinizle birlikte güven içinde faydalanmanız gereken ipuçları ve öneriler bu yazıda! Kumsal Keyfi Bebeğiniz parmaklarının arasından akıp giden kumlarla oynamaktan çok zevk alacaktır. Bu yüzden onu kumsalda serbest bırakın ve kumların ıslaklığıyla kuruluğunu dokunuşlarıyla keşfetme özgürlüğünü yaşamasına izin verin. Dalgalara Merhaba Bebeğinizi kucağınıza alın ve denizin kıyısına inin. Birlikte dalgaların ritmik sesini dinleyip tuz kokusunu soluyun. Eğer su çok soğuk değilse ayaklarını suya sokarak denizi hissetmesini sağlayın. Oyuna Devam Bebeğinizin yanına oturun ve kovasını doldururken küreğini kullanmasına yardımcı olun. Birlikte kumdan kale yapın ve sonra onu yıkmasına izin verin. Birlikte tekerlemeler söyleyin, kumlara uzanıp bulutları izleyin. Deniz topuyla eğlenceli anlar Canlı renklerde bir deniz topu alın ve sonra bebeğinize doğru yuvarlayın. Onu topu kucaklamaya çalışırken izlemek çok keyifli olacağına emin olabilirsiniz! Çiçekler ve hayvanlar En yakınınızdaki kayalıklara yürüyün ve gördüklerini ona açıklayın. Suya dokunmasına ve kayaların üzerindeki yosunları hissetmesine izin verin. Suyun içindeki hayvanları ona tanıtın ve eğer çocuğunuz yeterince büyükse suyun içinde bir şeyler yakalamaya çalışın ve iyice inceledikten sonra suya bırakın. Deniz Kabukları Sahil boyunca yürüyüş yapın ve hoşunuza giden taşları ve deniz kabuklarını toplayıp, çocuğunuzla birlikte inceleyin. Böylece çocuğunuzun dokunuştaki farklılıkları hissedip renk ve görünüşteki değişiklikleri ayırt etmesine olanak verin. Beğendiklerini ayırıp, birlikte geçirdiğiniz güneşli günlerin hatırası olarak saklamasına izin verin. Sahilde Güvenlik • En az 25+ koruma faktörlü güneş kremini tüm vücuduna sürmeden güneşe çıkmasına izin vermeyin. • Şapkasız dışarı çıkarmayın. • Susuz kalmasını önlemek için düzenli aralıklarla sıvı almasını sağlayın. • Direkt olarak güneş ışığının altında oturmadığından emin olun. • Gölgede otururken bile terleyip terlemediğini kontrol edin. • Siz yanında yokken deniz/havuz kıyısında bulunmasına izin vermeyin. Bebekler ve çocuklar çok sığ sularda bile boğulabilir bu yüzden çok daha dikkatli olmalısınız. • Yerde bulduğu herhangi bir şeyi; taş, deniz kabuğu vs. ağzına atmasına izin vermeyin. *** ÇOCUKLARDA YAZIN GÖRÜLEN CİLT SORUNLARI ![]() Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Okutan, yaz aylarında çocuklarda sık görülen cilt hastalıkları ve alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi. Güneşli yaz günleri ile birlikte özellikle hassas cilde sahip çocuklarda cilt problemlerinde artış meydana gelir. İsilik Yaz mevsiminde hassas cilde sahip çocuklarda sık ortaya çıkan şikayetlerin başında isilik gelir. Özellikle yaz aylarında kaşıntılı ve kabarık bir deri döküntüsü ile kendini belli eder. Ter bezlerinin tıkanıklığı sonucu oluşur. Ortam ne kadar nemliyse, belirtiler de o kadar ağırdır. Kaşıntı sonucu deride açılmalar olursa, ikincil enfeksiyonlar gelişebilir. Alınacak önlemler: Pamuklu giysiler giyilmesi, sık banyo yapılması ve derinin mümkün olduğunca havalandırılması gerekir. Ağır olgularda doktor tavsiyesine göre ilaç da kullanılabilir. Güneş ışınlarının direkt etkisi ile oluşan yanıklar Güneş ışınları hafif ve orta derecede yanıklara neden olabileceği gibi, güneş ışınlarına aşırı maruz kalma ve ortaya çıkan bu zedelenmeler, ileri dönemde cilt kanseri için risk oluşturmaktadır. Güneş ışınları; ciltte kuruma, kızarıklık ve hafif şişliğin görüldüğü birinci derece yanıkların yanı sıra, zaman zaman “bül” denen içi sıvı dolu keseciklerin ortaya çıktığı ciddi yanıklara da neden olabilir. Orta dereceli güneş yanıkları bu duruma örnektir. Hafif yüzeysel yanıklarda cildi soğutmak ve ağrı kesici ilaçlar almak yeterli olurken, ciddi yanıklarda bir sağlık kuruluşuna başvurmak faydalı olacaktır. Bazı çocuklarda güneş ışınlarına karşı alerjik tepkiler de gelişebilir. Farklı şekillerde ortaya çıkabilen bu reaksiyonlar; kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı; su kabarcıkları veya sadece kırmızı lekeler şeklinde olabilir. Bazı bitkiler (deriye temas sonrası), parfümler, deriye sürülen ilaçlar, güneş ürünleri, ağızdan alınan bazı ilaçlar da güneş alerjilerine sebep olabilirler. Alınacak önlemler: Güneş ışınlarının yoğun olduğu 10:00-16:00 saatlerinde çocuklar güneşten uzak durmalı, bol sıvı gıda alımına özen gösterilmelidir. 6 aydan küçük bebeklerin güneş ışığına direk maruz kalmaması önerilir. Bebeğe ince giysiler giydirilmeli, şapka takılmalıdır. Açıkta kalan el ve yüz gibi bölgelere 15 korumalı içeren losyonlar az miktarda sürülmelidir. Daha büyük çocukların da şapka kullanması uygundur. Çocuğun cilt tonuna göre 40 korumalı ve üstü losyonlar tercih edilebilir. Bu losyonların güneşe çıkmadan 30 dakika kadar önce vücuda sürülmesi, 2 saatte bir ya da yüzme sonrası yenilenmesi önerilir. 15 dakikadan daha uzun süre güneş altında kalmamaları uygundur. Sinek ve böcek sokmalarına bağlı gelişen cilt lezyonları Sinek ısırmaları ve böcek sokmalarına bağlı ciltte kaşıntılı kızarıklıklar ortaya çıkabilir. Tedavide kaşıntı giderici jel ve kremlerin kullanılması uygundur. Kaşıntılı bölgelerde iyileşmede gecikme, açık yara oluşması ya da bölgenin enfeksiyon kapması halinde bir doktora danışılmalıdır. Alınacak Önlemler: Pencereler tül storlarla kaplanılıp, beşikler için cibinlikler kullanılabilir. Sprey şeklinde böcek öldürücü kimyasalların kullanılması zararlı olabilir. Havuzlardan bulaşabilen cilt hastalıkları Bu hastalıkların başında cildin yüzeysel mantar enfeksiyonları gelir. “Konjonktivit” denilen göz iltihabı da havuzlarda bulaşabilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Alınacak önlemler: Mantar enfeksiyonları karşısında bir hekimden yardım alınmalıdır. Önlem olarak ortak kullanılan eşyalar (havlu vb) çocuklar için kullanılmamalı ve cildin kuru tutulmasına özen gösterilmelidir. Lokal uygulanan antibiyotikli göz damlaları ile konjonktivit denilen göz iltihabı tedavi edilebilir. |
| | |
| | #22 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | ÇOCUĞUM 3 - 6 YAŞ ![]() ÇOCUĞUNUZ ANAOKULUNA HAZIR MI? ![]() Yuvaya başlama yaşı, çocuğun ve ailenin bu süreci nasıl geçirdikleri ve uyum süresi her çocuk, aile ve yuva için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak genel olarak çocuğun yaşıtlarıyla birlikte olabildiği, oyun kurabildiği, kurallara uymayı öğrenebileceği bir dönem olarak 3 yaş civarında çocukların bu deneyime hazır olduklarını söyleyebiliriz. Bireysel olarak değerlendirildiğinde ise çocuğun genel gelişim değerlendirmesi (dil, motor, sosyal-duygusal gelişim düzeyi) ve çocuğun okul için yeterli olgunluk ve beceri düzeyine erişip erişmediği dikkate alınmalıdır. Ayrıca aile içi ilişkiler (özellikle anne çocuk ilişkisi ), ailenin çocuğun bu ilk sosyal deneyimini algılayışı, yuvadaki ortam, öğretmen ve öğrencilerin tavır ve tutumları çocuğun uyumunu etkileyen faktörler arasındadır. Yuvaya başlamada en sık karşılaşılan sorun çocuğun anneden (ve aslında çoğu zaman daha yoğun olarak annenin çocuktan) kopamamasıdır. Bu durum genellikle bağımlı anne-çocuk ilişkisinin bir sonucudur. Bir diğer tanımla ayrılık anksiyetesi (kaygısı) olarak da adlandırabileceğimiz bu durum çocuğun bağımsızlaşma sürecini zorlaştır, geciktirir. Bu çocukların sıklıkla uyku ve yemek konularında da bağımsız davranamadıkları, özellikle annelerinin desteğine ihtiyaç duydukları, tuvalet eğitimi konusunda da gecikme ve güçlükler yaşadıkları görülmektedir. Annenin bu durumdaki tavrı da çok belirleyicidir. Annenin kaygısını azaltmak çocuğun bağımsızlık sürecinde daha rahat olmasını sağlayacaktır. Okula başlangıç öncesinde çocuğun bu deneyim için yeterli beceri düzeyine ulaşmış , yeterli sosyal etkileşim deneyimi yaşamış olması önemlidir. Çocuk yeterince hazır olsa bile ilk 1-2 hafta uyum güçlükleri yaşanması normaldir. Çocuk bu güçlükleri yaşarken ailenin çocuğu koruyup kollamaya çalışması çocuğun kaygısını arttırabilir ve uyum süresini uzatıp zorlaştırabilir. Ailenin okula devam konusunda tutarlı ve net bir tavır sergilemesi ve öğretmenin uygun davranışları ile bu ilk deneyimin en iyi şekilde geçirilmesi, çocuğun sonraki deneyimlerini, özellikle ilkokula başlangıç dönemini ve okul-öğrenme yaşantısını olumlu yönde etkileyecektir. Yuvaya başlamadan önce çocukla bunu paylaşmak, onun kendini hazır hissetmesi için zaman vermek, yuva seçimini birlikte yapmak, yuvaya devam eden çocukları model olarak göstermek, başlangıç döneminde 2-3 saatlik oyun gruplarıyla okula ve öğretmenine alışmasını sağlamak, ilk 1-2 hafta annenin okul yakınlarında bulunup yavaş yavaş uzaklaşması uyum sürecindeki güçlükleri azaltmaya yardımcı olacaktır. Uyum için süre çok uzadığında ve çocuk-aile çok zorlandığında bir pedagoga başvurmak ve bu durumu olası nedenleri ile birlikte değerlendirip yeni düzenlemeler yapmak gerekebilir. *** ANAOKULU SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİ? ![]() Yaşamın ilk altı yılı, bireyin gelişimde büyük bir öneme sahip. Bu dönemin en etkili şekilde geçmesi ancak çocuğunuz okul öncesi eğitimle tanıştığında gerçekleşiyor. Anaokulları ve yuvalar size bu imkanı sunan kurumlar olarak karşımıza çıkıyor. Siz de çocuğunuzu anaokuluna göndermeye karar verdiyseniz, aklınıza gelen ilk sorular şunlar olmalı: Çocuğumu hangi okula göndermeliyim? Okul seçerken nelere dikkat etmeliyim? Hangi kriterler çocuğumun gelişimi için önemli? Elbette bu soruların cevapları her kişi için değişiklik gösterebiliyor. Ancak bazı noktalarda fikir birliği oluşturmanın çocuğun gelişimi için gerekli olduğunu unutmayın! Anaokulu seçimi Anaokulu seçerken izlenmesi gereken yol ve ziyaret sırasında dikkat edilecek noktalar anne ve babaların aklını karıştırıyor. İşte size bu konularla ilgili küçük ip uçları: a. Çocuğunuzun gideceği okulu araştırmaya başlamadan önce, anne-baba olarak beklentilerinizi ayrı birer kağıda maddeler halinde yazmaya çalışın (listede çocuğunuzun ilgi alanlarına da yer verin).Daha sonra listelerinizi karşılaştırın ve bu listelerden tek bir liste oluşturmayı deneyin. b. Okulu incelemek amacıyla, çalışma saatler içinde, mümkünse eşinizle beraber okula gidin ve orada en az yarım saat geçirin. En ideal vakit sabah saatleridir. İlk gidişinizde çocuğunuzu okula götürmeyin. Hazırladığınız listeyi okula götürüp, listenize bağlı kalarak incelemenizi yapın. İnceleme esnasında dikkat etmeniz gereken ana unsurlar ise şöyle: • Öğretmen-öğrenci oranı: Her öğretmene düşen öğrenci miktarına dikkat edin. 2–3 yaş grubu için, bir öğretmene en fazla 5–7 öğrenci, daha büyük gruplar için bir öğretmene en fazla 10-12 öğrenci düşüyor mu? • Ders programının içeriği: Program, çocuğun bütün gelişimlerini (zihinsel, duygusal, sosyal, fiziksel) destekliyor mu? Çocukların değişik ilgi alanlarına hitap edebilecek şekilde dizayn edilmiş mi? • Çocuğun geliş gidiş için izleyeceği yol ve harcayacağı zaman: Mümkünse evinize yakın okullar tercih etmeye çalışın, çünkü çocuk okula gitmek için çok erken saatlerde kalkmak zorunda kalabilir, bu durum onun uykusuz kalmasına ve gelişimi için gerekli olan uykuyu alamamasına yol açabilir. Bu tip sorunlarla karşılaşmamak için yolu ve yolda geçirilen zamanı kısaltmaya çalışın. • Mekânın sevimliliği ve güvenli olup olmadığı: İlk olarak mekânın ferah, temiz, gösterişsiz, bahçeli ve bol güneş ışığı alan bir yer olduğuna emin olun. Mobilyaların ve binanın ergonomik olmasına dikkat edin, örneğin raflar çocukların boyunda mı, malzemelerin yerleşiminde çocukların güvenliğini tehlikeye atacak unsurlar var mı, binanın çevre güvenliği sağlanmış mı? Binada çocukların oyun alanları dışında, uyku ve yemek için ayrı bölümler var mı? • Disiplin eğitiminin nasıl sağlandığı: Çocukların ortak yaşamı için gerekli kurallar konulmuş mu?( Örneğin, tuvaleti temiz tutalım) Bu kurallar öğretmenler ve diğer personel tarafından nasıl uygulanıyor? Kurallara uymayanlar (öğrenci, veli, öğretmen, personel) için nasıl muameleler yapılıyor? • Sağlık sorunları ile karşılaşıldığında neler yapıldığı: Çocukların gelişimlerini gösteren portfolyolar hazırlanıyor mu? Okulda sürekli bir doktor, hemşire ya da sağlık uzmanı var mı ya da acil durumlarda temasa geçilen doktorlar var mı? Aylık yemek listeleri beslenme uzmanı tarafından hazırlanıp ailelere duyuruluyor mu? Hijyen konularına ne kadar dikkat ediliyor? Gerekli olduğu durumlarda okulun ambülâns ihtiyacı nasıl karşılanıyor? • Psikolojik rehberlik ve danışma hizmetleri sağlanıyor mu: Okulda sürekli bir pedagog, psikolog ya da danışman bulunuyor mu? • Acil durumlar için alınan önlemler: Deprem ve yangın gibi acil durumlar için binayı boşaltma planı var mı? Belirli periyotlarla tatbikat yapılıyor mu? • Kültür-sanat faaliyetlerine ne kadar önem verildiği: Belirli aralıklarla sinema, tiyatro, müze, sergi vs. gezileri düzenleniyor mu? Farklı sanat branşları için öğretmenler var mı? Çocuğun çeşitli sanat dallarını okulda tanıma ve uygulama imkânı var mı? c. Okulu belirledikten sonra, onu okula götürmeden kaydını yaptırmayın. Aksi takdirde, çocuğunuz kendisini artık sevmediğiniz için onu okula kaydettirdiğiniz kanısına varabilir. Çocuğunuz ile birlikte okulu tekrar ziyaret edin. Ona okulun her tarafını gezdirin, okulu sevip sevmediğini sorun. Öğrencileri oyun ve ders sırasında izlesin. Çocuğun okula ısınması çok önemli. Eğer okulu sevmediyse, bunun nedenlerini sorun ama onu ikna etmek için zorlamayın. Bütün bu aşamaların sonunda karar verdiniz ve çocuğunuzu göndermek için ideal okulu buldunuz. Ancak her zaman her şeyin yolunda gitmeyebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Çocuğunuzun bu okulda çeşitli sorunlarla karşılaşması mümkün. Unutmayın ki önemli olan sorunun olmaması değil, sorunun nasıl ve ne kadar sürede çözüme ulaştırıldığı... ÇOCUK GELİŞİM UZMANI İDİL SEDA AK *** ANAOKULUNA ÇOCUĞUMU NASIL HAZIRLAYABİLİRİM? ![]() Çocuğunuzu anaokuluna göndermeye karar verdiniz ve onun için en uygun okulu belirlediniz. Ancak çocuğunuz okula gitmek için hazır mı? Eğer çocuğunuz okula gitmek için hazırsa, bunun ipuçlarını siz de kolayca fark edebilirsiniz. Mesela, çocuğunuz sık sık diğer çocuklarla oynama isteği gösteriyor mu ya da sizden ayrılırken sorun çıkarmıyor mu? Bu sorulara verdiğiniz “evet” cevabı okula gitme isteğinin büyük bir işareti. Önemli diğer bir konu da sizin bu değişime hazır olup olmadığınızdır. Eğer çocuğunuzu okula gönderirken çeşitli olumsuz duygular ( kaygı, korku, suçluluk...) yaşıyorsanız, lütfen bunlarla yüzleşin ve onları yenmeye çalışın. Çocuğunuza destek olabilmeniz için önce yaptığınız işe inanmalı ve verdiğiniz kararın en doğrusu olduğunu düşünmelisiniz. Çocuk, okula gitmek için zihinsel olarak hazır olabilir, ama duygusal açıdan henüz hazır olmayabilir, bu nedenle desteğinize ihtiyacı var. Onu okula her konuda hazırlamak için neler yapabilirsiniz? Bunu cevabı işte bu yazıda… Okula Başlamadan Önce Neler Yapabilirim? •Çocuğunuza gideceği okulu gösterin ve mümkünse onunla beraber okulu birkaç kez ziyaret edin. •Okulu giden arkadaşları varsa, onlarla okul hakkında konuşmasını ve oyun oynamasını sağlayın. Bu oyunların yardımıyla çocuğunuz okulun en önemli kuralını yani paylaşmayı öğrenir. •Ona anaokulu hakkında kitaplar okuyun. •Evde anaokulu ile ilgili oyunlar oynayın, çocuğunuzun kafasında okulda neler yapacağı hakkında bir fikir oluşturmaya çalışın. •Çocuğunuzla okulda ne kadar güzel şeyler yaşayacağı hakkında konuşun. •Eğer gideceği okulun kitaplığı( kitap köşesi) varsa buradan okumak için kitap ödünç alın veya okulda bakılan çiçekleri, hayvanları tatilde bakmak için alın. Böylece, ödünç aldığınız şeyleri geri götürdüğünüzde çocuğunuz okula alışmaya başlayacak ve ortamda alışkın olduğu şeyler görmek onu rahatlatacaktır. •Oyun günleri düzenleyin. Bu oyun günlerinde onu okula diğer çocukların oyununa katılması için götürün. Böylece okula ilk başladığı gün, okulda tanıdığı birilerini bulabilecek ve yalnızlık korkusu çekmeyecek. •Onunla evde oyunlar oynayın, bu oyunlarla ona paylaşmayı, sıraya girmeyi, yardımlaşmayı öğretin. Bazen çocuklar bunları evde uygularken sorun çıkarabilir, çoğu zaman evde davrandıkları gibi okulda davranmazlar, bu nedenle sorun çıkarsa endişelenmeyin. • “İsim oyunu” oynayın. Çünkü okulda çocuğunuza ait dolaplar, raflar ve askılar olacaktır, bunların üzerinde çocuğun ismi yazabilir. Bu nedenle çocuğunuz kendi ismini görsel olarak tanımalı. Evde çeşitli oyunlarla bunu öğrenmesini sağlayabilirsiniz. Onun eşyalarını üstüne isminin yazılı olduğu kâğıtlar yapıştırın, buzdolabının üstüne mıknatıslı harflerle ismini yazın... •Kendi temel ihtiyaçlarını (tuvalete gitmek, yemek yemek, diş fırçalamak...) tek başına karşılayabiliyor mu gözlemleyin. Eğer bunları yaparken zorlanıyorsa, alıştırmalar yapın. •Çocuğunuza bazı talimatlar verin ve onları yerine getirip getirmediğini takip edin. Eğer takip ediyorsa, okulda öğretmenin vereceği talimatları da kolayca uygulayabileceğinden emin olun. İlk Günlerde Neler Yapmalıyım? •Okulun ilk günü okula çok erken gitmemeye çalışın. Mümkünse çocuğu okula sizin yerinize bir başkası götürsün, çünkü sizden ayrılması çok zor olabilir ama fazla bağımlılığı olmadığı birinden ayrılmak daha kolay olacaktır. •Eğer çocuğunuz okulda ağlamaya başladıysa onu çok fazla zorlamayın ve eve getirin. Onu orada bırakmak alışmasını kolaylaştırmadığı gibi okuldan nefret etmesine de yol açabilir. •Kendisini yalnız hissetmemesi için çok sevdiği bir eşyasını (oyuncak ayısı, ailesinden birinin resmi, sevdiği battaniyesi...) beraberinde okula getirebilir. •Okula alışmaya çalıştığı günlerde bir süre onunla okulda beraber kalın ama bunun fazla uzun sürmeyeceğini ona söyleyin. Ona bu durumun ne kadar daha devam edeceğini söyleyin. •Çocuğunuz belirlediğiniz zamandan daha kısa sürede okula uyum sağlasa bile ona söz verdiğiniz zamana kadar onu yalnız bırakmayın. •Ayrılırken “hoşça kal” demeyi unutmayın. •İlk günlerde okulun çıkışına daha erken gidip, sizi aramasına fırsat vermeden onu okuldan alın. Böylece çocuğunuz üzerinde güven duygusu oluşturursunuz. •Onunla okulda neler yaptığı hakkında konuşun ve ne kadar güzel şeyler yaptığını ona söyleyin. ÇOCUK GELİŞİM UZMANI İDİL SEDA AK |
| | |
| | #23 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | ÇOCUĞUN ANNEDEN İLK AYRILIĞI ![]() Anaokuluna başlayan çocuk ilk kez annesinden ayrılır, farklı insanların arasına girer. Çoğu zaman sancılı geçen okula alışma sürecini başarıyla atlatmada en büyük rol anne-babaya düşer. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk, Ergen ve Yetişkin Psikiyatristi Uzmanı Dr. Zafer Atasoy, bu süreçte çocuğun yaşadığı duygusal değişimleri ve dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. • Anaokuluna başlama sürecinde çocuklar nasıl bir duygusal değişim yaşar? Anaokulu eğitimin başladığı kurumdur. Eğitim ise anaokulu öncesinde anne tarafından verilmeye başlanmıştır. Tanım olarak tutum ve davranış değiştirme olarak kabul edilen eğitim süreci bir anlamda doğum ile başlamıştır. Uyku beslenme saatlerinin düzenlenmesi ilk eğitim örnekleri olarak görülebilinir. Annenin tek başına ve aile içinde verdiği bu eğitim anaokulu dönemi öncesine kadar sürer. Kabaca artık kendi ihtiyaçlarını karşılar olgunluğa eren çocuk toplumsal ortamlara açılmaya başlayacağı (kabaca 3 yaş) olgunluğa erdiği zaman anaokulu zamanı da gelmiş sayılır. Ev dışında her türlü ortam yabancıdır, bilinmez içerir dayanılmaz cazibesi ile birlikte ürkütücü özellikler de içerir. İnsanlığın en temel çatışmalarından biri olan yakınlaşma-uzaklaşma çatışmasın bir biçimde çocuk hisseder: Bir yandan dış ortamın çekiciliği bir yandan ürkütücülüğü. Çocuk çelişkili duygular içindedir. Bir bölümü bu duyguları açık, uzun ve yoğun olarak yaşar ve sergilerken bir kısmı da daha örtülü, kısa süreli ve hatta düşük yoğunlukta yaşar. • Çocukta ne gibi tepkiler görülür? Biraz önce tanımlanmaya çalışılan duyguların şiddeti çocuğun sergileyeceği tepkilerin biçimlenmesinde önemli rol oynar. Temel güven duygu sorunu yaşamamış, annesi ile uyumlu ve dengeli ilişki yaşamış, sağlıklı ve güvenli bağlanma geliştirmiş çocuk göze çarpan bir tepki sergilemez, yumuşak bir geçişle bu yeni eğitim ortamına uyum yapar. İlişkilerinde zorluklar barındıran ve tereddütler yaşayan çocuğun tepkileri ise alevli ve şiddetli olabilir. Öncelikle anneden ayrılmayı reddetme ve anaokuluna başlamasında ısrar edilmesinde de tepkilerin artarak şiddetlenmesi ortaya çıkan ilk belirtilerdir. Durumda duruma farklılık görünmesine karşın tepkiler farklı biçim ve şiddet ile ortaya çıkarlar: Sabah okul zamanı ile başlayan karın ağrıları, ağlamalar, hareketlerde yavaşlama, isteksiz ve olumsuz cevaplar, kısaca çocuk baştan aşağıya olumsuz ve her şeyi reddeden bir tutum içindedir. Okul sözünden vazgeçildiğinin ilan edilmesi ile tüm belirtiler çok hızlı bir biçimde söner, bir süre önce sergilenen alevli tablonun yerini tam bir sükunet alır. • Bu dönemde çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır? Çocuğun okul reddine yönelten bilinen bir neden varsa bunun hızlı bir biçimde ortadan kaldırılması gerekir. Öncelikle öğretmen ve okul yöneticileri ile işbirliği içinde olunmalıdır. Anneden ayrılmanın yarattığı ayrılık gerginliğinin basit bir durum olarak, hor görülen bir biçimde ele alınması uygun değildir. Ciddi bir kaygı söz konusudur. Çocuğun güven duygusunun yeniden kazanılması gerekir. Annenin belirli bir biçimde okul içinde veya çevresinde onu terk etmeden beklediğini sergilemesi uygun olur. Bu süreç tam güven kurulduktan sonra tamamlanır. Ne zaman sonlanacağı tam olarak kestirilemez. Çocuk anneye ayrılabilme işaretini verir. • Okula gitmesi için zorlamak ne gibi sonuçlara yol açar? Okula gitmekten vazgeçilmesi uygun değildir. Bir sonraki dönemde de çocuğun benzer tutum sergileme olasılığı yüksektir. Okula gitmenin gerekli olduğu aile içinde ortak bir değerlendirme ile alınmış kesin bir karar olarak çocuğa sunulmalıdır. Bu tutum hiçbir başka koşul ile bağlanmamalıdır.. • Çocuğun bu süreci kolaylıkla atlatması için anne ile babaya düşen görevler nelerdir? Diğer birçok durumda olduğu gibi öncelik sevgidedir. Bu durum ve sergilenen tutumlar sevgi ile aşılacaktır. Sevgi göstermek ancak bunu sergilerken de ılımlı olmak gerekir. O güne değin ana baba tutumu olarak sergilenmemiş davranışlardan uzak durulmalıdır. Okula gitmenin çocuğa yeni ve değişik bir edinim ortaya çıkarmasına izin verilmemelidir. Okula gitme hiçbir zaman pazarlık konusu olmamalıdır. • Hangi durumlarda bir uzmana başvurmak gerekir? Okula gitmeyi reddetme kabaca 2 hafta ya da daha fazla sürerse, red ile birlikte ortaya çıkan diğer yakınmalar başka zamanlarda da sürerse, günlük etkinliklerde aksamalar ya da zorlanmalar ortaya çıkarsa bir uzmandan yardım alma zamanının geldiği düşünülmeli. • Anaokulu eğitimi çocuklara ne kazandırır? Mutlaka göndermek gerekir mi? Anneden sonra görülen ilk eğitim kabaca anaokulu eğitimidir. Sosyal ortamda, yabancılar arasında, aile dışında alınan bu eğitimin özellikle çocuğun toplumsal uyum ve gelişmesi için çok önemlidir. Bu özellikleri nedeniyle vazgeçilmezdir. Eğitimin insan yaşamındaki değer ve önemi göz önüne alınırsa her koşulda eğitim olanaklarına ulaşması için her türlü girişim sergilenmelidir. Eğitim hiç kimseye zararlı etkide bulunmamış, bilakis olumlu özellikler kazanılmasına yol açmıştır. *** ANAOKULUNA GİDEN ÇOCUĞUMUN ZİHİNSEL GELİŞİMİNİ NASIL DESTEKLERİM? ![]() Zihinsel gelişim nedir? Bir çok uzmana göre sorunun bilimsel cevabı, beyindeki düşünce ve düzenleme sistemlerinin gelişimi olarak tanımlanıyor.Bu sistemler şöyle sıralamak mümkün: Dil gelişimi, hafıza, muhakeme, problem çözme, düşünme, hayal kurma ve yaratıcılık. Çocuğunuzun sağlıklı bir zihinsel gelişime sahip olmasını istiyorsanız bu sistemlerin hepsinin gelişimini desteklemelisiniz. Çünkü bu sistemlerde olabilecek her hangi bir problem diğer sistemlerin de etkilenmesine neden olabiliyor. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr Zeynep Kızıltepe’nin görüşleri ışığında bu konu hakkında nelere dikkat etmeniz gerektiğini sizler için sıraladık Anaokuluna giden bir çocuğun en belirgin özellikleri soru sorması ve oyun oynamasıdır.Bu iki temel özellik çocuğun zihinsel gelişiminde büyük öneme sahiptir.Bu nedenle anne-baba olarak çocuğunuza bu iki temel özelliği destekleyici ortamlar hazırlamaya çalışmalısınız. Oyunun Önemi Oyun, okul öncesi dönemdeki çocuğun en önemli uğraşıdır.Çocuklar oyun vasıtasıyla sosyalleşme ve duygularını ifade edebilme ortamı bulurlar. Uzmanlara göre, bir yetişkin için “iş” ne kadar önemli ise çocuk için de “oyun” o kadar önemli. Çocuklar erken yaşlarında genellikle tek başlarına oyun oynarlar, daha sonra etraflarındaki diğer çocukları seyretmeye başlarlar ve onların oynadıkları oyunları taklit etmeye çalışırlar.Bir sonraki aşamada etrafındaki çocuklarla oynamaya ve malzemelerin paylaşmaya başlar.Oyunun en gelişmiş versiyonu diğer çocuklarla aynı amaçlar doğrultusunda ve belli kurallar içinde oynanan oyundur.Oyunun önemli bir parçası olan kural kavramı yaşla gelişir.Oyun oynarken çocuklar günlük hayata dair bir çok şeyi öğrenme ve uygulama fırsatı bulurlar.Örneğin paylaşmak, zor durumlarda ortak çözümler bulabilmek ve yardımlaşmak; oyunun çocuklara öğrettiği önemli sosyal özellikler. Çocuklar oyun oynarlarken onların oyunlarına katılmaktan hiç çekinmeyin.Beraber oyun oynarken onları daha yakından gözleme ve anlama imkanı bulursunuz.Bu durum sizin hoşunuza gittiği kadar onların da hoşuna gidecektir. Onlarla oyun oynarken, her fırsatı bir şeyler öğretmek için kullanabilirsiniz.Oyun hakkında sorular sorun ve onların sordukları soruları mantıklı cevaplarla yanıtlamaya çalışın.Oyun esnasında çeşitli sosyal ilişkileri öğretmek için fırsatlar yaratın (mesela, sıraya girme olgusunu öğretmek için çeşitli durumlar oluşturun; evcilik oyunu içinde bugün çiçekleri sulamak senin görevin, yarın kardeşin sular, ertesi günde ben sularım). Neler Yapabilirsiniz? •Çocuklarla konuşurken konuşmalarınızda çeşitli kavramların geçmesine özen gösterin. (aşağı, yukarı, dolu, boş...) •Hayallerini kullanabileceği etkinlikler oluşturun. •Beraber deneyler yapın.(TÜBİTAK kitaplarına başvurabilirsiniz) •Kolay bir tekerlemeyi veya şiiri günlük olarak çocuğunuzla beraber tekrarlayın.Onun öğrenmesi sağlayın. •Her sabah onunla yeni gün hakkında konuşun, o gün için neler planladığını sizinle konuşmasına izin verin. •Çocuğunuza her gün kitap okuyun ve sonrasında okuduklarınız hakkında tartışın. •Çocuğunuza çeşitli konular hakkında fikrini sorun.(bana bugün ne pişirmemi tavsiye edersin?) •Onunla beraber sayı sayın.Her fırsatta sayılarla ilgili sorular sorun.(elinde kaç tane sakız var?) •Beraber resim yapın ve yaptıklarınız hakkında konuşarak fikirlerinizi paylaşın. •Beraber müzik dinleyin ve ona müzik dinlerken neler hissettiğini sorun. •Günlük işleri beraber yapın.Böylece çocuğunuza hem sorumluluk almayı hem de yardımlaşmayı öğretmiş olursunuz. •Kolay bulmacalar veya zeka oyunları alın ve ona bu oyunlarla nasıl oynaması gerektiğini gösterin. •Ona karışık halde bulunan nesneleri verin ve ayırmasını isteğin. •Beraber yemek pişirebilirsiniz.Hangi yemeği yapacağınız hakkında konuşun, sonra onunla birlikte alış-veriş yapın, yemeği yapmadan önce çocuğunuz için şekillerden oluşmuş bir tarif listesi hazırlayın (mesela kaşık ve şeker şekli çizin ve yanına da 2 sayısını yazın, bu, pişireceğiniz şeye 2 kaşık şeker konulması gerektiğini anlatsın) •Lego veya bloklarla oynamasına yardımcı olun, çünkü bu oyuncaklar çocukların yer-yön kavramını öğrenmelerine destek olur. •Karşılaştırma yeteneğini geliştirmesi için onlara çeşitli oyunlar alın.(çeşitli kart oyunları, tombala gibi...) Sıralanan bu noktaların hepsi çocuğunuzun zihinsel gelişimini olumlu yönde etkileyecek aktivitelerdir.Ancak bu aktiviteleri yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, ona yapıcı eleştirilerde bulunmak ve onu yaptıklarından ötürü takdir etmek. Yrd.Doç. Dr. Kızıltepe bunu önemle vurguluyor ve çocukla beraberken ona “aferin” , “çok iyi düşündün”, “harika bir fikir” , “ne güzel fikirlerin var” gibi çeşitli olumlu pekiştirenler vermenizi tavsiye ediyor. *** ANAOKULUNDAKİ ÇOCUĞUNUZUN BEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYİN ![]() Yapılan birçok araştırmaya göre insan hayatında beyin gelişiminin en hızlı olduğu periyot 0-6 yaş dönemi. Bu nedenle 0-6 yaş periyodunu içine alan anaokulu yılları çocuğun beyin gelişimi açısından da çok önemli bir yere sahip. Çocuk bu periyotta tüm hayatı boyunca sahip olabileceği en hızlı öğrenme kapasitesine sahip olacağı için çocuğa öğretilmesi gereken birçok konunun bu zaman diliminde öğretilmesini uzamanlar bizlere tavsiye ediyor. Araştırmacılar, bir bebeğin doğduğunda beyninde milyarlarca sinir hücresi olduğunu ve bu hücrelerin ilk on yıl içinde hızla çoğaldığını belirtiyorlar. Çocuklara bu periyotta verilen gerekli miktardaki uyaran ile sinir hücreleri birbirleri arasında çeşitli ilişkiler kuruyorlar ve bu ilişkilerin sonucunda beyin oldukça iyi bir şekilde gelişimini tamamlıyor. Eğer çocuğa bu periyotta gereken uyaran verilmezse sahip olunan bu sinir hücreleri yavaş yavaş ölüyor ve işlevsiz hale geliyor. Ölen hücrelerin maalesef kendini yenilemek gibi bir şansı yok, bu nedenle hücrelerin ölmesi geri dönüşü olmayan zararlara neden olabiliyor. Beyin gelişiminin maksimum seviyede olmasını sağlamak çocuğun sosyal çevresine ve bu çevrede bulunan insanlarla doğrudan ilişkili. Çocuklar büyüdükleri bu çevrede birçok şeyi öğrenir, kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz birçok olayla karşılaşır ve bunlardan etkilenirler.Çocukların beyin gelişimlerini en iyi şekilde tamamlamaları için bu nedenle ailenin özellikle de anne ve babanın rolü çok önemli. İşte anne ve babalara çocukların beyin gelişimleri hakkında bazı öneriler… Beyin gelişimini desteklemek için neler yapabilirsiniz? *Çocuğunuza karşı her zaman pozitif olun ve onun ihtiyaçlarını karşılıksız bırakmamaya çalışın. Çünkü çocuğunuz ilk aylarında onun ihtiyaçlarına verdiğiniz karşılık doğrultusunda size güvenmeye başlayacak ve bu ilişkinin sonucunda beynindeki sinir hücreleri birbirleri arasında çeşitli ilişkiler kuracak. *Çocuğunuza her zaman ona yetecek kadar bakım sağlamayı ihmal etmeyin. Çocuğunuz için gereken zamanı ayırmadığınızda onun sosyal ve duygusal gelişimini yeteri kadar desteklememiş olacaksınız. Ama şunu unutmamalısınız ki yeteri kadar zaman ayırmak uzun saatler çocuğunuzla beraber vakit geçirmeniz anlamını taşımaz, az bir süre de olsa çocuğunuzla beraber paylaşımınızın oldukça verimli olduğu zaman dilimi çocuğunuzun ihtiyacını fazlasıyla karşılayacaktır. *Çocuğunuzla sürekli sosyal ilişki içinde olmaya çalışın, onun televizyonun önünde uzun süreler boyunca kalmasına izin vermeyin. Çünkü televizyonunda beyin gelişiminde olumsuz etkiler yarattığı araştırmalar sonucu ortaya çıkmış. *Ona kitap okuyun, şarkı söyleyin ve söyletin, onunla sürekli olarak konuşun. Çocuğunuz ne kadar çok kelimeye maruz kalırsa o kadar çok kelime algılama kapasitesi gelişecektir. Çocuğunuz kelimeleri algıladıkça o kelimeleri anlama ve kullanma yeteneği hızla gelişecek ve beyni bu konudaki bağlantıları daha hızlı yapmaya başlayacaktır. Bu aktivitelerin çocuğun gelecek yaşamındaki etkileri ise hızlı okuma ve anlama, hızlı düşünme ve cevap verme şeklinde olacaktır. *Çocuğunuza güvenli oyun ve araştırma alanı yaratmaya çalışın. Birçok uzman çocuğun kendi kendine öğrendiği aktivitelerin daha kalıcı etkiler yarattığını, bu nedenle ailelerin ve eğitimcilerin çocuğun keşif yapabilmesine imkan sağlaması gerektiğini savunuyor. *Çocuğunuza yaptığı olumlu hareketlerini pekiştirmesini sağlayacak pekiştirecekler vermeye çalışın. “Aferin”, “çok iyi”, “bunu başarabileceğini biliyordum” gibi bazı pekiştirenleri kullanabilirsiniz. İDİL SEDA AK *** ÇOCUKLAR İÇİN 4 FARKLI KİTAP ![]() 1.Hayvanat Bahçesinde Bir Gezi... Yazan: Grandreams Books Resimleyen: Belirtilmemiş Çeviren: Erol Erduran - Ömer Erduran Yaş Grubu: 4+ Remzi Kitabevi Suaygırlarının yavrularını suda doğurduğunu biliyor muydunuz? Tıpkı insanların parmak izleri gibi, hiçbir gorilin burun yapısının da bir diğerininkine benzemediğini duymuş muydunuz? Papağan Geveze ve arkadaşlarıyla hayvanat bahçesini gezerken, birçok hayvan hakkında bilgi edinecek, her sayfadaki yapbozları yaparken eğleneceksiniz. 12 karton sayfadan oluşan ve yap-bozlar içeren bu kitap çocuklar için ideal bir seçim. 2.Sarı Yumak Okula Başlıyor... Yazan: Şükran Oğuzkan Resimleyen: Nilüfer Dericioğlu Yaş Grubu: 3+ Ya-Pa Yayınları Sarı yumak adlı ayı yavrusunun okula başlama heyecanını ve okuldaki ilk gününde yaşadığı duyguları anlatan resimli bir kitap. Çocukların ilgiyle takip edebileceği sevimli resimler eşliğinde aktarılan öykü, henüz okula gitmeyen çocukların da okula karşı olumlu bir yaklaşım geliştirmelerini sağlayacaktır. 3.Mırmır Ayları Öğreniyor... Yazan: Uğur Durak Resimleyen: Belirtilmemiş Yaş Grubu: 4+ Alkım Ayların özelliklerini tanıtan kısacık metinlere Mırmır adlı bir kedinin resimlerinin eşlik ettiği bu kitapta sayfaların kimi renkli kimi ise boyanmak üzere siyah beyaz çizimler olarak bırakılmış. Böylece küçük çocuklar hem bir yıl içindeki aylarla ilgili bilgi edinecek hem de resim boyayarak yaratıcılıklarını geliştirebilecekler... 4.Kırmızı Balığın doğum Günü... Yazan: Serpil Ural Resimleyen: Serpil Ural Yaş Grubu: 3+ Duru Yayınları O gün doğum günü olduğunu unutan kırmızı balığın yaşadığı ortamda karşılaştıklarını anlatan bir masal. Küçük çocukların sayı, renk, yön gibi kavram gelişimlerine katkıda bulunması amacıyla özel olarak hazırlanan bu resimli kitabın sürpriz sonu çocukların yaşam sevincini de pekiştirecek. |
| | |
| | #24 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | ÇOCUĞUM 6 - 9 YAŞ ![]() ÇOCUĞUM OKULA GİTMEK İSTEMİYOR ![]() Araştırmalar, okul çağındaki her 10 çocuktan 3'ünün okula giderken huzursuz olduğunu, sorun yaşadığını ve gitmek istemediğini gösteriyor. Anne babaları zor duruma sokan, okul fobisi çocuğun çok şiddetli bir tepki göstererek okula gitmek istememesi veya okulla ilgili son derece isteksiz ve ilgisiz görünmesiyle başlayan bir durum. Okul korkusu da denilebilen okul fobisi, ağlama, sinirlilik, saldırganlık gibi normal olmayan davranışlarla ve baş ağrısı, mide bulanması, iştahsızlık gibi fiziksel sorunlarla belirti veriyor. Çocuk, okul kelimesini duyduğu anda huzursuzlaşıyor, ilgisiz ve isteksiz bir hale geliyor. Uyku düzeni bozuluyor. Okula gitmemek için herhangi bir fiziksel nedene dayanmayan asılsız hastalıklar ortaya atıyor. Çocuk evde genellikle rahat ve huzurluyken okulda aşırı kaygılı ve huzursuz oluyor. Okulun kapalı olduğu zamanlarda veya o gün okula gitmemesine karar verildiğinde ise çocuğun yakınmaları kayboluyor. Arkadaşlarıyla iyi anlaşıyor mu? Okul fobisi daha çok 6-11 yaş arası çocuklarda görülüyor. Kız öğrencilerde erkeklere oranla daha fazla görüldüğü saptanmış. Aşırı kollamacı, telaşlı ailelerin çocuklarında, okula başlayana kadar ailesi dışında bir sosyal hayatı olmayan çocuklarda, boşanan ailelerin bir ebeveynine bağlı olarak yaşayan çocuklarında okul fobisi daha sık görülüyor. Kuşkusuz ki bu durumda öğretmen ve okulun da etkisi var. Çok kalabalık bir sınıfta sert mizaçlı bir öğretmenin sınıfında, baskıcı, ezberci, hırpalayan ve aşırı kuralcı eğitim sistemlerinde daha sık görülüyor. Pek çok çocuk okul ortamında aşağılanma, dışlanma, zorbalık gibi durumlarla karşılaşıyor ve bu da okuldan uzaklaşmalarına neden oluyor. Çocuğun gideceği okulun, öğretmenin, sınıfın iyi araştırılması şart. Okula karşı isteksizliği ve korkusu aile ve öğretmen tarafından önemsenmezse okul fobisi kronikleşebiliyor. Bu da öğrenmeyi sevmeyen ve okul hayatını yarıda kesmek isteyen bir çocuk anlamına geliyor. Bu sebeple okula gitmek istemeyen ve okul kelimesi duyunca telaşla atağa geçen çocukları dikkate almakta ve zaman geçirmeden bir uzmana danışmakta fayda var. Ona nasıl yardımcı olabilirsiniz? Memorial Hastanesi Pediatri Bölümü'nden Pedagog Dr. Melda Alantar, velilere okul korkusu yaşayan çocuklarına karşı nasıl davranmaları gerektiğiyle ilgili bazı ipuçları veriyor… 1- Okul seçiminde çocuğunuzun görüşlerini alın. İlgi ve yeteneklerini göz önünde bulundurarak bir okul seçin. 2- Okul açılmadan önce yapılan alışverişlerde mutlaka çocuğunuzun fikrini alın. Alışverişe birlikte çıkın. Zaman zaman onunla kırtasiyeye giderek, istediği şeyleri almasına izin verin. 3- Çocuğunuza kızmayın, azarlamayın. Sabırlı davranarak neden okula gitmek istemediğini öğrenmeye çalışın. Bu konuda okuluna giderek öğretmenden de yardım alabilirsiniz. 4- Evde kalmak isteyen çocuğunuzun televizyon izleme, oyun oynama gibi etkinliklerini kısıtlayın. Evde kalmanın eğlenceli olduğu fikrinden uzaklaştırmaya çalışın. 5- Sınav endişesi, arkadaşlarının kendisiyle alay etmesi gibi belirgin bir sorundan söz ediyorsa bir an önce öğretmeni ve varsa okul psikologu ile konuşun. Sorunu çözebilmek için birlikte uygun bir plan geliştirin. *** ÇOCUĞUM GEÇ Mİ ÖĞRENİYOR? ![]() Erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazla görülen, çoğu zaman tembellik zannedilen ‘’öğrenme güçlüğü’’ özellikle çocuğun okula başlamasıyla ve derslerindeki başarısızlıkla fark ediliyor ''Disleksi'' olarak adlandırılan ve neredeyse her 10 çocuktan birinde görülen öğrenme bozukluğu okuma yazmayı öğrenme konusunda ortaya çıkan bir rahatsızlık. Disleksiye erkek çocuklarda kızlara oranla 4 kat daha fazla rastlanıyor. Nedeni kesin olarak bilinmese de hamilelik sırasında annenin yetersiz beslenmesi, doğum sonrası görülen yüksek ateşli enfeksiyonlar, doğum sırasında plasenta ve göbek kordonu anomalileri, başa alınan darbeler ve kalıtımın disleksi gelişiminde rol oynadığı düşünülüyor. Acıbadem Hastanesi’nden Pedagog Ayşegül Salgın "Öğrenme bozukluğu, zekası normal ya da normalin üstünde olan ve beklenen akademik becerileri kazanamayan çocuklar için kullanılır. Bu çocuklarda hiperaktivite, dikkat sorunları, koordinasyon problemleri, görsel ve işitsel algı sorunları, konuşma problemleri, organizasyon sorunları, sosyal-duygusal davranış sorunları sıkça görülmektedir" diyor. Dikkatini toplamakta zorlanır Öğrenme güçlüğünün okul öncesi dönemde kavram becerilerinde zayıflık, konuşmada bozukluk, algılamada zayıflık, bellek ve dikkat problemi gibi belirtileri vardır. İlkokul döneminde ise bazı derslerde başarısı normalken, bazı derslerde düşükse okuma hızı ve niteliği yaşıtlarından geri ise el yazısı okunaksız, çirkin ve yavaş ise harf ve sayıları, kelimeleri ters yazıyorsa, harf ve hece atlıyorsa, sınıf düzeyine göre basit aritmetik işlemlerinde zorlanıyorsa, bu çocukta 'öğrenme güçlüğü' vardır diye düşünülebilir. Bu nedenle sınıf öğretmenlerinin bu tür çocukları fark ettiğinde rehber öğretmen veya özel eğitim kurumlarıyla işbirliği yapması gerekir. Disleksi görülen çocuk, öğrenme güçlüğü çektiği için birtakım psikolojik problemler de yaşayabilir. Okulda yaşadığı başarısızlık onun zamanla arkadaşlarından uzaklaşmasına, içine kapanmasına neden olabilir. Hemen endişeye kapılmayın Anne babalar en çok çocuğun okula yeni başladığı dönemde telaşa kapılarak ‘’Acaba çocuğum okumayı nasıl sökecek? Okula uyum sağlayabilecek mi? gibi endişeler yaşıyorlar. Bu dönemde çocuğun sınıfta arkadaşlarından biraz geri kalması, okuma zorluğu yaşaması akla ‘’öğrenme güçlüğü olabilir mi’ sorusunu getiriyor. Oysa şu bir gerçek ki, okumayı sökerken her çocuk aynı performansı göstermiyor. Bu problem birçok farklı sebepten kaynaklanabiliyor. Sosyo-kültürel yetersizlikler, aile içi çatışmalar, motivasyon eksikliği, okul-öğretmen ya da eğitim programından kaynaklanan sorunlar okul başarısızlığının ve öğrenme sorunlarının nedenleri arasında olabiliyor. Tanı testlerle koyuluyor Öğrenme güçlüğü, yapılan testlerle çocuğun zeka düzeyi, yeteneklerinin dağılımı, görsel -işitsel algı düzeyi belirlenerek tanı koyuluyor. Hazırlanacak bireysel eğitim programı ve özel eğitim desteği ile çocuğun okulda yaşayabileceği sorunlar en aza indirilmeye çalışılıyor. Disleksi görülen çocuk, öğrenme güçlüğü çektiği için birtakım psikolojik problemler yaşayabiliyor. Ayşegül Salgın konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Okulda başarısızlık yaşayan bir çocuk öğrenme bozukluğu açısından değerlendirmeye alınır. Yapılan testlerle çocuğun zeka düzeyi, yeteneklerinin dağılımı, görsel -işitsel algı düzeyi belirlenerek tanı koyulur. Hazırlanacak bireysel eğitim programı ve özel eğitim desteği ile çocuğun okulda yaşayabileceği sorunlar en aza indirilmeye çalışılır. Çünkü öğrenme bozukluğu olan çocukların eğitimi, normal sınıflardaki müfredat programları ya da özel derslerle gerçekleştirilemez. Bu çocuklar tanı ve değerlendirmelerinden elde edilen bilgilerle oluşturulan özel eğitim programlarıyla öğrenebilirler. Ailenin anlayışlı olması gerekir Öğrenme güçlüğü çektikleri için bazı aileler çocuklarını azarlama, anlayışsız davranma yoluna gidiyorlar. Anne ve babaların onlara kızmak yerine daha anlayışlı davranmaları gerekiyor. Aileler çocuklarının okulda yaşadıkları başarısızlık ve öğrenme sorunları konusunda dikkatli olmalı, başarısızlığı tembelliğe ya da kapasite yetersizliğine bağlamadan önce gerekli değerlendirmeler bir uzman tarafından yapılmalıdır. Sorunla ilgili erken müdahale çocuğun başarısızlığını azaltacak, okulla ilişkisini olumlu yönde etkileyecektir. *** ÇOCUĞUNUZ OKULA HAZIR MI? ![]() Uzmanlar, çocukların okula başlamadan önce sağlık kontrolünden geçirilmesinin birçok hastalığın erken teşhisi açısından gerekli olduğunu belirtiyorlar. Çeşitli sağlık sorunları, çocuğunuzun okuldaki başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Bunu önlemenin yolu ise, okul öncesi check – up yaptırmaktan geçiyor. Özellikle okula ilk defa gidecek olan çocukların, doktor kontrolünden geçmesi öneriliyor. Aksi takdirde fark edilemeyen sağlık sorunları çocuğun okul başarısını ve geleceğini etkileyebiliyor. Acıbadem Hastanesi Uzmanları okul öncesi check- up ile ilgili şunları söylüyor: “Okul çağı çocuklarının her sene ayrıntılı bir muayeneden geçmeleri gereklidir. Bu muayenenin önemi, çocuğun hem genel sağlığını ilgilendiren sorunların saptanması, hem de okulla ilgili olabilecek sorunların önceden tanınıp çözüme kavuşturulmasına olanak vermesidir.” Fiziki muayene şart Çocukları okul başlamadan önce, çocuk hekimine götürüp önce detaylı bir fizik muayenelerini yaptırmak gerekiyor. Acıbadem Hastanesi Uzmanları fizik muayenede değerlendirilmesi gereken noktalar hakkında şu bilgileri veriyor: “Fizik muayenede çocuğun boyu, tartısı, kan basıncı, kalp ve solunum hızı not edilir. Genel olarak fiziksel bir rahatsızlığı olup olmadığına bakılır. Özellikle ergenlik dönemine giren çocuklarda iskelet sistemi muayenesinde skolyoz (omurgada yana doğru eğrilik) ve eklemlerde sorunlar araştırılır. Bu muayenede ayrıca çocuğun işitmesi, konuşma ve duygusal gelişimi ve motor gelişimi değerlendirilir. Bunların yanı sıra Göz hekimi tarafından görme muayenesi yapılmalı ve görme kusuru olanlara önerilerde bulunmak gerekir. Diş sağlığı her yaşta çok önemlidir. Diş hekiminin önerisiyle gerekli diş tedavileri yapılmalıdır. Demir eksikliğine bağlı kansızlık ve parazit enfeksiyonları için tetkikler yapılabilir.İdrarda kan ve protein araştırılabilir.” Aşılarını tamamlayın Çocukları hastalıklardan koruyan aşıların zamanında ve eksiksiz yapılması büyük önem taşıyor. Okul öncesi muayene aşıların tamamlanması için önemli bir fırsat. Acıbadem Hastanesi Uzmanları aşı konusunda bilinmesi gerekenlerle ilgili şunları söylüyor: “ Aşılar bazı bulaşıcı hastalıklar için çocuklarda bağışıklık sağlayıp hastalıkların yayılmasını önlerler. Okul öncesi (4 - 6 yaş arası) çocuklarına difteri, tetanos, boğmaca, çocuk felci, kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşıları yapılmalıdır. Verem testi ile verem aşısı gereksinimi belirlenmelidir. Su çiçeği çıkarmamış ve aşı olmamış çocuklara su çiçeği aşısı yapılmalıdır. Yine hepatit A için aşı yapılabilir. Bu aşıları tamam olan çocuklara 12 yaşında tetanos aşısı tekrar edilmeli ve daha sonra her 10 yılda bir yinelenmelidir.” Beslenme alışkanlıklarına dikkat ! 6-12 yaş grubundaki çocukların beslenmesi büyüme ve gelişme açısından çok önem taşıyor. Hayatlarının sonuna kadar devam ettirecekleri beslenme alışkanlıklarını bu dönemde kazanıyorlar. Bu noktada anne ve babalara büyük görev düşüyor. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Ayhan konuyla ilgili şunları söylüyor: “Okul öncesi çağda çocuğun beslenme alışkanlıkları aile tarafından belirlenir. Özellikle anne, babası çalışan çocukların okuldan eve geldiklerinde yiyeceklerini kendileri hazırlamaları sonucunda yanlış beslenme alışkanlıkları kazanabilirler. Bu nedenle ilkokul çağındaki çocuğun doğru ve dengeli beslenmesi çocuğun, ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Doğru beslenme alışkanlıkları kazanabilmelerinin en doğru zamanı çocuk yaşlarda özellikle de okul çağında başlamalıdır. Ebeveynler ve eğitimciler için hedef çocuklara iyi bir beslenme eğitimi vererek sağlıklı büyümü ve gelişimi sağlamak olmalıdır.” Evrim Ayhan okul öncesi çocukların beslenmesiyle ilgili şu bilgileri veriyor: “Çocukların büyümeleri ve sağlıkları için özel besinlere değil, besin öğelerine ihtiyaçları vardır. Bu besin öğelerini incelediğimizde süt, peynir ve yoğurt çocukların güçlü kemiklere, dişlere ve kaslara sahip olmalarını sağlarken vücutları için gerekli protein, kalsiyum ve vitamin D ihtiyaçlarını karşılarlar. Et, tavuk, balık, yumurta, fasulye, fındık ve tahıl ürünleri protein, demir, B vitaminleri ve bazı mineralleri sağlarlar. Çocuklar tarafından çok tercih edilmeyen sebze ve meyveler ise A vitamini, C vitamini ve posa içerirler. Bu nedenle bu tür yiyecekleri çocukların daha fazla tüketmeleri için teşvik etmeliyiz.” Uyku düzeni oluşturun Çocukların, okul öncesinden başlayarak düzenli bir şekilde uyku uyumaları gerekiyor. Özellikle okul çağında yeterli uyku uyuma daha da önem kazanıyor. Bu nedenle çocuklara düzenli uyku alışkanlıklarını erken yaşta kazandırmakta fayda var. Okul çocuklarının yaşlarına göre uyku gereksinimi 8-10 saat arasında değişiyor. Ancak çocukların uzun bir tatilin ardından birden bire erken saatte yatmalarını beklemek aile arasında çatışmalar yaratıyor. Çocuğun erken yatmasını teşvik etmek anne ve babaların görevi. Bu noktada Pedagog Zehra Yılmaz ailelere şu önerilerde bulunuyor: “Çocuk erken yatmamak için türlü bahaneler uydurur ve çatışmalar yaşanır. Bu nedenle uyku saatlerini yavaş yavaş istenen saate çekmek konusunda bir program hazırlanabilir. Böylece çocuk ile erken yatma konusundaki çatışmalar çözümlenmiş olur. Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir konu da çocuğun yatıp uyumasını isteyip annenin ve babanın çocuğun sevdiği (televizyon izleme gibi) faaliyetlere o yatınca da devam etmeleridir. Çocuğu erken yatmaya alıştırmak için ilk zamanlarda anne babanın da erken saatlerde yatması önerilebilir.” Psikolojik olarak hazırlayın. Çocukları sadece fiziksel olarak okula hazırlamak yeterli değil. Aynı zamanda psikolojik olarak hazırlamak gerekiyor. Özellikle ilk kez okula başlayacak çocuklarda okul korkusu görülebilir. Öyle ki okul korkusu denen durum ilkokul çocuklarının % 5'ini, ortaokulda ise % 2'sini etkiliyor. Acıbadem Hastanesi Uzmanları bu çocuklarla ilgili şunları söylüyor: “Okula gitmek istemezler ve okula gitmemek için bazı yakınmaları olduğunu söylerler. Karın ağrısı, baş ağrısı, bulantı, halsizlik, ishal ve baş dönmesi gibi belirtileri olabilir. İleri durumlarda ateşi çıkan çocuklar bildirilmiştir. Bu yakınmalar genellikle sabahları olur ve okula gitme zamanı yaklaştıkça artar.” Acıbadem Hastanesi Pedagog Zehra Yılmaz konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bebeklikten itibaren anne ve babanın aşırı destek ve kontrolü altında olan, anne babanın onayına ve yardımına çok ihtiyaç duyan, anne baba tarafından kendi kendine ihtiyaçları karşılanma konusunda teşvik edilmeyen, fırsat tanınmayan ve tüm ihtiyaçları anne baba tarafından karşılanan çocukların, anneden ayrılığa ilişkin bir güçlük yaşadıklarını görmekteyiz. Bu çocukların kendi başlarına başarılı olabileceklerine dair inançları zayıftır. Bu nedenle okul gibi yabancı bir ortama girince kendilerini yalnız hissetmeleri normaldir.” Okul korkusu ile baş etmede anne babaya büyük sorumluluk düşüyor. Pedagog Yılmaz yapılması gerekenlerle ilgili şu bilgileri veriyor: “Anne baba çocuğun duygularını kabul edici davranmalı, okula gitme fikri de zorlamayla yerine getirilmemelidir. Okula gitmek istemediklerinde eve dönmek ya da okul değiştirmek çoğu zaman çözüm olmaz. Bunun yerine çocuğa alışması için zaman tanınmalı bu sırada ağlamalar, reddetmeler, hırçın davranışlar ve tutturmalarla karşılaşılacağı unutulmamalıdır. Çocuk ilk başlarda gitmeyi reddetse de bulunduğu ortama güven duymaya başlayınca, sevdiği faaliyetlerle karşılaşınca ve başarıları da ödüllendirildikçe anne - baba ve ev düşüncesinden uzaklaşacak okul ortamına alışacaktır. Bu konuda öğretmenin de anlayışla yaklaşması şarttır. Zaman içinde çocukta anne baba olmadan da başarılı olabileceği, kendi kendine yetebileceği inancı oluşturulmalıdır. Kısaca çocukların kendine güven düzeylerinin arttırılması gerekmektedir. Bu konuda ailelerin pedagog desteği almaları da yararlı olacaktır.” İlk gün bu noktaları atlamayın ! Okulların açıldığı ilk gün her anne ve baba açısından zor bir gün. Acıbadem Hastanesi Uzmanları okulun ilk günü için kontrol edileceklerin listesini sunuyor. Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar okulun ilk gününün daha kolay geçmesini sağlayacak. Okul için çocuğunuzun sağlık durumunu bildiren formları ve acil durumlarda size nasıl ulaşabilecekleri konusunda bilgileri okula ilettiniz mi? Okulun ilk günü ne zaman ve saat kaçta okulda olmak gerekiyor? Çocuğunuz okula nasıl gidecek? Ona trafik ve okul servisiyle ilgili güvenlik kurallarını öğrettiniz mi? Öğle yemeği saat kaçta ve nerede yenecek? Okul kıyafetleri olarak neler isteniyor? Çocuğunuzun yaz tatilinde oluşan ve okulunu etkileyebilecek yeni bir sağlık sorunu var mı? Bununla ilgili önlemler aldınız mı? Okulda alması gereken ilaçları var mı ve bununla ilgili olarak okula bilgi verdiniz mi? Okul sonrası çocuğunuz nereye gidecek? Acil durumlarda neler yapacak ve nasıl ve kimden yardım isteyecek? Daha fazla bilgi için : Alo Acıbadem 444 55 44 |
| | |
| | #25 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | OKULUN İLK GÜNLERİNDE ÇOCUKLARINIZI CESARETLENDİRİN ![]() Çocuklarımızın sosyalleşmeye başladıkları ilk yer, şüphesiz ailedir. İkinci durak ve en önemli basamak da okul hayatıdır. Konu 1. sınıf olunca bu, kimi çocuklar için iple çekilen bir başlangıç iken kimi çocuklar için ise korkulu bir bekleyiş haline gelir. Bu çok normaldir. Aileden çıkıp, farklı sosyal çevrelere girmek, o çevrenin bir parçası olmaya başlamak, oyun döneminden yeni çıkmış 6-7 yaş çocuğu için oldukça zor bir süreç olabilir. Bu ilk gün krizlerinin çözümü, olayı doğal akışı içinde, idealize etmeden ve sabırla beklemekten geçer. Çocuğunuza bunun için zaman tanıyın. Çocuğunuzun okula alışması sırasında şunlara dikkat edin. • Öncelikle ilk günlerde anne-baba sakin ve soğukkanlı olmalı. Çünkü ailenin verdiği tepkiler önemli. Çocuk bu tepkilere bakarak, aynı kaygıyı ve paniği yaşamaya başlayabilir. • Herkesten önce çocuğu en iyi tanıyan anne ve babadır. Bu yüzden anne ve babalar, okullun ilk günlerinde onun heyecanını ve kaygılarını azaltabilecek ve sakinleştirebilecek yollar bulmalılar. • İlkokul, eğer çocuk anaokuluna da gitmemişse, aileden sonra sosyalleşmeye başlanılan ilk yerdir. Ve artık orada farklı bir dünya onu beklemektedir. Öğretmenler, diğer çocuklar, çalışanlar, müdürler... Ailelere düşen görev okul başlamadan önce çocuklarına okulun nasıl bir yer olduğunu ve oranın korkulacak bir yer olmadığını anlatmaktır. • Okula gitmesi konusunda ailenin her üyesinin tutarlı bir tutum takınması, çocuğun bu konuda cesaretlendirilmesi gerekmektedir. • Çocukla her zaman açık ve anlaşılır tarzda konuşulması önemlidir. Okula gitmek istemiyorsa açıkça bu korkusunun nedenleri ve endişeleri üzerine konuşulmalıdır. Ancak bunu yaparken, kesinlikle aşağılayıcı ve küçük düşürücü tarzda olmamasına özen gösterilmelidir. • Sadece onun değil her çocuğun bunu yaşayabileceği söylenebilir. • Çocuklar için en önemli şey, güvendir. Anne-babalar çocuklarına güven versinler. “Buralardayım..” “Çıkışta seni alacağım” “Beni göreceksin” “Kapıda olacağım” gibi cümlelerle çocuk sakinleşebilir. Okulların bir hafta erken açılması çocukların adaptasyonu için düşünüldü. Anne babalar okullara gitsinler. Çocuk onları görsün. Kendini güvende hissetmesi için ilk günler buna ihtiyaç duyar. İlk günlerde çocuklarını okullarda yalnız bırakmamaları çocukların güvenlerini kazanmaları açısından gereklidir. • Ayrıca, anne-babalar kesinlikle karşılaştırıcı bir tutum içinde olmamalıdırlar. Başkalarının çocuklarını “iyi örnek” olarak göstermemelidirler. • Okulun ilk günlerinde ve daha sonralarında da, okul ve öğretmenle işbirliği içinde olunması önemlidir. Ailelere, okuldaki profesyoneller ve rehber öğretmenler tarafından bu adaptasyon sürecinin ne zaman sonlandırılması konusunda bilgi verilir. • Tüm bunların dışında çocuk hala aşırı bir korku duyuyorsa mutlaka bir uzmandan profesyonel yardım alınmalıdır. *** OKUL HAYATINA İYİ BİR BAŞLANGIÇ TÜM YAŞAMI OLUMLU ETKİLİYOR ![]() Bu dönemde yaşanan sorunlar kendine güven duygusuna, topluma uyuma, okul başarısına, ilerideki yeni okul ve ortamlara alışmaya, evlenip, yeni işe başlamaya hatta kendi çocuğunun evden ayrılma süreçlerine etki eder. Memorial Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uz. Dr. Leyla Benkurt Alkaş “ Çocukların okula uyum sağlaması ” ile ilgili bilgi verdi. Okul bahçesindeki ayrılma anını uzatmayın Okul bahçesinde annenin elini bıraktığı an, zil sesi ile velilerin okul dışına yönlendirilmesi en can alıcı anmış gibi görünse de çocuğun o güne nasıl geldiği, okul hakkındaki bilgisi, beklentisi, endişeleri önemlidir. Hatta anne-babanın kendi ayrılık anıları, korkuları, çocuk için endişeleri bu sürecin bilinçaltı zorlukları olabilir. Yine okulun şekli, okulla ilgili bilinmeyenler, öğretmen ve çalışanlarının tutumu, kaygısı olan diğer çocuk ve annelerin varlığı, ufak şanssızlıklar-servis arabasındaki değişiklin, öğretmenin hastalanması, annesini görememe- çocuğu etkileyebilir. Bazen de çocuğun çok korunaklı büyütülmesi, tüm işlerinin- yemek yemek, tuvalete gitmek, kıyafetini çıkarıp giyinmek, bir işe başlamasının yönlendirilmesi- anne yardımı ile yapılması çocuğun okulda yalnız, çaresiz sudan çıkmış balık gibi hissetmesine yol açacaktır. Annenin bin tembih yapması, çocuktan ayrılma anını aşırı uzatması, tekrara tekrar sarılıp durduk yerde korkma ben yanındayım deyip, ihtiyaç olmasa da teneffüslerde hemen çocuğun yanına gidip ağzına yemek tıkıp, terini silmesi, yazılarını kontrol etmesi çocuk-öğretmen ilişkisinin gelişimini geciktirecektir. Her çocuğun tepkisi farklıdır, Unutmayın! Mükemmeliyetçi ve çok başarılı çocuklar sıradan oldukları duygusunu veya kendisinden daha becerikli çocukların varlığı karşısında, öğretmenin ilgisini yeterli bulmayıp ciddi hayal kırıklığı yaşayabilir. Tersine el becerisi iyi gelişmemiş, konuşması- kendini ifadesi yeterli gelişmemiş çocuklar arkadaşları ve öğretmen tarafından alay edilip dışlanmaktan korkabilir. Evinde istediği saatte televizyon seyredip, elektronik oyunlar oynayan, rahat oturup kalkmaya alışmış aşırı ehlikeyif çocuklar okulu sıkıcı ve zorlayıcı bulacaktır. Ya da kural ve ortamın çok daha çocuksu olduğu yuvaya alışan çocuk okulu soğuk ve ürkütücü bulabilir, minderlerde rahat oyun oynama beklentisi içine girecektir. Yine çocuğun ruhsal yapısı: endişeli, utangaç karakterinin olması, aşırı anne bağımlılığının çözülememesi, ev içinde anne- baba arası sorunlar olması, yeni kardeş doğumu, taşınmalar, sevilen birinin ölmesi, yakın zamanda yaşanmış kaza, hırsızlık, hastalık gibi korkutucu yaşantıların olması okula alışma dönemini olumsuz etkileyecektir. Çocuk Okula Giderken Ne Düşünmeli? Ben büyüdüm, okula gidecek kadar becerikliyim, bir sürü arkadaşım olacak, öğretmenim annem babam gibi bana bakacak koruyacak, bir sorun olursa öğretmenim çözer, yeni şeyler öğreneceğim, evim yerinde duruyor evime dönünce her şey aynı olacak, asla okulda unutulmam, servisime binerim-hostes ablam beni almadan okuldan ayrılmaz, beni okuldan almaya mutlaka gelecekler, öğretmenin istediği ödevleri yapabilirim, yanlış yapsam da öğretmenim kızmaz bana doğrusunu öğretir, okuldaki tuvaletin yerini, öğretmen odasını biliyorum, sınıfımı kaybetmem, okuldaki tüm yetişkinlere soru sorup yardım isteyebilirim, büyük çocuklar bana zarar vermez, okula kötü niyetli kişiler-hırsızlar giremez, öğretmenim ve ben annemlerin telefonunu biliyorum , benim ihtiyacım olsa mutlaka hemen haber alır gelirler… Okul Reddi Olursa Çocuk ve ailesinde yukarıdaki düşünceler yerine tersi geliştirecek risk ortamları olursa çocuk okula gitmeyi reddeder. Bazen sudan bahaneler söyler veya çeşitli hastalık belirtileri gösterir. Ateşi çıkar, karnı-başı ağrır, midesi bulanır… Ailenin tutumu çok önemlidir. Okula Götürdüğünüz Çocuğunuzla Mesafenizi Koruyun Okulun bahçesi, koridoru da olsa okulda durmalıdır. Anneyi görecek şekilde oturmak ama teneffüste arkadaşlarıyla oynama, tanışma ortamı sağlanacak şekilde mesafeli durulmalıdır.15 günden sonra yumuşama olmazsa önce okul rehberliğinden gerekirse bir çocuk psikiyatrisinden yardım alınmalıdır. 1 aya uzamış süreçlerin tedavisi zordur. Çocuk ayrılma anında panik atak benzeri ağlama, nefes alamama, çarpıntı, tuhaf çılgın gibi davranma, okuldan kaçma, yola fırlama, camdan atlayacak gibi çıkmak için çabalama atakları gösterebilir. İştahı gider, uyuyamaz günden güne solup sessizleşme, her şeye ağlama, değişik korkular geliştirme, sürekli aileyi arama, öğretmene yapışma belirtileri gösterir. Çocuğun gerginliği okul dışına taşıp mutsuz, huzursuz olmasına neden olur. Çocuğun okula gidememesi anne baba arasında sorunlara yol açar. Anne-baba da mutsuz olup, çocukla kalmak zorunda kalır. İş düzenleri, ev yaşamı, düzenleri alt üst olur. Çocuk kendini anlaşılmamış yalnız güçsüz hissederken aile çocuğa ödüller, cezalar, şiddet uygulama gibi bir sürü yöntem uygulamaya başlar. Tedavide öğretmen, aile, okul ve psikiyatrist ortak çalışır. Öncelikle ortam ve tutumlar düzenlenip davranışçı ödevlerle tedavi yapılır. Bu bir hastalık olarak ele alınmalı, gerekirse olay kronikleşmeden ilaç tedavisi başlanmalıdır. İlaçlar çocuğa zarar vermeyecektir. Nihayetinde bu konunun uzmanının bilgi ve deneyimi ile tedavi düzenlenmektedir. Aileler tedaviden korkup, okul reddinin kronikleşmesine sebep olursa başta belirttiğim yansımaları çocuğun tüm hayatına rengini verecektir. Okul yolu taşlıdır ama bu yolda sağlıklı yürümek hayat yolunda çocuğun bir birey olarak var oluşunu sağlar. Aile de çocukta bu işten gururlu ve mağrur çıkacaktır, önlüklü çocuğun ailesine mahçup ve gülümser bakıp el sallayıp sınıfına koşarak gitmesini izlemek anne- baba içinde gurur veren hüzünlü bir süreçtir, yarın evladını şehir dışına yollarken, askere gönderirken, evlendirirken de benzer duygular yaşanacaktır. *** KARNESİ KÖTÜ ÇOCUK, " DÜŞÜK ZEKALI " DEĞİL! ![]() Psikolog Ferahim Yeşilyurt, çocukların okul başarısı ve başarısızlığı konusunda merak edilenleri yanıtladı: 1- Kötü karne getirmenin nedenleri nelerdir? Çocuğun karnesinin iyi olmasında şunlar etkilidir: - Çalışma alışkanlıklarının kazanılması - Evde ders çalışma ortamının uygun olması - Sorumluluk duygusunun yerleşmiş olması - Duygusal sorunlarının yoğun olmaması Eğer çocuğunuz iyi karne getirmiyorsa, bu dört faktörün değerlendirilmesinde yarar var. Başarıyı etkileyen tek faktör zeka olmadığı için, iyi olmayan karnenin düşük zeka göstergesi olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. 2- Karnesi iyi olmayan çocuk hayatta başarılı olamaz mı? Karne çocuğun tüm performansını yansıtmaz. Yani notları çok yüksek bir çocuğa, hayatta çok başarılı olacağı söylenemez. Tersi de geçerlidir. Karnesi iyi olmayan çocuğun da yaşamında çok başarısız olacağı söylenemez. Her çocuğun başarılı olabileceği yönleri muhakkak vardır. Bu özellikleri açığa çıkarmak ailenin ve eğitim sisteminin görevidir. 3- Çocukları notlarına göre ödüllendirmek ya da cezalandırmak doğru mu? Notlara göre aileler bazen çok katı cezalar verebiliyor ya da çocuk sınıfı geçti diye aşırı ödüllendirebiliyor. Notlar değerlendirilebilir ancak çok fazla abartılmamalıdır. 4- Çocuğun ailesi tarafından kabul edildiğini bilmesi neden önemli? Bir çocuğun ailesi tarafından olduğu gibi kabul edilmesi çocuk açısından çok önemlidir. Derslerindeki başarı ya da başarısızlığı ailesiyle olduğu gibi paylaşabilmek ve ailesi tarafından kabul hissini yaşamak çocuğu rahatlatır. Çocuk ailesinin sadece başarılarını kabul edeceğini düşünürse, bu durumda not düzeltme, yalan söyleme gibi dürüst olmayan yollara başvurabilir. 5- Karnesinde düşük notları bulunan çocuklara anne-baba olarak nasıl davranmak gerekir? Öncelikle dönem sonunda alınan karnenin, çocuğun karnesi olmasının yanı sıra, ailenin ve eğitim sisteminin de karnesi olduğu unutulmamalıdır. Öğrencinin başarısında ailenin önemli bir yeri vardır. Aile içi ilişkilerin sağlıklı olduğu, çocuğun kişiliğine saygıda bulunulan ve çocuğun kendini geliştirmesinin desteklendiği bir ailede başarının da o oranda yüksek olması beklenir. ANNE BABALAR KENDİLERİNE BU SORULARI SORMALI Karne sonrasında öğrencinin notları düşükse genellikle bu durumdan öğrenci sorumlu tutulur. Eleştirilir, suçlanır. Oysa yapılması gereken, karnedeki düşük notların nedenlerinin ana-baba-çocuk üçgeninde değerlendirilmesidir. Anne-babalar şu soruları kendilerine sorabilirler: - Acaba çocuğuma kitap okuma konusunda iyi bir model olabildim mi? - Ona ders çalışma sorumluluğunu verebildim mi? - Çocuğumuza aile içinde yoğun kavga ve çatışmaların olmadığı sağlıklı bir aile ortamı yaratabildik mi? - Ara sınavlardan düşük not aldığında onu eleştirip, yargıladık mı? - Onun özgüvenini kazanmasına yardımcı olabildik mi? NELER YAPILABİLİR? Bu değerlendirmeler anne-baba arasında yapılabilir. Diğer taraftan çocukla bu sonuçların nedenleri üzerinde konuşulabilir. Eğer aile-çocuk iletişimi iyiyse, çocuk bu sonucun alınmasındaki kendi rolünü görüp, değerlendirmesini yaparak gerekli sorumluluklarını alacaktır. Unutulmaması gereken bir nokta; alınan karne notlarının telafisinin her zaman mümkün olduğu, gelecek dönemlerde yükseltebileceği olmalıdır. *** ŞİMDİ BİSİKLET ZAMANI! ![]() Hepimizde bir anısı olan araçtır bisiklet. Bisiklet denince kimisi karne hediyesini, kimisi sünnet hediyesini, kimisi dizindeki yarayı kimisi de korkup binemediği o iki tekerlekliyi hatırlar... Gelişen teknolojiye ve hızını arttıran yaşama rağmen hepimizin unutamadığı bir araç olmaya devam eden bisiklet, bugün hem ekonomik hem de çevreye duyarlı olması nedeniyle birçok insan tarafından kullanılıyor, sağlıklı yaşamayı tercih edenlerin ise vazgeçilmezi olmayı sürdürüyor. Tabii çocuklar da bu güzel araca kayıtsız kalamıyor ve 3-4 yaşlarından itibaren bisiklete binmeye başlıyorlar. Çocuk gelişiminde önemli bir rol üstlenen bu aracı siz de çocuğunuza tanıtmak ve öğretmek için yazın bu günlerini değerlendirebilir, bu süreçte çocuğunuzla keyifli anlar paylaşabilirsiniz. Başlangıçta Neler Yapılmalı? ÇOCUĞUNUZA BİR BİSİKLET ALIN! Daha sonra... Kullanmaya yeni başlayan çocuklar için, bisiklette önce yan destek ayakları olmalıdır. Çocuk bir süre bu desteklerle bindikten sonra, destek ayakları 1-2 cm yükseltilerek denge boşluğu bırakılmalıdır. Denge bulmaya başladığında bu ayaklar sökülmelidir. Eğer çocuğunuz doğrudan kullanmayı öğrenmek isterse; pedallar sökülür, selenin yüksekliği çocuğunuzun ayak tabanı yere basacak kadar alçaltılır. Çocuk ayakları ile kendini iterek bisikleti hareket ettirir. Zaman zaman ayaklarını kaldırarak denge kurmaya başlar, iyice denge kurduktan sonra pedallar yeniden takılır ve eğitim tamamlanır. Bisikletin frenleri, veliler tarafından arada sırada kontrolden geçirilmelidir. Frenleri iyi tutmayan bisiklet, tehlike anında duramayacak ve üzücü kazalara neden olacaktır. Daha sonraki aşamada, çocukların amaca yönelik eğitim alması sağlanmalıdır. Bisiklet Sporuna Başlayan Çocuklar için Bazı Kurallar... 1. Asla ana yollarda sürmelerine izin vermeyin. 2. Kalabalık ortamlarda ve işlek sokaklarda bisiklet kullanmasını engelleyin. 3. Bisiklete binip sürmeye başlamadan önce yolu kontrol etmesi gerektiğini çocuğunuza söyleyin. 4. Bisiklete sürdüğü alanda tüm trafik kurallarına uyması gerektiğini ona hatırlatın. 5. Bisiklet sürerken her zaman kendi kararlarına öncelik vermesi gerektiğini vurgulayın. (Arkadaşlarının istek ve kararlarına göre fikirlerini değiştirmemeli, kendisine doğru gelen şeyleri yapmalı.) 6. Çocuğunuz, bisikletini kullanırken ellerini bisikletten çekmemeli, en az tek elle bisikletin kontrolünü sağlamaya devam etmeli. 7. Gece, yalnız başına bisiklet sürmesine izin vermemelisiniz. (Üzerinde açık renkli giysiler olsa bile!) 8. En önemli kural ise, çocuğunuz her zaman bisiklete kaskı ile binmelidir. Unutmayın ki kask, bisiklet üzerinde kullanılması gereken en önemli güvenlik aracıdır. Çocuk bir yaşında bile olsa kask takılmalıdır. Bisiklet kazalarında en tehlikeli olay, beyin travmasıdır. |
| | |
| | #26 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | ÇOCUĞUM 9 - 12 YAŞ ![]() ERGENLİKLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER ![]() Kız ve erkek çocuklarının ergenlik çağına geçişten itibaren, fizyolojik ve psikolojik sorunlarının ihmal edilmesi, gelecekte çözümü güç sonuçlar yaratabilir. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Merkezi, bu dönemdeki çocuklar ve ailelerin ihtiyaçlarına yönelik sağlık hizmeti veriyor. Büyüme sağlıklı olmanın en önemli göstergesi. İlk bir yaşta hızlı bir büyüme çizgisi gösteren çocuk, ergenlik çağında da buna benzer bir süreci yaşıyor. Yaşamının ilk bir yılında bebekler ortalama 24 cm. uzuyor. Ergenlik çağında da erkekler 25 – 30 cm, kızlar ise 20 cm boy atıyor. Bu dönemde boy uzaması dışında fizyolojik ve psikolojik olarak birçok değişiklikler yaşanıyor. Kızlarda 10 yaş, erkeklerde 12 yaş civarında başlayan ve ortalama 3 – 5 yıl arasında süren bu süreçte ergenlik çağındaki çocukların sağlık kontrolünden geçmesi gerekiyor. Acıbadem Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, "Ergenlik dönemi, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir" diyerek ergenlikle ilgili şunları söylüyor: "Kızlarda meme gelişiminin başlaması ve cinsel bölgede kıllanma, erkeklerde ise genital bölge gelişmesi ve cinsel bölgede kıllanma ile ergenlik başlar. Ergenlik dönemindeki cinsel ve fiziksel gelişme daha erken tamamlansa da, psikolojik gelişmeyi de içeren adölesan dönemi 18 – 20 yaşına kadar sürer. Bu dönemde çocukların uzman hekim tarafından mutlaka takip edilmesi gerekir çünkü çocuğunuzun hayatının şekillendiği bu dönemde ortaya çıkan rahatsızlıklar, çocuğunuzda kalıcı hasarlara yol açabilir." Ergenlik ne zaman başlar? Ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar var. Sadece belirtiler açısından değil zamanlama olarak da kız ve erkek çocuklar arasında belirgin ayrılıklar bulunuyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Kızların 10 yaşından, erkeklerin 12 yaşından itibaren ergenliğe adım attığı kabul ediliyor. Kızlarda meme büyümesi, erkeklerde cinsel organların büyümeye başlaması ile ergenlik başlıyor. Prof. Büyükgebiz, bu noktada ailelere bir uyarıda bulunuyor: "Ergenlik 10 – 18 yaş aralığı kabul edilmesine karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerin ortaya çıkması bir hastalık ve tedavi edilmesi gerekir. Âdet döneminden sonra kızlar ancak 5 – 6 cm atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Erkeklerde ise 13.5 yaşına kadar ergenlik belirtilerinin görülmemesi normal bir durum değildir. Bu yaşa kadar herhangi bir ergenlik belirtisi görülmezse merkeze başvuru gerekir." Ergenlik dönemi sorunları merkeze başvuran ergenlere bir sorunları olsun olmasın uygulanan bazı tetkikler var. İlk etapta detaylı bir fiziksel muayeneden sonra ergenin boyu ve kilosu ölçülerek normal değerlerle karşılaştırılıyor. Bu dönemde kemik sağlığı yönünden sorunlar sık görüldüğü için kemik grafisi alınıyor. Kız ve erkek çocuklara tam kan tahlili yapılırken, kızlarda guatr mevcut ise T3, T4, TSH değerlerine bakılıyor. Prof. Dr. Büyükgebiz yapılan testler sonucu en sık karşılaştıkları sorunları şöyle sıralıyor: Boy kısalığı: Ergenlikte büyümenin en hızlı olduğu "büyüme hızı doruğu" kızlarda ortalama yılda 9 cm erkelerde ise 10.5 cm dir. Boy uzaması ergenliğin son evrelerinde giderek yavaşlar, kızlarda adetten sonra, erkeklerde 17-18 yaşlarında hemen hemen durur. Boy kısalığı genel olarak erken ergenliğe giren ve ergenlik dönemi kısa süren çocuklarda gözleniyor. Tiroid hormonu, büyüme hormonu, seks hormonları ve hatta iklim şartları boyun uzamasını etkiliyor. Genetik faktörler boy uzamasında tek başına yeterli değil. Çocuk, yaşıtlarından kısa olduğunda, yılda 5 santimetreden az uzadığında dikkatli olmak gerekiyor. Cinsel gelişim yetersizliği: Özellikle ergenliğe geç giren erkek çocuklarda rastlanılan ve boy kısalığı ile birlikte görülen bir durum. Cinsel gelişme ergenlik dönemindeki hormonların salgılanması ile ortaya çıkıyor. Cinsel gelişmede yetersizlik gözlenirse, vakit geçirmeden mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor. Guatr: Özellikle kız çocuklarında görülen bu durumun mutlaka tedavi edilmesinde fayda var. Endrokrinolog tarafında yürütülen tedaviyle genellikle başarılı sonuçlar alınıyor. Anemi: Ergenlik çağında, özellikle kız çocuklarında görülen bir hastalık olan anemi, halsizlik, yorgunluk, solukluk ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Aşırı kıllanma: Kız çocuklarında, hormon bozuklukları nedeniyle oluşabiliyor. Özellikle adet düzensizliği ile beraber görülüyorsa vakit geçirmeden tetkik yapılıp, tedavi edilmesi gerekiyor. Fiziksel sorunlar: Omurga eğrilikleri, bel ağrıları gibi ortopedik sorunlara ergenlik döneminde sıkça rastlanıyor. Obezite: Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri obezite ile doğrudan ilişkili hastalıklar arasında yer alıyor. Ergenlik, vücuttaki yağ hücre sayısının belirlenmesinde kritik bir dönem. Bu dönemde yağ hücrelerinin sayısında artış oluyor ve bu aslında normal bir süreç. Ancak aşırı beslenme ve hareketsizlik durumunda yağ hücrelerindeki bu artış kolaylıkla obeziteye neden olabiliyor. Bu dönemde yağ birikiminin önlenmesi, ileriki yaşlarda obezitenin önlenmesinde de yardımcı oluyor. Ergenlikte obez olan her 10 çocuktan 7’si tedavi edilmezse ileride obez olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Âdet düzensizlikleri ve ağrılı adetler, ergenlik çağındaki kız çocuklarda sık rastlanıyor. Erkeklerde meme büyümesi: Ergenlik çağındaki çocuklarda görülüyor. Hormonal bir bozukluk olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Kemik sağlığı: Vücuttaki kemik kitlesi en fazla ergenlik döneminde kazanılıyor. Genetik yatkınlık, beslenme, hormonlar ve egzersizler kemik kitle oluşumunu etkiliyor. İleri yaşlarda görülen osteoporozun temelleri çocukluk ve özellikle ergenlik yaşlarında atılıyor. Ergenlik dönemi şakaya gelmez! Ergenlik dönemi hassas bir dönem. Bu süreçte yaşanılan problemlere ek olarak büyüme geriliği yaşayan çocuklar için merkez bünyesinde gerektiğinde psikolojik destek de veriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu Psikoloğu Duysal Aşkun kişiliğin yeniden oluştuğu bu dönemde her ergenin çeşitli sorunlar yaşadığına değinerek şunları söylüyor: "Kızlarda adetin başlaması, erkeklerde hormonal değişimlerle huysuzluk, sinirlilik, ağlama nöbetleri, depresif dönemler görülebilir. Kız –erkek arkadaş ilişkileri başladığı için bununla ilgili duygusal sorunlar yaşanır. Özgürleşme ve bireyselleşme iddiasında olan çocuk anne ve babasıyla bazı tartışmalar yaşar. Bu dönem, çocuklukla yetişkinlik arasındaki bir dönem olduğu için her yaşanan olumsuzlukta paniğe kapılmamak ve ergeni küçük bir çocukmuş gibi sürekli uyarmamak gerekir. Yapılması gereken en önemli şey çok iyi dinlemek ve yargılamamaktır. Söylediği ters gelse de ailelerin çocuğu sabırla dinlemesi gerekir. Okulda ciddi başarısızlık, aile içi şiddet, ciddi ağız dalaşı, davranış bozuklukları, her gün olan çatışma gibi hallerde ve kötü arkadaş ilişkilerinde terapi gereklidir. Gelişim geriliği yaşayan ergen ise ergenlik sürecini daha zor atlatabiliyor. Bu zorluğu yaşayan ergenlere ve ailelerine psikoterapi uygulanıyor. Duysal Aşkun, bu çocuklarda kendine güven sorunu yaşanabileceğini belirterek şunları söylüyor: "Kendine olan güveni sağlamak için bir ortam yaratmak gerekir. Böyle bir olumsuzluğa, fiziksel engele rağmen bu yaşadıklarının hayatın sonu olmadığına dair telkinlerde bulunuruz. Ama büyüme geriliği yaşayan her çocuk illa ki psikolojik olarak bugünleri zor atlatacak anlamına gelmez. Aile burada önemli bir faktördür. Aile konuyla ilgili endişe taşıyorsa bile bu endişesini çocuğuna duyurmamalıdır." Psikoterapide aile ve ergen birbirinden ayrı tutulmuyor. Aile terapisi tercih ediliyor. Ancak, ergenin gelmek istemediği durumlarda sadece anne ve babaya da terapi uygulanabiliyor. Psikolog Duysal Aşkun, “Bu dönem şakaya gelmeyecek bir dönemdir” diyerek şu uyarıda bulunuyor: "Anne – baba ve çocuk ilişkisinde anne ve baba aynı tutarlı davranışları göstermelidir. İlişkide anne – çocuk ya da baba – çocuk koalisyonu değil anne – baba koalisyonu olmalıdır." *** CİNSELLİĞİ GÖRMEZDEN GELMEYİN ![]() Ergenlik çağına yaklaşan çocuk, cinselliği daha çok merak etmeye başlar, bu dönemde soruların cevapsız bırakılması onu yanlış kaynaklardan bilgi edinmeye zorlayabilir. Çocukların, cinsellikle ilgili konularda aileleri tarafından sağlıklı bir biçimde bilgilendirilmesi son derece önemli. Eğer anne ya da baba çocuğu cinsellikle ilgili bir soru nedeniyle azarlarsa çocuğun suçluluk hissetmesi, cinselliğin, ayıp, günah veya pis bir şey olduğunu düşünmesi kaçınılmaz hale geliyor. Çocuk soru sorduğunda doğru, açıklayıcı ve anlayabileceği şekilde cevap verilmelidir. Cevaplar çocuğun merakını gidermeli ve doyurucu olmalıdır. Fazla ayrıntılı bilgi vermek çocuğun kafasını karıştırabilir. Ancak susmak veya azarlamak da doğru değildir. Arkadaşlarından yanlış bilgiler edinmesin Uzmanlara göre cinselliğin biyolojik temelleri hakkında çocuk küçükken konuşmaya başlamak, ileride cinsel konular hakkında anne ve babanın bu konuyu çocukla rahatça konuşup paylaşmasını sağlıyor. Memorial Hastanesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlarından Uzm.Dr. Ayten Erdoğan ailelerin çocuklar soru sormaya başladıklarında, yaşları küçük diye onları duymazlıktan gelmemelerini, kısa ve net yanıtlar vermelerini öneriyor. Çocuğunuz 5 yaşında olduğu halde bu konuyu merak etmiyor ya da konuyla ilgili sorular sormuyorsa, onu siz yönlendirin. İlkokul dönemindeki bir çocuğun, cinsel organları, kız erkek farklılığını çoktan öğrenmiş olması gereklidir, bebeğin göbekten çıktığı, leyleklerin getirdiği şeklinde düşünmesi yaşına uygun değildir. Çocuğu bu konularda ilgilendirmezseniz, okul arkadaşlarından yanlış ve tehlikeli bilgiler edinebilir. Bu dönemde televizyondaki öpüşme sahneleri onun ilgisini çekebilir. Her ne kadar onun izleyeceği programları denetleseniz de böyle bir sahne izlerken paniğe kapılıp hemen televizyonu kapatmak, onun ilgisini başka yöne çekmeye çalışmak daha çok merak etmesine neden olur. Onu her zaman kontrol edemezsiniz ama ona sağlıklı bilgiler vererek, yanlış bilgiler edinmesine, okumasına engel olabilirsiniz. Yine bu dönemde çocuklara cinsel organların temizliği ile ilgili bilgilerde verilmelidir. Çocuğun kendi başına banyo yapmaya başladığı ilkokul çağlarında, üreme organları ile ilgili hijyeni bilmesi, vücudundaki değişimlere de hazırlıklı olması gerekir Kızlar daha bilgili Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı'nca üreme sağlığı konusunda yapılan bir araştırmaya göre çocuklar cinsellik ile ilgili sorularını daha çok annelerine yöneltiyor. En çok bebeğin doğumu, kız erkek arkadaşlığı, adet görme soruluyor . Ancak ne yazık ki yine aynı araştırmaya göre öğrenciler cinsel sağlık konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Araştırmada, üreme sağlığı tanımlanmasında erkek öğrencilerin cinsel sağlığı daha ön planda tutarken, kız öğrenciler üreme organlarının sağlığı, hijyeni, gebelikten korunma yöntemlerini daha sıklıkla dile getirmiş. Okul çağında çocuklar ebeveynlerine daha çok kız-erkek arkadaşlığı, ergenlik döneminde meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişimler, bebeğin doğumu, adet görme ve gebeliğin oluşumu gibi konularda soru soruyor. Hem erkek hem de kız çocukları cinsel konuları anneleri ile paylaşmakta daha rahat. Anne babalar yetersiz mi kalıyor? Çocuklarının sorduğu cinsel soruların cevaplandırılmasında ebeveynlerin yüzde 61.5'i kendilerini yeterli görürken, yüzde 62.4'nün bu tür konuları çocuklarıyla rahat bir şekilde konuştuklarına inandıklarını söylemiş. Yöneltilen cinsel soruları cevaplayamayan veya yetersiz kalan ebeveynlerin yüzde 90.9'’u ise profesyonel kişi veya bir merkezden yardım almayı gerekli görmediğini belirtmiş. *** RİSKLİ GELİŞİM: ERKEN ERGENLİK ![]() Erken ergenliğin bir hastalık olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları doktorlarından Op. Dr. Evrim Aksoy, anne ve babaların konuyla ilgili bilinçli olması gerektiğine dikkat çekiyor. Çocukluktan gençliğe geçişin ilk durağı olarak bilinen ergenlik (adolesan) döneminin, erkeklerde dokuz, kızlarda yedi yaşın altına düşmesini erken ergenlik olarak adlandıran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy: “Başlıca iki kusurla ortaya çıkan dönem ya beyin hormonlarının erken salgılanması ya da yumurtalık ve böbrek üstü bezinden salgılanan hormonların aşırı olmasıyla ilgilidir.” Genetik faktörlerin çok az etkisi olduğunu açıklayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, beyin tümörleri, beyin apse, kist ve enfeksiyonları, kızlarda yumurtalık kist ve tümörleri, böbrek üstü bezi tümörleri, tiroit hormon eksikliği (hipotiroidi) ve tedavi amacıyla kullanılan seks hormonlarının erken ergenliği tetiklediğini belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy’a göre; beyin hormonlarından kaynaklanan erken ergenliğin sebebi, kız çocuklarında henüz tam olarak açıklanamıyorken, erkek çocuklarında beyin-sinir hastalıklarına bağlı olduğu saptanmış bulunuyor. Ayrıca, bu süreci yaşayan çocuklar, başlangıçta yaşıtlarına göre uzun boylu olmalarına karşın, kemik uçlarının erken kapanması sonucu, erişkin yaşlarda akranlarına göre daha kısa boylu kalıyor. Ergenlik dönemi eğitiminin; ailede başladığını, okul ve çevre ile devam eden bir süreç olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, özellikle ilköğretim çağında alınacak eğitimin çok önemli olduğuna inanıyor. Eğitimin önemini her çalışmasında vurgulayan Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları, Molped işbirliği ile Kasım ayı boyunca altı ilkokulda, ergen jinekolojisi, psikolojisi ve ürolojisi ile ilgili eğitim seminerleri düzenleyerek gençleri bu konularda bilgilendirmeyi amaçlıyor. Ergenlik dönemi sorunlarının genellikle, ergenin kimlik çatışmaları, aile içi iletişim sorunları, arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve akademik sorunlar olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Kurumları’ndan Psikolog Fatma Tosun ise: “Gençlerin, ergenlik dönemindeki değişikliklere daha rahat uyum sağlayabilmesi için ailelere psikolojik danışmanlık hizmeti sunarak bu süreci en sağlıklı şekilde geçirmelerine yardımcı oluyoruz.” diyor. *** ÇOCUĞUNUZ BOYU KISA KALMASIN ![]() Çocuğum ne zaman büyüyecek, boyu ne zaman akranlarına yetişecek diye düşünürken, zaman kaybetmeyin... Uzmanlar, çocuklarda büyümenin takibini, anne -babanın bizzat gözlemleyerek yapması gerektiğini hatırlatıyor. Boy kısalığının nedenleri başlıca iki grupta toplanıyor. İlk grupta ailesel ve yapısal kısalık var. Bu faktörler, kısa boy nedenlerinin yüzde 80'ini oluşturuyor. Kızları boyu genellikle annelerin, erkeklerin boyu babaların kadar uzuyor. İkinci grupta ise hastalıklara ve beslenme bozukluklarına bağlı boy kısalığı var. Özellikle hayatın ilk yıllarındaki beslenme boyun uzamasında çok önemli. Uzun süreli beslenme bozukluğu olan çocukta önce kilo azalıyor sonra da boy kısa kalıyor. Sağlıklı gelişim öncelikle bebeğin ilk dört -altı ay anne sütüyle beslenmesiyle başlıyor. Boyu etkileyen hastalıklar ise büyüme hormonu eksikliği, kalp, akciğer ve böbrek hastalıkları, kemik sistemi bozuklukları, kansızlık olarak sayılabilir. Eğer çocuğunuzun kıyafetleri bir türlü küçülmüyorsa, akranlarından kısa kalıyorsa, "Bize çekmiştir" ya da "Nasılsa uzar" diye beklemek yerine bir uzmana başvurulması öneriliyor. Çünkü boy kısalığı tedavi edilebilen bir durum. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Endokrinoloji Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Endokrinoloji ve Adolesan Bilim Dalları Başkanı Prof. Dr. Oya Ercan "Öğrencilerimiz arasında yaptığımız bir araştırmaya göre kızlarda boy ortalaması 1.62 cm. Yani; 1.55 cm. sınırlarını çoktan aştık. Anne -babalar, çocuklarınızda fark ettiğiniz boy kısalığını göz ardı etmeyin" diyor. Çocuklarda büyüme nasıl takip edilmeli? Doğum öncesi dönem ve doğumdan başlayarak 18 yaşına kadar zaman zaman hızlanarak veya yavaşlayarak ama sürekli devam eden bir süreç söz konusu. Çocuğun sağlıklı büyümesinde çeşitli etkenler vardır. Beslenme, büyüme hormonunun düzenli salgılanması gibi faktörler boyun uzamasında önemli rol oynuyor. Bizler çocuğun boyunun normal olup olmadığını, standart persantil eğrilerini kullanarak değerlendiririz. Sağlıklı bir çocuğun boyu, eğri üzerinde 3 ve 97 persantil çizgileri arasında yer alır ve çocukluk dönemi boyunca aynı eğri üzerinde devam eder. Çocuğun boyunun 3. persantilin altında olması veya normal persantil eğrisi içindeyken zaman içinde düşmesi, yaşıtlarına göre geride kalması problemdir. Boy kısalığının veya büyümeyle ilgili herhangi bir sorunun yakalanması için büyüme hızının takibi şarttır. Boyun kısa olup olmadığı nasıl belirlenir? Boy değerlendirmesini, büyüme hızına ve hangi büyüme eğrisinde olduğuna bakarak değerlendiriyoruz. Anne -babalar da yaşıtlarıyla karşılaştırarak veya kıyafetlerinin belli sürelerde kısalıp kısalmadığına dikkat ederek değerlendirebilirler. Boy kısalığı; çıplak ayakla ölçülen boyun, yaş ve cinsiyete göre normal büyüme eğrisinin altında olmasıdır. Yıllık büyüme hızı, en hızlı olduğu dönemde yani, ilk bir yaş içinde 25 cm.'dir. İkinci yaşta ise 12 cm., okul öncesi dönemde 6 -8 cm., buluğ çağına kadar da ortalama 5- 6 cm. olmalıdır. Ergenlik de hızlı büyüme dönemidir. Bir çocuk ergenlik öncesinde, yılda 5 cm.'den az büyüyorsa, büyüme eğrisinde aynı çizgide devam edemiyor ve geriden kalıyorsa sorun var demektir. Boy kısalığı aileden geçer mi? Bazı kısa boylu çocuklar için ailevi denebilir. Ama bunu demeden önce çocuğun büyüme hızını takip etmek gerekir. Çocuk, ebeveynleri kısa diye kısa olacak demek değildir. Ailevi boy kısalıklarının büyük bir kısmının sebepsiz olmadığı, aslında bir nedenle de olabildiği sonradan anlaşılabiliyor. Anne 1.50, baba 1.63’ün altındaysa, ailevi boy kısalığından söz edilir. Bir çocukta boy kısalığı ailevi olarak nitelendirilmeden önce mutlaka büyüme hızı takip edilmeli, büyüme hızı yetersizse çok detaylı tetkik yapılmalıdır. Eskiden ailevi denince tedavi edilemez anlamına geliyordu. Ama bugün tedavi edilebilir durum söz konusu olabilir. Yani 'Annen bu kadar, baban bu kadar, sen de bu kadarsın' demek doğru değildir. Mutlaka çok detaylı incelenmelidir. Kemik yaşı ne demek? Esas biyolojik yaşımız kemik yaşımızdır. Erişkinler için kemikleşme noktalarının kapanma sınırı kız çocuklarda 18, erkek çocukta 19’dur. Kemik yaşı, el bilek kemiklerinin röntgeni çekilerek belirlenir. Bu film bize iskelet olgunlaşma yaşını gösteriyor. Boyu kısa olan her çocukta ve ergende bu tetkiki, büyüme potansiyelinin ve ulaşılacak hedef boyun belirlenmesi için yapıyoruz. Kemik yaşı ile kronolojik yaş arasındaki fark az olmalı. Üç yaşındaki bir çocuğun kemik yaşı bir yaş görünüyorsa bu normal değildir. Erkek ve kız çocuk arasındaki boy gelişimi farklı mı? Erkekler kız çocuklara göre biraz daha ağır doğarlar. Buluğ çağına kadar, kızlarla erkekler arasında çok büyük farklılık olmaz. Fark; kızlar buluğa girince oluşmaya başlar. Kız çocukları buluğ çağına ilk girdiklerinde boy atarlar ve erkeklere göre uzun olurlar. Erkekler buluğ çağına iki yıl daha geç girerler ve buluğun sonuna doğru uzarlar. Kız çocuklarına göre avantajlı olan erkek çocuklar bu dönemde iki yıl geç girmenin 10 cm’i ve daha fazla boy atmanın farkıyla, kızlara toplam ortalama 13 cm. fark atarlar. 1.60 boyundaki kadın, 1.73 boyundaki erkeğe eş değerdir. Eğer çocukta büyüme hormonu eksikliği saptanırsa nasıl bir tedavi uygulanıyor? Büyüme hormonu eksikliğinin tedavisi hem kolay hem de çok başarılı sonuçlar veriyor, pahalı bir tedavi ama tedavi kurumları karşılıyor. Günde bir kez enjeksiyon kullanılıyor. Kalem şeklinde aletlerle çocuklar kendileri bunu kolayca uygulayabiliyorlar. Önce aileyi ve çocuğu eğitiyoruz. Uzun süreli bir tedavi. Çocuk nihai boya ulaşana kadar tedaviye devam ediyoruz. *** GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ SEÇERKEN DİKKAT! ![]() Güneş gözlüğünün, yaz mevsiminde gözleri zararlı ışınlara karşı koruduğu bilinen bir gerçek. Ancak, işportadan alınan gözlükler, gözlere faydadan çok zarar veriyor. Güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre çıplak gözle bakmak, retinanın tahriş olmasına ve katarakt gibi göz problemlerine yol açabiliyor. Bu yüzden uzmanlar, güneşli havalarda zararlı ışınlardan korunmak için mutlaka güneş gözlüğü kullanmayı öneriyor. Çünkü uzmanlara göre, özellikle ozon tabakasının delinmesiyle birlikte güneş gözlüğünün kullanımı zorunlu hale geldi. Sema Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Aydın Yıldırım, güneş ışınlarına karşı koruma filtresi olmayan güneş gözlüklerinin tehlike arz ettiğini ifade etti. İşportadan alınan güneş gözlükleri, gözlere yarardan çok zarar vermektedir. Koruyuculuğu olmayan güneş gözlüğünün arkasında göz bebeği daha fazla genişlemekte ve göze ulaşan UV miktarı artmaktadır. Böylece fayda yerine zarar vermektedir. Gözlüklerin belirli bir standardı ve kalite belgesi olması gerekiyor. Çünkü her güneş gözlüğü, ultraviyole ışını tutmuyor, dedi. Güneş gözlüğü satın almak isteyenlere tavsiyeler • Gözlüğün modelinden çok işlevi ön planda olmalı, ultraviyole korumalı bir güneş gözlüğü kullanılmalıdır. • Geniş camlı, yüze iyi oturan ve göze yakın yerleşen gözlükler en iyi korumayı sağlar. Yanları siperli gözlükler çevresel ışınlara karşı koruma da sağlar. • Öncellikle, gözlüğü taktığınızda gözünüz bulanmamalı. Eğer bulanıyorsa camın kalitesiz olduğu kesindir. • Cam rengi her yerinde aynı olmalıdır. Bazı yerleri koyu, bazı yerleri açıksa, o gözlüğü satın almayın. Bir rengin en koyusundan açığına doğru giden renk spektrumu söz konusu ise durum değişir. Bu türü tercih ettiyseniz, cam renginin üstte koyu, altta açık olmasına dikkat edin. • Güneş gözlüklerinin üzerinde, mor ötesi ışınları kestiğine dair bir tescilin olması gerekir. Sağlık Bakanlığı, tüm güneş gözlükleri için sertifika mecburiyeti getirmiştir. Satın alırken gözlüğün sertifikasını mutlaka isteyin. • Numaralı gözlük kullananlar, güneş gözlüğü almadan önce mutlaka göz hekimlerine danışmalıdır. • Bazı kontak lenslerde UV koruması bulunsa da üzerine güneş gözlüğü takmak daha da faydalıdır Güneş ışınlarının gözlerde katarakt oluşumu gibi birçok zararlı etkisi var. Güneşten kaynaklanan UV ışınları gözün mercek ve retinasına zarar vererek, çocukların ve erişkinlerin ilerideki yaşamlarında katarakt olmasına ve görmesini etkileyecek başka rahatsızlıklar yaşamasına neden olabiliyor. Bu yüzden güneş gözlüğü takmanın yaşı olmadığını ifade eden Dr. Aydın Yıldırım, 5 yaş üzerindeki çocukların da güneş gözlüğü takmaları gerektiğini belirtti. |
| | |
| | #27 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | BEBEĞİM EVİNE HOŞ GELDİN ![]() Kucağında bebeğiyle hastaneden evine dönen anneler çoğu zaman heyecanlı ve biraz da güvensiz oluyorlar. Hastanedeyken her konuda danışabilecekleri birileri bulunuyor, bebeğin bakımıyla da hemşireler ilgileniyordu. Peki ya şimdi? Sorularını yanıtlayacak tecrübeli birileri yanlarında olmadığı zaman siz de endişeleniyor musunuz? İnanın ki tüm bunlar yersiz endişeler, çünkü annelik güdüsü yanlış bir şey yapmanıza asla izin vermez! Zamana ihtiyacınız var Doğumdan sonra evinize döndüğünüzde bebeğinizi görmesi için arkadaşlarınızı, akrabalarınızı ve iş çevrenizi hemen davet etmek zorunda değilsiniz. Çünkü bu dönemde kendinize ve bebeğinize, birbirinize alışmak için bol bol vakit ayırmalısınız. Evde artık eski düzeni aynen korumaya çabalamayın. Bazı işleri oluruna ve zamana bırakın. Sadece çok gerekli ev işlerini yapın. Bebeğin emzirilmesi, altının değiştirilmesi düşündüğünüzden daha yorucu işlerdir. Artık tüm programlarınızı bebeğin düzenine göre yapmanız gerekiyor. Bebeğin uyuduğu zamanlar kendinize ayırdığınız zamanlar olsun. Kitap okuyarak, müzik dinleyerek, film izleyerek, spor yaparak ya da uyuyarak vakit geçirebilirsiniz. Tabii bebeğiniz buna izin verirse! İlk banyo Bebeğinize ilk banyosunu göbek yarası iyileştikten sonra yaptırın. Onu haftada bir kez yıkamanız yeterli olur. Banyodan sonra bebeğinizi iyice kurulamaya özen gösterin. Her banyo sonrasında onu kremlemeniz gerekmiyor. Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebeğinizin cildi kızarık olabilir. Bunun çok doğal olduğunu sakın unutmayın ve cildine merhem sürmeyin. Çünkü merhemler onun hassas cildini zedeleyebilir. Elinize damlatacağınız birkaç damla bebek bakım yağı ile ona masaj yapabilirsiniz. Bebeğinizi bezlerken... Günümüzde gelişmiş koşullarda üretilen hazır bezler annelerin işini oldukça kolaylaştırıyor. Bu hazır bezlerle anneler hem daha fazla zaman kazanıyor hem de sürekli bebek bezi yıkamak zorunda kalmıyor. bebek tuvalet ihtiyacını söylemeyi öğrenene kadar poposu yaklaşık olarak 6.000 kez bezleniyor. İdrardan çıkan tahriş edici maddelerin bebeğin poposuna zarar vermesini engellemek için yenidoğanların bezi gün sık sık değiştirilmeli. Birçok bebek, emzirildikten hemen sonra tuvalet ihtiyacını görüyor. Bu nedenle bebeğin altını emzirdikten sonra değiştirmek daha mantıklıdır. Bebeklerin kirlenen giysileri mikropların üremesine çok uygun bir ortam oluşturur. Bunu önlemek için kirli çamaşırları fazla biriktirmeyin. Mümkünse hemen yıkamaya çalışın. Bebeğinizi emzirirken... Bebeğinizi doğar doğmaz emzirmeye başlamalısınız. Normal doğum yapan anneler, henüz doğum masasından kalkmadan bebeklerini emzirmeliler. Sezaryenle doğum yapanlar ise eşlerinin, annelerinin, ya da bir arkadaşlarının yardımıyla bebeklerini emzirmeli. Bebeğiniz memenizi ne kadar erken emmeye başlarsa, sütünüz de o kadar erken gelip, bollaşır. Bebeğinizin emerken göğsünüze yaptığı uyarılar, sinirler yoluyla beyninize ulaşıyor. Bu da beyninizin süt yapan hormonları salgılamasını sağlıyor. Bebeğinizi emzirirken dik oturmaya dikkat etmelisiniz. Emzirmek için en rahat pozisyonu seçtikten sonra bebeğinizin başını ve gövdesini aynı eksende olacak şekilde kendinize çevirmelisiniz. Bebeğinizin, başı yukarıda, gövde ve ayakları aşağıda olmalı. Onu emzirirken göz teması kurun ve onunla yumuşak bir ses tonuyla konuşun. Bebeğinizi, sırtüstü yatarken üzerine doğru eğilerek emzirmeyin. Ayrıca, ağzına sadece meme ucunu değil, meme çevresini de vermelisiniz. Çünkü sadece meme başıyla yapılan emzirmelerde hem bebek yeterli süt alamıyor hem de meme başı kısa sürede çatlayıp zedeleniyor. Göğsünüzü temizlemek için annelerinizin önerdiği gibi karbonatlı su kullanmayın. Göğüslerinizi günde birkaç kez sabunlu bezle temizlemeniz yeterli olur. Ayrıca her emzirmenin sonunda göğsünüzü sıkarak çıkan az miktardaki sütü, göğüs ucu ve etrafına sürmeniz göğsünüzü yumuşatır. *** YENİDOĞAN BEBEKLERE BAKIM KILAVUZU ![]() Yeni doğan döneminde doğru bakım bebeğin genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olan bir süreç. Bu sebepten yeni anne – baba olanlar ciddi bir endişe yaşıyorlar. Bu bölümde yeni doğan bebeğin bakımında dikkat edilmesi gereken noktaları bulabilirsiniz. Cilt Bakımı Bebeğin en büyük organı cildi olduğundan cilt bakımı ve hijyen konusunda annelere önemli iş düşer. Yenidoğan bebeklerin cildi çok hassas ve incedir. Kolayca zedelenebilir.Cilt bütünlüğünün bozulması bebek için enfeksiyon riski oluşturur.Özellikle doğumu takip eden günler içinde bebek cildi kuru, kabuksu bir hal alabilir, soyulabilir. Bu dönemde nemlendirici bebe yağı veya losyonların kullanımı uygun olur. Bebe yağları ıslak cilde sürülerek uygun nemlenme sağlayabilirler. Bebeğin cildiyle direkt temas eden giysiler pamuklu kumaşlardan seçilmeli ve temizliğinde deterjan kullanılmamalıdır. Alt Değiştirme Yeni doğan bir bebek günde ortalama 6 defa altını ıslatır. Bebeğinizin bezini altı ıslanır ıslanmaz değiştirin. Pişik oluşumunu engellemek için bezini sık sık değiştirmekte fayda var. Pişik olduğu takdirde uygun bir pişik kremi kullanabilirsiniz. Kız çocuklarının altını temizlerken yukarıdan aşağıya doğru silinmelidir. Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin dışkıları sarıdan yeşile kadar çeşitlilik gösterir. Bebeğinizin ilk ayında dışkı sayısı fazladır (günde 6–8 kez). Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkıları da cıvık olur. Erkek bebeklerde, sünnet derisini geriye çekip temizlemeye çalışmayın. Göbek Bakımı Göbek kordonu kuruyup ayrılana kadar %70 alkol veya mersol solusyonu ile göbek bakımı yapılır. Kordon dokusu ağrısızdır. Göbek düştükten sonraki 1-2 gün bakıma devam edilmeli, eğer sızıntı, akıntı ya da kanama varsa doktora danışılmalıdır. Bebeğinizin Banyosu Banyo bebek bakımında önemli yer tutar. Sağlıklı yeni doğanlar doğdukları ortam koşullarına göre ilk 24 saat içinde yıkanabilirler. Evde her gün ya da gün aşırı yıkanabilirler. Göbek düşene kadar kaynatılıp soğutulmuş akar su altında yıkanması uygun olur. Göbek düştükten 2-3 gün sonra küvette normal banyo yapılabilir. Banyo suyu sıcaklığı vücut ısısında (36-37 derece), ortam ısısı 24-25 derece olmalıdır. Banyo öncesinde tüm eşyalar hazırlanmalı, bebeğin ısı kaybetmesi önlenmelidir. Banyo emzirmeden önce yaptırılırsa kusma açısından daha güvenli olunur. Gazlı ve huzursuz bebeklerde akşamüstü banyoları geceyi daha rahat geçirmeyi sağlayabilir. Banyoda kullanılacak şampuan ya da sabunlar doğrudan bebeğe sürülmemeli, bir sünger ya da elde köpürtülerek bebeğe aktarılmalıdır. Bu durulamayı kolaylaştırır. Banyo sonrası cildin ve özellikle kıvrım yerlerinin iyi kurulanmasına, pişik ve tahrişleri önlemek açısından dikkat edilmelidir. *** OYUNCAK SEÇİMİNDE BU NOKTALARI ATLAMAYIN ![]() Oyun, çocukların hayatının en önemli parçası. Oyunla yaşamın provasını yapıyorlar, duygu dünyalarını yansıtıyorlar, fiziksel ve duygusal olarak enerjilerini boşaltıyorlar, hayal güçlerini geliştiriyorlar. Oyun, çocukların hayatında böylesine önemli bir yer tutuyor. İşte bu noktada çocuğa oyuncak seçimi büyük önem taşıyor. Anne ve babaların oyuncak seçerken kendilerini değil çocuğun zevklerini göz önünde bulundurması gerekiyor. Çocuğun yeni şeyler keşfedip keyifle değişik şeylerin pratiğini yapabileceği oyuncaklara ihtiyacı olduğunu unutmamakta fayda var. Bunu sağlamak için ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta seçtikleri oyuncağın çocuk açısından tehlike içermemesi ve güvenli olması. Peki anne ve babalar oyuncak seçiminde hangi noktalara dikkat etmeli? İşte oyuncak seçimi kriterleri: • Avrupa’ya uygun, anlamına gelen ve gerekli güvenlik şartlarını karşıladığını gösteren CE, ithal bütün oyuncaklarda aranan bir kriterdir. Satın aldığınız oyuncağın üretim yeri önemli değildir. Üretim yeri neresi olursa olsun üzerinde CE damgası olan oyuncaklar güvenlidir. • Çocuğun oyundan en optimum faydayı sağlayabilmesi için seçilen oyuncağın yaşına uygun olduğundan emin olmak gerekiyor. Her ebeveyn, çocuğun yaşını ve oyuncağın güvenlik uyarılarını dikkate almalıdır. Oyuncak satın alırken bu uyarıların üzerinde olduğu oyuncakları tercih etmeye çalışın. • Oyuncaklar pilli ise pil yerinin güvenli şekilde kapalı, vidalı ve emniyetli olmasına dikkat edin. Pil kutupları, pil voltajı, DC işareti okunaklı şekilde olmalı. Eski ve yeni piller ile alkali, standart ve şarj edilen piller birlikte kullanmayın. • Yumuşak hayvan ve bebeklerin yıkanır olmasına, gözler, burun, düğme ve diğer ayrıntıların kopmayacak şekilde dikilmiş veya yapıştırılmış olmasına özen gösterin. Astım ve alerji riski olan çocuklarda tüylü oyuncaklardan kaçının. • Çocuklar ilk yaşlarında cisimleri ağızlarıyla da tanıma ve her cismi ağza götürmeye eğilimlidir. Bu sebeple üç yaşından küçük çocuklara küçük parçaları olan ya da küçük parçalara ayrılan oyuncaklar almayın. • Oyuncağın boyası dökülüyor ya da çok kısa zaman sonra çıkıyorsa çocuğunuzdan uzaklaştırın. *** BEBEKLERDE AŞI İHMALE GELMEZ ![]() Her yıl tüm dünyada, 5 yaşın altında 12 milyon çocuk hayatını kaybediyor. Üstelik bu ölümlerin en azından 2-3 milyonu aşılarla korunabilecek bulaşıcı hastalıklar nedeniyle meydana geliyor. Aşı ile korunması mümkün olan birçok hastalık var. Kısaca tanımak gerekirse: • KIZAMIK Daha çok 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı tükürük aracılığı ile bulaşır. Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde ortaya çıkar. Son derece bulaşıcı olan kızamık ateş, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık ve sulanma, öksürük ve tipik döküntülerle kendini gösteren bir hastalıktır. Kesin tedavisi olmayan kızamıktan tek korunma yolu aşılanmaktır. • KIZAMIKÇIK İlkbahar ve kışın daha sık görülür. Aşısız tüm insanlarda görülebilir. Etken Rubella virüsüdür. Doğrudan ya da damlacık yoluyla bulaşır. Bulaşıcılık dönemi döküntüden önceki 1 hafta ve döküntü sonrası 1 haftalık dönemdir. Kuluçka dönemi 14-21 gün sürer. Hafif ateş ve boyundaki lenf bezlerinde şişlik olabilir. Daha sonra yüzde küçük, pembemsi döküntüler şeklinde başlar ve vücuda yayılır. 4-5 gün kadar sürer. Nüks görülmez. Bir kez geçirdikten sonra bağışıklık gelişir. Genellikle hafif seyirli bir hastalıktır, aşılanmamış gebe kadına bulaşırsa, fetüs açısından risk oluşturur. Tedavisi yoktur. Beslenmede bir değişikliğe gerek yoktur. Aşı ile korunma mümkündür. Eğer hastalık daha önce geçirilmediyse tüm bayanların kızamıkçık aşısı ile aşılanmaları ve 1 ay süreyle hamile kalmamaları tavsiye edilmektedir. Aşılanan kişilerin %98'i bu hastalığa karşı yaşam boyu korunmaktadırlar. KABAKULAK Etkeni kabakulak virüsüdür. Aşılanmamış herkes enfeksiyona yatkındır. Solunum salgılarıyla doğrudan bulaşır, bulaşıcılık dönemi, hastalığın başlangıcından 1-2 gün önce ve başladıktan 9 gün sonradır. Kuluçka dönemi 16-18 gün sürer. Başlangıçta ateş, iştahsızlık, gibi bulgular olabilir. Daha sonra çenenin iki tarafındaki tükürük (parotis) bezlerinde tek ya da iki taraflı şişme, boyun ve kulak altındaki bezlerde şişme, çiğneme sırasında ağrı, ekşi ve asitli yiyeceklerle ağrı olabilir. Olguların bir kısmında da hiçbir bulgu olmayabilir.Tanının doğrulanması için doktor görmelidir. Kusma, uyuklama, baş ağrısı gibi bulgular varsa meningoensefalit (beyin zarı ve beyin iltihabı) riski yönünden mutlaka doktora danışılmalıdır. Semptomatik tedavi (ağrı ve ateş düşürücüler), yanaklara soğuk kompres, asit içermeyen, ekşi olmayan yumuşak besinler önerilir. Aşı ile korunma mümkündür. HIB ENFEKSİYONLARI (MENENJİT) HİB (Hemofilus İnfluenza tip B) 5 yaş altındaki çocuklarda sık görülen ve başta menenjit olmak üzere zatürre, epiglottit gibi ölümle sonuçlanabilen birçok ağır hastalığa neden olan bir bakteridir. Hib aşısı, bebek iki aylık olduktan sonra iki ay arayla yani 2, 4, 6. aylarda 3 doz uygulanmalı ve bebek 18 aylık olunca bir hatırlatma dozu daha yapılmalıdır. TETANOS Tetanos mikrobu, genellikle toprakta ve hayvanların dışkılarında yaşayan, vücuda çok küçük yara ve kesiklerden dahi girebilen bir mikroptur. Oksijensiz ortamda yaşayan bu mikrop paslı çivi, bıçak gibi maddelerin yanı sıra cam kesiği, hayvan pisliği ve açık yaraların toprakla temas etmesi sonucunda insanlara bulaşmaktadır.Tetanos hastalığının bebeklerdeki en önemli üç belirtisi; emme güçlüğü, kasılmalar ve teskin edilemeyen ağlamadır. Bebekleri yeni doğan tetanosundan korumak için, anne adaylarının gebeliklerinin 3. ayından itibaren mutlaka tetanos aşısı olmaları gerekmektedir. DİFTERİ Yutkunma zorluğu, ses kısıklığı, nefes darlığı, kuru öksürük, yüzde morarma, bademcikler üzerinde kurşuni beyaz renkte bir zar, boğaz ağrısı, boyun bezlerinde şişlik, iştahsızlık, kol ve bacaklarda ağrılar görülür. Ateş 38-40 derece arasındadır. Nabız süratlidir. Hastalık başlangıcında teşhis edilip, hastanın nefesi tamamen kesilmeden müdahale edilmezse, ölümle sonuçlanır. Bulaşıcı bir hastalıktır. Hastanın bulunduğu yerdeki havaya yayılan mikroplarla bulaşır. Korunmak için en iyi çare difteri aşısı yaptırmaktır. BOĞMACA Hastalık yapıcı etkenin bulaşma yolu solunum yollarıdır. İnfekte bireyin solunum sistemi salgıları damlacık yolu ile yayılarak diğer insanları infekte eder. Hastalık etken olan ajanın alınımından yaklaşık 4-21 gün sonra ortaya çıkar. Öncelikle hastalığın ilk döneminde burun akıntısı, gözde yaşarma, halsizlik ve fazla yükselmeyen ateş gibi hafif üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer belirtiler ortay çıkar. Bu dönemde hastalığın tanısının konulması güçtür. Ancak etrafta boğmaca hastalığına yakalandığı bilinen bireylerin varlığı mevcut ise tanı konulabilir. Hastalıktan korunmak için en iyi yol aşı ile aktif bağışıklaşmadır. Yeni doğmuş bir bebekte boğmacaya karşı bağışıklık yoktur. Küçük süt çocuklarında ölüm oranı yüksek olduğundan, erken yaşta aşılama önemlidir. HEPATİT B Hepatit B virüsünün neden olduğu karaciğer iltihaplanmasıdır. Hepatit A’dan daha az görülür. Bu hastalık daha tehlikelidir; çünkü kronikleşebilir. Kan ve cinsel yolla bulaşır. Aşı, bir çok ülkede mecbur tutulmuştur. Ülkemizde hepatit b konusunda yapılan araştırmalar sonucunda yaklaşık 3 milyon kişinin bu hastalığı taşıdığı ve her yıl 160. 000 bebeğin bu virüsü taşıyan annelerden doğduğunu ortaya koymaktadır. Bebek,bu virüs ile doğum esnasında göbek kordonu kesilirken temas etmekte ve bu bebeklerin %90'ı kronik(müzmin) taşıyıcı olmaktadırlar. Kesin tedavisi olmayan bu hastalığa karşı en etkili korunma yolu aşılanmadır. VEREM(TÜBERKÜLOZ) Damlacık enfeksiyonu şeklinde solunum yoluyla giren mikrop, akciğerlere yerleşmekte ve oradan beyin zarına, kemik iliğine ve lenf bezlerine yayılabilmektedir. Bu durum özellikle çocuklarda ölüme kadar gidebilen çok ağır tablolar oluşturmaktadır. Verem aşısı ( BCG) doğumdan sonra 3. ay içerisinde tek doz şeklinde uygulanmalıdır. • SU ÇİÇEĞİ Daha çok kış sonu ve ilkbaharda olmak üzere tüm mevsimlerde görülebilir. Çoğu kişi bu hastalığı çocukluk döneminde geçirir. Oldukça bulaşıcıdır. Etkeni bir virüstür. Damlacıklar yoluyla havadan bulaşır. Bulaşıcılık süresi tüm alttaki lezyonlar kabuk tutana kadar devam eder. Kuluçka dönemi 14–16 gün kadardır. Mikrop bulaştıktan sonra, ilk bulgular hafif ateş, halsizlik, iştahsızlık ve kaşıntıdır. 1–2 gün içinde özellikle yüzden ve saçlı deriden başlayan, önce kırmızı leke şeklinde olup sonradan sivilceye dönüşen ortası sulu vesiküller belirir ve tüm vücuda yayılır. İlk vesiküller 6–8 saat sonra kabuklanmaya başlar. Döküntüler ortalama 5–20 gün sürer. Aşıyla korunabilen bir hastalıktır, 12 aydan büyük çocuklara aşı yapılmalıdır.Virüs sessiz kalarak daha sonra Zona’ ya dönüşebilir. HEPATİT A Hepatit A virüsünün neden olduğu karaciğer iltihaplanmasıdır. Hepatit B’den daha çok görülür, hastalık basit birşekilde gelişir, komplikasyon yapmaz. 2-3 hafta içinde geçer. En iyi korunma şekli aşıdır. AŞI TAKVİMİ Zamanlama Aşı Türü Doğduğunda Hepatit B Aşısı 1. ay Hepatit B Aşısı 2. ay DTPa - Polyo - Menenjit 3. ay Tüberküloz Aşısı 4. ay DTPa - Polyo - Menenjit 6. ay DTPa - Polyo – Menenjit - Hepatit B Aşısı 12. ay Suçiçeği, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Aşısı 18. ay DTPa - Polyo – Menenjit 24. ay Hepatit A Aşısı veya Kombine Hepatit A & B Aşısı 30. ay Hepatit A Aşısı 4 - 6 Yaş DTPa - Polyo - Menenjit ve Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Aşısı |
| | |
| | #28 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | BEBEĞİNİZİN MUTFAĞI ![]() EN FAVORİ YEMEK ANNE SÜTÜ! ![]() Merhaba, Yeni hayata geçen bu internet sitesinde bundan böyle birlikte dünyadaki en önemli varlığımız çocuklarımız için eğlenceli menüler hazırlayacağız. Araştıran, öğrenen, bilgisini tazeleyen, modern annelerin tıkladığı bu sitede “Bebeğimin Mutfağından” köşesini benimle paylaşmanız, görüşlerinizi, sorularınızı iletmeniz beni çok mutlu edecek, inanın. Sağlıklı çocukları sağlıklı besinlerle büyütürken annelerinin de sağlıklı beslenmesi konusunda her zaman büyük bir keyifle düşüncelerinizi paylaşmak isterim. Bu köşede çocuklarımızın kaliteli ve bir o kadar da keyifli beslenmeleri için neşeli tarifler bulacaksınız. Günümüzün koşuşturmalı temposu içinde zaman ayıramamaktan yakınmayacak, size vicdan azabı çektirmeyecek pratik hazırlanan, doğal ve dengeli besinlerden oluşan menüleri, besleyici atıştırmalıkları birlikte hazırlayacağız. Bu ilk buluşmamızda doğadaki en dengeli, eşi benzeri bulunmayan, mucizevi bir besinden bahsetmek istiyorum: ANNE SÜTÜ 9 ay 10 gün sabırsızlıkla bekledikten sonra bir bakmışız ki kollarımızın arasında savunmasız, çaresiz, size muhtaç dünyanın en muhteşem varlığını.... Bir anne olarak ona sağlıklı, uzun, mutlu bir ömür verebilmek için bir yandan korkak ve ürkek, diğer yandan dünyanın tüm kötülüklerinin karşısına dikilecek kadar gözü kara ve cesur olan yine sizsiniz. Kucağınıza aldığınız ilk anda ne yapacağınızı bilemezken bile ilk göreviniz belirlenmiştir aslında: Onu bir güzel emzirmek ve karnını iyice doyurmak. İşte doğanın mucizesi de buradadır. Doğa yeni doğmuş bebekler için ilk korumayı emdiği ilk yudumlarla gerçekleştirir. Doğum sonrası gelen ilk süt (kolostrum) özellikle bebeğin bağışıklık sistemi için yüksek koruyuculuk içeren gıdalar bulundurur. Doğumdan sonra iki veya dört gün salgılanan açık sarı renkli olan bu sıvı, olgunlaşmış olan sütten daha fazla antikor bulundurur ve bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilir. Aynı zamanda yeni doğanın ilk kakasını yapmasını da kolaylaştırır. Emzirmenin önemi sadece besin kalitesinin yüksekliğinde değildir. Emzirme sırasındaki fiziksel temas ve duygusal yoğunluk bebek-anne arasındaki bağları güçlendirir ve pratik yararlar sağlar… Ne kadar güzeldir ki pişirmek için saatler harcamaz, bir şeyler doğrayıp ayıklamak zorunda kalmazsınız. Sadece kendi beslenmenize dikkat edersiniz ki sütünüz besleyici olsun. Siz yediklerinizi çok değiştirmezsiniz ama doğadaki o muhteşem denge ile bebek gelişip büyüdükçe anne sütü de bebeği besleyecek şekilde değişmeye başlar. Zaten mucizenin devamı da buradadır. Anne sütü, yeni doğanı hem alerjiden hem de sık görülebilen hastalıklardan korur. Örneğin, anne sütü orta kulak iltihabı, pnömoni, bağırsak enfeksiyonları gibi hastalıkları ve ani bebek ölümlerini önleyen koruyucu faktörler ve antibodiler açısından zengindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerin ileriki yaşlarda kronik hastalıklara yakalanma riskini azalır. Bu hastalıkların başında diyabet, bazı kanser türleri ve bazı mide ve bağırsak hastalıkları gelir. Unutmayınız ki; yeni doğan bebeğiniz en az 4 ay tek başına anne sütü ile beslenmelidir. Çok kısa süreli bile olsa emzirme bebeğin gelişimine katkıda bulunur. Ayrıca gece sabaha karşı verilen sütte de yağ miktarı fazladır ve bebeğin kilo almasında çok önemli besin öğelerini içerir. Anne sütünün faydaları ile ilgili yapılan araştırmalar yeterli değildir ancak ümit verici sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin anne sütü yeni doğanın sıvı ihtiyacını da karşılayabilmektedir. Yeni doğan, anne sütü alırken çok az suya ihtiyaç duyar ya da hiç ihtiyaç duymaz. Ancak çok sıcak havalar da bebek terleyerek su kaybedebileceği için böyle durumlarda bebeğinizi besledikten sonra 30-60cc sadece su verebilirsiniz. Ancak bir anne olarak sizin için durum farklıdır. Anne günde mutlaka 3lt su içmelidir. Yapılan çalışmalar fazla içilen suyun sütü arttırmadığını sadece annenin idrar miktarını arttırdığını göstermiş, oluşan anne sütün kalitesini değiştirmediğini ortaya koymuştur. Ancak yaz aylarında sıvı kaybı terle birlikte çok fazla olacağı için özellikle yaz annelerinin biraz daha fazla su içmesi gerekmektedir. Anne sütünün mucizevi olmasının bir başka göstergesi de içeriğindeki bileşenlerdir. Günümüze kadar hiçbir ticari mama markası anne sütünün kalitesine ve besleyiciliğine erişememiştir. Anne sütünde ticari mamalarda bulunmayan 100 bileşen bulunur. Bebekler birçok gıdaya karşı reaksiyon gösterebilir ancak anne sütüne karşı reaksiyon göstermezler ve anne sütünün sindiriminde hiçbir sorun yaşamazlar. Halbuki biberonla beslenme bebeklerin çene gelişimini bile bozabilir. Ancak anne sütü alırken yeni doğan bir bebek çene kaslarını daha fazla çalıştırdığı için (emme daha fazla olduğu için) çene gelişimi kolaylaşır. Anne sütü bebeğimiz için hazırlanması en zahmetsiz ve en pratik yemektir. Çünkü bizim özel hiçbir şey yapmamıza gerek yoktur. Bebeğimizin yemeği zahmetsizce vücudumuz tarafından “pişirilir”. Yapmamız gereken sadece kendimizi beslemektir. Hani uçaklarda söylerler ya:”Acil bir durumda başınızın üzerindeki kapak açılacak ve oksijen maskeleri otomatik olarak düşecek. Anneler önce kendi maskenizi sonra çocuğunuzun maskesini takın” diye. İşte anne sütü de aynı şekildedir. Bebeğinizin kaliteli beslenmesi için önce kendinizin kaliteli beslenmesi gerekmektedir. Bir anne olarak siz kendinizi nasıl beslerseniz bebeğiniz de öyle beslenmiş olur. Böylece hem kendinizi hem de bebeğinizi korumuş olursunuz. Zaten eğer anne beslenmiyorsa hamilelikte süt yapmak amaçlı oluşan depolar süt üretmek için kullanılır. Bu nedenle iyi beslenmeyen anne yine de süt üretebilir ancak kendi sağlığını da risk altına sokar. İyi beslenmeyen annede özellikle kalsiyum, B grubu vitaminler ve folik asit eksikliği oluşma riski çok yükselir. Diyet yapmak adına karbonhidratı kesmek bebeğin beslenmesinde eksiklik yaratır ve bebeğe zarar verir. Annenin beslenmesinde ki karbonhidrat miktarı yeni doğan bebeğin emdiği sütün içeriği açısında önem taşır. Karbonhidratlı beslenme anne sütünde koruyucu maddelerin miktarının artmasını sağlar. Kısaca anne ne yerse ve ne yemezse bebeğini de bu yönlerden tam, fazla veya eksik beslemiş olur. PEKİ EMZİREN BİR ANNE NASIL BESLENMELİ? Emziren bir annenin menüsü sağlıklı beslenme kriterleri içersinde saydığımız 5 ana grup besini de içermelidir. Yani süt ve süt ürünleri, ekmek ve ekmek yerine geçen gruplar, et-tavuk –balık grubu, sebzeler ve meyveler, yağlar ve şekerler. Bir anne bu besin gruplarını her öğününde mutlaka almalıdır. Çünkü anne kendi vücudu zarar görmeden bebeğine en kaliteli sütü bu şartlar altında sağlayabilir. Örneğin: süt-yoğurt-peynir grubundan 4 porsiyon, ekmek ve ekmek yerine geçen gruptan 8 porsiyon, et ve türevleri günde 250gr kadar, sebze ve meyvelerden her ikisinden de 5 er porsiyon, yağ ve şeker grubu 4 tatlı kaşığı yağ ve günde 1 porsiyon tatlı tüketebilir. Ama tatlı tüketme zorunluluğu yoktur. Zaten yediğiniz meyvelerden yeterli miktarda şeker alacaksınız. Bu nedenle yenilen tatlılar bebeğe bir fayda sağlamaz, sadece sizin kilo almanıza neden olup size zarar verir. Anneler emzirme dönemlerinde günde yaklaşık olarak ekstra 750 kkal harcarlar.Yani metabolizmaları normalden daha yüksek çalışır. Süt üretmek için harcanan bu kalori dengeli beslenen aşırı kalori almayan annelerde emzirme döneminde yavaş kilo kaybı sağlar. Ancak gebelik sonrası depresyonla beraber ortaya çıkan “hemen kilo vermeliyim, şişmanım” psikolojisi bebeğinizin beslenmesinde olumsuzluk ve yetersizlik yaratabilir. Annelerin çok düşük kalorili diyetler yaparak hızlı kilo vermeleri süt verimliliğini etkiler ve sütün kalitesiz olmasına sebep olabilir. Aynı zamanda kilo verilirken vücutta katabolik etki artacağı için zayıflama esnasında ortaya çıkan bazı maddeler de süte geçer ve sütün tadını değiştirir. Bu sebeple bebeğiniz sütü bırakabilir bile. Anne emzirmeye başladığı günden itibaren aşırıya kaçmadan dengeli beslenerek (6 ayda veya 8 ayda) emzirdiği süre boyunca 6-8 kilo vermesi ideal bir kilo kaybıdır. Zaten hamilelikte depolanan yağlar annenin süt oluşturmasını sağlar bu sebeple emzirirken de anne bu yağ depolarından harcar. ANNE SÜTÜ NASIL ARTTIRILIR? Aslında anne sütünü arttıran özel gıdalar yoktur; anne dengeli beslenip yeterli sıvı alıyorsa zaten sütü olur. Anne sütü, annenin bebek ile arasındaki bağın oluşması ile artar. Bu sebeple bebek doğar doğmaz annenin sıcaklığını hissetmeli annenin göğsüne konularak koku ve ten teması ile anne bebek bağı sağlanmalıdır. Bu hem annenin süt oluşumu hem de bebeğin annesine bağlanması açısından önem taşır. PEKİ EMZİREMİYORSAM... Daha önce de belirttiğim gibi doğada bebeğiniz için en uygun besin anne sütüdür. Bu sebeple anne sütü yerine hiçbir gıda geçmez! Ancak bazı anneler için emzirme uygun olmayabilir. Seyrekte olsa bazı fiziksel sebepler, kimi annelerin emzirmek istememesi, annenin kullandığı ilacın süt yoluyla bebeğe geçme durumu veya kültürel etkiler emzirmeyi etkileyebilir. Böyle durumlarda yine en iyi seçenek ticari mamalar olsa da bu hazır mamaların bebeğinizi alerjilere ve kronik hastalıklara karşı koruyucu etkiler içermediğini hatırlatmak isterim. Mecburen sadece ticari mama kullanan anneler, 4 aydan sonra yavaş yavaş katı gıdalara geçerek bebeklerinin beslenmelerini sağlayabilirler ya da süt ve mısır unu ile veya pirinç unu ile mama hazırlayabilirler ancak bu gıdalar modifiye edilmiş inek sütü ile hazırlanan ticari mamalardan da daha az besleyicidir. Bu nedenle eğer emziremiyorsanız bebeğiniz için en iyi tercihiniz demir ile zenginleştirilmiş ticari bebek maması olsun. Beslenme ve Diyet Uzmanı AYŞEGÜL BAHAR EKTİRİCİ *** KATI GIDALARA GEÇİŞ İÇİN TARİFLER ![]() Dünyanın mucizevi ve eşsiz besini olan anne sütü ne kadar besleyici, hazırlanması ne kadar pratik bir besindir değil mi? Bebeğiniz için soğuk mu, sıcak mı, lezzetli mi, “aman besin değeri kaçtı mı acaba?” diye düşünmenize gerek kalmaz. Bebeğinizi şapırtılar eşliğinde beslersiniz. Bu sizin hayattaki en mutlu anınızdır. Anne sütünden sonra bebeğinizi katı gıdalarla beslemeye başlamanız ise büyümenin ilk belirtilerindendir. İlk yazımda da belirttiğim gibi anne sütünün ilk 6 ay verilmesi hem gerekli hem de önemlidir. Ancak 4. aydan itibaren yavaş yavaş katı gıdalara geçilebilir. Bebeğiniz katı gıdaları kabul edip yedikçe katı gıdanın miktarını arttırabilirsiniz. Özellikle dikkat etmeniz gereken noktalardan biri bebeğinize vermeye başlayacağınız ilk gıdaların sindirimi kolay besinlerin olmasıdır. Mevsime göre şeftali-elma suları, pirinç unlu pudingler veya sebze çorbaları bebeğinizin damak zevkine sunduğunuz besinler olabilir. Bu yazımda sizlere 4-5 aylık bebeğiniz için birkaç öğün besleyeceğiniz tarifler hazırladım. 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ İlk yazımda da belirttiğim gibi anne sütü ilk 6 ay mutlaka verilmelidir. Ancak fiziksel veya sağlık sebebiyle anne sütü verilemiyorsa hazır ticari mamalardan her öğünde 150-180 ml olmak üzere günde 4-5 öğün vermenizi tavsiye ederim. Bebeğiniz 4 aylık olmuşsa karnını anne sütü ile doyurup azar azar diğer gıdalara başlayabiliriz. 4. aydan itibaren bebeğinize verebileceğiniz ilk ek gıda evde hazırlayacağınız meyve suyu olmalıdır. Mevsimine göre elma, şeftali gibi meyvelerin suları uygundur. Meyve suyu 1-2 tatlı kaşığından başlanarak ve zamanla artırılarak verilmelidir. Meyve suyunun hazırlanmasına çok dikkat etmelisiniz. Meyve suyu Tarifi: Meyveler iyice yıkanarak, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir, temiz bir tülbent ile süzülerek suyu elde edilebilir. Veya bebeğiniz için özel bir katı meyve sıkacağı edinebilirsiniz. Yalnız meyve sıkacağının temizliğini düzenli olarak hassasiyetle yapmalısınız. 5 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ Her seferinde söylemek isterim ki aldığı sürece anne sütü verilmelidir. Eğer bebeğiniz hazır mamaya geçmişse günde 210-240 ml olmak üzere iki öğün verilebilir. Siz kendi ellerinizle bebeğinizle yemeğini hazırlamak istediğinizde size önereceğim tarifler şunlar olacaktır: Meyve püresi: Yine günde bir öğün mevsim meyvelerinden herhangi birisini püre haline getirerek bebeğinizin damak zevkine sunabilirsiniz. Böylece bebeğinizin hangi meyveleri seveceği de yavaş yavaş şekillenmiş olur. 4. ayda bebeğiniz artık meyve suyuna alışmış olacağından artık meyveleri de posasıyla beraber yani püre olarak verebiliriz. Yaptığınız bu meyve püresini bebeğinize bir ara öğün olarak vermeye başlayabiliriz. Sebze çorbası: Öğle öğününde 1-2 tatlı kaşığından başlanarak, yavaş yavaş artırılarak verilmelidir. Sebze çorbasını ilk yapacağınız zamanlar sebzeleri seçerken bebeğinizin sindirim enzimleri yeterli miktarda oluşmadığı için sindirimi kolay olan havuç ve patates gibi sebzelerle başlamanızı öneriyorum. Daha sonra bebeğiniz tolere ettikçe sebze türlerini de değiştirerek miktarları arttırabiliriz. Tabi yine 5 aylık bebeğinizde anne sütüne devam ettiğinizi düşünerek havuçlu patates çorbası tarifi veriyorum. Havuçlu Patates Çorbası (5 AYLIK BEBEK İÇİN) 2 su bardağı su, 1 orta boy havuç, 1 tatlı kaşığı pirinç 3 orta boy patates konarak ağzı kapalı olarak pişirilir. İndirildikten sonra hepsi birden bebeğinize özel olan rondodan geçirilir. İçine tuz, baharat veya şeker eklenmemelidir. Çünkü bebeğinizin böbrek yükünü tuz ve baharatlar artırabilir ve sindirim güçlüğü yaşanabilir. Şeker ilavesi ise zaten tatlı tada yatkın olan bebeğinizin tatlı besinlerle tanışma zamanını öne almaktan öte bir yarar sağlamaz. Şeker ile tanışmayı mümkün olduğu kadar ileri bir tarihe atmak gerekir. Havuçlu Yoğurt Çorbası: (5 AYLIK BEBEK İÇİN) Yoğurt nasıl mayalanmalı?: Bebeğinize vereceğiniz yoğurt ekşi tatta olmadığı sürece bebeğiniz yoğurt yemeyi sevecektir. BU nedenle yoğurdu nasıl mayalayacağınızı tekrar bir gözden geçirelim. Bu mayalama için küçük kavanozlar edinin. Yaklaşık 125CC pastörize sütü biraz ısıtın ve içine 1 tatlı kaşığı yoğurt ilave ederek mayalanmaya bırakın. Isısını kaybetmesin diye üzerine bir havlu ile kapatın. Yaklaşık 8-10 saat sonra yoğurdunuz yemeye hazır hale gelecektir. Bebeğinize yoğurt ile tüketebileceği gıdaları artık hazırlayabilirsiniz. Aslında yoğurt yapma makinesini de bu işlem için kullanabilirsiniz. Bebeğinize yoğurdu her gün taze mayalanmış olarak yedirin. Çorba için 125 cc yoğurt 1 küçük boy havuç 2 tatlı kaşığı pirinç Yukarıdaki malzemeleri çok az su ilavesi ile pişirin. Pirinçler ve havuçlar yumuşayınca bebeğinizin özel rondosundan hafif geçirin ama hafif pütürler kalsın. Tuz ve baharat ilave edilmesin. Elmalı Muhallebi: Bebeğinize elmalı muhallebiyi gece yatmadan önce rahatlıkla verebilirsiniz. Muhallebi hazırlarken 1 su bardağı su, 2-3 tatlı kaşığı pirinç unu, 2 tatlı kaşığı elma püresi (muhallebiye lezzet vermesi için) Su ve pirinç ununu karıştırarak iyice pişirin. Daha sonra içine püre haline getirilmiş elmayı ilave edin. Bebeğinize farklı bir lezzet olarak “servis yapabilirsiniz”. Afiyet, şeker, bal olsun, yarasın ![]() BESLENME VE DİYET UZMANI Ayşegül Bahar Ektirici *** 6 AYLIK BEBEĞİNİZ İÇİN ÖRNEK MÖNÜLER ![]() Merhaba Anneler Ve Babalar… Geçen yazımda bebeğinizin 4-5 aylık evresinde damak zevkine uygun neler yapılabileceğine ilişkin sizlere tarifler vermiştim. Zaman geçiyor ve bebeğimiz yavaş yavaş büyüyor. Bu sefer de 6-7 aylık bebeğiniz için hangi menüleri oluşturabileceğinize ilişkin önerilerde bulunacağım ve sizlerle süper lezzetler paylaşacağım. Tabi yine bebeğinizin sağlığı için gerekli besin gruplarını ön plana alarak. Bebeğiniz hala anne sütünü isteyerek alıyorsa ve sizin sütünüzle beslenebiliyorsa çok mutlu bir anne olmalısınız. Buna mutlaka devam edin. Ama 6-7 aydan sonra anne sütünün yanında ek gıdalara geçmişseniz de kendinize çok fazla dert etmeyin. Kendi ellerinizle hazırlamaya ( ve bir ömür boyu bunu yapmaya devam edeceksiniz) başladığınız mamalarla onun yine sağlıklı beslenmesini siz sağlayacaksınız. Bebeğiniz her zaman olduğu gibi sizin yardımlarınıza ihtiyaç duymaktadır. Henüz dişleri çıkmamıştır. Bu nedenle bebeğiniz rahat tüketebileceği besleyici ve lezzetli besinlere ihtiyaç duyar. Bu dönemde demir alımının ayrı bir önemi vardır. Demir bebeğinizin zihinsel ve fiziksel gelişimi için çok önemlidir. Doğduğun andan itibaren anne sütüyle de desteklenen bebeğinizdeki demir depoları yaklaşık 6 ay süresince onun için yeterlidir. Ancak 6 aydan itibaren bebeğiniz günde 500 cc anne sütü bile alsa günlük önerilen miktarın altında demir almaya başlamıştır. Çünkü anne sütündeki demir oranı bebeğiniz büyümeye devam ederken demire olan ihtiyacı da arttığı için azalmaya başlar. Bu durumda dışarıdan demir desteği vermek gerekir. Demir açısından zengin olan mercimek, ıspanak ve kabak ile 6-7 aylık bebeğinizin ihtiyacı olan demiri alacağı lezzetteler yapabilirsiniz. Bir günlük menü örneği: Kahvaltı: Meyve püresi ve anne sütü Ara: anne sütü Öğlen: Kırmızı mercimekli sebzeli çorba Ara: Meyve püresi Ara: Meyve suyu Ara: Anne sütü Akşam: Fesleğenli domates, havuç, patates Ara: Şeftalili muzlu tatlı Ara: Anne sütü Gece yemeği: Anne sütü veya ticari hazır mama 1-KIRMIZI MERCİMEKLİ SEBZE ÇORBASI (öğlen) Mercimek hem ucuz hem de çok iyi bir protein kaynağıdır. Demirden yana da oldukça zengindir. Yalnız hazmı zor olduğu için bebeğinize yavaş yavaş miktarı arttırarak verilmelidir. Önemli bir nokta bebeğinizin taze tüketmesi için çorbalarını günlük yapmanızdır: İnce doğranmış soğan 1 orta boy havuç Yarım küçük kereviz 1 çorba kaşığı zeytinyağı 1 tatlı kaşığı tereyağı Yarım çay bardağı kırmızı mercimek 1 büyük patates Su Hepsini iyice pişirin ve blenderdan geçirin… Bebeğiniz afiyetle tüketecektir. Lütfen tuz ve şeker eklemeyin. 2-FESLEĞENLİ HAVUÇ DOMATES VE PATATES (akşam) Unutmayın, bebeğinizi sebzelere ve farklı tatlara küçük yaşlardan itibaren alıştırırsanız ilerleyen yaşlarda yemek seçmez ve beslenme sorunu yaşamaz. 1 büyük boy havuç 1 büyük boy patates 1 büyük boy domates (yaz ayları için kışın eklemeyebilirsiniz.) 1 çorba kaşığı tereyağı 3-4 dal fesleğen yaprağı 1 çorba kaşığı rendelenmiş peynir. Bütün sebzeleri pişirin blenderdan geçirin üzerine domatesleri ve fesleğeni pişirerek sos yapın, peyniri üzerine ilave edin. 3-Şeftalili muz: (ara öğün) 1 büyük boy şeftali 1 muz ½ bardak elma suyu Pirinç Şeftali, muz, elma suyunu bir kaba koyun ve ezin. Üzerine biraz su ekleyerek çok az pişirin. Daha sonra üzerine 1 çorba kaşığı haşlanmış pirinç ilave edin ve blenderdan geçirin. Afiyet Olsun ![]() |
| | |
| | #29 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | 8 - 9 AYLIK BEBEĞİNİZİN BESLENMESİ ![]() Bu yazımızda 8-9 aylık bebeklerimizin daha sağlıklı beslenmeleri için nasıl bir formül uygulayacağımıza bir göz atacağız. Anne sütünün alınmasının devam ettiği bu günlerde artık yavaş yavaş bebeğimizin dişleri çıkmaya başlamıştır. Sizler bu “ilk diş” heyecanını yaşarken bu dişlerin kalıcı olmayacağını ve bu aylardaki beslenmesinde etkin bir faktör olarak görülemeyeceğini hatırlatmak isterim. Çünkü bu dişler bebeğinizin artık çiğnemeyi öğrendiğini göstermez. Ancak bu minik inciler bebeğinizin artık masaya oturma zamanının geldiği sinyallerini verir. 8-9 aylık bebeğiniz bir birey gibi mama sandalyesinde sizinle beraber masada oturacak, önlüğünü takacak ve yemeğiniz sizlerle beraber yemeye başlayacak. Bu aylarda siz yardımcı olmaya devam edebilirsiniz ancak minik yavrunuzun ilerleyen yaşlarda doğru alışkanlıklar elde etmesini de bu dönemde verdiğiniz eğitimle sağlamış olacaksınız. Tabii ki minik yavrunuzun masaya oturması oyun oynamayı bırakması anlamına gelmez. Dünyayı keşfeden bir bebek hareketli olmaya devam eder. Örneğin, tabağını- kaşığını mama sandalyesinden aşağı atabilir. Bunu yapması bile bebeğinizin fizik kurallarını keşfetmesini sağlayan önemli ayrıntılardır. Bu sebeple kızmak yerine ona yeni tabağını ve kaşığını sakin ve sabırlı bir şekilde vermelisiniz. Ayrıca yemek saatini keyifli hale getirmeye çalışmalısınız. Mesela bir masal anlatmanız veya şarkı söylemeniz bile bebeğinizin dikkatini toplayacak ve keyifli yemek yemeyi öğrenmesini sağlayacaktır. Bu arada unutulmamalıdır ki en kötü seçim maalesef ki televizyon seyrettirerek yemek yedirmektir. Bebeğiniziz buna alışırsa ilerleyen yaşlarda da televizyon karşısında yemek yemek isteyecek ve obezite riski ile karşı karşıya kalacaktır. Sevgili yavrunuzun ileride obezite sorunuyla karşı karşıya kalmasını istemezsiniz, değil mi? Bebeğinizde bu dönemlerde iştah azalmaları veya artmaları olabilir bunları da hoş karşılamanızı ve bunları bebeğinizin büyüme sürecinin bir parçası olduğunuz unutmamanızı tavsiye ederim. 8-9 Aylık Bebeklerin Beslenmesi: Öncelikle 8-9 aylık yavrularımız için örnek bir menü oluşturalım ardından da tarifleri verelim. Anne sütünü 6 ay mutlaka verelim diye tavsiye ediyoruz ancak bu süre uzayabilir. Bebeğiniz ek besinler almasına karşın günde1 defa anne sütü istiyorsa anne sütü vermeye devam edebilirsiniz. Kahvaltı: ½ yumurta sarısı, 15 gr peynir, 50 cc süt ve su karışımı, 8 tane bisküvi Ara: Meyve suyu Ara: Anne sütü Öğlen: Sebzeli ve proteinli bir yemek; Patatesli ve Kerevizli Et Ara: Meyve püresi Ara: Yoğurtlu bisküvi Akşam: Sebzeli tahıllı yemek; Temel Reis Tahıllı Bomba Makarna Ara: Meyve ile tatlandırılmış sütlü bir tatlı; Kayısı- Armut ve Muzlu Muhallebi Ara: Hazır mama (100cc) Gece: Anne sütü Ara: Hazır Mama (biberonla verilebilir.) (220cc) DİKKAT: Bebeğinizin yemeklerine tuz eklemeyin, yemekleri ılık olarak verin ve yemek aralarında su içirin. PATATESLİ ve KEREVİZLİ ET : 8-9 aylık minik bebeğiniz için artık et, tavuk, balık karışımlarına hazırlamanın zamanı da geldi. Malzemeler: 1/3 adet pırasa beyaz kısmı, 20 gr tereyağı, 30 gr küçük doğranmış dana eti veya kuzu eti, 100 gr patates, 1/3 kereviz, 1 tane portakal suyu, 1 tane kemikli et suyu önceden yapılmış (200 ml) Yapılışı: Tereyağını yağsız tavada eritin. Üzerine pırasaları ekleyin. Pırasalar biraz yumuşayınca etleri ilave edin. Patatesleri ve kerevizi de ekledikten sonra üzerine et suyunu ve portakal suyunu ilave edip pişmeye bırakın. Suyunu çekene kadar piştikten sonra blenderden geçirin ve öğlen öğününde bebeğinize yedirin. **Hazırladığınız yemeğin hepsi bebeğinize fazla gelebilir bu nedenle yaklaşık olarak 150-200 gr yedirseniz yeterli olacaktır. TEMEL REİS TAHILLI BOMBA MAKARNA: Akşam öğünü için hem sebzeli hem de tahıllı çok lezzeti bir makarna tarifi vereceğim. Malzemeler: 100 gr dondurulmuş veya taze ıspanak, 50 gr pişmemiş düdük makarna, 20 gr tereyağı, 2 kaşık süt, 20 gr kırmızı mercimek, 2 kaşık peynir (Tuzsuz olmasına lütfen dikkat edelim.) Yapılışı: Makarnanın vitaminini kaybetmemesi için suyunu çektirmemiz gerekir. Bu nedenle önce göz kararı ayarladığınız suya mercimekleri atıp pişmesini bekleyin daha sonra su azaldıysa ilave su ekleyin ve makarnayı atıp suyunu çekene kadar pişirin. Ayrı bir tavada ıspanakları tereyağı ile sote yapın pişmiş olan makarna ve mercimeği de ilave edip üzerine sütü ve peyniri ekleyin. Pişmiş olan makarna bebeğiniz daha tam çiğnemeye başlamadığı için blenderden geçirilerek servis yapılabilir. KURU KAYISI- ARMUT ve MUZLU MUHALLEBİ Size belki şekersiz gelebilir ama bebeğiniz için lezzetli, keyifle yiyeceği hem de sağlıklı bir tatlı! Malzemeler: 2 tane kuru kayısı, 1/3 armut, ¼ muz 1 çorba kaşığı pirinç unu, 150cc süt Yapılışı: Kayısılar ve armut çok az suda yumuşayana kadar pişirilir. Başka bir kapta pirinç unu ile süt pişirilir. Armut, kayısı ve muz blenderdan geçirilir ve muhallebi ile karıştırılır. Bebeğinize bu leziz tatlıyı 100 cc kadar ara öğün olarak yedirebilirsiniz. AFİYET OLSUN *** BEBEĞİNİZ İÇİN LEZZETLİ TARİFLER ![]() Bu aylarda çoğunuzun fark edeceği gibi birçok bebek minik elleriyle yemek yemeye başlamak ister. Sizin kaşıkla verdiklerinizi ret edebilir. Ancak sizin bu noktada yaratıcı fikirlerle yapmış olduğunuz besleyici püreleri yedirebilmeniz büyümesinin devam etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Sizlerin bu noktada daha sabırlı davranarak bebeğinizin fizik ve matematik kurallarını da keşfetmesine izin vermeniz çok önemlidir. Bırakın kaşığını kullanarak kendi kendine yemeğini yemeyi öğrenmeye başlasın. Ne kadar çok dökerse o kadar hızlı öğrenecektir. Aslında size önerim 2 tabak yemek hazırlamanız; bir tanesini siz kullanın, diğerini bebeğinizin önüne koyun. Bebeğiniz önündeki tabaktan kendisi yemeye çalışsın, keşfe başlasın. Yere de büyük bir örtü serin ki bebeğinizin döktükleri etrafı kirletmesin, size daha az iş çıkarsın ? Her ne kadar bebeğiniz büyümeye başlamış ve ek gıdalara geçmiş olsa da en önemli konulardan biri hep söylediğim gibi bebeğinize anne sütü vermeye 1 yaşına kadar az da olsa devam etmenizdir. Ayrıca çoğu annenin seçtiği kurtarıcı besin inek sütü çok dengeli verilmelidir. Bebeğiniz ağladıkça biberonla verilen süt minik midelerini dolduracak ve hazırladığınız katı gıdaların alınmasını zorlaştıracaktır. Bu sebeple bebeğinizin midesini süt ile doldurmayın. İRMİKLİ ARMUT MUHALLEBİSİ ( ARA ÖĞÜN) Malzemeler: 1 çorba kaşığı irmik, 120 ml süt, armut 1 orta boy rende, 1 tutam tarçın. Yapılışı: İrmik ile sütü kaynayana kadar pişirin. İçine rendelenmiş armudu ve tarçını ekleyin. Bir- iki dakika daha pişirin ve çatalla ezin. Bebeğinizin biraz pütürlü gıdalara alışması için bu şekilde yedirin. CİĞER GÜVEÇ (ÖĞLEN YEMEĞİ) Malzemeler: 100 gr dilimlenmiş ayıktanmış dana ciğer, 2 çorba kaşığı bitkisel yağ, 1 küçükbaş soğan, 2 tane doğranmış havuç, 200 ml su, 200 gr soyulmuş domates, 1 tatlı kaşığı ince doğranmış maydanoz. Yapılışı: Ciğeri rengi değişene kadar yağda çevirin. Üzerine soğanları ve doğranmış havuçları ekleyin ve sote yapın. Üzerine suyu ekleyerek pişirin. Suyunu çektikten sonra domatesleri ekleyin ve biraz daha pişirin. Piştikten sonra üzerine maydanozları ekleyin. Hafif ezerek veya robottan geçirerek bebeğinize yedirin. **Yaklaşık 5 çorba kaşığı bebeğinize yetecektir. PEYNİRLİ YEŞİL MERCİMEKLİ YILDIZ ŞEHRİYE(AKŞAM YEMEĞİ) Malzemeler: 1 orta boy havuç, 100 gr karnabahar, 3 çorba kaşığı yıldız şehriye, 25 gr tereyağı, 2 çorba kaşığı yeşil mercimek, 50 gr kaşar peyniri rendesi. Yapılışı: Havuçları ve karnıbaharları haşlayın. Ayrı bir kapta mercimekleri haşlayın. Ayrı bir kapta yıldız şehriyeleri haşlayın. Bütün haşladığınız malzemeleri ayrı bir kapta karıştırıp sıcakken üzerine peyniri ve tereyağını dökün. Çatalla ezerek veya blenderdan geçirerek bebeğinize afiyetle yedirebilirsiniz. Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Ayşegül Bahar |
| | |
| | #30 (permalink) |
![]() ღ Cennet Kokulum ღ Kayıt: 12.09.2007 Yaş: 21
Mesajlar: 5.493 İtibar Gücü: 107 | 11 AYLIK BEBEĞİNİZİN BESLENMESİ İÇİN ÖNERİLER VE TARİFLER ![]() Sevgili anneler ve babalar, artık bebeğinize yedireceğiniz yiyeceklerde farklı seçimler denemeye başlayabilirsiniz. Mesela sarımsak ve lezzetli otlarla! Çünkü bebeğiniz büyüdü, kocaman oldu O şimdi tam 11 aylık!Değişik lezzetler zengin ve dengeli beslenme anlamına gelir. Yalnız bir konuda sizi önceden uyarmak isterim. Bu konuda ilk adımları atarken unutmayın ki çocuklarınızın önüne çok karışık ve çeşitli yemekler verdiğinizde kafası karışabilir ve ne yediğini anlayamaz. Bu nedenle yemeği reddedebilir ve hiçbir şey yemek istemediğini belirtebilir. Bu gibi durumlarda ısrarcı davranmayın aynı yemeği 1 hafta sonra tekrar vermeyi deneyin. 11 aylık bebeğiniz için genel olarak yemekleri robottan geçirdiniz. Ama artık dişleri de çıkmaya başladı bu nedenle ona hafif pütürlü yemekler de vermeliyiz. Çünkü bundan böyle dişleriyle veya damağıyla ezerek yemeyi öğrenmelidir. Ne de olsa 1 ay sonra sizinle aynı masaya oturarak yemek yemeye başlayacak. Ama unutmayın bebeğinizin yemeklerine hala tuz eklemiyoruz. 11. ayda bebeğimize balkabağı, kuru üzüm , basmati pirinci, kuzu gerdan tattıracağız. Sizin bile ağzınızı sulandırabilir aman tariflere dikkat!! Şimdiden afiyet bal şeker olsun. ÖĞLEN MENÜSÜ İÇİN: SEBZELİ MERCİMEKLİ KUZU GERDAN: Malzemeler: 2 parça kuzu gerdan,1 tane kereviz, kereviz sapı, ıspanak 2-3 yaprak, pırasa 1 sap,1 bardak kırmızı mercimek, 1 tane patates, 1 tane havuç, 700cc su. Yapılışı: Bütün malzemeler doğranır. Düdüklü tencereye konur. Kuzu gerdanlar ve yeterli miktarda su eklenir. Piştikten sonra her sebzeden ve bir parça etten alınıp yemeğin suyuyla ezerek bebeğinize yedirebilirsiniz. AKŞAM MENÜSÜ İÇİN: BALKABAKLI RİSOTTO Malzemeler: 50 gr doğramış soğan, 25 gr tereyağı, 100 gr basmati pirinci, 450ml su, 150 gr soyulup doğranmış balkabağı, 3 tane soyulup çekirdekleri alınmış domates, 50 gr rendelenmiş cheddar peyniri. Yapılışı: Tereyağının yarısında soğanları biraz öldürün, pirinci üzerine ekleyin ve kaynamış olan suyu ekleyin ve harlı ateşte 8 dakika pişirin. Sonra bu karışıma balkabaklarını ekleyin, ateşi kısın ve pirinçler suyu çekene kadar pişirin. Kalan tereyağı ile domatesleri ayrı bir yerde pişirin, üzerine cheddar peyniri ekleyip peyniri eritin. Pilavın üzerine bu karışımı ekleyin. Bebeğinize hafif ezerek tattırabilirsiniz. ARA ÖĞÜN: Kuru üzümlü elma. Malzemeler: 2 elma, 120 ml elma suyu, 2 çorba kaşığı kuru üzüm, biraz tereyağı, bir tutam tarçın. Yapılışı: Elmaların içini çıkartıp kabuklarını soyun ve fırın kabına yerleştirin. Üzerine elma suyunu dökün, kuru üzümleri çekirdek boşluklarına doldurun ve tarçını serpin. Her elmaya azıcık tereyağı koyun ve 180 derecede 45 dakika pişirin. Zaten çok iyi piştiği için bebeğinize ara öğün olarak verebilirsiniz. Hafif ezerek yemesine yardımcı olabilirsiniz.İsterseniz bu elmayı pirinç unla yaptığınız muhallebi ile de bebeğinize verebilirsiniz. Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Ayşegül Bahar *** 12 AYLIK BEBEĞİNİZ İÇİN LEZZETLİ TARİFLER ![]() Sevgili anne babalar artık bebeğiniz 1 yaşına yaklaştı. 12 aylık oldu! Bebeklerinizin mideleri 1 yaşında olsalar bile miniciktir .O sebeple az az ve sık sık beslemek gerekir. Artık hareketlenmeye başlayan bebeğinizle beraber yemek yemekten zevk almanız gerekir. Çocuğunuz kaşık ve çatal kullanmayı ne kadar çok denerse o kadar çabuk alışacaktır. Sofraya oturduğunda yemeğinin yarısı yere dökülse de aç kaldı diye korkmayın! Eğer kaşık kullanmak zor geliyorsa eline verip yedirebileceğiniz şekilde hazırlayın( köfte, balık çubukları sebze çubukları gibi) Bu arada kendisi yemeğe alışan bebeklerinizi korumak amaçlı zeytin, fındık fıstık ve taneli sert gıdaları bebeğinizin ulaşamayacağı yerde saklayın . Çünkü küçük yaramazlar bu dönemlerde her şeyi ağızlarına almak isterler. Bebeğiniz için çok lezzetli tarifler veriyorum bu tarifleri sofrada siz de deneyebilirsiniz. Yerken dikkat edin parmaklarınızı yemeyin ![]() Afiyet olsun ![]() Pancarlı-patates çorbası Malzemeler Pişmiş bir kırmızı pancar,bir patates,150mlsüt,bir kaşık tereyağı Yapılışı Patatesleri yıkayın soyun ve rendeleyin 10dk kaynar suda pişirin daha sonra soyulmuş küçük küpler halinde kesilmiş pancarı ekleyin sonra 1-2dk pişirin süt ve tereyağını ekleyin mikserden geçirip çocuğunuza afiyetle içirin çorbanın şekerli tadı bebeğinizin çok hoşuna gidecektir. ( pancar nasıl pişirilir: kırmızı pancarlar kabuklarıyla pişirilir yoksa renksiz olur pancar miktarınıza göre tencereye su eklenir yaklaşık 1saatte pancarlar pişmiş olur) Not: pancarın tadına çocuklar bayılır magnezyum,fosfor,potasyum,a vitamini b9 vitamini ve c vitamini içerir.pancar yedirdiğiniz gün bebeğiniz dışkısı ve idrarı hafif kırmızı renk olabilir bu sizi korkutmasın. Ancak pancarı bebeğinize çok sık aralıklarla yedirmeyin çünkü içeriğindeki oksalik asit kalsiyumu bağlaya bilir o sebeple hazırlamış bu çorbanın içine süt kattık. Kabaklı pirinç yemeği Malzemeler 1tane kabak, bir tutam dereotu,1kaşık tereyağı, 1tane küçük soğan bir diş sarımsak 1 tane domates (mevsimine göre hazır doğranmış domates kullanabilirsiniz)1çay fincanı pirinç 50 gr kıyma Yapılışı Kıyma ve soğanları tereyağında kavurun üzerine kabakları küçük küçük doğrayıp ekleyin üzerine domates dereotu sarımsak ve de pirinci ekleyerek karıştırın üzerine 1bardak su ekleyerek kısık ateşte pişirin. Bebeğinize çatalınızla ezerek yedirin. Fırında balık köftesi Malzemeler 90gr balık filetosu 2 patates,yarım bardak süt, çırpılmış yumurta ,1tutam maydanoz ,1kaşık yağ Yapılışı Patatesleri yıkayın soyun ve rendeleyin sütün içinde pişirin. Çiğ balık yumurta,maydanozu mikserden geçirin. Sütle haşladınız patatesleri de ekleyip yoğurun karışımdan üç tane köfte oluşturun fırında 1kaşık ekleyerek pişirin. Bebeğinize herhangi bir sebze püresi eşliğinde yedirebilirsiniz. *** JUNIOR ELMALI TOPLAR ![]() Malzemeler * 1/2 elma * 4 çorba kaşığı Milupa 8 Tahıllı Ballı * 50 ml Milupa Aptamil Junior * 1 çorba kaşığı pirinç unu * 1/2 çay kaşığı tarçın Hazırlama Yarım elmayı cam rendede rendeleyiniz. 1 çorba kaşığı pirinç ununu 50 ml Aptamil Junior ile pişiriniz. Milupa 8 Tahıllı Ballı, rendelenmiş elma ve tarçın ilave ederek karıştırınız. Karışımdan küçük parçalar alarak yaptığınız topları servis tabağına yerleştiriniz. Küçük şampiyonumuzun junior elmalı topları hazır. Enerji: 278,6 kcal Protein: 5,4 g Demir: 4,8 mg C vit. : 25 mg Kalsiyum: 210,2 mg |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| bebek, cocuk, sağlığı |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bir Çocuk Gibi Sevdim Seni, Bir Bebek SafLığında..!! | BurcuUu_ | Paylaşmak İstedikleriniz | 2 | 30-10-2007 17:32 |
| Bebek ve Çocuk Odaları İçin | hayal | Anne ve Çocuk | 0 | 29-07-2007 15:19 |
| Anne ve Çocuk Sağlığı | @izci@ | Anne ve Çocuk | 15 | 29-01-2007 17:42 |
| Tüp bebek yöntemiyle 200 çocuk doğdu | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 10-12-2006 16:20 |
| Çocuk Sağlığı... | ..MeNeK$e.. | Anne ve Çocuk | 2 | 21-04-2006 13:31 |