ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Sağlık Hastalıklar ve şifaları yaşadığımız sağlık sorunlarımızı burada paylaşalım!

Cevapla
Alt 31-08-2008, 13:53   #11 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


HAMİLELİK DÖNEMİ ANNE ADAYLARINI ENDİŞELENDİRİYOR



DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Psikolog Nur Dinçer Genç “Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır.” diyor.

Hamilelik dönemi birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, cesaret ve kaygı, yalnızlık ve birliktelik gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Psikolog Nur Dinçer Genç “Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bebeğin sağlığı, doğum, bebeğin bakımı, emzirme gibi birçok konuda yaşanan bu kaygılarla baş edebildiği ölçüde stressiz bir hamilelik geçirecektir. Bu durum, henüz anne karnındayken bebeğin de ruhsal sağlığını yakından ilgilendirecektir.” diyor.

Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu kaygıların bir kısmı vücuttaki fiziksel değişikliklere bağlı, bir kısmı da yaşantılarla ilgilidir. Bu dönem aslında anne adayının kendini, kadınlığını, değişkenliklerini, duygulanımlarını keşfetmesi için ideal bir dönemdir. Yepyeni, farklı bir beni keşfetmek ve içinizde daha önce tanımadığınız duygularla tanışmak bu dönemi aslında benzersiz bir dönem yapar. Hamilelik dönemi kısa süren ama kadının kendisi için değerli bir dönemdir. Annenin yapması gereken kaygıları ve korkuları bu dönemin doğal bir parçası olarak kabullenip, arkasına yaslanıp hamileliğin keyfini çıkartmak olmalıdır.

Nur Dinçer Genç: “Çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, tanımladıkça bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.” diyor ve hamilelik döneminde oluşan kaygılarla başa çıkabilmek için şu önerilerde bulunuyor:

• Eş desteği
• Aile bireylerinin desteği
• Hamilelik dönemi, doğum ve sonrası hakkında bilgilenme
• Gevşeme egzersizleri
• Psikolojik destek gereklidir.

Doğum Sonrası Annenin Psikolojik Durumu

Doğum sonrası dönemde de tıpkı hamileliğin ilk döneminde olduğu gibi fizyolojik değişiklikler çok hızlı gerçekleşiyor. Hormon seviyelerindeki hızlı düşüş duygu durum değişikliklerini de beraberinde getiriyor. “Bununla birlikte başka faktörlerde annenin doğum sonrası psikolojik sorunlar yaşamasına neden olacaktır.” diyen Psikolog Genç bu faktörleri şöyle sıralıyor:

• Eş ve aileden yeteri kadar destek görmemek
• Maddi sorunlar
• İstenmeyen gebelik
• Evlilik problemleri
• Doğum sırasında yaşanan zorluklar
• Bebeğin sağlık durumu
• Eski depresyonlar
• Kalıtımsal yatkınlık doğum sonrasında annenin kendini kötü hissetmesine neden olacaktır.

Annenin doğum sonrasında gerek bebek ile ilgili, gerek ailenin gelecek yaşantısı ve düzeni ile ilgili, gerekse kendisi ile ilgili pek çok kaygısı olmasını normal karşılamak gerekiyor. Bebeğin sağlıklı olup olmayacağı, bebeğe yeterince iyi bakıp bakamayacağı, maddi olarak bebeğe yeterli olup olamayacağı, bebeği emzirip emziremeyeceği, varsa diğer çocuk ile bebeğin birbirleri ile uyumu, eş ile iletişim, fiziksel olarak doğum öncesi haline dönememe, işe geri dönecekse bebeğin bakımı gibi bir çok konu annenin zihnini kurcalıyor ve kaygılanmasına neden oluyor.

Bu kaygılar, sık ağlama, yorgunluk, duyguların kısa süre içinde mutluluk-mutsuzluk arasında değişmesi, öfke krizleri, iştah kaybı, uykusuzluk gibi belirtiler şeklinde açığa çıkabilir. “ diyen Psikolog Genç, “Ancak bu durum kısa sürelidir. Her annenin doğumdan bir kaç gün sonra hafif ya da yoğun olarak yaşayacağı ve 1–2 haftayı geçmeyecek bir durumdur. Bu dönemde annenin özellikle eşi ile olumlu ilişkiler içinde olması destekleyici olacaktır. Yalnız olmadığını hissetmesi, birlikte zaman geçirmek, bebeğin bakımını paylaşmak, dinlenmesi için olanak yaratmak, küçük şekerlemelere fırsat tanımak, yürüyüş yapmak, doğru beslenmek, fiziksel bakımını ihmal etmemek bu dönemin kolayca atlatılmasını sağlayacaktır.” şeklinde devam ediyor.

Doğum sonrası görülen bu duygu durum değişikleri 2 haftadan uzun sürüyor, annenin çevresi ile ve özellikle bebek ile iletişimini bozuyorsa, iştah ve uykuda azalma, karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk, öfke, dikkatsizlik, unutkanlık ve intihar fikirleri varsa mutlaka bir uzmandan yardım almak gerektiğini unutmayın.

***

HAMİLELİKTE KENDİNİZİ DAHA İYİ HİSSEDİN



Bahçeci Kliniği Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Esra Aksoy Jozwiak önerilerini sizlerle paylaşıyor.

Banyo
Sık banyo yapmanız veya duş almanız kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Su sıcaklığının fazla yüksek olmamasına özen göstermelisiniz. Sauna veya çok sıcak su ile banyo yapmak fetal anomalilerle özellikle, santral sinir sistemi problemlerine neden olabileceğinden kesinlikle önerilmemektedir. Bu ;özellikle gebeliğin erken dönemleri için geçerlidir.Banyo yaptığınız zaman evde sizden başka bir kişinin bulunmasına dikkat etmelisiniz.

Diş bakımı
Gebelik sırasında bazı kadınlarda diş eti problemleri olabilir. Dişlerinizi fırçalarken diş eti kanamanız olursa, diyetinizden fazla şekerli besinleri çıkarmalı ve çok yumuşak diş fırçası kullanmalısınız. Bazen diş etlerinizdeki enfeksiyonun diş hekimi tarafından tedavi edilmesi gerekir. Gebelikte dişlerinizle ilgili herhangi bir probleminiz olduğunda diş hekimine başvurmaktan çekinmemelisiniz.

Saç bakımı
Gebelik sırasında saçlarınızın uzamasının hızlandığı, yüz ve vücut kıllarında artış olduğu dikkatinizi çekebilir. Östrojen hormonunun etkisiyle, saçlarınızın dökülmesi azalır. Fakat bebeğin doğumunu izleyen dönemde hızla saçlarınız dökülebilir, paniğe kapılmamalısınız; bunlar gebelik sırasında dökülmeyen saçlardır.

Tırnak bakımı
Gebelikte tırnaklar daha çabuk ve sert olarak uzarlar. Fakat bazı kadınlar da tırnaklarının kolay kırıldığından şikayet edebilirler.

Cilt bakımı
Cildin rengi ve yapısı gebelikte değişme eğilimindedir. Bazı kadınlar ciltlerinin daha pürüzsüz ve lekesiz olduğunu ifade ederken, bazıları da cildinin kuru veya yağlı ve daha çok lekeli bir hal aldığından yakınırlar. Yine gebelikte, ciltte minik toplardamarlarda ve deri çatlaklarında artış olabilir ve cildin pigment içeren kısımlarında rengin daha koyulaşma izlenir. Başlıca pigment değişiklikleri şunlardır:

- Kloazma veya gebelik maskesi. Burun çevresi, yanaklarda ve çenede olan kahverengi lekelerdir, koyu renkli kadınlarda daha sık gözükür. Doğum lekeleri, benler, meme başları daha koyu renk alır.
- Linea nigra. Karında, orta hatta bulunan çizgi daha koyu ve belirgin hal alır.

Doğumdan sonra birçok pigment değişikliğinin geri dönmesine rağmen meme başı bir miktar koyu kalabilir. Gebelikte ortaya çıkan deri çatlaklarını önlemenin imkanı yoktur. Fazla ve hızlı kilo alan bayanlarda daha fazla görülür. Doğumu takiben renkleri açılır ve beyaz olarak kalırlar. Gebe iken güneşte kaldığınızda daha çabuk bronzlaşırsınız, bu nedenle koruyucu kremler kullanmalısınız.

Duruşunuz
Karnınızın büyümesi ve ağırlık artışına bağlı olarak vücudunuzun ağırlık merkezi ve duruşunuz değişecektir. Bu, oturuş ve yürüyüş şeklinizi değiştirecektir. İyi bir duruş ile; sırt, bel ağrısı yakınmalarınızı azaltabilirsiniz.

Aşağıdaki basit birkaç kural bu problemlerinizi engelleyecektir:
- Yerde olan bir şeyi uzanarak değil de çömelerek alınız.
- Ağır şeyleri kaldırmaktan ve taşımaktan kaçınınız.
- Yerden doğrulurken kalçalarınızı, dizlerinizi ve ellerinizi kullanınız.
- Yürürken sırtınızdaki eğimi azaltmaya çalışınız.

Gevşeme
Solunum egzersizleri, yoga, masaj, müzik dinlemek, banyo yapmak gevşemenizi ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Uyku
Gebeliğiniz sırasında mümkün olduğunca çok dinlenmeniz ve uyumanız önemlidir. Bazı kadınlar gebelikte uyuma güçlüğü çekebilirler. Bu, gebeliğin ilk aylarında artmış anksiyeteye, ilerleyen gebelik haftalarında ise bir türlü rahat uyku pozisyonunun bulunamamasına bağlıdır.

Aşağıda sayılanlar uyumanızı kolaylaştırabilir:
- Mümkün olduğunca gün içinde kısa sürelerle uyumaya çalışın.
- Yatmadan önce bir bardak ılık süt için.
- Uyku öncesi ılık bir duş almak iyi gelebilir.

***

HAMİLELİKTE BU ENDİŞELERE KAPILMAYIN!



1) Cinsel ilişki
Hamilelikte seks yapmak anne adayı ve bebek için zararlı olmuyor. Hamilelik döneminde sekste güvenlikten öte rahatlık önem taşıyor. Karnınız büyüdükçe ilişki kurmakta fiziksel bir zorluk çekerseniz, pozisyonunuzu değiştirebilirsiniz. Eşinizin cinsel organının bebeğe zarar vereceğini düşünmeyin çünkü o, ana rahminde güvenle korunuyor. Sadece doktorunuz çeşitli nedenlerle izin vermiyorsa seks yapmayın.

2) İlaç kullanımı
Her baş ağrısı ve soğuk algınlığı için ilaca sarılmayın. Ancak, gerçekten ihtiyacınız olduğunda doktorunuza danışarak ilaca başvurun. Eğer kronik bir rahatsızlığınız varsa mutlaka doktor kontrolünde gebe kalmaya çalışın. Gebe kaldıktan sonra sakın, kendinizce karar verip ilaç almaya kalkmayın.

3) Ağır kaldırma
Çok çok ağır olmaması koşuluyla alışveriş torbaları ya da çocuk taşımak herhangi bir sorun oluşturmuyor. Ancak taşırken dizlerinizden güç alarak, ağırlığınızı bacaklarınıza vermenizin daha doğru olduğu kabul ediliyor.

4) Bilgisayar kullanma
Bu konuda yapılan araştırmalar bilgisayar karşısında oturmanın ve çalışmanın bir riski olmadığını gösteriyor. Amerika´da işleri bilgisayar ile ilgili olan 700 annenin bebekleri üzerinde gerçekleştirilen bir çalışma, doğumsal sorunlara ya da düşük kilo gibi problemlere rastlanmaması ile dikkat çekiyor.

5) Mikrodalga fırın kullanma
Mikrodalga fırın kullanımı ile ilgili yapılan tüm çalışmalar her hangi bir risk olmadığını gösteriyor çünkü bu cihazların radyasyon yaymasının mümkün olmadığı kabul ediliyor Ayrıca, Amerika´da gebe fareler üzerinde yapılan bir araştırma mikrodalga fırınların gebelik üzerine negatif bir etkisinin olmadığını ispatlıyor.

6) Egzersiz yapma
Spor, hiç kuşkusuz bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmayıp gebelikte olabilecek bazı problemleri gideriyor. Ancak, aşırıya kaçmamak koşuluyla yüzme, yürüyüş, basit jimnastik hareketleri uygun egzersizler olarak kabul ediliyor. Ancak gebelik öncesi hiç egzersiz yapmamış bir kadınsanız, bu dönemde egzersize başlamanız doğru değil. Bununla birlikte özellikle hamilelere yönelik olan kurslarda öğretilen hareketler anne ve bebek sağlığı açısından önem taşıyor.

7) Evcil hayvan besleme
Kedilerin dışkısında bulunma olasılığı olan parazit toksoplazmasise (kedi vs. hayvanların dışkısı, tükürüğü ve salgıları ile insana geçen hastalık) yol açabileceği için gebelerin bu konuya dikkat etmesi gerekiyor. Buna dikkat edildiği takdirde aşıları tam uygulanan ve bakımı iyi olan evcil hayvanları evde beslemenin bir sakıncası bulunmuyor.

8) Saç boyama
Gebe kaldığınızı bilmeden evvel saçınızı boyatmış ya da perma yaptırmış bile olsanız bunun için endişelenmenize hiç ama hiç gerek yok. Op. Dr. Altay Gezer, gebeliğin 3. ayından sonra saç yaptırmanın ve en çok iki kere boyatmanın sağlık açısından herhangi bir risk taşımadığını belirtiyor. Ancak, bu noktada boyanın içerisindeki kimyasal maddelerin bebeğe zarar verip vermediğini iyi bilmek gerekiyor.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:54   #12 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


HAMİLELİKTE GÖZYAŞLARINA BOĞULMAYIN



Hamilelik, bir kadın için hayatının en önemli dönemlerinden biri. Bu dönemde tüm kadınlar fiziksel olduğu kadar, duygusal bir etki içine de giriyorlar. Hamilelikte duygusal gelişim aslında kadının anne olacağı haberini almasıyla başlıyor. Bu dönemde anne adayının kendisine en çok sorduğu soru ``Bu bebek için hazır mıyım?''''. gebelik döneminde anne adayı sadece bebeği dünyaya getirmekle ilgili kaygıları taşıyor, aynı zamanda dünyaya getirdiği çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini, bunun için gerekli enerji ve ekonomik düzeye sahip olup olmadığını da düşünüyor.

Hamile kadın hassastır!

Bebek bekleyen kadınların çoğu, vücutlarındaki değişimin de etkisiyle normal zamanda belki de hiç üzerinde durulmayacak kadar basit bir konuyu büyütebilir, üzülmeyi gerektirmeyen bir olayda gözyaşı dökebilirler.. Bu dönemde gebeler, kendilerinde oluşan bu değişikliğin her ne kadar farkında olsalar da, bir türlü kendilerine engel olamıyorlar.

Giderek vücudunun şekil değiştirdiğini gören gebe kadın, kendini önceleri bu yeni haliyle benimsemekte zorluk çekiyor, eski haline hiç dönemeyeceğini düşünerek endişe duyuyor. Böyle bir zamanda eşlerinin ya da çevrelerindeki insanların kendisini çok çirkin bulduğunu bile düşünerek yersiz kuruntulara kapılıyor. Dolayısıyla hamile kadının arkadaşlarına, ailesine ve en önemlisi eşine önemli görevler düşüyor. Burasa asıl sözümüz beylere! gebelik döneminin her safhasında, eşinize destek olmayı unutmayın!

Aşırı duygusallığa karşı önlemler

Anne adayının öncelikle kendisini meşgul edecek aktiviteleri olmalı. Eğer çalışıyorsa, doktorunun izin verdiği süreye kadar çalışmasını devam etmesinde yarar var. Bunun dışında yorucu olmayan, doktorunun izin verdiği sosyal aktivitelere katılmak, resim yapmak ya da el işleriyle uğraşmak gibi hobileri olması son derece faydalı.

Doğum anını daha rahat geçirmek için gebelik kurslarına katılarak bilgi almak ve yapılan fiziksel egzersizlerle doğuma hazırlanmak da anne adayının kendisini daha iyi ve güçlü hissetmesini sağlıyor. Böylece anne adayının doğuma karşı korkusu azalıyor.

Anne adayı bu dönemde hissettiği sıkıntıları ailesine ve kendisinden önce doğum yapmış, bu konuda deneyim sahibi arkadaşlarına açmaktan çekinmemeli. Sıkıntıları paylaşmak, dertleşmek ve yaşanan yoğun duyguların normal olduğunu görmek, anne adayını rahatlatıyor.

Doğuma yaklaştıkça bu konuyla ilgili kitaplar okumak ve bu çok özel ana hazırlanmak önemli. Ayrıca gebe kadın doktoruyla da konuşarak, doğum anında yaşayacaklarının aslında hiç de endişe edilir türden duygular olmadığını anlayabilir. Sonuç olarak unutmayın ki aslında doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır!

***

ANNE, BABA VE BEBEK
İLİŞKİSİNİN TEMELLERİ



Anne ve baba adayı birlikte bir çocuk sahibi olma isteğini taşımaya başladığı andan itibaren doğacak bebekleri ile ilişkileri başlar. Bu ilişki doğal olarak somut değil, anne ve babanın zihninde, belki bir hayalin belki de bir rüyanın içindedir. Ve böylece, henüz fiziksel olarak doğmamış bebek, anne ve babasının zihninde onlarla ilk karşılaşmasını yapar.

Hamileliğin başlamasıyla ve bu dönem boyunca bebekle ile ilgili duygular daha da yoğunlaşmaya başlar. Kaygılar artabilir, özellikle bebeğin sağlığı ile ilgili. Aynı zamanda merak başlar “Nasıl bir bebek olacak?, Kime benzeyecek? Cinsiyeti ne olacak” gibi.

Bu süreçte, ailenin zihni bebekle ilgili meşgulken bir yandan da anne ve babalığa ruhsal bir hazırlık başlar, hatta belki de farkında olmadan çok önceden başlamıştır. Nasıl bebekle ilgili meraklar ve sorular varsa anne ve baba kendine de yönelik benzer sorular sorabilir. “Nasıl bir anne olacağım?” “İyi bir anne veya baba olabilecek miyim?” “Bebeğime iyi bakabilecek miyim?” gibi.

Anne ve baba adayının bebeği ve kendi anne babalığı ile ilgili hayaller kurması, sorular sorması, tasarımlar yapması bebekleri ile duygusal bağlar kurmaya başladığının işaretleridir. Bu ilişki için çok olumlu bir başlangıçtır. Bu bağ anne baba ve bebek ilişkisinin temellerini oluşturur.

Hamilelik sürecinde anne ve babalar bu ve benzeri düşünceler, duygular içindeyken bebekte yeni çıkacağı dünyaya anne karnında hazırlıklar yapar. Orada güçlenir, büyür ve yavaş yavaş anne babasına varlığını gösteren tepkiler verir, yani o da artık yoğun bir şekilde anne ve babasıyla ilişki içindedir, henüz birbirlerini görmeseler de!

Bu dönemde özellikle annenin iyi bir desteğe ihtiyacı vardır. Duygusal olarak, başlıca eşinden alacağı bu destekle daha huzurlu ve rahat bir hamilelik geçirebilir. Baba adayının eşine duygusal desteği, aynı zamanda bebeği ile ilişkisinin ve babalık hazırlıklarının başlangıcı olabilir.

Anne baba ve bebekte yaşanan tüm bu süreçler, anne baba ve bebeğin duygusal ilişkisinin doğumdan çok daha önce anne ve babanın zihninde başladığını gösterir. Bu süreç doğum sonrası ilişkiye de önemli bir hazırlıktır.

F. Göver Kazancıoğlu
Nisan Psikolojik Danışmanlık Merkezi Uzm.Danışman Psikolog


***

DOĞRU ZAMANI SEÇMEK!



Annelik her kadının tatmak istediği bir duygu. Fakat yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı ileri yaşta anne olmayı beraberinde getiriyor. Annelik için doğru zaman hangisi? Geç yaşta anne olmanın yararları ya da zararları nelerdir? Bu soruların cevabını yazımızda bulacaksınız...

Bir kadın öncelikle bebek sahibi olmak isteyip istemediğine tam olarak karar vermelidir. Biyolojik saat çalışmaktadır ve zaman geçtikçe bu saatin tik tak''ları daha da yükselmektedir. Karar vermek sadece duygusal açıdan değil aynı zamanda sağlık açısından da zor olabilir. Yaş ilerledikçe artan riskler ve genetik faktörler, doğumun zor olup olmayacağı ve bütün bu soruların sonunda bekleyen ``Ya hiç anne olamazsam ''''korkusu.

Günümüzde ileri yaşta anne olmanın giderek yaygınlaştığını görüyoruz. Özellikle pek çok ünlü isim geç yaşta anne olmayı tercih ediyor. Patricia Hodge 42 yaşında anne olurken, Madonna ise 40 yaşında kızını dünyaya getirdi. Yoğun geçen sahne hayatları onların genç yaşta anne olmasını engellemişti. Bu kişilerin röportajlarını okuduğumuzda ise, hiçbirinin durumdan şikayetçi olmadıklarını ve olgun yaşta anne olmanın daha avantajlı olduğunu söylediklerini görüyoruz. Erken yaşta anne olmak ile ileri yaşta anne olmak arasında şimdiye kadar pek çok araştırma yapılarak her iki durum kıyaslanmış; yapılan araştırmalar günümüzün değişen koşullarında pek çok kadının geç yaşta anne olmayı tercih ettiğini göstermiştir.

Umutsuz olmayın

Geç yaşta anne olmanın olumlu yanları ele alınacak olursa aslında durum hiç de düşünüldüğü kadar kötü değil. Bu annelerin doğumdan sonraki bir yıl içerisinde bebeklerini daha kolay ve bilinçli bir şekile emzirdikleri gözlenmiş. Ayrıca hamilelik süresince annelerin görünüşlerinden yana fazla bir şikayetleri olmadığı ve hamile vücutlarını daha kolay kabullenebildikleri de ortaya çıkmış, sekse karşı olan ilgilerinde ise bir azalma görülmemiş. Genç anneler ve ileri yaştaki anneler arasında yapılan araştırmaya göre, doğum sonrası duygusal depresyon ve kendini iyi hissetmek arasında bir fark yok. Her iki gruptaki anneler de doğum sonrasındaki bu zorlu duygulara karşı eşit şartlarda dayanıklılar. Doğum şekline gelince sezaryen ya da normal doğum olsun herhangi bir sorun yaşanmıyor ve duyulan ağrıda da bir fark yok. Peki geç yaşta anneliğin riskleri neler olabilir?

Geç yaşta anne olmaya karar veren kadınların çoğunun en büyük düşüncesi genetik risklerin artacağı korkusudur. Genetik risklerin ileri yaştaki gebeliklerde artacağı doğrudur, fakat bunun dışında her doğumda olabilecek risklerde bir artış görülmez. Anormallik riski 20''li yaşlarda 2000´nde 1, 35 yaşlarında 365´te 1, 40´lı yaşlarda ise yüzde 1 şeklinde görülür. Sonuç olarak 40 yaşındaki bir annenin Down sendromlu bir çocuk sahibi olma riski yüzde 1´dir. Bu durumdan da anlaşılacağı gibi çocuğun sağlıklı doğma olasılığı ise yüzde 99´dur ve bu da hiç de az bir rakam değildir. Yine yapılan araştırmalar göstermektedir ki 30´lu yaşlardaki kadınların gerek sosyal gerekse psikolojik yönden daha güçlü olmaları bebek sahibi olduktan sonra hayatlarını daha güvenli ve bilinçli bir şekilde sürdürmelerini sağlar. Ayrıca bu yaşlardaki kadınların kendilerine olan güvenleri daha fazla olduğundan bebek sahibi olmaya daha rahat bir şekilde karar verebilirler.

Geç anne olanlar daha mı uzun yaşıyor?

`Geç yaşta anne olmak ömrü uzatır mı'''' bu sorudan yola çıkan Harvard Sağlık Okulu'ndan bir grup öğrenci aynı yıl doğan kadınlar üzerinde bir araştırma yapmışlar. Bu araştırmaya göre 40lı yaşlarda doğum yapan kadınların daha erken yaşta doğum yapanlara göre daha uzun yaşadıkları ortaya çıkmış. Bunun açıklaması ise şöyle yapılmış; 40´lı yaşlarda anne olan kadınlar daha geç yaşta menopoza giriyorlar ve daha uzun yaşama şansları olabiliyor. Bu kadınların östrojen hormonu çalıştığından, yaşa bağlı olan hastalıklara, kalp problemlerine karşı da daha dayanıklı oluyorlar.

Bu durum halen tartışılabilirliğini koruyor. Erken ve geç yaşta anne olmakla ilgili bir başka tartışılan konu ise, genç annelerin daha hareketli ve enerjik olması ile ilgili. Genç anneler çocuklarıyla birlikte pek çok fiziksel aktiviteyi rahatlıkla paylaşabildiklerini, çocuk büyütmekle ilgili yorgunluklara daha rahat katlanabildiklerini anlatıyorlar. Sonuç olarak şartlar ve yaş ne olursa olsun önemli olan kadının kendisini bu sorumluluğa karşı hazır hissetmesi ve annelik duygusunu yaşamak istemesi.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:55   #13 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


HAMİLELİK DÖNEMİNDE
HEYECAN VE KAYGI BİRLİKTE GÖRÜLÜYOR



Hamilelik dönemi birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, cesaret ve kaygı, yalnızlık ve birliktelik gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Psikolog Nur Dinçer Genç “Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır.” diyor.

Hamilelik dönemi birçok kadın için mutluluk ve üzüntü, cesaret ve kaygı, yalnızlık ve birliktelik gibi zıt duyguların bir arada olduğu bir duygusal dalgalanma dönemidir. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Psikolog Nur Dinçer Genç “Anne adayı bir yandan heyecanlı bir bekleyiş yaşar ama bu heyecana kaygılar da eşlik eder. Bebeğin sağlığı, doğum, bebeğin bakımı, emzirme gibi birçok konuda yaşanan bu kaygılarla baş edebildiği ölçüde stressiz bir hamilelik geçirecektir. Bu durum, henüz anne karnındayken bebeğin de ruhsal sağlığını yakından ilgilendirecektir.” diyor.

Bu dönemde yaşanan korkuların ve kaygıların çoğu son derece olağandır. Bu kaygıların bir kısmı vücuttaki fiziksel değişikliklere bağlı, bir kısmı da yaşantılarla ilgilidir. Bu dönem aslında anne adayının kendini, kadınlığını, değişkenliklerini, duygulanımlarını keşfetmesi için ideal bir dönemdir. Yepyeni, farklı bir beni keşfetmek ve içinizde daha önce tanımadığınız duygularla tanışmak bu dönemi aslında benzersiz bir dönem yapar. Hamilelik dönemi kısa süren ama kadının kendisi için değerli bir dönemdir. Annenin yapması gereken kaygıları ve korkuları bu dönemin doğal bir parçası olarak kabullenip, arkasına yaslanıp hamileliğin keyfini çıkartmak olmalıdır.

Nur Dinçer Genç: “Çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, tanımladıkça bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.” diyor ve hamilelik döneminde oluşan kaygılarla başa çıkabilmek için şu önerilerde bulunuyor:

• Eş desteği
• Aile bireylerinin desteği
• Hamilelik dönemi, doğum ve sonrası hakkında bilgilenme
• Gevşeme egzersizleri
• Psikolojik destek gereklidir.

Doğum Sonrası Annenin Psikolojik Durumu

Doğum sonrası dönemde de tıpkı hamileliğin ilk döneminde olduğu gibi fizyolojik değişiklikler çok hızlı gerçekleşiyor. Hormon seviyelerindeki hızlı düşüş duygu durum değişikliklerini de beraberinde getiriyor. “Bununla birlikte başka faktörlerde annenin doğum sonrası psikolojik sorunlar yaşamasına neden olacaktır.” diyen Psikolog Genç bu faktörleri şöyle sıralıyor:

• Eş ve aileden yeteri kadar destek görmemek
• Maddi sorunlar
• İstenmeyen gebelik
• Evlilik problemleri
• Doğum sırasında yaşanan zorluklar
• Bebeğin sağlık durumu
• Eski depresyonlar
• Kalıtımsal yatkınlık doğum sonrasında annenin kendini kötü hissetmesine neden olacaktır.

Annenin doğum sonrasında gerek bebek ile ilgili, gerek ailenin gelecek yaşantısı ve düzeni ile ilgili, gerekse kendisi ile ilgili pek çok kaygısı olmasını normal karşılamak gerekiyor. Bebeğin sağlıklı olup olmayacağı, bebeğe yeterince iyi bakıp bakamayacağı, maddi olarak bebeğe yeterli olup olamayacağı, bebeği emzirip emziremeyeceği, varsa diğer çocuk ile bebeğin birbirleri ile uyumu, eş ile iletişim, fiziksel olarak doğum öncesi haline dönememe, işe geri dönecekse bebeğin bakımı gibi bir çok konu annenin zihnini kurcalıyor ve kaygılanmasına neden oluyor.

Bu kaygılar, sık ağlama, yorgunluk, duyguların kısa süre içinde mutluluk-mutsuzluk arasında değişmesi, öfke krizleri, iştah kaybı, uykusuzluk gibi belirtiler şeklinde açığa çıkabilir. “ diyen Psikolog Genç, “Ancak bu durum kısa sürelidir. Her annenin doğumdan bir kaç gün sonra hafif ya da yoğun olarak yaşayacağı ve 1–2 haftayı geçmeyecek bir durumdur. Bu dönemde annenin özellikle eşi ile olumlu ilişkiler içinde olması destekleyici olacaktır. Yalnız olmadığını hissetmesi, birlikte zaman geçirmek, bebeğin bakımını paylaşmak, dinlenmesi için olanak yaratmak, küçük şekerlemelere fırsat tanımak, yürüyüş yapmak, doğru beslenmek, fiziksel bakımını ihmal etmemek bu dönemin kolayca atlatılmasını sağlayacaktır.” şeklinde devam ediyor.

Doğum sonrası görülen bu duygu durum değişikleri 2 haftadan uzun sürüyor, annenin çevresi ile ve özellikle bebek ile iletişimini bozuyorsa, iştah ve uykuda azalma, karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk, öfke, dikkatsizlik, unutkanlık ve intihar fikirleri varsa mutlaka bir uzmandan yardım almak gerektiğini unutmayın.

***

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE PSİKOLOJİK SORUNLAR



Memorial Hastanesi’nden Klinik Psikolog Ayşe Elif Orhon , çiftlerde tüp bebek psikolojisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

İnfertilite tedavisinde 20 yılı aşkın süredir psikolojik destek verilmektedir. Bunun amacı infertiliteyi tedavi etmek değil, infertilitenin yol açtığı psikolojik sıkıntıları ortadan kaldırmaktır.

Kısırlık tedavisi öncesinde, tedavi sırasında ve sonrasında, eşler kendilerini ruhsal olarak kötü hissedebilirler.

Kısırlık tedavisi gören pek çok çift, tedavi öncesi ve sonrasında;
• Kişilerarası ilişkilerde güçlükler,
• Sosyal yalnızlık, sosyal aktivitelerden uzaklaşma,
• Günlük aktivitelere olan ilginin ve yeteneğin azalması,
• Enerji ve motivasyon eksikliği,
• Yaşama karşı ilgisizlik,
• Konsantre olmakta güçlük, dikkatin dağılması,
• Kendini, olayları ve ilişkileri negatif değerlendirme,
• Sık ağlama ve umutsuzluk,
• Öfke ve kızgınlık,
• Suçluluk ve değersizlik,
• İştahın artması veya azalması, aşırı kilo alma veya verme,
• Uyku düzeninin bozulması, uykuya dalmakta güçlük, sık / erken uyanma, aşırı uyuma,
• Yorgun, huzursuz ve aşırı kaygılı olma,
• Alkol veya ilaç kullanımı veya bu maddelerin tüketimini arttırma,
• Kısırlık ve kısırlık tedavisinin başarısı konusunda aşırı endişe gibi durumlarla karşı karşıya kalabilirler.

Duygularınızı tanıyın: Stresi azaltmanın ilk yolu hissettiklerinizin normal olduğunu anlamaktır. İnfertilite araştırması için yapılan testler ve tedaviler, duygusal, fiziksel ve maddi olarak zor ve yorucudur. Bu araştırma ve tedavilerin sizi hayalinize biraz daha yaklaştırdığını düşünün.

Korkularınızı ve sorularınızı paylaşın: Çevrenizde sizin sorularınıza cevap verecek, korku ve kaygılarınızı anlayacak kişilerin olması sizi rahatlatacaktır. Sizin tedavinizi üstlenen doktor, psikolog ve hemşirelere soru sormaktan kaçınmayın.

Ağlamak istediğinizde ağlamanıza engel olmayın: Ağlama isteğinizi, öfkenizi ve üzüntünüzü baskılamayın. Duygularınızı serbestçe yaşamanız kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Aileniz ve arkadaşlarınızla ilişkilerinizi sıcak tutun: Çevrenizdeki insanlar infertilite ve tedavisi konusunda yanlış bilgilere sahip olabilirler. Sizin duygusal durumlarınızı anlayamadıklarından size her zaman ihtiyacınız olan şekilde yaklaşamayabilirler. Sevdiğiniz kişilerle, ne tür bir destek beklediğiniz ve tercihinize bağlı olarak tedaviniz hakkında konuşun.

Eşinizle konuşun: Yetersizlik duyguları, çevresel baskılar çiftler arasında gerilim yaratabilir. Bu sağlık problemi eşlerden hangisinden kaynaklanırsa kaynaklansın, infertilite kesinlikle tek bir kişinin değil, bir çiftin problemidir. Çiftler genellikle infertiliteye farklı tepkiler verirler. Eşinizle konuşmayı ihmal etmeyin.

İnfertilite konusunda olabildiğince çok bilgi sahibi olmaya çalışın: Bu sağlık problemiyle başa çıkmaya çalışırken ilk yapılması gereken infertilite ve tedavisi hakkında ayrıntılı ve doğru bilgi almaktır. Hemşireniz, doktorunuz sizi bilgilendirmek için her zaman hazırdır.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:57   #14 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


SAĞLIĞINIZ


BİLİNÇLİ BİR HAMİLELİK DÖNEMİ İÇİN...



Anne adayları baş döndürücü değişikliklere hazır olmalı

Gebelik bir kadının hayatında bir kaç kez yaşayacağı ve yaklaşık 9 aylık bir süreçte bir çok değişimin hızla geliştiği fizyolojik bir dönemdir. Bu değişim yumurta ve spermin birleştiği gebeliğin ilk günlerinden doğuma kadar devam etmektedir ve bu baş döndürücü hıza ayak uydurmakta anne adaylarını bazı zorluklar bekleyebilir. Yumurta ve spermin birleşmesi ile oluşan zigot döllenmeden sonraki 6-7. günlerde embriyo halinde anne rahmine tutunur ve bu dönemden sonra bu hücreler programlı bir şekilde bölünüp çoğalarak fetusu oluşturur. Gelişen embriyo anne karnında yerini alarak gelişimini tamamlamak için daha ilk günlerden çeşitli hormonlar sentezlemeye başlar. Gerek anne adayının yabancı olduğu bu hormonlar ve gebeliğin idamesi için vücutta oluşan adaptasyon mekanizmaları, gerekse gebeliğin ilerleyen haftalarında rahim içinde büyüyen fetusun meydana getirdiği fiziksel değişimler sonucu annenin vücudunda ve ruh halinde birçok değişikliğin meydana gelmesi çok doğaldır.

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikte meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1. 8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0. 5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4. 5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bununla birlikte bahsedilen bu hormonal faktörlerden dolayı neredeyse vücudunun her yeri etkilenmektedir. Ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde de birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir. Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.
Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikte vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı, yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı veya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli görülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.

Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sutyenlerin değiştirilmesi gereklidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan, pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde 80’inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında hormonal değişikliklere bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali, konsantrasyon bozukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmesi de uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim, solunum, üriner sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişiklikler de meydana gelir.
Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir. Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahmin diyaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progestron hormonuna ve idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9. SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikte tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlerden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşlamasına bağlı olarak kabızlık gebelikte oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikte bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekte ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir. Sıklıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük, pasiflik meydana gelebilir. İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir. Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir. Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

***

HAMİLELİKTE UYUYABİLMEK KOLAY DEĞİL



Gebeliğin ilk haftalarında anne olma düşüncesi ve heyecanı kadınların çoğunda uykusuzluğa yol açar. Aradan bir miktar zaman geçtikten sonra ise uyku hamile kadın için vazgeçilmez bir istek haline dönüşür. Sabah akşam sürekli uyuma isteği vardır. Hele gebelik bulantı ve kusmaları varsa, uyku esnasında bu şikayetler çok belirgin olmadığından kişi sürekli uyumak ister. Çoğu kadının eşi ve ailesi onun nasıl bu kadar çok uyuyabildiğini anlayamaz. İlk 6 ay bu şekilde gelip geçer.

Vücudunuz sürekli gelişmekte olan bebeğinizi desteklediğinden yorgun düşmektedir. Bebeğinizi tüm hamileliğiniz boyunca destekleyecek olan plasentası gelişmektedir ve bu sırada vücudunuz her zamankinden daha fazla çalıştığı için dinlenmeye daha çok gereksinim duymaktadır. Hamilelik ilerledikçe bu kez uyku problemleri baş göstermeye başlayabilir. Çoğu zaman derin ve dinlendirici bir uykuya hasret olduğunuz hissedebilirsiniz.

Hamileyken uykuya dalmak neden güçtür?

Bunun pek çok nedeni vardır. Ancak ilk ve en önemli neden bebeğinizin büyümesidir. Bebeğiniz ve rahminiz büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlandığınızı fark edersiniz. Eğer hamilelik öncesi sırtüstü ya da yüzükoyun yatmaya alışkınsanız yanlara dönüp uyumak sizin için güç olabilir. Öte yandan vücut kitleniz arttıkça uyurken pozisyon değiştirmeniz güçleşir. Bu durumda doğal olarak verimli uyumanızı engeller. Bunun yanı sıra hamilelikte normalde görülen bazı değişiklikler de uykunuzu bölerek ya da düzeninizi değiştirerek uyku problemlerine neden olabilir.

Sık idrara çıkma isteği: Hamileliğinizin ilk dönemlerinde büyüyen rahminiz mesanenize baskı yapar. Bu durumda doğal olarak mesane kapasiteniz azalacaktır. Bu azalmanın doğal sonucu ise sık idrara çıkma isteğidir. Öte yandan hamileliğiniz ilerledikçe damarlarınızda dolaşan kanınızın hacmi %30-50 arasında artacaktır. Bu artışa bağlı olarak böbreklerinizden geçen kan miktarı da artış gösterir. Neticede böbrekleriniz daha fazla kan süzecek ve daha fazla idrar üretecektir. Hem mesaneye olan baskı hem de idrar üretiminizdeki artış gece ya da gündüz daha çok tuvalet ziyareti yapmanıza neden olur. Gündüz bu durum sizi fazla rahatsız etmeyebilir ancak gece uykudan uyanmak zorunda kaldığınızda yeniden uykuya dalmanız güç olabilir. Özellikle bebeğiniz geceleri daha aktif ise bu daha fazla tuvalet ziyareti demektir.

Nefes darlığı: Hamileliğiniz ilerleyip rahminiz iyice büyüdüğünde karın boşluğunuz içinde çok fazla yer işgal etmeye başlar. Bu durumda karın içi basıncı artar ve karın boşluğu ile göğüs boşluğunuzu ayıran diyafram kasınıza baskı yapar. Artmış olan oksijen gereksiniminiz nedeni ile daha sık ve daha derin soluk alıp vermeye başlarsınız. Zaman zaman nefes darlığı hissedebilir nefes nefese kaldığınızı fark edebilirsiniz. Nefes darlığı yatar pozisyondayken daha belirgin hale gelir ve uykuya dalmanızı güçleştirebilir.

Mide yanması: Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudunuzda istemsiz olarak çalışan tüm düz kaslarınızda bir gevşemeye ve yavaşlamaya neden olabilir. Bu yavaşlama sindirim sisteminizde de ortaya çıkar. Sonuçta midenizin boşalması gecikir. Mide içeriği özellikle yatar pozisyondayken yemek borunuza geri kaçabilir ve yanmaya neden olabilir. Bu rahatsız durum sizi uykudan uyandırabileceği gibi uykuya dalmanızı da güçleştirebilir.

Kramplar: Tüm gün boyunca bacaklarınız normalden daha fazla yük taşımak zorunda kalır. Eğer bunun yanı sıra kalsiyum eksikliği de varsa bacak krampları görülebilir. Kramplar da hamilelikte uyku güçlüğüne neden olabilmektedir.

Bunların yanı sıra bilinçaltında yaşanan bazı korkular, stres ve sıkıntılar da uyuma güçlüğü ve kabuslara neden olabilir. Bebeğinizin sağlığı ile ilgili korkularınız, çocuklu yaşamın hayatınıza getireceği değişiklikler, doğum hakkındaki endişeleriniz de geceleri uykusuz geçirmeniz neden olabilir.

Rahat bir uyku pozisyonu bulmak

Hamileliğinizin erken dönemlerinde yana dönerek uyuma alışkanlığını geliştirmeniz ilerisi için size yardımcı olabilir. Özelikle son dönemlerde dizlerinizi kendinize çekerek yan dönüp yatmak oldukça rahat bir pozisyondur. Bu pozisyon ayrıca kirli kanı vücudunuzun alt kısmından kalbe taşıyan ve inferior vena cava adı verilen büyük toplardamar üzerindeki baskıyı azaltarak kalbinize binen yükün de azalmasına neden olur.

Özellikle sola dönük yattığınızda bu etki daha belirgin hale gelir. Öte yandan sola döndüğünüzde rahim de sola kayacağından karaciğeriniz üzerindeki baskı da azalır ve daha rahat hissedersiniz

Ancak gece uyandığınızda kendinizi sırt üstü yatar bulursanız fazla endişelenmeniz gerekmez. Pozisyon değiştirmek normal uykunun doğal bir bileşenidir ve kolay kolay kontrol edilemez. Özellikle son trimester'da sırtüstü yatar pozisyon çok rahatsızlık verici olduğundan zaten bu pozisyona kolay kolay geçemezsiniz. Eğer farkında olmadan sırt üstü yatarsanız duyacağınız rahatsızlık sizi uyandıracaktır.

Gebelik dönemi için özel olarak tasarlanmış yastıkları kullanmanız rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olabilir. Bazı kadınlar yastığı karınlarının altına ya da bacaklarının arasına koyduklarında çok rahat uyuduklarını belirtmektedirler. Silindirik bir yastığı ya da kıvıracağınız bir pikeyi belinize yerleştirip yan yatarak da rahat bir pozisyon elde edebilirsiniz.

Hamilelik döneminde verimli bir uyku için öneriler

Kola, kahve ve çay gibi kafeinli içecekleri diyetinizden uzak tutmaya çalışın. Özellikle öğleden sonra ve akşam bu tür içecekleri tüketmemeye gayret gösterin.
Yatmadan 2-3 saat önce sıvı alımınız azaltın. Ancak gün içinde yeterli sıvı almaya özen gösterin. Benzer şekilde yatmadan önce ağır yemekler yemeyin. Bulantınız varsa ve bu bulantı sizi uykudan uyandırıyorsa yatmadan hemen önce kraker türü besinler yiyebilirsiniz.
Uyku saatlerinizi belirleyin. Yatağa alışkın olduğunuz saatten daha geç gitmeyin
Düzenli olarak egzersiz yapın ancak yatmaya yakın zamanlarda egzersiz yapmayın
Yastıkları her yerde kullanın. Nasıl ve nerde rahatlık veriyor ise yastıkları orda kullanın, ister dizlerinizin arasına, ister belinize, isterseniz de başınızın altına koyun
Yatağa gitmeden önce rahatlatacak bir şeyler yapın. Ilık bir duş ya da bir bardak süt içmek gibi
Geceleri bacak krampları ile uyanıyorsanız yatmadan önce iyice gerinin. Yeterli miktarda kalsiyum almaya dikkat edin. Doktorunuzla kalsiyum ilaçları alıp alamayacağınızı görüşün.
Eğer gece uyanırsanız ya da uykuya dalamaz iseniz kendinizi zorlamayın. Kalkıp ev içinde biraz dolaşın ya da kitap okumak gibi uykunuzu dağıtmayacak bir şeyler yapın, müzik dinleyin, televizyon seyredin, internette dolaşın. Hoşunuza giden ve sizi rahatlatan bir şeyler yapın. Eğer mümkünse gün içinde uyku açığınızı kapatmak için 30-60 dakikalık şekerlemeler yapın.

***

GÖZDEN GEÇİRMENİZ GEREKENLER



Anne ya da baba olmak, hayatınızın akışını değiştirecek büyük bir olaydır. Hamile kalmadan önce yapacağınız bazı planlar ve değişiklikler sayesinde, daha sağlıklı bir hamilelik geçireceğiniz muhakkaktır. Sağlıklı bir yaşam tarzı, siz ve bebeğiniz üzerine büyük ve olumlu etkiye sahiptir. Hamileliğin planlı olması sizi ileride olacak olaylara hazırlamaya yardımcı olur ve karşılaşacağınız zorlukları daha kolay, bilinçli bir şekilde atlatmanızı sağlar. Hamilelik öncesi iyi bir sağlık bakımının yapılması bütün hamileliğiniz boyunca size yardım edecektir. Bir çok kadın hamile kaldığını birkaç hafta geçmeden bilmemektedir. Bu ilk haftalar, fetus için en kritik dönemlerdir. Zira organlar bu dönemde oluşur. Sigara, alkol ve bazı ilaçların kullanılması bebeğin normal gelişimini engeller. Hamile kalmayı düşünüyorsanız en az 3 ay öncesinden bir doktora danışmanız, size yol gösterilmesi ve bilgi verilmesi açısından önemlidir.

Sağlığınız ve vücudunuz hamile kalmaya uygun mu?

Hamileliğiniz öncesinde jinekologunuzla bir görüşme yapın. Bu sizin için genel bir kontrol açısından harika bir fırsat olacaktır. Bu görüşmede değişmesi gereken alışkanlıklarınız varsa bunları ele alabilir ve yeni düzenlemeler yapabilirsiniz. Ayrıca yüksek tansiyon ve aşırı kilo gibi problemleriniz için gerekli tedavilere başlayabilirsiniz. Unutmayın eğer obezite (aşırı şişmanlık)ve yüksek tansiyon gibi problemleriniz varsa riskli guruptasınız demektir ve bunları kontrol altına almak için gerekenleri bir an önce yapın. Aşırı şişman kadınlar, yumurtlamaları düzenli olmadığından kolay hamile kalamamaktadırlar. Eğer kalırlarsa bu kez diyabet ve yüksek tansiyon onları beklemektedir. Ayrıca bu kadınların bebeklerinin de normalden iri doğma riski yüksektir, bu da beraberinde doğum yaralanmalarını ve zorunlu sezaryeni getirir.Yüksek tansiyonu olan annelerde ise düşük doğum ağırlıklı ve prematüre bebek doğurma riski yüksektir. Bunlara ek olarak hamilelikte çok ciddi bir problem olan Plasenta Abruption yani plasentanın bebek doğmadan önce rahimden ayrılması ve önden doğması riski yüksektir.Bütün bu riskleri tespit edip tedbirlerinizi alarak hamileliğinize daha sağlıklı başlayabilir ve sağlıklı bir çocuk sahibi olabilirsiniz

Kilonuz ne durumda?
Düzenli bir egzersiz programı takip edin ve bir diyetisyen ile uygun bir diyet programı hazırlayın. Bu hamilelik öncesi bebeğiniz için yapacağınız en önemli şeylerin başında gelmektedir. Uygun bir kilonun sağlanması iyi bir sağlık açısından önemlidir. Hamile kalmanızın en az 6 ay öncesinden boyunuzun kilonuzla orantılı bir düzeyde kalmasını sağlamalısınız. Hamilelik sırasında yüksek kilo annede yüksek tansiyon ve şeker hastalığına sebep olabilmektedir. Aşırı şişmanlık gebelik sırasında kalp için ek bir yüktür. Normalden düşük kilo ise bebeğin gelişimini engellemekte ve düşük tartılı bebekler doğmasına sebep olmaktadır.

Sizin yada eşinizin ailesinde kalıtsal bir hastalık var mı?
Bazı kalıtsal hastalıkların belirlenmesi ve yaşınıza aile geçmişinize bakılarak size genetik danışmanlık verilmesi açısından önem taşır. Genetik danışmanlık çiftlerin genetik hastalıklı bir çocuğa sahip olma şansı hakkında bilgi verir.

Kronik bir hastalığınız var mı?
Hamilelik vücudunuza yeni yükler yükleyeceği için, normalde kontrolünüz altında olan sağlık problemleriniz tekrar sorun çıkarabilir. Eğer bazı özel tıbbi durumlarla karşı karşıyaysanız, hamile kalmadan önce kontrol altına alınmalı ve hamileliğiniz boyunca bu kontrolleri sürdürmelisiniz.

Bazı önemli sorular şunlardır:
Şeker, yüksek tansiyon, sara nöbeti gibi rahatsızlıklarınız var mı?
Kansızlık rahatsızlığınız var mı, şu an buna yönelik şikayetleriniz var mı? (Halsizlik, Çarpıntı, Solukluk, Çabuk yorulma)
Hiç ameliyat geçirdiniz mi?
Herhangi bir şeye karşı alerjiniz var mı?

Daha önceki gebelikleriniz olduysa nasıl geçti?
Geçmiş gebelikleriniz ve varsa bunlarla ilgili komplikasyonlar da önemlidir. Çünkü sorunlar tekrar yaşanabilir. Özellikle daha önce düşük yapan kadınlar yeniden hamile kalırken endişe taşırlar. Gerçekten de daha önce yapılan düşükler; düşük tartılı bebek doğum riskini ve erken doğum riskini arttırmaktadır.Bu noktada önemli olan kendi kendinize endişe etmektense bir hekimin de yardımıyla birlikte kontrollü bir hamilelik geçirmenizdir.

Kullandığınız ilaçlar var mı?
Aspirin, alerji ilaçları (anti histaminikler), diyet tabletleri, doğum kontrol ilaçları gibi günlük ilaçlar sorgulanacaktır. Bazı ilaçlar fetusu etkilemektedir ve hamileliğiniz boyunca alınmaması gerekir. Örneğin bu günlerde akne tedavisi için yaygın olarak kullanılan Retinol (Retinoik asit, vitamin A türevi bir ilaç)bebekte doğumsal sakatlıklara neden olmaktadır ve ilaç tedavisi kesildikten sonra en az 6 ay hamile kalınmaması gerekmektedir. Sakinleştirici ilaçların ve ağrı kesicilerin kullanımının da doktora danışılması gerekir.

İşinizde gebeliğiniz açısından bir risk var mı?
Sizin veya eşinizin işinde radyasyon , kimyasallar , kurşun yada anestetik maddelere maruz kalma söz konusu ise bu hem hamile kalma şansınızı hem de bebeğinizi riske sokabilir. Hamile kalmadan önce bu konuda işveren den veya işyeri doktorundan bilgi almak önemlidir.

Kızamıkçık aşısı oldunuz mu?
Kızamıkçık (rubella) hastalığı bebeğin iç organlarının geliştiği erken gebelik döneminde bebekte önemli bozukluklara neden olabilir(sağırlık,körlük, beyin gelişiminin engellenmesi...). Bu nedenle hamileliğe karar verdiğinizde doktorunuza başvurup bu hastalığa karşı bağışıklığınız bulunup bulunmadığını bir kan testi ile öğrenmelisiniz. Eğer bağışıklığınız yoksa doktorunuz aşınızı yapacaktır. Kan testini gebeliğinizden en az 3 ay önce yaptırmalısınız.

Yapılması gereken diğer testler
Hamilelik öncesi özellikle sosyal risk taşıyan annelerin AIDS için ELİZA testini yaptırması önemlidir. Bu anne adayını kesinlikle korkutmamalı ve rahatsız etmemelidir. Ayrıca daha önce yüksek riskli davranış öyküsü olsun olmasın tüm hamilelere AİDS testi önerilmesi gittikçe kabul gören bir yaklaşımdır. Bunun yanı sıra Hepatit-B testinin yapılması, sonuca göre bebeğin doğduğunda aşı ve tedavisinin yapılması da önemlidir. Özellikle Hepatit-B taşıyıcısı olduğunu bilen anneler, bebeklerine zarar vermemek için muhakkak doktora danışmalıdırlar. Bazı hepatit taşıyıcılarından (belirli bazı antijenleri olan) doğan bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bu bebeklere doğumdan sonra 12 saat içerisinde Hepatit-B aşısı ve immunoglobulin tedavisi yapılması hemen her zaman enfeksiyonu önler. Bunlara ek olarak anne ve babanın hamilelik öncesinde kan guruplarının bilinmesi, eğer bir kan uyuşmazlığı söz konusu ise hamileliğin özel olarak takip edilmesi, anneye doğumdan önce gerekli aşının (rho-gam) yapılması bir sonraki hamilelikte tehlikeyi önleyecektir. Eğer bu annenin ilk hamileliği değilse ve anne ile baba arasında kan uyuşmazlığı varsa ve de anneye ilk hamileliğinde gereken aşı yapılmamışsa o zaman annenin kanında ilk gebeliğinde antikor oluşup oluşmadığına bakılması ve doğumun daha özel şartlarda planlanması uygun olur.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:58   #15 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


HAMİLELİKTE SEYAHAT SERBEST



Yaz ayları yaklaştıkça kuşkusuz ki hamile bayanların en çok düşündükleri konuların başında seyahate çıkıp çıkamayacakları ya da çıktıklarında bundan olumsuz etkilenip etkilenmeyecekleri geliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gökmen İyigün, gerekli önlemler alındığı taktirde gebelerin seyahate çıkmalarında bir engel bulunmadığını, aksine, seyahat etmenin anne adayının ruh sağlığı açısından seyahate çıkmanın oldukça yararlı bir durum olduğunu söylüyor.

Doğum ve sonrasındaki yorgun gün ve gecelere hazırlanmak için seyahate çıkmanın iyi bir fırsat olduğunu vurgulayan Opr. Dr. İyigün şöyle konuşuyor: “Seyahate çıkmayı, anne adayının ruh sağlığı açısından tavsiye ediyoruz. Ancak yine de bazı önlemler almak ve bir hekime görünmek gerekiyor. Zira, gebeliğin ilk üç ayı düşük riski yönünden, son üç ayı da erken doğumlar konusunda hassas dönemlerdir. Gebe olan kişi riskli dönemde bulunmasa bile sağlık kurumu bulunmayan bir bölgede tatil yapmamalıdır.”

Her tür ulaşım aracı seçilebilir

Opr. Dr. Gökmen İyigün gebelerin seyahat için her türlü ulaşım aracını seçebileceklerinin altını çizerek şöyle devam ediyor:
“Gebeler seyahatte kara, hava ve deniz ulaşımında her türlü araca binebilir. Ancak her birinin özelliğine göre seyahat öncesi önlem almalıdırlar. Deniz yoluyla seyahat oldukça güvenli olmakla beraber bulantı ve kusmaların artabileceğine dikkat edilmelidir. Ağır bulantısı olan gebeler mümkünse deniz yoluyla seyahatten kaçınmalıdır. Hafif bulantısı olanlar ya da hiç olmayanlar da olası deniz tutmasına bağlı önleyici ilaçlar almalıdır. Kara ve demir yollarıyla seyahatlerde ise en önemli problem, uzun süre hareketsiz kalmaya bağlı gelişen dolaşım bozukluklarıdır. Her fırsatta ve özellikle molalarda mutlaka yürüyüş yapmalı, hafif yiyecekler tüketip, bol sıvı almalı, rahat kıyafetler giymelidirler. Ayrıca seyahat güzergahı üzerindeki tıbbi kurumlar hakkında bilgilenmelidirler.”

Kısa sürmesinden dolayı hava yolculuğunun gebeler için hem rahat hem de en güvenli bir yöntem olduğunu kaydeden Opr. Dr. Gökmen İyigün, “Kabin basıncı iyi ayarlanmış uçaklarla seyahat etmeye dikkat edilmelidir. Anne adayları tüm seyahatlerinde hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığı için mutlaka emniyet kemerlerini takmalıdırlar” diyerek uyarılarda bulundu. Havayolu şirketleri genellikle 36 haftadan büyük hamilelerin seyahatlerinden kaçındıklarına dikkat çeken Opr. Dr. İyigün bu konuda da şunları söyledi: “Doğum için yaşadığı şehrin dışına seyahat edecek anne adayları, bu seyahatlerini mümkünse 36 haftanın öncesinde yapmalıdırlar. Zorunluluk durumlarında mutlaka doktora başvurmalı ve seyahat engeli olmadığına dair belge almalıdırlar. Aksi halde seyahatlerini ertelemek zorunda kalabilirler.”

En ideal spor yüzme ve yürüyüş

Opr. Dr. Gökmen İyigün anne adaylarını yapacakları spor dallarıyla ilgili seçici davranmaları yolunda uyararak, özellikle mukavemet ve fiziki zorlama ve travmaya açık sporlardan kaçınmaları gerektiğini bildirdi. Gebeler için en ideal spor türünün yüzme ve yürüyüş olduğunu kaydeden Dr. İyigün, hamilelik dönemi yaz mevsimine rastlayan bayanların da güneşte çok uzun süre kalmamaları ve bol sıvı almaları gerektiğini sözlerine ekliyor.

***

HAMİLELİKTE YÜZME FAYDALIDIR



Sıcak yaz günlerinde hemen hepimizin aklında tatil var değil mi? Tatil deyince de insanın aklına ilk olarak güneş, kum ve deniz geliyor. Hele yüzmek hepimizin tutkusu. Peki ya hamileler? Onlar sıcak yaz günlerinde yüzme zevkinden ve şansından mahrum kalmak zorundalar mı? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu bu soruya kocaman bir “Hayır” diyor ve şunları söylüyor: “yüzme yürüyüşten sonra gebelik süresince yapılabilecek en uygun ve yararlı spor. Hem dolaşım sistemi hem de kaslar üzerinde olumlu etkileri var.”

Sıcak güneşin altında ısınan bedenleri serin sulara bırakmak hayali bile, çoğumuzun çalışma ortamından sanal ve kısa bir süre için de olsa uzaklaşmasına neden oluyor. Bazılarımız ise biraz daha şanslı. Ya evlerinde bulunan ya da spor kulüplerinin veya otellerin havuzlardan yararlanabiliyorlar. Yüzme herkes için olduğu kadar hamileler için de son derece yararlı bir spor dalı. Op. Dr. Alper Mumcu bunun nedenlerini şöyle açıklıyor: “Yüzme esnasında kol, bacak ve karın bölgesinde bulunan bütün kas grupları çalıştırılıyor. Kalp atım hızı ve alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısı ile bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konusu. Yüzmeyi gebelikteki en uygun spor dalı haline getiren faktör ise çok daha önemli: Yaralanma tehlikesinin olmaması. Gerçekten de yüzme bilen bir kişinin suda kendi kendini yaralaması, düşmesi ve bir yerlere çarpması neredeyse olanaksız. Bir başka avantajı ise kişinin kendisini ağırlıksız hissetmesi. Bu özellikle gebeliğinin son dönemlerinde olan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemli. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırır. Yapılan az sayıda çalışmada gebelikleri sırasında düzenli yüzen kadınların kendilerini daha az yorgun hissettikleri, daha güzel uyudukları ve gebeliğin getirdiği ruhsal ve fiziksel streslerle daha kolay başa çıkabildikleri gösterilmiş.”

Bu noktaları atlamayın

Gebelik sırasında yüzme sporu yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Bunların en başında temizliğinden emin olunmayan sulara girmemek geliyor. Bu nedenle çok fazla kişinin kullandığı havuzlar yerine denizi tercih etmekte fayda var. Dr. Mumcu şöyle diyor: “Gebelik öncesinde düzenli olarak yüzen kadınlar, daha önceki programlarına devam edebilirler. Ancak gebe kaldıktan sonra ilk kez denize girecekler biraz daha dikkatli olmak zorunda. Öncelikle suya girmeden önce vücudu ısıtmak, yavaş yüzmek ve dozu yavaş yavaş arttırmak gerekiyor. Gebeliğinin ilk 3 ayında bulunanlar için günde 20 dakika yüzmek yeterli. Yine bu dönemde sabah erken saatlerde yüzmek gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları azaltıyor ve günün geri kalan kısmının daha rahat geçirilmesine yardımcı oluyor. ikinci 3 aylık dönemde ise su eklem ve bağları destekleyerek bel ve sırt ağrılarının azalmasına yardımcı oluyor. Bu dönemde daha önceki yüzme alışkanlıkları aynen devam edebilir. Son dönemlerde ise yüzmeye devam etmekte herhangi bir sakınca yok. Ancak vücudu fazla sıkmayan, gebeler için tasarlanmış mayoları kullanmak gerekiyor. Karada yapılan kültür fizik hareketleri suda da yapılabilir. Bunun avantajı terlemeyi ve aşırı ısınmayı engellemesidir. Kültür fizik hareketleri yaparken suyun meme başı hizasında olması en uygun derinlik. Tabii bu kural yüzerken de geçerli. Özellikle sık sık kramp giren kadınlar boy hizasını geçmeyecek derinliklerde yüzmeli. Olası bir kramp durumunda yardım alabilmek için suya tek başına girmemeye de özen gösterilmeli. Yine yüzerken nefes tutup çok uzun süre dalınmamalı. Bu basit kurallara uyarak gebeliğinde kanama, düşük tehlikesi, suların erken açılması gibi problem yaşamayan tüm gebe kadınlar doğuma kadar yüzebilirler.”

***

HAMİLELİKTE TOXOPLAZMA ENFEKSİYONU



Toxoplazma Gondii adı verilen parazitin yaptığı enfeksiyona toxoplazmozis adı verilir. Çoğunlukla toxoplazma diye anılır. Bulaşması kedi dışkısı ile bulaşmış besinler ve topraktan olur. Parazit bulaşmış hayvanların etlerinin pişirilmeden yenmesi de bu etle temas etmiş besinlerin yenmesi de diğer bulaşma şeklidir.

Hamile olmayan kişilerde hafif halsizlik ve belli belirsiz ateş ile kendini gösterir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde bu bulgulara ilave olarak yaygın lenf bezi büyümeleri görülebilir.

Hamilelikte ise toxoplazma enfeksiyonu anne karnındaki bebeği de enfekte edebilir ve bebekte ağır sorunlara neden olabilir. Düşük, anne karnında ölüm, toxoplazma bebeğe bulaşmışsa gözlerde körlüğe kadar götüren göz hasarı, beyin kanallarının tıkanmasına bağlı hidrosefali, mikrosefali (başın küçük kalması) ve beyinde kireçlenme ile sonucunda ağır nörolojik problemlere neden olabilir.

Toxoplazma enfeksiyonu olan hamilelerin yüzde 40’ında bebekte de enfeksiyon görülebilir. Gebelik haftası ne kadar erken ise enfeksiyonun şiddeti de o kadar fazladır. 20. haftanın altında etkilenen bebeklerin yüzde 25’inde şiddetli enfeksiyon izlenir. Çoğunlukla düşük veya anne karnında ölüm ile sonuçlanabilir. 20 gebelik haftasından sonra geçirilen enfeksiyonlarda ise bebekte yüzde 10 oranında hafif bir enfeksiyon görülür; yüzde 90’ında subklinik yani sessiz seyreder.

En önemli konu ise toxoplazma enfeksiyonu geçirmiş olan bebeğin normal olarak dünyaya gelmesine rağmen, sonraki yaşlarda sessiz toxoplazma enfeksiyonunun ortaya çıkarak sorunlara neden olmasıdır.

Op.Dr.Hüseyin Mutlu

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 13:58   #16 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


ÇOĞUL GEBELİKLER HAKKINDA



Çoğul gebelik sürecinde beklenen olası sorunlar nelerdir?
Çoğul gebelikler, tekil gebeliklere oranla hem anne hem de bebek için daha yüksek risk taşır.

Çoğul gebeliklerde artan riskler:
• Gebelik sırasında preeklampsi
• Gebelik diyabeti
• Kansızlık
• Plasenta yerleşiminin getireceği sorunlar
• Sezaryene gereksinim
• Doğum sonrası kanama ve buna bağlı olarak rahmin alınması
• Bebeklerde anomali
• Bebeklerin sıkışmasına bağlı olarak el ve ayaklarda duruş bozuklukları
• Diskordan büyüme (bebeklerden bir veya daha fazlasının daha az gelişmesi)

Bu sayılan riskler içinde en önemlisi, erken doğum riskidir. Erken doğum sonucunda, bebeklerin yenidoğan bakım ünitelerinde kalmaları gerekebilir. İyi bir yenidoğan bakım ünitesinde bebeklerin yaşam şansı yüksek olmakla birlikte; 28 haftanın altında gerçekleşen doğumlarda yaşama şansı azalır. Ayrıca erken doğan bebeklerde bazı komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu komplikasyonlar bazı kalıcı problemler ile sakatlıklara da yol açabilir.

Çoğul gebelik sürecinde anne adayının takibi nasıl olmalıdır?
Çoğul gebeliği olan anne adayları, gebelik sırasında çok yakın takibe alınmalıdır. Gebeliğin son dönemlerine kadar iki haftada bir anne adayları takip edilmeli; gebeliğin son döneminde ise her hafta gerekli kontroller yapılmalıdır. Bazı özel durumlarda gebelik takibi, daha sık periyotlarda bile yapılabilir.

Üçüz ve daha fazla sayıda çoğul gebeliklerde, gebeliğin önemli bir kısmının hastanede yatarak geçirilmesi gerekebilir. Gebelik sırasında görülme olasılığı artan yüksek tansiyon, diyabet, kansızlık gibi komplikasyonlar erken dönemde tanınmalı ve tedavi edilmelidir. Gerektiği takdirde anne adayı, beslenme konusunda bir diyetisyenden yardım almalıdır.

VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Pedagog Güzide Soyak

***

SICAK HAVA ERKEN DOĞUM RİSKİNİ ARTTIRIYOR



Bodrum Özel Güvençer Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezi Yöneticisi Jinekolog Op. Dr. Şermin Güvençer, yaz aylarında Bodrum gibi hava sıcaklığının 40 derecenin üzerinde seyrettiği yerlerdeki hamilelerde düşük ve erken doğum risklerinin arttığını belirterek, şunları söyledi:

“Vücudumuz su kaybedince, beynimiz daha fazla su kaybetmemek için oksitosin isimli hormonun üretilmesini sağlıyor. Vücutta su tutulmasını sağlayan oksitosin hormonunu, doğum sancılarını başlatmak için suni sancıda kullanıyoruz. Vücudun susuz kaldığında üretilen bu hormon gebelerde erken rahim kasılmalarına yol açıyor. Hamileliğin ilk ve son üç ayında erken rahim kasılmalarına ve düşüklere ve erken doğuma sebep oluyor. Bu nedenle, hamileliğin ilk ve son üç ayında saat 10.00 ile 16.00 arasında dışarı çıkılmaması, günde 2- 3 litre su tüketilmesi ve rahat giysiler giyilmesi gerekiyor. Bu tarz kasılmalar ve ağrılar olduğunda da hekimlere başvurulmalı.”

Bodrum sahillerinde hamile annelerin çocukları ile plajda oynadıkları ve bol bol yüzdükleri görüldü. 6 aylık hamile 21 yaşındaki Ayşegül Kara, “Saat 16.00’dan önce dışarı çıkmıyorum. Denize de akşam saatlerinde giriyorum. Günde yaklaşık 3 litreye yakın su içmeye özen gösteriyorum. Doktorumun tavsiyesiyle de aşırı yağlı ve hamur işi yiyeceklerden uzak duruyorum, bol miktarda meyve ve sebze tüketiyorum. Hamilelik dönemim şu ana kadar gayet sorunsuz bir şekilde ilerliyor” dedi.


***

TÜP BEBEK VE RİSKLERİ



Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirdiği, ancak uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği bildirildi. Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı)Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça
başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkati çekti.

Tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığının belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini anlatan Tıraş, "ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır. Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir" dedi.

Embriyo sayısının artırılmasının, "çoğul gebelik" ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, "Çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır" dedi.

Çoğul gebeliklerin riskleri

Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, "tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler" dedi. Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 14:00   #17 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


HAMİLELİK DÖNEMİNDE GÜNEŞ IŞIĞI
FAYDALI MI, ZARARLI MI?



Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın , “Hamilelik Döneminde Güneşin Yararlı ve Zararlı Etkileri” hakkında bilgi verdi.

Sıcak ve nemli günler, hamileliğin özellikle son aylarında anne adayına sıkıntılı günler yaşatsa da yapılan araştırmalar, güneş ışığının hamile kadınlar için çok yararlı olduğunu gösteriyor.

HAMİLELİKTE GÜNEŞ IŞIĞI FAYDALI MIDIR?

Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar. D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmış olur. Bu da annenin, ileri yaşlarda kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.

GEBELİK DÖNEMİNDE GÜNEŞLENMEK, BEBEKTE ŞEKER HASTALIĞINI ENGELLER Mİ?

Kalsiyum eksikliğini önlemeyerek ‘Autoimmun’ denilen, bağışıklık sistemi hastalıklarının da (Çocukluk dönemi şeker hastalığı, tiroit yetmezliği gibi) engellendiği öne sürülmüştür. Her ne kadar teorik olarak doğru olabileceği düşünülse de, ileriye dönük çalışmalar ile gerçekliği kanıtlanmış değildir.

“GÜNEŞLENMEK” HAMİLELİK DÖNEMİNDE NE KADAR GÜVENLİDİR?

Son yıllarda güneş ışığının cilt kanserine yol açma riskini gösteren bilimsel araştırmalar ile birlikte ‘bronz ten’ artık sağlık ve güzellik göstergesi olmaktan çıkmıştır. Üstelik hamilelikte, hormonların etkisi ile güneş lekelerinin arttığı, gebeliğin son aylarında alın, burun ve elmacık kemiklerinin üstünde ortaya çıkan kırmızılığın (yani gebelik maskesi) belirginleştiği bilinmektedir.

Gebelik dönemlerinde güneşlenmenin bir diğer sakıncası da anne adayının su kaybına duyarlılığının artmasıdır. Yazın aşırı sıcaklar ve güneş, bol miktarda sıvı kaybına, bu durumun da ‘güneş çarpması’ denilen hastalığa yol açması ihtimali daha sıktır. Fazla sıvı kaybı, bebeğe giden kan miktarını azaltmaya yol açması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelerin, bu günlerde sıvı alımını normalin en az iki katına çıkarması gerekmektedir.

GÜNEŞLENMENİN SAKINCALARI VARSA, D VİTAMİNİ İHTİYACI NEREDEN KARŞILANMALIDIR?

Eğer mevsimlerden kışsa veya ev dışına hiç çıkılmıyorsa, kalsiyum tabletleri ile beraber az bir miktar D vitamini takviyesi uygundur. Yoksa günde 2 defa 15 dakikalık yüz ve kolların açıkta olduğu şekilde güneş banyosu yapmak yeterlidir.

GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN KULLANILAN KREMLER, HAMİLELİKTE ZARARLI MIDIR?

Bu tür kremlerde kullanılan kimyasalların hepsinin, gebelerde kullanım için güvenli olduğu kanıtlanmış değildir. Bunun için prensip olarak, mümkün olduğunca güneş koruyucu kremler kullanmaktan (özellikle ilk 3 ay) kaçınmak gereklidir. Fakat her şeye rağmen, eğer güneş altında uzun süre kalınması gerekli ise, yüksek koruma faktörlü kremleri kullanmak hiç kullanmamaktan daha iyidir.

***

HAMİLELİKTE NEFES DARLIĞI SORUNU YAŞANABİLİR



Nefes darlığı hamilelik döneminde en sık karşılaşılan yakınmalardan birisidir. Özellikle hamileliğin son dönemlerine doğru nefes darlığı sorunu yaşanabilir. Bu durumun temel nedeni büyüyen rahmin karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran diyafram kasını yukarı doğru itmesidir. Ayrıca gebelik sırasında vücudunuzun oksijen gereksinimi daha da artacağından daha hızlı ve sık nefes almaya başlarsınız.

Nefes darlığı ya da çok kolayca nefes nefese kalma çoğu zaman hafif bir fiziksel aktivite ile bile ortaya çıkabilir.Birkaç basamak merdiven çıktığınızda bile nefes nefese kalabilirsiniz. Bu durum zararsızdır ve bebeğiniz üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

Birden fazla bebek bekleyen yani çoğul gebeliği olan anne adaylarında durum daha erken ortaya çıkabilir ve tek bebek bekleyen anne adaylarına göre daha şiddetli olabilir. benzer şekilde anemisi olan yani kansızlık sorunu yaşayan anne adaylarında da nefes darlığı daha erken ortaya çıkıp daha şiddetli seyredebilir.

Çoğu zaman gebeliğin son birkaç haftası içinde bebek aşağıya doğru indiğinde nefes alıp vermede bir rahatlama yaşanır. Bu rahatlama özellikle ilk kez hamilelik yaşayanlarda belirgindir.

Daha önceden bilinen bir solunum sistemi hastalığınız varsa, nefes darlığının yanı sıra göğüs ağrısı, şiddetli çarpıntı, ellerde ve ayaklarda uyuşma gibi ek yakınmalara varsa böyle bir durumda doktorunuzun görüşünü almanız yararlı olabilir.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 14:02   #18 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


BEBEĞİM
0 - 6 AY



BEBEĞİNİZLE GÜÇLÜ BİR İLETİŞİM KURUN



Peki doğduğu andan itibaren anne ve babalar ne yapabilirler? “Bebeğinizin bu girişimlerine karşılık vermek için onun gözlerine 20 -25 cm uzaklıktan bakmaya çalışın, çünkü bu mesafe bebeklerin görmek için odaklanabildiği en iyi uzaklıktır. Bebeğinizi yumuşak dokunuşlarla okşayın, ona sık sık gülümseyin, şarkı söyleyin ve onunla sohbet edin. Bunların hepsi bebeklerle iletişim kurabilmenin en iyi yollarıdır.”

İletişim Kurma Formülleri

• Onun tepkilerini bilmek bebeğinizle daha sonra kurmak isteyeceğiniz iletişim için size yardımcı olacaktır, unutmayın.
• Bebeğinizin vücut dilini anlamaya çalışın, ellerini ve kollarını her sallayışında size bir şeyler anlatmak istiyor olabilir.
• Bebeğinizle konuşun. Onun tepkilerini seyredin ve cevaplarını bekleyin.
• Bebeğinizin hareketlerini takip edin. Ona bütün dikkatinizi verin ve çıkardığı en ufak sesi bile duymaya çalışın, size verdiği cevapları en ince noktasına kadar anlamaya özen gösterin.
• Bebeğiniz beslenmesini tamamladıktan sonra onunla iletişime geçmeye çalışabilirsiniz, çünkü beslenme sonrası periyodu bebeğinizin kendini rahat ve hazır hissedebileceği en ideal anlardan biridir.
• Ağlamanın bebeğinizin dil gelişimi için çok önemli olduğunu her zaman hatırlayın. Bebeğiniz konuşmaya geçmeden önceki dönemde ancak ağlayarak kendi ihtiyaçlarını karşısındakilere iletebiliyor. Bu nedenle bebeğiniz ağlarken ona kısa zamanda cevap vermeniz bebeğinizin size güven duymasına ve bağlanmasına yardımcı olacaktır.

Bebeğinizle Konuşma İpuçları...

• Bebeğinizle konuşurken sevgi dolu sözcükler kullanın. Ses tonunuza dikkat edin, pozitif şeylerden bahsediyor bile olsanız asla sert bir ses tonu kullanmayın. Yavaş yavaş konuşun ve konuşurken bebeğinizin yüzüne bakmaya özen gösterin, etrafta bebeğinizin ilgisini başka tarafa çekecek unsurlar bulundurmamaya çalışın.

• Bebeğinizle konuşurken sesinizi yükseltip alçaltarak ve farklı sesler çıkararak onunla iletişim kurmaya önem verin. Çoğu zaman insanların bir bebekle konuşurken otomatik olarak yaptığı bu konuşma türü bebeklerin ilgisini ve dikkatini çok daha kolay yakalamanızı sağlıyor.

• Konuşmalarınızda o anda ne yaptığınızı anlatmaya çalışın. Örneğin, “şu anda bezini değiştiriyorum” veya “akşama yiyeceğimiz yemekleri hazırlamaya çalışıyorum” gibi… Konuşmanızda bebeğinizin neler yaptığından da bahsedebilirsiniz. “Şu anda kollarını ve bacaklarını salladığını görüyorum (bebeğiniz kollarını ve bacaklarını sallarken) ” ya da “ şimdi bana bir şeyler söylemek istediğini görüyorum (bebeğiniz sesler çıkarırken)” gibi…

• Bebeğiniz biraz büyüdükten sonra onunla her şey hakkında konuşabilirsiniz. Örneğin, “bugün, hava çok güzel, güneş gökyüzünde parlıyor” veya “senin karnın tok, şimdi yemek yeme sırası benim, ben de karnımı doyurmalıyım”…

• Nesneleri isimlendirin. Özellikle bebeğiniz büyümeye ve bazı nesneleri işaret etmeye başladığı dönemde nesneleri isimlendirmeye başlayın. “Bu senin oyuncak ayın, oyuncak ayını istiyorsun” gibi… Birinci yılın sonunda, bebeğiniz sizin ona söylediğiniz birçok şeyi anlamaya başlayacak ve bazı küçük komutları uygulayabilecektir. Örneğin “el salla” ya da bardağı bana ver” gibi…

• Bebeğinizin konuşma girişimlerini küçümsemeyin ve asla onunla alay etmeyin, aksine onu konuşması için cesaretlendirin.

• Bebeğinizle beraber resimli kitapları okuyun. Kitap okuma aktivitesi bebeğinizle beraber yapacağınız paha biçilemez aktivitelerden biridir. Çünkü bu aktivite esnasında bebeğiniz kelime bilgisini artırır, dil ve dinleme yeteneğini geliştirir.

• Bebeğinizle beraber eğlenin. 8-12 aylık dönemde bebekler sık sık mırıldanır ve “mama”, “dada” veya “baba” gibi basit sözcükleri çıkarırlar. Bebeğinizle konuşurken ona yönelerek konuşun, dil gelişimi ile ilgili herhangi bir başarı elde ettiğinde ise onu bol bol övün – her ne kadar bebeğiniz kullandığınız kelimeleri anlamasa da!!!

***

UYKU BOZUKLUĞUNDA PSİKOLOJİK ETKENLERİ
GÖZ ARDI ETMEYİN



Bebekler yetişkinlerden çok daha uzun süre uyuyorlar. Onların hem fiziksel büyümeleri hem de duygusal ve bilişsel gelişmeleri için uykunun çok gerekli olduğu bilinen bir gerçek. Bu sebeple yeni doğan bebekler günlerinin 2/3 sini yani 16-17 saatini, 3-3.5 saatten uzun olamayan uyku periodları ile geçiriyorlar. 6. haftadan itibaren genellikle bebek gün içinde uyanık kalıp geceleri uyumaya başlıyor. 6. ayında ise bebek gününün hemen hemen yarısını uykuda diğer yarısını ise uyanık geçiriyor. Psikolog Özden Dandul, “Bebeğinin uykularının düzenli bir rutine girmesi ise ancak 12. 16. haftada söz konusu olabilir. Bebeklerin 70%’i 3. aydan sonra düzenli bir şekilde uyumaya başlarken 9. aydan sonra bu oran 90% ‘a çıkar.”diyor.

Bebeklerin Yetişkinlerden Farkı Yok!

Uyku bebek için anne babadan fakat özellikle de anneden ayrılma anlamına geliyor. Uykuya gidişin yani uyumadan hemen önce bebeğin neler yaşadığının, gününü\günlerini nasıl geçirdiğinin uykusu üzerinde belirleyici önemi var Biz yetişkinler için geçerli olan kural bebekler için de geçerli. Şayet stresli bir gün geçirdiyseniz ya da yaşamınızda önemli değişiklikler oluyorsa uykularınızda bundan direkt olarak etkileniyor, başka bir deyişle ‘mışıl mışıl’ uyuyamamaya başlıyorsunuz. İşte bebekler içinde durum farklı değil!

İlişkiniz uyku düzenini etkiliyor

Yeni doğan bebek için dış dünya annesi demek! Bu ilişkiye zamanla baba, varsa eğer kardeşler katılıyor ve giderek ilişki çemberi genişliyor. Annenin hamileliğinin nasıl geçtiği, bebeği ile nasıl vakit geçirdiği, bebeği ile olan ilişkisinde ne kadar rahat olduğu ve keyif aldığı, onu kucağında nasıl tuttuğu, bebeğini uyutma yöntemi, uyanması halinde ne yaptığı ve hatta kendi bireysel tarihi gibi değişkenler bebeğin uyku alışkanlığını belirliyor. Psikolog Dandul “İşte bütün bu bilgilere ulaşıldığında, bebeğin ağlamalarının ne anlama geldiği anlaşılabilir.” Diyerek şöyle devam ediyor: "Bu elbette zaman alan bir süreçtir. Oysa genellikle anne babalar içinde bulundukları stresin neden olduğu çaresizlikle birlikte haklı olarak kesin sorularla gelip net cevaplar almak isterler. “Uyanınca yatağından almalı mıyım? Yoksa ağlayarak onu kendi haline mi bırakmalıyım? ...” Bu soruların kesin bir cevabı yoktur. Bunun nedeni ise her bebeğin ve onun içine doğduğu aile ortamının farklı olmasıdır. Dolayısı ile de her bebeğin gereksinimi diğerinden farklıdır. Sözgelimi, uyandığında bir süre ağladıktan sonra kendini genel anlamda güven içinde hisseden bebek bir süre sonra kendiliğinden uyuyabilirken ve onun yatağından alınmaması doğru iken, bir başka bebek için durum farklı olabilir. Burada asıl önemli olan bebek uyandığında ne yapılması gerektiğinden çok bebeğin uyumasına engel olan faktörlerin anne baba tarafından fark edilmesidir."

***

BEBEĞİNİZİ MUTLU ETMENİN 10 YOLU



1-)Bebeğinizle birlikte oyun oynamak onun için en büyük mutluluktur. Onunla içinizden geldiği gibi oyun oynayabilirsiniz. Bu hem sizi hem de onu son derece mutlu eder. Onu günlük yaşamınızın içine katabilir, birlikte alışverişe çıkabilir, pusetiyle gezdirebilirsiniz. Sizin rahat ve sakin olmanız bebeğinize de yansır. Yumuşak, parlak renkli oyuncaklar onların mutlu olmalarını sağlar.

2-)Banyo saatleri bebekler için rahatlatıcı ve eğlenceli olabilir. Ancak bazı bebekler banyodan korktukları için sorun çıkarabilir. Oysa uzmanlar bunun anneden kaynaklanabileceği görüşünde. Anne bebeğini yıkamaktan korkuyor olabilir, sinirli hali bebeğe yansıyabilir. Olaya sakin yaklaşırsanız hem bebeğiniz hem de siz banyo saatlerinden keyif alabilirsiniz.

3-)Uyku bebeğin beslenmekten sonra ikinci önemli ihtiyacıdır. Uykusu gelen bir bebek huzursuzluğuyla bunu belli eder. Yorulup uykusu gelen bebeğinizi hemen uyutmaya çalışmak en iyisidir. Büyüdükçe yanına sevdiği bir oyuncağını alıp yatmaktan hoşlanan bebeğiniz, oyuncağını alıp yanınıza geldiyse uyumak istiyor olabilir. Mesajı doğru alırsanız onu mutlu edersiniz.

4-)Anneler bebeklerinin sevdikleri yiyecekleri bilirler. Zaten bebekler sevdikleri gıdaları kabul edip sevmediklerini reddeder. Yemek konusunda onu zorlamaz, onunla işbirliği yaparsanız yemek saatleri “mutlu saatler” e dönüşür.

5-)Bebeğiniz ilk aylardan itibaren sizin ilginize muhtaçtır. Birlikte geçirdiğiniz dakikalarda ona söyleyeceğiniz sevgi dolu cümlelere cevap veremese bile bu diyalog onu mutlu eder. Onunla konuşurken ara verip size kendince cevap vermesini bekleyin. Bir bakışla, bir gülücükle mutlaka size cevap verecektir.

6-)Minik bebekler dili ve işitme duyuları sayesinde müziğe ve müzik yapmaya yatkındır. Eğer ruh hali uygunsa ona şarkı mırıldanmak onun çok hoşuna gidecektir. Banyo saatlerinde ya da altını temizlerken ona şarkı söylemeniz bebeğinizi çok keyiflendirir.

7-)Bebeğiniz büyüdükçe evi ve etrafı keşfetmek isteyecektir. Ancak bu keşifler sırasında engellenmek onu mutsuz eder. Evde alacağınız bazı önlemlerle onu güvenli ve mutlu bir şekilde etrafı tanımasına yardımcı olabilirsiniz.

8-)İlk yaşından sonra bebeğiniz sosyalleşmeye başlar. Ancak yeni arkadaşlar konusunda ona baskı yapmamalısınız. Herkesle iyi arkadaş olmak zorunda değildir ve bu onun içine kapanık olduğunu göstermez. Siz nasıl herkesle samimi değilseniz bebeğinizde kendine yakın bulduğu bir ya da iki çocukla arkadaşlık edebilir.

9-)Bebeklerin yaptığı aktiviteler aylarına göre değişir. Üç aylık bebeğin yapacağı aktivite bir yaşındaki çocuğunkinden farklı olur. Bebeğinizi başka bebeklerle kıyaslamayın. Onun en sevdiği oyunları seçerek ona yardımcı olabilirsiniz. Bebekler sevdikleri oyunlardan büyük keyif alır.

10-)Bebeğinizin mutlu ve huzurlu olması biraz da anne babanın mutluluğuna bağlıdır. Sürekli gergin ve stresli ortamda bebekler de huzursuz olur. Gergin ve sinirliyseniz bunu üzerinizden atın, sakinleşmeye çalışın. Arada bir kendinize de vakit ayırın. Bol bol gülün ve pozitif düşünmeye çalışın. Rahatlamış anne baba, rahatlamış çocuk demektir.

Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 14:03   #19 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


BEBEK MASAJI HAKKINDA



Masaj bebekle anne arasındaki duygusal bağı güçlendiren, bebeğin tüm bedensel sistemleri üzerinde olumlu etkisi olan güçlü bir iletişim yoludur. Anne ve bebeğin birbirleri ile tanışıp ilişkiyi başlatma ve geliştirmesi için önemli bir role sahiptir. Anne karnında uzun süre sıvı ortamda kalan bebeklerin yaşamlarının ilk aylarında yeni ortama alışmaları için kaslarının esnemesi ve hareketlerinin koordine olması gerekir. Bu gelişme döneminde masaj çok yararlı ve önemlidir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Amerikan Pediatri Akademisi Üyesi Dr. Hayriye Aygar, masaj hakkında merak edilenleri sizlerle paylaşıyor.

Masajın yararları:

1970’li yıllardan bu yana masajın özellikle erken doğmuş bebekler üzerindeki çalışmalarda büyüme gelişme ve vücut fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri görülmüştür.
*Masaj besinlerin sindirimini uyararak bebeğin büyüme ve gelişimini hızlandırır.
*Kan dolaşımını ve nefes almayı geliştirir, gaz ve koliği azaltır.
*Bağışıklık sistemini güçlendirir,enfeksiyonlara karşı korur.
sakin uyumaya katkıda bulunur.
*Motor gelişme ve koordinasyonu geliştirir.
*Anne ve bebek arasındaki bağları güçlendirir.

Dikkat edilecek noktalar:

*Masaja başlamadan önce rahat bir ortam ve konumda olunmalı, eller ılık ve temiz olmalı.
*Bebeğin cildinde döküntü veya infeksiyon olmamalı, masaj yaparken cildin tahriş olmasını engellemek için ellere bebek yağı sürülmelidir.
*Bebek masaja olumlu yanıt vermiyor huysuzlanıyorsa devam etmemek gerekir.
*En iyi zaman beslemeden 1 saat sonrasıdır.Yenidoğanlara 10 dakika daha büyük çocuklara 20 dakika yeterlidir.
*Masaj bebeğin yüz,göğüs,kol,karın bacak ve sırtına ritmik hareketlerle ovarak yapılır.
*Anne masaj yaparken bebekle konuşup sevgi hareketleri gösterirse
anne bebek bağı daha kuvvetli olur.


***

BEBEĞİNİZİN İLETİŞİM YETENEĞİNİ TAKİP EDİN



Her anne - baba bebeğinin bir an önce konuşmasını istiyor. Gerçekten bebeğinizin ilk sözcüğünü duymak inanılmaz bir keyif! Oysa bebeklerin konuşma yeteneklerini kendi hızlarıyla geliştirdiklerini de unutmamak gerek. Delaware Üniversitesi'nden Dr. Roberta Golinkoff, "Her bebeğin ilk yıllarındaki gelişim dereceleri kendilerine özgüdür. Ancak bu ebeveynlerin bebeklerinin dilsel gelişimini destekleyici bir yol ve etkileşimli bir çevre oluşturmasına engel değildir." diyor.

Delaware Üniversitesinde tasarlanan ve evde uygulanabilen bazı basit testlerle ebeveynlerin bebeklerinin dilsel gelişimlerini ölçmeleri ve geliştirmeleri mümkün. Bu yazıda ilk bir sene boyunca yapabileceğiniz basit önerileri paylaşıyoruz. Eğer çocuğunuz bu egzersizlere yanıt vermiyorsa ya da gelişim göstermiyorsa, duymasıyla ilgili olarak pediatristinizle görüşmenizde fayda var. İlk yıl süresince kulak enfeksiyonları ile karşılaşmak olası olsa da, sürekli tekrarlayan enfeksiyonlar bebeğinizin dilsel gelişimini engelleyebilir, unutmayın!

0 - 3 ay:

Uzmanlara göre bebekler etkileşim içinde olmak isterler ve hatta kendilerine özgü sesler geliştirerek bunu denerler. Bebeğinizin iletişim kurmaya çalışıp çalışmadığını anlamak için, onunla konuşma mesafesinde oturun ve bir şey söylemeyin. Bebeğinize ifadesiz ve sakin bir yüz ifadesiyle bakın. Ve ondan sosyal bir iletişim kurmayı denediğine dair bir işaret gelene kadar bekleyin. Sesler çıkarıp, elini ya da kolunu oynatması gibi işaretler olabilir.

4 - 8 ay:

Bebekler vurgulanmış ses kalıplarını içeren kelimeleri seçerek bir dili öğrenirler ( sesleri hatırlamak için bir insanla ya da nesneyle bağdaştırabilir ). Bebeğinizin kelimelerin anlamları arasındaki farkı anlamaya başlayıp başlamadığını, ona kendi adı dışında isimlerle seslenerek ve farklı şekillerde vurgulayarak öğrenebilirsiniz.

Bebeğinizin sizi görebilmesi için dönmesi gereken bir yer durun ve adını söyleyin. Size doğru dönüyor mu? Eğer dönüyorsa yüzünde boş bir ifade mi yoksa beklenti dolu bir ifade mi olduğuna dikkat edin. Sonra yeniden eski pozisyonunu almasını bekleyin ve adını tekrar söyleyin. Bu defa tepkisinin ne olacağına bakın.

Şimdi kendi adına benzeyen bir isimle seslenin. Örneğin bebeğinizin adı, Buket ise Demet deyin. Eğer adını tanıyorsa ve size döndüyse Demet ismine de aynı tepkiyi verecektir. Bir sonraki sefer de Ayşe gibi farklı bir isimle seslenmeyi deneyin. Eğer bebeğiniz farklı vurguları ayırt edebiliyorsa, Ayşe ismine tepki vermeyecektir. Eğer ona da tepki veriyorsa henüz kendi adını diğer isimlerden ayırt edemiyor demektir.

9 - 12 ay:

Birinci senenin sonlarına doğru bebekler daha iletişime açık ve girişken olmaya başlarlar. Aktif bir şekilde temas kurmaya çalışırlar, genellikle işaret etmek gibi fiziksel işaretler kullanırlar ve bunun yanı sıra çeşitli sesler çıkarıp göz kontağı kurarak amaçlarına ulaşırlar. Uzmanlara göre bu dönemde bebekler parmakla işaret etmenin aslında parmağı göstermek değil hedefledikleri nesneyi ya da kişiyi belirtmek olduğunu anlarlar.

Bebeğinizin "parmakla işaret"ten ne anladığını öğrenmek için yakın çevredeki bir nesneye işaret edin ama televizyon ya da radyo gibi sesli nesneleri seçmeyin çünkü bu durumda bebeğiniz parmağınızı değil de sesi takip edebilir. Şimdi bebeğiniz parmağınıza mı bakıyor yoksa işaret ettiğiniz nesneye mi ve nasıl bir tepki veriyor?
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 31-08-2008, 14:05   #20 (permalink)
Prenses
ღ нαѕяєтιмѕιη!
 
Prenses - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ღ Cennet Kokulum ღ
Kayıt: 12.09.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.473
İtibar Gücü: 106


BEBEĞİM
6 - 12 AY


EVİNİZDEKİ TEHLİKELER



Çocuklar güvenli olmayan evlerde uğradığı kazalar sebebi ile zarar görmekte, kalıcı hasarlar ve hatta ölümlere uzanan sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Çocuğun gelişim dönemlerine uygun olarak ev ortamındaki fiziksel çevrenin uygun düzenlemesi yapılarak önlemler alınması durumunda ev kazaları azalmakta önlenebilmektedir. Kazalarda bir çeşit çocuk hastalığı gibidir. Çocuk aşı olduğunda nasıl kızamık olmuyorsa, gerekli önlemlerin alınması ile kazalarda büyük oranda engellenebilir. Aynı şekilde hasta olduktan sonra nasıl tedavi edileceğinden çok, hasta olmaması için alınacak önlemler gibi, kazalara karşı alınacak önlemler daha önemlidir. Burada önemli olan, çocuğun yaşam deneyimlerini kazanırken kendisini çok fazla baskı altında ve sınırlandırılmış hissetmeden yetişkinin ona sağlayacağı çevrenin doğal engeli ile düzenlenmiş güvenli bir ortam ile gerçekleştirebilir. Bu şekilde çocuk güvenli bir ortamda özgür olabileceği gibi ebeveynin de hayatı kolaylaşmakta; dur, yapma, etme demeden, güvenli bir ortamda, çocuklarını yetiştirebilmekte, kendilerine de daha fazla zaman ayırabilirler.

Amerika’da yılda 2,5 milyon, ülkemizde de yüz binlerce çocuk evde uğradığı kazalardan dolayı zarar görmekte, kalıcı hasarlar ve hatta ölümlere varan acı sonuçlar ile karşılaşılmaktadır. Her yıl ABD’de 14 yaşın altında 8.000 çocuk kazalar sebebiyle yaşamını kaybetmekte, 50.000 çocukta kalıcı sakatlıklara sebep olmakta ve araştırmalar da bu kazaların % 80-90 oranında önlenebilir olduğunu göstermiştir. Ayrıca istatistikler ev kazalarının %58’ inin çocuğun yanında bir yetişkin varken meydana geldiğini göstermektedir ki bu bize çocuğun bir yetişkinin devamlı denetiminde olsa dahi kazaların engellenemediğini göstermektedir.

Zamanının hemen hemen tamamına yakınını evde geçiren ve aynı zamanda da çevrelerini keşfetme ve öğrenme konusundaki merakları, büyükleri taklit etme özellikleri, devamlı hareket halinde olmaları, çevreyi keşfetme istekleri, deneyimleri olmadıkları için her şeyi ağzına götürme alışkanlıkları, el ve vücut maharetlerinin yetişkinlerden farklı olması ve kazalardan kendilerini koruyabilecek gelişimsel özelliğe henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle 0-6 yaş grubu çocuğu, kazaya uğrama oranı en yüksek grubu oluşturmaktadır. Okul öncesi çocuklar meraklı, araştırıcı, tehlikelerden habersizdir. Hareketlilik artmış, bağımsızlık duygusu artmıştır. Kendilerini tam kontrol edemez, neyin güvenli, neyin güvensiz/tehlikeli olduğunu bilemezler. Meraklı yapıları, sabırsız olmaları ve korkusuzca girişimci olmaları sebebiyle tehlikeli sorunlarla karşı karşıya gelirler. Evin içi gerekli önlemler alınmadıkça bebek için tuzaklarla doludur. Düşme, yanık, zehirlenme ve boğulma bu dönemde sık görülen ev kazası tipleridir. Emekleme döneminde ev aletlerinin kabloları, prizler ilgi alanlarıdır. Delik ve küçük aralıklara çivi, firkete, tel, kibrit çöpü gibi nesneler sokmaya bayılırlar. Yürümeye başladıklarında daha çok tehlike gösteren noktalara kolayca ulaşabilirler(merdiven, balkon, pencere gibi) Boylarınca ulaşabildikleri lavabo altı gibi alçak dolaplarda duran kimyasal temizleyicilere kolayca ulaşabilmekte, bunları içebilmektedirler. Ağır cisimleri devirip altında kalabilir, çaydanlığı devirip kendilerini haşlayabilir, ütü tahtasının devirip yaralanabilmektedirler.

Bebeğin emeklemeye başlayıp hareketlendiğinde keşfetmek için her yere, her nesneye dokunmak, tatmak ister. Artık onun için tehlikeli dönem başlamıştır ve evinizin güvenli hale getirilmesi zamanı gelmiştir. Evinizin tek katlı veya çok katlı oluşu, pencere, balkon ve merdivenlerin konumu ile mutfak, banyo, çocuk odası gibi, özel ve ortak yaşam alanlarının yapısal özellikleri, eşyaların, mobilyaların şekli, yerleşimi gibi kriterler yanında, çocuğunuzun yaşı, cinsiyeti ve başka kardeşi olup olmadığı gibi kişisel özelliklerini de dikkate alınarak güvenli hale getirilmesi gerekir.

Genel anlamda evinizi çocuğunuz için güvenli hale getirebilmemiz için önerebileceğimiz bazı güvenlik önlemleri;
Çocuğunuzun;
• Merdivenlerden düşmemesi ve açık mutfak, büyük kardeşin odası gibi girmesini istemediğiniz bölümlere kontrolsüz geçmesini önlemek için güvenlik kapıları,
• Pencere ve balkonlardan düşmesini önlemek için pencere güvenlik kilitleri,
• Dolap ve çekmecelere elini sıkıştırmaması ayrıca deterjan, ilaçlar ve bıçaklar gibi zararlı maddelere ulaşmasını önlemek için güvenlik kilitleri,
• Mobilyanızın ve şöminenizin keskin, sivri, kenar ve köşelerine çarpması durumunda canının acımasını ve yaralanmasını önlemek için özel köşe ve kenar koruyucuları,
• Ocağın ateşine, ocakta kaynayan sıcak maddelere ulaşmasını önlemek için ocak bariyerleri ve ocak düğmeleri ile oynamasını önlemek için koruyucular,
• TV, DVD gibi elektronik aletleriniz ile oynamasını önlemek için koruyucular,
• Elektrik prizleri ile oynamasını önlemek için priz koruyucuları ve yatak odasında güvenlikli gece lambaları,
• Banyoda küvet içinde kaymaması için banyo paspası ve küvette başını banyo bataryasına çarpmasını önlemek için batarya koruyucusu,
• Banyo suyu sıcaklığının kontrol edilebilmesi için banyo termometresi,
• Klozetin içine düşmesini, içine eşya atmasını, içindeki su ile oynamasını ve kapağına elini sıkıştırmasını önlemek için klozet güvenlik kilidi,
• Kapı ve pencerelere el ve parmaklarını sıkıştırmasını önlemek için parmak koruyucusu ve kapı tutucusu,
• Depremin yarattığı sarsıntı ile veya kendisinin tırmanarak mobilyaların üzerine devrilmesini önlemek için güvenlikli bağlama elemanları,
• Yataktan düşmesini önlemek için yatak bariyeri,
• Tırabzan ve balkon parmaklıklarına sıkışmasını veya arasından düşmesini önlemek için korkuluk güvenlik fileleri,
• Yüzme havuzuna düşmemesi, yetişkin denetiminin dışında havuza girmesini önlemek için havuz güvenlik bariyeri ve suda yüzmelerini kolaylaştırmak ve can güvenliğini sağlamak için geliştirilmiş özel cankurtaran mayoları,
Kullanılmalıdır.

Çocuk Güvenlik Uzmanı Arzu Birinci

***
EV KAZALARINA KARŞI ÖNLEM ALIN



Çocuğunuzu, tehlikelere karşı korumak evde bile gerçekten zor. Onu bir pamuğa sararcasına korumanız ve sürekli yanında olmanız mümkün değil. Bu nedenle, çocuğunuz için tehlikeli olabilecek durumları önceden düşünüp, bunlara karşı önlem almanızda fayda var.

Evde yaşanan kazalar çocukluk döneminde en sık görülen kazaların başında geliyor. Ev kazalarının ve yaralanmaların çocuklar için ciddi sorunlara yol açtığı bilinen bir gerçek. Genellikle banyoda ve mutfakta yaşanan bu kazaların önlenmesinde anne ve babaların eğitimi önemli bir rol oynuyor. Acıbadem Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fikriye Sarıkayalar; "Çocukluk çağı yaralanmalarının çoğu alınabilecek basit önlemlerle engellenebilir" diyerek güvenlik önlemlerini sıralıyor:

Banyoda güvenlik
Çocuğunuzun düşme ve zehirlenme tehlikesi ile en fazla karşı karşıya kaldığı yer olan banyoda almanız gereken önlemler:
• Çocuğunuzu banyoda tek başına bırakmayın.
• Çocukların tuvalet veya banyoda boğulmasını engellemek için klozet kapağını kapalı tutun.
• Elektrikle çalışan aletleri fişe takılı halde bırakmayın.
• Tüm banyo ürünleri, temizlik malzemeleri ve ilaçlar çocukların ulaşabileceği yerlerden uzakta, kilitli bir dolapta tutun.
• Banyoda kaymayı engellemek için plastik paspaslar kullanın.
• Çocuğunuzun küvette boğulma tehlikesini engellemek için, 10 cm ‘den fazla suyla doldurmayın.
• Çocuğunuzu banyo yaptıracağınız suyun sıcaklığını önceden kontrol edin. Banyo suyunun sıcaklığının 36°C, oda sıcaklığının 22 – 24° C olması gerektiğini aklınızdan çıkarmamanızda fayda var.
• Banyoda bulunan sert yüzeyleri ve sivri köşeleri plastik örtülerle sarın.
• Çocukların tek başına banyoya girmelerini engelleyin.

Mutfakta güvenlik
Pişmekte olan yemekler, kap-kaçak ve ayrıca da yemeğin hazırlanmasıyla meşgul olduğunuzdan çocuğunuza gereken şekilde dikkat edememeniz, mutfağı tehlikeli bir yer haline getiriyor. Çocukların özellikle havuç, sosis, fıstık, sert şekerler gibi yiyeceklerden uzak tutulması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Sarıkayalar şöyle devam ediyor: "Bu yiyeceklerin dikkatle hazırlanması gerekmektedir. Çiğ havuç yedirmemek, üzümleri uygun biçimde soyduktan ve kestikten sonra vermek uygundur. Çocuklarınıza sert şeker ve fıstık vermemeye özen göstermelisiniz."

Yanıklara karşı önlemler
Yanıklar çocukluk çağında en sık karşı karşıya kalınan kazaların başında geliyor. İşte bu noktada önlem için dikkat edilmesi gereken hususlar şöyle:
• Su ısıtıcı termostatın derecesini 45°c'nin altında tutun .
• Bebeğinizi tek kolunuzda taşımayın ve diğer elinizle sıcak bir içecek içmeyin.
• Sıcak içecekler taşırken çarpmayı engellemek için çocuğunuzun evin içinde nerede olduğuna dikkat edin.
• Tencere saplarını ocağın merkezine doğru yerleştirin.
• Bebeğin biberonunu ya da kavanozlardaki yiyeceklerini ısıtmak için mikrodalga fırın kullanmayın.
• Yiyecekleri pişirme kabıyla değil başka bir kapta sunun.
• Sıvıları bebeğinize vermeden önce ,her zaman sıcaklığını bileğinizin iç kısmında kontrol ederek verin.
• Mutfakta bir yangın söndürücü bulundurun.
• Elektrikle çalışan aletleri fişte bırakmayın.
• Deterjanları, plastik torbaları, bıçakları, kibritleri, temizlik ürünlerini ve toksik (zehirli) maddeleri çocukların ulaşabileceği yerden uzakta tutun.
• Tüm dolaplarda çocukların açamayacağı şekilde kilitler oluşturun.

Boğaza Yabancı Cisim Kaçmasını Engellemenin Yolları
Bebekler ve küçük çocuklar, çok meraklı oluyorlar. Uykudan arta kalan her anlarını bir keşif yolculuğuna çıkarak değerlendiriyorlar. Bulundukları çevredeki her şeye dokunarak, onları ağızlarına sokarak tanımaya çalışıyorlar. Bu durumda "Dokunma!'', "Ağzına sokma!'' gibi tepkilerle çocuğunuzun keşfetme güdüsünü baskı altına almaya çalışmamalısınız. İşte yapmanız gerekenler:
• Çocuk oyuncakları seçiminde doğru tercihler yapın. Ayrılabilen kısımları olmayan ve çocuğunuzun yaşına uygun olanları seçmeye çalışın.
• Hiçbir zaman 4 yaşın altında ki bir çocuğa pişmemiş havuç, fıstık, sert şeker ve üzüm vermeyin.
• Emzik kullanmayın. Kullanılacaksa da küçük parçalara ayrılmayacak kadar güçlü emzikleri tercih edin. Emziğin büyük, sert olmasına ve üzerinde hava delikleri bulunmasına özen gösterin. Emziği hiçbir zaman bir kurdeleye ya da kordona bağlamayın.
• Kabloları ya da ipleri kısaltın. Bunları çocukların ulaşabileceği yerden uzakta tutun.
• Bozuk paraları, toplu iğneleri, düğmeleri, pilleri, balonları ve diğer küçük cisimleri çocukların ulaşabileceği yerlerde tutmayın.

Kafa Travmalarına Dikkat
Prof. Dr. Sarıkayalar "Ağır kafa travması belirtilerini tanımak çok önemlidir." diyerek ailelere şu belirtileri atlamamaları konusunda uyarılarda bulunuyor:
• Bilinç kaybı
• Uyandırılma güçlüğü
• Sürekli kusma
• Herhangi bir yerden sürekli kanama
• 10 dakikadan daha fazla süren soluk renkli cilt görünümü

Prof. Dr. Sarıkayalar hafif kafa travmaları konusunda şunları söylüyor: "Çocuk uyanıktır, bilinci açıktır, rengi normaldir, 10 dakikadan daha kısa süre ağlar ve oyun oynamaya hemen döner. Kesilen yere bir gazlı bez ya da bezle direkt bası uygulayın. Daha sonra yarayı temizleyin ve bandajla sarın." Ağır kafa travmalarında ise "Eğer boyun travmasından da şüpheleniyorsa çocuğu kıpırdatmayınız ya da boyun ve gövdesini tek bir parça halinde kıpırdatınız. Derhal doktor çağırarak hemen hastaneye götürünüz."diyor.

***

AKLINIZA GELEN BAŞINIZA GELMESİN



Günümüzde çocuğa her alanda ilgi artarken bazı konularda ihmal edilmektedir. Bunlardan biri de özellikle ev ve yakın çevresinde çocuklara uygun bir mekanın sunulmamasıdır. Bunun yarattığı sorunlardan en önemlilerinden biri de güvenlik sorunudur. Çocuklar güvenli olmayan evlerde uğradığı kazalar sebebi ile zarar görmekte, kalıcı hasarlar ve hatta ölümlere uzanan sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Çocuğun gelişim dönemlerine uygun olarak ev ortamındaki fiziksel çevrenin uygun düzenlemesi yapılarak önlemler alınması durumunda ev kazaları azalmakta önlenebilmektedir. Kazalarda bir çeşit çocuk hastalığı gibidir. Çocuk aşı olduğunda nasıl kızamık olmuyorsa, gerekli önlemlerin alınması ile kazalarda büyük oranda engellenebilir. Aynı şekilde hasta olduktan sonra nasıl tedavi edileceğinden çok, hasta olmaması için alınacak önlemler gibi, kazalara karşı alınacak önlemler daha önemlidir. Burada önemli olan, çocuğun yaşam deneyimlerini kazanırken kendisini çok fazla baskı altında ve sınırlandırılmış hissetmeden yetişkinin ona sağlayacağı çevrenin doğal engeli ile düzenlenmiş güvenli bir ortam ile gerçekleştirebilir. Bu şekilde çocuk güvenli bir ortamda özgür olabileceği gibi ebeveynin de hayatı kolaylaşmakta; dur, yapma, etme demeden, güvenli bir ortamda, çocuklarını yetiştirebilmekte, kendilerine de daha fazla zaman ayırabilirler.

Amerika’da yılda 2,5 milyon, ülkemizde de yüz binlerce çocuk evde uğradığı kazalardan dolayı zarar görmekte, kalıcı hasarlar ve hatta ölümlere varan acı sonuçlar ile karşılaşılmaktadır. Her yıl ABD’de 14 yaşın altında 8.000 çocuk kazalar sebebiyle yaşamını kaybetmekte, 50.000 çocukta kalıcı sakatlıklara sebep olmakta ve araştırmalar da bu kazaların % 80-90 oranında önlenebilir olduğunu göstermiştir. Ayrıca istatistikler ev kazalarının %58’ inin çocuğun yanında bir yetişkin varken meydana geldiğini göstermektedir ki bu bize çocuğun bir yetişkinin devamlı denetiminde olsa dahi kazaların engellenemediğini göstermektedir.

Zamanının hemen hemen tamamına yakınını evde geçiren ve aynı zamanda da çevrelerini keşfetme ve öğrenme konusundaki merakları, büyükleri taklit etme özellikleri, devamlı hareket halinde olmaları, çevreyi keşfetme istekleri, deneyimleri olmadıkları için her şeyi ağzına götürme alışkanlıkları, el ve vücut maharetlerinin yetişkinlerden farklı olması ve kazalardan kendilerini koruyabilecek gelişimsel özelliğe henüz yeterince sahip olamamaları sebebiyle 0-6 yaş grubu çocuğu, kazaya uğrama oranı en yüksek grubu oluşturmaktadır. Okul öncesi çocuklar meraklı, araştırıcı, tehlikelerden habersizdir. Hareketlilik artmış, bağımsızlık duygusu artmıştır. Kendilerini tam kontrol edemez, neyin güvenli, neyin güvensiz/tehlikeli olduğunu bilemezler. Meraklı yapıları, sabırsız olmaları ve korkusuzca girişimci olmaları sebebiyle tehlikeli sorunlarla karşı karşıya gelirler. Evin içi gerekli önlemler alınmadıkça bebek için tuzaklarla doludur. Düşme, yanık, zehirlenme ve boğulma bu dönemde sık görülen ev kazası tipleridir. Emekleme döneminde ev aletlerinin kabloları, prizler ilgi alanlarıdır. Delik ve küçük aralıklara çivi, firkete, tel, kibrit çöpü gibi nesneler sokmaya bayılırlar. Yürümeye başladıklarında daha çok tehlike gösteren noktalara kolayca ulaşabilirler(merdiven, balkon, pencere gibi).

Boylarınca ulaşabildikleri lavabo altı gibi alçak dolaplarda duran kimyasal temizleyicilere kolayca ulaşabilmekte, bunları içebilmektedirler. Ağır cisimleri devirip altında kalabilir, çaydanlığı devirip kendilerini haşlayabilir, ütü tahtasının devirip yaralanabilmektedirler. Bebeğin emeklemeye başlayıp hareketlendiğinde keşfetmek için her yere, her nesneye dokunmak, tatmak ister. Artık onun için tehlikeli dönem başlamıştır ve evinizin güvenli hale getirilmesi zamanı gelmiştir. Evinizin tek katlı veya çok katlı oluşu, pencere, balkon ve merdivenlerin konumu ile mutfak, banyo, çocuk odası gibi, özel ve ortak yaşam alanlarının yapısal özellikleri, eşyaların, mobilyaların şekli, yerleşimi gibi kriterler yanında, çocuğunuzun yaşı, cinsiyeti ve başka kardeşi olup olmadığı gibi kişisel özelliklerini de dikkate alınarak güvenli hale getirilmesi gerekir.

Genel anlamda evinizi çocuğunuz için güvenli hale getirebilmemiz için önerebileceğimiz bazı güvenlik önlemleri;
Çocuğunuzun;
• Merdivenlerden düşmemesi ve açık mutfak, büyük kardeşin odası gibi girmesini istemediğiniz bölümlere kontrolsüz geçmesini önlemek için güvenlik kapıları,
• Pencere ve balkonlardan düşmesini önlemek için pencere güvenlik kilitleri,
• Dolap ve çekmecelere elini sıkıştırmaması ayrıca deterjan, ilaçlar ve bıçaklar gibi zararlı maddelere ulaşmasını önlemek için güvenlik kilitleri,
• Mobilyanızın ve şöminenizin keskin, sivri, kenar ve köşelerine çarpması durumunda canının acımasını ve yaralanmasını önlemek için özel köşe ve kenar koruyucuları,
• Ocağın ateşine, ocakta kaynayan sıcak maddelere ulaşmasını önlemek için ocak bariyerleri ve ocak düğmeleri ile oynamasını önlemek için koruyucular,
• TV, DVD gibi elektronik aletleriniz ile oynamasını önlemek için koruyucular,
• Elektrik prizleri ile oynamasını önlemek için priz koruyucuları ve yatak odasında güvenlikli gece lambaları,
• Banyoda küvet içinde kaymaması için banyo paspası ve küvette başını banyo bataryasına çarpmasını önlemek için batarya koruyucusu,
• Banyo suyu sıcaklığının kontrol edilebilmesi için banyo termometresi,
• Klozetin içine düşmesini, içine eşya atmasını, içindeki su ile oynamasını ve kapağına elini sıkıştırmasını önlemek için klozet güvenlik kilidi,
• Kapı ve pencerelere el ve parmaklarını sıkıştırmasını önlemek için parmak koruyucusu ve kapı tutucusu,
• Depremin yarattığı sarsıntı ile veya kendisinin tırmanarak mobilyaların üzerine devrilmesini önlemek için güvenlikli bağlama elemanları,
• Yataktan düşmesini önlemek için yatak bariyeri,
• Tırabzan ve balkon parmaklıklarına sıkışmasını veya arasından düşmesini önlemek için korkuluk güvenlik fileleri,
• Yüzme havuzuna düşmemesi, yetişkin denetiminin dışında havuza girmesini önlemek için havuz güvenlik bariyeri ve suda yüzmelerini kolaylaştırmak ve can güvenliğini sağlamak için geliştirilmiş özel cankurtaran mayoları,
Kullanılmalıdır.

Çocuk Güvenlik Uzmanı Arzu Birinci


***

SİVRİSİNEKLERDEN NASIL KORUNABİLİRİZ?



Yaz mevsiminin en sevimsiz misafirleri hiç kuşkusuz sivrisinekler. Kanla bulaşan bazı hastalıkları bulaştırma tehlikesi taşıyorlar, gerçi bunlar çok sık görülen hastalıklar değil ama, sivrisinek ısırığının verdiği kaşıntı ve sıkıntı özellikle çocuklarımız için büyük bir problem. Çocuklarımızın sivrisineklerin hedefi olmaması için bazı önlemler alabiliriz:

Çocuklar açık havadayken açık renkli, ince, mümkün olduğunca cilde kapayacak giysiler giydirin. Uzun pantolonlar, uzun kollu tişörtler hava karardığı saatlerde uygun olacaktır. Parlak renkli giysilerden kaçının.

Sivrisinekler belli vücut kokularını tercih ederler, bu yüzden bazı kişileri daha çok ısırırlar. Ne yazık ki, çocuklar da daha çok tercih ettikleri gruptadır.Kokuyla ilgilerini çekmemek için parfümlü sabun, şampuan, losyon kullanımından kaçınmak gerekir.

Sivrisineklerin faaliyette olduğu, gün batımından sonraki saatlerde çocuğunuzun açık havada oynamasına izin vermeyin.

Durgun sular sivrisinek üremesi için ideal alanlar olduğundan buralardan mümkün olduğunca uzak durun. Evin çevresinde, bahçede herhangi bir kap içinde su kalmasına izin vermeyin, çocukların şişme oyun havuzunu bile hemen boşaltın.

Cilde sürülen sinek kovucu sprey ve losyonlar, eğer özel olarak çocuklar için üretilmediyse, küçüklerde tehlikeli olabilir, doktorunuza danışmadan kullanmayın.

Bebek yataklarını cibinlikle korumak, sivrisinekleri bebeğinizden uzak tutacaktır.

Dr. Nilüfer Toprakçı
Prenses Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla

Etiketler
bebek, cocuk, sağlığı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Bir Çocuk Gibi Sevdim Seni, Bir Bebek SafLığında..!! BurcuUu_ Paylaşmak İstedikleriniz 2 30-10-2007 17:32
Bebek ve Çocuk Odaları İçin hayal Anne ve Çocuk 0 29-07-2007 15:19
Anne ve Çocuk Sağlığı @izci@ Anne ve Çocuk 15 29-01-2007 17:42
Tüp bebek yöntemiyle 200 çocuk doğdu Haberci Son Dakika Haberleri 0 10-12-2006 16:20
Çocuk Sağlığı... ..MeNeK$e.. Anne ve Çocuk 2 21-04-2006 13:31





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848