| | Çok rica ediyorum hiç olmazsa “BUGÜN” ü kaçırmayın, yakalayın!... Şükredin ve bekleyin!...
Çünkü nehir akmaya devam ediyor. Şimdiye kadar önüne katıp götürdüğü hep, çer-çöptü! Yarın ne getirir bilemeyiz; onun için yukarı, akıntının geldiği yöne bakın, gittiği yöne değil. Zaten varıcaz bir yere, öyle ya da böyle... “Gelen” den umut kesmeyin. “Gidenle” de bir parçanızı göndermeyin...
Bu beden ve ruh ölene dek bizimle; idareli kullanmak gerek! Öyle ona/buna kapılıp, pireyi deve yapıp, 1’e 10 katıp yıpratmayalım lütfen.
Milletçe “ağlamaya” bayılırız zaten; en özel günlerde 2 damla “MUTLULUK! Gözyaşı” süzülmezse gözlerden, yeterince sevinilmemiştir içten!
Çocuğun ilk adımları, ilkokul’a başlayışı, mezuniyetler, ilk mürüvvet... Bunların birinde bile gözyaşı dökülmediği görülmemiştir.
Peki, biz ne zaman güleciz?
Sevincimizi mutluluğumuzu doyasıya, ağız dolusu kahkahalar atarak ne zaman içimize sindiricez?
Nasıl bir özdeşleştirmedir bu? Ters orantılı bi durum!
Genç kız gelin olmuş evden çıkıyor, illa ki ağlamalı biraz!
“Baba evinden koca evine güle oynaya mı çıkılırmış canım?” E Pardon da, kız gönlü olmadan gitmiyor ya, elbet mutlu bi gün olacak “Düğün Günü”, elbet insan sevinince gülecek, üzülünce ağlayacak! Zorla mı gidiyor bu kız?
“Çok gülme, sonra çok ağlarsın!”... “Fazla sevinme yoksa işin olmaz!”...vb yazmakla bitmez bu tezatlar... Bunca negatif elektrik toplanınca da kötü patlıyor içimizde; “Artçıları” da her daim devam ediyor hem de... Ölümlere ağıtlar yakan bi millet olarak; her türlü güzelliği, 2 sıkımlık mutlulukları da geldiği gibi yaşayamadan sevincimiz kursağımızda kala kala, kaçırırız işte böyle!
“Allah ne görsün de ne versin!” denir böylesine!
Oysa ki fena mı olur her mutluluk bi damlayken bile, bırakalım da içimizdeki o durgun göle rahatça bi düşşün, düşmesiyle de halka halka yayılsın genişleyerek, enerjisini içimize işleyerek…
Başka nasıl katlanırız bu hayat mücadelesine, bunları da sindirmezsek içimize?
Herkesin dilinde bi: “Yaz gelmeden bitti!” yakınması... Eeee “Daha pastırma yazı var”
Ne olduğundan çok, nasıl olduğu önemli...
Kış gelecek elbet ama nasıl gelecek? Belki de en keyifli kışını yaşarsınız hayatınızın?
Abant, Safranbolu turları, ya da haftasonu arkadaş toplantıları sucuk ekmek şarap dvd, ev oyunları, uzuun Pazar kahvaltıları gazete keyfi, yeni cafe keşifleri, İstanbul’un sık gidilmeyen Balat gibi tarihi semtlerinin keşfi ve daha birçok alternatif bizi bekliyor…
Gören gözlerle bakmasını bilene, “Ben değilsem, KİM? Bugün değilse NE ZAMAN?” diyebilene…
Yapmak istediklerinizi öncelikle kafanızda şekillendirin ama bugün karşınıza çıkan fırsatı da bugün değerlendirin! Biraz daha zayıflayınca ya da o ayakkabıyı da alınca, beklenen terfi gelince, kendi evinize geçince değil! BUGÜN! HEMEN! LÜTFEN! Hande GÖKSAL | |