Cümleleri yine sana yordum..
Kabul eyle..”
Ağlama sakın / Yıkılırım… Sakın bir damla gözyaşı dökme kirpiklerinden. Yıkılır ölüme kurduğum barikatlar. Bağlanır dilim. Sakın akmasın yüreğin ayak uçlarına. Sarılır dudaklarım senden önce saklambaç oynadığım gecelere. Susuzluğuma bakıp da sakın nehirleri giyinme üzerine…Tel tel kızarmasın gözbebeklerin. Sancılanır yine umutla sardığın yamalarım..Kapanır kepenkler. Nice aynalar kırılır yüreğimin sahnelerinde..Ağlama diyorum sana. Bulutlara özenip sağanak halinde yağma üzerime..Bıçağın en keskin yüzü ol da saplan böğrüme. Ama kızarmasın gönül bahçem. Ellerimizle ektiğimiz ve gülüşlerimizle yeşerttiğimiz “ umut “ sahifesi ıslanmasın.. Yetim kalan serçeler üşümesin ıslak kirpiklerinde. Gülümsemene alışmış gökyüzü yine kara bulutlara rehin düşmesin..Ağlama..Düşerim..Yalpalarım ağlayışların sessiz çığlıklarında. Biliyorum hayata rehin bir mültecisin kendi yüreğinde. Yangınlara verdin tüm defterleri. Elinde sadece birkaç umut yaprağı ve de yorgunluktan muzdarip ben..Aldırma sen…Her şeye inat bana dik durmayı sen öğretmiştin. Şimdi sıra sende..Bu zamana kadar akıttığın her gözyaşına bir gülü feda ettim. Sakın ağlama ne olur. Sen ağladıkça yüreğimden bir parçayı koparıyorum..Kopardıkça kaybediyorum. Kaybettikçe ölüyorum. Sorma neden diye.Sen sicim sicim yağdıkça üzerime..Ben yavaş yavaş ölüyorum…
Susma sakın / Her cümlende ben nefes alırım…
Göremezsen de gözlerimdeki kanatsız kelebekleri, sen cümleler kur bana dair. Yorgunluğuma, uykulardan arındırılmamış sevdama aldırmadan sen anlat beni. Bırak beni anlatmaya çalışırken katili ol alfabesin. Titresin dudakların adımı anınca. Ama sakın susma. Susarsan kefen olur nefesin. Bilmediğim okyanuslar çatlamış dudaklarıma el sürer. Sen sustukça kirlenirim çelimsiz duraklarda. Ve bilirsin suskunluğun kirini ancak ölüm paklar..Biliyorum mevsimlerden sonbahardasın..Dalların solmakta yine. Yine acılar yüreğinde başrolde. Gel etme. Diline kepenkler vurulsa da sen giyme susuzluğu..Bizim / benim sana ihtiyacım/ız var..Susarsan tek bir kum tanesi akmaz zaman zulasından. Dibe vurur köklerim..Bilirsin ben yüzme bilmem..Boğulurum sessizliğin kör derinliğinde..Eririm. Çözülürüm yavaş yavaş. Esirgeme beni dudaklarından..Olur olmadık an ismimi. Her bir cümlene katmasan da her gülüşünde sayıkla bendeki “ seni “. Susma, karanfiller örtmesin üzerimi..Kıyısız kalmasın bendeki öznelerin. Susma, içimdeki dilenci kanamasın. Rehin düşmesin mürekkebim bozkır toprağına. Susma ne olur. Kopmasın sende saklı kıyametim..Biliyorum attığın her adım sonrası yangın yeri..Köşe başları tutulmuş..Eller tetikte. Her kelimende bir ölüm saklı..Ama sen konuş beni. Bedeli ne olursa olsun sen sadeliğimi kelimelerinle zenginleştir. Yeni anlamlar yükle sevdamın yalınlığına. Dudaklarındaki en değerli hazine olan nefesine kat. Öznesizliğim yeniden kanamasın..Sakın susma…
Etrafta bir yalnızlık kokusu…
Kuyularda Yusuf susturulmuş..
Köşe başları ise tutulmuş..
Korkular revaçta.
Başrollerde ise ölüm..
Ve mevsim sonbahar..
Ve gözlerden akan,
Bir “ umut “ yalnızlığı…
Hem de sicim sicim…
Doğrul eğildiğin yerden..
Kopar at serçe ıslaklığı kirpiklerinden..
Adının sadeliğinde yaşa sadece.
Sana reva görülen acıya inat,
Sen şükret Eyyubvari..
Bu kadar kolay olmamalı pes etmek ?
Bu kadar zor olmamalı direnmek ?
Alnının ortasına dayansa namluyu hayat,
Bu kadar suskun olmamalı ölmek ?
Pes ediyorsan,
Namlu hazır..
Yenilgiyi kabul ediyorsan,
Mezar hazır..
Hayatı değil de,
Uykusuzluğu istiyorsan
Ölüm hazır…
Ama tek bir şartla..
Önce beni öldür..
Kazandığım her şeyi senden bildim ben..
Varsın ölüm sen diye gelsin kapıma…”