| | Yüzünü şimdi bana uzak ve yabancı kılan zamanı tuttum bir an elini avcumun içinde tutarken.. Kadın dümdüz yürüdü. Her zaman buluştukları mekanın ortalarındayken ilk kez görüyormuş gibi baktı her şeye.. Sanki buraya daha önce hiç gelmemiş de nereye oturacağına karar veremiyormuş gibi bocalayarak.
Onu köşe de bir masada bekleyen erkeğin oturduğu masaya doğru yöneldi.
Erkeğin alıştığı sesi duyuldu .. Seni yeniden burada görmek benim için umulmadık bir karşılaşma tadında dedi.. Otursana.
Saçlarını kestirmişsin, dedi kadın otururken.
Kadın - Yakışmamış mı?
Erkek - Yeşil kazak mı ?
K – saçlarım.
E- yo, iyi .
K- Bu kazağı sevmediğini biliyorum.
E- Yakışıyor sana.
K- Ama sen sevmezdin. Tüyleri üzerime dökülüyor diye, buluşacağımız zaman giyme derdin bana.
E – Çok tüy döküyordu. Yoksa güzel. Bir şişe beyaz şarap gelir.. Erkek garsona biz hallederiz der.. şarapları koyar kadehlere. Parmaklarının birbirine değmesin diye özen gösterirler dolu kadehleri alırlarken. Birbirlerine bakmadan birer yudum içerler.
E – Nasılsın?
K – Eh işte.. sen nasılsın ?
E – Anlatsana
K – Neyi?
E – Beni özledin mi?
K – Fırsat bulamadım.
E – Aylar oldu. Kadın bir sigara yakar, ona bakıp gülümser..
E – Üç ay 12 gün oldu.
K – Biraz göbek bağlamışsın.
E – Sıkıntıdan çok yiyiorum… Sen hiç değişmemişsin.
K – Seni tanıdığımdan bu yana hiç değişmedin.. Göbek dışında..
E – yok yok değiştim.. beni değiştirdin sen. Kadın onun sesinde ki hüzün dolu kesinliği duymak istemedi.
E – Şu bir yıldır benim kişiliğimi acıtan, takılan yanlarımı törpüledin. Çakıl taşı gibi pürüzsüz.. Yine döndün bana..
K – hayır! . Dönmedim. Belki de az sonra yine tartışmaya başlayacağız, belki de kavga edeceğiz.
E – Buraya savunmasız ve silahsız geldim. Kadın cafenin pencere önünde ki dizili saksılara baktı uzun uzun..
K – Değişen hiçbirşey yok anlamıyor musun bunu?
E – Çok şey var.. Aylardır aramıyorsun beni.. Ben aradığımda da hep bir işin çıkıyor.
K- Senin ölçütün bu işte. Aranmak. Kayıtsız koşulsuz. Her ne olursa olsun. Kendinden başka hiçbirşeyin önemi yok. Ben ne durumdayım, neler yaşıyorum düşünmüyorsun.
E – Ne yaşadığını bilmiyorum çünkü hiç anlatmıyorsun. Paylaşacağına kaçmayı yeğledin.
K – Bumudur şimdi söyleyeceğin.
E – öylesine apansız yitirdim ki s eni başka biçimde yorumlayamıyorum.
K – İkimiz için de böylesi daha iyi.. çok yorulduk.
E – Her şey o kadar yoğun ve iki kişilikti ki yorulduk, evet yorgunluktan bunaldık. Birbirlerine bakarlar , yaralı , üzgün..
K – Beni çağırdığında gelip gelmemek konusunda kararsız kaldım. Kendini bırakılmış saydığını, öfke ve kırgınlıkla beni hırpalayacağını biliyordum. Çağırdın çünkü kucaklanacağından emindin. Aramızda ki tek düşman aldırmazlık olabilir , öyle değil mi ?
E – Kucaklanmak mı? Geldiğinde elimi bile sıkmayacaktın ben uzatmasam
K – Öyleyse istediğin ne ?
E – yakınlığımız bana artık sevilmediğimi bir kez de senden duyma hakkını veriyor sanırım.
K – Anlaşıldı. Her şey hazır, oyun yazılmış.. bana başolü oynamak geliyor yalnızca...
E – Otursana.. niye ayaklandın. Lütfen otur, konuşmalıyız.
K- Bak ben oynamıyorum, bu oyunda yokum. İstersen gideyim. Ne konuşacağız ki.. öncelikle duymak istediğin ne? Sen her şeyin sözcüklerle anlatılmasından yanasın öyle değil mi ? Her duygunun.. Sevginin , acının, kırgınlığın, nefretin, özlemin.. Oysa benim için öyle değil.. Ben seni özlediğimi ancak sana dokunarak anlatabilirim.. Ama..
E – Ama.. Artık bana dokunmak istemediğini biliyorum..
K – Evet. Çünkü öncelikle yeniden sınamak istiyorsun beni. Bu ilk değil ki. Baştan beri sana olan sevgimi kanıtlamak için yüzlerce sözcük gerekti bana.. Ancak sen sevgimden yeniden emin olduğunda dokunabiliyordum sana. Yalnız o zaman b ırabiliyordun kendini. Söylesene ne gerek var bütün b unlara ? Bir sigara yakar kadın.. Sonra da erkek yakar birtane.. Boşalan kadehleri doldurur erkek.. Susarlar..
E – Niye bu kazağı giydin ? Bu kazağı giydin çünkü aramıza dikenli bir çit çekmek istedin. Bu kazak bana dokunma demek.. uzak dur demek.. Saçlarını kestirdin.. Saçlarına tapıyordum çünkü.. Artık yokum demek için kestirdin saçlarını.. SENİ İYİ TANIYORUM. İNADINI.. O ANLAMSIZ GURURUNU..
K – Bağırma..
E – Seni özledim..
K – Geçer bu.. Anlık bir zayıflık.. Zamanın hiç geçmemiş olduğu duygusu.. Anılara duyulan özlem.. Geçer.. Öfkeyle bakar kadına.. Öfkesi acıya döner gözlerinde sonra. Eğlenir gibi ama acıyla bükülür dudakları..
E – Evet, beklide öyledir.. Ben susuyum. Sen ikimiz adına konuşuyosun zaten.. Sen bilirsin zaten değil mi her şeyi.. Bu kadar kolay değil mi her şey ?
K – Ben hep bir düştüm.. Düşündüm.. Asla tedirginlik ve sorun yaratmaması gereken bir gölge kadın. Soyut bir varlık. Beni işimle, çevremle, kişiliğimle bağdaşmaz tuttun hep. Bir düş yarattın benden.. Bir düş..
E – Sen hep kendi ölçülerine göre sevilmek ve özlenmek istedin. Ne kadar zordu seni sevmek. Nasıl zor bir aşktı bu. Seni nasıl seveceğimi birtürlü bilemedim ben..
K – Benim için de zordu. Ama sen bu olayın böyle yaşanması gerektiğini kabul edemedin bir türlü.. doğallaşamadın.
Erkek şişeye uzanır..
K – Bana koyma.. Birazdan kalkacağım. Zaten hiç gelmemeliydim.
E – Çok mu sıkılıyorsun?
K – Hep aynı.. Hep tartıyoruz. Ne zaman bir araya gelsek böyle bu. Aramızda ki bağı büsbütün yıpratmaktan öte bir işe yaramıyor bu çekişmeler biliyorsun. Kadın masada ki sigarasını ve çakmağını çantasına koyar gitmeye hazırlanır.
E – Gitme. Lütfen biraz daha kal. Kadın ona bakar.. Belli belirsiz bir korkuyu çabalayan kaçak gözlerle. Gülümser ona.. Yanağını okşar sevecenlikle.
E – Şu anda güçlü olan sensin. Her zaman olduğu gibi. Kaçmanı gerektirecek bir neden yok.
K – Canım. Bu tükenişi ikimizde onaylamak zorundayız. Ancak böylece bitirebiliriz. Büyüdük artık. Çok uzun zamandır iki çocuk gibiydik. Hele ben beklide hala başımda kocaman bir bulutla dolaşıyorum. Bana yardım et. Gözleri dolar erkeğin..
E – Şu son birkaç aydır beni zorladın durdun bitti diyeyim diye. Ama bana bunu söyletemeyeceksin. Seni ne kadar çok sevdiğimi görmüyor musun. Sen yakın olduğun kadar uzak, sevecenliğin kadar hoyratsın. Ne kadar anlaşılırsan o kadar şaşırtıcısın benim için. Hep ite kaka sevdin beni sen. Yanı başımda olduğunda bana en uzak olduğunu seziyordum.
K – Haksızlık etme.. Sana çok değer verdim ben.. Seni sevdim..
E – Bir insan olarak belki sevdin. İkimizle ilgili sorunların çözümündeki çaresizliğim yüzünden hep hor gördün beni.
K – Yapma. Bana gene seninkilerden, benimkilerden, kurulu düzenlerden ve düzensizliklerden yani bizim dışımızda ki her şey yüzünden birlikte yaşabileceğimiz cehennemden söz etme lütfen.
E – Güçlüsün. En çok bu büyülemişti beni.. Aynı şu anda ki gibi. Hep benden daha atak ve yürekliydin. Zaman zaman ürkmüştüm bu yanından. Bu halin paramparça ediyor beni şu an.. ufalanıyorum. Yeter.
K- Bizim birlikteliğimiz sevgi sözcüğünün yüklendiği anlamın çok ötesinde, derdin bana hep. Bu yüzden sıradan değildi ya. Yan yana oluşumuz her zaman olağanüstü, yeniden yaratılmış, yepyeni bir inanılmazlıktı. bir şeyleri yıkmak kırmaktı. Korkularımızın tümünü göze almıştık sanki..
E – ama şimdi yaşananlardan kalabilecek olanı da yok etmekten korkuyoruz ikimiz de. Yangında önce kurtarılacak ne kaldı şimdi.. Dostluk mu? Kadın dolan gözlerini kaçırır ondan..
K- Hayır. Yangından kurtarılacak hiçbirşey kalmadı.. Zorlaştırmayalım. Dost olamayacak kadar da yıprattık kendinizi. Unutursun.. Zaman.. Geçer sen de biliyorsun..
E- Unutmak mı ? Seni kafamdan atmayı başardığım kısacık sürelerde bile geçiştirilmiş daha doğrusu ertelenmiş bir ağrıydın içimde. Öyle güzelsin ki..
K- Lütfen. Yapma artık. Bitti.
E – Nerden biliyorsun bittiğini ha. NERDEN ? Arabada gidiyorduk. Uyuyakalmıştın. Kenara çekip seni seyretmiştim. Unutamayacağım iki yüz var diye düşünmüştüm o anda.. Biri senin yüzün, diğeri annemin.. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Kadının saçlarına dokunur, avuçlar, karıştırır. Düş kırıklığına uğramış gibi eli düşer..
E – Su gibi akardı saçlarım parmaklarım arasında.. O saçlarında yok artık.. Bu sefer gittin değil mi.. Gittin.. Kadın masayı hafif iterek kalkar masadan..
K – Yeter! Lütfen.. Gidiyorum. Kadın hızlı adımlarla yine dümdüz kapıya doğru yürür. Erkek koşarak onu kapıdan çıkmak üzereyken kolundan yakalar.. Birlikte yürümeye başlarlar..
K- Dışarısı soğuk. Lütfen git. Bende üşüyorum zaten. Böyle yaparsan nasıl veda edecem sana ben. Lütfen. Lütfen..
E – Senin için bir hazine olduğumu söylüyordun. Öyle beklenmedik bir hazine ki şaşırdın avuçlarına döküldüğümde. İnanamadın. Onu şimdi itiyorsun ayağının ucuyla. Kadın sokak lambasının aydınlattığı zor güç seçilen yüzüne bakar erkeğin.. Yüzünde ki dağınıklık ve yalnızlık çok dokunur ona. Yüzünü öper, sevecenlikle bir daha öper.. Yüzünü avuçlarına alır, gözlerinin içine bakar.. Bitti. Der. Yapabileceğimiz her şeyi denedik canım. Olmuyor. Zamana bırak kendini. Zorlama .. Hadi üşüceksin..
alıntı.. | |