#1 (permalink)
24-09-2007, 01:23
|
Bölüm Moderatörü ….Özledigim….
Kayıt: 23.12.2006 Mesajlar: 4.096 Rep gücü: 20 | Sen ve O  | |  | | | Gözleri o kadar iriydi ki aynı anda birçok mevsimi gözbebeklerinde
taşıyabilirdi ama o gün, durgun ve sade bir sesle bana hiç unutamayacağım
cümleleri söylerken ben onun gözlerinde mevsimini yitirmiş bir
alacakaranlıkla, o alacakaranlıkta koşan siyah ceylanlar gördüm.
- Bir kadın çok sevdiği birini içinde öldürmek istediğinde iki şey
yapabilir, demişti, ya intihar eder ya da başka bir erkeğe gider... İkisinde
de kadın ölür, hangisini seçerse seçsin o erkeği öldürebilmek için kendisine
zarar vermek zorundadır. O erkek onun o kadar derinine yerleşmiştir ki,
kendisine zarar vermeden ona ulaşıp, onu öldüremez.
Cümleler bittiğinde gece ve ceylanlar kayboldu, mevsimler belirdi yeniden ve
bir gülümseme.
Niye bir kadın çok sevdiği bir erkeği içinde öldürmek isterdi acaba?
Bulduğum her cevap bir başka soru sordurdu bana.
Bir kadın sevdiği erkeği öldürmek isterdi bazen çünkü bir kadına
dayanamayacağı kadar ağır bir acıyı ancak sevdiği erkek yaşatabilirdi.
Ama niye sevgi böyle bir yokoluşa ya da yokedişe yol açacak bir acı
yaratıyordu.
Sevgi insanı acıdan koruyamıyor muydu?
Bazı sevgiler koruyordu belki ama bazen o sevgi bir kuşkuyla, bir
güvensizlikle, öfkelendirici bir aldırmazlıkla yaralandığında, bu yara ne
kadar küçük olursa olsun, oradan acı sızmaya başlıyor, içeri sızan her damla
acıyla o yara büyüyor ve yeni acıların girebilmesi için sevginin kırılgan
kabuğunda daha büyük çatlaklar yaratıyordu.
Sanki sevgi sonsuz bir acıyla kuşatılmış gibiydi.
İlk yara oluşana kadar inanılmaz güçlüydü, her türlü acıya karşı
dayanıklıydı, hayatın bütün kederini ve zorluklarını dışarıda tutabiliyordu.
Ama o ilk yara açıldıktan sonra, o sevgi ne kadar büyükse o kadar dayanıksız
oluyordu.
Büyük kırılganlığı sevginin büyüklüğü yaratıyordu.
Sevginin içi acıyla doluyordu.
Onları birbirinden ayırmak neredeyse imkansızlaşıyordu.
Bir zaman, belki o eski günlere, bütün acılara karşı dayanıklı olan o
sevginin yaşandığı günlere yeniden dönebilirim diye bekliyordu.
Sonunda dönemeyeceğine karar veriyordu.
Bundan kurtulabilmek için sevgiyi, erkeği ve kendisini öldürmek zorundaydı.
Ve bu zor işti.
Öldürmek bile yeterli değildi.
En çok yaşamak istediğinden en hızlı adımlarla kaçıyordun.
Ejderha yavaş yavaş ölüyor, aşk ve acı küçük parçalara bölünerek azalıyordu.
Terk edilmeye hazırlanılan bildik bir evi andırıyordu ruhun.
Tanıdık bütün eşyalar beyaz örtülere sarılıyor, perdeler indiriliyor, sesler
mahzun bir uğultuyla boşlukta yankılanıyordu.
Kurtuluyordun.
Kurtulmanın bütün kederini hissederek...
Ve gözbebeklerinden, ne zaman bunlardan söz etsen bir alacakaranlıkta koşan
siyah ceylanlar geçeceğini biliyordun.
Siyah ceylanlar koşuyordu. | |  | |  | |
| |