Hırslı 2de1'ci
Kayıt: 18.08.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 853 Rep gücü: 7 Rep derecesi:  | DÜnyanin En Uzun HÜznÜ YaĞiyor ÜstÜme...  | |  | | | DÜNYANIN EN UZUN HÜZNÜ YAĞIYOR ÜSTÜME... Bizim kainattaki duruşumuz tıpkı Kâbe’ye vasıl olmak için, yola revân olan karınca misali gibidir. O ürküten hikâyeye biraz yakından bakınca, bizim hikâyemizi çağrıştıran ince mânâlar görebiliriz. “Bir virgül için ölünen dünyadan...” karınca visâle ermeyeceğini bile bile kendini vurmuştur yola. Bunun nedeni akla ziyan olmasa da aklın sınırlarını zorlayan bir neden... Zira sonu gelmese de bu yolculuğun, yolda olmaktır asıl olan. Şu daracık ömrümüz, firdevs bahçelerine uzanan bir güzergah, bir yoldan başka nedir ki? Hem ötelere yol alan bu kutlu kervandan birer seyyah değil miyiz? Fakat ona giden yollar, öyle sonsuz ki molasız fasılasız yürüsek dahi (onun yardımı mahfuz), yine de yolda kalmışların kütüğüne düşülür adımız. Ona giden yollar dolanır durur da içimizde, biz çoğu kez bunun farkında olamayız. Perdeler var; her dönemeçte bir perde. Perdeleri yırtıp geçecek olan basiretimizdir. “Şu tabiat, şu kainat, şu varlık dediğin şeye dikkatle bak! Onda ne görüyorsun? Aklınla değil, bütün varlığınla varlığa yaklaş. Sen, ben,o var mı onda? Hayretle seyrettiğin alemde ne sihirler bulacaksın! Ağaçlardan Allah’a yükselen kollar, seherde boyun bükmüş Allah’a bakan nazlı çiçekler, akan suların hikmetine hayran, kurtarıcı kudretin sahibi imiş gibi dimdik duran kavakların huzurunda akşamları secdeye kapanan dağlar. Bütün bunların temaşasına aşık yıldızların, sabahlara kadar yukarıdan bize faş ettiği sırlar.” Gün olur; şairin dediği gibi, “ölüm gelir ölüm duygusuna karşı saygısız” Dünyanın sayılı günleri, tek tek şirazeden çıkar; o güzelim ömrümüz inkisara uğrar. Takvimler eskir, arka bahçenin kuytularında sararmış takvim yaprakları yığınla : Fani ömür, biter, bir uzun sonbahar olur Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarumar olur Mevsim boyunca kendini hissettirir veda Gün olur; “elveda” deme vakti de gelir,belki bir an durup şöyle düşünürüz: Geldiğim o günün ayrıntıları bile, gün gibi gözlerimin önünde. Mütemadiyen uzak bir noktaya bakan gözlerdeki dikkat çepeçevre kuşatır insanı. Upuzun sanılan senelerin bir ırmağın karşı yakasında kalışları, rıhtımda uzaklaşan bir akşam vapuruna el sallayışları ruhu titretir bir “ah yüceliğinde.” Hatıralar geçmişe tutulan pürüzsüz bir ayna... Veda anı, unutulmaya teşne hatıraların üzerindeki tozu, avunun ayasıyla silip alır; onları insanın muhayyilesinde berraklaştırır. Artık onunla insan arasında yalnız ince bir tül kalır. Ve gariptir ki hatıraların her çeşidi tatlıdır. Neredeyse hiçbiri damakta mayhoş bir tat bırakmaz. Onların insan şuurunda bıraktıkları çizgilerin her biri bir manayı simgeler. Artık onlar yaşanmıştır; hayatın ebedi defterine kaydedilmiştir. Çünkü “hiçbir şey kaybolmaz, her şey kaydolunur.” Veda, yani; onca yaşanmışlığın sonuna bir nokta koymak. Ya da dalıp gittiğin bir kitabın arka kapağını içten gelmeyen bir tavırla kapatıp tozlu raflar arasına terk etmek. Ve sonra bavulun en müstesna köşesine hatıraları koyup çekip gitmek. Çetindir çekip gitmek, hele vedalaşmanın soğuk bir yüzü varsa. Ellerini cebine koyup, yalın bir şarkı tutturarak gitmeler bu cümleden değildir. Yüreğin birden bir hüzün yağmuruna yakalanmış bulur kendini. Uzak limanlarda bıraktığın sandığın kadim zamanlar, davetsiz bir misafir gibi çıkagelir. Tarifi imkânsız bir andır ki; kalmaya dair ne varsa “dilimizin dönmediği bir yerde”, elimizin uzanamadığı bir yerde. Yolların hazin sesi sağır eder kulakları. Yolların çağrısı efil efil eser durur: Ve trenler gelir uzaklardan haykıran sesle Yalnızlığımız dayanılmaz olur, ağlarız Ölümse her gece uykularımızda beyaz giysilerle Beyaz giysilerle çekip gitmeyi kollarız Ve gidersin... saatlerin tiktaklarına uyarak ve neşvesini yitirmiş renklerin ötesinde bulunan gümrah bir iklim için kanat çırpan bir göçmen katarına özenerek gidersin. Yollara kanıp ırmakların sesini tutunarak usulca gidersin. O dem gitmek türkülerine inkılab eder rüzgârın uğultusu. Ardından kapanan kapıların gıcırdayan menteşelerinin sesi yankılanırken; tan yeri ağarmamış taze bir gün için, o merakını kamçılayan kapıların tokmağına dokunuverirken müşfik yüzlerin siluetleri bir gölge gibi takip eder seni. Hangi yöne gidersen git; anlamından bir şey kaybetmez o kahreden ayrılıklar. Aydınlık, karanlığı süpürürken son sabahın eşiğinde, bir ışık demeti alırsın yanına. Güneşin Allah’ın izni dairesinde senin için de doğup battığını hatırlarsın ve hissedersin ki; bir ışık demeti alırsın yanına: Sen yaslanarak kızıl bir ufka başını Güneşin peşinden, dalgın bakıp gideceksin Her yerde ve her akan suyla akıp gideceksin Ya hemhâl olduğun, aheste alıştığın şehir? "Şehir asla unutmaz." Yaşadığın sokaklarıyla, geçtiğin caddeleriyle ve dostluğunu paylaştığın insanlarıyla şehir karışır varlığına. Giderken şehrin ağırlığını hissedersin yorgun omuzlarında.Şehir her mevsim taze kalabilen beyaz bir zambaktır sadağında. Şehir hatıralarda yaşar. Hatıra deyip geçmeyin; onlar bir serüvenin tutanaklarıdır. İnsan, geriye doğru süzülüp giden zamanın kanatlarına takılıp gitmesin diye oturup yazar hatıralarını. Onların etrafına bir çit çeker. “Ben de bu ağacın gölgesinde bir lahza soluklandım” der gibi, sayfalara nakşeder hatıraları. Vedalaşmanın insanı nerede kıskıvrak yakalayacağı belli olmaz. Ayakları ucuna basarak sessiz gelir bulur insanı.Bir sabah perdeyi araladığında şehrin beyaz bir şarkıya teslim olduğunu görmeye benzer bu. Sonra içindeki kıyılara med-cezirlerle azim dalgalar göndermeyen gidişlerin dibâcesi, ketum bir vedalaşmak olmasa gerek.Rikkate dokunan o içten vedalar, ayrılıkları şiirselleştiren kitabın ilk faslıdır. Dize gelirken şiirler, kalbin dantelasında nice unutulmayan anlar örülür. Giderken ardında doldurulması imkânsız boşluklar bırakanlar için, gönüllerde sevgi ünsleri bırakanlar için, işte onlar için; bir nara atmak anlamında ya da masumiyeti özetleyen bir gözyaşı anlamında son defa dize gelir şiir: Dünyanın en uzun hüznü yağıyor Yorgun ve yenilmiş insanlığın üstüne Kar yağıyor ve sen gidiyorsun Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimiz O insan ve tabiat çağını… Alıntıdır | |  | |  | |