| | Basit Dengeler
Korku kaybetmenin diğer adıdır. İnsanlar genelde hep bir şeylerin hayatına hükmetmesinden korkarlar ve kaçarlar bu yüzden. Kaçtığı, korktuğu şey değildir. Kendisidir. Yeterince güçlü olmadığı içindir bu kaçış, ya da güvensizliğin tetiklediği bir duygu. Korkunun açığa çıkardığı öfke tohumlarıyla örtmeye çalışır gizlerini. Çevresine, ailesine yada toplumun geneline karşı örtülüdür hemen birçok şeyi… Öfkenin sırtladığı yük ile yıkım güçleri gibi davranır kimi zaman. Bunu yapmaktan kendiside hoşnut değildir aslında.
Etrafındaki birçok insanı kandırır çoğunlukla ya da kandırdığını zanneder. Ancak, bir tek kendisini kandıramaz. Bazen enerjik ve mutlu, bazen de gergin ve mutsuz bir ruh hali içinde olur. Dengesizlik çukuruna düşmüştür bir kez. Yaşadığı hayat kadar yalandır gösterdikleri. Özünde bıkmıştır. Yorgunluğu yük gibi çökmüştür ruhuna… Esasında yapacağı çok da zor değildir.
Basit düşünmeyi, hayatındaki birçok parçayı basit yöntemlerle bir araya getirmeyi fark etmesi gerekmektedir. Tıpkı küçük ama hayat veren dokunuşlar ya da basit ama anlamlı paylaşımlar gibi… Büyük mutlulukları bekleyip, küçük mutlulukları atlayanların kayıp zamanlara yolculukları neredeyse bir ömre yakındır.
Kaçırılan bunca fırsatların ardından silkelenmek isterler. Sonra bir gün üzerinde durdukları çizginin yanlış olduğunu görür ve yönünü değiştirmek ister insanlar. Ancak, geriye dönük yitirilen anlar geleceğe dönük anlara göre yükte ağır bedeller ödetmiştir. Ömrün sonbaharına gelindiğinde ise, hayıflanmanın verdiği pişmanlık ne kaybedilenleri geri getirir, ne de daralan zamanı genişletir. Bitmeye yakın bir yolun üzerinde durup bekliyordur sadece…
Aziz Nesin, hikayelerinden birinde insan olmak üzerine kurguladığı bir öyküsünü basit bir dille şöyle ifade eder: “Baba insanla ana insan, çocuklarını çevrelerine toplamışlar, onlara insanlık dersi veriyorlardı. Baba insan, dersinin sonunu şöyle bitirdi:
- Yavrularım! Hayatta insan olmaya çalışın, hiçbir zaman insanlıktan ayrılmayın. Çocuklar,
- Ne yapalım da insan olalım? İnsanlığın, insan olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular.
Baba insan,
- Çok kolay, dedi. Kendinize bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!
Çocuklar, baba insanla ana insana baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Hepsi de tıpkı tıpkısına babalarına benzediler.
Baba insanla ana insan çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba insan onlara,
- Yazıklar olsun! diye bağırdı. Hiçbiriniz bizim istediğimiz gibi yetişmediniz. Hiçbiriniz insan olmadınız. Hepiniz de insanlıktan uzaksınız. İnsanlıktan ayrıldınız. Artık ölüyoruz. Yazık oldu emeklerimize, boşa gitti. Bütün hakkımız haram olsun, Allah hepinizi kahretsin.
Çocuklar şaşırdılar,
- Peki ama, bize neden beddua ediyorsunuz? dediler. Biz yanlış bir şey mi yaptık yoksa... Size baktık, sizi örnek aldık. Siz ne yaptınızsa, biz de onu yaptık...
Bundan sonra ne olduğuna bakalım. Baba insan çocuklarına istediği gibi yetişmediklerini vurgularken kendi yanlışlarını görememiştir. Çocuğunun kişiliğine ayna oluşunu unutmuş, emeklerinin boşa gittiğini vurgulamıştır. Basit dengelerin kurduğu düzen ile hayattaki bazı detayları kaçırmıştır. Karmaşık düzende ise sis perdesi ardına gizlenmiş onlarca davranışı, düşünceyi ve yorumu bulanık bir görüntünün içine salıvermiştir.
Toprağa gömülmesi gereken onca olumsuz şey, filizlenen çiçek misali büyüyüp, kişilerin dünyasına hakim oluyor. Sonra korkular, mutsuzluklar, sevgisizlik ve huzursuzluğun baş gösterdiği stres yüklü bir yaşama merhaba deniyor.
Üzüldüğünde saklamak yerine paylaşmayı, kalbinde taşıdığı sevgiyi içinde yaşamak yerine en güzel haliyle ifade edebilmeyi, yaşanılan ilişkileri iki duvar arasına sıkıştırmak yerine duvarları yıkabilmeyi, huzuru ve mutluluğu kimin yanında hissediyorsa onun yanında olabilmeyi, iyi ve kötü günde hayatı her haliyle göğüsleyebilmeyi anlamak basit kavramların içinde gizlidir.
Mutlu olmayı hemen herkes ister. Bunun da bakış açısı ile endirekt ilişkisi vardır. Çözümü gayette basittir. Yalnızca size iyi hissetmenizi sağlayan, keyiflendiren şeyleri yapmanız lazımdır. Unutmayın ki, “zaman hep ileriye akmaktadır.” Bugünün içinde yaşanmış dün, yaşanacak olan gelecek ve yaşanmakta olan bu an yer almaktadır.
Bir üstadım, insanları bir çizgi yardımıyla ikiye ayırmıştı. Çizginin bir tarafında duranlara hayatta yapmak istediklerini gerçekleştirenler, diğer tarafında duranlara ise gerçekleştirmek isteyip de yapamayanlar diye ifade etmişti. Mutlulukta yarın yoktur. Şimdi vardır.
Her kaybediş yeni bir başlangıçsa eğer, basit dengelerin içinde var olmak için henüz çok geç değildir…
Sevgiler, | |