Bölüm Moderatörü >>>>GaLatasaray<<<<
Kayıt: 29.10.2006 Mesajlar: 5.237 Rep gücü: 46 |  | |  | | | Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye
küsmemişken
Hani hiç kimse
ölmemişken
Bir zamanlar, ki şimdilerde hepimizin özlemine sığındığımız masallarımız olmuştur; ama renkli kitaplardan okunan, ama bir taşralığın sindiği edada. Her birimize büyüdüğümüzü gösterir diye, rakı sofralarına sardığımız. Sonra bir derdi sefanın en güzel sohbetine yerleştirdik bunları, kaçışımızdır, ki değildir çok. Bu mutlu tablonun sonunda ağrılıda olsa sanki hiçbir şey olmamış gibi göz açtık sabaha. Kalktık ama bir mest öpücükle, ama ‘hadi kalk’ cümlesiyle. Kahvaltı yapmadan bir sigara tüketme zamanınız belki geçmiştir, geçmemişse de yerleştirdik ağzımıza.
O sonbaharın güzel sabahları yok mu, ne anlatabilir ki bize artık. ‘Vardı’ bir zamanlar demi. Bizi kapılarda sabahlara kadar bekleten, denize yaklaştıran, sokaklara düşüren, kavga ettiren vs, vs, vs… daha bir gençtik o zamanlar. Keşkelerimiz ne azdı bu zamanına sığmadığımız anda. Kim derdi ki günün birinde kurma gibi bir çukura atılıp, hakkımızın olmayacağını. Bilmedik ve daha çok şey öğrendik bilmediğimiz.
İllaki büyüdükçe acıdık, acıdıkça küçüldük. Her gün aynalara yabancı bakmaya gerektik. Bilmedik, bilemedik, nerden bilebilirdik.
Neler geçmedi ki, şu ömrümüzün çoğuna yabancı olduğumuz her bir kentte. Kiminden kovulduk, kimine sığamadık, kimi yolumuz oldu, kimi kaçışımız. En sonunda bilseydik birinde kalmamız gerekeceğini, belki okşardık her birini. Sığdırıldık nefes almamız gereken alana. Buraya sığdırdık kaçışlarımızı, başka kentler rüyalarımızda kaldı. Hep en tıkandığımız deli gözlerimizin baktığı yer oldu. Kaldık, kalakaldık. Bir hülasa ki şu dünya, etti hepimize edeceğini. Kaçamadık, giremedik, renkten renge büründük, yetmedi, yetmedi. Şimdi her bir sarhoşlukta ağlatır oldu bizi kaçtığımız yerler. Bir ölmek mi gelecekti ki, hepimiz hazırlıydık o an; en iyi bildiğimize. En acı tınıları haykırdık her bir ağızdan; her birimize verdiğimiz tesellilere inat, sözlere inat.
Ödedik, bize aitliği çok az olan borcumuzu, yoktu hep bize düştü. Rezil rüsva olduk. Bitmedi, nasıl biterdi ki, içtik geçmedi, intihar olduk yine geçmedi. Geçmedi, kaldı geri kalan ömrümüze. Arsızlığımız gelişti, kaçtıkça geri geldik, geldikçe kaçtık, söz vermiştik, yetişecektik ne olursa olsun, yetiştik: kahve molaları vermeyi unutmadan.
Çocuklar verdik sığamadığımız dünyaya. Bir baktık, pir baktık her birine. Özlemek için miydi ki tüm bunlar her biri bundan yaşlandırdı bizleri. Biri yetmedi, yaşlılığımıza yaşlılık ekledik, kolay olsun diye alışması. Alışamadık, bıraktık bir yaşlılık, yaşatmadık da özlemlerimizi. Sonra onlara da bıraktık özlemeyi. Birde baktık ki hep birden yaşlanmışız, hasret kaldık ki nedenimiz oldu denizlere kaçışın, ama birlikte ama yalnız.
Bir gün geldi, baktık ki yaşlanmışız. Anlayamadık, anlatmadı kimse. Hep oralara gitme vaktinin geldiği ve geç kalmamamız gerektiği öğretildi. Gittik. İyi edenimiz oldu, olmayanı harap oldu. Bir bekleme salonunda yaşlandırdık kimimizi, kimimizi bir gidişatın sonu geldiğinde kırışıklıklarıyla yolculadık. Ama illaki hepimiz yaşlandık. Bir kere yaşlanmıştık ya, artık bütün canı cehennemleri serdik önüne. Katmerlik daha da yaşlandırdı.
Ne bıraktık bizden geriye. Bize verilenin dışında.
Bir kısırdöngü.
Girdik, hepimiz zorundaydık.
Yapmayacaktık.
Kim bilir onlar da yapacaklar.
Zorundalar ki… | |  | |  | |