#1 (permalink)
20-03-2007, 23:17
|
Banned ~~O artık evLi~~
Kayıt: 20.11.2006 Yaş: 24 Mesajlar: 4.817 Rep gücü: 0 Rep derecesi:  | HosgeLdin beni siyahLastiran SevgiLi..  | |  | | | Ölüler diyarından yağan her kar ,yüreğimin kuytu sığınağının saçaklarından sarkan buzlar kadar soğuk. Titrek bir nefes ve acı. Üzerime yağan kar taneleri kadar beyaz , her beyazda bir sızı .Bir burkuluşun acısı ne ise seni son görüşümün hüznü de o. Kusursuz olamadım asla ben. Kusursuz olmayı da istemedim. Kusursuzluk insan kavramını öldüren bir katil değil mi? Sele serpe bıçağını sağa sola sallayan ve sararmış dişlerinin arkasından çıkan korkunç kahkahalar… İnsanı ve insanlığı öldüren yorgun katil… Tüm samiyetimle sana seslendim ve tüm masumiyetimle: “Beni Mecnun sanma ey Leyla, ben mecnun kadar kusursuz değilim.” Sen ise anlamadın ya da anlamak istemedin bunu ! Sen kusursuzdun ki! Sadece sadakate inanmazdın .Sadakatin anlamını ututturduklarında ben de ölüler evinin bir kıyısında , ellerimi iç içe geçirip ve baçaklarımı sımsıkı tutarak bir köşeye büzüldüm. Gözlerim saatlerce güneşe bakan gözler kadar kırmızı ve yüreğim, sığınağım kadar soğuktu. İç heseplaşmaların arasında kaybolup giden bir serseri. Hesaplayamadığım hesapların içinde asla olmadım. Olamadım. Çünkü sen onların hepsini hesaplamıştın. Adamatmayı senden öğrendim ben ,aldatılmanın acısını da. Çünkü hiç aldatmadım ben . Ufkun uzaklarında kaybolurken bakışlarım , düşünemeden yapamadığım kafamdan bir türlü atamadığım simanın kayboluşundaki sır kadar gizli düşüncelerin içindeyim. Gelecek benden gelecek kadar uzak, hayaller artık bir hayal ve gece, gece kadar siyah. Anlamsız benzetmelerimi ve tesellilerimi çok derimlere kilitledin. Sen açmamış bir çiçek tazeliğinde ,sen bir gülün kırmızısında ve sen kalıplara sıkıştırılmış şiirlerdeysen eğer, ozaman ben ,ölüler evinin bilinmezinde bir yabancıyı yaşatmaya çalışıyorum . Bir yabancı kadar yabancısın artık. Mavi denizlerin güneş ışığına hasret derinliklerinde, hiç görmediğim iki kabuk arasına sıkışmış bir inci kadar bilinmezsin benim için . Işığını yitirmiş bir inci. Saklandığım yere saklıyım artık. Kaçışlarımın sınağı benden fersah fersah uzak. Çıkış ve gün ışığı, karanlıktaki inci kadar muamma. Güneşin muhteşem ışıkları inadına sarı ve inadına parlak. Aydınlanmanın gölgesindeki ve içindekilerin hissiyatına göre renklenen ölüler evi. Beyaz bir güvercin kanadındaki masumiyet ya da yeşil bir zeytin dalındaki barış. Renklerin simgesindeki evrensellik. Sen bunların hepsinden muafsın. Beyaz benim! Sarı ve yeşil de. Renklerin sevgi ve samimiyetle birleştiği yerde ben olurum Mavi umuttur. Umut ben olurum, mavi benim adım. Sen, beni siyahlaştıran sevgili! Kararmış bulutlar senin habercin ve fırtına ! Fırtına seninle gelir . Pencerem kararmış bulutlara dönük , güneş benden uzak. Anılarla değil anılarda yaşamayı senden öğrendim. Ayrıntılarında boğulmuyorum artık hayatın . Bu alemde ayrıntılara yer yok. Hayatımda ayrıntılar önemsizdi önceleri. Benim tek ayrıntım vardı o da Sendin. Ama sen ayrıntılardan da ayrıntıydın. Kıymetini bilemediğim zamanlarımı dolduran, beni arafın ortasına sürükleyen , gereksiz bir ayrıntıydın. Aslında sen ayrıntılardan da ayrıntıydın.Şimdi bekliyorum seni ! Biliyorum herkes gibi sende geleceksin. Herkes kadar sen de kendini ve hayatını , yitirdiklerini yittiklerini değerlendireceğin zamanı bulacaksın burada ama unutma ki geriye dönemeyeceksin . Yitip gidenler senden çok uzaklarda kalmış olacak. Dönmek isteyeceksin dönemeyeceksin. Bazen geriye bakmak için bir pencere isteyeceksin . Gel beni siyahlaştıran sevgili buradaki bütün pencereler sana kapalı. Açmak isteyeceksin açamayacaksın. Bütün yüzler sana yabancı. Yitip gidenlerin değerindeki değersizliğini anladığın an ,anlamayı da anlayacaksın . Gel ey beni siyahlaştıran sevgili! Şimdi seni ,yüreği buz kesmiş , simanı unutmuş bir can burada beklemekte. Hala aşık ama yar başka yaren başka! Dert başka Deva başka ! Baksana şimdi sana açılıyor ölüler evinin kapıları. Hoş geldin beni siyahlaştıran sevgili.. | |  | |  | |
| |