Atatürk'e Mektup - Herşeyde biraz 2de1



Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 21-02-2007, 03:31
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Arrow Atatürk'e Mektup

 
Atatürk'e Mektup
Sevgili Atatürk; Hayatımda ilk kez, postaya vermeyeceğim bir mektup



--------------------------------------------------------------------------------
Sana “Sevgili Atatürk” diye hitabederken, bu hitabın uygun olup olmayacağını hiç düşünmedim. Bu mektubu günümüzün siyasilerinden birine yazıyor olsaydım, onlara “sevgili” diye hitabetme cesaretini gösteremezdim..

--------------------------------------------------------------------------------


Sevgili Atatürk;
Hayatımda ilk kez, postaya vermeyeceğim ve cevabını asla alamayacağımı bildiğim bir mektup yazıyorum. Bildiğim başka bir şey daha var. O da bu mektubun hiç bir zaman, senin eline geçmeyecek olması. Ama bunlar, sana mektup yazmama engel değil. Yazdıklarımın bir şekilde sana ulaşacağını biliyorum. Ya hissedeceksin, ya duyacaksın. Bu mektubu yazmaya mecbur hissediyorum kendimi. Birisine içimi dökmeye öylesine ihtiyacım var ki.

Bak Atam, neler anlatacağım. Sana pek de hoş olmayan şeylerden söz edeceğim. Bu bir şikâyet mektubudur. Biliyorum çok üzüleceksin. Aslında senin üzülmeni istemiyorum. Ama günümüzde yaşanan olumsuzluklardan haberin olmalı diye düşünüyorum. Daha da önemlisi, sana içimi dökmek istiyorum. Beni ancak sen anlayabilirsin. Bunları bir başkasına söyleyecek olsam, bana ne derler biliyor musun? “Aman! Boş ver. Bu düzen böyle gelmiş, böyle gider. Türkiye’yi sen mi düzelteceksin?” derler. Beni kuralcılıkla, hatta belki de işgüzarlıkla suçlarlar. İnsanlar yanlışlara alıştı artık. Kimsenin pek aldırdığı yok. Bir yanlışın herkes tarafından yapılıyor olması,insanları yanlışlara alıştırıyor. Kimse, doğruyu aramakla uğraşmıyor. Toplum olarak, bir arayış içinde değiliz, bir bekleyiş içindeyiz. Bu bekleyiş daha ne kadar sürecek, bilmiyorum.

Sana “Sevgili Atatürk” diye hitabederken, bu hitabın uygun olup olmayacağını hiç düşünmedim. Bu mektubu günümüzün siyasilerinden birine yazıyor olsaydım, onlara “sevgili” diye hitabetme cesaretini gösteremezdim; hem de onları kendime pek yakın bulmadığım için, “sevgili” yerine başka bir kelime bulurdum. Meselâ “sayın” diyebilirdim. Bugün herkes “sayın” ünvanını alabilir ama, herkes bir “sevgili” olamaz. Bilmem beni anlıyor musun.

Sevgili Atam, ben emekli bir öğretmenim. Senin, öğretmenlere verdiğin değeri bildiğim için öğretmenliğimden gurur duydum.Hep şu dizelerimi geçirdim içimden:

Gururluyum!
Çünkü ben öğretmenim.
Ulu Önder
Başöğretmen
Mustafa Kemal’in mesleğindenim.

Senin çizginde öğrenciler yetiştirmek için ,uzun yıllar çabaladım. Senin ”Tek bir şeye ihtiyacımız var: O da çalışkan olmak.” sözlerini hiç unutmadım. Yirmi yedi yıl öğretmenlik yaptım. Hep kendimi aşmaya, her yıl ,bir önceki yıldan daha başarılı olmaya gayret ettim. Şöyle geriye dönüp baktığımda, güzel şeyler yaptığımı görüyorum. Mesleğimde çok başarılıydım. Bu konuda asla mütevazi olamam. Kendime ve mesleğime saygım var çünkü. Henüz iki ay önce emekli oldum. Emekli olmaktan korkardım hep. Okulsuz, çocuklarsız yapamam sanırdım. Emekli kelimesi ürkütürdü beni. “Ne zaman emekli olacaksın?” diye soranlara kızardım. Meslek aşkı öylesine sarmıştı ki beni, mesleğimden koparsam, bunalıma girerim sanıyordum. Hiç de öyle olmadı. Emekliliğe çabuk alıştım. Çünkü , evde de çalışılabileceğini, insanlar için yararlı şeyler yapılabileceğini anladım. Şimdi evde bilgisayarımın başındayım. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum. Birikimlerimi ve düşündüklerimi yazabilme-anlatabilme yeteneğimi değerlendirmeyi düşünüyorum. Bunu bir görev sayıyorum. Çalışmalarım, kitap yazmaya yönelik. Bunu başaracağıma inanıyorum. Emekli olmak, herşeyden el-etek çekmek değil.

Emeklilikten bahsedince bak aklıma ne geldi Atam. Daha doğrusu hiç aklımdan çıkmıyor. Onu sana anlatmak isterim. Bunu hiç kimseye anlatamadım. Kimsenin beni anlayamayacağından korktum.

Emeklilik evraklarımı İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edecektim. O gün emekliliğim onaylanacaktı. Artık öğretmenliğim sona eriyordu. Evraklar elimde müdürlüğün yolunu tuttum.Biraz kırılgan,biraz ürkek ve biraz da adını koyamadığım duygular içinde. Evrak Kayıt bölümüne girdim. İşlemlerimin yapılması için sıramı bekliyordum. Öyle karışık duygular içindeydim ki. Ben ne yapıyordum?Yaptığım doğru muydu? Öğretmenliğim bugün sona eriyordu. Korktuğum o sona gelmiştim işte. Sanki daha emekliliğe hazır değil gibiydim. Daha doğrusu hazır olmamaktan korkuyordum. Artık bir sınıfım, bana “öğretmenim” diyen öğrencilerim olmayacaktı .Sabahleyin uyandığımda, okula geç kalmamak için acele etmeyecektim. Kendimi bir boşlukta hissetmekten korkuyordum. Emekli olunca, acaba başkaları beni işe yaramaz biri olarak mı göreceklerdi? Ben gerçekten artık işe yaramaz biri mi olacaktım? Ben yaşlanmış mıydım? Öğretmenlik yapmayacağıma göre ben ne yapacaktım?Öğretmen olduğumda onyedi yaşında genç bir kızdım. Şimdi ise kırkbeş yaşıma gelmiştim. Ama kendimi genç ve dinç hissediyordum .Öğretmenliğe yeniden başlasam ,ikinci kez emekli olana kadar çalışabilecek isteğe ve azme sahip olduğumu düşünüyordum. Öğretmenlik yapmaktan, çocuklarla haşır neşir olmaktan yorulmamıştım. Ancak herşeyin bir sonu vardı. İnsan başladığı bir şeyi nerede, ne zaman sona erdirmesi gerektiğini bilmeliydi. Zamanlama hatası yapmamalıydı. “Emekli kararını umarım yanlış zamanda vermemişimdir.” Diye düşünüyordum. Elimdeki evraklara baktım. Bir başkası için bunlar sadece bir kâğıt parçasıydı. Ama ya bana göre? O kâğıtlarda benim hayatımın tam yirmi yedi yılı vardı. Onlarda benim hayallerim,umutlarım, başarılarım, kırgınlıklarım, alın terim vardı. Başarılı bir öğretmen olmak için sarfettiğim çabanın haklı gururu vardı. Zaman zaman yaptığım yanlışlardan dolayı duyduğum pişmanlıkların ezikliği vardı. O kâğıttaki yirmi yedi yılda saçlarım ağarmış, yüzüme çizgiler çekilmişti. Mesleki aşkım,azmim, rahatsızlıklarımdan dolayı birkaç ay okula gidememenin üzüntüsü, sağlığıma kavuşunca da okuluma geri dönmenin verdiği mutluluklar ; işte hep o evraklarda gizliydi. O evraklar benim kimliğimdi. Öğretmen olduğumun ispatıydı. Yaptıklarımın,uğraşılarımın bir belgesiydi. Bu düşünceler arasında, evraklarımın kırışmaması için onları dikkatle tutuyordum. Onlar,benim için çok değerliydi.

Ben bunları düşünürken sıra bana geldi. Evrakları kaydeden memur, evraklarımı eline aldı. Üzeri kabak çekirdeği kırıntılarıyla kirletilmiş evrak kayıt defterinin açık duran sayfasını, eliyle şöyle bir temizledi. Evet Atam evet, aynen öyle yaptı. Çitlenmiş kabak çekirdekleri arasından, evraklarıma yer buldu ve kaydetti. Memurun bu davranışı, aşağılanmış,hafife alınmış duygusu uyandırdı bende. Düşünebiliyor musun Atam? Masa başında çekirdek yiyen ve çekirdekleri, benim için çok değerli olan evraklarımı kaydedeceği defterin üzerine atabilen bir memur?Öyle ya! Onun için sadece bir kâğıt parçasıydı onlar. Akşama kadar onlarca evrak kaydediyordu. Benim evraklarım da işte onlardan biriydi. O anda benim ne hissettiğim onun umurunda mıydı?

Peki Atam, soruyorum sana: Umurunda olması gerekmez miydi? Devlete otuz yıla yakın hizmet vermiş birisine, bu şekil bir muamele hak mıydı ha, hak mıydı?.....O andaki benim psikolojik durumum, severek,zevkle, özveriyle yıllarca çalışmış olmam sadece beni mi ilgilendirmeliydi?Benim duygularımın o kişi için hiç değeri yok muydu? O kişiyle ben, aynı memleketin çocukları, aynı bakanlığın mensubu değil miydik? Ülkümüz,tarihimiz bir değil miydi? Söyle Atam,değil miydi? Bir kimse, bir vatandaşına karşı nasıl böyle duyarsız olabilir Atam, nasıl? Bana verecek bir cevabın var mı?

Bir şey daha anlatacağım sana Atam. Beni çok üzen ve yaralayan bir şey: Benim devletim bana ne yaptı biliyor musun? Anlatayım , bak nasıl şaşıracaksın. Şimdi zaten neyi görsen şaşarsın Atam , neyi görsen. Ben emekli olunca devlet bana 193.400.000T.L. maaş bağladı. Bu parayla bir ailenin geçinip geçinemeyeceğini bir yana bırakıyorum. Beni asıl üzen ne biliyor musun Atam? Benim devletim, hani “baba” diye güvendiğim devletim bana bir emekli kartı çıkarmış. Ve kartın masrafı olarak ikramiyemden 250.000 T.L kesmiş. İşte bu benim çok ağırıma gitti Atam, çok ağırıma gitti. Benim devletimin bana vereceği bir 250.000 T.L. sı yok muydu? Bu kadarcık parayı bir memuruna bağışlayamaz mıydı? Benim devletim bu kadar âciz miydi Atam? Ya da devletin bir memuru , devletin gözünde bu kadar değersiz miydi?Bir memurun duygularının,devlet için hiç önemi yok muydu? Ben yıllarca devletim için çalışmadım mı Atam? Zaman zaman diğer meslektaşlarım gibi, görevimden fazlasını yapmadım mı? Mesai saati bittikten sonra , hiç ücret talep etmeden günlerce, haftalarca çalışmadım mı? Öğrencilerime ücretsiz kurslar vermedim mi? Sosyal etkinlikler için, derslerden sonra okulda kalmadım mı?.....

Yıllar önce bir köy ilkokulunda çalışırken düşmüştüm. Bacağımı onbeş günlüğüne alçıya aldıklarında; yerime bakacak bir öğretmen olmadığı için, onbeş gün koltuk değnekleriyle okula gitmiştim. Okulun tek öğretmeni bendim. Bunu yaparken ,elbette bir karşılık beklemedim Atam. Sadece öğrencilerimi düşündüm. Onların derslerden geri kalmamaları için ,rapor alıp yatmadım. Demek ki bunların hiç ama hiç önemi yokmuş Atam. Benim devletim, bir memuruna karşı bir babalık gösteremedi. Benim öğrencilerimi düşündüğüm gibi, devletim beni düşünemedi. Beni anlayamadı. Benim için 250.000.T.L.sını feda edemedi. Devleti tirilyonlarca lira zarara uğratanlar dururken, her ay düzenli vergisini vermiş bir memura, devletin bu tavrı, nasıl açıklanabilir?

Oysa ben öğretmenlik yaptığım yıllarda, maaşımın dışında devletime pek yük olmadım. Öğretmen Evinde konaklamak istediğimde,çoğu zaman yer bulamadım. Üst makamlardan biri gelir beklentisiyle birçok odanın boş bırakıldığına, ama biz öğretmenlere “yerimiz yok” dendiğine defalarca tanık oldum. Köy ilkokullarında çalışırken, sınıfımın kırtasiye masraflarını cebimden karşıladım. Tıpkı diğer meslektaşlarım gibi. Sağlık giderlerimin çoğunu da kendim karşıladım. Kullanmam gereken ilâçların çoğunu kendi cebimden karşıladığımda bana; “Devlet sana bu hakkı vermiş. Neden sevk yaptırmıyorsun?Neden bu hakkını kullanmıyorsun” dediklerinde, devletimi düşündüm .Maddi durumu benim maddi durumumun daha altında olan insanları düşündüm. Bu hakkı onların kullanmasını istedim. Kendi çapımda devletimi korudum. Ona bir de ben yük olmayayım dedim. Keşke devletim; bana çıkarttığı emekli kartının masrafını yine ikramiyemden kesseydi de, bunu “giderler” bölümüne yazmasaydı. Ben de bunu öğrenmeseydim. Devletim tarafından, ciddiye alınmadığımı bilmeseydim. Kandırılmaya razıydım. Faruk Nafiz Çamlıbel’in bir şiiri vardır. Şair, kendisini aldatan sevgilisine şöyle der:

“Ne olursun,sorunca, kıskanarak,yeni bir maceranı
-Doğru- deme.
Beni aldatmak ihtiyacını duy,bana yalan söyle.”

Devletim de keşke bana doğruyu yazmasaydı. O zaman ikramiyemden kesilen 250.000 T.L. sının farkında bile olmayacaktım. Hiç bir zaman böyle küçük hesaplar yapmadığım için, bunu bilmeyecektim. Hani bir atasözümüz var: “Babası oğluna bir bağ bağışlamış. Oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş.” İşte devletim, atasözündeki o hayırsız evlâdın babasına yaptığını yaptı bana. Kendimi ihanete uğramış hissettim. Devletim tarafından önemsenmediğim için üzüldüm. Benim yerime sen olsaydın, üzülmez miydin Atam ha, üzülmez miydin? Bir öğretmeninin böyle üzülmesine,gönlün razı olur mu senin?

Bilirsin, herkesin bir veya birkaç yeteneği vardır. Duyarlı bir vatandaş bu yeteneğini geliştirir, yeteneğini halkın hizmetine sunar. Benim de şiire karşı hem ilgim, hem yeteneğim var. Yıllardır şiir yazıyorum. Yazdığım bu şiirleri, yıllar önce bir kitapta topladım. Kitabımı Milli Eğitim Bakanlığına bağışlamak istedim. Kitabımdan para kazanmayı düşünmüyordum. Tek isteğim, yazdığım şiirlerin birileri tarafından okunmasıydı .Mânevi bir tatmindi beklediğim. Milli Eğitim Bakanlığına kitabımı gönderdim. Telif haklarımı ve kitabımı bakanlığa bağışlamak istediğimi , bir dilekçe ile belirttim. Aylarca,bir umutla cevap bekledim. Hiç cevap alamadım. Sonra bir dilekçe daha yazdım. Dilekçemi verdiğim tarihin üzerinden üç yıl gibi bir zaman geçti. Halâ bir cevap yok.

Diyebilirsin ki; “Kitaptaki şiirleri beğenmedikleri için, kitabı bağış olarak kabul etmek istememişlerdir.”Olabilir. Peki ama bu durumda , aldıkları kararı bana,bir yazı ile bildirmeleri gerekmez miydi? Hiç olmazsa bana bir teşekkür edemezler miydi? Ben bir fedakârlık gösteriyordum. Ama, mensubu olduğum bakanlığım duyarsız davranıyordu. Öğretmenine sahip çıkmıyordu. Onun yeteneğinden yararlanmayı reddediyordu. İşin üzücü yanı, öğretmenine bir cevap yazmayı bile zul sayıyordu. Şimdi söyle bana Atam? Benim yerime sen olsaydın, üzülmez miydin? Ben bu duruma çok üzüldüm. Hani bir atasözümüz var:”Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi bile olmamış.” Ben üzülmüşüm, bakanlığıma küsmüşüm, kimin umurunda? Ya da kimin haberi var?

Seni üzmek istemiyorum ama, yazmadan geçemeyeceğim. Türkiye Büyük Millet Meclisinin halini bir görsen, belki de bu meclisi açtığına pişman olursun. Oysa sen ne uğraşlar verdin o meclisi açmak için. Eğer kavgasız bir oturum olursa ertesi gün gazeteler, “Kavgasız Oturum” diye başlık atıyorlar. Çünkü kavgalı,dövüşlü, küfürlü oturumlar, artık o kadar olağan ki.

Bir gün sınıfımda , Türkçe dersinde bir konuyu tartışıyorduk. Öğrencilerim, tartışma kurallarını pek bilmediklerinden,sınıfta bir kargaşa yaşanıyordu. Öğrenciler ,kendi fikirlerini kabul ettirmek için heyecana gelmişlerdi. Bazıları söz almadan konuşuyor, söz almış olan öğrencinin sözünü kesiyorlardı. Her kafadan bir ses çıkıyordu, deyim yerindeyse. Tam müdahale edeceğim sırada bir öğrencim ayağa kalktı. “Öğretmenim sınıfımız, aynı Türkiye Büyük Millet Meclisine benzedi.” Dedi. Senin kurduğun meclis, bir çocuğun diline düşmeyi hak ediyor mu? Ya da hangi milletvekilinin buna hakkı olabilir?

Milletvekillerinin birbirlerine sarfettiği sözleri sana yazmaya utanırım. Eminim sen de öğrenmek istemezsin. Elbette tartışma olacak, farklı görüşler çatışacak. Ama bunlarınki tartışma falan değil. Birbirlerine tekme tokat giriştikleri,küfürlerin sarfedildiği kavgalar. Üstelik kavgaları öyle sudan sebeplerle ki, şaşarsın Atam. ”Su” dedim de aklıma geldi. Bir gün mecliste bir milletvekilimiz kürsüde konuşurken, önünde duran bir bardak suyu meclis başkan vekilinin yüzüne atmıştı. Kavga konusu, tartışma konusu hiç bir zaman memleket meseleleri ile ilgili değil. Hep, fındık kabuğunu doldurmaz konular, onların tartıştığı.

Meclis görüşmelerini ,komedi filmi izler gibi izliyorum. Ama, güldürmeyen bir komedi. Acemi oldukları için, güldürmeyi beceremeyen oyuncuların filmi gibi. Geçenlerde bir milletvekili bir önerge vermiş. Önergenin konusu ne ,biliyor musun? Şimdi belki de benim yanlış anladığımı sanacaksın. Hayır Atam hayır! Yanlış değil: Anayasamızın bir maddesindeki “kez” kelimesinin kaldırılıp, onun yerine “defa” kelimesinin konmasını talep ediyormuş o millet vekilimiz . Bunların başka işi yok mu ki Atam, böyle lüzumsuz ayrıntılarla uğraşıyorlar? Meclisin itibarını zedeliyorlar. Şimdi ben bu mektubu sana değil de onlara mı yazsaydım? Onların hesaplarında biz yokuz Atam. Ne yapıyorlarsa kendileri için yapıyorlar. Şimdi, bu mektubu neden bir başkasına değil de sana yazdığımı anladın mı?

Senin Gençliğe Hitabe’nde söylediğin, gelecekte olmasını istemediğin ama olmasından korktuğun ve bizi uyarma gereği duyduğun bazı şeyler var. Yurdumuzu bekleyen bazı tehlikeler var. Bunların neler olabileceğini ve bu durumda Türk Gençliğinin ne yapması gerektiğini söylemiştin. Söylediğin o tehlikelerin birçoğu mevcut bugün. Senin ileri görüşlülüğüne hayranım Atam. Onlarca yıl önceden, bu olumsuzlukların işaretini nasıl gördün de, bizi uyarma gereği duydun? Demek ki sen bizi çok iyi tanıyordun. Zaaflarımızı çok iyi biliyordun. Bugün, her resmi kurumda senin Gençliğe Hitaben asılı. Ama ne yazık ki, senin sözlerini duvara asmakla, yanlışlar düzelmiyor. Senin söylediklerini,istediklerini uygulamak gerekiyor.

Hani sen bize hep çok çalışmamızı söylerdin.”Millete efendilik yoktur,hizmet vardır. Bu memlekete hizmet eden, onun efendisi olur.” Dedin. Bu memleketin efendisi olmak için çalışmak yeterli değil günümüzde. “Tek bir şeye ihtiyacımız var. O da çalışkan olmak.” Demiştin. Bu sözlerini hiç unutmadım. Onun için hep çok çalıştım. Ülkeme bir öğretmen olarak hizmet vermekten gurur duydum. Elbette hatalarım oldu herkes gibi. Ama hiç ihmalim olmadı, hiç tembellik etmedim. Ama çalışanlara değer mi veriliyor günümüzde?.....

Bir gün sınıfıma müfettiş gelmişti. Teftişi yaptı. Çalışmalarımı beğendi. Bana teşekkür etti. “ Sormak istediğiniz bir şey var mı?” dedi. Ben öğrencilerimin okumalarını genel olarak beğenmiyordum. Öğrencilerimin okuma ödevlerini pek severek yapmadıklarını, pek okumadıklarını ve buna bağlı olarak da okuma düzeylerinin istediğim gibi olmadığını biliyordum. Acaba nerede hata yapıyordum?Çocuklarıma okumayı neden sevdiremiyordum? Belki de ilk okuma -yazma öğretimi sırasında bir hata yapıyordum. Bu, benim en önemli sorunumdu. Okuması iyi olmayan öğrencinin, başarılı olması zordu. Bir problemi çözebilmek için bile, anlamlı okumak gerekiyordu. İyi anlaşılmayan bir problemin doğru olarak çözülmesi mümkün değildi.

Bu sıkıntımdan müfettişe söz ettiğimde , ne dedi biliyor musun Atam? Güldü. Evet evet, yanlış okumadın Atam, güldü. Ve bana “Amaaaan Hocanım! Siz de fazla kurcalamayıverin” dedi. Benim dikkatli, titiz çalışmamı işgüzarlık olarak değerlendirdi belki de. Sen bizden hep çalışkan olmamızı istedin. Ama bizim büyüklerimiz hep başka şeylere önem verdiler. Yapabildiklerimizle yetinmeyi telkin ettiler. Tabi açık açık değil, dolaylı olarak. Daha fazla şeyler başarmak isteyenlere, çeşitli bahanelerle engel oldular. Çalışıp sivrilenleri,bir şekilde küstürdüler,onları incittiler. Benim de incindiğim zamanlar çok oldu. Ama hiç küsmedim, hiç yılmadım. Bizden , çok önemli şeyler dururken, hep gereksiz şeyler istediler. Sınıfta; senin resminin sağına mı, soluna mı Gençliğe Hitaben asılmalı? Bayrak senin resminin kaç santim üzerinde olmalı? İki bayrak mı olmalı,yoksa tek bayrak yeterli mi? Günlük planları yazarken amaç mı önce yazılmalı, yoksa davranışlar mı? Amaç cümlesinin sonu mek-mak ile mi bitmeli, yoksa me-ma ile mi bitmeli? Sınıflarda bulunması gereken Ünite Köşesi ile Resim-Yazı Köşesi bir bütün halinde mi olmalı, yoksa ayrı mı olmalı?Sınıfta; öğrencilerin boy ve ağırlıklarını gösteren grafikler var mı, yok mu? Öğrenciler alfabemizdeki harfleri yazarken, yuvarlakları sağdan sola mı, soldan sağa mı çiziyorlar? Beş rakamını yaparken ,önce yatay çizgi mi yoksa dikey çizgi mi çiziyorlar? Mevsim şeridinde, ayların isimleri arasında boşluk var mı, yok mu? Eğer boşluk varsa ,bu boşluk, öğrencinin, zamanı kavramasına engel olmaz mı?...Hep bunlara kafa yordular. Biz öğretmenlerden hep bunları istediler Atam. Asıl görevimizi, amaçlarımızı hep gözardı ettiler. Yararına inanmadığımız şeyleri yapmaya bizi mecbur ettiler. Bir yıl önce istediklerini, ertesi yıl istemediler. Önceki yıl istemediklerini, bir yıl sonra istediler. Biz öğretmenleri şaşırttılar. Tutarlı ve sürekli bir eğitim politikası uygulayamadılar. Doğruyu bulmakta hep sıkıntı çektik. Çünkü, doğrular hep değişiyordu.

Bir öğretmen olarak sana karşı mahcubum Atam. Neden diye sorarsan , seni çocuklarımıza anlatamadık. Çünkü seni anlayamadık. Anlayamadığımız bir kişiyi , öğrencilerimize anlatmamız mümkün mü? Senin altın sarısı saçlarını, deniz mavisi gözlerini öven şiirler yazdık. Ölümünü anlatan şiirleri , ağıt söyler gibi okuttuk. Seni ilâhlaştırdık. Öğrencilerimize bu şiirleri ezberlettik. Seni, insan üstü bir varlık gibi göstermeye çalıştık. Ama; 10 Kasım törenlerinde, “Atatürk 1881 de Selânik’te doğdu. Annesinin adı Zübeyde, babasının adı Ali Rıza Efendi’dir.”demekten pek öteye gidemedik.

Anma törenlerini böylece sıkıcı bir etkinlik haline getirdik. Senin ilkelerini, inkılaplarını tam olarak anlatamadık. İyi niyetle gayret ettik ama, yanlış araçlar, yanlış yöntemler kullandık. Meydanlara, caddelere, sokaklara senin adını vererek, seni yaşatacağımızı sandık. Hep görüntüye önem verdik, yüzeysel düşündük. Bir plaja, hatta bir kahvehaneye senin adını verecek kadar ileriye gittik. Atatürkçülüğü, sadece senin resmine veya rozetine indirgedik. Hani halk arasında bir tabir vardır Atam: “Seveyim derken, öldürmek” diye. Aynı onun gibi. Seni sevmenin ölçüsünü bilemedik, çizgisini çizemedik. Seni tanıtırken, sevdirmek isterken yanlışlar yaptık. Senden nerede, ne şekilde ve nasıl yararlanabileceğimizi bilemedik.

Bir gün Bolu’da bir kahvehanenin önünden geçiyordum. Bu kahvehaneleri her yerde, her zaman görebilirsin. Sayıları devamlı artıyor bunların. Kahvehane açmakta çok iyiyiz. Birçok köyde,kadınlar tarlada çalışırken, erkeklerin bu kahvehanelerde oyun oynadıklarına tanık olursun. Tarlada,bağda,bahçede çalışan kadının mesleği “evkadını”dır(!) Kahvehanede oturan erkek ise”çiftçiyim” diyebilir meselâ. Gözüm kahvehanenin içine gitti. Tıklım tıklım doluydu. Sigara dumanları arasında zor görünüyordu insanlar. Güpegündüz ne yapıyorlardı burada? Çalışacak bir işleri yok muydu? Eğer işleri yoksa, işsiz birisi kahvehanede nasıl para harcayabiliyordu? Çalışacak işleri varsa, neden işte değillerdi de kahvehanedelerdi? Kiminin elinde iskambil kâğıtları vardı, kimilerinin önünde okey ıstakaları. O anda Halim Yağcıoğlu’nun şiirini hatırladım. Sen o şiirde bize şöyle diyordun:

“Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.”

Biz seni hem seviyoruz, hem senin istemediğin şeyleri yapıyoruz. Kahvehanelerde vakit öldürüyoruz. Ama her yere senin resmini asmaktan geri kalmıyoruz. Çünkü bu kolayımıza gidiyor. Bir çaba sarfetmemizi gerektirmiyor. Yakamıza senin rozetini takmakla, senin izinde olduğumuzu sanıyoruz... Yan duvarda ise,tam göz seviyesinde senin yağlı boya bir tablon vardı. İnsanlar senin resminin önünde vakit öldürüyorlardı. Oysa ben senin fotoğraflarından etkileniyorum. Senin resminin önünde yanlış şeyler yapamam ben. Şimdi soruyorum sana Atam: Sen orada, o insanları izlemekten mutlu oluyor musun? O resim, sana olan sevginin-saygının ifadesi olabilir mi?

Kahvehaneleri her zaman böyle tıklım tıklım dolu görünce senin; “Türk Milleti çalışkandır.” sözlerini hatırlıyorum. Sen bizim pek de çalışkan olmadığımızı biliyordun. Biz tembellik etmeyelim, çok çalışalım diye “Türk Milleti çalışkandır.” dedin. Hani yaramazlık yapan çocuklara; ”Benim oğlum veya kızım çok uslu, hiç yaramazlık yapmaz.” deriz ya, işte onun gibi. Bu sözlerinle bizi gayrete getirmek istedin.... İşte yurdumuzdaki çok sayıdaki kahvehane ve bunların günün her saatinde tıklım tıklım dolu olması, pek de çalışkan olmadığımızın ispatı...Bu konuda düşündüklerimin yanlış olmasını, yanılıyor olmayı isterdim. Ama ,yanılmadığımdan eminim Atam. Üzücü bir durum,ama ne yazık ki gerçek.

Hani bizlere armağan ettiğin milli bayramlar var ya Atam; 19 Mayıs , 23 Nisan , 29 Ekim , 30 Ağustos gibi. Bu bayramlarda öylesine duygulanıyorum ki, anlatamam. Trampetler, davullar sanki yüreğimde çalıyor bayramlarda. Trampetlerin her vuruşunda kalbim titriyor. İnan kalbimin yorulduğunu hissediyorum. Senin anıtına çelenk koyarken, sana saygı duruşunda bulunurken gözlerim yaşarıyor. Her seferinde şu soruyu soruyorum kendime: ”Acaba Atatürk bizi görüyor mu, bizi duyuyor mu, ya da bir şekilde hissediyor mu?” Diye. Çünkü ölümün sadece tende olduğunu, ruhların ölmediğini; ölenlerin mânen aramızda olduğunu biliyorum. Sonra çocukluğumdaki bayramları anımsıyorum. Öğretmenlerimizin,o günün imkânsızlıkları içinde, nasıl yoktan var etmek için çaba sarfettiklerini, bayramları kutlamak için neler neler yaptıklarını düşünüyorum. O bayramları özlüyorum. Bir öğretmen olarak, bu konuda öğretmenlerimizin gerisinde kaldığımız için utanıyorum. Çünkü şimdiki bayramlar eskisi gibi özenle kutlanmıyor. Törenler kısa tutuluyor. “Öğrencileri fazla ayakta tutmamak” bahanesiyle daha az öğrenci şiir okuyor,daha az etkinlik yapılıyor eskiye göre. Halk Oyunları Ekibinin gösterilerinin fazla uzun olmaması isteniyor. Böylece çocuklarımızın ve gençlerimizin milli duygularının gelişmesine engel olunuyor. Hem dini bayramlar, hem milli bayramlar “tatil” olarak görülüyor.

Bir de şu var Atam, çok rahatsızlık duyduğum: Biz yıllar önce, dört günlük Kurban Bayramı tatilini dokuz güne çıkardık .”Olamaz!” dediğini duyar gibi oluyorum. Biz yapıyoruz, oluyor Atam. Yazmaya utanıyorum ama, gerçek bu. Her yıl her Kurban Bayramında tam dokuz gün tatil yapıyoruz Dünyada, en çok tatil yapan ülke biz miyiz diye, çok merak ediyorum. Bu konuda dünya birincisi olmaktan korkuyorum. Bu uzun tatillerin ekonomimize verdiği zararı hiç hesap etmiyoruz .Sen sağ olsaydın, buna izin verir miydin? Yapılan bu yanlışı televizyonlar “Öğretmen ve öğrencilere müjde.” diye veriyorlar haber bültenlerinde. Öğretmenleri tatil meraklısı sanıyorlar. Oysa ben bir öğretmen olarak, bu tatillerden hep rahatsızlık duydum. Bu haber benim için hiç bir zaman müjde olmadı. Beni hep üzdü. Tüm öğretmenlerin aynı üzüntüyü duyduklarına inanıyorum. Velhasıl çok tatil yapıyoruz. Hep tatildeyiz Atam, hep izindeyiz. Oysa senin izinde olmamız gerekmez mi?.....

Gazetede okumuştum: Güneş tutulması olduğunda Amerikalılar, bir hesap yapmışlar. Güneş tutulmasını izlemek için işi bırakmanın, sadece kırkbeş dakika iş yapmamanın devlet ekonomisine verdiği zararı çıkarmışlar. Onlar, kırkbeş dakikanın hesabını yapıyorlar; ama biz, bir haftalık zaman kaybının bize vereceği zararı hesap etmiyoruz. Bu durumda ben,çalışkan bir millet olduğumuza nasıl inanayım?

Demiştim ya daha önce; ben emekli bir öğretmenim. Herkes bana, bu kadar yıl çalıştıktan sonra,biraz da dinlenmemi söylüyor. Ama ben hiç yorgun değilim Atam, hiç yorgun değilim. Çok çalıştım ama hiç yorgunluk hissetmiyorum. Hani sen ne demiştin: “Yorgunluk, her insan için olağan bir haldir. Ancak; insanlarda bu yorgunluğu yenecek öyle bir mânevi kuvvet vardır ki; işte bu kuvvet yorulanları, dinlenmeden ayakta tutar. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği amaca, bizim yüksek ideallerimize,durmadan,dinlenmeden yürüyecektir. ” İşte senin söylediğin o mânevi kuvvete sahip olduğuma inanıyorum. Eğer öyle olmasaydı,bu kadar yıl hizmetten sonra,ben de kendimi yorgun hissederdim.

Sevgili Atam! Bu, hayatımda yazdığım en uzun mektup. Senin, yazdıklarıma çok ama çok üzüleceğini biliyorum. Çünkü senin gerçekleştirmeyi düşündüğün yarının Türkiye’si böyle değildi. Yoksa sen;” Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.” der miydin? ”Daha başka ne haberler var?” diye sakın sorma Atam. Daha fazla üzmek istemem seni.

Sana verecek pek iyi haberim yok ne yazık. Aslında anlatacaklarım bitecek gibi değil. Yazdıklarım, rahatsızlık duyduğum şeylerin sadece birkaçı. Keşke hepsi bu kadar olsa. Ben birkaç örnek verdim sana.

Mektubuma artık son veriyorum Atam. Bana cevap yazamayacağını biliyorum. Ama bu mektubuma karşılık,bana neler söyleyeceğini adım gibi biliyorum. Çünkü seni çok iyi tanıyorum. Seni anlayabiliyorum. Bana şunları söyleyeceksin. Sağlığında söylediğin gibi: ”Başarılarda gururu yenmek; felâketlerde umutsuzluğa kapılmamak gerekir.” diyeceksin. Benden, umudumu yitirmememi isteyeceksin. Ve arkasından şöyle devam edeceksin: “Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin. Hiç kimseye yalvarmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise,onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.” “Bir insanın mutlu olabilmesi için, kendisinden sonra gelecek nesiller için bir şeyler yapması gerekir.” Diyeceksin. Beni, vatanım ve milletim için çalışmaya devam etmeye telkin edeceksin.

Bunları, senin söylediğini duyar gibi oluyorum. Ve umutsuzluğa kapılmayacağıma, senin çizginde yürümeye devam edeceğime ; devletime ve milletime olan güvenimi, herşeye rağmen yitirmeyeceğime söz veriyorum. Emekli olmama rağmen, insanlar için birşeyler yapmaya, birşeyler üretmeye devam edeceğim. Bundan asla kuşku duyma Atam. Sen öğretmenlerini tanırsın, onlara güvenirsin. Benim bakanlığımın gözüyle bakmazsın bana ve diğer öğretmenlere. İşte ben de bu öğretmenlerinden biriyim Atam. Yurduma ve milletime zarar verecek bir şey yapar mıyım hiç? Bunu hangi öğretmen yapar?

Sevgiler,saygılar sunuyor, ellerinden öpüyorum Atam. Bir sonraki mektubumda sana iyi haberler yazmayı çok isterim. Yalnız, o mektubu kısa zamanda bekleme Atam. Yurdumuzda güzel şeylerin olması için, sanırım çok uzun zamana ihtiyaç var. Keşke yanılıyor olsam. Yanılmayı ne kadar isterim... Gerekli olmadığını bile bile adresimi yazıyorum sana:

Kâmuran ESEN- Emekli Öğretmen / Mudurnu - Bolu
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
**Zerd@** için teşekkür edenler 10 kişi.
Angelina@ (21-02-2007), Cazibe (21-02-2007), chatlac_chucky (21-02-2007), DiLrUbA (21-02-2007), KãRdé£éN (21-02-2007), M'LANCOLY (21-02-2007), swindler (21-02-2007), yusuf (21-02-2007), ^^DELİKIZ^^ (21-02-2007), _P!nK_ (21-02-2007)
  #2 (permalink) Alt 21-02-2007, 03:48
EN GÜZEL ÜÇ NOTAM..
 
M'LANCOLY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Her şey geçecek,biliyorum:)
 
Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.027
Rep gücü: 16
Rep derecesi: M'LANCOLY Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
yazan öğretmenimizin yüreğine,Zerda sizin ellerinize sağlık..

Ellerinden öperim ATAM
M'LANCOLY Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 21-02-2007, 03:54
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Teşekkür ederim..
eğitimci olarak çok iş düşmekte sizlerede..

sevgiler saygılar...
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 21-02-2007, 04:01
EN GÜZEL ÜÇ NOTAM..
 
M'LANCOLY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Her şey geçecek,biliyorum:)
 
Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.027
Rep gücü: 16
Rep derecesi: M'LANCOLY Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Alıntı:
**Zerd@** isimli üyeden alıntı Mesajı göster
Teşekkür ederim..
eğitimci olarak çok iş düşmekte sizlerede..

sevgiler saygılar...
elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum..inşallah böyle devam ederiz..

tşk ederim,duyarlılığınız için..
M'LANCOLY Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 21-02-2007, 04:03
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
Rep gücü: 0
Rep derecesi: NİRVANA Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Alıntı:
“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin. Hiç kimseye yalvarmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise,onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.” “Bir insanın mutlu olabilmesi için, kendisinden sonra gelecek nesiller için bir şeyler yapması gerekir.”

Atam ellerinden öpüyorum.Geleceği gören gözlerinden öpüyorum.İlkelerini ve inkılaplarını uygulamak ve çocuğuma öğretmek için elimden geleni yapacağım.Bu mektubu yazan öğretmenimin önünde saygıyla eğiliyorum.Ellerine sağlık Zerda bize bir ders verdin yine...
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 21-02-2007, 04:13
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
Rep gücü: 0
Rep derecesi: NİRVANA Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Alıntı:
“Yorgunluk, her insan için olağan bir haldir. Ancak; insanlarda bu yorgunluğu yenecek öyle bir mânevi kuvvet vardır ki; işte bu kuvvet yorulanları, dinlenmeden ayakta tutar. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği amaca, bizim yüksek ideallerimize,durmadan,dinlenmeden yürüyecektir.
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink) Alt 21-02-2007, 04:18
EN GÜZEL ÜÇ NOTAM..
 
M'LANCOLY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Her şey geçecek,biliyorum:)
 
Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.027
Rep gücü: 16
Rep derecesi: M'LANCOLY Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
emin olabilirsin ZERDA

Atatürk ile DİN benim felsefemde,benim eğitimci anlayışımda hiç bir zaman zıt kutup( karşı karşıya ) olmamıştır..

ne demişler: "TAŞ YERİNDE AĞIRDIR.." herkes yerini bilecek,bununla beraber HADDİNİ de..

tşk ediyorum tekrar..
M'LANCOLY Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink) Alt 21-02-2007, 04:43
Kendini aşan 2de1'ci
 
Angelina@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

cok sevdim ikimizi..
 
Kayıt: 19.02.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 3.026
Rep gücü: 29
Rep derecesi: Angelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır GeliyorAngelina@ Bangır Bangır Geliyor

 
paylasim cok güzeldi tesekkürler duyarsizlasmaya baslayan toplumumuz ins biran evvel toparlanir ve gercek vazifesini hatirlar
Angelina@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink) Alt 21-02-2007, 16:55
Banned
 
NİRVANA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639
Rep gücü: 0
Rep derecesi: NİRVANA Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Alıntı:
Angelina@ isimli üyeden alıntı Mesajı göster
paylasim cok güzeldi tesekkürler duyarsizlasmaya baslayan toplumumuz ins biran evvel toparlanir ve gercek vazifesini hatirlar
çok güzel belirtmişsin teşekkürler.
NİRVANA Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink) Alt 21-02-2007, 17:02
İşi kavrayan 2de1'ci
 
^^DELİKIZ^^ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 13.01.2007
Mesajlar: 2.184
Rep gücü: 12
Rep derecesi: ^^DELİKIZ^^ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Alıntı:
Toplum olarak, bir arayış içinde değiliz, bir bekleyiş içindeyiz. Bu bekleyiş daha ne kadar sürecek, bilmiyorum.
Alıntı:
Bu mektubu günümüzün siyasilerinden birine yazıyor olsaydım, onlara “sevgili” diye hitabetme cesaretini gösteremezdim; hem de onları kendime pek yakın bulmadığım için, “sevgili” yerine başka bir kelime bulurdum
Alıntı:
Senin kurduğun meclis, bir çocuğun diline düşmeyi hak ediyor mu? Ya da hangi milletvekilinin buna hakkı olabilir?
Alıntı:
Bugün, her resmi kurumda senin Gençliğe Hitaben asılı. Ama ne yazık ki, senin sözlerini duvara asmakla, yanlışlar düzelmiyor. Senin söylediklerini,istediklerini uygulamak gerekiyor.
Alıntı:
Yakamıza senin rozetini takmakla, senin izinde olduğumuzu sanıyoruz..
ne kadar güzel yazmış alınması gereken cok ders var

zerda abla senin eline saglık

yazan ögretmenimizin yüregine emegine saglık
^^DELİKIZ^^ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
(¯`·._.·[Atatürk'e yazılmış Şiirler]·._.·´¯) DiLrUbA Şiir Köşesi 39 02-07-2008 20:53
Atatürk'e sigara yasağı Kr㣠Son Dakika Haberleri 0 11-01-2008 12:00
Atatürk'e göre Atatürk KãRdé£éN Mustafa Kemal ATATÜRK 0 12-11-2007 22:23
Atatürk'e gidelim Haberci Son Dakika Haberleri 0 13-11-2006 03:10
ATATÜRK'E DİL UZATMA Raid Ayran Şiir arşivi 1 18-05-2006 12:49


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:04 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451