Kendini aşan 2de1'ci GöRmEdEn DuYmAdAn HaYaT Ya$aNiRmI?
Kayıt: 20.04.2006 Mesajlar: 11.773 Rep gücü: 55 | Hem hiç önemi yok bütün bu ayrıntıların.  | |  | | | Bir yere ait olmayan, bir konuma kök salmayan hayatların, kalıcı bir anlam edinme şansı bulunabilir mi? Durmadan ev, durmadan sokak değiştiren hayat parçalarının, aynı hikaye denizine dökülmesi mümkün olur mu?
Her yıkılan evin, her iptal edilen sokağın, geçmişin, bugünün ve geleceğin dokusundan bir sayfayı yırtıp alması kabul edilebilir mi? Seslere, yüzlere ve sokaklara aşinalığı olmayan insanlar, kendilerine aşina olabilirler mi? Hep bedenlerimizi, yüzlerimizi, kuru varlıklarımızı resmettiğini düşünürüz fotoğrafların. Oysa gerçek öyle değildir. Yakından bakarsak eğer, her yüzde ayrı bir duygunun, her bakışta ayrı bir derinliğin, her harekette ayrı bir dilin kendini göstermekte olduğunu görebiliriz. Hayatımızın her sabit karesinde mutlaka o ana ilişkin özel bir duruşumuz vardır. Geri dönüp her baktığımızda yakalarız yeniden o duruşu. Denebilir ki, karelerde suskunlaşan bedenler, nazar-ı dikkatlerimizle konuşan çıplak ruhlardır aynı zamanda. Vizöre yansıyan görüntü ne kadar dışımıza ait olursa olsun; iyi bakarsak, ta içimizi görürüz biz o suskunlukta. Çünkü bedenlerin sabitlendiği o yer, duyguların da kıskıvrak yakalandığı yerdir. Bir bakışta dinleriz o anın bütün hikayesini bir fotoğraftan. Bakışlardan bir dipsiz kuyu, dudak kıvrımlarından bir yangın yeri, parmakların biraradalığından bir iç tarih yankısı düşer içimize. Cesaretle korkunun, hüzünle coşkunun, zaferle yıkımın, güzellikle çirkinliğin, yaşamakla ölmenin el ele kol kola geçmesi gibi geçer önümüzden cansız hayaller.
Bir yere ait olmayan, bir konuma kök salmayan hayatların, kalıcı bir anlam edinme şansı bulunabilir mi? Durmadan ev, durmadan sokak değiştiren hayat parçalarının, aynı hikaye denizine dökülmesi mümkün olur mu? Her yıkılan evin, her iptal edilen sokağın, geçmişin, bugünün ve geleceğin dokusundan bir sayfayı yırtıp alması kabul edilebilir mi? Seslere, yüzlere ve sokaklara aşinalığı olmayan insanlar, kendilerine aşina olabilirler mi?
İçinden geçirdiklerini söylemekten korkan insanlar var. İçinden geldiği gibi yaşamaktan korkan insanlar var. Karşı kaldırıma geçmekten, tanımadığı birine saati sormaktan, söylenmiş ince bir söze cevap vermekten, bir demet nergisin fiyatını sormaktan korkan insanlar var. Korkuyor olmaktan korkan insanlar var. Korkma haline yakalanmaktan korkarak hayatını erteleyenler, öteleyenler, gözlerini hayallerine kapatanlar var. Kanatlarını uçmasız, gözlerini bakmasız, ayaklarını gitmesiz, günlerini geçmesiz ve kalplerini sevmesiz bırakanlar var. Sevdiklerinden korkan, sevmediklerinden korkan, kendi olmaktan, kendiyle başbaşa kalmaktan korkan insanlar var.
Bir düş gördüm.
Her tarafı yemyeşil bir vadiydi düşün. Otlar diz boyu büyümüştü. Rüzgar filmlerdeki gibi savuruyordu bir o yana bir bu yana otları. Ağaçlar garip bir suskunlukla izliyordu olan biteni. Rüzgarı bildikleri her hallerinden belli olmasına rağmen hiçbir kıpırtı olmuyordu dallarında. Umursamazca gölgeliyorlardı sadece çevrelerini. Böcek sesleri vardı, çok yakından gelen böcek sesleri. Sanırım minicik ağızlarıyla kemiriyorlardı yere düşmüş zümrüt yeşili yaprakları. Bir tane de kelebek vardı bir yaban gülünün üstünde. Yaban gülü kırmızıydı, kelebekse renksiz... Su sesine benzer bir şırıltı da duydum; ama minik bir dere mi vardı yakınlarda, yoksa bir gezgin lir mi çalıyordu bir kayanın üstünde, hiç bilmiyorum.
Hem hiç önemi yok bütün bu ayrıntıların.
Bir düş gördüm.
İçinde yoktum!.....
Gökhan Özcan | |  | |  | |