HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Gölgem Düşmüyor Artık Evinin Duvarlarına ![]() Hadi gir içeri. Ama gözlerindeki o kanayan suçluluk bırak kapıda kalsın. Ona ihtiyacımız yok artık. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu kapıda bırak. Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini bırak kapıda. Yoksa ne kadar istesem de konuşamam seninle. Konuşamam, yalnızca ağlarım. Ne olur gir içeri. Ama girerken tut elinden sevdanın. Yıllar sonra seni yeniden uzağıma düşüren, seni o geri dönüşü olmayan yollara düşüren, yüreğinden aşkımı, dudaklarından adımı, evinden gölgemi silip götüren, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin, o, hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin sevdanı al yanına ve gir içeri. İlk aşkının yüzünü yanına al. Utanma benden n'olur. Kalbindeki o sızının halinden en çok aşkınla kavrulmuş yüreğim anlar benim... Kapat kapıyı. Kapat, içeri hayat girmesin. İçeri yalanlar girmesin. İhanetler, ihtiraslar, oyunlar, maskeler girmesin içeri. Çünkü burada yalnızca sevdan oturuyor. Hayatın içinde soluk alamayan, kendine kalbinde bir yer bulamayan sevdan oturuyor bu evde. Bak, bu ev benim yüreğim. Ne zaman kalbinden kovulsam, ne zaman hayatın ortasında öyle hazırlıksız, öyle savunmasız, öyle yapayalnız kalakalsam gelip sığındığım bu dört duvar benim yüreğim. Burası aşkımın mabedi. Burası sensizliğimin kalesi. Burası deliliğim... Burası baştan ayağa sensin, sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerine baktığımda kendimin değil, bir başka aşkın aksini görmeden önce ölmek isterdim. Ama yapamadım. Nice kaybedişlerden, nice savruluşlardan sonra, artık bu aşkı hayatın pençesinden kurtardık, o dünyevi ihtiraslardan, oyunlardan sıyrıldık ve şimdi artık Tanrı'ya yaklaştık dediğim anda, hayatı, dünyayı ve kaderi yendik dediğim anda, kalbin kalbimin yanında atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken, içinde o annemin rahmi kadar huzurlu kokunu soluyarak nefes aldığım yüreğini bırakıp gidemedim. Çünkü zaten hayattan kopmuştum ve cennetteydim. Aşkınla öylesine sarhoştum ki birgün cennetimden kovulacağıma hiç inanmak istemedim. Evimin, şu talan olmuş yüreğimin dağınıklığını bağışla. Sensizliğe benimle beraber ağladı bu duvarlar. Rutubetleri ondan, aldırma. Otur şöyle, bir sigara yak. Konuşalım. Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım herşeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım. Anlatalım ki bu sevda kanatlarından kırgınlıklarla bağlı kalmasın bu çirkef hayata. Kurtulsun yüklerinden, bağışlasın hayatı ve sonsuzluğa uçabilsin huzurla. Biliyorum. Seni böylesi sonsuz bir aşkla severek çok büyük bir günah işledim ben. Hayatın girdaplarında savrulup duran ruhuna o yarım ruhumun ağırlığını yükleyerek çok büyük günah işledim. Ne yaptıysan sevdim seni, ne yaşadıysan sevdim. Aşkın o bulup bulup kaybetme oyunlarından yaptığın zırhın içine sakladığın kalbini ne yaparsan yap yıkılmayarak, vazgeçmeyerek ve hep affederek savunmasız bıraktım. Hiç solmayan bir sevda çiçeği olup bozdum ezberini. Direncini kırdım, kalbine girdim. Seni bir kalbi fethetmenin, ona her an kaybedebilme ihtimaliyle bağlanmanın, bir aşk için çırpınmanın o karanlık hazzından mahrum bıraktım. Affet beni, seni aşkın o dünyevi oyunlarından mahrum bıraktım. Belki de bunun için gözyaşlarıyla kazandığın ve yitirmekten çok korktuğun bir sevgiliyi sever gibi değil, sesini birtürlü susturamadığın vicdanını ya da o kusursuz ve daimi sevgisinden bunaldığın ve bu yüzden incitmekten asla çekinmediğin anneni sever gibi sevdin beni. Ama hiç aşık olmadın. Bu yüzden suçlama kendini. Asıl suçlu, bu hayatta kendine yer bulamayan, nereye gitse ya eksik ya fazla kalan, hayatı bir oyun gibi görmeyi ve kurallarına göre oynamayı hep reddeden benim o isyankar, o yaralı ve yabancı ruhum... Sen değilsin sevgilim. Hayatında önce bir sığıntı gibi yaşamaya, sonra seni kaybetmeye, ardından seni paylaşmaya, sonunda tam da sana kavuştum sanırken aşkın değil vicdanın olmaya, senin için aklına ne gelirse ona dönüşmeye razı oldum hep, katlandım. Hiç pişman olmadım seni sevmekten. Sana hiç kırılmadım. Hep anladım seni. Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanını, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunun, hayatla uzlaşamamış aşk kırgını, yitik ilk gençliğinin ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle derinleşen yüzündeki çizgilerin aşkına bağışladım. Sevdim seni sevgili, sevdim... Seni o birtürlü kucaklayamadığım, ama başımı kaldırıp bakmasam bile hep orada, yukarda olduğunu bildiğim gökyüzüne duyduğum hasret gibi... Seni o suyundan hiç içmediğim, toprağına hiç basmadığım, insanlarını hiç tanımadığım, ama herşeyden kaçıp sığınmak istediğim o uzak ülkelerin hayali gibi... Seni aşkın için gözümü hiç kırpmadan arkamda bıraktığım, gözyaşlarını ve o yaralı ömrünü vicdanım gibi hep içimde sakladığım annemin karşılığı bu hayatta mümkün olmayan duaları gibi... Seni o rahmimden kanaya kanaya söküp atmak zorunda kaldığım, ama kalbimde aşkınla besleyerek büyüttüğüm sevdamızın o masum çekirdeğini tarifsiz bir hasretle özler gibi... Seni öylece, seni çırılçıplak, seni kadere isyan eder gibi, seni Tanrı'ya eş koşar gibi... Sevdim seni sevgili, sevdim... Beni bir kez öldürüp sensizliğe gömdüğün o yıllarda, o yabancısı olduğum hayatın ıssızlığında soluk almadan ömrümü yalnızca Tanrı'dan gözyaşlarıyla dilediğim o mucize için bekletirken... Sonra Tanrı sesimi duyup o mucizeyi, yani seni, yani o hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yeniden bana verdiğinde... Kalbim kalbinde atarken, çocukluğum çocukluğunun ellerinden tutarken... Mutluluğa dokunarak, mutluluğumun farkında olarak, mutluluktan ağlayarak... Ama bir yanım seni her an yeniden kaybedecek gibi hep tetikte... Sensizliğin o dipsiz uçurumunun kıyılarında korkusuzca dans ederek, seni benden çalan hayatın o acımasız pençesini her an arkamda hissederek... Her gece yüzümü masumiyetinin o benzersiz yurdu olan boynuna gömüp uykuya dalmadan önce bu huzuru bana bağışlayan Tanrı'ya minnetle gülümseyerek... Ve işte tam da o anda ölmeye, sonsuzluğa karışmaya hazır olduğumu ona sessizce fısıldayarak... Sevdim seni sevgili, hep sevdim... Otur karşıma hadi, bir sigara yak. Konuşalım. Anlat bana sevdanı... İlk aşkının yüzünü anlat... O, hiçkimseyi bu kadar sevmedim ki, dediğin, o adını kimselere söylemeden ölmek istediğin sevdanı anlat bana. Kalbindeki o sızının dilinden en çok aşkınla kavrulmuş bu yüreğim, sevdanın uğruna solup giden şu çocuk ömrüm anlar. Anlat hadi ne olur. Ama sakın bana hayattan söz etme. Sakın bana, hayat böyle bir yer, herşey bitip tükeniyor, her aşk hayata yenik düşüyor, deme... Hayatın içinde soluk alan ve hayat kadar acımasızlaşan o karanlık yanınla değil, buralara ait olmayan, annenin kırgın ömrünün kıyılarında unutulmuş, o yaralı, o sevgiye hasret çocukluğunla, hayatla birtürlü uzlaşamayan o aşk kırgını, yitik ilkgençliğinle ve herşeyin farkında olmanın çaresizliğiyle gün geçtikçe daha da derinleşen yüzündeki çizgilerle konuş benimle. Hayat dışarda kaldı, bak. Burada yalnızca sevdan oturuyor. Sevdanın dilinden konuş benimle. Ben hayatın dilinden anlayamam. Biz bu sevdayı hayatın içinde yaşamadık. Biz bu sevdayı hayatın diliyle yaşamadık. Biliyorum bu şizofren aşkım hep korkuttu seni. Bu uyumsuz varlığım, gerçekliğin içinde yaşayan ve en az hayat kadar acımasız olan o yanını çok korkuttu. Benimle hayata yabancılaşmaktan korktun. Bu yüzden yalnızca öykülerinde ağladın o uyumsuz varlığıma. Yalnızca öykülerinde eğildin bu sevdanın önünde. Sen beni yalnızca öykülerinde sevdin... Şimdi ilk aşkımın yüzü diye sarıldığın ve uğruna adımı dudaklarından, kalbimi kalbinden, gölgemi evinin duvarlarından söküp attığın o sevdanın, yaralı yüreğine rağmen hayatın ortasında dimdik ayakta duruyor olması bir tesadüf mü sence? Hayatla yaralanmış iki kırgın yürekten, onun içinde varolmayı reddederek yalnızca aşkı kendine vatan bileni ve bu yüzden çırılçıplak, savunmasız ve güçsüz kalarak yıkılmış olanı değil, hayatın tam da ortasında ona meydan okuyarak yaşayanı, sevgiye duyduğu güvensizliği yaralı yüreğine kalkan yaparak ayakta kalmayı başarmış olanı seçmen bir tesadüf mü? Hayattan kopmuş bir roman kahramanından sıkılıp, hayatın içinde mücadele eden bir gerçeklik kahramanını tercih etmen bir tesadüf mü? Anlat bana ne olur... Kaybedecek birşeyimiz yok artık. Birazdan şu kapıdan çıkıp gideceksin. Aramıza hayat girecek... Aramıza başka bir sevdayla anlamlanan sayısız anlar, sayısız mekanlar, geri dönüşü olmayan anılar, sözler ve koca bir yaşam girecek. Gittiğin o sonsuzluk yolculuğundan seni bir daha geri çağırmayacağım. Duvarları gözyaşlarımla rutubetlenen bu dört duvar yüreğimde geçireceğim karanlık gecelerde bana o mucizeyi yeniden göndermesi için Tanrı'ya yeniden yalvarmayacağım. O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerinin, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunun, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarının ve ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunun özlemiyle çıldırsam bile, merhametin için yalvarıp sana bir kez daha aynı acımasızlığı yapmayacağım. Kimi geceler başka bir sevdaya sarılıp uyuduğun yatağından ansızın uyanıp doğrulduğunda, o koyu sevdasıyla boşlukta kanayan gözlerimin hayali 'nereye gidiyorsun sevgilim' demeyecek sana... Korkma benden artık. Aşkına rakip değilim. Ömrüne rakip değilim. Seni kadere emanet ettim. Seni ilk aşkının yüzüne emanet ettim. Kırgın değilim ne sana, ne de seni elimden alan bu acımasız hayata... Beni onca kaybedişten ve gözyaşından sonra bu dünyadaki cennetine çağıran, sonra annemin rahmi gibi huzur kokan uykularımızı sonsuza kadar yeniden elimden alan Tanrı'ya bile kırgın değilim ben... Şimdi git artık sevgilim. Sana sevgilim diyorum hala, bağışla beni. Sen artık bir başkasının sevgilisisin. Yalnızca bu cümleyi kurmamak için bile ölmek isterdim. Seni sonsuza dek kaybettiğim bu günleri hiç yaşamadan ölmek isterdim. Adım dudaklarında yok olmadan, tenim teninde henüz solmadan, daha böylesi yabancın olmadan... Gözlerindeki o çocuksu suçluluğu giderken denize at. Ona ihtiyacın yok artık. Affet kendini... Beni affet... Affet bu yaralı sevdamı... O hayatın içine birtürlü sığamayan ve telaşından durmadan sigaraya sarılan yorgun ellerini, nereye baksan hep karşında duran o kırgın çocukluğunu, uzak denizlerin sisli buğusuyla her daim ıslak dudaklarını, ruhumun tek sığınağı o tarifsiz kokunu yanına al giderken... Tutkunu olduğum neyin varsa hepsini alıp git... Şizofren aşkının son mektubu bu sana... Şimdi söz bitti artık. Konuşamam artık seninle... Konuşamam, yalnızca ağlarım... Uçurumun dibinde nasıl göründüğümü merak ederdim hep. Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim. İnançlarımın kırılıp döküldüğü yeri anlamak için kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim... Aşktı adın uçurumda, yanı başımda aynadaki suretimdi yüzüm, aykırı kanardı bana. İnançlarımın çoğu yalanmış alay ederdi benimle. Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki senmişsin dokunamadığım... Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş, Geceleri ansızın uyanıp İncitip durduğum senin yokluğunmuş... Onca sevişmeden sonra değişmemişsem, sihirli bir aydınlıkta, içimde bir yer sana sonsuz hasret kaldığı içinmiş... İşte onca yalan geçen hayatımda buymuş tek gerçekliğim... |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() ★.HayaL MahsuLü.★ Kayıt: 25.06.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 7.898 İtibar Gücü: 75 | Her zamanki gibi süper.. |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 20.01.2007
Mesajlar: 184 İtibar Gücü: 11 | harika olmus az kalsn ağlıodmm süper olmss ellernze sağlık |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | Seninle dolu sensiz geçen geceler mezar oluyor bana. Vakit o kadar çabuk geçiyor ki geçen zamana kilit vurmak isterdim.Fakat buna gücüm yok. Akreple yelkovan sanki bir yarış içerisindeler ve bende bu yarışın bir parçasıyım. Zaman beni alıp götürüyor, vücudumun her hücresinin yavaş yavaş eridiğini hissediyorum.Sonunu bilmediğim bir başlangıcın peşinden sürükleniyorum. Mutsuz akşamların birindeyim. Normal başlayan günlerimin. Uzayan zaman sonunda neyin? Geleceğini bilmediğimiz, mutlu sandığımız günlerin sonu geliyordu yavaş yavaş.Geceden başlayan yalnızlıklar gündüze taşıyordu.Bilmediğim benim ama farkında olupta söyleyemediğim içimdeki fırtınaları dalga gibi vurabilsem.Köpükleri değdikçe dağılsa, ama kabarıyor, kabarıyor patlayamıyordu.Birşeylerde aksilik oluyor olmuyordu.Elimde değil boğazımda düğümleniyordu kelimeler.Düğümleri çözebilecek ilmeği bulabilsem, çorap söküğü olmak isterdim. Her şeyi anlatabilsem ama....Günrlük işkenceleri an an saniye saniye yaşıyordum.Kozada ki ipek böceğinin kelebek olma savaşı kadar beceremiyordum.Korkaklık mı yoksa hayata küskünlük mü? Çözemiyorum kendimi. Artık sorunun kendimde olduğunu görüyorum.Kıymet verdiğimi sandığım değerlerin sadece bana kalacağını sanmıştım.Belkide bu yüzden nasıl olsa bir gün söyleyebilirim sana. Beni anlarsın diye düşünüyorum,biliyordum ya emindim sanki.Farkında idim seninde bana olan ilginin! Gözlerinde ki parıltıya, bakışlarında ki davete güveniyordum.Mutlaka sen beni anlarsın. Ama aslı olan öyle değildi. Doğanın kanunları işliyordu. Belki sende anladın bende ki garipliği. Sonunda beklenen olacak ve ben yumacağım gözlerimi hayata.Mutluluklarını sevinçlerini paylaşamayacak, gözlerinde ki parıltıyı artık göremeyeceğim. Hayallerin olacak, o hayalleri yerimi alacak olan kişi kuracak eminim. En garip tesadüf benim.Yapamadığımı, söyleyemediğimi, benden daha cesur olanın, senin sevgini paylaşacak kişi, yapamadığımı yapacak, söyleyemediğimi söyleyecek.Hakkım olmayan mutluluğu kıskanıyorum.Aklımdan çıkmıyorsun.Saf yüzündeki masum bakışların, o saçların, sana ayrı bir hava veren o konuşmaların. Bunları göz göre göre kaybediyorum. Terkedilmişliğin o sinsi soğukluğunu hissediyorum. Beni yavaş yavaş kendine doğru çekiyor. Ona doğru gidiyorum; Ama isteyerek, ama istemeyerek, ama yalnız, ama ağlayarak gidiyorum. Anılara, sana ve kaybolan yarınlara ELVEDA...... |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | fazla sevdim seni. fazla sakındım seni gözümden... fazla özledim, fazla bekledim, fazla dinledim seni. fazla anlattım sana.. derinliğim fazla geldi sana, fazla korktu gözün.. sense en kolayını seçtin: görmemezlikten geldin. çırpınırken sana, sense yaraladın beni her adımda. biliyordun çünkü heryerimi, herşeyimi.. bu acı fazla bedenime, ruhuma, kalbime... yüreğim fazla yaralandı, kırıldı... elinden gelenin en fazlasını yapsan da artık eskisi gibi olamaz ki.. zaten sende fazlasını yapmazsın ki... işte bende hayatımdaki tüm fazlalıkları temizliyorum. öncelikle en fazla yeri olan "seni" gönderiyorum hayatımdan. özgürsün artık, fazlalıklar ağır gelmeyecek sana.. bense temizlendikten sonra, fazlalıkları çıkarınca hayatımdan, ruhum eksilmiş, kaybolmuş ama ben çoğalmış olacağım bu hayata... doğru ya haklısın ben fazla geldim sana.. işte bu yüzden fazlasıyla bencillik yapıyorum ve terk ediyorum bu hayatı. öylece gidiyorum fazlasıyla yalnız fazlasıyla yorgun fazlasıyla kırgın fazlasıyla bıkkın ve fazlasıyla dönüşü olmayan imkansız diyarlara gidiyorum gerçi bu elveda da fazla sana ya neyse... elveda... |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ruhum bedenime düşman, Bedenim unut, Ruhum yaşat diyor seni! Filizlerin saklı içimde onları besleyip büyüteceğim, Ta ki; Parlak bir güneş,sağanak bir yağmur onu keşfedinceye dek... Keşfedilirse söyle bir düşüneceğim... Öyle atlamayacağım yunusların mavi denizlerde, En derin yeri bulunca dalmaları kendince oyun oynamaları gibi, Hiç düşünmemiştim nedense! Seninle sonun başlangıcındayken ne yapacağımı??? Umutlarım,hayallerim çılgınlıklarım, Sana yapacağım kaprislerim... Nazların,Cilvelerim sabırla beklediğim yuvam, Evliliğim belki de doğacak küçük sevimli ikimizden bir parça olacaktı... Bebeğim hep içimde saklı kaldı. Sonbaharın kuruttuğu,Sararttığı yaprakların düşmek ve kaderlerine razı olduklarını gördükçe, Tek tek toplayıp yerlerine geri yapıştırmayı ve yeşermelerini istiyorum. Ne onlar yeşermeye, ne sen dönmeye meyillisin! Böyle bir şey her halde aşk acısı... Daha beteri var mı denemedim! İmkansız burada başlıyor herhalde... Güneşim soldu artık bana gülmüyor , Kendi kendini yedin bitirdin diyor, Yaratmaya çalışma artık diyor, Kendin ettin kendin çek diyor. Anladım ki düşene gerçekten kimse acımıyor...! O an dostun kalmıyor , Aradığın herkes başkalaşmış senden uzak... Seni dinleyemeyecek kadar yorgun, Kendinle bir hesaplaşma başlıyor, Ayrılığın hesaplaşması... Bedeli ağır!!! Cezası ise, Sen uzaklara sürgünlüsün...! Ben burada mühürlü.... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| As YaRaLaRı mI DuVaRLaRıNA | zuzu | Paylaşmak İstedikleriniz | 10 | 04-10-2007 18:32 |
| Muhtarın evinin önünde bomba patladı | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 02-04-2007 22:00 |
| Evinin garajında helikopter yapıyor | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 16-01-2007 11:40 |
| Kız evinin nazını protokol bozdu | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 07-12-2006 12:10 |
| Gölgem Secdede Kaldı | @izci@ | Dini Konular | 3 | 24-10-2006 09:40 |