HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.848 İtibar Gücü: 46 | AltmıŞ BeŞ güNüN HeR Günü Karanlık..! Birbirini arayan düşünceler. Kavuşmayı bekleyen iki kol ve bu ânı ölümsüzleştirmek için patlatılan flaşlar. Sesler yok oluyor karışık sokaklarda. Umutsuzluk bile kaybolmuş. Sözler karanlık. İçine, tersine giden bir düzen. İddialar, ölümler, cezalar. Yasaklar ve onları delenler. Tüm bunlara inat, yeni umutlar veriyor her doğan bebek… Yollar karanlık. Acemice duvara yazılmış aşk sözleri, soyulmuş ve yağmalanmış kırışık yüzler. Uzun uzadıya sevgi sözcükleri, yalvaran insan figürleri. İddialar asılsız, insanlar boş. Zaman sessizce oturmuş, bu kargaşanın dinmesini bekliyor. Bekleyen sadece zaman mı? Yollar ıslak. Sallanıyor tüm salıncaklar rüzgârdan. Bekliyorlar, küçük çocukları, şen kahkahaları. Bu kargaşada herkes, her şey bekliyor… Yollar ıslak. Kayboluyor tüm üzüntüler, acılar. Bir gün güneş umut olacak, biliyor insanlar. Kayboluyor tüm sokaklarda karanlık. Düşünceler sessiz. Usulca, o temiz koku doluyor vücuda. Aldım, verdim, ben seni yendim. Kaygan yüzeyde doğrulmaya çalışan insanlar. Çalışan ama hiçbir şey ifade etmeyen saatler. Yavaşça, içimizde beliren hain. Sessizce yazılan derme çatma yazılar. Her gün biraz daha yozlaştırılmayı bekleyenler. Haybeden kazanılan paraların yararsızlığı. Oysa insanlar için elleri ne önemli! O eller, o düşünceler ve o donmuş yüzler. Boş bakışlı, çoktan seçmeli insanlar. Onlar, bugün. Onlar, yarın. Onlar, gelecek. İstemesem de bunu söylemeyi, yollar çok ıslak. Bilinmezlikler. Küfrü meziyet sanıp ortalıkta dolaşanlar, hakareti borç bilen büyük aptallar. Ödül için her şeyi değişenler, zamanı hoyratça kullananlar. Yollar çok ıslak. Yağmur boşa yağmıyor. Her bir taneciği temizlesin diye sokakları. Oysa sokaklar öyle kirli ki… Karanlık şimdi. Yarın elbette aydınlık olacak. Zamanı şimdi, tüm küfürlerin. Nasıl olsa aldıran yok. Kim bilir, çıkar belki. Karanlık şimdi. Yarın elbette aydınlık. Yollar ıslaksa ne olmuş, temizlenecek her güneş doğuşunda. Masallar bitmişse ne olmuş, yazılacak ardından en güzelleri. İçimizdeki yabancı bir varmış bir yok olmuş… |
| | |
| zuzu için teşekkür edenler 5 kişi. | CaN'da CaN (24-01-2007), rap!n k!z! (24-01-2007), sweet_ (23-01-2007), ^^DoLCe^^ (24-01-2007), __ n i L i m __ (24-01-2007) |
| | #2 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.848 İtibar Gücü: 46 | GÜN BİTECEK -I- gün bitecek paramparça döneceksin kendine silmeye çalışarak geceden suretini aynaya bakacaksın içindeki deliye kim bilir hangi aşkta bıraktığın gülüşün kırıkları olacak yaralı bakışında aynalarda gördüğün son cesettir kendine öldürdüğün diyecek gözlerinde kırılan ayna sen geceden gizleyip suretini gövdendeki hayalete sarılacaksın tanıdık kokular kesecek bileklerini yırtık fotoğrafları yeniden yırtacaksın -II- geceyi örtse de geçtiği mevsimlere hâlâ yalanların en güzelidir aşk sarışın acılar gizlenir gölgesine böyle diyecek ayna, yine inanacaksın ilk kez inanır gibi huzura ve lanete paramparça bir yüzün son gülüşünden kalan cam kırıkları hâlâ kanarken yüreğinde geçtiğin sokaklara yeniden dönmek için içindeki delinin ardından koşacaksın sustuğun aşklar gibi konuşkan yalnızlığın gibi bin parça yeni bir gün çizerek yüzündeki aynaya kendine yeniden başlayacaksın |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.848 İtibar Gücü: 46 | UYANDIRMAK İÇİN SENİ -I- uyandırmak için seni ayışığı sonatından geceyi çaldım ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım rüzgârların dindiği kıyılarda öykünü dinledim ıslak kumlardan deniz uyuyordu ayak ucunda aramızda tüy gibi uçarken zaman aralık perdelerden yüzüne düşen ayın tenha seslerini okşadım açıklarda yitmiş bir yelkenliden eğilip yıldızlara gölgeni öptüm -II- kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla dokundum düşlerinin kırılmış aynasına eski resimlerin soluk çizgilerinden ellerini seyrettim mağaralarda uyandırmak için seni bütün geçmişini yeniden yazdım bir gülü iliştirip yalnızlığına unuttum ne varsa unutmadığın uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin soluğundan soluğuma uzanan uzun bir yol diledim uyandırmak için seni alnına solgun düşen saçlarını seyrettim sonsuzluğu çağırdım avuçlarından yalnız bir yıldız gibi ölürken kalbim |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() '_bÜyÜk iNsaN_' Kayıt: 20.12.2006
Mesajlar: 3.734 İtibar Gücü: 45 | uyandırmak için seni ayışığı sonatından geceyi çaldım ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım çok güzel olmus zuzu elıne saglık |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() ★.HayaL MahsuLü.★ Kayıt: 25.06.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 7.898 İtibar Gücü: 74 | Dünya olanca hızıyla dönüyor... Umurunda bile değilim... Toprağımı yadırgıyorum buralarda. Kanıksanmış, kabule yaltaklanmış yaşamlar hakettiği küfrü yiyor benden. Acil durumlarda kırılabilecek camekanlar olmadı hayatımda. Yüzümde serseri mayın izi. Topalladığında dudağın, anlamalıydım beni sevmediğini... Yoksunluğumun bilmem kaçıncı günü bugün. Senden ıradıkça korkunun eli ensemde... Dışarısı ayaz. Ruhum kırağıya çalıyor, kendi adımını unutmuş, kendi yerinden kovulmuş sanki. Günün yamacına çıktım soluksuz, zirvesinde siyahı gördüm. Fısıldadığımda adını, bedenimden düştüm! Gerçeğin yansıması hayaline vurduğunda sesini yüreğime sermiştin çoktan. Üstüme çöken bu sessizliğin; gülümseyişinin sonuna rast geldiğini bilmeliydim. Karnımda kıpırdanan bir hayata döndüm yüzümü. Sancısını mavi sandım, güldüm... Mutlu olduğunda gözlerime akan maviydi teninin rengi, unutmadım gülüm... Sana çarptığında ruhum çoktan ölmüştüm. Oysa öpüşünle sarılmalıydı yaram. Elimi tutmayı başarabilseydin eğer, tuttuğunda dirilebilseydim. Ölgün ruh nasıl sevilirdi ki aşkın oynak kokusu burnunda tüterken? Yakarıya kilitlenmiş dişlerimi gıcırdatırken sus dedin; Sus-tum... Bende kaldıkça çoğalan bir ıssızlık gibi yazdıklarım. Şimdi onu sana verme zamanı. Okuduğunda bu günlüğüne, bir günlüğüne, beni unuttuğunu hatırlaman için. Bilerek yaşadığın yazgına ağıtlar yakma! Askıda kalmış sevda sözlerimin; sonuna koşan rüzgara konuşan yapraklarda titrediğini düşün! Düşündüğünde gülümse! Gülümsediğinde sus! |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ne yapacağımı bilemiyorum sensiz. Seni arıyorum ve günah tohumları ekiyorum yüreğimin en verimli tarlalarına… oysaki seni yaşarken, gelincikler yetiştirmeyi hayal etmiştim sevgili. Seni hiçbir zaman, öykümsü kadınlarımla karşılaştırmadım ben. Sen her şey gibi herkesten farklıydın sevgili. Seni yaşadığım bedenlerle bir tutmadım ben varlığını ama en başta sen günahkar ruhunu bulunca kendi içinde, günahlarından utanınca kaybettin kendini, sana seni görmediğim gibi gördün, tanımamış olduğunu anladım, beni sen hiç tanımamışsın. Bulamadım yine başka mekanlarda, başka ruhlarda, başka kadınlarda, sen sandığım yaşantılarımda seni… Tanrım! Kendi içinde esir ve kayıp şehirlerinde yok olacak kadar sana karşı ne yaptım diye düşünmüyorum. Çünkü biliyorum suçumu ve bana yasak, haram kıldığın bu aşkta cezam oluyor, çekiyorum cezamı, günahkar kulunum, bu ızdıraptan azad etmeni istiyorum. Bu ruh, sığmaz oldu bu bedene, her yanımda bir cehennem ateşi yanıyor, yüreğim yerinden çıkmak istiyor ve bedenim gecenin koynunda bırakıp kendini, insanlar bir günün telaşına uyanırken, gözlerini açmamak, sonsuzluğa doğru yol almak istiyor. Hayaller kırık dökük avuçlarımda ve her kırılan hayalin keskin parçaları, bir gülün dikeni gibi saplanıyor, yokluğunda duvarlar üstüme üstüme geliyor, avuçlarım kanıyor, bileklerim kesiklerle dolu ve ben cansızca yatıyorum, Azrail’le dertleşiyor ruhum, ölümü bekliyorum. Sense kanadından vurulmuş güvercinlerle haber gönderiyor ruhunun derinliklerinde fırtınaların en şiddetlisini şehvet kızılı bir ızdırapla yaşayan bir kadın; sabahları penceremin kenarında senin yerine beni izliyorlar ve güne “merhaba” dememi bekliyorlar usulca. Uyanıyorum, güvercinim haber getirmiş yine senden, ayağında gümüş halhallı bir gelin gibi duruyor, alıyorum ayağında pranga gibi duran kağıdı “Sakın seni unuttuğumu sanma” yazıyor kocaman harflerle. Olduğum yere yığılıp, dizlerim artık taşıyamıyor bedenimi, yüreğimin aşkını taşıyamadığı gibi… Gözlerimden damla damla sen dökülüyorsun. Artık bu şehirden de nefret ediyorum. Bir hafta dayanabildim peşinden sürüklendiğim bu şehre ve her dakika, her saat, çalan her telefonda, çalan her kapı zilinde sensindir diyerek koştum ama hep yokluğun sardı beni, hep sensizliği karşıladım. Çünkü sen benim değil başkalarınındın ve bu gerçek, senin gelme ihtimalini sıfırın altına çekiyordu. Sende kayıpsın, yoksun, bitiksin kendi içinde… Her şey sana karşı, senin üstüne geliyor, yeni başlayan her günle artarak çoğalıyor yalnızlığın, yelken açtığın her yalanca sevdada kimsesizliğimi buluyorsun ve günahların senin yolunu bir eşkıya gibi kesiyor, utanıyorsun, yaşadığın her şeyden pişman oluyorsun. Sana hiçbir zaman o gözle bakmasalar da, kendini küçük bir yosma gibi gördüklerini sanıp seni seven, seni arayan insanların yüreklerini ayakların altına alıp, intikam alırcasına tüm insanlardan, kızgın bir nefretle, yargısızca infaz ediyorsun. Aslında bu sen, aynadaki gerçek senle çelişiyorsun, gerçeği sende biliyorsun, belki de işine gelmiyor gerçekler… Ben hiçbir zaman utanmadım seni yaşamaktan, seninle yaşanan arzuların ateşinin kızılını yanaklarımda görmedim. Benden uzakta teninin sıcaklığını bilmesem de, seni yaşamalarım, hissetmelerim en zevk aldığım, seni kendime sakladığım zamanlarıydı sevgili. Ama artık dayanılmaz acılara gebe yokluğunda, yüreğimdeki yitik aşklar mezarlığında yaşamaktan yoruldu sevgili ve seni artık şehir şehir, her şehir de kayıp ruhlarda, her limanda beni bekleyen seni aradığım farklı ruhları bırakarak aramayacağım. Hayata sıfırdan başlama kararı aldım. Önce kalbimin kapısına paslı bir kilit vurdum, yalnızlığımı takıp koluma nazlı bir gelin gibi seni aradığım şehirlerin sonuncusunda, kimsesizliğin kokusu sinmiş bir dağ evine kapatıyorum kendimi. Sen yokken yaşanan her şey haram benim için, ben seni ararken yüreğimdeki kızıl saçlı çocuk daha asi, daha da günahkar oluyor sevgili. Adresi yok gideceğim yerin, ararsan dağlara vur kendini. Yanıma kağıt ve kalemden başka hiçbir şey almıyorum, yine dar ağacından kurtarmak için, yazdıklarımı bir kitabın sarımtırak benzinde resmederek, sayfa sayfa bütünleştirip seni, günahkar kelimelerin ağırlığını kağıtların cansız bedeninde bırakıp; yokluğunun, aşkının, senin kitabını yazacağım. Adı konusunda kararsızım sevgili; “Yokluğunun hüzünbaz aşkı” “Kayıp şehirlerde kayıp ruhlu sevgili” mi koysam bilmiyorum. Senin anlayacağın sevgili, kelimelerde seni yaşarken, hayalini düşlerimde yaşadıkça öldüğüm, gözleri her yeni günle sensizliğin ortasına açmaya mahkum edilmiş bir ruhla, hayatım bir sensizlik romanı… |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.848 İtibar Gücü: 46 | Rüyalarımda, pencereden beni izleyen boş odaların, yırtık duvar kağıtları dökülüyordu gerçeğe. Biz gerçektekiler, onları kuru yapraklar sanıp, ağaçlarını özgürce terk edişlerine imreniyorduk belki de... Rüyalarımda, çürük merdivenlerin kırılan son basamağından boşluğa düşmeden önce, beni izleyen aynadaki kıza bakıyordum hep. Biz gerçektekiler, aynadakinin kendimiz olduğunu sanarak konuşuyorduk duyulmayan sesimizle, kendi kendimizi duyabilmek için. Rüyalarımda, ansızın etrafı saran mavi dalgaların, uzaklaştıkça yakınlaşan kulaçlarıma engel oluşunu izliyordum hep. Biz gerçektekiler, zamanın uzak ve yakının arasındaki bir yer olduğunu zannedip, kumsaatine hapsolmuş kumların birbiri ardına akmasına inanıyorduk hep. Rüyalarımda hiç görmediğiklerimin, beni görüp de unutmuş olanlar olduğunu hissediyordum hep. Biz gerçektekiler, daha önce görüp de unuttuklarımızı, yeniden doğuruyorduk eski sarı fotoğraflarda. Oysa unuttuğumuz görüntüleri yeniden oluşturmak, hiç gör(e)mediklerimizi yaratmaktan daha zordu çoğu zaman... |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.848 İtibar Gücü: 46 | Ben senin duygusal icerigine tutldum, gozlerınden fışkıran aleve Rüzgarla boguşan saçlarına tutuldum, buğday başağı gibi dalgalanışına Ben senin masum bakışına tutuldum, icindeki gizeme Ağlayışına tutuldum, kalbındeki ozlem ateşıne Dudaklarındaki yağmura tutuldum, onun hasretiyle yanışıma Göz pınarındaki hasret damlasına tutldum çağlayanının umutsuz bekleyişine Ben senin beni birgün anlayacagına, umutsuz bekleyişime,gozlerimdekihuzune, kalbimdeki yaraya tutuldum. Ben senin günün son saati güneşebakmana tutuldum. Güneşin icindeki hüzünülü bakışı, orda çarpan kalbi bulma ümidine tutuldum. Ben senin kalbindeki anahtarın , birgün açabilme ihtimaline tutuldum. Gecenin mavi gizemindeki ay gibi parıldamana tutuldum. kor ateş gibi sıcak, bulutlar kadar yumusak bedenine sarılabilme umuduna tutuldum. Dudaklarından herçıkan sözün, dağ gibi yüreğımı kurşun gibi delmene tutuldum. Her deryaya bakışında güzelligini haykıran çılgın dalgalara tutuldum. Her türkü söyleyişinde yunus balıklarını dans ettirmene, onları diz çökturmene tutuldum. Ay ışıgı altındaki yakamozu ağlatmana tutuldum. Düşlerime damla damla akmana, rüya aleminin umutlarına kucak acışına tutuldum. Ben senin kalbindeki anahtarı acabilme ihtimaline tutuldum. Gurbette sıla ozlemine , duygu yüklü sıcacık yüregine tutuldum. Ama sen beni hiç sevmedinki..... |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | “Sen üzülme diye satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını. Duyup ağlama diye bir saçak altına sığınıp şimşek gürültülerinde yutkundum sensizliğin çığlıklarını.” Yüreğinde bir bahar göremeden, kanayan yaralarımı iyileştirmeden çekip gittin… Gitmeliydin, hiçbir zaman dönmeyecek şekilde yüreğimde sana dair ne varsa alıp gittin. Gittin diyorum, hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. Evet, bu cümleyi kurmamak için ne savaşlar verdim yüreğimin hücrelerinde bir bilsen! Seni üzmemek için acılarımda demlenmiş bu cümleyi, hep erteledim dudaklarımdan. Yalnızlığında depreşen yaralarımı görme diye kalemi kırdım, ismini anan dudaklarıma kilit vurdum seni üzecek tek bir kelime söylemesin diye. Sen varken taze tomurcuklar açan kelimelerim yokluğunda paslansın istedim. Sen benim canımdın. Sana ve gözyaşlarına kıyamadım işte. Sana acı vermemek için yüreğimdeki “sen”den kaçtım. Senin olduğun her yerden uzaklaştım. Hayattan, bu satırlardan, kısacası her şeyden kaçtım; unutmak için değil, senin gidişini kendimden gizlemek için. Gitmelerini erteledim yüreğimin kıyılarında. Bitkisel hayata girmiş varlığını kendi soluğumla yaşatmak istedim. Soluğu tükenmiş bir cana “ canımı “ verircesine yokluğuna anlatan kelimelerden kaçtım…Canımdan canımı koparıp biraz daha varlığında gülümseyebilmek için kendimi seni hatırlatan kelimelerle avuttum. Kendimi “ yalnızlığımla “ aldattım. Gidişlerine kaç kuyruklu yalan uydurdum. Kaç kez kaçınılmaz bu gerçekle aynalarda yüzleşmekten korktum. Hiçbir zaman dillendiremedim senin gidisini hatırlatan kelimelerle. Ama yutkunamadım, dudaklarıma kilit vuramadım işte . “Hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen.” Gece olup herkes evine döndüğünde anladım senin bir daha dönmeyecek şekilde gittiğini. Gittin, hiçbir zaman geri gelmeyecektin… Varlığındayken her gece aradığın vakitlerde ben hâlâ sen ararsın diye seni bekledim sen kokan köşelerde. Seni bekledim hep. Seni beklerken karanlıklarla oyalandım biraz. Körebe oynadım zamanla. Kovalayan yalnızlıktı, ben ise sana ve varlığına kaçan oldum. Hep yokluğuna “ebe” oldum bilmediğim oyunlarda… Göz yaşlarımı avuç içlerimde saklayıp seni bekledim zamanın kor saatlerinde. Seni götüren tarihi, alnımın ortasına bir mıh gibi çaktım. Ve hâlâ gittiğin günde hâlâ bıraktığın yerdeyim…Bir gün gelecekmişsin gibi seni bekliyorum sen kokan köşelerde… Hatırlar mısın bilmiyorum; senden önceki terk edişlerimi yazdım sana. Acılarımı katık yapıp aynı sofrada paylaşmadık mı seninle? Hüznün içinde umutsuz kaldığımda “Pes etmeler bize göre değil, yılmak da öyle. Şimdi hadi tut ellerimden. Gir hadi yüreğimden içeri böyle hüzünlü olduğun zamanlar. Orada cennetten bir köse var senin için. Kuşlar, çiçekler, kelebekler. Orada biraz mutluluk doldur yüreğine, huzur doldur. Sığınağın olsun orası, sığındığın. İçinde akan derede yıkan ve sıyrıl tüm acılarından.” satırları geliyor dilimin ucuna. Yüreğim ise her satırında seni arıyor. Susup bakakalıyorum senden kalan tek hatıra bu satırlara… Huzur arıyorum gözlerindeki mutluluk ülkelerinin baharlarında. Sığınak arıyorum yalnızlığın ayazlarından kaçıp yüreğimi ısıtabileceğim. Seni arıyorum, lâkin yüreğimde bulamıyorum. Ruhum gitti derken, yüreğim kabullenmiyor gidişini... Ruhumla kalbim arasında tek başıma kaldım. Gittin mi yoksa giden sadece mevsimler miydi bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var: yalnızlığında yetim, karanlıklarda sensiz kaldım… Bu satırları yazarken annem ile kız kardeşim yan odada ben ise sessizce göz yaşlarımla sana akıyordum senin sırtınmış gibi yokluğunu hatırlatan duvarlara yaslanarak… Hiçbir zaman gelmeyecek olsan da imkânsızlığına bırakıyordum fakir kelimelerimi. Ağlıyordum, sesimi kimseler duymasın diye ağzımı ellerimle kapatıp ağlıyordum. Yüreğim gözyaşlarını giyinip sana ve yalnızlığa akıyordu kirpiklerimden. Biliyorum ki bu göz yaşlarım senin için. Kirpiklerimden akan her göz yaşına bir dua ekledim canım. “Benim her ıslak gözyaşım sana umut dolu bir gülücük olarak dönsün!” duasını dudaklarıma ilmekleyip sana bıraktım ıslak göz yaşlarımı… Ve mektubu okurken ağlarsan, dokunma gözyaşlarına, bırak aksın yüreğin satırlara, toprağa. Aksın ki susuz kalmış ceylanlar göz yaşlarınla beslensin. Sen bu satırları okurken ben tek hayâlimiz olan kızımıza “sonbahar mektupları” yazıyor olacağım. Gittiğin günün tarihini kaderime mühürleyip yalnızlığın demli çayından sensizliğini yudumlayacağım. Seni anacağım yıldızların karanlıklarla dansını izlerken. Ve yağmur yağarken yüreğine dokunacağım usulca… Bir gün kavuşmamızın ahretin güneşinde olacağını düşünerek ismini anacağım imkânsızlığın kor saatlerinde. Eline yıldızları, yüreğine beni alarak gelmeyecek olsan da her zamanki gibi gecenin en dar vaktinde seni bekliyor olacağım.. |
| | |
| | #10 (permalink) |
![]() ~~O artık evLi~~ Kayıt: 19.11.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 4.816 İtibar Gücü: 0 | Zaman durdu Bir gurbet olmuşken Ankara yüreğimde Ellerim tutuldu sanki dudaklarım kendime kilitlendi Hoşçakal sevgilim Yüreğim durdu Ne de heyecanla çarpardı Sana dokunurken ellerim Tenin beni örterken sevgiyle Hoşçakal sevgilim Yaşam durdu kapanıyor gözlerime dünya Nerede mavi mutluluklar Nerede sevdamız ve yarın umutlarımız Hoşçakal sevgilim Zamanım doldu Hep birşeyler vermeye çalıştım sana Bir ömrümü yalnızca sevgi vererek geçirebilirdim Ama sizin vermeye pek değil, hiç vaktiniz olmadı Hoşçakal sevgilim Hoşçakal sevgilim.. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| en karanLık gün...^^ | _aLmİrA_ | Dini Konular | 11 | 10-10-2008 12:40 |
| Her günü son günün bil | FeYeZaN | Dini Konular | 5 | 16-01-2008 09:44 |
| Karanlık ! ! ! | FoRuM_MeLeGi | Paylaşmak İstedikleriniz | 6 | 28-11-2007 09:21 |
| Karanlık.... | FeYeZaN | Fotoğrafçılık ve Resimler | 17 | 22-10-2007 21:49 |
| Karanlık=Aydınlık | @izci@ | Dini Konular | 5 | 29-11-2006 14:20 |