HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Her şey geçecek,biliyorum:) Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.024 İtibar Gücü: 20 | Bir gidişi yaz, dediler, "yazarım" dedim...! "Bir gidişi yaz" dediler, "yazarım" dedim... gitmeleri öğrenmiştim. Susardı, susardım, susardık, suskularca..... Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk. Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar. Koptuk ve dağıldık her şeye. Giderken durduramadık birbirimizi. Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi. Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi. Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın. Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi. Belki de yoktu, biz var sandık. İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne. Sen, bildiğim sen değilsin artık. Ben, bildiğin ben, değişemem. Değişmelere suskun dudaklarım. Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı. Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı. Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz. Eksiğiz ve yokuz. Dilsiz ama mutluyuz. Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin. Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma. Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin.şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda.. Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları. Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri. Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba. Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara. Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık. Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı. Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de. Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen. Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen. Şimdi biz, olmayan bir şeyiz. Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Konuşmak anlamsız, susmak kalabalık, ayrılık bulaşıcı. Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık. Seni sevdim ama gönderdin. Gönderilince dönemiyorum. Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum. Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca.... Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim. Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim. Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım. Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !.... |
| | |
| M'LANCOLY için teşekkür edenler 6 kişi. | **Zerd@** (20-01-2007), bLue (20-01-2007), |
| | #2 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | Gerçekten mükemmel bir yazı İznin olursa son kısmını imzama eklemek istiyorum...?Sonsuz teşekkürler... |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() Her şey geçecek,biliyorum:) Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.024 İtibar Gücü: 20 | ekle ,önemli değil. |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | Tekrar teşekkür ederim... |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() ~~O artık evLi~~ Kayıt: 19.11.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 4.816 İtibar Gücü: 0 | cok guzel yüregine sagLik by his |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() Her şey geçecek,biliyorum:) Kayıt: 16.06.2006
Mesajlar: 3.024 İtibar Gücü: 20 | |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() ~~O artık evLi~~ Kayıt: 19.11.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 4.816 İtibar Gücü: 0 | |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Bırakma gülleri hazana ey gül! Güller incinmesin gayrı eller dokunmasın, solmasın ne olur... Bağrım dikendir hasretinden. Sevdam ateştir vuslatından. Senle hayat sönmesin, tükenmesin... Böyle değildim ben. Böyle olmak bile istememiştim. Üç kağıda mahkum ettin. Tasalanmak bir sevdanın kaygısında. Durmazcasına onun yolculuğuna koyulmak. Bilmedin... Bilemezsin... Bir iç çekişin, bir titreyişin hayat hakkını. Yokluğunda üşümek, düşünün peşine düşmek ve düşünmek... Bilmedin... Bilemezsin... Bir gözyaşın süzülüşünü yüreklerden yanaklara. Bilemezsin... Her sabahın serinliğinde ya da her akşamın koyu deminde doğan bir ses “vur kazmayı ferhat, çoğu gitti azı kaldı” yankılarını hissettirir. O sesi avlayan yürek titreşimleri; “az’ı az mı yaşadık, az mı ezildik sinsi arenalarda. Yetmez mi bunca kahır? Yetmez mi bunca dert?” kaygılarını dile getirir yine tereddütsüz. Titreşimlerden doğan ses; inadına, “o dert ki; her derdi unutturur. O dert ki; tek devandır. Katline fermanlar olsa bile” sözünü cereyan ettirir beyinlere. Böyle değildim... Olamazdım da. Ama anlayamadın. Anlasaydın delirmezdim yokluğunda. Gizlemezdim varlığımı, sana tutsaklığımı... Anlasaydın bitirmezdim kendimi, acılara gebe kalmazdım, sürünemezdim talihsizliğimde. Tükenmek talihsizlik ise eğer! Hasretine mayalandığım günden beri yollardayım. Bir dilenci gibi dillerdeyim, kapı kapı kovulmaktayım. Anlaşılmama derdinden delirmekteyim. Azabına olan tanıklığımdan beri bana senden hazan kaldı, hüzün kaldı, içine gömüldüğüm düşlerin kaldı. Talihsizliği beynimin ta ortasına yazdığımda, anlayamadın... Kırıp gittin, aldandın. Anlasaydın belki de seni bende yitirirdim. Kaybolurdun derinliklerimde “ben” olmazdın... Ah gülüm!... Anlamaman, anlaman kadar dertti hep. Hasretine tutulduğum günden beri yollardayım. Yaprak yaprak solmaktayım ve savrulmaktayım çöllerinde. Anlasaydın doğmazdım yeniden âlemine. Üşümezdim atmosferinde, titremezdim... Her üşüdüğümde yeniden doğardım. Her titrediğimde kalbim sana büyürdü ve sana atardı. Solmayı yeniden kalbime yazdığımda bilmedin... Bilemedin bir iç çekişin, bir titreyişin hayat hakkını. Bilemedin... Bilseydin gülden güze dönerdin, yanardın, yanmayı öğrenirdin iliklerinde. Sen giderken güllerinden bana hasret kaldı, yabanıl yanlarım kaldı, "ben" bana kaldım. Korkularım, güçsüzlüğüm ve amansız düştüğüm, üşüdüğüm yanlarım kaldı. Her yeni gün doğarken ıstıraptan yeniden doğardım. Her doğduğumda korkardım. Çünkü kendime yaban kalırdım. Çünkü mâsumdum, âcizdim, çaresizdim ve korkarken yeniden doğardım... Acılarla büyürdüm... Ey gül! Sen gittin bende mayalanan hasret çığlığı kaldı. Ardından kazınan, kırılan yüreğim kaldı. Beni sensizliğin tufanı ve sevdanın dumanı aldı. Anlasaydın baharlar yürürdü bahçemize. Serviler büyürdü... Visal bağı oluşurdu gönüllerde. Bülbüller şakırdardı, yürekler yeşerirdi sevdayla, gönüller dirilirdi senle... Anlasaydın karanlıklar çökmezdi kapılara. Kapılar zalim oluvermezdi, kışlar yaşanmazdı, feryatlar kopmazdı ardımdan. Buz dağları erirdi inadına. Tufanlar almazdı her yeri. Sarsıldım!... Güneş doğmadı karanlıklarıma hâlâ. Karanlıklarımı sevdim seni severken, tuhaflıklarımı sevdim. Sen bir buhrandın eserken illerime. Ben kaosundan eriyen bir ruhtum. Kapandın karanlıkların sonsuzluğunda bırakarak ümidimi. Kendini yitirdin bende kalan yanlarını unutarak. Ve tükenirdin hayatın kollarında. Ağlayan yanlarım olurdun yıkık dökük. Sarsıldım!... Sen buhrandın ben ümidin diğer adı. Mumlarımla tepkisiz kalırdım karanlıklarına. Griye boyanırdı hayat. Efsunlaşırdı duygular. Gün yüzüne çıkar derken yeniden batardı renkler. Kara deliklere gömülürdü. Her ölenin ardında yeniden hayat, yeniden doğum beklerdi. Çaresizlikler buhranın ardından yeniden ışık hâlesi oluverirdi. Sen bilmedin, bilemezdin. Nasıl bilebilirdin? Hayat işaret taşıydı halince. Her bir taş diğerine birer sembol, birer işaretti. Seni tanımam bir düzensizlik, bir tesadüf eseri değildi. Hayat zorlarla oynanılmazdı. Acılar yüklü yüreğim tesadüflerle dolmazdı. Seni sevmem tesadüf olamazdı. Yürekte yankılanan sesin ilk eseriydin... "Kalpten kalbe yol vardı" hani! İşte bu yolda bulmuştum seni. Bulmuşken yitirmiştim... Sen kendini yitirmiştin... Seni sevmek azaptı. Sevgisine azaptı, yürekleri ortaya atma pahasına, unutmama pahasına, yıkılma pahasına, yeniden doğma pahasına. "Kalpten kalbe yol vardı". O yolları aşmak riskti. Aşk; azapları bir bütün olarak göze almaktı. Kahrolma pahasına, ıstıraplara gömülme pahasına... Şimdi, arkana bak ey gül! Harap bıraktın, bitap bıraktın. Bakmaz da gider misin hep? Soldum işte... Kaç bahar geçti? Kaç devran döndü? Sen dönmez gider misin hep? Sen sevda masalımı duymaz mısın hep? Gözlerini aç ey gül!. Sürme beni sürgünlere. Yârelenmiş yüreğimi deşme ey gül! İncindim, yandım, yakardım, seni andım yıllar oldu... Sabrımı rüyalara böldün. Çıkar mıyım ak güne? Güller miyim ey gül?. |
| | |
| | #10 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | Gözlerini açtığında ne zaman sırtüstü döndüm diye düşündü. Sağ bacağını karnına çekip, yüzünün tamamını yastığa gömerek yorganı kucakladığı andan bu yana ne kadar zaman geçtiğini anımsamaya çalıştı.. Uyumuş muydu? Uykunun rehavetli anlarını düşündü belli belirsiz.. Deliksiz uykularını hatırladı. Güneşli, pırıl pırıl bir sabaha uyanmayalı ne kadar zaman olduğunu sordu kendine? Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyandığı sabahlardı onlar. Miskin bir kedi gibi gerinerek kollarını yukarı uzatıp bacaklarını gerdiği, mutlulukla gülümseyerek yanında uyuyan adama sokulduğu, onun kokusunu içine çekerek uyandığı sabahlar. O mutluluğun ve huzurun sonsuza dek süreceğinden emin; uykudan uyanışlarını düşündü. “O’nu düşünmenin içini yakan acısı hala çok tazeydi. “O’nu düşünmek ve onu düşünürken hala acı hissetmekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Kendini hafifçe sağa döndürmeyi, yüzünü pencereden giren günışığına çevirmeyi istiyordu. Ancak bedeni bu isteğe cevap veremeyecek kadar güçsüzdü sanki. Bir milim kıpırdanmak istemiyordu bedeni. İnsanın özlemleri hiç bitmiyor dedi yüksek sesle. Gözlerini tavanda bir noktaya dikti. Özlemleri, hatırlamaları bitmiyordu da ümitleri ne çabuk tükeniveriyordu? Tavanda, gözlerini ayıramadığı o noktada bir “çünkü” arıyordu. Yataktan kalkmalıyım “çünkü..” Bir şeyler yemeliyim “çünkü..” Evden çıkıp biraz yürümeliyim “çünkü…” Hiçbir davranışının “çünkü” ‘sü yoktu artık.. Sadece bu özlemin “çünkü” ‘sü vardı içinde. Özlüyordu. “O’nu çok özlüyordu. Koskoca bir yıl geçirmişti “O’nsuz bu evde, bu yatakta. Çevresindeki herkes alışacaksın diyordu. Alışılmıyordu. Her sabah başka bir güzelliğe uyanılırdı “O” yanındayken. Neşeli kahkahalar, keyifli kahvaltılar, romantik akşam yemekleri yaşanırdı bu evde. Haftasonları beraber evi temizlemek bile eğlenceli bir oyundu. Huzur kokardı evin her köşesi. Her sabah “O’na sokulduğunda içini dolduran mutluluk duygusu sonsuzluk duygusuydu aslında. “O”, her sabah başka eğlenceli hikayeler anlatırdı. Beraberliklerini, yaşadıkları minicik bir olayı katardı sabah hikayelerinin içine. Dünyanın herhangi başka bir yerinde yaşayan iki kişiydi hikayelerin kahramanları. “O’nun anlattığı hikayelerde o çift; bahçedeki asmanın altına kurulmuş çardakta demli çaylarını yudumlarken hayırsız çocuklarını çekiştirirerek yaşlanırdı. Evlatlar çocuk yetiştirilecek bir dünya olmadığına kanaat getirip evlenmemiş, çocuk yapmamış olurlardı. O yaşlı çift yıllara meydan okuyarak hala sevgi dolu bakardı birbirlerinin gözlerinin içine. İkisi de o kadar yaşlanmış olurlardı ki hikayelerin sonunda; kulakları az duyduğundan söylenenleri yanlış anlar hatta bazen hafızaları berrak olmadığından birbirlerini tanımazlardı. O hikayeler hem umut yüklüydü hem çok komikti. Alışılmıyordu. Hele sabahlar; o hikayeler olmadan işte böyle “çünkü”’süz kalıyordu. Birlikte geçirdikleri o son sabah hikaye anlatması için o kadar ısrar etmeseydi, şimdi yanında olur muydu acaba? Yine miskin bir kedi gibi yatağında gerinir,sokulup kokusunu içine çekebilir miydi? O son sabah anlattığı hikayede yaşlı çift birbirlerini tanıyamamışlar, sanki ilk kez görüşüyormuş gibi aksi aksi konuşmuşlardı. Kadın da adam da birbirlerinin kim olduğunu unutmuşlardı yine. Hikayenin sonu bu kez mutlu bitmemişti. O kadar ısrar etmeseydi, “hikayemi anlatmadan gitme demeseydi”, şımarık bir çocuk gibi kapris yapmasaydı,”O” her zamanki saatinde evden çıksaydı, çıkabilseydi şimdi yanında olur muydu acaba? Sabahları işe gitmek için bindiği servis aracına yetişebilmek için telaşla apartmanın kapısından fırlamasaydı, servis otobüsünün şoförü dikiz aynasından onu görsün diye caddenin ortasına atılmasaydı. Köşedeki bakkalın ehliyetini yeni almış oğlu panikten fren pedalına basıyorum diye kamyonetin gaz pedalına yüklenmeseydi, çağrılan ambulans sabah trafiğinin yoğunluğunda sıkışmasaydı, yetişebilseydi….. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| """Bir Aile 30 Yıl Boyunca Her 26 Kasım da Fotoğraf Çektirmiş""" | Law | Fotoğrafçılık ve Resimler | 50 | 29-03-2009 18:54 |
| """"Sevabını 12 Bİn Melek Yazmakla Bitiremiyor""""" | NuR-u HüdA | Dini Konular | 32 | 19-10-2008 23:22 |
| "eyvallah" dedim dünyaya | yoruldum | Resimli Şiirler / Resimli Şarkı Sözleri | 7 | 03-02-2008 18:18 |
| " Sendeki " beni " öldürebilirsin lakin bendeki " seni " asla ! " | **Zerd@** | Paylaşmak İstedikleriniz | 8 | 25-05-2007 16:00 |
| "H"ayatımın "E"n "G"üzel "H"atası'na | !NC!PéR!S! | Paylaşmak İstedikleriniz | 3 | 22-02-2007 10:27 |