HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | BiR YaĞMuR MırıLDanıR YaZ GeLinCe Bir anda şehrin üzerine yağmaya başlar yaz yağmuru. Kalabalık şehrin gürültüsü, yağmurlu bir şarkıya bırakır yerini. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, tatlı bir kaçışmayı da beraberinde getirir. Evler, arabalar, caddeler, parklar ve kaldırımdan karşıya geçmeye çalışan küçük kedi... her şey ama herşey ıslanır. Sıcaktan kavrulan ağaçlar, susuz kalan yapraklar ve susuzluktan çatlayan toprak suya kanar. Yaz yağmurunu pencere kenarından usulca izlerken, tuhaf bir duyguya kaptırıyorsunuz benliğinizi: “Yağmur nasıl oluyor da hiçbir ayrım yapmaksızın herşeyin üzerine yağabiliyor. Nasıl bu kadar cömert davranabiliyor?” diye soruyorsunuz kendi kendinize. Hayata “kuru kuruya” bağlı olanlar için önemsenmeyecek bir konu belki ama, hayatın kalp atışlarını yüreğinde hissedenler için hayati bir mevzu. Keza; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak birbirimizde kusur bulmakta inanılmaz hünerler sergileyip, karşımızdakini kırıp dökmek için fırsat kollarken, yağmurun verdiği bu ders asla görmezlikten gelinemez. Yağmur; çirkin güzel, küçük büyük, zengin fakir, yaşlı genç, doğulu batılı, siyah beyaz, canlı cansız... hiç ama hiçbir hesap yapmadan kendini herkese sunuyor. Belki bu yüzden seviliyor. Belki de bu yüzden insanlar yağmura “berekettir–rahmettir” diye methiyeler diziyor... Yaz yağmuru için, yağdığı yerin önemli yoktur. O ayrım yapmaz. Herkesin ve herşeyin üzerine aynı güzellikte, aynı ritimle yağar. Ve bundan dolayı herkes onu sever. Kimsecikler şikayet etmez ondan.... Bu sabah yine yaz yağmuru yağdı şehrin üzerine. Her damla sanki dudağında bir şiir mırıldanır gibiydi. Bir şiir... insanda rahatlık hissi uyandıran... ayrımcılık yapmamayı öğütleyen, küçük görmeyi yasaklayan ve herkese kucak açmayı öğreten bir şiir... Sizce kaçımız yağmur kadar vefalı, yağmur kadar cömert yaşabiliyor hayatı? Maalesef dostlar maalesef, acı ama gerçek ki; dünyanın en değerli varlığı olan insanlar olarak, bir yağmur damlası bile etmiyoruz çoğu kez! Ve kaybediyoruz, kazanmamız gerekenleri... Bir bir dökülüyoruz bu yolda. Ve yağmur kazanıyor, kazanmamız gerekenleri... Bu yüzden hep havada özgürce dans eden o oluyor. Öyle bir dans ki; görenleri kendine hayran bırakıyor. Bizse başımız eğik sadece seyretmekle yetiniyoruz bu güzelliği... Gökyüzünden salınarak yere inen yağmuru birazdan bir çift ayak çiğnemeye başlıyor. Ama yağmur buna da aldırış etmiyor. Çünkü; yeri geldiğinde ezilmenin de kendisine birşeyler katabileceğini, acılardan da dersler çıkarılması gerektiğini iyi hesap ediyor. Yani kaybettiğinde de kazanmasını biliyor. Ve mutluluğu, asla mutsuzluğun kollarına terk etmiyor. Ve sonunda kazanan yine o oluyor... Ne olurdu, bizlerde yağmur kadar tertemiz yaşayabilseydik hayatı. Kirletmeseydik tertemiz duygularımızı. Ne kaybederdik ayıplarımızı birbirimizin yüzüne vurmak yerine, örtmeyi deneseydik. Karşımızdakileri yaralamak ne kazandırdı ki bizlere bugüne dek. Ne geçti ki elimize sanki? Ne olurdu yaz yağmuru kadar vefakar olabilseydik!... Biz nasıl yaşarsak yaşayalım; yağmur yağmaya devam ediyor şehrin üstüne, herşeyin üstüne... |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | ![]() Yağmur Yağıyor ve Sen Yoksun ![]() ![]() ![]() Yağmur yağıyor! Hem de sağanak halinde! .. “-utangaç suların sırdaşı oldum/ yüreğim üşüyor, ömrüm firari-” Ama sen yoksun! .. Belki de insanların en duygusal olduğu, yalan söylemediği, sevdâlı gözlerin sislenip birer cigara yaktığı, sevginin; kitaplar arasındaki kurutulmuş güllerden kurtulup sessiz bir ceylan gibi yüreklere girdiği ve yalnızlıkların ilk karanfil yaprağında büyüdüğü, çoğu kez de hüzünle birlikte sessizlik içinde yaşanan bir andır bu...Fakat kimsecikler farkına varmaz bile... Olsa olsa ancak şairler hatırlar yağmur kokan bir sabaha karşı camlarını açtıklarını. Havada asılı kalmış bir bulutu, bir kuşun titreyerek uçtuğunu, gül yaprakları üzerinde tomur tomur gülümseyen şebnemleri, yalan yeminlerin şâhidi papatyaların göz yaşlarıyla ıslandığını ancak şâirler hisseder... “Ve bütün bunlar; aşkın güzelliğiyledir! ” derler! .. Yağmur yağıyor! Hem de sağanak hâlinde! .. “-utangaç suların sırdaşı oldum/ yüreğim üşüyor,ömrüm firâri-” Yağıyor işte; korkarak, yavaş sesle... Hatta bazen cesaretleniyor benim gibi, ve hışımla vuruyor camlara... Sonra yine ürkek! İhanet edercesine... Offf serçeeee! ... Yağmur yağıyor! Fısıltıyla, nazla... Bir eski hikayenin sonunu getirircesine... İnsanlar bilmiyor bu hikâyeyi, gökyüzü dilsiz! .. Hava da anlaşılamamanın verdiği kahrolası hüzün... Ah şu esrik bulutlarda geçmese gözlerimden, derken... Yağmur yağıyor işte “ömrüm firârî” makamında... “Yüreğim üşüyor..! ” Ve ben bu gecenin 25.saatlerinde “utangaç sırların sırdaşı” oluyorum cân! .. Yağmur yağıyor diyorum, duymuyor musun? ! .. Ve sen yoksun! .. Yağmur......... |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | ![]() Yağmur Yağıyor ve Sen Yoksun ![]() ![]() ![]() “Bir yağsa yağmur! .. Bir yağsa Dağlara sürülen serâp olsa hüzün. Ve göverse sevdânın Hâkî yüzü...” Bir sevdânın hâki yüzünü gövertebilir mi bilinmez ama, o yağıyor işte... Yani; yağmur! .. Ve yani; “rahmet” diye nitelendirdiği şey bir genç kızın... Yağmur yağıyor! Rûha dolan bir hüsn-ü andır bu... Teknemizdeki hamurun sebebi hikmetiydi bir zamanlar. O, teknelerimize yağarken “örtme” denen sundurmanın altına sığınır ve hep birlikte tempo tutardık arkadaşlarla: “Yağ-yağ, yağmur, Teknede hamur. Ver Allah’ım ver, Bir sulu yağmur..! ” Evet o rahmetti! .. O rahmet altında yağmur kaçağı olunmazdı... Onun adı rahmet olmasaydı, şu bizim Gücük Memed Emmi; “sizi gidi moskof gavurun dölleri, ne var da kaçıyorsunuz bu rahmetten! ..'”diye kızar mıydı bizlere... Yıllar, çocukluğumun üzerine sis perdeleri çekmeye çalışırken bile yağdı... Gençlik hayallerimin tomurcuklarına bile... Islandı umutlarım bir yerde! Bir yerde Leylâlar otobüs duraklarına sığındı saçları bozulmaması için... Ben, hep altında yürüdüm o damlacıkların. Dermansız bir hastalık bu mor sevdâ suyu... Yağdı ve yağdı! .. Ve işte yine yağıyor... Bir genç kız rahmet diyor ona... Ve bir serseri şair; hâkî bir yüzün gövermesi hususunda can atıyor ona... Sonra da bir gelencik................... Peşin para hayaliyle dinliyor bir çoban yağmurun sesini. Bir nevâ telinde “sızı değilse nedir? ” diye soru işaretleri çiviliyor yüreğinin sol köşe başına bir bestekâr... Yağmur yağıyor ve sen yoksun! .. Hani her yağmur yağışında yanımda olacaktın? Hani; o rahmet çisil çisil çiseleyecekti seni gördüğünde? Ve sen ki; -alnımın şah damarı, mor yazmalım- ürkek kere ürkek... Şimdi gayri; “Haziran üstümüzde dal- dal” sevdâlım... Gökkuşağı bütün renklerini mora boyatmış bu mevsim... Ve dağlayan, ağlayan bir ezgidir kılcallarımda zaman... Hey! .. Nazlı Can! .. Yağmur yağıyor/ duymuyor musun? Yağmur yağıyor/ vebâlim benim! Ve sen; Yoksun... |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() _FaFa_ Kayıt: 20.06.2006
Mesajlar: 7.875 İtibar Gücü: 65 | birbirinden güsel paylaşımlar süpersin yine yaff tşk ederim paylaşımlar için |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | Kendini bana bırak, senden alabileceğim hiçbir şey yok, hele senin haberin olmadan asla. Gözlerine dokunmak için ne kadar uzun zamandır bekliyorum biliyor musun? Ya saçlarını koklamak için. Yasemin gibi kokuyorlar... Belki de daha güzel. Öyle ezberlemek istiyorum ki seni, unutmak denen şey bile hasetlensin. Kirpiklerini düşündükçe rimel olup bulaşmak geliyor içimden. Bir fırça kadar bile şanslı bulmuyorum kendimi. Yada bir çorap kadar, bir ruj olmak bile düşmüyor payıma. Dudaklarına yaslanmak ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu onlara pervasızca dokunmak... Seni ezberlemek istiyorum. Ellerinde kimsede olmayan bir hüzün var gibi geliyor, yüzünde yaşayan her duygu ellerine de bulaşmış gibi sanki, incinmekten hiç korkmaz mısın gibi sanki sen... Kır çiçeklerini seviyor olmalısın, sana tazelerini toplamalıyım... Daha çok şey var söylemek istediğim, ama dilime mühür vurdum sen "konuş" deyinceye kadar. Sadece yüreğimle konuşuyorum. Sadece yüreğimle... Sana sitem etmiyorum. Bırak hiç değilse kendimle konuşayım. Sen beni yokmuş farz et. Ne tuhaf, o kadar güzel görünüyorsun ki, sanki başka bir yerdeymişiz hissine kapılıyorum. Beni azarlamak için neler vermezdin şimdi... Keşke azarlasan. Gözlerini çevire çevire bakıp "sıkıldım" demeni ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun. Sana ait bir eşya gibi yanından hiç ayrılmasam ... Çok tatlısın, çok... Neyse sen bos ver bunları. Keşke hiçbir sorumluluğum olmasaydı, her saniyeyi seninle geçirmek çok keyifli olurdu. Ama işteyken hep seni hayal edeceğim bunu bil. Tatlı tatlı şarkı söylediğini, yaramaz çocuklar gibi gizlice ıslık çaldığını, kızdığında söylediğim muzır sözleri... Burnundan öpmek istiyorum seni, ne kadar zarif bir duruşu vardır kim bilir… Sesimi duyduğunu düşünüyorum. Gözlerin kapalı olsa da gördüğünü... Burnundan öpüldün, dudaklarına değmeye kıyamadım yine... |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | Rüzgar Baharları Kucakladıkça Tutuklayın der bütün kalemlerim, içine atılırım gecenin. Düşlerim bana döner, gülüşüme açar; sabah gözlerini. Şiirler koyuyorum günün cebine. Sıcak yakınlığına ağlıyorum gelince güneşle göz göze. Çünkü baharım yalın ayak toprağıma basıyor. Yorgun ve eskidim gittikçe içinde. Çıkarsam bekliyor. Giyince gidiyor; ömür ayakkabıları. Anılar samanı yüklü kamyonda, geçsek gürültülü dünyadan. |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() # ^a£e£uyia # asq'm Kayıt: 22.04.2006
Mesajlar: 10.863 İtibar Gücü: 50 | Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek "kimse"mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur. Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim? Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Beni gerçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Vesvese gelince ne yapmalı? | MUSE | Dini Konular | 5 | 18-12-2007 15:52 |
| ~~ Sen aKLıma GeLinCe ~~ | PaçoSS | Şiir Köşesi | 12 | 12-08-2007 17:27 |
| Siz beni asıl ailem gelince görün | Haberci | Spor haberleri | 0 | 24-07-2007 07:12 |
| Zamanı gelince paylaşacağız | **Zerd@** | Magazin Haberleri | 0 | 21-07-2006 10:07 |