ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani.

Cevapla
Alt 23-04-2006, 00:48   #11 (permalink)
**Zerd@**
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680
İtibar Gücü: 31


Her insanın bir şarkısı vardır

Her insanın bir şarkısı vardır

Bir Afrika kabilesinde,
hamile kalan kadınlar arkadaşlarını toplayıp
doğaya gider,
ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek
meditasyon yapıp dua ederler.
Bu kabileye göre, her ruhun
kendine özgü ses vibrasyonları vardır.
Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde,
hep birlikte yüksek sesle seslendirirler.

Sonra da kabileye dönüp
şarkıyı herkese öğretirler.

Çocuk doğduğunda,
tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler.

Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde,
aynı şarkı okunur.

Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.

Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz
ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda
bunu farketmelerini ve bize söylemeye
yardımcı olmalarını arzu ederiz.

Bu şarkı, Afrika kabilesinde
farklı bir zamanda da söylenir.
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde,
kabile toplanır ve ona şarkısını söyler.
Çünkü bu kabileye göre,
antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez:
Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.

Kendi şarkını duyduğun zaman,
bir başkasına zarar verecek
davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.

Gerçek dost, senin şarkını duyan
ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır.

Alan Cohen
"Living from the Heart"dan alıntı



**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 23-04-2006, 01:39   #12 (permalink)
motan
Çalışkan 2de1'ci
 
motan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 193
İtibar Gücü: 14


Seversiniz bazen..

Seversiniz bazen...Bir kuşu beslemek misali,karşınızdaki insanı sevginizle beslersiniz.
Farklıdır sevmesi insanların...Kimi kafese tıkar kuşunu öyle besler,alır özgürlüğünü elinden, seviyorum sanır.Öyle sandıkça sıkar karşısındakini, bunaltır.Ufacık bir fırsat bulsa kaçmak,kurtulmak ister artık kuş.
Aslında korkularından yapar insan bunu,karşısındaki insana anlatamaz, anlatmasını bilmez.Bir başka insana gitmesini istemez.
Her koca devin koca korkuları vardır, kimse bilmez.Kimi de serbest bırakır kuşunu.
Salıverir gökyüzüne,döner gelir elbet der, döner gelir seviyorsa.
Alır riski çekinse de birşeylerden.Bilir ki; koysa kafese bir gün kesin kaçıp gidecek,
bir gün kesin terkedecek.Serbest bırakır!Döner gelir o da karnı acıktıkça,
yüreği sevgiye acıktıkça.Ne kadar çekinse de bilir geri döneceğini adam.Bilir başka yerlere, başka kişilere gitse debir gün, bir şekilde geri döneceğini...
Kuş ta bilir daha iyisinin olmadığınıama bazen nankörlüğü tutar.Unutur onun için yapılanları,uğramaz olur bir zaman...
Başka kapılarda, başka pencerelerde aynını arar.Ama bilmez başkalarda hiç aynılık bulunmaz.Pişman olur, geri döner bir zaman sonra.
Öyle yenik, öyle mağlup döner ki hem de...Artık kafese girmeye bile razı olmuştur.
Şanslıdır...Eğer geri döndüğünde açık bir pencereveya aynı evde, aynı kişileri bulabilirse...Eğer terkettikleri taşınmamış,Aynı yerde kalabilmişse...
motan Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 23-04-2006, 01:53   #13 (permalink)
**Zerd@**
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680
İtibar Gücü: 31


Tutku - Aşk - Sevgi





Tutku - Aşk - Sevgi
Papatya tarlası...
Bir papatya tarlası düşün.
İlkbahar ayları.
Ve sen, onun yanından geçen yolda yürüyorsun.
Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çekiyor.
Binlercesinden birisidir ama sen, O'nun yanına gidiyorsun.
Onda seni çeken bir şey var...
O papatyayı koparıyorsun..
Sadece senin olsun istiyorsun, sadece senin..
Öleceğini düşünmeden.
Ve gidiyorsun o tarladan.
İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel
ve hapsedici.
İşte bu tutku...

Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsun.
Yine milyonlarcası arasında bir tanesi ilgini çekiyor.
Yaklaşıyorsun, yanına gidiyorsun o papatyanın.
Gözlerin başkasını görmez oluyor o an.
Onun için herşeyi yapmak istiyorsun.
Dokunmak istiyorsun.
Dokunamıyorsun ama, orda, onunla ölmek istiyorsun.
Ama birden hafif bir rüzgar esiyor ve bir başka güzel çiçek kokusu geliyor burnuna.
O kokunun cazibesine dayanamıyorsun.
Unutturuyor her şeyi bir anda ve o baştan çıkarıcı kokunun geldiği yöne gidiyorsun.
O papatya orada kalıyor, yüreğinin bir kenarında...
Paylaşılmamıştır daha birçok şey...
Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona..
İşte bu aşk...

Yine o yoldasın.
Papatya tarlasının yanından geçen.
Ve yine bir papatya...
Milyonlarcasının içinden bir tek o seni çekiyor.
Gidiyorsun yanına..
Orda kalakalıyorsun..
Hiç ölmesin diye her şeyi yapıyorsun.
Tüm gücünle onunla olmak istiyorsun...
Oradan seni koparacak hiçbir güç olmadığına inanıyorsun..
Ve orda onunla ölene kadar birlikte kalıyorsun.
İşte bu da sevgi...
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 23-04-2006, 17:08   #14 (permalink)
ölüm_meleği
Hırslı 2de1'ci
 
ölüm_meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 20
Mesajlar: 450
İtibar Gücü: 14


senı senınle yaşamayacak kadar çok seviorum

Seni, seninle paylaşamayacak kadar çok seviyorum. Çabalama sakın anlamak için beni. Benim derdim bendeki benleri, bendeki senleri seninle paylaşmak değil ki...Seninle anlam kazanmadı sahip olduklarım. Ben zaten güneşin parlak bir tepsi gibi kapladığı göğe yabancı değildim ki! Ayın kızıydım ben senden önce de. Simden bir örtü gibi üstüme örter ayı, hıçkırıklarımla renklendirirdim dolunayı...

Öpüşlerimi saklamadım hiç dudaklarına. İçimi kıpır kıpır yapan baharla taçlanan papatyaların sarı göbeklerinde de dolaştı dudaklarım, sahip olamadıklarının acısını inci tanelerine dönüştürüp yanaklarına bir kolye gibi dizen çocuğun acısını da tattı pembe yanım...

İstediğim için vardın hayatımda. Sana uyanan sabahlar katmak istediğim için, düşlerimde soktum seni koynuma. Gülüşünün haylazlığını, gözyaşlarının tuzlu tadını tatmak istediğim için “aşk”a düştüm bu deli oyunun kucağında. Sokaklarda yürüyen, kendi geleceğine adımlar atan milyarlarca insandan ikisiydik yalnızca. Düşünsene olasılıkların sonsuzluğunu...Rastlantıysa, çarpışmalarımızı ben kattım adımlarımıza...

İçimdeki melankolik kadını besledim yokluğunla...Bir kırmızı kadehin içinde boğuldum yalnızlığımla.Adaklar adamadım kavuşmaların uğruna.Çünkü sen kadar sensizliği de istedim ben aşkın tadına doyasıya varabilmek adına. Özlemek istedim seni, gecelerce uykusuz kalan bir kadının gözünü kapatıp rüyalara teslim olmasını istemesi gibi. Havai fişekler patlamalıydı gözlerimde seni yeniden gördüğümde...Kavuşmanın lezzetini sağlayan özlem değil miydi? Özlenmeyen bir yürekte aşk barınabilir mi?

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda elin elimde sarılmak istemedim yağmurlara. Yokluğunu yüklenip sırtıma, şeffaflığında hissedebilmek istedim seni umarsızca.Kolaydı ıslanmak sırılsıklam saçakların altında, zor olanı istedim; yağmurla değil, varlığının kattığı yoklukla yıkanmak...Başardım canözüm, az önce okşarken saçımın her bir telini bir sağanak, özleminle sırılsıklamdım sensizliği her bir hücremde anlayarak...

Seni tüm bencilliğimle sevdim...Sevilme ihtiyacımın cevabıydın sen...Aşkın sendeki yansımalarıydı beni çeken. Yankılanan sesimdi, sesindeki. Ben sevmenin bana ait olan kısmını sevdim. Deniz dibinin büyüleyici evreninden çıkıp, vurgun yiyen yanını sevdim. Dingin doğanın içine kattığım fırtınayı sevdim...Belki seni değil, seni sevmeyi; belki seni değil, senin beni sevmeni sevdim...

Bir senfoninin çok sesli ritminde, hayalini giyinip süslü bir elbise gibi üzerime, sonsuzluğa uzanan adımlarla dans etmekti istediğim. Sımsıkı sarıldığım bir beden yetmezdi ki bana. Kurallarla sınırlanmayan, dokunmakla doyulmayan bir eşti beklediğim...İşte tam bu yüzden sendin istediğim..

Uçurumların ürkütücü yüksekliklerinden uzanıp beni kurtaracak bir el istemedim. Zirvelerden diplere yuvarlanmanın tanımsız heyecanını tatmak istedim. Sakin limanlara, dingin havalarda demir atmak istemedim. Alabora olmak, deniz tuzuyla yıkanmaktı...Monoton bir huzuru değil, tutkulu bir kaosu seçtim.Bana göre değildir düz çizgiler bilirsin, sivri uçlu köşeleri severim...

Bedenimin içinde sanki binlerce peri, efsunlu sihirlerle ihtirasımı besledi. Dokunmak istemedim hemen, artık benim için erkek kelimesinin anlamı haline gelmiş tenine. Beklemekti tutkunun dehşetini arttıran. İlk dokunduğunda delice istediğin kadına, içine yuvarlandığın zevk dehlizlerini anımsa...İçiçeydik, bütündük, tektik. İstediğim için karışmıştık birbirimize...

Ayrılığın bir ahtapot gibi kollarını sardığı bir aşk istedim. Çünkü aşkı tüketecek kadar çok paylaşmak istemedim seninle...Paylaşıldıkça azalır tutku, paylaşıldıkça eskir aşk. İstemedim sıradanlığın gri ezikliğiyle renklenen bir sevdayı. Özeldi, özel kalmalıydı. Özlemeliydim hep seni, istemeliydin hep beni. Kavuşamamanın, yoklukların devasa gölgesi olmalıydı üzerimizde...

Ben seni kavuşmak için değil, kavuşmayı özlemek için sevdim...Öyle bir imza attın ki sol yanıma, gizli gizli dolaşıyorsun bedenimin her yanında...Öyle bir yazıldım ki alnına, taşıyorsun gitsen de dünyanın öbür ucuna...Buydu istediğim hayatıma anlam katan adamım, ben sensiz, sen bensiz hep yarım kalacak bir yanımız...

ölüm_meleği Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 23-04-2006, 19:57   #15 (permalink)
ßeckham_38
Çalışkan 2de1'ci
 
ßeckham_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 22.04.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 124
İtibar Gücü: 14


...Boşver...

Üzerine daha bir tek kelime yazmadan birazdan buruşturup atacağını bildiğin beyaz bir kağıt duruyordur önünde

Elinde ise çocukluktan kalma bir alışkanlıkla arkasını kemirdiğin kara bir kalem. Kara, kapkara, tıpkı içinde bulunduğun oda gibi...

Bıçak gibi bir gidişti
Arkanı döndüğünde
Sallanmadı sardunyalarımın yaprakları
Kesin ve net
Sadece bitti…

Bir ağırlık çöker üzerine, bulunduğun yere sığamazsın. Görünürde hiçbir neden yoktur ortada. Boğazına sarılanın kim, içini daraltanın ne olduğunu bilemezsin. Ama bildiklerin de vardır elbette; yalnızsındır, için daralıyordur, yüreğin burkuluyor ve savunmasızsındır...

Bekledim
Bekleyişler içinde
Kayboluşumu seyrettim
Seni sevmek
Yeniden var olmaktı
Ben sensizlikte zamana yenildim…

Hiçbir sesin anlamı yoktur. Çalan telefonlara aldırmazsın. Konuşmak bir eziyettir ve derdini anlatmanınsa hiç ama hiçbir anlamı yoktur. Bakışların boshtur. Kendine bile katlanacak durumda değilsindir. Hiçbir şeyin o anda seni mutlu edeceğine inanmıyorsundur...

Güneş
İnat etmiş bir kere
Doğmamak için
Doğmayacak işte…

İlahi bir güç, hayatında değer verdiğin her kavramın içi bosaltılmıştır sanki. Yaşadığın kente de, o kentte yaşayan dostlarının da, yakınlarının da yabancılaştığını düşünürsün. Hiçbir şey gözetmeden, hiçbir şey beklemeden açtığın, hançerlenmiş yüreğinin kabuk tutmuş yarası da, o yürekte duyduğun sızı da önemsizdir o an senin için...

Güneş bu elbette doğacak
Başka suların
Başka kuşların
Kanına karışacak
Sadece zamanını bekliyor…

Hayatımı tam da sorgulama zamanı diye düşünür, bilmem kaçıncı kez ruhunla giriştiğin savaşa hazırlanırsın önce. Ama anında vazgeçersin. Çünkü bir daha böyle bir savaşa girecek ne gücün vardır, ne de o savaşta arkanı yaslayacağın yüreğine ve beynine güvenin...

Dünya var oldukça sürecek
Bir masalın kahramanlarıyız biz.
Birbirimizin farkındayız
Ve bu farkındalık
Can yakıyor...

”Neyse ya bosver” dersin. “Bosver” irsin... Kırarsın kalemi, buruşturursun kağıdı, koca bir yudum alırsın kadehindeki zehirden, yaslanırsın arkana ve gülümsersin...
ßeckham_38 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 23-04-2006, 21:12   #16 (permalink)
ßeckham_38
Çalışkan 2de1'ci
 
ßeckham_38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 22.04.2006
Yaş: 22
Mesajlar: 124
İtibar Gücü: 14


KenDiMi İhBaR EdİyORum

Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam,
Seni tarif edemeyeceğimi biliyorum.
Ulaşılmaz oldun hep
Dokunmak,hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni
Kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen
Payıma düşen herşeyi erteledim
Ama erteleyemediğim birşey vardı sana benziyordum

Su olsan dokunduğumda bozulurdun
Bozulmayan birşeydin.
Gidilecek bir yer olsan sonu olurdu,
Sonu olmayan birşeydin.
Uykuda görülecek bir rüya olsan uyanırdım,
Beni rüyamdan uyandırmayan birşeydin.
Simsiyah saçlarım olsun istiyordum
Ama baktım değil...

Ogün seni gözlerinden,anafatmadan,üç ırmağın
Birleştiği yerinden öpeyim desem
Aklıma ırmaklar gelir...

Düşünki yılan dağından aşağı iniyoruz,
Ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış
Onu söylüyoruz.
Öyle birşeysin sen
Seni düşündükçe yoruluyorum desem
Dünyanın en büyük yalanı olur
Yalanım yok....

Bugünden yarına ne kalır bilmem
Ama sen kalırsın,
Tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi
Yaşadıklarımız azdı
Zamana sığmadık yaşamak isterken herşeyi..
Bugün şarkı söylüyorsam
Yarın şarkı değil,
Şarkı gibi seni yaşamak isterim..

Halkıma benziyordun
Bir yanın göç ,bir yanın toprak kokuyordu hep
Gezmediğm yerin kalmadı
Bazen yasaklandın bana bazen
Bir suç gibi boynunda taşıdım seni
Yedi telli sazınla bile anlatamadım
Sen bir uçurum gülüydün
Ellerimi her uzattığımda bin kırıkla geri döndüm
Yasaların bile tanımlayamadığı birşeydin.
Haritalara sığmazdın
Her ülkede bir başka gülüyordun
Uzundun,inceydin,dokunduğumda,
Nereli olduğumu seninle hatırlardım
Bana hep kendimi hatırlatan birşeysin sen

Uzaksın,yakınsın,özlenensin ama bugün değil
Yarın gibi birşeysin sen
Bugün herşeyi değiştirmek için çabalarken
Sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda
Kabül ediyorum
Dünyaya bu kalsın ama sen bilme
Dünyada kaç iklim,kaç zulüm,kaç ölüm var
Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin
Bilme....

Bugün her ölümle biraz ölürken,
Seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden
Gecenin eb karanlık yerindeyim
Bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan
Yinede istiyorum seni
Sadece benim seni anladığım
Kimsenin unutmamak için defterde not düşmediği
Ama hayatımda hep bir dipnot olarak kalan
Kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni.
Dağları delmiyorum
İnmek istiyorum oralardan
Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak
Günaydın der gibi sokağa fırlamak
Ve şarkı söylemek istiyorum.

Adına aşk diyorlar,gelecek diyorlar
Bana yetmiyor.
Her şarkımda sana bir adım daha
Yaklaşmak istiyorum.
Bir başka dilden seviyorum seni
Kırmızıdan daha uzundur
Gelincikler gibi bir mevsim değil
Dört iklim köşe buçak.
Kim ne derse desin
Geri dönecek yerim yok
Bir kentin ortasında
Çığlık çığlığa bağırarak tek başıma kalsamda
Yinede seviyorum seni
Bu bir suç duygusudur
Kendimi ihbar ediyorum.....
ßeckham_38 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 24-04-2006, 10:43   #17 (permalink)
berna_huner
Hırslı 2de1'ci
 
berna_huner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 20
Mesajlar: 634
İtibar Gücü: 15


bir dakika hayatınızı değiştirebilir

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim.
>Tanrı "Hayır. Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, senin
>bırakabileceğin bir şeydir." dedi.
>
>Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim.
>Tanrı "Hayır. Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, o geçici bir
>şeydir." dedi.
>
>Tanrıdan bana sabır vermesini istedim.
>Tanrı "Hayır. Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir.
>Sabır verilmez, hak edilir." dedi.
>
>Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim.
>Tanrı, "Hayır. Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı."
>dedi.
>
>Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim.
>Tanrı "Hayır. Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı,
>onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar." dedi.
>
>Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim.
>Tanrı "Hayır. Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için
>yardım edeceğimden emin olabilirsin." dedi.
>
>Tanrıdan hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim.
>Tanrı, "Hayır. Ben sana hayatı vereceğim, böylece hayata dair her şeye
>sahip
>olabilirsin." dedi.
>
>Tanrıdan, tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim.
>Tanrı şöyle dedi: "Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin."
>
>Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya hep "ver bana..." ile biten dualar eder,
>olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla..." diye bitirir dualarını...
>
>Steve Goodier'ın "Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir" adlı kitabından
>alınmıştır.
berna_huner Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 24-04-2006, 11:51   #18 (permalink)
Ruhsar
σzℓємιмѕιη
 
Ruhsar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
şeqeyimsin Bi BiBitanemsin
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 10.962
İtibar Gücü: 45


Ayna soylesın bakalım

Kılavuzumuz Mevlana, "Aynan, bilir misin neden gammaz degil? Yuzunden tozu, pasi silinmemiste ondan" diyerek AYNA dersine giriyor.

Hic tanimadiginiz halde ilk gordugunuzde sinir oldugunuz, size soguk gelen insanlar oluyor mu? iste bilincaltinizda size ait goruntuyu ayna da goruyorsunuz demektir bu... Ilk duydugumda cok mantikli gelmese de beklentisiz sevgi icin iyi bir dersti bu benim icin. Gordugum herseyin KENDIM oldugunun ilk idraki. Gormek istedigimizi degil goruneni kabullenip kendimizi hale yola soktugumuzda o ayna asil alemden o kadar guzel yansimalar yapmakta ki, hem kendi ic isigimiz daha guzel parlamaya, hem de etrafimiz isildamaya basliyor. Gozlerimiz kamasiyor resmen, kendimizden baskasini goremez oluyoruz gercekten...

Hadi temizleyelim aynamizi... siz de "hadi" diyorsaniz gelin. Diyor ki kılavuzumuz Mevlana, "Demirden yapilma ayna suretler icindir. Can yuzunun aynasiysa cok pahali, cok degerlidir."
Ruhsar Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 24-04-2006, 13:36   #19 (permalink)
berna_huner
Hırslı 2de1'ci
 
berna_huner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 20
Mesajlar: 634
İtibar Gücü: 15


İRANA ÖZENENLERE

İran'daki devrim yasalarına göre ''erkekle birlikte görlen kadın , erkeğin eşi yada akrabası olduğunu ispat edemediği takdirde fahişe gibi cezalandırılır. Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, uzun süren arkadaşlık döneminden sonra yeni evlenmiş bir çifttir... Muhammed sığır ticaretiyle uğraşmakta, Ziba ise özel bir hastanede hemşirelik yapmaktadır. Bir aylık evli olan çift, balayı planları yapmaktadırlar... Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek eşine ve kendine onbeş günlük bir balayı programı hazırlarlar.. ve özel otomobilleriyle balayılarını geçirmek için Benderabbas şehrine hareket ederler...
• Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km yol katederler. İran Devrim Muhafızları Pasdar'lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaktadırlar.Zİba il Muhammed'in araçlarınıda durdururlar. Ziba'dan evlilik cüzdanı istenir.Çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur. Cüzdanı evde unutmuştur. Muhammed yeni evli olduklarını, balayına gittiklerini Devrim Muhafızlarına anlatmaya çalışır. Devrim kuralları kesindir. Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir, cezalandırılmalıdır. Ziba ile Muhammed evli olduklarına dair yeminler eder, yalvarırlar. Nafile. Ziba karakola götürülüp fahişelik suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır. Muhammed '' evlerinin 600 km uzakta olduğunu, müsaade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini '' söyler. Devrim Muhafızları Zibayı bırakmaz. '' Evlilik cüzdanını getir, kadını götür'' denir. Muhammed evlilik cüzdanlarını almak için geri döner....
• Şoke olmuştur. Bir an evvel gitmeli, cüzdanı getirip karısını o canilerin elinden kurtarmalıdır... Yollar uzadıkça uzar, viraja süratlı giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır. Kazadan üç-dört saat sonra, Muhammed ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir.. Onbeş gün şuursuzca yatar. Kendine geldiğinde ilk Ziba'yı sorar. Kabus bitmemiştir. Ziba canilerin elinde kalmıştır. ''Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım...'' der. Ve hastaneden kaçar.. Evine gider..Evlilik cüzdanını alır.. Zina'yı alıkoyan karakola gider. '' Ziba nerede? Evlilik cüzdanımı getirdim.Karımı serbest burakın. '' der. Buz gibi bir yanıt alır... '' Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük. Bu kadının fahişe olduğunu kabul ettikve astık.''
• Ziba'nın morgdaki cesedini Muhammed'e verirler.....


Okuduğunuz bu yazı 1985-90 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir öyküdür. Ve Büyük Önderimize ne kadar sevgi göstersek azdır......
berna_huner Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 24-04-2006, 14:43   #20 (permalink)
ErGeNeKoN_
Kendini aşan 2de1'ci
 
ErGeNeKoN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 2.756
İtibar Gücü: 21


Barış Abiden Medeniyet örneği Avrupalıya bi ders

Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur... Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir... Sürekli, "İste Türk, yani barbar, vahşi vs..."demektedir...
Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere yanınızda kâğıt para var mı?" diye sorar! Bu soruya spiker şaşırır ve "evet var ama n'olacak" der... Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır... Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adli şarkısını söylemiştir... Bu şarkının bir bölümü şöyledir:"Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan"... (Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Basınıza Albümü / 1992) Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adi geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...Barış Manço spikere sorar: "Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim?" Spiker: "General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynidir, "General.......", "Amiral...........", "Komutan............." Spikerin bu
"Falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır... Spikere derki:
> >> >"Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Sairdir... Bu fotoğraftaki kişi Mevlana’dır. Düşünürdür... Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Adaletin sembolüdür... Bu paradaki kişi ise
Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen kişidir.Bizim paralarımız bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına "sairlerimizin", "düşünürlerimizin", "bilim adamlarımızın" fotoğraflarını bastık... Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş adamlarının fotoğraflarını
> basmışsınız!" der...
> >> >
> >> >Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri canlı yayını keserler ve spikeri oradan kovarlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden baslar, yeni spiker Barış Manço'dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...
ErGeNeKoN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
İşte Hak İşte Selahiyet! KaaN Osmanlı Devleti 5 18-12-2007 15:41
İşte O Köprü KaaN Fotoğrafçılık ve Resimler 1 23-10-2007 09:37
İşte Rum Barbarlığı ! KãRdé£éN Türkiye Hakkında - Genel - 4 25-08-2007 18:34
İŞTE ben **İSYANKAR** Üye Resimleri 17 29-06-2007 20:19





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849