HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #11 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Her insanın bir şarkısı vardır Her insanın bir şarkısı vardır Bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar arkadaşlarını toplayıp doğaya gider, ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler. Bu kabileye göre, her ruhun kendine özgü ses vibrasyonları vardır. Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler. Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde, aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir. Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu farketmelerini ve bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz. Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir. Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü bu kabileye göre, antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez: Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir. Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz. Gerçek dost, senin şarkını duyan ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır. Alan Cohen "Living from the Heart"dan alıntı |
| | |
| | #12 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 193 İtibar Gücü: 14 | Seversiniz bazen.. Seversiniz bazen...Bir kuşu beslemek misali,karşınızdaki insanı sevginizle beslersiniz. Farklıdır sevmesi insanların...Kimi kafese tıkar kuşunu öyle besler,alır özgürlüğünü elinden, seviyorum sanır.Öyle sandıkça sıkar karşısındakini, bunaltır.Ufacık bir fırsat bulsa kaçmak,kurtulmak ister artık kuş. Aslında korkularından yapar insan bunu,karşısındaki insana anlatamaz, anlatmasını bilmez.Bir başka insana gitmesini istemez. Her koca devin koca korkuları vardır, kimse bilmez.Kimi de serbest bırakır kuşunu. Salıverir gökyüzüne,döner gelir elbet der, döner gelir seviyorsa. Alır riski çekinse de birşeylerden.Bilir ki; koysa kafese bir gün kesin kaçıp gidecek, bir gün kesin terkedecek.Serbest bırakır!Döner gelir o da karnı acıktıkça, yüreği sevgiye acıktıkça.Ne kadar çekinse de bilir geri döneceğini adam.Bilir başka yerlere, başka kişilere gitse debir gün, bir şekilde geri döneceğini... Kuş ta bilir daha iyisinin olmadığınıama bazen nankörlüğü tutar.Unutur onun için yapılanları,uğramaz olur bir zaman... Başka kapılarda, başka pencerelerde aynını arar.Ama bilmez başkalarda hiç aynılık bulunmaz.Pişman olur, geri döner bir zaman sonra. Öyle yenik, öyle mağlup döner ki hem de...Artık kafese girmeye bile razı olmuştur. Şanslıdır...Eğer geri döndüğünde açık bir pencereveya aynı evde, aynı kişileri bulabilirse...Eğer terkettikleri taşınmamış,Aynı yerde kalabilmişse... |
| | |
| | #13 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Tutku - Aşk - Sevgi ![]() Tutku - Aşk - Sevgi Papatya tarlası... Bir papatya tarlası düşün. İlkbahar ayları. Ve sen, onun yanından geçen yolda yürüyorsun. Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çekiyor. Binlercesinden birisidir ama sen, O'nun yanına gidiyorsun. Onda seni çeken bir şey var... O papatyayı koparıyorsun.. Sadece senin olsun istiyorsun, sadece senin.. Öleceğini düşünmeden. Ve gidiyorsun o tarladan. İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici. İşte bu tutku... Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsun. Yine milyonlarcası arasında bir tanesi ilgini çekiyor. Yaklaşıyorsun, yanına gidiyorsun o papatyanın. Gözlerin başkasını görmez oluyor o an. Onun için herşeyi yapmak istiyorsun. Dokunmak istiyorsun. Dokunamıyorsun ama, orda, onunla ölmek istiyorsun. Ama birden hafif bir rüzgar esiyor ve bir başka güzel çiçek kokusu geliyor burnuna. O kokunun cazibesine dayanamıyorsun. Unutturuyor her şeyi bir anda ve o baştan çıkarıcı kokunun geldiği yöne gidiyorsun. O papatya orada kalıyor, yüreğinin bir kenarında... Paylaşılmamıştır daha birçok şey... Unutulmaz belki ama geri de dönülmez ona.. İşte bu aşk... Yine o yoldasın. Papatya tarlasının yanından geçen. Ve yine bir papatya... Milyonlarcasının içinden bir tek o seni çekiyor. Gidiyorsun yanına.. Orda kalakalıyorsun.. Hiç ölmesin diye her şeyi yapıyorsun. Tüm gücünle onunla olmak istiyorsun... Oradan seni koparacak hiçbir güç olmadığına inanıyorsun.. Ve orda onunla ölene kadar birlikte kalıyorsun. İşte bu da sevgi... |
| | |
| | #14 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 450 İtibar Gücü: 14 | senı senınle yaşamayacak kadar çok seviorum Seni, seninle paylaşamayacak kadar çok seviyorum. Çabalama sakın anlamak için beni. Benim derdim bendeki benleri, bendeki senleri seninle paylaşmak değil ki...Seninle anlam kazanmadı sahip olduklarım. Ben zaten güneşin parlak bir tepsi gibi kapladığı göğe yabancı değildim ki! Ayın kızıydım ben senden önce de. Simden bir örtü gibi üstüme örter ayı, hıçkırıklarımla renklendirirdim dolunayı... Öpüşlerimi saklamadım hiç dudaklarına. İçimi kıpır kıpır yapan baharla taçlanan papatyaların sarı göbeklerinde de dolaştı dudaklarım, sahip olamadıklarının acısını inci tanelerine dönüştürüp yanaklarına bir kolye gibi dizen çocuğun acısını da tattı pembe yanım... İstediğim için vardın hayatımda. Sana uyanan sabahlar katmak istediğim için, düşlerimde soktum seni koynuma. Gülüşünün haylazlığını, gözyaşlarının tuzlu tadını tatmak istediğim için “aşk”a düştüm bu deli oyunun kucağında. Sokaklarda yürüyen, kendi geleceğine adımlar atan milyarlarca insandan ikisiydik yalnızca. Düşünsene olasılıkların sonsuzluğunu...Rastlantıysa, çarpışmalarımızı ben kattım adımlarımıza... İçimdeki melankolik kadını besledim yokluğunla...Bir kırmızı kadehin içinde boğuldum yalnızlığımla.Adaklar adamadım kavuşmaların uğruna.Çünkü sen kadar sensizliği de istedim ben aşkın tadına doyasıya varabilmek adına. Özlemek istedim seni, gecelerce uykusuz kalan bir kadının gözünü kapatıp rüyalara teslim olmasını istemesi gibi. Havai fişekler patlamalıydı gözlerimde seni yeniden gördüğümde...Kavuşmanın lezzetini sağlayan özlem değil miydi? Özlenmeyen bir yürekte aşk barınabilir mi? Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda elin elimde sarılmak istemedim yağmurlara. Yokluğunu yüklenip sırtıma, şeffaflığında hissedebilmek istedim seni umarsızca.Kolaydı ıslanmak sırılsıklam saçakların altında, zor olanı istedim; yağmurla değil, varlığının kattığı yoklukla yıkanmak...Başardım canözüm, az önce okşarken saçımın her bir telini bir sağanak, özleminle sırılsıklamdım sensizliği her bir hücremde anlayarak... Seni tüm bencilliğimle sevdim...Sevilme ihtiyacımın cevabıydın sen...Aşkın sendeki yansımalarıydı beni çeken. Yankılanan sesimdi, sesindeki. Ben sevmenin bana ait olan kısmını sevdim. Deniz dibinin büyüleyici evreninden çıkıp, vurgun yiyen yanını sevdim. Dingin doğanın içine kattığım fırtınayı sevdim...Belki seni değil, seni sevmeyi; belki seni değil, senin beni sevmeni sevdim... Bir senfoninin çok sesli ritminde, hayalini giyinip süslü bir elbise gibi üzerime, sonsuzluğa uzanan adımlarla dans etmekti istediğim. Sımsıkı sarıldığım bir beden yetmezdi ki bana. Kurallarla sınırlanmayan, dokunmakla doyulmayan bir eşti beklediğim...İşte tam bu yüzden sendin istediğim.. Uçurumların ürkütücü yüksekliklerinden uzanıp beni kurtaracak bir el istemedim. Zirvelerden diplere yuvarlanmanın tanımsız heyecanını tatmak istedim. Sakin limanlara, dingin havalarda demir atmak istemedim. Alabora olmak, deniz tuzuyla yıkanmaktı...Monoton bir huzuru değil, tutkulu bir kaosu seçtim.Bana göre değildir düz çizgiler bilirsin, sivri uçlu köşeleri severim... Bedenimin içinde sanki binlerce peri, efsunlu sihirlerle ihtirasımı besledi. Dokunmak istemedim hemen, artık benim için erkek kelimesinin anlamı haline gelmiş tenine. Beklemekti tutkunun dehşetini arttıran. İlk dokunduğunda delice istediğin kadına, içine yuvarlandığın zevk dehlizlerini anımsa...İçiçeydik, bütündük, tektik. İstediğim için karışmıştık birbirimize... Ayrılığın bir ahtapot gibi kollarını sardığı bir aşk istedim. Çünkü aşkı tüketecek kadar çok paylaşmak istemedim seninle...Paylaşıldıkça azalır tutku, paylaşıldıkça eskir aşk. İstemedim sıradanlığın gri ezikliğiyle renklenen bir sevdayı. Özeldi, özel kalmalıydı. Özlemeliydim hep seni, istemeliydin hep beni. Kavuşamamanın, yoklukların devasa gölgesi olmalıydı üzerimizde... Ben seni kavuşmak için değil, kavuşmayı özlemek için sevdim...Öyle bir imza attın ki sol yanıma, gizli gizli dolaşıyorsun bedenimin her yanında...Öyle bir yazıldım ki alnına, taşıyorsun gitsen de dünyanın öbür ucuna...Buydu istediğim hayatıma anlam katan adamım, ben sensiz, sen bensiz hep yarım kalacak bir yanımız... |
| | |
| | #15 (permalink) |
| Kayıt: 22.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 124 İtibar Gücü: 14 | ...Boşver... Üzerine daha bir tek kelime yazmadan birazdan buruşturup atacağını bildiğin beyaz bir kağıt duruyordur önünde Elinde ise çocukluktan kalma bir alışkanlıkla arkasını kemirdiğin kara bir kalem. Kara, kapkara, tıpkı içinde bulunduğun oda gibi... Bıçak gibi bir gidişti Arkanı döndüğünde Sallanmadı sardunyalarımın yaprakları Kesin ve net Sadece bitti… Bir ağırlık çöker üzerine, bulunduğun yere sığamazsın. Görünürde hiçbir neden yoktur ortada. Boğazına sarılanın kim, içini daraltanın ne olduğunu bilemezsin. Ama bildiklerin de vardır elbette; yalnızsındır, için daralıyordur, yüreğin burkuluyor ve savunmasızsındır... Bekledim Bekleyişler içinde Kayboluşumu seyrettim Seni sevmek Yeniden var olmaktı Ben sensizlikte zamana yenildim… Hiçbir sesin anlamı yoktur. Çalan telefonlara aldırmazsın. Konuşmak bir eziyettir ve derdini anlatmanınsa hiç ama hiçbir anlamı yoktur. Bakışların boshtur. Kendine bile katlanacak durumda değilsindir. Hiçbir şeyin o anda seni mutlu edeceğine inanmıyorsundur... Güneş İnat etmiş bir kere Doğmamak için Doğmayacak işte… İlahi bir güç, hayatında değer verdiğin her kavramın içi bosaltılmıştır sanki. Yaşadığın kente de, o kentte yaşayan dostlarının da, yakınlarının da yabancılaştığını düşünürsün. Hiçbir şey gözetmeden, hiçbir şey beklemeden açtığın, hançerlenmiş yüreğinin kabuk tutmuş yarası da, o yürekte duyduğun sızı da önemsizdir o an senin için... Güneş bu elbette doğacak Başka suların Başka kuşların Kanına karışacak Sadece zamanını bekliyor… Hayatımı tam da sorgulama zamanı diye düşünür, bilmem kaçıncı kez ruhunla giriştiğin savaşa hazırlanırsın önce. Ama anında vazgeçersin. Çünkü bir daha böyle bir savaşa girecek ne gücün vardır, ne de o savaşta arkanı yaslayacağın yüreğine ve beynine güvenin... Dünya var oldukça sürecek Bir masalın kahramanlarıyız biz. Birbirimizin farkındayız Ve bu farkındalık Can yakıyor... ”Neyse ya bosver” dersin. “Bosver” irsin... Kırarsın kalemi, buruşturursun kağıdı, koca bir yudum alırsın kadehindeki zehirden, yaslanırsın arkana ve gülümsersin... |
| | |
| | #16 (permalink) |
| Kayıt: 22.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 124 İtibar Gücü: 14 | KenDiMi İhBaR EdİyORum Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam, Seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldun hep Dokunmak,hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni Kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen Payıma düşen herşeyi erteledim Ama erteleyemediğim birşey vardı sana benziyordum Su olsan dokunduğumda bozulurdun Bozulmayan birşeydin. Gidilecek bir yer olsan sonu olurdu, Sonu olmayan birşeydin. Uykuda görülecek bir rüya olsan uyanırdım, Beni rüyamdan uyandırmayan birşeydin. Simsiyah saçlarım olsun istiyordum Ama baktım değil... Ogün seni gözlerinden,anafatmadan,üç ırmağın Birleştiği yerinden öpeyim desem Aklıma ırmaklar gelir... Düşünki yılan dağından aşağı iniyoruz, Ve dünyada sadece iki kişilik türkü kalmış Onu söylüyoruz. Öyle birşeysin sen Seni düşündükçe yoruluyorum desem Dünyanın en büyük yalanı olur Yalanım yok.... Bugünden yarına ne kalır bilmem Ama sen kalırsın, Tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi Yaşadıklarımız azdı Zamana sığmadık yaşamak isterken herşeyi.. Bugün şarkı söylüyorsam Yarın şarkı değil, Şarkı gibi seni yaşamak isterim.. Halkıma benziyordun Bir yanın göç ,bir yanın toprak kokuyordu hep Gezmediğm yerin kalmadı Bazen yasaklandın bana bazen Bir suç gibi boynunda taşıdım seni Yedi telli sazınla bile anlatamadım Sen bir uçurum gülüydün Ellerimi her uzattığımda bin kırıkla geri döndüm Yasaların bile tanımlayamadığı birşeydin. Haritalara sığmazdın Her ülkede bir başka gülüyordun Uzundun,inceydin,dokunduğumda, Nereli olduğumu seninle hatırlardım Bana hep kendimi hatırlatan birşeysin sen Uzaksın,yakınsın,özlenensin ama bugün değil Yarın gibi birşeysin sen Bugün herşeyi değiştirmek için çabalarken Sen değişmeyen olarak duruyorsun karşımda Kabül ediyorum Dünyaya bu kalsın ama sen bilme Dünyada kaç iklim,kaç zulüm,kaç ölüm var Bir seni bunların karşısına koymak nasıldır bilemezsin Bilme.... Bugün her ölümle biraz ölürken, Seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden Gecenin eb karanlık yerindeyim Bir sigara ateşinin aydınlattığı kadar ışık bile olsan Yinede istiyorum seni Sadece benim seni anladığım Kimsenin unutmamak için defterde not düşmediği Ama hayatımda hep bir dipnot olarak kalan Kendi yasaklarım gibi unutmuyorum seni. Dağları delmiyorum İnmek istiyorum oralardan Hepiniz gibi aynada saçlarımı taramak Günaydın der gibi sokağa fırlamak Ve şarkı söylemek istiyorum. Adına aşk diyorlar,gelecek diyorlar Bana yetmiyor. Her şarkımda sana bir adım daha Yaklaşmak istiyorum. Bir başka dilden seviyorum seni Kırmızıdan daha uzundur Gelincikler gibi bir mevsim değil Dört iklim köşe buçak. Kim ne derse desin Geri dönecek yerim yok Bir kentin ortasında Çığlık çığlığa bağırarak tek başıma kalsamda Yinede seviyorum seni Bu bir suç duygusudur Kendimi ihbar ediyorum..... |
| | |
| | #17 (permalink) |
![]() Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 634 İtibar Gücü: 15 | bir dakika hayatınızı değiştirebilir Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim. >Tanrı "Hayır. Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, senin >bırakabileceğin bir şeydir." dedi. > >Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim. >Tanrı "Hayır. Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, o geçici bir >şeydir." dedi. > >Tanrıdan bana sabır vermesini istedim. >Tanrı "Hayır. Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. >Sabır verilmez, hak edilir." dedi. > >Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim. >Tanrı, "Hayır. Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı." >dedi. > >Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim. >Tanrı "Hayır. Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı, >onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar." dedi. > >Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim. >Tanrı "Hayır. Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için >yardım edeceğimden emin olabilirsin." dedi. > >Tanrıdan hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim. >Tanrı, "Hayır. Ben sana hayatı vereceğim, böylece hayata dair her şeye >sahip >olabilirsin." dedi. > >Tanrıdan, tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim. >Tanrı şöyle dedi: "Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin." > >Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya hep "ver bana..." ile biten dualar eder, >olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla..." diye bitirir dualarını... > >Steve Goodier'ın "Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir" adlı kitabından >alınmıştır. |
| | |
| | #18 (permalink) |
![]() şeqeyimsin Bi BiBitanemsin Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 10.962 İtibar Gücü: 45 | Ayna soylesın bakalım Kılavuzumuz Mevlana, "Aynan, bilir misin neden gammaz degil? Yuzunden tozu, pasi silinmemiste ondan" diyerek AYNA dersine giriyor. Hic tanimadiginiz halde ilk gordugunuzde sinir oldugunuz, size soguk gelen insanlar oluyor mu? iste bilincaltinizda size ait goruntuyu ayna da goruyorsunuz demektir bu... Ilk duydugumda cok mantikli gelmese de beklentisiz sevgi icin iyi bir dersti bu benim icin. Gordugum herseyin KENDIM oldugunun ilk idraki. Gormek istedigimizi degil goruneni kabullenip kendimizi hale yola soktugumuzda o ayna asil alemden o kadar guzel yansimalar yapmakta ki, hem kendi ic isigimiz daha guzel parlamaya, hem de etrafimiz isildamaya basliyor. Gozlerimiz kamasiyor resmen, kendimizden baskasini goremez oluyoruz gercekten... Hadi temizleyelim aynamizi... siz de "hadi" diyorsaniz gelin. Diyor ki kılavuzumuz Mevlana, "Demirden yapilma ayna suretler icindir. Can yuzunun aynasiysa cok pahali, cok degerlidir." |
| | |
| | #19 (permalink) |
![]() Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 634 İtibar Gücü: 15 | İRANA ÖZENENLERE İran'daki devrim yasalarına göre ''erkekle birlikte görlen kadın , erkeğin eşi yada akrabası olduğunu ispat edemediği takdirde fahişe gibi cezalandırılır. Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, uzun süren arkadaşlık döneminden sonra yeni evlenmiş bir çifttir... Muhammed sığır ticaretiyle uğraşmakta, Ziba ise özel bir hastanede hemşirelik yapmaktadır. Bir aylık evli olan çift, balayı planları yapmaktadırlar... Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek eşine ve kendine onbeş günlük bir balayı programı hazırlarlar.. ve özel otomobilleriyle balayılarını geçirmek için Benderabbas şehrine hareket ederler... • Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km yol katederler. İran Devrim Muhafızları Pasdar'lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaktadırlar.Zİba il Muhammed'in araçlarınıda durdururlar. Ziba'dan evlilik cüzdanı istenir.Çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur. Cüzdanı evde unutmuştur. Muhammed yeni evli olduklarını, balayına gittiklerini Devrim Muhafızlarına anlatmaya çalışır. Devrim kuralları kesindir. Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir, cezalandırılmalıdır. Ziba ile Muhammed evli olduklarına dair yeminler eder, yalvarırlar. Nafile. Ziba karakola götürülüp fahişelik suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır. Muhammed '' evlerinin 600 km uzakta olduğunu, müsaade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini '' söyler. Devrim Muhafızları Zibayı bırakmaz. '' Evlilik cüzdanını getir, kadını götür'' denir. Muhammed evlilik cüzdanlarını almak için geri döner.... • Şoke olmuştur. Bir an evvel gitmeli, cüzdanı getirip karısını o canilerin elinden kurtarmalıdır... Yollar uzadıkça uzar, viraja süratlı giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır. Kazadan üç-dört saat sonra, Muhammed ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir.. Onbeş gün şuursuzca yatar. Kendine geldiğinde ilk Ziba'yı sorar. Kabus bitmemiştir. Ziba canilerin elinde kalmıştır. ''Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım...'' der. Ve hastaneden kaçar.. Evine gider..Evlilik cüzdanını alır.. Zina'yı alıkoyan karakola gider. '' Ziba nerede? Evlilik cüzdanımı getirdim.Karımı serbest burakın. '' der. Buz gibi bir yanıt alır... '' Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük. Bu kadının fahişe olduğunu kabul ettikve astık.'' • Ziba'nın morgdaki cesedini Muhammed'e verirler..... Okuduğunuz bu yazı 1985-90 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir öyküdür. Ve Büyük Önderimize ne kadar sevgi göstersek azdır...... |
| | |
| | #20 (permalink) |
![]() Kayıt: 21.04.2006
Mesajlar: 2.756 İtibar Gücü: 21 | Barış Abiden Medeniyet örneği Avrupalıya bi ders Barış Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur... Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir... Sürekli, "İste Türk, yani barbar, vahşi vs..."demektedir... Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere yanınızda kâğıt para var mı?" diye sorar! Bu soruya spiker şaşırır ve "evet var ama n'olacak" der... Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır... Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında "Anahtar" adli şarkısını söylemiştir... Bu şarkının bir bölümü şöyledir:"Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan"... (Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Basınıza Albümü / 1992) Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adi geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir...Barış Manço spikere sorar: "Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim?" Spiker: "General......." Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynidir, "General.......", "Amiral...........", "Komutan............." Spikerin bu "Falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır... Spikere derki: > >> >"Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur. Sairdir... Bu fotoğraftaki kişi Mevlana’dır. Düşünürdür... Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Adaletin sembolüdür... Bu paradaki kişi ise Atatürk'tür. "Yurtta barış, dünyada barış" diyen kişidir.Bizim paralarımız bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına "sairlerimizin", "düşünürlerimizin", "bilim adamlarımızın" fotoğraflarını bastık... Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş adamlarının fotoğraflarını > basmışsınız!" der... > >> > > >> >Barış Manço'nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri canlı yayını keserler ve spikeri oradan kovarlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden baslar, yeni spiker Barış Manço'dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| İşte Hak İşte Selahiyet! | KaaN | Osmanlı Devleti | 5 | 18-12-2007 15:41 |
| İşte O Köprü | KaaN | Fotoğrafçılık ve Resimler | 1 | 23-10-2007 09:37 |
| İşte Rum Barbarlığı ! | KãRdé£éN | Türkiye Hakkında - Genel - | 4 | 25-08-2007 18:34 |
| İŞTE ben | **İSYANKAR** | Üye Resimleri | 17 | 29-06-2007 20:19 |