HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | Melekten Nameler ![]() Kendi Dünyamı Zindan Ettin Bana... Zalim bir gardiyan gibi kapattın demir kapıları üzerime. Şimdi nefretle bakıyorum parmaklıklar arasından, Bir zamanlar bakmaya kıyamadığım yüzüne... Etrafım nice sevda mahkumuyla dolu artık; kime baksam kimi görsem hep kederli. Beni hapsettiğin bu uzak dünyada herkes bana benziyor, hepsinin yüzü tanıdık... Kime sorsam neden burada olduğunu, insanlardan kaçtığını söylüyor; sonra düşünüyorum, demek sandığım kadar yalnız değilim bu dünyada... Benim gibi insanlardan kaçıp, kendini bir çok benzer kaçakların arasına atan, acılarını sineye çeken, yalnız kaderiyle bir başına kalmak isteyen, yalnızlığını ve inzivasını bir hücre misali bir yerlerde yaşayan yüzlerce insan var... Hepsinin hikayesi farklı, ama sebebi hep aynı... Hepsinin kendi dünyalarını zindan eden başka insanlar var uzaklarda bir yerlerde... Sense; kendi dünyamı zindan ettin bana. Acımasız bir gardiyandan farkın yok gözümde, Mecburum boyun eğmeye işkencelerine; mecburum ve tutsağım sineye çektiğim sevgime... Ve her defasında kalbimi hançerlediğin nefretine... Şimdi, kendimi hapsettiğim, beni hapsettiğin bu hücrenin penceresinden baktığımda; masmavi, dalgalı ve sonu olmayan bir deniz görüyorum. Her şeyin bir sonu vardır ya, benim gördüğüm bu engin denizin bir sonu yok... Tıpkı senin ve benim bir sonumuz olmadığı ve olamayacağı gibi. O denize her baktığımda, kendilerini acımasızca ve özgürce bırakan insanlar geliyor aklıma. O insanları düşündükçe, gerçek özgürlüğün ne demek olduğunu anlıyorum. Beni hapsettiğin bu soğuk hücreden, bir gün dalgalara atlayarak çıkacağım, biliyorum. Ve sonra, özgürlüğümü, ruhumu, kalbimi benden alıp, yine bana hükmedecek, hüküm giydirecek ve beni tekrar başka bir hücreye atacak başka bir zalim bulacağım. Yaşamım hep tutsaklık yaşayarak geçti, birilerinin sevgisine, ilgisine, şefkatine esir olarak... Ve ben bu tutsaklığı hep içimde yaşadım, nereye gitsem benimle geldi; dışarıda özgürce akan dalgalara inat... Şimdi bir ben varım soğuk hücremin içinde, Bir de sen varsın, parmaklıkların ötesinde... Sana baktıkça tutsaklığıma olan tutsaklığımı hatırlıyorum. Tutsaklığımı hatırladıkça, kaçışlarla, uzaklaşmalarla, inzivalarla geçen ömrüme isyan ediyorum. İsyan ettikçe, kalbimdeki boşluk büyüyor, yüreğimdeki acıyla haykırıyorum. Haykırdıkça, susmamı, sakin olmamı söyleyen; bana kendi elleriyle işkenceler yapan o zalim gardiyanı görüyorum... "Ne yaptım ben sana?" demiştin, o acımasız yüzünü en son gördüğümde; Daha ne yapacaktın? Konu blackangel tarafından (04-12-2006 Saat 10:17 ) değiştirilmiştir. |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() ·´¯`·-ღ caηısı ღ-·´¯`· Kayıt: 18.06.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 15.688 İtibar Gücü: 150 | Şimdi, kendimi hapsettiğim, beni hapsettiğin bu hücrenin penceresinden baktığımda; masmavi, dalgalı ve sonu olmayan bir deniz görüyorum. Her şeyin bir sonu vardır ya, benim gördüğüm bu engin denizin bir sonu yok... Tıpkı senin ve benim bir sonumuz olmadığı ve olamayacağı gibi. Şimdi bir ben varım soğuk hücremin içinde, Bir de sen varsın, parmaklıkların ötesinde... Sana baktıkça tutsaklığıma olan tutsaklığımı hatırlıyorum. ah ne kadar tanıdık duygular bunlar... Tutsaklıklarımızın çok uzun sürmemesi dileğiyle.. paylaşımın için teşekkürler cnm |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Sevdim İşte Ötesi Yok Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de ugurlama. O yüregin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum >anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüsün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve asamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Durusunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Geçecek Bu Da Geçecek Geçecek bi tanem geçecek. Her şeyin geçtiği gibi. Kıyılarına vurup duran bir deniz var içinde. Durulacaksın." Ne anlatmalıyım sana. Yüreğim acıyor. Ellerim sıyrık içinde... Yenildim. Yine bilmem kaçıncı kez yenildim. Yeminlerim, asık yüzlü kararlarım, asla olmazlarım....... hiç biri kar etmedi. O, gelişi hep bilinen ama çaresiz teslim olunan kasırga gibi. Direnmeyeceğim. Bir idam mahkumu gibi teslim olacağım. Kimse yok, ellerimi bırakma, düşeceğim..." Gece kanıyor sessiz ve derinden. Yüreğim iki parça, ay gibi. Ellerim kanıyor, sar onları. Ellerim sana kanıyor, tut onları.......tutabilirsen. Sorularına cevap alamamayı sevmezsin ya, aslında hep cevaplarını bilmediğim sorular var hayatta. Durmadan onları soruyorsun. Oysa konuşacak ne çok şey var. Şu huzursuz insan kalbinin sukun bulduğu cennet bahçelerinden söz etmek isterdim mesela. Kalbim sakinleşirdi belki.Sonra masallardaki peri kızlarından bahsetmedik. Hani hep bir sırları vardır da ifşa ederlerse bir güvercin olup uçup giderler. Gülüyorsun içinden, "Peri kızı mı sanıyor bu kendini?", diyorsun. Biliyorum. Ama sen bilmiyorsun... Hayat; benim için boşlukları doldurabilme becerisi Geceyi kanatıyor bakışların. Sessizce iniyor üstümüze rahmet. Taa derinlerde kimsesizlik. Ben mi? Ben boşlukları dolduruyorum; boş sandalyeleri, boş saatleri, fill in the blanks'le belirtilen kelime arası boşlukları, avare boş gönülleri... Eyvallah etmiyorum ne sana, ne neon ışıklı hayatlara ya, yine de bir parçam kalıyor orada. Çekilmiyor hayat ya da çekemiyorlar bizi, bilmiyorum. Boş ver. Saçlarını okşayıp, dudağındaki tebessüm oluyorum, usulca kalbine dokunuyorum sonra. Ey aşk! Son hamleni yap şimdi. Hazırım... Yoruldum. Dipsiz bir kuyuya düşüyor gibiyim. Çırpındıkça daha hızlı, daha hızlı düşüyorum. Tutunmaya çalıştıkça parçalanıyor ellerim. Ey aşk, hadi gel! Buradayım. Yeter uykusuz gecelerim, yürek çarpıntılarım, kor gibi yakan hasretlerle geçen günlerim. Ne mümkün sevgili ve ne mümkün toprak. Ey aşk! Hazırım. Son hamleni yap şimdi.... KãRdé£éN sağol canım ellerin dert görmesin |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Vur Susma, beni uçurumlarda kendim ağlıyor bulmuşken susma ne olur. En bildiğin öfkeleri cümleler halinde haykır. Alevle yakılmış kelimelerinin biri bitmeden diğeri saplasın ciğerlerime. Her kelimen ayrı bir hançer acısı versin yüreğime. Patlamaya hazır azgın dalgaları üzerine giyinip çaresiz kıyılarıma vur. Vur, vurabildiğin kadar. Diş geçiremediğin en yakın insana karşı yıllarca biriktirdiğin ama bir türlü söylemediğin bedduaları benim için et..Yüreğinde yara bağlamasın çıplak öfkelerin. İçinde kalmasın en gariz küfürlerin..İşte bedenim burda; dilinin ucunda ne varsa say sayabildiğin kadar.... Boynumu yalnızlığın ayak ucuna bükmüşken, beni " bende " bu kadar zayıf yakalamışken ez ezebildiğin kadar. Öfkelerini kus avuçlarıma. Bana dair tek anı bırakma..Herşeyi kibritsiz yak, yakabildiğin kadar. Kır, hiçbir zaman yarası sarılmamış kanatlarımı. Kırılmış dallarımı ise içindeki kızgın kelimelerin lavlarında erit. İçindeki nefreti sesli kelimelerle haykır. Haykır ki, benden önceki yaralı geçmişinin tek sorumlusu ben bileneyim. Otuz küsür senelik ömrünün son beş ayına tanıklık eden beni hayatının en büyük hatası olarak yargıla emi. Hayatında en büyük hatan keşke ben olsaydım. Keşke ! Kendim düşmüşken uçurumlara; kendi yarınlarımı kendim hançerlemişken bir de sen vur, vurabildiğin kadar. Dürüstlük abidesi kelimeleri sırtına yükleyip en acımasızca yargıla beni. İnsanlığımı, sevdamı fütursuca yargıla. Sakın ama sakın kendini yargılama ! Aynalara bakarken benim çirkin yüzümü hatırla.. Ama hiçbir zaman aynalarda " kendinle " yüzleşme..Duvarlarda " yalancı" suretimi görüp öfkenin yumruklarıyla yarala yüreğimi. Hayatında biriktirdiğin tüm kavgaların sebebi olarak beni göster. Keşke, hayatındaki tüm kavgaların tek sebebi ben olsaydım.. Keşke ! Bu tek taraflı davanın yargıcı sen, savcısı da sen ol. Üç düğmeli darağacı elbisesini dikme gerek yok. Al senin olsun vücudum. Hayatının tüm öfkelerini benim bedenimden al. Hayata yenik başlamanın tek sorumlusu olarak gördüğin sevdamı yık, yıkabildiğin kadar..Ve mutlu olacaksan, şu canımı al diyeceğim ama bu canı sen vermedin ki sen alasın ! Tek bir kelime etmeden vur boynumu. Acıma, merhamet etme. Bir nefes kadar değerli bildiğin bu yüreği en kötü haliyle bil. Güya ömrünü mahveden tek kişi olarak gösterdiğin bana tüm günahlarını en güzel hediyen olarak bırak. Hayatında biriktirdiğin öfkelerin hesabını benden kes sevgili. Mahşere kalmasın hesabın.Yenik başladığın hayatın tek hatası olarak beni göster. Hançeri al, gözlerime sun. Giderken son hediyen olsun kanlı hançerin. Vur hadi, vurabildiğin kadar... Ölümü kuşan hadi. Kır zincirlerini. Musalla taşım hazır. Yeter ki ölüm senin ellerinden gelsin. Gözlerin, göğsüme saplanan son kurşunum olsun..Yüreğim, diz çökmüş dizlerin dibine. Çökmüşken kır, kırabildiğin kadar. Haklısın, sana hayatı zehir ettim değil mi ? Hayatındaki onca acıyı, onca günahı ben vermişcesine sadece yüreğimi öldür. Otuz küsur senenin son beş ayına tanıklık eden bu adamı ömrünün hatası olarak addet. Sonuna kadar vur emi. Bir daha doğrulamayım sevgili..Unutmadan, kötüler çok yaşamaz sevgili. Güya ben senin yüreğinde en kötüyüm. Merak etme o zaman; yakındır ölümüm..Sevinebilirsin artık. Zaferini kutlayabilirsin. Lakin tek üzüntüm var sana dair; ben gidince hayatındaki tüm hatalari yükleyebileceğin yüreği bir daha bulamayacaksın ne yazik ki.. Ben ona üzülürüm sevgili... Hakkın varsa eğer hesabın mahşere kalsın sevgili. Yok kalmasın diyorsan; bana gelen yolu ve yüreğimin adresini biliyorsun. Öfkelerini beline kuşanıp çık karşıma. Doğrulttuğun namluya yüreğimi usulca sürmezsem namertim sevgili ! gerk yok ben sıkarım |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Gittin Gidişin bir Kasım günüydü. Beyaz karların şehrimi istilasında öğrendim gidişini..Gittin, sevginde bir bahar göremeden çekip gittin..Ben bu satırları yazarken kim bilir sen gerçeğin aynasında yarınlara dair düşler kurmaktasın..Ben ise yalnızlığa inat kırdığın yüreğimden kalan son parçalarıyla birşeyler karalıyorum işte.Sakın üzerine alınma bu satırları. Toprağa gömülmüş bu ayrılığı kaldırıp yeniden filizlendirmek değil niyetim. Bu satırları sen okuyasın diye değil , gidişinden sonra içimde biriken bir avuç fırtınayı fakir satırlarımda yakmak istediğimdendir sevgili. Gidişin hala gözlerimin önünde. Son oynunu oynamak üzere sahneye cıkmış figüran gibi yalnızlığın suflelerini okuyup gittin... Gittin. Yüreğinde baharları beklerken rüzgarı koynuna alarak gittin..Sessizce gittin, kör uçurumlara saldım düşlerimin kırık kovalari. Hani bir zamanlar yüreğine umut taşıyan kırık kovalarım var ya.. İşte o kırık kovalarla sensizliğin kör saatlerinde hep gidişinin öfkeleri taşıdım yüreğime. Her kovada sensizlik yağdı üzerime. Her kovada cayır cayır yandı düşlerim..Ama hep sustum.. Sahipsiz çığlıkları yükledim yamalı heybeme..Azık diye bildiğim gülüşleri aradım durdum yalnızlığın güneş görmeyen köşelerinde..Yollara koyuldum, pusulasız halimle. Seni aradım, tek bir kelime etmeni bekledim.." Hoşcakal " kelimesinin dudaklarından yüreğime hançer gibi inmesi bekledim.. Gittin, tek bir kelime etmeden. Anılarımızı kibritsiz yakarak gitmiştin. Gittin oysa ben yüreğime nice yalanlar söyledim bir gün dönecek diye..Pembe yalanlarla avuttum kendimi. Yalanlarla avutmasam kendimi; ayrılığın soğuk teriyle korkusuzca yüreğime dayacaktim kör kurşunları..Oysa ben ölmeyi değil; senin uzaklarda ama bana bir nefes kadar yakın olan varlığında yaşlanmayı istiyordum.Pembe yalanlarımdan düşler kurup gelmeni bekledim sevgili..Sakın yanlış anlama sevgili ; benden önce kurduğun hayatı ellerinle yıkıp ikimizin mavi düş tarlasına geleceğine dair düşler değil kurduklarım. Bir gün dönüp " Gidiyorum, Hoşcakal " kelimelerinden ibaret kuru cümleyi alnımın yazgısına yapıştırıp son kez ait olduğun yalnızlığa dönmene dair yalanlar, düşler büyüttüm yüreğimin soğuk köşelerinde.. Gittin, "dua çiceğim" bildiğim yüreğinden " yüreğime" bir veda sözcüğünü esirgeyip gittin. Hani dönülmez sözler vermiştik birbirimize. Şimdi yeminleri tutmayan tek benmişim gibi tüm tövbelerin adaklarını acılarla ben ödüyorum; sen değil !Hani aynı gözle ağlayıp aynı yürekle gülümseyecektik biz. Hani sarı denizlerin üzerinde " vuslata" kulaç atacaktık seninle..Öğretmenliğe başladığın okul yolunda ayakların yorulmasın diye sırtını sana seren bu yüreğe çok mu gördün bir veda kelimesini..Çok mu gördün bunu sevgili ? Nefesim diye övündüğün bu sevdayı bir ayrılık cümlesiyle bitirememek niye sevgili ? Suskunluğun elbisesini çıkar üzerinden..Susma sevgili.. Tek bir kelimenle ölmeye hazır yüreğime tek bir söz söyle hadi..Kurşunları kelimelere ilmekleyip, son infazını boynuma geçir sevgili.... Biliyor musun gidişinden aylar sonra bile içimde kanıyor gidişinin sessizliği..Gidişinin tek kelimeye bile sığdırılamayan ezikliği hala sırtımda kambur. Yüreğim hala kırgın, gözlerim hala ıslak. Hala böğrümde suskunluğun bıçaksı dişleri. Üzerime giyindiğim elbiseden göremediğin irinleşmiş yalnızlığın duruyor göğsümde..Belki de senden kalan tek şey bu.. İrinleşmiş yalnızlığın.. ! Ayazlara gebe kalmış yüreğimle konuşacak o kadar cümlelerim var ki..Şimdiye kadar hep sen üzülmeyesin diye dudağımı büküp kelimelerimi ezdim dilimin ucunda. Ayrılık kelimelerini erteleyip bir gün tekrardan gelip gidişinin son kelimesini edeceksin diye bekledim durdum. Beklerken seni, sabır zırhını giyindim üzerime. Sustum, bir dağ gibi. Kurudum bir yaprağın sonbahardaki ölümü gibi. Yavaş yavaş ve içten içe...Ölmeyi bekleyen bir çınar ağacının solgun yapraklarını görüp köklerini bedeninden koparması gibi bende yüreğimden düşlerimi kopardım. Acıta acıta ve yavaş yavaş...Oysa öfkelere bürünüp kilit vurduğum dudaklarıma gidişin acısını anlatsam fırtınalar kopacaktı mavi denizlerimde. Belini kırıp yalnızlığın gölgesinde oturan yaralarıma bir dokunsam denize kavuşmaya hasret bir göl gibi avuç avuç kanayacaktı yüreğim. Damarlarımdan taşacaktı ayrılığın zehiri.. Biliyorum, beni ezip taşacaktı. Bentler kuracak olsam da yıkılacaktı önündekiler teker teker. Keşke bendeki sessizliği , yüreğimdeki ezikliği görüp son kez gelsen.. Toprağa gömülmüş aşkı tekrar filizlendirmek için değil; köklerinde yanan öfkeleri susturmak icin gelsen..Son kez ölümü dudaklarıma değdirip keşke kangren yaralarıma tuz diye gidişinin közlerini bassan sevgili.. " Dokuz aylık acının, Son doğum sancılarıydı yüzümde gizlediğim. Kangren olmuş yanlızlığın, Son satırlarıydı alnıma çizdiğim. Artık toprak olmuştur sevdan, Bir sayfa değildi üzerine kapanan; Vefasız sevdanın ölüm fermanıydı Tozlu raflara kalkan......" |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Gitme demem Gitme, koca şehirde yapayalnızlık kalmak istemiyorum. Gidersen, sensizliğin içinde hangi duvar avutabilir beni ? Bırakma beni karanlıklara. Alışkın değilim sabahları sensiz uyanmaya. Gitme umudum. Uçurumlardan esen rüzgarlarda tek başıma bırakma beni. Acıya kanattığım umutlarımı toprakta ezip gitme. Düş yorgunu gecelerde her sokakta seni aramak acıtır yüreğimi.Her köşede sensizliğe ağıtlar yakmak sonum olur ömrümün. Dur gitme. İçimdeki çocuğun ağlayacak hali kalmadı. Gidersen, uykulara dalıp unutacağım mı sanıyorsun o gözlerini ? Sorarım sana ; kolay mı tahta beşiklerde hasretini uyutmak ? Yıllarca cebimde biriktirdiğim gözyaşlarımı sende kurutmuşken gitme. Simsiyah bulutlar çöreklenmesin üzerime. Baharın koynunda uyanırken gözlerimi karanlıklara kapatmayayım. Gitme ince sızım. Uzak dağlarına yüreğimi sürüp sana koşmak isterdim ama sırtım kanlı ve yüreğim yaralı. Buğulu camlarda bıraktığım düş mavisi umutlarımı yetim bırakma. Sürgün misali yalnızlığında soğuk prangaları sırdaş bilmek istemiyorum. Yitik bir yüreğin baharlarında açmış dikenleri serme ellerime..Batarsa kanar, kanarsa yaşayamaz yüreğim. Gitme. Ardından bakakalmasın gözlerim tozlu yollara. İsyanlara bürünmesin gülen yüzüm. Ne olur gitme alınyazım. Acılarımı tütünle sarıp bir sigara dumanında çekerken içime, gitme. Dayanamaz bu can gidişine. Rıhtımlara her gece gözyaşımı boşalttırma beni. Ezik yüreğimi karların üzerine serme. Sana koşan ayaklarımda hüznün kirli denizlerine sokma beni. Mavilerin arasında kaybolur giderim. Umutlarımı alıp gitme gül yüreklim... Hangi denize sığdırabilirim ki sensizliğin acılarını .Hangi ilaç dindirir sensizliğin sancılarını. Bu dert içimde kabuk bağlar..Solmak istemiyorum kırık aynaların suretinde.Hazanlar girer gelinciklerin gülümsediği bahçelere. Göğümden tüm göçmen kuşlar kanatlanır ucsuz bucaksız diyarlara. Dur gitme. Yalınayak sahillerde gezinmeyeyim. Ellerim dikenlerde avunmasın. Gidişinle yüreğimi yaralarda bırakma ne olur... Şiirlerim kederimle, yüreğim gidişinle ağlamasın. Gülen gözlerime hicranlar inmesin. Bereketin ıslattığı toprağıma siyah bulutlar çöreklenmesin. Uçurumlar büyümesin duvarlarda. Pencerelerde kalmasın ıslak gözlerim. Yorgun düşmesin ayaklarım. Gitme iki gözüm. Bırakma beni tek başıma firkatinde.Düş fakiri olarak gezinmek istemiyorum şehrin ölüm kokan sessizliğinde.Ne olur gitme sevdiğim... Uyandırma beni ayrılıklarınla. Gitme diyen dudaklarım senden sonra kanamasın. Üşümesin senin sevginle gülümseyen gönül bahçem. Acılarımı unutmuşken sancının kavrulduğu ateşlerde ısıtma beni. Benek benek açan çiçeklerim mevsimsiz solmasın.Saçlarına düşen yıldızlar göğsüme ayrılığının hançerini sokmasın.Gitme canımdaki son can... Senin gözlerinden, senin yüreğinden başka bir sığınağım yok sevdiğim.. Gitme ne olur.Yetim kalmasın yüreğim. .............................. ......... " Karanlıklarıma bir avuç güneşin yetiyordu meğerse herşeyin yalanmış. Bir Kasım günü ait olduğun kollara geri döndün. Bir nefes sanmıştım seni lakin bıçağın en keskin yerinde kanattığın yüreğimi farkededim. Bilseydim gözlerinin yalan olduğunu, bilseydim gözyaşlarınnda baharlarımın solduğunu. Şimdi yüreğimin tozlu raflarında " yalnızlığa " gömdüm seni. Gittin demiyorum sana çünkü sen bana hiç gelmemiştin ki ." bu senin sözün |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() ·´¯`·-ღ caηısı ღ-·´¯`· Kayıt: 18.06.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 15.688 İtibar Gücü: 150 | Yüreğine sağlık canım, harikasın... ![]() Sana "YaR" diyorum..YaRa'Larım kanıyor... Bitti sanmıştım, unuttum demiştim, ömrümün geri kalanını sensiz geçirebileceğim fikrine bile kendimi inandırmıştım!... En büyük yalan, insanın kendine söylediği yalanmış geç anladım. Kaleminden çıkan birkaç cümleyle gözlerimin karşılaşması, yüreğimin seni yeniden hissetmesi, beynimin içine kazınan kare kare resimlerin ve kalabalıklar arasında yaşadığım başıboş dalıp gitmelerim!... Seninle yaşadığı bir günü, tüm geçmişine ve geleceğine denk tutan bir ruhu, mahşere kadar taşımak zor gelecek biliyor musun?... Öyle ya bir yağmur da, bir göl kenarında, gözlerinden içtim yağmur ve gece kadar yoğun şarabı ben!... Gece senin derinliğindir ben de, yağmur benim yüreğimin sağanakları... Aklıma düşmeye gör, en fırtınalı denizde yolunu kaybeden en acımasız dalga olur bakışlarım... Dalgalarımın kayalıklarla buluştuğu an çıkan sesleri duymanı hiç istemem! Canı çok acıyan bir deniz ağlıyor dersin eminim... Seni özledim, anlıyor musun, özledim!!! Gördüğüm her kuşun kanadına gözlerimi koyuyorum, bulunduğun diyarlara gelirler de seni görürüm diye... Sana " yar" diyorum, " yaralarım" kanıyor... Sana "yara" diyorum, tüm sözlerimin öznesi oluyor " yar' a"... |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() şeqeyimsin Bi BiBitanemsin Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 25
Mesajlar: 10.962 İtibar Gücü: 45 | yüreginize saglıkkk ![]() |
| | |
| | #10 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | ![]() Hep Tamamlanacak Değil Ya Bu Da Yarım Kalsın Seni sana rağmen yaşadım ben. Hep kaçışlarla dolu, hep eksik... bir yanını tamamlasam, mutlaka başka bir yerden açık veriyordum. Tamamlamaya uğraştıkça senin gizlerinde kaybolup gidiyordum. Bedenine değil, ruhuna taliptim ben. Bu yüzden bu kadar zorlanıyorum. Ben bir adanın değil, bir kıtanın kaşifiydim. Yola çıkmıştım bir kere dönüşüm yoktu; ama, öyle çok duraklıyordum ki, geriye dönüp baktığımda başladığım yerden birkaç metre bile uzaklaşamadığımı fark ediyordum. Üstelik menzilin ucundaki sen, benden daha hızlı yol alıyordun, belli ki kaçıyordun. Ufukta bile görülmeyen seraptın artık. Kaç kez "vazgeç" dedim kendime o yolun kenarındaki bir ormana girip yok olmayı düşündüm. Zaten yaşadığımda bu değil miydi? Seninle birlikte varlık bulduğumu düşünürken, senin olmaman yokluk hissinden başka ne verebilirdi ki bana? Oysa nasılda coşku doluydum başlarken... gecelerimi de, gündüzlerimi de sana adamaya hazırdım. Her gün yeni bir yönünü öğrenip şaşıracaktım. Seninle yaşadığım hiçbir şeyin tadını unutamayacaktım. Sen, sonbahar rüzgarında kopmuş, serseri bir defne yaprağı, ben sana dal olacaktım. Hangimiz yaprak, hangimiz dal karıştırıyorum artık. Ben bu uykuları uyuyalı çok olmuştu. Şimdi aynı uykuları yeniden uyuyorum. Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu... bir gece birinin bir gece diğerinin sonsuzluğunda kayboluyorum. Ne garip, kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum. Ne çok askerim var bana ihanet eden.... ben düşmanı alt edemediğimden değil, bu arkadan vuruşlar yüzünden yeniliyorum. Bir beyaz bayrak gerekiyor bana. Bütün mevzilerini kaybetmiş bir komutanın onurunu daha fazla zedelemeden teslim olmayı bilmesi gerek. Uzun sürmez esaretim. İçimde bu yenilginin acısını yıllarca taşıyacak olsam bile bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme. Gidiyorum. Geride yaşanmamış zamanları bırakarak. Sen de ürkekliğinle baş başasın... Seni sana rağmen yaşadım ben. Hep kaçışlarla dolu, hep eksik... bir yanını tamamlasam, mutlaka başka bir yerden açık veriyordum. Tamamlamaya uğraştıkça senin gizlerinde kaybolup gidiyordum. Bedenine değil, ruhuna taliptim ben. Bu yüzden bu kadar zorlanıyorum. Ben bir adanın değil, bir kıtanın kaşifiydim. Yola çıkmıştım bir kere dönüşüm yoktu; ama, öyle çok duraklıyordum ki, geriye dönüp baktığımda başladığım yerden birkaç metre bile uzaklaşamadığımı fark ediyordum. Üstelik menzilin ucundaki sen, benden daha hızlı yol alıyordun, belli ki kaçıyordun. Ufukta bile görülmeyen seraptın artık. Kaç kez "vazgeç" dedim kendime o yolun kenarındaki bir ormana girip yok olmayı düşündüm. Zaten yaşadığımda bu değil miydi? Seninle birlikte varlık bulduğumu düşünürken, senin olmaman yokluk hissinden başka ne verebilirdi ki bana? Oysa nasılda coşku doluydum başlarken... gecelerimi de, gündüzlerimi de sana adamaya hazırdım. Her gün yeni bir yönünü öğrenip şaşıracaktım. Seninle yaşadığım hiçbir şeyin tadını unutamayacaktım. Sen, sonbahar rüzgarında kopmuş, serseri bir defne yaprağı, ben sana dal olacaktım. Hangimiz yaprak, hangimiz dal karıştırıyorum artık. Ben bu uykuları uyuyalı çok olmuştu. Şimdi aynı uykuları yeniden uyuyorum. Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu... bir gece birinin bir gece diğerinin sonsuzluğunda kayboluyorum. Ne garip, kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum. Ne çok askerim var bana ihanet eden.... ben düşmanı alt edemediğimden değil, bu arkadan vuruşlar yüzünden yeniliyorum. Bir beyaz bayrak gerekiyor bana. Bütün mevzilerini kaybetmiş bir komutanın onurunu daha fazla zedelemeden teslim olmayı bilmesi gerek. Uzun sürmez esaretim. İçimde bu yenilginin acısını yıllarca taşıyacak olsam bile bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme. Gidiyorum. Geride yaşanmamış zamanları bırakarak. Sen de ürkekliğinle baş başasın... Hep tamamlanacak değil ya, buda böyle yarım kalsın... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yüreğimden Kopup Gelen Nâmeler | dElikAnLı_38 | Kendi kaleminizden şiir ve deneme yazılarınız | 68 | 29-08-2008 16:23 |