HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #12 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | Anneciğim Beni Sever misin? Anne bağırır : “Çabuk ol servisi kaçıracaksın!” Baba kükrer : “Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!” Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk. Hic aydınlanmadan kalkar içi. Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman. Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin hasretini çeker günboyu. Sabahın köründe “benim annem ne zaman gelecek” diye gözyaşları çeker solgun yüzüne dizi dizi. Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü. Sevgilerini konuşurlar efkarlı saatlerde. “Benim babam beni çok seviyor.” “Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.” “Hadi ordan, beni hem babam hem annem daha çok seviyor.” Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler. En çok sevilen olmaktır tutkuları. Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar. “Benim babam beni hamburger yemeye götürdü.” “Biz hem hamburger yemeye gittik, hem de luna parka gittik.” “N’apalım. Benim annem beni sinemaya götürdü. Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.” “Kızlar ağlar zaten. Ağlamanın neresi eğlenceli?” “Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.” “Benim babam benimle değil, arkadaşlarıyla maç etmeye gidiyor.” “Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bi kere biz ikimiz, yani babamla ben, maç ediyoruz.” Pazartesileri hep böyle geçer. Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu kanıtlamaya çalışır. Öteki çocuklar yeni sevgi kanıtlarını ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar. Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba? O Reklam gelir aklına. Kahrolası reklam. “Evinizi seviyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz... Beni sevmiyor musunuz?” İnanmak üzeredir onu sevmediklerine. Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı babası. Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını kendisinden çok sevdiğini nereden bilecekler. Keşke her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı. Bunun için Pazartesileri hep hasta numarası yapması. Uyanamaması. En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak. Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her Pazartesi Karanlık bir kuyu olmazdı o zaman. Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi Anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşuldukları bir sıra, “Beni anneannem çok sever” diye bağırıverdi. Sustu arkadaşları. Söyleyebilecek bir şey bulamadılar bir an. Akın boynunu büküp “benim anneannem yok” dedi. Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. “benim anneannem beni cok sever. Masal anlatır bana. Yaramazlık yapınca “dayın da böyleydi” der gülerek.” Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden. Kendisine doğru yönelmiş meraklı bakışları keyifle izledi. Ağızları açık “Ee sonra?” diyorlardı. “Sever beni. Masal anlatır. Hiç susturmaz beni. Ben konuştukça güler. ‘Hay çocuk’ der. ‘Sen beni güldürdün. Allah da seni güldürsün’, der.” Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi. Üsteledi arkadaşları. “Hadi anlatsana!” dediler. Top havuzuna doğru koşup “Herkesin anneannesi kendine” diye bağırdı. Akın itiraz etti. Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu. Kızdı. “Herkesin babası kendisine” demiyordun ama!” Duymazlığa geldi. Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar. Akşam çabuk oldu. Bu oyunu kazanmıştı. Muzaffer bir komutan edasında dolaştı bütün gün. Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi. Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle. Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü. Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı : “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?” “Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.” Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti. “Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı. “Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.” Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşca elinden alır “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. “Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.” “Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.” Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle Yorgun yorgunken... “Anneciğim sen yorulma diye...” “Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.” “Hani siz yoruluyorsunuz ya...” “Eeee....” “Ben de oynamaktan yoruluyorum.” “Ne yapayım?” “Bilmem...” Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. “Mum da yok” diye diye karıştırdı dolapları el yordamı. Çocuk sirtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. “bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına, “İşin bitince beni sever misin anne?” dedi. |
| | |
| | #13 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | VEDÂ Vedâ ediyorum artık hayata. Doyamadım güneşe, doğaya, yaşama. Vedâ ediyorum artık, ayrılıyorum aranızdan. Vedâ ediyorum size, gözlerimde yaşlarla. Hoşça kal! Bir çok çılgınlığı sığdırdığım kısacık ömrüm. Anneciğim, babacığım, kardeşim, arkadaşım. Hoşça kalın! Mutluluklarım, acılarım, Acı-tatlı günlerim, hatıralarım. Sarı güllerim, formalarım. Ağlayarak sırlarımı döktüğüm minik bebeğim, hoşça kal! Doyamadan hiçbirine, yok olacağım. Beni hatırlatan, pek çok şey kalacak geriye benden. Ruhumda kanayacak derin bir özlem. Hoşça kal! Canım annem. Biliyor musun? En çok seni sevdim dünyada. Doyamadım inan ki sana. Oysa hep o minik yavrun olmayı isterdim, Yatmak isterdim o sıcacık kucağına. Sarmanı isterdim hep beni şefkatli kollarında. Her an, duymak isterdim o ninnini... Tutmak isterdim o yumuşacık ellerini, Öpmek isterdim güzel yanaklarından ama, Yaşlar süzülmesin gül yanaklarından, ağlama. Ağlama canım annem ardımdan. Hoşça kal! Canım arkadaşım. Kardeşim gibi çok sevdiğim. Hatırlıyor musun? Sarılıp ağlayışımızı. Yaptığımız çılgınlıkları, acı-tatlı pek çok anımızı. Seninle paylaştığım pek çok sırrımı. Seninle ağladım, seninle güldüm. Seninle tattım gerçek mutluluğu. Her zaman hakkınla yaşa, hak ettiğin mutluluğu. Hoşça kal! Sevgilim, ilk aşkım İlk aşkımın doğduğu okul yolu, hoşça kal! Sevmeye doyamadığım sevgilim, Seni düşlediğim gibi, sonsuza dek seveceğim. Oysa bilirsin, bir tek seni sevdim. Seninle tattım o güzel duyguyu. Sende yaşadım doyumsuz bir çok mutluluğu. Ben yok olurken toprakların altında, unutma beni bir tanem. Hoşça kal! Çok sevdiğim hüzünlü sonbahar. Ne yazık ki, bir kez daha göremeyeceğim seni. Ne tuhaf? Ölümü hatırlattı bana sarı yapraklar. Şimdi üzerimi örtecekler toprakla beraber. Ne yazık ki bir anne olamayacağım. Bir anne olarak, sevemeyeceğim bebeğimi. Bir çok mutluluğu tadamayacağım. Tüm bunlar acı ama, En acısı bir gün UNUTULACAĞIM! |
| | |
| | #14 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | Annem Kapadım kapılarımı acı çekmek yordu beni ...önce kendimden vazgeçtim ...gülüşüm silindi yüzümden ...gül yüzüm soldu artık duygularımı kaybettim...çocuksu tavrım zamanla kendini yitirdi...büyüdüm anne acı çekerek sevgi çarkından yara alarak çıktım anne...kimse senin gibi sevemedi küçüğünü anne ...kimse sen gibi olmadı kıydılar anne bebeğine kıydılar... Gözyaşına kıyamam derdin seni büyütünceye kadar neler çektim der hasretle kokulu öpücüklerinden sunardın yanaklarıma ...hani annnem nerdesin bir ömür senleyim derdin nereye gittin ...bu ayrılığı haketmedim anne ...sende beni terk ettin...sol yanımda bir acı hissettim geçen gece...anam güzel anam dedim olsa yanımda derdime çare olur beni öper okşar acımı silerdi dedim ...olmadı anne sen yine gelmedin uykusuz gecemde ... Seni çok özlüyorum anne ...senin yerin dolamaz anne kimse sen olamaz anne ...saçlarımı taramana bana hikayler anlatmana hasret kaldım anne ...bazen kızardım sana anlamazdım hislerini ...şimdi utanıyorum senden anne ... affet beni annem seni çok seviyorum ...ben yokluğunda anladım sensizliği ...sana olan özlemimi hayatın acımasızlığını tek kalınca anladım güzel annem ...üzülme sen uzaklarda anne yanımda olamasanda seni göremesemde biliyorum ki anne sen nefes gibi benimlesin ... |
| | |
| | #15 (permalink) |
![]() Kayıt: 29.09.2006
Mesajlar: 493 İtibar Gücü: 13 | AĞLADIĞIMI KİMSEYE SÖYLEME ANNE Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni güçlü biliyor Onlar beni en zor günümde bile ayakta biliyor Ben aslında geçirdiğim her günün akşamı evde ağlarken Onlar benim içimin sızladığını, yüreğimin yandığını bilmiyor... Onlar beni kral biliyor Onlar beni kızdım mı, dünyayı yakacak insan biliyor Ben aslında onun gözlerine bakmaya bile kıyamazken, Onlar benim bir erkek uğruna üzüleceğimi tahmin bile etmiyor... Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni ağlamaz biliyor Onlar beni... Üzüldüm mü bulunduğum şehri bulutlar kaplar biliyor Ben aslında odama kapanıp sitem duygusuyla bir köşeye sinerken Onlar beni hiçbir şeyin sarsacağını akıllarının ucundan bile geçirmiyor Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar bunu hiç bilmiyor Onlar için ben en sağlam köprülerden daha sıkı bağlıydım hayata Ben aslında ölümle yaşam arasında ki ince çizgide bir o yana bir bu yana giderken Onlar hala benim için hayatın büyük bir kırıklığı olduğunu bilmiyor |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| annem babam ve ben | japonseno | Slaytlar | 0 | 02-01-2008 14:23 |
| Feraye'de benim annem | Kr㣠| Son Dakika Haberleri | 0 | 17-12-2007 12:40 |
| Annem | japonseno | Şiir Köşesi | 3 | 28-10-2007 14:12 |
| ***AnNeM dİ bU*** | king lord | Paylaşmak İstedikleriniz | 3 | 14-09-2007 15:00 |
| BABAM ve Annem | Gecem | Paylaşmak İstedikleriniz | 7 | 08-04-2007 21:50 |