HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | huzun baz sewiSmeLer... Yılmaz ERDOĞAN Hüzünbaz Sevişmeler ÖYKÜ KEŞKE Bir dal düştü elimden yere, ağaç sustu. Bense, sanki yaprak konuşan, dal susan ağaçla sırnaş, yanımda iri göğüslü, küçük burunlu bir düşle sarmaş, oturmaktayım. Diyorum ki, — Ne güzel, gömleğinin üst düğmelerinden birini açık unutman... Ve oradan sütyen kıvrımının görünmesi. Diyor ki, Ben bir düş’üm. Pornografiye dönüştürme beni. Benim için fark etmez ama şiire ayıp olur. Düğmeyi iliklememi istediğin zaman, iliklenmiştir artık. Ama bunu niye isteyesin ki. Senin düşünü kim görebilir?.. İnsan düşlerini bile paylaşamıyor, yazık. Mor dalgalarından sual olunma yenilgisine tünemiş kırılgan deniz. Kayık tıkırtısının şiiri. Ve her anlaşılmaz cümlenin içinde var olan ve hep yalan yere edilen yeminler... Kimi neye benzettiğini bilmeyen tasvirler.. Sebep ve sonuçlarıyla anlatılamayan bir yığın şeyin arasında düş kuran ben... Düşmüşüm, haberim yok. Nerden düştüğümün bilincinde değilim. Kendine teslimiyet bir şarkıdan belki de. Ki rast makamında, bir şeylerin küflendiği duygusuna kapılırım hep. Türk Sanat Müziği engelliyim. Diyorum ki, ---Seni ellediğim için kızmıyorsun ya bana? Diyor ki ---Ben bir düşüm. Senin. Elleyemezsin. İnsan kendi düşünü bile elleyemiyor, yazık. Kızıyorum ki, ---Bana, düş’üm deyip durma. Zaten düşmüşüm. Biraz gerçek davranamaz mısın. Sömürü kadar mesela… Elle tutulur, gözle görülür bir açlık kadar olamaz mısın? Görüyorsun zor durumdayım. “Ben düş’üm” süz cümleler konuş benimle. Daracık tefecik, fermuara stres, streç bir kot giymişsin. Lastik ayakkabılar hesapta yoktu. Seni seviyorum. Aşkımız hasır altı edilmiş, enflasyonist duygular yığını. Emisyon hacmimiz daralıyor. Ememiyoruz. Diyor ki —Ne anlatıyorsun sen? Hiçbir şey anlamıyorum. Hep minareli, ayrıntı camlı camiinin minaresinden, komşunun apış mahremiyetini dikizleyen müezzin, bir dengesizlik ve şehvet anını iyi değerlendirerek aşağı yer çekimleniyor. Ne anlaşılmazdır ki, henüz yere düşmemişken daha ortada fol yok, yumurtanın birazı rafadanken ölüyor. Cenazesine konu komşular gelip dedikodu yapıyorlar. Konu, komşu, dedi, kodu birbirine giriyor. Saçların kendinden permalı. Kuaför çatlatan bir güzelsiz. Seni daha önce bir yerde mi gördüm, yoksa şimdi mi uyduruyorum? Diyorum ki, — Bilmiyorum. Belki bir dolmuşta, bir zahmet şunu uzatabilir misinizleşmişizdir. Biliyor musun, saçlarım dökülmeye başladığında, bıyıklarımdan iz yoktu. Çok berber sökün etti, muhabbet olsun dert paylaşımına. Seni yanımda tutabilmek için aklıma gelen her şeyi söylüyorum. Daha ünce ağır kayıplar verdik. Yenildik ama ezilmedik. Hep beraberliğe oynuyoruz, ondan herhalde. Bir düş düştü elimden yere, unufak oldu. Onlar erdi muradına, biz kerevet bulamadık. Aşkımız, iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı. Gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi. Diyorum ki, ---Bu yalnızlık bana büyük geliyor. Çok. İç kavgalar dan arınıp, büyük kavgaya soyunmak istiyorum artık... Sana söylüyorum.. Beni dinlemiyor musun?.. Heeeey.. Neredesin?.. Nereye kayboldun? Bir dakika.. Dön geri.. Daha sevişecektik.. Ne yandasın? Bir düş düştü elimden yere. Undan ufak oldu. Onlar el koydu bütün kerevetlere, ben ve ağaç, yaprak konuş tuk, dal sustuk. Yazık. 1990 |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | HÜZÜNBAZ SEVİŞMELER Adam, sessiz sebepsiz aşklarının uğultusunu dinleyerek, hatta ve zaman zaman, bu seslere içten içe yanıtlar yetiştirerek yürüyordu, kaldırımı kendisinden büyük yolda. Bulutlar vardı, mor, gri, beyaz, kül rengi bulutlar. Bu, mor gri, beyaz, kül rengi bulutlara bakadurdu bir süre. Ve yürüdü Adam mor, gri, beyaz, kül rengi bulutların gözetiminde kendisi kaldırımından küçük yolda. Simitleri gerçekten gevrek ve sıcaktı vapurdaki simitçinin. Simitleri satılsın da para kazansın diye bağırmıyordu, bir gerçeği dile getiriyordu insanca. Ama kimse inanmıyordu. Adam inanıyordu ve belki de bu yüzden buluştu gülücükleri, vapurun çok kuytu bir yerinde. Suya baktı Adam, sudaki yüzüne, kendisine. Kim, nerede ve ne zaman kendisidir? Deniz, parıltısı gözde yansı yan, mavilere giyinik bir sonsuzluk o zaman.. Mavi’den siyaha kaçak ve mora meyilli, alışık gözlere yeni yeşil gökkuşakları sunmaya üretken çılgın bir ıslaklık.. Islandı gözleri. İndi vapurdan. Vapur rahatladı. Hafifçe gerindi kaptan. Adam ince ince gülüyordu. Körpe körpe, köpüre köpüre cilveleşen denizin kıyısında.. Yakışıklı mıyım, diye sordu Bıyıklı Adama. Bıyıklı Adam orada değildi, duymazlıktan geldi. Bıyıklı bir adama yakışacak davranış değildi ama bıyıklı adamlar davranışacakları zaman bize sormuyorlardı. Çok az insan bilir soru eklerinin ayrı yazılması gerektiğini. Bıyıklı Adam da bilmiyordu, zamanın düşünceden ayrı yazılacağını. Yakışıklı sayılırsın, dedi Dilsiz Kadın. Yıllar yılı herkesler Onun kör olduğunu sanmışlardı. Kör olmadığını görememişlerdi ve yine yanılmışlardı. Yanılmışlıklarını yinelemişlerdi de denebilir ama bu gerçeğin façasını değiştirmez. Zaten hangimiz değiştirebildik ki, az buçuk gayri safii milli hasıla telaşlanmalarını? Değiştirmek gibisi var mı, dönüşmek gibisi? içine hagayretlik getirdiğin küçük evrak çantası ve özel kalem müdürü yaşantısının içinde bir çıban asilliğinde aykırılaşmak.. Birinci Adam olmak da var, Yoldan Geçen Adamın Sesi olmak da.. Ya da hiç zamanlanmadığı halde, bir teşrifatçının teşrifatına sanık o1arak, en arkadan kendi filmini izlemek de var... Kadın ürkek ve çorabı kaçmışçasına tedirgin ve trafik kurallarına Özenli adımlarla geçti kırmızı ışıktan. Söyleniyordu. — Neden sevgililer içi el teri paylaşımında bulunamıyorum. Seni seviyorum, öyle mi? Niye? Söylenmiş replikleri yinelemek mi bütün işimiz? Yoksa darağaçlarının iz düşümüne serpiştirilmiş doğruları mı doğrultmaya didiniyoruz? Kadın, dalları salkım saçak özentili bir ağacın gariban gölgesine sokulurcasına, sessiz bir çığlık attı, teri diz boyu otobüs sıkıntısının içinde: — Ben otobüste değildim ki.. Kırmızı ışıkta durmaya çalışıyordum. Neden başkasına ait kendi kaderimin tayin hakkı? Adam bankta, Kadın otobüste terlemekte.. Saatler zamanın olağan seyrinde, sancı içinde.. Belki birbirlerine verebileceklerinin çoğunu tüketmişler görücü yöntemi yazgılarında ama yine de anne sütü sıcaklar saklıyorlar, ikili düşlere yamanacak. Görseler, sezebilseler, konuşacak bir konu başlığı ortaya atmanın ve paylaşmanın deli deşik sevincini.. Merhaba, nasılsınız, siz kimsiniz, ben nasılım, siz 0 musunuz, sağ olun, tanıştığımıza memnun olmak isterim, beni hayal kırıklığına uğratmayın, sağ olun kullanmıyorum.. Kadın bankın biraz gerisinde durdu. Karşıya baktı. Karşılara.. Kimi kimsesi olmayan nice kimseler bakıyor, kirli duvarlara yazılı, çok zaferler özlemiş yazıların, artık soyut resim olmuş haline, diye düşündü. Siyahla umut yazılmış, polis beyazla silmiş, diye düşündü. Diye düşünmek özgürce. İsteyen istediğini, diye düşünebilir, diye düşündü. Adam, rüzgara aldırmadan bakıyordu Kadına. Kadının küçük ama dik başlı, varlığını her fırsatta duyurmaya çabalı armut memelerine. Keşke öyle oturmasaydı Kadın. Keşke, düşlediğim gibi, amaçlı sonuçsuz yolculuklara hazır, ölümle alaylı bir huzurla bırakı-düşü-oturuverseydi. Merhaba, diyebilseydim. Siz kimsiniz, nedensiniz, sorabilseydi. Merhaba, dedi Adam, — Merhaba, dedi Kadın. Oysa az geride, olmamış bir sevda böyle bitmişti: (Sana söylemeliyim. Haksızlık bu. Ama öyle incesin ki ya kırılırsan, bu dikensiz akşamüstü?.. Bileklerim incinir, yüreğim burkulur inan.. Sana bitti demek, üzgünüm söylemek, kal gitme, ben giderim, ben ölürüm, hasretler eritirim omuriliğim de.. Ayrılalım.. Dur, düşürme gözlerini katışıksız hüznüme. Hayır, ağlama n ‘olursun.. Gemilerin çürür batak sularımda, intiharlara jilet olur. Acım sırrına erdirmez. N’olursun ağlama. Biliyorum hazır değildin, beklemiyordun ama o güzel gözlerini yalanlamak. —Ama.. ben seviyorum., neden? Ağlama n ‘olur.. Gözyaşın hüzün büyütür, damlar yüreğime geceleri.. Kapa parantez) — Şiire inanır mısınız, diye sordu Adam. — Şair misiniz, diye sordu Kadın. Kadife pantolon giymişsiniz, ne güzel. Kalçalarınız federe, memeleriniz ufacık. O’nun da öyleydi. Ama hiç kadife pantolon giymezdi. Gri, yırtmaçlı bir eteği vardı, çok sık giydiği. Saçları kısaydı. Kısa saçlarına gri etek yakışırdı. Gri etek giydiğinde, saçları yırtmaçlı bir kısalığa bürünürdü. Bilirdi uzun gömlek sevdiğimi ve yaprak dolması. Asıl işimiz bilmek değil. Kısa saçları, gri yırtmaçlı eteği ve uzun gömleğiyle severdi beni bilmeden. — Okumak isterdim şiirlerinizi, dedi Kadın. Yüzünüz sivilceli. Kadife pantolon giymişsiniz. Dudaklarınız öldüm ölesiye güzel. Yanaklarınız anlatılmamalı. Şarap içiyoruz yanaklarınızın rengine. Bankta filan değil evdeyiz şimdi. Saz çalıyorum, türküleri paylaşıyoruz, kimsenin imzası olmadan. Bütün türkülerimiz ve şarap anonim. Demiri toz ediyorlar sevgiyi yoz.. Güzel uyak. — Ben de şiir yazıyorum, insanlara rağmen. — Neden insanlara rağmen? Oysa insanlar için olmalı. — Yok ya? Niye? Bir kinaye gülüşle kaldırdı şarap kadehini Kadın. Demek tartışacağız. Demek sözcükleri ayıklayıp seçip savuracağız birbirimize.. Ne güzel. Ne sıcak. Öpmeli o dudakları düşüncesi, Adamın içinde kıvranıyordu, aç bir salgı gibi. Yüzünün sıcaklığında döllenme isteği.. İlk öpüşmeler.. Sabah, zamansız uyanmalarda duyulan uyku hasreti.. Kırılasıya susamışken, durup bir süre izlemek berrak suyu.. Kimi öfkelerden alnının akıyla sıyrılması insanın... Öpüşerek gidilir gizlerin kolkola gülümsediği yere. Öpüşüyorlardı. Dudaklardan beyne transit taşımacı sinirlerin cümbüşü duyuluyordu kulaklarında.. İri, öpbenili dudaklar.. Öpüşüyorlardı.. Hiç tanınmayan toprakları eşeler gibi.. Suları göbekten damlatır gibi geceye. Saatlar geçiyordu, daha öncekiler gibi. Biri öncekinden yanlış, biri berikinden yalnız. Akrep yelkovana alışık. Alışmışlık işte: Bir vazoyu her zaman aynı yerde görmenin, görmek istemenin aşağılığı... — Biz alışmayacağız, değil mi? Zamanlar zamanların peşisıra, belkili, acaba’lı, herhalde ’ li bir alışmışlığı yürütüyorlardı. Dudaklarda öfkenin, sevincin, birini, birşeyi bulmuşluğun izleri.. Ve kaybetmek korkusu. (Sarı! bana. Son bir kez belki ama n ‘olursun sarıl. Öpüşelim yine. Binlerce kez hükümran olduğum o dolgunluklar, neden ırak şimdi, sevincimin dalga dövmüş kıyılarına? Neden daha öpbenili bu ölüm dudaklar?.. Neden iç kıran heyecanlar, yangılar üretiyor bin akşam dayandığım duvarlar?.. Öpüşelim. — Pekiyi, dedi Kadın.. Son ve tek.. Öpüştüler, öpüşmek denirse. Üşmek değildi, üşmek yoktu. Sadece öpmeye telaşlıydı Adam. — Sevişelim, dedi Adam.. Son ve tek. — Hayır, yapamam. Hayırlar, yapamamlar uzaktı. Olmazlar öykü... — Başkasını seviyorum, dedi Kadın. Ona karşı... Yani.. Öyle işte... 0?.. Demek o, onlar var artık? Ama benim, bilmiştim, sıcak şiirimsi bel kıvrımını. Nasıl olur da nasıl olur sorusunu sorar olurum? Demek şimdi o tüttürüyor şiirimizi? biz yazmadık mı? Düşümüzden tırnağımızdan arttırmadık mı?) Öpüşmeler acımasızca yetersiz kalmaya başlamıştı. Çekimser, dokunulmaz, bakılmaz yerlere gidiyordu seyir. Adam ve Kadın doğal bir sete takılmışlardı. Doğallığın ilkel inatçılığına. Demek bakiresin.. Kadife pantolon giymişsin bakireliğine.. Ne güzel.. Bu yüzden mi kalçaların federe, memelerin ufacık? (Gitme, Dur... Yalnızım.. Ünlem işaretleri büyüyor içimin yanık aydınlığında. Gitme.. En aptal şarkılardaki yalnızlık bu.. Elim şair sancılarım.. Gidişin... Akşamdan akşama demlediğimiz sevda... Birbirinizi seviyorsunuz, bunu anlıyorum. Hayır anlamıyorum. Biri birine gel beraber bir olalım demiş, biri yalnızmış biri gibi, birbirleriyle bir olamayacaklarında birleşince fikirleri biri birine, O ’nunla birlikteyiz, birbirimizi seviyoruz, demiş) — Neden konuşmuyorsun insanlarla? Onlar benim arkadaşlarım, diye bağırdı adam.. İlk kavgadan son kavgaya giden yolun ortasında. — Biz de mi çürüttük yoksa? Gittin.. Arkana bakmadan... Benim, arkana bakıp bakmayacağını düşündüğümü düşünerek. Farelerin bile kemirmekten usandığı film şeritlerindeki gibi. Beni bırakıp kimsesizliğin ülser gecesine, gittin.. O’nunla giyeceksin kadife pantolon gecelerini Çoğunu anlatamadım seni sevmelerimin. Kadife pantolon giymiştin çünkü. Kalçaların federeydi, memelerin ufacık.. Sıcaktı, güzeldi. Tarihlerden dili geçmiş zamandı. Geniş zamanlara sarkıyor şimdi yalnızlığımız. Adam bankta oturmaktan sıkılmıştı, Kadın karşılara bakmaktan. Adam banktan kalktı, Kadın karşılara bak maktan yorgun. İkisi de ayaktaydı şimdi. İkisi de ayakta oldukları halde, insanlar telaşlıydılar. Kadın Adam’a baktı, tıpkı karşılara bakar gibi. Adam Kadın’ı süzdü bir an, bankta oturur gibi Sonra yürüdü Kadın, karşılara. Adam başka, Kadın karşılarda. Saatler zamanın her hangi bir yerinde sancı içinde. Yalnızlığın geniş zamanında Adam, Kadın ve saatler.. 1989 dewamı glck... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Huzun Coktu Yalnizliklarima | fatihk | Şiir Köşesi | 3 | 12-12-2007 19:07 |
| Huzun Mutluluk Ve Sessizlik.. | Gecem | Fotoğrafçılık ve Resimler | 6 | 23-10-2007 16:00 |
| Adin Huzun oLsun | ~MaNoLYa~ | Paylaşmak İstedikleriniz | 1 | 22-02-2007 10:03 |