ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani.

Cevapla
Alt 11-10-2006, 01:46   #1 (permalink)
**Zerd@**
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680
İtibar Gücü: 31


On Şarkıda Bir Aşk


On Şarkıda Bir Aşk
Bu ülkenin aydınları bir araya gelmediği müddetçe kaybetmeye mahkumdurlar.


1- Uyanış:

Uyan artık, uyan!
Hazırlan
İşe git
Yalnız yaşayan bir insansın
Artık kalk!
Seni öpemem
Elimden gelse bile
Ben basit bir çalar saat
Sen bordrolu çalışan
UYAN ULAN UYAN
...
Der adeta “sevimsiz saat” kulağınızın üzerinde zıplayarak. Aman ne kadar güzel. İşe gitmek için hazırlanmalıyım. Yine başlıyoruz. Kapıcının bıraktığı gazete alınır ve göz atılarak günün ilk büyük tuvaleti yapılır. Ardından sakal tıraşı ve sonrasında da hızlıca giyinerek evden koşarak çıkış. Trafiği de göz önüne alacak olursak bu işlemler sırasında kaybedecek 1 dakikaya bile tahammülüm yok. Tuvalet 10 dakika, tıraş 3 dakika ve giyinme 7 dakika olacak şekilde hazırlanabildiğim için işe geç yetişememe gibi bir sıkıntım olmuyor. Ama bugün bir değişiklik yapalım ve çizginin dışına çıkalım:
Gazetemizle beraber tuvalete giderken geri planda müziğimiz de olsun. Eminim ki bu saatlerde TRT3 te yumuşak bir şeyler vardır.
“Şimdi sizlere, Mozart’ ın Do Minör fantezisini sunacağız. Yorumlayan sanatçı…”
Elimdeki gazetenin sayfalarını sadece çevirdiğimi, tek satırına bile dikkatimi veremediğimi piyanist eseri bitirince fark ettim. Yaklaşık 5 dakika süren bu şaheser ayaklarımı yerden kesmişti. Tekrar yere basmamı, bu dünyadan çok sık duyduğum bir ses olan, sifon sesine borçluydum elbette. Hemen saate bakarak programımdan sapmadığımı gördüm ve sevindim.

2-Giyiniş:

Mademki güne Mozart ile başlayarak renk kattım, devamında da bir şeyler yapmalıyım diye düşünerek radyomun kanalını değiştirmeye karar verdim. Biraz daha hareketli ve bana yaşama sevinci verecek bir sese ihtiyacım vardı. Rasgele bir kanal seçmeye karar verdim ve beni yumuşacık bir trompet sesi karşılayıverdi.
Trompetin ardından başlayan sözler beni o kadar etkilemişti ki; elimde kravatım, gömleğim ve pantolonum sadece üzerime geçirilmiş ama düğmelerinin hiçbiri iliklenmemiş şekilde yatar vaziyette kendime geldim. Çalanın Chet Baker tarafından söylenen “Lets get lost” isimli şarkı olduğunu güçlükle anlamıştım.
Peki neler demişti de Chet Baker yatağa düşmüştüm?
Let’s get lost, lost in each other’s arms
To celebrate this night we found each other, mm, let’s get lost

Daha ilk dizeyi, yani “Kaybolalım, birbirimizin kollarında kaybolalım” ı duyduğumda kendimden geçmiş ve salonun ortasında Ayşegül ile hayali bir dansa başlamıştım. Küçük öpücüklerim kulaklarından boynuna doğru inmeye, nefeslerimiz ve kalp atışlarımız ise normalden anormale doğru çıkmaya başlamıştı. Tam manasıyla birbirimizin vücudunda yok oluyorduk.
Hesapta olmayan bir tuvalet molasından sonra işe geç kaldığımı fark ettim ve müzik setini kapatarak evden çıktım.

3- Arabayı İşe Sürüş:

Hesaplarıma göre, işe yaklaşık 20 dakika geç kalacaktım. Dakikliğim ile tanınıyor olmam, ofise girdiğim zaman bütün gözlerin bana yönelmesine yol açacaktı. Bağırsaklarımı bozduğumu söylesem bile bizim müdürün bir şey diyeceğini sanmıyorum. Çalıştığım şirketin en eski ve en güvenilir elemanıydım.
Azıcık bir gecikmeye, yılların güvenini paravan yapmak hiç bana göre bir davranış değil. “Neyse ofise gidince hallederiz. Canımı daha fazla sıkmadan bir radyo kanalı bulalım, güne başladığımız gibi devam edelim” dedim; demez olaydım.
Pink Floyd’ un “Shine On you Crazy Diamond“ ı çalıyordu radyoda.
Bir baktım deniz kenarında ince belli bardaktan çayımı yudumlarken tekneleri takip eden martıları seyrediyorum. Bu sefer ne dediler de bu hallere düştüm?!?

Remember when you were young, you shone like the sun.
Shine on you crazy diamond.

Gençliğimi hatırladım. Güneş gibi parıldadığım gençlik günlerimi. Gelecek avuçlarımın içinde, emrime amade haldeydi. Şimdi ise işe koşa koşa giden geç kaldığım 20 dakika için bile türlü yalanlar tasarlayan zavallının biriydim.
20 dakika: Bir günün 72 de biri, bir saatin üçte biri, futbol maçının bir yarısının yarısından az. Allah’ım bu kadar küçük bir zaman dilimi için bu denli eğilmek, hiç bana göre değildi. Gel gelelim arabanın ödenmesi gereken 23 taksidi daha vardı.

4- İş Yerinde:

Yaklaşık 1,5 saat geç kalışımı halamın zamansız vefatına bağlayınca anlayışla karşılanmış ve yerime, sahtekarlık kaynaklı huzursuzluğumla, geçmiştim.
Çalışma hayatımın ilk gününden bu yana sabahtan öğle tatiline kadar olan süre hep zor geçerken, öğle tatili ve sonrası su gibi akıp gitmiştir. Sebebi psikolojik olsa gerek. Günün bu saatine kadar sevgilim tarafından hiç aranmamış olmamı da göz önüne alacak olursak biraz gergin olmam normal sanki. Bu tip durumlarda ilk geri adım atanın hep ben olduğumu ürpererek fark ettim ve aramama kararı aldım.
Tam bunları düşündüğüm anda arkadaşımın bilgisayarından yükselen tanıdık bir müzik sesi beni yine bu dünyadan ayırmaya başlamıştı.
Çalanın ne olduğunu hatırlamaya çalışırken sözlerin başlamasıyla birlikte, masa üstünde birbirine kavuşmuş kollarıma, çenemle yumuşak bir iniş yaptım. Placebo’ dan Slave To The Wage’ ti bu.


It's a maze for rats to try
It's a race, a race for rats
A race for rats to die

“Tüm yapman gereken karar verebilmek. Sonrasında tüm esaretten ve sıkıntıdan sıyrılacaksın” diyor. Arkadaşımın bilgisayarından, bana seslenen “guru” bunları söylüyor ve bununla da yetinmeyip tüm çalışma hayatının bir labirenet bizlerin de bu labirentte bir parçacık peynirini arayan sıçanlar olduğumuzu söylüyordu. Bu arayışın sonunun olmadığını ve peynirlerimiz ararken ölüp gideceğimizi gayet güzel suratımıza çarpmayı ihmal etmiyordu.

5- Öğle Yemeği:

Öğle yemeği ile birlikte keyfim gelmişti. Canımın sıkkın olduğu tüm zamanlarda yaptığım gibi o lokantada satılmakta olan en ağır yemeği sipariş etmiştim. Üzerine de şekerpare benzeri ağır bir tatlı; kendimi cezalandırırcasına.. Telefonum henüz çalmış değildi. Kararlıydım, sonuna kadar götüren ben olacaktım..
Yemek sonrasında, her gün gittiğimiz öğrenci kahvesine gittik ve okey masasına kurulduk. Hemen çaylarımız geldi ve oyuna başladık. Başladık ama güne gözlerimi güne açar açmaz yakama yapışan müzik hassasiyetim burada da devam etti. Bu sefer Billy Joel’ dan Piano Man esir aldı beni ve Amerika da bir bara götürdü.


Yes they're sharing a drink they call loneliness
But it's better than drinking alone


Billy beni okey masasından uçurarak “Yeni Dünya’da” bir bara götürdü ve oradaki herkesi tek tek tanıttı. Büyük şehre türlü hayallerle gelmiş ve aradıklarını bulamamış insanların yalnızlıklarını paylaşmak üzere geldikleri bu bar bundan daha güzel anlatılmazdı.
Ey ben, bu boktan şehre hapsolmuş labirent sıçanı: Ölüp gitmeden arkamda böyle bir eser bırakabilecek miyim? Yoksa her ortalama insan gibi, şehir mezarlığındaki yerime uzanıp toz mu olacağım!
Bu arada oyun bitmiş ve ben hiç el açamadan masanın tüm hesabını ödemek üzere kasanın yolunu tutmuştum. Bunun ne önemi varsa..


6- Öğle Yemeği Sonrası:

Ofisimize döneli en az 3 saat oldu ve ben iyice gerildim. Telefonum hala çalmadı. Yaşadığımız ilişki bu kadar mı pamuk ipliğine bağlı! Anlaşılan o ki: aramazsam, asla aranmayacağım. Belki de benden kurtulmak için bahane arıyor. Aşkı benden öğrendiği günleri unutmuş olmalı. Telefona sarılıp “ilk seviştiğiniz erkek elbette ben değilim, ama aşk yaşadığınız ilk erkeğin ben olduğunu çabuk unutmuşa benziyorsunuz küçük hanım.” Demek ve onu incitmek istiyorum. Hepsi bu..
Derken içeri patron girdi ve bir şeyler açıklamaya başladı. Uzun süredir beklemekte olduğumuz zam haberini verecek diye hepimiz ağzından çıkacak kelimelere odaklaştık. “Arkadaşlar geçen hafta izlediğim bir filmde çok sevindirici bir olaya tanıklık ettim. Tabii benimle aynı heyecanı yaşayabilmeniz için öncelikle klasik müzik sever olmanız gerekir. Yine de sevincimi sizlerle paylaşmadan edemedim. İçinizden tanıyanlar olabilir, çağımızın en önemli sinema yönetmenlerinden olan, Stanley Kubrick, ölmeden hemen önce tamamladığı, Gözü Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut) adlı filminde müziği, tıpkı diğer filmlerinde olduğu gibi, ön planda tutmuş. Bunda sevindirici olan yan nedir dediğinizi duyar gibi oluyorum. Hemen açıklayayım: Bu film bana klasik müziğin modern bestecilerinden birisini tanıma olanağı sağladı: Gyorgy Ligeti. Bu bestecinin öyle eserleri var ki önce insanı oturduğu koltuğa çiviliyor, ardından da o koltukta huzursuzluktan yorgun düşürüyor. Size, Kubrick’ in filmde kullandığı bestelerinden birisi olan Dominic Harlan’ ı dinletmek istiyorum.”
Şarkıyı, ofisteki bilgisayarlardan birisine yükleyip bize dinletmeye başlamadan önce gözümü çevrede oturan arkadaşlarımda gezdirdiğim. Birbirinden çok da farklı olmayan ifadelerle karşılaştım. Kiminin çene, kiminin el kasları, gerilen sinirler sebebiyle harekete geçmişti. Masaların altında sıkılan yumruklar, masaların üzerinde ısınma hareketi yapar gibi açılıp kapanan eller, olmayan çikletleri çiğnemekte olan çeneler.. Birisi yerinden kalkıp patrona birkaç söz söyleyebilmiş olsaydı eğer, zamsız geçen 2 yılın hesabı linç olarak ödetilmeye kadar gidebilirdi.
Bu arada hakikaten, Ligeti müzikten öte bir şeyler yapmış. Sizi önce türlü fobileri olan bir insan haline getiriyor. Ardından son 50 yıldır kimsenin yaşamadığı bir dağ evinde duşa sokuyor. Bununla da yetinmeyip, 8 saattir beni aramayan sevgilimin gizli aşkını da elinde bıçakla duş perdesinin arkasına yerleştiriyor. Bu durumda bana, masamın üzerine kapanarak, korku üzeri bol öfke yahnisinden tabak dolusu yemekten başka bir seçenek kalmadı tabii.


7- İş Çıkışı:

Saat 17 sularında çalan telefonumda adını görünce içimi tarifsiz bir ferahlık ve heyecan kaplamıştı; ta ki ses tonunu duyana kadar. İş çıkışında buluşmak istediğini ve konuşmak istediği önemli bir konu olduğunu söyledi.
Telefonu kapattıktan sonra orada kalamayacağımı ve derhal dışarı çıkmam gerektiğini anladım. Aklıma ilk gelen bahaneyi öne sürerek izin aldım ve koşarak çıktım. Buluşacağımız yere nasıl vardığımı bile hatırlamıyorum, kendimi masaya kapaklanmış bir şekilde başucumda duran çayın kokusunu içime çekerken buldum.
Tam vaktinde geldi ve çok kısa bir konuşma sonrasında benden ayrılmak istediğini bildirdi.
Mekanın işletmecisinden rica etseniz o şarkıyı bulup çalamazdı. Ancak, gel gör ki yüreğimin en yaralı köşesine bastırılarak söndürülen bir sigara gibi etki yaptı üzerimde. Göz yaşlarıma hakim olamadım ve küçük çocuklar gibi masaya kapanarak hıçkırarak ağlamaya başladım.
Çalan, Chicago grubundan Look Away adlı şarkıydı.

If we meet on the streets someday,
And I don't know what to say,
Look away, baby, look away.
Don't look at me;
I don't want you to see me this way.


Terk edilen bir erkeğin hislerini tüm açıklığıyla ortalığa saçan popüler bir müzik parçasından başka ne beklenirdi ki! Ayrıldığı sevgilisine “eğer günün birinde, bir yerlerde karşılaşırsak beni lütfen görmezden gel, çünkü karşına ne diyeceğini bilmez ve gözü yaşlı bir halde çıkmak istemiyorum” diyor.
Kendimi biraz toparladığım an, ağlamanın verdiği büyük utanç ile birlikte kafamı kaldırdım ve muhtemelen kıpkırmızı olmuş gözlerimi ondan kaçırarak yanağına bir öpücük kondurdum. Kulağına “her şey için teşekkür ederim” cümlesini fısıldadıktan sonra kasaya giderek hesabı ödedim ve oradan koşarak uzaklaştım.




8- Bara Sığınış:

Terk edildim.
Terk edildim.
Terk edildim.
Aman tanrım! Bu da oldu işte.
Yaşadığım aşk fena bir aşk değildir tanrım
Üstü kalsın

Barın birine sığınmış ve kendimi avutmaya çalışıyordum. Kalbimde aşk yarası var ya, ruhum acıyor ya, her Türk gibi şair yanım olacak ya; yukarıdaki gibi “özgün” bir şiir tutturmuş rakı kadehlerime meze ediyordum. Belki de adını hatırlamadığım birilerinin şiirinden aklımda kalmıştır. Kimin umurunda?
İçeri girerken dikkatimi çeken manzara ancak 3. kadehten sonra önem sıralamasında yukarıya tırmanabildi: hiçbir müzik duyulmadığı gibi herkes nefesini tutmuş barın sonunda bulunan 100 küsur ekran televizyonu izlemekteydi. Biraz dikkatimi toparlayınca insanların futbol maçı izlemediğini Basra körfezinden naklen savaş izlediklerini anladım. Bar sakinleri, havada ışıklar saçarak gidip hedefini vuran füzelerin görüntülerine bazen ıslıkla bazen de kendi askerlik anılarıyla eşlik ediyorlardı. Barda bunlar yaşanırken televizyonda açık olan haber kanalı ise bunun ne kadar önemli bir demokrasiye dönüş operasyonu olduğunu müjdeliyordu. Yanlarında bulunan emekli generaller ise engin dünya görüşlerinin ışığında kanalı doğruluyorlardı.
Hızlıca iki kadeh daha yuvarlayarak bu rezil manzaraya daha fazla ortak olmadım ve oradan uzaklaştım.
Arabaya atlayarak evin yolunu, elimden geldiğince şeritleri ortalayarak, buldum. Karşıdan gelen farlar bazen 4 bazen de 6 oluyordu. Çok sert çalan kornalarla protesto ediliyordum ama elimden gelebilecek hiçbir şey yoktu. Terk edilen her insanın yapacağı gibi alkole sığınmıştım.
Karşıdan gelen korna seslerini duymamak için zor da olsa radyoyu açtım. Şansıma bizden, çok başarılı bir rock grubu çıkmıştı. Mor ve Ötesi, Cambaz adlı şarkılarını söylüyorlardı.

Ne habersin ne Türksün
Seni gören yollara dökülsün
Kul oldun köle oldun, kurşungeçirmez cam oldun
Bütün dünya izler durur, afet-i azam bekler durur
Hedefini al, piyasanı al, her şeyi al

Ayıkken defalarca dinleyip bir anlam veremediğim şarkı o anda o kadar anlamlı gelmişti ki..

9- Politika mı yoksa?:

Bize sürekli bir şeyler dayatılıyor. Ne yiyeceğimiz, ne okuyacağımız, ne seyredeceğimiz, ne dinleyeceğimiz, neye inanacağımız; kısacası nasıl yaşayacağımız önceden belirlenmiş zaten. Globalleşme adı altında, “çoktan seçmeli özgür yaşam” maskesi altında tektipleştiriliyoruz.
Okulunu bitir, askere git, aşık ol, evlen, ev eşyaları satın al, ev satın al, çocuk yap, okul taksitleri öde, emekli ol ve öl.
Ben de bu dişlinin bir parçası mı olacağım. Neden dünyayı değiştirmeye çalışmayayım ki. Bu topraklarda yaşayan bilinçsiz kitlelere karşı hiç mi sorumluluğum yok.
En başta yaşamakta olduğum apartmanın uyandırılmaya ihtiyacım var. Ne demişler herkes önce kendi kapısının önünü süpürsün.
Neydi o grubun adı, neredeydi o cd?
Evet işte burada. Rage Against The Machine. Steinbeck’ in roman kahramanı olan Tom Joad’ u Bruce Springsteen şarkılaştırmış, Rage Against The Machine de kendi yorumlarıyla çalmış. Şarkının adı Ghost Of Tom Joad yani Tom Joad un hayaleti.

Wherever somebodies struglin for a place to stand
For a decent job or a helpin hand
Wherever somebody is strugglin to be free
Look in their eyes ma,
Youll see me!


Bu şarkının içkisiz ve düşük ses şiddeti ile dinlenemeyeceğini önceki deneyimlerime istinaden bildiğim için, elime bir kadeh skoç viski aldım. Ağzına kadar dolu kadehimi tek yudumda yarıladıktan sonra müzik setimin sesini açabildiğim kadar açtım.
Tüm ezilmişlerin, hakkını arayanların ve özgürlük mücadelesinde olanların yanında yer alacağına and içercesine yazılmış sözler, balkondan tüm şehre hükmedercesine atılan bakışlar; evet yarın sabahtan tezi yok bir şeyleri değiştirmek üzere harekete geçeceğim. İçimden bu düşünceleri geçirirken çevre apartmanların ışıklarının bir bir yanmaya başladığını görüyordum. Bunun yanı sıra şarkıda her zaman duymadığım bir takım sesler de duyulmaya başlamıştı. O seslerin ısrarla çalmakta olan kapı zili ve vurulmakta olan komşu duvarlar olduğunu zor da olsa anlayabilmiştim.
Müzik setini biraz kısarak duvarların da yardımıyla kapıya ulaştığımda karşımda asabi bir komşu duruyordu. Hiçbir şey söylemeden bana bir yumruk attı ve beni yere devirdi.


10- Gel de Bul Beni:

Birkaç saat boyunca olduğum yerden kalkamamışım ya da doğmak üzere olan güneşe bakıp tahminde bulunuyorum.
Düştüğüm hale bak. Ben ülkemin insanları için her şeyin en iyisini isterken, tam da onları bilinçlendirecekken gördüğüm muameleye bak. Nefret ediyorum hepinizden. Sizin layık olduğunuz düzen mevcut düzendir. Arayın peynirinizi labirentlerde pis sıçanlar.
Sinirimden ağlamaya başladığımı dilime ulaşan ilk, tuzlu, gözyaşı damlasıyla fark ettim. Emekleyerek ulaştığım müzik setime, bu sefer tüm sesi kulaklara vererek, rasgele bir cd taktım. Günün anlam ve ehemmiyetine uygun bir şarkı denk gelmişti elbette yine. Çok sevdiğim, aramızdan intihar ederek genç yaşta ayrılmış, değerli rock gitaristi Yavuz Çetin’ in albümüydü bu. Şarkısı Bul Beni’ ydi.

...
Nereye gittiğimi bilmez bir haldeyim
Kime güveneceğimi bilmez bir haldeyim
Çok uzaklarda ulaşılmaz bir yerdeyim
Derdimi kimseye anlatamaz bir haldeyim
Aklım karmakarışık bulanık bir hislerim
Sanki kör oldum görmüyor gözlerim
Evimden çok uzakta bir yerdeyim
Geri dönüş yolunu bulamaz bir haldeyim
Gel de bul beni
Doğruyu yanlışı kestiremez bir haldeyim
Her şeye inancımı yitirmiş bir haldeyim
İyi olmaktan çok uzakta bir yerdeyim
Yerlerde sürünür güçsüz bir haldeyim
Gel de bul beni


Bu şarkı ile birlikte hayatımı genel olarak gözden geçirmeye başlamıştım. Ben kimim? Neden herkes gibi olamıyorum? Özendiğim refah düzeyine ulaşabilecek miyim? Ulaşırsam ne olacak? Terk edilmeyi hak edecek kadar değersiz birisi miyim? Neden bu ülkenin insanlarına karşı neden herhangi bir sevgi hissetmiyorum? O, şu anda kiminle beraber acaba? Bu hayatı yaşamak için ne gibi bir nedenim var ki?
Evet!
Yaşamaya ne kadar değer ki bu dünya? İyisiyle kötüsüyle hatta dünyanın genelini göz önüne alacak olursak ortalamanın çok üzerinde bir hayat sürdüm.
Tam bunları düşünürken kendimi emekleyerek balkon demirlerinin yanına kadar gelmiş ve sağ elimle demirlere tutunarak ayağa kalkmaya çalışır halde buldum.

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte
Ayrıca verdiğim şu hayat
Fena değildir
Üstü kalsın.

Yukarıdaki dizeleri içimden geçirdikten sonra bedenimi önce tatlı bir serinlik ardından da yoğun bir sızı kapladı. Sonrası mutlak karanlık..



Alıntıdır...
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Eşinizle İlk Dansınızı Hangi Şarkıda Yapmak İstersiniz faati 2de1-Café 16 18-10-2007 14:24





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848