HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | NoKTa... SeN... Seni kaybettim. Hükümsüzdür! Son seferine eğildiğim hayatın eylemsizlik durağında son yolcuyum. Anlaşılmaz ağrıların kekremsi çürümüşlüğünde kayboluşlarımı sessizliğimle itiraf ediyorum. Kahkahası kalıyor dudaklarımda arınmaz saklanışların. Kimliğimi örtbas ederken kül sözcükler, taşınmaz uçurumları sarıyorum gözlerimin ferine. Yeniden ağlasın diye kantarda ağır gelen öfkeli akşamlarım. Nara abanıyor ruhsatsız bakışlarım. El uzaklığın tenimin her milimetrekaresini sızlatıyor. Gözlerimi kefenliyorum hasretine bir ayıpsız kan vakti, yakınına iliştiriliyorum dolunaydan sürgün gecenin. Biliyor musun, sanrıların yasak adımlarla yaklaşırken uykuna, ünlemi süngülenmiş şiir oluyor sana yüzüm. Hadi güller yakıldı har için, sen niye çarmıhta düşsün şizofren güncene? Bugün çok ağladım, kirpiğin mi tutuştu yoksa ya leyl? Çok şey değildir cümleler, şey’in çokluğudur sendeki: Varlığın önde öleni… Evveli hayat/sız sonrası zaman/sız vurguları yutkunan caddelerden gelen sesteki delilik uğultusuna saplanıyor saçların. Acıya selam duruyorum şölensel geçişlerde. Geçişsel şölenlerde toprağa yüz çevir/me/mek için ezberimde tutmuyorum gökyüzünün seyrinde kanayan turna yalnızlığını. Ya leyl! Ört üstümü çığlıkların sende kalan kalabalığıyla. Aklanmamış cürümleri aldatırken havada kalan cümleler, fesadı dağlanmamış öyküleri yık saçlarıma. Şakaklarımdan akan kirli düşleri yıkamıyor bu yağmur… Uygun adım ölmeyi dayatırken ihbarlara gönüllü kentler, anonim acıları Türkçeye çeviremiyor aşk. Oysa ben hep aşkın ana dilince susuyorum hafakanlarımı. Terkisinde verem hayatı taşıyan bir faizli yalnızlığın bedelini ödüyorum benliğime intiharın avlusunda. Sadedine gelemiyorum tuvalime yakışmayan ‘o’ şirret ve karamsar resmin. Burada yağmurlar tuzlu ve sen eksik bu çoğul şarkılarda. Sustur uygunsuz notaları yanlış sayfalara sol anahtarsız düşen şarkıları. İçim dökülüyor sensizliğime. İçim sensizliğimden sökülüyor. Kan tadına bürünüyor kalbimin perde arkası ağlayışları. Hangi seni çıkarsam benden sadeleşir ölüm ya leyl? Ten hummalı haykırışları uzun metrajlı ah’larda iliklerime ilikliyorum. Zulamda delilik gömleği. Kendi sessizliğinde yok olmak isteyen aşk teneffüslerinde kalbime batırıyorum bütün uçurumları. Kanırtarak yalnızlığın ateşe sığmayan cürmünü akrebin intiharını nefesimde gizliyorum. Gizleniyorum her kaybedişin arkasını çoğaltan sese. Yangın kavminin dönüşleri memnu gelmelerinin küllerine bastırıyorum avuç içimi. Kanıyor bu yara leyl, sen boyundan aşk boyuna kadar; sayma beni kendine. Bin yıllık hicranın yazgısında yatıya kalan içimden, dökerek ardına yığıldığımız İstanbul türkülerini sesinden, çık. Bir tek saç teline kurban gitmeye derman yok dizlerimde. Tavafına geç kalmışım şehla gözlerinin. Seni bağışlayamam ne kendine ne kendime. Arafında kalsın sesimce kırılan yalvarışlar. Seni aşk bağışlasın. Giz’imde gizlenişlerin yakıyor nefesimi. Boynumu uzatıyorum senli çaresizliklere, dudağınsız. İsyana ve aşka bağımlı yaşamsızlıkta ölürcesine delirebilme arzusu çiğniyor aklımın satırlarını. Giz’im adından aşağı karanlıklara yuvarlanıyor tepetaklak. Sonu ‘eyvah’a çıkan her ağrıda eskiyen yanlarımı aşka sebep kalışlarına ekliyorum. Ovup duruyorum göğsüme gömdüğün acıyı, geceyi inletmesin titreyişlerim diye. Ah, Azrail peşime düştü kalbim. Hadi durul da bizde ölelim cinnetin cennetinde. Gördün mü kalbim, yine kaldın sen bana. Bedenime üflenirken ruhum ismiyle var olduğum! Kanırta kanırta sevdiğim! Zaman durmuşken sende, bir adım atılmıyor sen’in dışına. Çıldırmadan ölemiyorum ‘sen’ şiirimde. Nokta. Sen. |
| | |
| Law için teşekkür edenler 5 kişi. | deryadeniz (06-08-2008), HüzüN (13-06-2008), Mahbube (06-08-2008), melankoliasi (06-08-2008), rihanna (06-08-2008) |
| | #2 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Ynt: NoKTa... SeN... Kayboldugum Yerdesin" Boş ver yinede beni. boş ver sadece anlatılanlara bak sen .. Hayatının eşiti para demeyi ögren ve bırak duygularını onlarda kim.. Hani boş yere yazıyormuşum hatırlatmasını yapma aklıma migdeme vuran faşist yaptırımları ve hiç bir zaman yazılmayan köşe yazılarımı hayata ve yaşatılanlara inat kalemime yoklugu yaşamama, acılarıma, acıya gülebilmeme ve sana .... evet ve sana - ragmen hala yaşıyorum ya .. ben bile şaşırıyorum kendime gençligim ınanmadan .. Yok artık bitti gene içimdeki isyanlar kaygılanmadan yaşamak zorunda olamadan biten öykülerim kalbime attıgım bir kaç çizik.. bu denli aşkım.. yanlızlıgım... ve herşeye ragmen yine sen kayboldugum yerdesin |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | Ynt: NoKTa... SeN... Beni bana bırak n'olur.Bırak kendi kanımda boğulayım. Sonu gelmez yalnızlığımın içinde bırak kendi kendime kalayım.N'olur uzatma ellerini... Ellerimi tutmak için uzattığımda havada asılı kalacağını bilmek korkutuyor beni. Aslında göründüğüm kadar güçlü değilim.Başa çıkamam tekrarlarla biliyorum. Ya hayatımın içinde ol ya da tamamen çık git. Böyle yarım duygularla ve tamamlanmamış sözcüklerle yetinemeyecek kadar tokum ikilemlere.Keşke kendimi bırakabilseydim bir yerlerde... Cami avlusuna bırakılan küçük bir çocuk gibi... Sevilmemenin ,korunmamanın,sahiplenilmemenin acısını küçücük gözlerinde görmeye dayanamadığımız küçük bir bebek gibi.Arkasına bile dönüp bakmayan bir anne katılığıyla bırakıp gidebilseydim kendimi... Keşke.... Oysa gittiğim her yere varlığına katlanamadığım bir valizi götürmenin sıkıntısıyla taşıyorum bu ağır yükü. Gereksiz,anlamsız bir kaçış benimkisi,biliyorum. Ama n'olur uzatma ellerini ;tutmamaktan ,tutamamaktan korkuyorum. Henüz büyümemiş bir çocuk say beni. Kendimden korkuyorum.... |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | Ynt: NoKTa... SeN... Ölüme mahkum edilmiş bir aşktan bu yazılanlar. Gecenin yanağından, savrulmuş yağmurlardan ve toprak kokusundan… Yaşama kafa tutarak geçiyorum gençliğimden. Parmak uçlarımda, tüm mahçupluğuyla kalemim ayrılığı kusuyor. Ama ben seni susuyorum dilimin döndüğünce. Bütün anlamlarını çaldırıyor kelimeler, anlamsızlığımda. Odama ayak bastığımda ilk önce ölüme mahkum edip kendimi, sonra siliyorum kendi kendimi, sayfa sayfa hayattan. Sırf parmak uçları yanmış bir kağıttan ibaret değildir yazdıklarım. Bazen devrilmiş kentlerde konuşur şairin sustuklarını. Bu kent senden uzakta ışıl ışıl kavrulmakta. yolunu sapıtmış kelimelerin peşine takılıp gidiyorum ben, ardımda sonsuz ayrılıklarla. Artık aşka elveda… Belki yağmur ıslaklığı kalmadı saçlarımda. Ve hiçbir masum tutuşma yok avuçlarımda. sehrin ışıklarına emanet ettiğim sadece bakışlarım değildir. Bazı bazı bir ağlayıştır ilk sevdamdan kalma. Afedersin ey aşk! Yalan olmasın ilk ve son… Kusursuz bir sevdayı sevemedim hiçbir zaman. Ama ayrılığım mutlak kusursuz olmalıydı. Ve kusursuzdu da zaten. Ölümümün ardında hiçbir delil bırakmamıştım. Hep keskin bir hüzün kokardı odam; sarhoş bir ayrılıktan çıkmış gibiydi. Yıldızları gömmeye başladım sonra odama, ceset ceset. Geceye kurşun sıkışımdan korkardı annem. Ben hep kıskanırdım ayın bakışlarını, gecemi çalıverir sanırdım. Kaç kez rüzgarın peşine takılıp, terketti beni yapraklarım. Yok savrulan ben olmalıydım, gecinin avuçlarında. Ayrılığa sonuna kadar çakıp kaçtılar gövdemi. Toprak kavruluyordu, yangınlar çıkartıyordu ayaklarım, bastığım topraklara. Ayrılıktan bıkmıştım ben, en gerçeğine koşuyordum son sürat. Sonra kahkahalar savuruyordum ardımda bıraktığım aptal hayata. ve tehditler; sevdaya ve sevgiliye. Sıkıysa beni unutma! Sonra yalvarıyordum; ne olur unutsunlar benim unutamadıklarım. Ama mutlaka ayrılıkla bitmeliydi benim tümcelerim. Sen sakın dert etme ey aşk! ben kendimi ölüme emanet ediyorum.. |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | Ynt: NoKTa... SeN... geri adımlar atmanın mümkünü olsaydı keşke.Yeniden anne karnında olmanın... Sırtını dayayabileceğin bir dağın alametini hissetmenin imkanı olsaydı... Oysa tüylerimi ürperten bir yalnızlığın soğukluğu var sadece sırtımda. Her mevsimin sonbahar olduğu,her duygunun hüzne çıktığı bir garip alemdeyim şimdilerde. bilmem yanımdan geçip giden insan seli mutlu mudur? Arar mı insanlar sohbeti, yalınlığı ,dostluğu bilmem. Ben girdiğim tüm mekenlardan omuzlarımda hüzün yüklü çıkıyorum ve şimdilerde yıldızların sahte bir parıltı yaydıklarını düşünüyorum. Etrafımdaki herşey sahte.Bir tiyatro sahnesine repliğimi okumadan çıkmış gibiyim yani. Oyun yabancı,roller yabancı..... Ellerim dokunmak için bir el sıcaklığını beyhude uzanır... Beni bekleyen her daim yalnızlık,her daim hüzün... |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 2.118 İtibar Gücü: 18 | Ynt: NoKTa... SeN... Zaman durmuşken sende, bir adım atılmıyor sen’in dışına. Çıldırmadan ölemiyorum ‘sen’ şiirimde. Nokta. Sen. cok guzldi yaa ellrne saglık... |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() _FaFa_ Kayıt: 20.06.2006
Mesajlar: 7.875 İtibar Gücü: 65 | Ynt: NoKTa... SeN... olum naptın senn hoyynn bunlar da ne bölee süper olmuş yaa yıktın ülen yine ortalığı ![]() ellerine sağlık |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | Ynt: NoKTa... SeN... saoLun arkadaşLar beğenmenize sewindim ![]() ------------------------------------------------------------------------------------------------ öldük ölümden birşey umarak, bir büyük boşlukta bozuldu büyü... gece beni kollarına almadın ya sen. Bir kadın olup o kadar alçalmayı üstüne o reddedilişi kaldırabilir miydin bilmiyorum. Gitmek istedim o an yok olmak istedim yer yarılsa, kıyamet kopsa. Kendi şehrim olsa o an çıkıp giderdim. Değildi gün doğumunu bekledim. Ardından zaman öyle yavaş geçiyor, aksine öyle hızlı işliyordu ki seni içime daha korktum. Bir yanım şimdi şimdi alacak kollarına diyordu yürürken diğer taraf olanca hızlandırıyordu adımlarını. Olmadı. Ayrılamadım şehrinden. Bırakmadı yüreğim. Her yıkılışla sana sığındım gerisin geri. Ama sen kendin gönderdin geriye. Artık ne yapsam, bakışlarımı kaldıramazdım yerden, bakamazdım gözlerine. Ölümdü arabaya binişim yoktum, yoktun. Hiç bakmadım ondan sonra sana. Ne geri dönebilirdim ne sana eğilirdim kalırdım çünkü orada. Ama inadım şu deli inadım var ya. Vazgeçme olgusu yok benim dünyam da. Bırakmadım peşini yüzsüzlüğe vururcasına. Dikenlerim vardı sağlam, yaralarımı örten. Savunma gücümdü, her şeyimdi. Kimseye göstermedim, gösteremezdim zayıf yanlarımı. Ve her elimi uzattığımda sana bir koy bıraktın avucuma. Ve her canım yandığında vurdum, hep daha derin kuytularına. Dikenlerim sağlam benim, sağlam darbelerim. Sen her acıyla kaçıp saklandığında ben ağladım senin yerine. Ne oldu şimdi. Ne değişti. Ne geçti elimize. Soruyorum kendime. Neydi hatam diye. Bir söylesen. Neydi en başta benden almaya çalıştığın. Hangi yılların kimlerin kanı olan bıçaklarla, neden ilk bana saldırdın. Onların yerine. Ödemem gereken diyetlerim yok benim. Öyle olması gerektiyse de senin yerine ödedim. Yaptığım bir şey yok ama acı dilimin cezasını da ödemem gerekiyorsa öderim. |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() d-_-b >-_-< q-_-p Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 22
Mesajlar: 7.329 İtibar Gücü: 51 | Ynt: NoKTa... SeN... Her GüLüŞün Dua OLur YaLnızLığıma ---- Hasretinin kanayan yüreğinle dön yüreğime. Geldiğinde yokluk kelimelerini dudaklarında ezip yavaşca sokul yanıma. Usulca saçlarını çöz. Bahar kokulu saçlarını yüreğimin kıyılarına getir. Başını koy göğsümün sen kokan yastığına. Sesinle dokun üşümüş kirpiklerime. Yokluğunu söküp dudaklarımdan, yüreğini ser yüzümün yalnızlığında bitap düşmüş gamzelerine. Nefesini bir an tutup benim nefesime ver nefesini. Yanan tüm ışıklarını söndürüp gülüşlerini ört üzerimize. ---- “ Yokluğunun ödülü olarak Cennette sensiz yaşamaktansa Cehennemin avuçlarında közlenip güller öreyim baharımsı saçlarına.. “ Kar yangını gecenin en dar vaktinde seni düşünüyorum yokluğunu yüreğimde kanatarak. Suskunluğuna uzanmış bedenimle demlenmiş yalnızlığını yudumluyorum dudaklarımı acıtarak. Başucumda yokluğun, bir beden bol gelen hüznün gömleği sırtımda kan ter içinde yalnızlığına akıyorum. Yetim düşlerimi ezip karanlıkların içinde sensizliğini kanatıyorum. Dağ başı ıssızlığına inat rüzgarın avuçlarında açan kır çiçekleriydik biz seninle. İmkânsızlığın toprağına sımsıkı tutunmuş çınar ağacının umuda gülümseyen kökleriydik biz. Ne sen Mecnun’un Leyla’sı ne de ben Şirin’in Ferhat’ ı. Biz seninle aynı uçurumun birbirine hiçbir zaman kavuşmayacak iki yakasıydık. Sevdamızda hep bahar mevsimini yaşadık. Hüznün göğsünden acıyı emip yarılan gökyüzünü ıslak düşlerimizle yamadık bir terzi inceliğiyle. Durmadık seninle zamanın avuçlarında. Aşkın köpüksüz sularında sevdayı hiç kirletmedik. Yalancı baharlara tutunup aynı tomurcuğun ıslak dudaklarında yaşadık aşkın tutsaklığını. Kirpik uçlarımızı bulutlara eğip aynı yağmur tanesinde yıkadık hasretin kör karanlığını. Lakin unuttuğumuz bir şeyler vardı sevdanın geceye örüldüğü zamanlarda. İmkânsızlığın avuçlarında eriyen iki güneş tanesi olduğumuzu unuttuk. Kelimelerin en yalın hallerinde sevişirken dudaklarımız, hasretin çöl sıcağında yavaş yavaş eriyen tenimizi fark edemedik. Aynı kalbin yurdunda sevdaya nefes alırken bir gün terimizin birbirimizin sırtından ayrı yerlere süzüleceğini düşünemedik. Ektiğimiz umut tanelerini ellerimizle biçemedik. Evet, yenildik. Lakin biz zamana değil; imkânsızlığa yenildik. Şimdi bir nefes kadar yakın tenine dokunamıyorum, dudaklarından semaya yükselen nefesinden havaya kanatlanamıyorum. Seni görüyorum lakin görmemezlikten gelmemi istiyorsun benden. Varlığında yaşarken yokluğunda sevmemi bekliyorsun benden. Haklısın belki de. Sana söz sevdiğim; ben seni “ sensizliğin “ avuçlarında seveceğim. Senden tek istediğim; her zaman hayata gülümse. Gülümse ki; gülüşlerin duam olsun kanayan yaralarıma. Bir nefes uzağımdaki sana bir demet gülüşlerimi yolluyorum eriyen umut bahçelerimden. Ellerimle topladım birtanem. Aslında imkânsızlığın duvarını aşıp kavuşabilseydik bu çiçekleri senin saçlarına taç yapacaktım bir kır düğününde. Söz açılmışken seninle bir bahar günü kır düğününde evlenmek isterdim. Saçlarında sarıpapatyalardan örülmüş bir taç durmalıydı ve üzerinde beyaz bir elbise Melek’lerin kollarında gelmeliydin bana. Kelebeklerin gözlerinden düşen yağmur taneciklerinin ıslak havasında ellerimiz birbirini bulmalıydı. Ne olursa olsun senin gözyaşların tek yağmurum, senin gülüşlerin tek güneşim olsaydı. Offf..İmkansızlığını topluyorum bulutların ıslak dudaklarından… Şimdi sensizliğin içinde yokluğunun kıvılcımlarında kurutuyorum ıslak kirpiklerimi. Sıcak nefesini üşüyen tenimin üzerine örtüp avuç içlerinin terine sığınıyorum. Yalnızlığını dudaklarımdan parmaklarıma akıtıp satırlarımda tek başıma ağlıyorum. Ve sen diye karanlık duvarlara yaslanıp geceye kapatıyorum yorgun gözlerimi. Gülüşlerinle yüreğimi öpmeden bu ayrılık uykusundan uyanmayacağım. Bir gün gelmek istersen yalnızlığın sen kokan satırlarına umutlarınla gel. Tövbeleri yarım kalmış günahlarınla gel. İçinde yutkunduğun kelimelerini dudaklarıma sürüp imkansızlığın avuçlarından bana gel. Gözyaşlarınla gel, kurumuş dudaklarıma ab- ı hayat olsun tuzlu yağmurların. Hasretinin kanayan yüreğinle dön yüreğime. Geldiğinde yokluk kelimelerini dudaklarında ezip yavaşca sokul yanıma. Usulca saçlarını çöz. Bahar kokulu saçlarını yüreğimin kıyılarına getir. Başını koy göğsümün sen kokan yastığına. Sesinle dokun üşümüş kirpiklerime. Yokluğunu söküp dudaklarımdan, yüreğini ser yüzümün yalnızlığında bitap düşmüş gamzelerine. Nefesini bir an tutup benim nefesime ver nefesini. Yanan tüm ışıklarını söndürüp gülüşlerini ört üzerimize. “ Rüzgarı giyinip Sana geldim dün gece. Saçlarına dokunmaya gelmiştim. Kıyamadım yüreğinden öpmeye. Kıyamadım gözlerinde gezinmeye. Yatağının yanına usulca çöküp Seni izledim içimde hasretini yutkunarak. Nefes alışını, Meleksi bakışlarını izledim bir nefes uzağından. Ellerimi uzattim ellerine. Bir kez olsun dokunmak istedim işte. Hiçbir zaman dokunmadığım yüreğine Delicesine sarılmak geçti içimden. Dokunsam ölecektim biliyorum. Sarılsam dizlerinde sonsuzluğa göcecektim.. Dokunamadım, sarılamadım. Gidiyorum, Günahlarında yanmaya gidiyorum. Kır düğünü düşlerimi, Gözlerine benzeyen bir kız cocuğu özlemimi, Gözyaşlarında yakmaya gidiyorum. Elimde ne bir resmin, Yüreğimde ne bir nefesin, Seni “ sensiz “ yaşamaya gidiyorum. Yokluğunda Cennette yaşamaktansa, Cehennemin avuçlarında yanıp Dudaklarında son dua olmaya gidiyorum. Gidiyorum hasretim, Gidiyorum helalim.. Seni “sensiz “ yaşamaya gidiyorum. Yarın doğum günüm. Adının yazdığı çağrıdan öte Çok şey istemiyorum sevgili. Seni “ sana “ bugünden yazıp Yarın doya doya ağlamak istiyorum. Ama sakın ağlama sen. Her gözyaşın benim Cehennemim olur. Yokluğuma inat hep gülümse emi. Çünkü her gülüşün duam olur yalnızlığıma. “ |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| üç nokta (...) | **Zerd@** | üvyz | 14 | 14-11-2008 20:57 |
| ... nokta | !NC!PéR!S! | Paylaşmak İstedikleriniz | 10 | 01-11-2007 15:27 |
| Cem Uzan'dan sOn nOkta... | £R$$!İN | Resimler ve Karikatürler | 12 | 07-05-2007 00:09 |
| bir..iki...üc.. nokTa | !NC!PéR!S! | Paylaşmak İstedikleriniz | 4 | 02-02-2007 09:22 |