HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() sevdam davam Kayıt: 13.03.2008
Mesajlar: 5.130 İtibar Gücü: 64 | Tabİİ mÜmkÜnse "TABİİ MÜMKÜNSE..." Herkesin bir hikâyesi vardır öyle değil mi? Ve herkes şu dünya sahnesinde kendi hikâyesini yazar,kurgular, oynar… Tıpkı herkesin kendi kaderini yaşadığı gibi… An gelir, hayatın çıkmaz sokaklarına dalar insan, dalar dalar da o ucu bucağı olmayan dikenli yolda yürümekte zordur, o patikalar arasında kaybolmadan menzili maksûda ulaşmakta… İşte bu yolculuk hikâyeleridir hayatımıza hem renk, hem anlam, hem zenginlik, hem de güzellik katan… Bu zorlu ve engebeli yolculukta hayatın atar damarları arasında dolaşır insan… Aslında içe doğru yapılan bir yolculuktur bu kalbinin farkında olanlar ve o her şeyin merkezini ciddiye alıp, önemseyenler için… O kalp ki, biricik sığınağımız, dayanağımız ve barınağımızdır... O kalp ki, hayat yolculuğumuzun şaşmaz pusulasıdır… O kalp ki, hikâyemizin başrol oyuncusu ve yegâne kahramanıdır… Peki, o gözümüzden sakınmamız, üzerine tir tir titrememiz ve kelebek misali narinliğine özen göstermemiz gereken kalbimiz neden hoyratça darbelere mâruz kalır? Neden en acımasız dikenler hassas, şeffaf ve kırılgan kalbimize batırıldıkça batırılır? Böylesi sert rüzgârların ne alıp veremediği vardır kendi sınırlarında bir huzur ikliminin merkezi olmaya aday kalp ülkemizle? Ne acıdır ki insan en çok kalbinden yara alır ve en acımasız okları yine kalplere batırır… Yine de tarifsiz bir sevginin, sonsuz bir muhabbetin ve de uçsuz bucaksız bir merhametin meskeni olan kalp incitmemek ve incinmemek için özel bir çaba sarf eder, tabir yerindeyse sonuna kadar zorlu bir mücadeleye kendini rapteder... Çünkü derinlerinde incitmemek kolaysa da; zordur incinmemek… Zor olanı başarmaktır marifet der ve böyle diye diye bir ney misali inledikçe inler… Gerçekten de saplanan tüm hançerlere, batırılan tüm oklara rağmen incinmemek ister… ''TABİİ MÜMKÜNSE...’’ Hayat rüzgârı savurur zaman zaman insanı… Başka zamanlara, zeminlere, iklimlere daldırır… Tüm kırılmışlıklara, incinmişliklere ve savrulmuşluklara karşın bir silgi bir de kalem ararsın geride bıraktıklarını ve içinde yaşattıklarını silmek ve yeni bir hayatın kitabını yazabilmek için… Her şeyi unutmak ve yeni bir hayata merhaba demektir amacın… Her ne kadar için kanasa, kalbin acısa, yüreğin dağlansa ve ruhunda en yıkıcı fırtınalar kopsa da yine de kaybolmayan umutlarına sarılırsın… Aldığın darbeler, yediğin kazıklar, uğradığın yıkımlar yorsa da kalbini ‘’Güçlü ol ey kalbim güçlü ol! Daha çok işimiz var…’’mısralarıyla avutursun kendini... Hiçliğe ve yokluğa mahkûm edilsende, gölgelerin üzerine üzerine geldiğini hissetsende, yargısız infaz hâkimlerinin kırdığı kalemler acı bir cızırtı ile kalbini çizse de yine de seversin, bitmeden, tükenmeden, gerçekten sevdiklerini kaybetmeden onları kalbinin dehlizlerinde yok etmeden… İşte bu sevgidir seni diri tutan… İşte bu sevgidir seni hayata bağlayan… İşte bu sevgidir seni küllerinden doğuran... İşte bu sevgidir yaşadıklarını anlamlı ve ayrıcalıklı kılan… Bu sevginin yüzsuyu hürmetinedir tüm kabullenişler, sineye çekişler ve görmezden gelişler… Bu sevginin sesidir diğer tüm yakıcı seslerin uğultusunu bastıran ve duyduklarını unutturan… Bu sevginin rengidir tüm bulanıklıkları ve karalamaları yok edip kalbine sevdiklerinin resmini çizdiren… Ne kadar sevsen ve sevildiğini hissetsende acı-tatlı tüm yaşanmışlıklardan geriye ince bir sızı kalır kalbinde… En acı tütünleri bastığın onulmaz bir yâredir bu belki de… Ama unutmak istersin işte hiç hatırlamamacasına unutuşun koynunda soluğu almak istersin… Sen bunu isterken bir çift söz vardır ki bırakmaz sevgiye sevdalı kalbini, çıkartmaz aklından kendini… O söz tüm unutuşlara hazırladığın kalbinin can alıcı ve bir o kadar da yakıcı yankısı olur ve ne yapar eder kendine içinde bir yol bulur. Merak ettin biliyorum... Dur; dur sakin ol… Sabırlı ol… Bak o orda seslenip duruyor kalbine ve bak ne diyor: Sen ne dersen de, ne söylersen söyle ben söylerim söyleyeceğimi ve bakarım işime… ''TABİİ MÜMKÜNSE…’’ Sevmiş ve sevilmişsindir… Bu sevgi üzerine nice inciler, unutulmaz güzellikler döşemişsindir… Hayatının merkezine alıvermişsindir sevdiğini ve tarafından gerçekten sevildiğini… Zannedersin ki her şey gerçek sevginin açtığı yolda, gösterdiği istikamette ilâhiyâne gidecektir gideceği yere… Bir zaman sonra gözlerini köreltir bu sevgi, kulaklarını sağırlaştırır ve sahibini her şeyden, herkesten uzaklaştırır… Ayrı bir dünya kurarsın kendine merkezine kendini ve sevdiğini aldığın bir dünya, farklı bir dünyadır bu... Gerçek sevenlerin ve gerçekten sevmenin, sevilmenin ne olduğunu bilenlerin dünyası… An gelir hayatı bu dünyadan ibaret sayar kendini bütünüyle ve sadece o dünyaya hapsedersin… Sonra bir gün en şiddetli depremlerin merkez üssü oluverir o özene bezene kurduğun sevgi ülken… Ne oluyor demeye kalmadan ardı ardına bastırır artçı şoklar. Sarsılırsın, korkarsın, dağılırsın ama yine de uyanmaz, uyanamazsın… Hâlbuki iş işten geçmek üzeredir ve sen yine de bu rüya bitmesin istersin... Sonra birden gözlerini açarsın… Tüm yaşanmışlıklara, acı-tatlı hatıralara, elinde kalan enkaza ibretli nazarlarla bakarsın… Böyle olmamalıydı dersin bu depremler yaşanmamalı, bu birlikte inşâ ettiğimiz sevgi üssü tarumar olmamalıydı… Gözyaşlarının eşlik ettiği ‘’yazık oldu’’ifadesi, dudaklarında titrerken sen bu acımasız depreme başkaldırmak ve her şeye en baştan başlamak istersin… Gecikmiş keşkelere sığınır, kendini avutur ve türlü tesellilerle yine kendini kandırırsın... Ama hep bir ümit vardır içinde kaybetmeme ve kaybolmama ümidi… Bunun için bir güç ararsın kalbinde… Ne olursa olsun bir şeyler yapmalı yine sevgi ülkemi küllerinden doğurmalı, ayağa kalkıp meydan okumalıyım dersin… Ve sil baştan yeni bir gayretle silkinir hareketete geçersin... Yitirmediğin umutların, söndürmediğin ümitlerin ve tükenmesine izin vermediğin hayallerinle yeniden merhaba demeye kendini hazır hissedersin… İş işten geçmeden, kaybetmeden ve kaybolmadan bir şeyler yapmanın vaktidir... Her şeye rağmen o gücü kendinde bulur, kalbinin sesine kulak verir, yüreğinin götürdüğü yere gidersin… İşte o an her şeyin yeni baştan başlayabileceği andır... Sabır silahını kuşandığın, kalp atını mahmuzladığın, sevda sokağına daldığın o kritik an da bir ses yankılanır kulaklarında:’’Zordur, harâp olmuş bir kalbi onarmak, tarumar olmuş bir aşkı canlandırmak ve kaybolmaya yüz tutmuş bir sevgiyi şahlandırmak... Cesaret ister, dirayet ister, sabır ister, zaman ister ve hepsinden önemlisi yorulmak nedir bilmeyen bir kalp ister… Varsa buna gücün, işte o zaman başlayabilirsin her şeye yeniden, sıfırdan, en baştan…’’ ''TABİİ MÜMKÜNSE…’’ Selahaddin KOCAASLAN |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| mÜmkÜnse, tabİİ |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ve Mümkünse AğLamak İstiyorum (ALıntı) | HüzünBaz | Paylaşmak İstedikleriniz | 7 | 18-04-2008 19:35 |
| Bu yiyecekleri mümkünse yemeyin! | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 02-04-2008 13:30 |
| alexander da char arıyorum mümkünse 60lwl üstü olsun | ugur_852 | Silkroad Online | 0 | 21-01-2008 16:47 |