HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() .. Kayıt: 31.08.2008
Mesajlar: 610 İtibar Gücü: 25 | Beni okuyorsanız eğer, buralara kadar ulaştıysanız yani, sizin de bu ortamda dostluk ve sevgi aradığınızı ya da er geç arayacağınızı düşünüyorum... Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor.. Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların.. Oysa burada, sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır, birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız.... Değer verir, dost oluruz.. Bazen bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki, bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza.... Gerçekten o kişi mi... Gerçekten böyle mi düşünür... O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz... Sevgi duyduğumuz... Yoksa yalan mı bize söyledikleri.... yoksa... yoksa... En azından, insanları iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi? Zaman içinde tanıdıkça kuşkular başlayacaktır... Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil... Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla... "Özgürlüğünüz, kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda, daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur..." Ne kaybederiz , ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek.... Sağlığımız yerinde veya değil ise... Eksiklerimiz varsa... Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak.... Ya da o ülkeye gitmemişsek... Sesimiz güzel değilse... O konuya yabancı isek.... Söylediğimiz yaşta değilsek... Manken-fotomodel bir kadın değilsek.. Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa... Ne fark eder dostluk adına.. Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün her şeyden kaçmaktansa, dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize... Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense.... Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa.... "Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta gülerek yıkıveren çocuklar gibi. Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır. Ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir..." Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay.. Zor olan,olduğunu dürüstçe olabilmek..... En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla.... Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun... Unutma, uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir... Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen... Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin. Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma.. Karşındakine güvenmek istiyorsan, dürüstlük arıyorsan, önce kendini güvenilir kılmalısın. Bunun da yolu bir; acı da olsa, zor da gelse kendinle tanış ve bize seni sun.. Çünkü biz birbirimizi seviyoruz, klavyenin tuşlarındakini sahte dostu değil, sadece ve tam da şu halimizle birbirimizi.. alıntı |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() .. Kayıt: 31.08.2008
Mesajlar: 610 İtibar Gücü: 25 | Kalplerimizin kuytu yerlerinde bize özel sığınaklar vardır; o sığınakların gündemleri, hayatın hay huyundaki vasat gündemlerle örtüşmez…Orada bazen buruk, ağlamaklı, bazen de kasırgalar gibi dolaşır durur düşlerimiz. Kalplerimizdeki düşleri üşüttüğümüzde, ateşi bilincimizi sarar ve o ateş, giderek içimizin sokaklarında bir kaos başlatıp iç barışımızı bozar. O zaman ya düşlerimizin iniltilerini teskin edip o ateşi düşürmemiz veya hep acıyan, acıtan o ateşle ve içimizin sokaklarındaki tedirgin sorularla yaşamayı kanıksamamız gerekir. Çünkü düş oldukça peşi sıra insandır; çünkü en çok düşlerimizin bize hesap sormaya hakkı vardır. Sonra kalplerinizin kuytu yerlerindeki sığınaklarda kendi kendimize telkin ve terapi seans-larıyla bekleriz…Bekleriz…İnsanı, aşkı, olmayı, onarılmayı ve zamanın açtığı yaraları yine zamanın sarmasını bekleriz.Düşlerimizin başucunda bir tüfek gibi dikilerek bekleriz. Küçük nehirlere burun kıvırır ve hep okyanuslara ait olduğumuza inanırız… Düşüp kaldığımız ya da itilip unutulduğumuz derin, karanlık kuytularda sabırsız ve tedirgin kederlerle beklerken, küçük sevinçler, küçük yolculuklar hep bir kenarda durur, hep erteleriz…O kitabı sonra okuyacak, akşam yürüyüşlerine sonra çıkacağızdır; hele şu işimiz de bitsin, filancalar gelip gitsindir, elbette zaman olacaktır...Her şey, her şey yoluna girdiğinde yapılacak, söyleyeceklerimiz bile sonra söylenecektir.Sonra...Sonra! Derken zaman, yani o büyük ve gizemli güç, hayatın düşlerimizin gerisindeki kırıntılar olduğunu anlatır bize. Belki okyanuslara gider, kasırgalarla boğuşur, ama bir damlaya yenilip döner ve zamanın, hep ertelediğiniz ne çok şeyi nasıl öğüttüğünü, küçümsediğimiz nehirleri nasıl kuruttuğunu; ihmal ettiğimiz küçük sevinçlerin, sevgilerin nasıl solduğunu ve ileride, bir gün yürümeyi düşündüğünüz ıssız yollara devasa binaların inşa edildiğini fark edince, tıpkı bir İspanyol atasözünde olduğu gibi,“Don Kişot olmaya giderken, evimize bir Şanso Panço olarak dönmek”le kalmayıp, burun kıvırdığımız o küçük şeyleri de büsbütün yitirdiğimizi görürüz. Çünkü avuçlarına bırakılan dostlukları, sevgileri çürütür zaman.Çünkü zamana rüşvet veremezsiniz, çünkü kendinizi ikna etseniz de zamanı edemezsiniz… Yaşadığımız gezegen milenyumu kutlarken, ben o tarihte“düşünce suçu” mahkumi-yetlerimin bir yenisi için bir cezaevindeydim.Diktörtgen bir gökyüzünün altında ikinci baharımdı.Yirmili yaşlarında siyasal suçlardan mahkum olmuş altı yedi kişiyle birlikte kalıyordum. Koğuşumuzun havalandırmasında bazalt taş duvarlar, bir basketbol potası, koridorlarda küf kokusu,kasvet ve karanlık, dışarıda ise kışkırtıcı bir bahar vardı... O bahar, koğuş pencerelerinin tam karşısındaki avlunun taş duvarlarına boydan bo-ya sarmaşık ekmeye karar verip, ceplerine üç beş sıkıştırdığım gardiyanlara rica minnet poşetler dolusu toprak getirttik.Duvarın dibine yığdığımız toprağa geniş suntalarla çevreleyip sarmaşık tohumlarını ektik. Birkaç ayda gelişip uzayan sarmaşıklar, havalandırma duvarında çivilere çaktığımız iplere boylu boyunca sarılmakla kalmayıp, kimileri duvarları aşarak dışarıya göz kırpma-ya başladılar. Ancak koğuştakiler, şarmaşıklar yüzünden basketbol oynayamıyor ve o bana arada bir tedirgin bir sesle:“Top oynayabilsek çok iyi olurdu hani,” diye mırıldanıyorlardı... Yeni bir sonbahar geliyordu ve biz, bütün kışı tabut gibi daracık bir koğuşta balık istifi geçirecektik.Bu yüzden bir tercih yapmak zorundaydık. Bir gün ranzalarına uzanmış koğuş arkadaşlarıma dönüp,”Sarmaşıkları artık sökebiliriz," dedim…Onlar ranzalarından sıçrayıp sevinçle avluya yöneldiklerinde, ben de o infazı görmemek için cezaevi kütüphanesine gittim.Bir saat kadar sonra döndüğümde, koğuştakiler sarmaşıkları yolup toprağıyla birlikte bir köşeye istif etmiş, keyifle top oynuyorlardı. Beni görünce bir an duraksayıp yüzüme mahcup bir ifadeyle baktılar.Ben de gülümsemeye çalışarak:”Sorun değil çocuklar, kışın nasılsa kuruyacaklardı,”dedim...Sonra gün be gün büyüttü-ğüm sarmaşıkların bir köşede büzüşüp kalmış cesetlerine burkularak bakarken, küçük, siyah tohumları dikkatimi çekti.O tutsak ve ölü sarmaşıklar, gövdelerinde bıraktıkları tohumları atıldıkları yerden sanki bir vasiyet gibi sunuyorlardı... O tohumları bir kalem kutusuna bırakırken, onları bir gün, dışarıda diledikleri gibi büyüyebi-lecekleri bir alanda ekeceğime kendi kendime söz verdim… Zaman geçti, içeriden çıktım.Sonraki üç yıl oturduğum evlerin hiçbiri o sarmaşık tohumlarını ekmeme uygun olmadı.Arada bir onları barıktağım kalem kutusunu açıp bakıyor, o tohumlara dokunuyor ve bir gün her tohumun artık dışarıda, özgürce bir evin duvarlarını nasıl da boylu boyunca kaplayacağını düşlüyordum… Dördüncü yıl taşındığım müstakil evde bir ilkbahar, o tohumları evimin duvarının ön cephesindeki toprağa ektim.Üç günde bir sulayıp sabırla bekledim…Bekledim, fakat filizleri bile görünmeyince, dört yıl boyunca sakladığım sarmaşık tohumlarının çürüdüklerini anladım… Şimdi dönüp geriye, upuzun yıllara bakıyorum; aşklar vardı, dostlar vardı, gidilecekti…Söyleyeceklerim aklımın, yazacaklarım kalemimin ucundaydı; kalbimin ve zamanın avuçlarından nasıl da kayıp gittiler… Gittiler….O dostlar, şimdi görmek istediğim dostlar değil, eskiden okuyacağım kimi kitaplar artık okumayacaklarım, o yıllar yapmak istediklerim şimdi yapmayacaklarım…Örneğin, eskiden kalabalık olmak isterken, şimdi yalnız kalmayı yeğliyorum.Beğenilerim, tutkularım, rüyalarım, yaşam üslubum bile değişmiş... Oysa tam sorunlarımı çözdüm, işte oturdum ve artık gidebilirim derken, bir baktım ki git- mek istediğim pek fazla yer de kalmamış… Bu yüzden siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı hiç ertelemeyin; çünkü çürürler.Çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman.Her şeyi...Her şeyi çürütür zaman... alıntı |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() Kayıt: 11.03.2008
Mesajlar: 18.266 İtibar Gücü: 133 | sanırım bu araLar benim düsLerim hep hayaL kırıkLıkLarı yaşıyor ve mutsuzLukLar dem vuruyor yüreğimde ![]() Ama zamanLa herseyin üstesinden geLiyor ya insanLar bende diyorum geLirm.Bende bitirirm içimdeki özLemLeri hasretLeri.BeLki bitiremem ama soğutabiLirim yüreğimi o insana karsı insaLLah ![]() SaoL AbLa çok güzeL bir yazıydı |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() .. Kayıt: 31.08.2008
Mesajlar: 610 İtibar Gücü: 25 | Susar deniz ___________Gözyaşlarıma uzandığında ellerin… Unutulmuş bir bayram yerinde Cayır cayır yanarken hasretin Alıp başını hemen gitme Bir buluta konmak isterken Kanadını kırasım geliyor şiirlerin Dalıp giderken ağlayıp inleyen düşlerime Karşı koyma gözlerime yolun başında Mücadeleyi bırak uzakların özgesi Sensin sevgi dolu her cümlemin öznesi Issız ada’mdaki tek sevdiğim Duy çığlığını özlemli yüreğimin Duy ve koş bana ağlamasız… Susar rüzgar ___________Hüzünlerime dolandığında sevinçlerin… Karmakarışık dalgalanırsın saçlarımda Sahi üşümüyor değil mi ellerin Ellerin yalnız bana… Ellerin en güzeli hediyelerin… Gözlerine gömüldüğünde gözlerim Dudağımdaki en tatlı sözcüğe “Nereden geliyorsun” desem… Sen… Ufuklara dikiyor gözlerini alfabem… Yakın ederek uzakları, sever ya şairler ufukları Mürekkebine sevda içirdiğin her gün batımı Düş de olsa sev rutubetli bakışlarımı Sev ve dudaklarını daya… Susar mehtap ____________Yaprak yaprak döküldüğünde ümitlerim… İfadesi alınmamış bir çift dudak Sevdiğine seslenir gibi bin bir çiçek Suskuncadır elbet her yudumda… Uçamam ya gurbetinin semalarına Kanatlarım damla damla sızı Sırf sana yakın olsun, sende kalsın diye Noktasız güllerimin neşesi Gülümse ve gözlerine al bu fakir kızı… Susar harflerin cümlesi ____________Dudağının kıvrımından dökülürken özlemlerin… Mısra mısra akan özlemli söze İlmik ilmik köze yazılır sevdam Geceler boyu susarak haykırırken Gözlerimin buğusundaki hasreti Yıllanmış yüreğine kazırım ismimi Saymayı unuttuğum ışıklar içimde bir bir yanar Sesin yüreğimde tüter kalpler boyu Ah derim… Yollar… Yollar… Yollar… O vakit… Deniz, düşlerinde. Rüzgar, ellerinde. Mehtap, gözlerinde susar… Sustuğun kadar susarım sana yar Sen yine konuşkanlığınla kal Ne olur susma, düşürme gözlerini Sustukça bizi dinliyorlar. Aynalarda sukutun can verdiği güleç yüzüm, Sanadır durmaksızın çiçek açan her sözüm Gizlice örgütlenir içimdeki büyüyen özün Şarapla ıslanırken dellenir en çok hüznüm Tek kelime beş harfsin, ah benim iki gözüm… Buz gibi bir gecede “Damarımda akan sen’e inat Göğsümde ağlayan sensizliği Gözlerindeki hayatla kurşunlayıp Öldürmeye karar verdim” Suskun dudaklarının gölgesinde Faili meçhul değil bu cinayetin Bütün suçlarını sahiplendim gecenin. Ölümle yaşam arasında Geceye yazsan da beni Sensizliğin katiliyim sevgili Ve sen en güzel suçsun gözlerimde Sukut eden her sözün özünde Tek kelime Beş harfsin. Ey “Sevda” Unutmayasın ki, Sen bendesin… alıntı |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() pardon ... Kayıt: 28.09.2007
Mesajlar: 8.124 İtibar Gücü: 80 | bazılarona çok kullanıyorum bu kelimeyi ,, gelmiş bana ''senden hoşlandım '' vs kelimeler kullanan erkeklere diyorum KLAVYE ERKEĞİ diye Güzel bir yazı |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() .. Kayıt: 31.08.2008
Mesajlar: 610 İtibar Gücü: 25 | okuyup hayatına geçirmeni dilerim..zamanla herşeyi çok iyi ve net anlayacaksın.. ve acı bir tebessümle gülümseyeceksin.. zamanını gözyaşlarınla harcama kaybeden biri olarak söylüyorum.. okuyan gözlerine sağlık ablası.. |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| bizi, Çürütür, dinliyor, dostluk.., klavyedeki, sahte, sevda, sustukça, zaman..., şeyi |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| En Son Tokat'ı Ne Zaman Yediniz Ya da Ne Zaman Attınız... | ÖLü_DamaT | 2de1-Café | 35 | 19-07-2008 01:10 |
| Zaman Her Şeyi Degiştiriyor... | king lord | Fotoğrafçılık ve Resimler | 9 | 27-10-2007 13:35 |
| BiR TeK ŞeYi UnUtMa | ewa | Paylaşmak İstedikleriniz | 12 | 23-04-2007 00:06 |
| Bir Tek Şeyi Unutma! | DiLrUbA | Şiir Köşesi | 0 | 06-03-2007 00:24 |