HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 11.07.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 354 İtibar Gücü: 13 | uzun bir yazı ama paylaşmak istedim "... Aşk gücüne ender rastlandığından, cinayet olağanüstü bir şey olarak kalır, yasadışı görünüşünü sürdürür. Ama, kişilik yokluğunda, bir öğretiye bağlanıldığı, cinayetin mantığa vurulduğu andan sonra, mantığın kendisi gibi çoğalır cinayet, mantıksal karşılaştırmanın bütün kılıklarına girer. Çığlık gibi tekti, işte bilim gibi evrensel oluvermiş. Dün yargılanıyordu, bugün yasa koymakta." -Albert Camus Camus'un yukarıda alıntı yapmış olduğum yazısında da belirttiği gibi -ya da benim alıntıdan çıkarsamama göre-, cinayet bile mantıksal bir temele oturtulduğu taktirde ahlaki ve hukuki yaptırımını kaybediyor. Örneğin; Bir insanı öldürürken kendinizi müdafa ettiyseniz alacağınız ceza süresi azalma gösteriyor. Ya da Türkiye bazında bir örnek vereyim; -Sanırım artık değişti fakat bildiğim kadarıyla bu ülkede bir cinayeti "töre" adı altında işlediyseniz yine cezanızda bir azalma söz konusu oluyordu. Karınıza, kızınıza tecavüz eden bir adamı öldürdüğünüzde ise toplum, sizi, işlediğiniz cinayet yüzünden yermek yerine neredeyse övme haddine kadar geliyor. Dolasıyla yaptığınız eylemin mantığını toplumun genel normlarına ne kadar uygun hale getirirseniz o kadar az yara alıyorsunuz. Olaya bir de diğer taraftan bakmak gerekiyor: Öldürülen insanın ailesi açısından. Sonuçta mantıklı ya da mantıksız, her iki türlü de kaybedilen bir insan olduğu halde yaptırımlar kendi içinde bir azalma gösteriyor. Peki devlet veya hukuk diye bir şey varsa ve işlemekteyse ve hatta devlet, içindeki herkese aynı mesafede yaklaşmaktaysa, neden sonucu cinayet olan bir eylemin cezasında farklılıklar gözetiliyor? Çünkü nedenler, bu nedenlere bağlı mantıksal çıkarımlar genel kabul görebilecek şekilde etkili. Peki hukuk eyleme mi yoksa eylemin nedenlerine göre mi ceza vermeli? Suçlu olan tarafa mı yoksa mağdur olan tarafa mı daha yakın olmalı? Yani suç teşkil edebilecek (Tabii suçlar da toplumun normları doğrultusunda ortaya çıkıyor) bir eylemin neticesinde, eylem ne kadar haklı nedenlere dayalıysa o kadar az ceza mı verilmeli? Nedenler eylemin sonucunu değiştirmiyor. Sonuçta cinayetin bir cezası varsa her koşulda aynı olmak zorunda (mı!?). Tekrar diğer tarafa dönelim: Karısına tecavüz eden adamı öldüren insanla zevk için adam öldüren bir başka insanın aynı cezayı alması ne kadar adaletlidir? İkisinin içinde bulunduğu maddi ve manevi koşullar bir midir? Dolayısıyla haklı nedenlere sahip bir kimsenin yaptığı eylem sonucunda daha az ceza alması gerekmez mi? Diğer yandan mağdur olan kimse bir başka kimseyi mağdur duruma düşürüyor. Peki gerçek mağduriyet nerede? Adaletin veya hakkın veyahut da doğru olanın, suçu işleyen ve suça maruz kalan her iki taraf için aynı anda ve aynı derecede geçerli olması oldukça zor ve hatta imkansızdır. Ama gerçek şudur ki, her iki taraf da kendisine göre haklıdır. Sadece bu konuda değil, dünyada gerçekleşen hemen hemen bütün olaylarda bu böyledir: Herşeyin hem kendisi hem de zıttı haklıdır ve aynı zamanda da haksızdır. Diğer bir deyişle, her doğru içinde yanlış; her yanlış da içinde doğru barındırır. Önemli olan her iki noktayı da gördükten sonra seçim yapabilmektir. Yaptığım veya düşündüğüm veyahut da sahip olduğum ve hatta kendime ve dünyaya ve evrene ve sonsuzluğa ait hiçbir şey kendi içinde mutlak doğruluğa sahip değildir. Bunu bilmeliyim ve bu şeylerin içindeki yanlışları görerek onları kabullenmeliyim. Demeliyim ki A ve B'nin doğru yönleri bunlar ama bu doğrularının doğurduğu yanlışlıklar da bunlar. A ve B'nin yanlış yönleri ise bunlar. Fakat bu yanlışların doğurabileceği doğru sonuçlar da şunlar. (Burada kastettiğim herşeyin bir iyi bir de kötü yanı olduğu ve bunları ayrı ayrı görüp değerlendirebilmek değil. Elbette bu da önemli ve gerekli. Fakat ben daha ilerisini söylüyorum: Salt iyinin de bir başka durumda kötü olduğunu veya salt kötünün bir başka durumda iyi olabileceğini görmeyi kastediyorum) Buradan sonrası bireyin kendisine kalıyor. Şu durumda yabileceği genel varsayımların tersine 2 veya 4 değil, 5 seçim var: A'yı seçmek; B'yi seçmek; İkisini birden seçmek; İkisini birden boşlamak ve en önemlisi bütün bu seçenekleri kapsayacak olan beşinci seçenek. Diğer 4 seçeneği zaman içindeki karşılaşmalarına uygun olarak seçebilme ve aynı zamanda bütün bunları kabul edebilme yetisine sahip olmalıdır insan. Bu, diğer insanların sizi kişiliksiz görmesine neden olacaktır; çünkü zamana ve duruma göre farklı tepkiler vereceksiniz. Lakin burada kişiliğin veya kişiliksizliğin de bir önemi yoktur. Çünkü herşeyi kabul eden -ve herşeyi kabul etmek aynı zamanda içinde reddetmeyi de barındıracağından- sizin kişiliğiniz içinde kişiliksizliği de barındıracaktır. Biraz daha zorlayalım: Birisinin size kişiliksiz demesi sizi kızdıracakken, başka bir zamanda başka bir insanın size kişiliksiz demesi sizi kızdırmayacaktır. Bu da kişiliksizliğinizin ve bu kişiliksizlikten kazandığınız kişiliğin yegane kanıtı olacaktır. "...Hiçbir şeye inanılmıyorsa, hiçbir şeyin anlamı yoksa, hiçbir değere 'Evet' diyemiyorsak, herşey olanaklıdır, herşey önemsizdir. Ne evet kalır, ne hayır, katil ne haklıdır, ne haksız. Kişi kendini cüzzamlıların bakımına adayabileceği gibi, içinde insanlar yakılacak ateşleri de tutuşturabilir. Kötülük ve erdem de birer rastlantı ya da gelip geçici birer istektir." ... İnsanlık tarihindeki ve insanlığın geleceğindeki hiç bir düşünce içinde mutlak doğruluğu barındırmaz (Bu bile). İstersek dünyadaki bütün düşünce akımlarının insanlığa kendi egemenliğini kabul ettirmek doğrultusunda olduğunu düşünebiliriz. Bu kapitalizm için de geçerlidir, komünizm için de; Hristiyanlık için de Müslümanlık için de; Anarşizm için de Devletçilik için de; Varoluşçuluk için de Nihilizm için de... Baktığımız zaman görüyoruz ki bir sürü insan bazı kutuplar altında toplanmış. Bu insanların bu kutuplar altında bulunması insanın içindeki aidiyet duygusundan kaynaklanan başka bir konu. Şu an için önemli olan, bu kutuplar -veya gruplar diyelim; içinde toplanmış olan insanların savundukları şeye inanmış olmaları. Bir kapitalist için komünizmin gereksizliği ve kötülüğü söz konusu iken, aynı şey bir komünist tarafından kapitalizme yönelik de düşünülebiliyor. Veya anarşistler kendi aralarında haklı oldukları halde devletçiler de kendi aralarında haklı. Öyleyse mutlak doğru nerede? Kanımca bütün bunların kesiştiği ve birleştiği bir yer olmalı ya da bunlardan hiçbirisi olmamalı. Şimdi bakıyorum; bazı insanlarla konuşuyorum, tartışıyorum. Örneğin bir komünist ya da sola yatkın bir arkadaş kapitalizme karşı çıkıyor; bizi sömürüyor, bize seçim şansı bırakmıyor; ne verirse onu yiyoruz; ne isterse onu yapıyoruz vs. vs. Eee diyorum; peki senin inandığın şeyin şu an sana ne yaptığının farkında mısın? Seni sömürüyor, beynini almış kendi istekleri ve beklentileri doğrultusunda doldurmuş ve seni ortaya salmış; Sana seçim şansı bırakmıyor, çünkü gözün ondan başkasını görmüyor ve onu bir kurtarıcı olarak benimsemişsin, sanki senin inandığın sistem gelse herşey güzel olacak; Ne verirse onu yiyorsun, sana sloganlar, pankartlar, kitaplar, makaleler, düşünürler vs. vs. sunuyor, sen de bunları yiyorsun; Ne isterse onu yapıyorsun, seni meydanlara çağırıyor gidiyorsun, sana kendi sistemi doğrultusunda bazı doğrular yüklüyor ve sen de bu doğrular doğrultusunda davranıyorsun... Önemli olan sistemin ne olduğu veya nerede yaşadığın değil; önemli olan senin ne olduğun... Sen de ben de bu sistem içinde büyüdük. Sen nasıl oldu da, sömürüldüğünü, beyinlerinin yıkandığını söylediğin diğerleri gibi olmadın da böyle bir adam oldun? Sen nasıl oldu da verdiği şeyi yemedin, seçtirmek istediğini seçmedin, yaptırmak istediğini yapmadın? Sisteme ve sistemi getirenlere (ki sen de bir sistem getirmeye çalışıyorsun ve acaba bu kapitalist sistemi isteyenler için iyi olacak mı veya onlar bunu isteyecek mi?) kaşı çıkmak yersiz. Bazı şeyler bazı zamanlarda bizi bazı yanlış hedeflere yönlendiriyorlar sanki. Çünkü asıl suç sistemde değil; o sistem içinde yaşayan insanların kendisinde. Asıl sorunlu olan bizleriz. İnsanlığı seviyorum, onu önemsiyorum ama hepsinden tek tek nefret ediyorum ve oldukları şey yüzünden insanlıktan nefret ediyorum ama içlerinde taşıdıkları umut yüzünden hepsini tek tek seviyorum... … Bu kadar paragraf üzerine umarım bundan önce yazdığım yazılara ve bundan sonra yazacaklarıma dair bir temel atabilmişimdir ki bu yazının da henüz sonuna gelmiş değilim. Bu yazıyı yazmama vesile olan Şairbozuntusu dostumun yazmış olduğu “Uzun bir deneme” adlı yazıdır. Bu yazıdan dolayı kendisine teşekkür ediyorum; ayrıca bu yazısında anlatmış olduğu her şeye de katılıyorum. Lakin orada söylemiş olduğu bazı şeyleri yukarıda anlatmaya çalıştığım şeyler temelinden bir kez daha ele almak isterim. (Aslında bu yazımın bir yorum yazısı olması gerekirdi ama bu kadar uzun bir yorum yapmak istemedim.) Alıntı: Dış dünyayla iletişimim açısından bilmem gereken ilk şey budur: Uyanık Olmak! Dostum öyle ki uyanık olabilmek için uykunu yeterince almış olman gerekir. Bazen uyumak da bir iletişim aracı olabilir ve hatta bana sorarsan en iyisi uyur-uyanık bir halde gezmektir. Bırak, yeri geldiğinde onlar seni uyuyor sansın; böylece uyanık olarak yaşayabilmen için daha çok zamana sahip olacaksın… Alıntı: (En genel anlamında) Sanat;Kim İçin; Dostum; “en genel” anlamda diye sorduğun halde daraltıcı bir cevapla devam etmişsin ve sanatın toplum için olan yönüne karşı çıkmışsın. Şimdi seni anlamadığımı düşünebilirsin. Ama sanatın içinde topluma yönelik mesajların olmasına karşı çıkmadığını gördüm. Lakin Yazar arkadaşımın da yorumladığı gibi sanat bazen direk topluma yönelik ve direk toplum için yapılmalıdır. Benim kanımca ise; sanat en genel anlamda, sanat hakkında söylenen her şeyi – sanat sanat içindir, sanat toplum içindir, sanat diye bir şey yoktur, hayat sanat üzerine kuruludur vs. – barındırır içinde ve hepsi de doğrudur. Bu senin nerede durup, nereden baktığına bağlıdır. Bence sanat, bazen sanat içindir, bazen toplum ve bazen de diğer şeyler için. Bunlardan birisini yok veya yanlış saymak bir şey getirmez, tam tersi bir şey –yok saydığın şeyi- götürür. Ama sanıyorum ki, senin orada anlatmak istediğin sanatın sadece topluma yönelik olmasına karşı çıktığındı. Yani senin korkun, günün birinde herkesin topluma döneceğini ve sanat için sanat yapanların kalmayacağını düşünmendi. Bunda haklı olabilirsin. Ama bence bunu korumak için topluma yönelik sanat yapanları yok etmek gerekmiyor. İkisini de ve hatta diğerlerini de ayakta tutmak lazım. Alıntı: sanatçının sanat eserini ortaya koyarken yaptığı şey; olguları kendi bakış açısıyla yorumlamaktır; gördüğü gerçekliği kendi bilinç süzgecinden geçirmektir.(Kuçuradi , İnsan ve Değerleri). Ve bu yorum tamamen sanatçıya özgü, kişisel tercihlerle ilgili bir durumdur.Bu yönüyle sanat eserinin yorumunu yapmak, “yorum”un yorumunu yapmak gibi bir yanılgıya düşmek olur. Burada yorum yapmaktan ne kastettiğini doğru anladıysam bizim de öğrenci yazıları başlığı altında yazılmış olan yazılara yorum yapmamamız gerekir. Ve benim de, şu senin kendi yorumunu yansıtmış olduğun yazıya karşı böyle bir yorum yapma yanılgısına düşmemem gerekir. Sanatçı bir eserini beğeniye sunuyorsa –ki beğeniye sunmak gibi bir derdi yoksa yaptığı şeyi evinden dışarı çıkarma gereği duymaz- burada yorum şarttır. Çünkü beğenmek, yorumlamaktan sonra gelen bir eylemdir. Varsaydığımız sanatçı yorumunu, birey kendisi yorumlar ve ona bazı değerler yükler. Bu değerlerin niteliği doğrultusunda ise o eseri beğenir veya beğenmez. Alıntı: Popüler kültür(kitle kültürü)ün etkilerini yoğun olarak hissettirdiği günümüzde özellikle sanat ve edebiyat, “kitle”nin baskılarına,dışlayıcı ve basite indirgeyici eğilimlerine maruz kalmakta.Bu eğilimler kapitalizmin “tüketime ve tüketiciye” yönelik uyguladığı “genele hitap eden” ,”kolay tüketilebilecek” , “herkesçe benimsenebilecek” ürünler üretme eğilimiyle birleşince ortaya garip sonuçlar çıktı, çıkıyor Dostum; Ben burada kapitalizmin herhangi bir suçunu görmüyorum. Sonraki paragraflarda belirttiğin gibi ne olursan ol sana başka seçimler de sunuyor. Sonuçta bu seçimleri kabul edecek olan insan sensin ve diğerleri ve ortada bir suçlu varsa o da bireylere bunları sunan kapitalizm değil; bunları alan bireyler. Sen ya da ben neden almıyoruz? Yoksa aslında bizim seçimlerimiz de kapitalizmin bize sunduğu doğrultudaki seçimler mi? Şöyle düşün; popstar’a aptal diyen türkücüler’in, türküstar yapıldıktan sonra onların oturup bu programı izlemesi ve daha önce saçma buldukları oy sistemine ve pop kültürü diye aşağıladıkları, popülerlik olarak değerlendirip suratına tükürdükleri programları izlemesi gibi; bizler de bütün bunları izleyenlere aptal diyerek, yakalarındaki kitle kartına atıfta bulunurken; acaba bizim yaka kartımızda ne yazıyor hiç düşündün mü? Şunu da söyleyeyim: Sen bu ülkenin başına gelsen ve kendi istediğin sistem her ne ise onu kursan ve oturtsan, popstar’ı yayından kaldıracak mısın? Eğer kaldıracaksan nerede popstar izlemek isteyenlerin hakkı? Ben istiyorum kardeşim, eğleniyorum onu izlerken diyen adamlara ne diyeceksin? O zaman senin yaptığın da, insanlara bir nevi seçimsizlik sunmak olmayacak mı? Dolayısıyla bunlara karşı çıkmanın, bana göre insanlığa fayda düzeyinde bir mantığı yok. Bunlar olmalı, kalmalı. Ama bunların yanına, senin istediğin seçimler de verilmeli. Kendi içinde çok güzel bir şey de söylemişsin: Kapitalizm sen ne istersen onu verir; Ama aynı zamanda seçim sunmaz demişsin. Senin istediğin sanatı da sana veriyor zaten. Kapitalizmin amacı, 5 insan dahi olsa ona mal satabilmektir. Bunda yanlış bir şey yoktur. Başka bir sistem, o 5 insanı kendi içine almaya çalışacaktır. Ama kapitalizm, o 5 insana yönelik malı sunar. Sen Steven Spielberg sevmiyor musun, ya da onun sanat yapmadığını mı düşünüyorsun. Tamam; çoğunluk bunu sevdiği için ben televizyonlarda bunu dayatırım sana. Ama diğer taraftan al sen de Pedro Almodovar izle, bunu da mı istemiyorsun David Lynch izle ya da Quantin Tarantino… Alıntı: "Bir şeyin değeri” derken genel olarak anladığım, o şeyin kendisiyle aynı türden şeyler arasındaki özel yeridir. (Kuçuradi) Sanırım bu sefer bir bok yiyerek bir felsefecimizin lafına da katılmadığımı söyleyeceğim ama ünlü ya da bol ödüllü veya genelin kabul ettiği birisinin söylediği şeyi illa kabul edeceğim diye bir şey yok ki böyle olsaydı kendim olamazdım; hep benden önce yaşamış olan filozoflara göre bir kimliğe sahip olmam gerekirdi. Neyse; diyeceğim şudur ki; bence “Bir şeyin değeri” benim o şeye yüklediğim anlamdan başka bir şey değildir. Nasıl ki senin için değerli olabilecek bir şey benim için değersiz olabiliyorsa, burada söz konusu olan “özel” lik değil, öznelliktir… Hanımefendiyi çok tanımam ama değer felsefesi konusunda ayrıldığımız kesin… Alıntı: Bu açıdan; bir insanı diğer insanlardan; bir olayı diğer olaylardan; bir sanat eserini diğer sanat eserlerinden ayıran özellikler toplamına da o şeyin(veya olayın,kişinin,sanat eserinin) "değer"i denir. Ne yazık ki yine katılmıyorum. Bir şeyi diğer şeylerden ayıran özellikler toplamına o şeyin diğerlerinden farklılığı denir bana göre. Değer farklı olmayı gerektirmez. bir şeyin varolması zaten başlı başına bir değerdir. Aynı şeye farklı zamanlarda farklı değerler verebilirim; dolayısıyla burada önemli olan, yine benim o şeye yüklediğim anlamdır, diğerlerinden farklı oluşu değil. Alıntı: TV yoluyla şiddet, cinsel istismar ( ve kadın vücuduna karşı uyandırılan tutku ) ve değerleri zedeleyecek her türlü yayın , göz başta olmak üzere tüm duyularımızı (güçlü koku,ışık veya seslere bir süre sonra alışmamız gibi) duyarsızlaştırıyor.Daha dün bir insanın ölümünde dehşete düşerken; bugün Irak’ta bir günde 200 kişinin ölümüne , nefes alan her deliğe karşı cinsel dürtüleri patlayan çocuk ve kadın tecavüzcülerinin yaptıklarına , rahatlıkla adam öldüren ve hayatına kaldığı yerden devam edenlere, her gün bir başkası ile düzüşenlere, antidepresan ve illegal uyuşturucularla normale dönenlere, çevrenizdeki tüm bu cehennem dumanlarına; alkol, uyuşturucu,para,sperm,kan ile beslenen bu yeni türün gidişatına karşı keyfimizi bozup “Hayır!” bile diyemiyoruz. Bunu zaten yazımın en başında açıklamaya çalışmıştım… Alıntı: Peki ne yapmalı? Hiçbir şey… Çünkü bir şey yapmaya çalışmak, insanları kendi doğruların etrafında toplamaya eşdeğer. İnsan doğasının vazgeçilmez tutkusudur: Herkes etrafının ve hatta evrenin kendi istediği doğrultuda olmasını ister. Mutlak hakimiyete karşı çıkarken, mutlak egemenlik kurmak için uğraşmanın bir faydası olmasa gerek. Unutulmamalı ki herkesin kendine ait doğruları var; Bir şey yapmayacaksın. Ama bu demek değildir ki susacaksın ve bir daha bir şey yazmayacak ya da düşünmeyeceksin. Sadece gözlemlediklerini söylemeli, sadece gözlemlerinden çıkarsadığın önermeleri ve bu önermelere bağlı önerileri sunmalı. Bırak zaman aksın… Elinde olan pek bir şey de yok zaten; ve bir şeyi yapmadan önce şunu düşünmek lazım, aynı şeyin bana yapılmasından memnun kalır mıydım? Ya da şu anda yapılıyor da memnun muyum? Herkes, ben de dahil, insanların iyiliğini istediğini söylüyor. Fakat aslında istediğimiz kendi iyiliğimiz. Çünkü kendimizden yola çıkıyoruz: Yani kendimiz için iyi olduğunu düşündüğümüz şeylerin başkaları için de iyi olacağını düşünüyoruz. Popstar izlemek bana göre kötü; o zaman herkes için kötüdür ya da ne bileyim, tüketim bana göre kötü; o zaman tüketim toplumuna lanet olsun diye ortaya atılmak kanımca gereksiz. Ben de insanların iyiliğini istediğimi biliyorum, ama bu iyiliği istediğim için kendimi tasvip etmiyorum. Çünkü ben, benim beynimin alabildiği ve benim düşünebildiklerim doğrultusunda bir iyilikten öteye gidemem… O yüzden, elinde seçenek varsa – ki var; karşı olduğun şeyin içine girmeden yaşayabilmeyi sürdürmek önemli; dışarıdan izle ve karşı olduğun şeyin içinde olmadığın için şükret. Çünkü emin ol ki karşındakiler de sen olmadıkları için şükrediyorlar… Biliyorum uzun bir yazı oldu ama sabredip, cümle atlamadan ve gerçekten anlamaya çalışarak okuyan herkese cidden teşekkür ederim. Saat sabahın 6 buçuğu olmuş, ben artık fazla uzatmadan bitireyim… -ALINTI- |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yeni Duydum ve payLaşmak istedim..=) | _aLmİrA_ | Dini Konular | 18 | 23-12-2008 00:13 |
| Uzun Yazı Koruması | IsyankaR | Hazır kodlar | 1 | 24-10-2007 12:15 |
| Sizinle paylaşmak istedim | giz | İtiraf Ediyorum | 7 | 09-05-2007 03:48 |
| herkez yeni yılar derken bense içim kan ağlayarak bunu sizle paylaşmak istedim | Argion | İtiraf Ediyorum | 6 | 06-01-2007 00:04 |
| benimde paint den yazdığım yazıyı paylaşmak istedim | cilginim14 | Paylaşmak İstedikleriniz | 2 | 01-08-2006 19:55 |