HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Yüreğinin Kıyısı yüreğinin kıyısında boş bir kayığım oysa... dedi adam kadın düşündü yüreğimin kıyısında boş bir ... evet boştu ve sadece kıyısındaydı ne kadın doldurabildi kayığı, ne adam kadını içine aldı. ne yüzebildi kayık ne koparabildi urganını. kıyıda bağlı, salınıp durdu. ne bildiler,ne hissettiler. ve yüzemeyen kayık yabancılaştı inkaretti,unuttu. adam öfkeliydi kadın tek ve uzak tahammülsüzdü adam bağıran yüreğiydi kelimeleri bıçkın delikanlı,gözükara. saplandı kadının canına sevgisine ne olmuştu bilemedi. kadın gördü ki çürütmüştü kayığını o güzelim rengarenk kayığını, tekbaşınalık,bakımsızlık,anlamsızlık. artık biraz eksik,biraz ölü. kadının yüreğine değildi yolculuk. titrek ellerini daldırdı suya yüreği yandı,yüreği dondu. yoktu artık parmakalrı hissiz buz parçası. okyanuslara açıl dedi kadın. birgün... ve bağırdı,ağladı,sızladı kayığın çözdü ipini,izledi dalgalarla gidişini. bağlandığı yer yaralıydı.yosunluydu,lekesizdi. kadın durdu öylece,düşündü öğrenecek miydi yeniden hep yeniden sevmeyi. adam gitti önce kadın gitti önceden de önce. tuzlu su acıttıkça pişirdi pişirdikçe acıttı. şimdi bomboştu kadının denizi. |
| | |
| @G@NT@ için teşekkür edenler 3 kişi. |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Giderken Gördüm, Gördüğünü Uzaktır ve soğuktur geceler oralarda üşürsün. Üstünü kalın giy sensizliğine benzemesin soğuk. Bütün niyeleri topla eteğine bir oh ediyorsa bu sabahın sözüm yok. Sözcüklerin dili tutuluyor. Soluksuz kalıyor geceler. Gecelerin ejderhaları köşe başlarında. İhanetlerin ve korkuların tutsağıyız ne fayda. Yırtıp göğsümüzden yüreğimizi açığa çıkarma yoksuluyuz. Bütün aşklar dökülüyor üstümüzden. Yamalı yaşıyoruz hayatı, hayat içimizden geçiyor soğuk ve telaşlı. O koca düşleri yontan ellerimize bakakaldık çaresiz. Kısacık anlarda atıştırdık sevdayı. Kaçtık kovalandık bütün limanlardan. Şimdi mülteci eskisi horlanmalara uyanıyor düşlerimiz. Revamı okyanuslar ortasında susuz kalmak bu emekçi gözlerime, revamı bir selama muhtaçlık. Savaşlar ortasında silahsızım, sessizim. Küskünüm bütün Limalara. Her günüm sonbahar, bütün ağaçlarım güz sarısı. Nerde bulurum içime akan yangının müsebbibini? O; diyordu ağzını kocaman ayırarak “ Bütün davranışlarımız ezberletilmiş, kurulmuş saatler gibiyiz her birimiz. Başkalarının aşklarına basarak seviyoruz, öncekilerin ağlamalarını ezberliyor, onlar gibi ağlıyoruz.” O da benzedi gittiğinde ötekilere. dedi diğeri. Kırılgan bir kağıt gibiydi , sıcaktı yanmak için her şey vardı. Yandı… Çöl rüzgarları esiyordu içime doğru, küller sözcüklere yapıştı havalandı… Gördüm gördüğünü, gözlerin titredi bir ölünün yüreğine bastığında. Telaşlıydı karakollar , bir gülümsemeyle paramparça olacaktı sığındığın buzdağı. Damağını ısırarak ağladın, kanın aktı içine doğru, giderken gördüm gördüğünü… Hatırla , ne büyük dağlara çıktık seninle, yorulduk dinlendik terledik yeni baştan . Sokaklardan gizli geçtik, şarkılarımızı sakladık diş aralarına, üstümüze düştü gökyüzü, altımızdan çekildi toprak da vazgeçmeyiz dedik . Hala tadı var dilimde toprağına damlayan terinin. Paslı akşamlar gördüm ben senden sonra. Ekmeğimde küf , suyumda ağu. Kalkanım düştü, kırıldı kadehim. Hırsla kapıştığım akşamlara döndü şarkılar. Kanayan yanlarımızı saran türküler camdanmış meğer, eylül rüzgarlarında vuruldu düştü yere, paramparça oldu. Düşmanı sevindiren rüzgarlar esiyor çoktan beri, içi üşüyor dostlarımın. Uzaktır ve soğuktur geceler oralarda üşürsün. Üstünü kalın giy sensizliğine benzemesin soğuk. Sesine hasretim sevgilim ,dostum, yoldaşım. İçim üşüyor. Mevsimler geçer acılar büyümez sonsuza kadar. Bizi böyle kuru yapraklar gibi savuran rüzgar ,yeniden ortaklaştırır adımlarımızı aynı sokaklarda. Çoktan sönmüş gözbebeklerimizdeki ışık yeniden yanar, sonra sımsıcak sarılır ellerimiz, yar deriz, yoldaş deriz halaylara dururuz. O zamana dek dimdik kal benim biricik limanım . |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Esaretime Yenildim Esaretime yenildim; Ceketimin düğmelerini bir bir açtım yol alıyorum, Avucumda yaşlanmış sevgilerin hüznü, Estikçe özlem rüzgarları, İçim kanadı,nasıl olur ki anlatamadığım bir acı,beni kollarının arasına aldı. Hüzünlere gam vuran yüreğimde biliyor artık gerçeği, Gözlerimde yitirdiğim sevgini, Şimdilerde gece yarılarında uykumdan olup lanet oku samda kalbimin burukluğuna, Yalnızlığa kelepçelendi bedenim, İki kelimeyi söyleyememenin anlamsızlığı yanımda; en yakın arkadaşım. elimde çaresiz aşkımın kadehi parçalandı, zulmün ardında düşü verdim deniz kıyısında, narin bir duygu,gökyüzü deniz,deniz gökyüzü oldu. gözlerimdeki sansür kalktı sen varsın her yanımda, seni sensiz yaşamayı öğrenmiştim ben halbuki, çığlıkların hapsedildiği karanlık bir odadayım şimdide, gülüyorum nedensiz, bir gün karanlığın içinden çıkan güneşin ben olacağını umut ederek. henüz ayılamadım ama hissetim yel esti üstüm ıslandı, esaretime yenildim nasihat verilende bendim kaderime hüküm sağlamıştım oysa, zira yaşadıklarımın gerekçesini de çoktan imzalamıştım. evvelde küçük bir çocuktum doğru fakat şu an, uçurumun ucunda durmuş menfaatlerin intihar etmesi için, aksini savunduğum tüm yalanları söylemeyi göze alanda benim, şefkate ancak masallarda rastlıyorum artık, çekingenlik duyduğum ümidi kesilmiş sevdiklerimle, vazifem bazen dostane bir bakış,tatlı bir gülümseme ve sevgimin kudretini aşıladığım kalbimin kabrine çağırmak seni. borçluyum belki esaretime sabrıma ve cesaretime, istediğim hayat için irade kuvvetime, o istemeden ağlattığım hırçın gözlerime, bir asır geçti üstümden sevgimi esirgemedim de nasiplendim başkalarına, esaretine yenildim belki aşkım ama rüyalarımda, düştüm suskunluk yoluna ilerliyorum arada sırada durup, yumuşak toprakta sen yatıyormuşçasına, ayırmaya çalışırken kum taneciklerini birbirinden, birden uyandım ve utandım kendimden, üstümde bir ışık,etrafımda; kederde zengin sevgide yoksul onlarca insan, ne oldu sana diyen sesler çığlık oluyordu kulaklarıma varana dek, tüylerim diken diken sessizce uzaklaşıyorum oradan, anlatamam aşkım seni kimseciklere, ben bile inanmak istemezken içimdeki bu çılgın sevgime!!! |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Unutulmazım Yıllar yılı acı çekmiştin, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup, yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edecektim. Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip, bu sevgiyi yaşamanı istemiştim. Yalnız seni istiyordum… Ama o kadar ters davranıyordun ki bana… Çok sevilmek bu kadar kötü müydü? Gerçekten böylesine ağır mıydı ki? Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da... Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmiştin. Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım. Ya seni kazanacaktım, ya da kendimden VAZGEÇECEKTİM. Hem seni kaybettim, hem de kendimden VAZGEÇTİM. Var mıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak, biçare kalmak, var mıydı? Keşke beni böyle ödüllendireceğine, hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde, yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi… Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla… Beni kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen "keşke"lerle bıraktın, bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor, seni istiyor. Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Ama artık kendime sözüm geçmiyor. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyükacımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor, canımı acıtıyor. Sen yüreğimdeki hasret! Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın… |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Ölümden Sonra Hayat Hani ölümden sonra hayat yok diyenlere ithaf olunur. Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde... Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde... Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece... Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş. Gözleri çıktıkça meydana, Ikisi de çevrede olup biteni fark etmiş... Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu... Sıcak, ıslak, sevgi dolu... "Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..." Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler. Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler. Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler. Sonra başlamış bir var oluş tartışması: "Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler... "Annemiz" demiş biri, "O bizi var etti, bize can verdi." "Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki, "Sen hiç Anneni görmedin ki...": "Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir." Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler. Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler. Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların... Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın... Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek; Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek. "- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla... "- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha hayata..." "- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır." Sormuş karamsar olan: "- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?" Şiirle cevaplamış iyimser olan: "Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden..." Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış. Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış. Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar. Ve "ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar. Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu, Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar. |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Tıkanıp Kaldığında Hayat Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, Dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak.... Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli! Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli! Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, Değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine... Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını... Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın! Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların; Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların... Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için... Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere... Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin; Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için... Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi... Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...! |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Olur Mu Ki Kayıtsızlık ve kararsızlıktan yoksun kalmak, Aya bakarak derleştiğim o akşam saatine geri dönmek, Çıplak bedenime bir kırbaç gibi inen sözlerden arınmak, Çıkmazların derin kuyusunu satın almakla olur mu ki?.. Bir buruk vaktim zamanı geri almak istiyorum. Ahenksiz yükselttim sevimsiz ve görsel imkanlarımı, Düşünce temsilcilerimden yoksunum, Duygularımla idrak ettiğim hakaretler bana ait değil, Benim olamazlar… Ezgi meltemlerim neredeyse kan kusacak, Nihayet kelimesinin semalarında dolanır ve ağlar nezaketim, bir zaman kesitinde şebnemlerini asla kurtaramam diyerek. nadide ruh dünyası boşaltılıyor, ansızım hidayetimi yitirme çağrısı inletti hayallerimi, belli bu sadece bir ilkti… evrendeki bu istila aşkı nedendir? tahammülüm ikileme krizinde! avuçlarımın arasında tuttuğum sessiz heyecan sahibi hüznüm, uzun zaman önce terk ettiğim,gözyaşlarını içime almadan gittiğim bebeğimin… seyrettim öylece bütün geceyi; sessizlikte fırtınalar serenat yapıyor, dalgalar maskesini giymiş kıyılarıma vuruyor, kaldırımların en ücra köşelerindeki su birikintileri kendini nehir sanıyor, bu gece! be gece! duygularım soluk soluğa, aşkım yağan yağmurda, hayallerim kimsenin olmadığı sokaklarda, hem de ağlamaklı… |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Bekliyorken Yine otogar… Ve yine sadece kendime gidecek bir yolculuğun kıyısında zamanın geçmesini bekliyorken… Tam da güneş tutulmaktayken üstelik… Geldi… Çok yakın olayları bile çok kolay unutuyorken, nasıl hatırladığıma şaşırıyorum aklıma geldikçe… Şaşırıyorum ama yine de geldi işte… Durup dururken… Eskiden… Hem de çok eskiden, birkaç saniyelik bir görüntü bu.. Oldukça küçük olmalıyım.. Ki; babamın kucağındayım… Güneşli bir bahar günü… Tam da bugün gibi.. Ve stadyumun önündeyiz… Benim gözlerim ve yüreğim ayağımdaki kırmızı rugan pabuçlarda… Öncesi yok bu görüntünün.. Nasıl gidildi? Nerden alındı? Nasıl beğenildi? Yok hiçbiri… Sadece kırmızı rugan pabuçlarım… Gözümü alamıyorum onlardan.. Nasıl da sevinmişim… Nasıl da coşkuluyum… Eve gitsem… Onlara dokunabilsem… Bunlarla nasıl yürüneceğini merak ediyorum sonra… Sıyrılıyorum kucağından babamın.. Gözlerim hala kırmızı pabuçlarda… Koşmaya başlıyorum sonra… Kaç adım hatırlayamıyorum ki…. Sonra… Pat… Yerdeyim.. Dizlerimden akan kanla aynı renk o sıra pabuçlarım… Ağlıyorum… Kırmızı rugan pabuçların sıyrılan ucu acıtıyor canımı en çok… Hepsi bu kadar görüntünün… Öncesi yok… Sonrası da… Aradan yıllar geçti… Hem de uzun yıllar.. Ama değişen pek bir şey yok sanki… Ne zaman o çocukça, kırmızı rugan pabuç coşkusunu, sevincini yakalasam yüreğimde… Yine pat yerdeyim… Yine yaralanıyorum… O coşkuyu tüketmek bir yana, doyasıya yaşayamadan üstelik… Yıllar değişiyor.. Sevinçler, coşkular değişiyor… Mekanlar değişiyor… Ama sonuç aynı.. Bir yolculuğun kıyısında.. Gelip geçiyorken uğranacak kadar hayatıma giren, bilmediğim bir şehirde bekliyorken… Ve tam da güneş tutulmaktayken… Neden geldi ki aklıma? |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Zaten Yoktun Zaten olmuyordu…Ya benden az önce geçmişti, ya o geç geliyordu nefes arası sokaklara. Şimdi hangi hesapların tutmadığı defterleri yeniden karıştırmanın ne anlamı vardı. Ardından baktığım saatlerde değimliydi, radyolu kan arayışlarım? Yusuf ağlıyordu gece yarılarında, biz içiyorduk, nikotin yüklü arabalarda sesine benzer sesleri kovalıyorduk. Karakuş tesisleri ilçenin başıydı kimilerine, kimilerine sonu…Yüksekçe bir yer tutup önümüze gelen ağaçlara çelme takıp gözetliyorduk halı sahada ışıklara koşuşarak ölen gece böceklerini. Yahut yıldızlardaydı gözlerimiz, kimin kaçıncı dakikada attığı golle çınlayan sese aldırmadan. Zaten olmuyordu ya biz zorluyorduk. Cevapsız sorular sormakta üstümüze yoktu. Onun kaşı karaydı, öteki ezelden sabıkalı söylemde, hele iki türkü duymayıversin beriki, iki gözü iki lal susmak ki, dağlar yıkılır sanırdınız üstüne… Derken kar yağardı pencerelerinize, buz tutardı aşklar ağlayamazdınız. Her solukta eskimiş şiirler düşerdi yollarımıza. Düşlerdeki umutları saklardık dağlara. O dağlar ki bin yıllık eşkıyalığımıza sığınaktı her dar zamanda, biz bunu bildik. Bunu söyleyemedik ve fakat biz buyduk. Herkes kadar kahraman, herkes kadar korkak, herkes gibi cahil ve cesur. Zaten olmuyordu, herkes gibi yaşayarak herkesten farklı olunmuyordu. Bütün saatleri keşkelerle doldurup yeni bir başlangıç yapmak mümkün mü hayata dair? Zaten olmuyordu da biz olduruyorduk yarı aydınlık sabahları , yarı karanlık duraklarda. Oysa o vardı apaçıktı, çıplaktı ay gibiydi, ay gibi çırılçıplak, ay gibi uzak benden. Saatler geçiyordu habire. Terliyorduk, tekliyordu kelimeler dudaklarımda. Hücreme girip en ayıp sözcüklerimi yazıyordum herkesten gizli. Ben bu ayıp sözcükleri seviyordum işte. Kime neydi, kim bileydi? Tenhaları seviyordum en çok. Tenhalar soru sormuyordu, yargılamıyordu. Levhalar sokmuyordu gözüme, sesimi kesmiyordu. Sessizliği bu yüzden seviyordum, sensizlikle yıkıyordum sessizliği. Sessizlik sana bakıyordu, ben akıyordum dilsizliğe. Zaten yoktu benimki delilikti. Ben deliliğimi seviyordum, delilik sınıyordu sabrımı. Ben her akşam bir kez daha öldürerek kendimi dağlara bakıyordum. Dağlar kızıla dönüyordu, donuyordu içimdeki ateşle. Ben dağa bakıyordum, dağ orda hiç usturubunu bozmadan öylece duruyordu. De ki ölmek kolay değil, sulara dönmek toprak olmak, ama işte ölümü özleten gözlerin vardı, vakit dardı. Zaten yoktu ya ben var diyordum sorgucularıma . Kirli tutanaklara geçiyordu adımız. Mürekkebi dağılmış sözcükleriydik vakitsiz aşkların. Sahipsiz dosyalara kilitlenecek unutulmaya mahkum edilecektik. Kaç bin yıldır susuyorum olmuyor hep susmak. Değimli ki aç kalkıyoruz bütün sofralardan , değimli ki hep sonradan haklı buluyorlar sözlerimizi, bağırasım geliyor avaz avaz . Zaten yoktu… sararmış bir fotoğraf bile bırakmadan ardına gidenlerin sesleri ne kadar kalırsa o kadar vardı... Gizil haberlerin ortasında küskün bir selamla anıyorum kucaklaşma saatlerini. Küskünlük sırası bende diyorum, susuyorum adamakıllı. Bu suskunluk beni öldürür biliyorum. |
| | |
| | #10 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 18
Mesajlar: 2.147 İtibar Gücü: 18 | Ynt: ...:::Yüreğinin Kıyısı:::... Yalnızlığa Alışmalı Bavulları hep toplu durmalı insanın... Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı... Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli... İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı... Yalnızlığa alışmalı... Çünkü \"omuz omuza\" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık... Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır. İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa... Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı... Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına... \"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz\" dizeleriyle başlamalı güne... Telesekretere \"şu anda size cevap verebilecek kimse yok\" denmeli, \"... belki de hiçbir zaman olmayacak...\" Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı... Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür. O yüzden en sessiz gecelerde \'\'doğruydu, yaptım\"la teselli bulmalı insan... Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı... Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı... Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli... Sessizliği, sese dönüştürebilmeli... Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan... Yollarla barışmalı... Yalnızlığa alışmalı... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Karadeniz kıyısı Trabzon'da buluşuyor | Haberci | Spor haberleri | 0 | 02-07-2007 06:20 |
| Burdur Gölü kıyısı yosunlarla kaplandı | Haberci | Son Dakika Haberleri | 0 | 03-06-2007 18:20 |
| Yüreğim Yüreğinin Neresinde? | aSi MeLeq | Paylaşmak İstedikleriniz | 4 | 17-11-2006 16:17 |
| Hayatınızın Karşı Kıyısı... | **Zerd@** | Paylaşmak İstedikleriniz | 3 | 04-11-2006 15:03 |
| Akdeniz’e kıyısı olan bir kasabaydı orası | **Zerd@** | Hikayeler ve Efsaneler | 1 | 17-07-2006 06:51 |