HIZLI ARAMA
| Paylaşmak İstedikleriniz Bizimle ne paylaşmak istiyorsanız yazında bilelim hani. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Bir şiir yazmak istedim... Bir şiir yazmak istedim... Kendimi anlatan,ama ne çare bilmem ki öyle güzel ve kafiyeli sözler.bir araya getiremedim düşüncelerimi;seni,beni,bir türlü o anlam dolu sözlere yükleyemedim.aradığım şey sevgiydi oysa;öylesine basit gibi görünen ama bir türlü elde edemediğim "sevgi".... şiirde bulmak istedim.Birazcık sevgi... Sonra kendimi senle özleştirmeyi bıraktımsadece seni düşündüm,sadece seni yazmak istedim.sıcacık gülüşünü,anlam dolu bakışlarını ama yine veremedim o sıcaklığı kelimelere.seni bıraktım kendimi anlattım.çaresizliğimi,sabırsızlığımı,muhtaç olduğumu..ama olmuyordu işte getiremiyordum sözleri bir araya..Ne seni anlatabildim ne kendimi ne de BİZİ...!!Herkesin istediği oldu yine,yine birleşemedik...herkesin istediği gibi... Olsun varsın kimse istemesede,kimse farkına varmasada senin sıcaklığın benim içimde.Biliyorumki benim sevgimde seninkinde..Tek istediğim;Koru onu ,sakla ,sahiplen... Elbet birgün bu duvarları kıracağız.elbet birgün çevremizdekileri unutacağız ve ben biliyorumki elbet birgün sen ve ben bir şiir olabileceğiz...ikimizin yazdığı bir şiir.... |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: Bir şiir yazmak istedim... üzerinden dumanları çıkıyor halen yüreğimin, halen o kadar sıcak sana sevgim, ilk günkünden bir gram farksız, aralıksız,korkmadan,hiç pişman olmadan sevdim seni... zor gelmedi bana gözlerime bakmayışın ben karşılıksız sevdim, tek seni bildim,bir tek seni.. karanlık gecelerede meze yapmadım hayalini,kıyamadım,senden diye senin için diye gözyaşlarımı bile akıtmadım... güzel gözlerinden öpebilir miyim seni son kez.? sonkez kokunu duyabilr miyim içimde? haykırabilir miyim acaba sen benim herşeyimsin diye? o zaman yemin ediyorum seni ölürcesine seveceğime... |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: Bir şiir yazmak istedim... Gecenin ilerleyen saatlerini seviyorum.Herkesin uyuduğu, müziğim ve kitabımla kaldığım zamanları.Hazırladığım bol buzlu bacardy-limonun yudumlarken verdiği nefis tat dudaklarımda.Pencereden gelen hafif esinti ve loş ışığın aynadaki yansımaları.Birden biten günün en güzel zamanı oluyor.Yalnızlığı değil de günün yorgunluğunu atmayı seviyorum, sessizlikte… Kendimi bazen okuduğum kitap elimde başka düşüncelere dalmış ,buluyorum.Yaş ilerlediğinden mi ne, geçmişe dönüşümler yaşıyorum.Kimi zaman gülümsüyorum, kimi zamanda gözlerimde bir damla yaş akmadan duruyor. Yalnızca olaylar şerit gibi akıyor.Yanlış mı, doğru mu takılmıyorum.Yaşanmışları unutmuyorum lakin yargılamıyor da… Güzel olan bu olsa gerek.Yaşamın sayfalarını yargılamadan içinde dolaşa bilmek.Öylece düşüncelerimde dolaşıyorum. Birden içimden yandaki dolaptaki fotoğraflara bakmak geliyor. Eski fotoğrafların albüm sayfalarında kalbi çocukça bir sevgi yaşıyor, kocaman siyah gözlü bu küçük kızın… Birden aynada yüzüme bakıyorum.Saçlarımda ne çok beyaz var.Hayatımdaki olayları anlatırcasına, pek çok… Saatin oldukça geç olduğunu görüyorum.Anılarda kalan iyi, kötü olayları tüm yaşanmışlığı ile aklımın ve yüreğimin bir köşesinde bırakıyorum.Kalması gereken yerinde… Önemli olan geçmişin sizden aldıklarını yada size kazandırdıklarını asla unutmamak.Ve asıl önemli olan yarın sabah uyanıp, günaydın diyebileceğiniz yaşamı , sevgileri paylaştığınız güzel bir ailenizin ve dostlarınızın olduğu bilmek.Yaşanacak günlerinize ne olursa olsun gülümseyerek başlamak.Aynı gece ışığı söndürüp,yatağa giderken ki mutlu sımsıcak gülümsemeniz gibi.. |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006 Yaş: 21
Mesajlar: 589 İtibar Gücü: 15 | Ynt: Bir şiir yazmak istedim... Sadece nefes almanın yaşamak olmadığını, Bir bebeğin mis kokusunu hiçbir kokuya değişilmeyeceğini Yarının gelmesini bekleyip,kar gibi avuçlarında hayatın eriyebileceğini Seni özledim demeyi,sevgini söylemeyi ertelemeyi bırakman gerektiğini Paranın sadece üzerinde etiket olan şeylerde değer bulduğunu Kırılan bir kalbin,kaybedeceğin paradan daha değerli olduğunu Alınan en ufak bir hediyenin yürekte ne büyük değeri olduğunu Söze gerek yok bakışlarında bir anlamı olduğunu, Ateş çemberi içinde akrep gibi kendini sokmanın değil Çemberden dışarı çıkmanın da bir yolu olduğunu Gülmek için gürültülü kahkahaların gerekmediğini Geriye dönüp baktığında hatırladığın anılar kadar yaşadığını Yağmurda sevgilinle ıslanmanın ne kadar büyük mutluluk olabileceğini Hayatının akan bir su gibi hızla akıp gittiğini öğrenmen gerekir. Hep bir şeyleri bekleyerek hayatının ellerinden kayıp gitmenin izliyorsun Neden kapının çalınmasını beklemektense, sen birinin kapısını çalmıyorsun Neden bir bebeğin kokusunu değil ağlayışlarını duyuyorsun, Neden özledim demek için özlendiğini duymak istiyorsun Neden en ufak bir hayal kırıklığında hayatımın sonu bu diyorsun Yaşam o kadar güzel o kadar kısa ki,neden sadece nefes aldığın için yaşadığını sanıyorsun. Kaç kez birine öylesine, içinden geldi diye bir hediye aldın? Kaç kez yağmurdan kaçmak yerine altında ıslanmayı istedin? Kaç kez etiketlere bakmadan alış veriş yaptın? Kaç kez sabah uyandığında kendine gülümsedin? Kaç kez gecenin en olmadık saatinde uyanıp sevdiğine onu sevdiğini haykırdın? Yıldızlara bakıp kaç kez hayal kurdun,kaç kez yarını umursamadan anı yaşadın? Kaç kez telefonu eline alıp uzun zamandır görmediğin bir dostunu seni özledim demek için aradın ? Eline bir kitap alıp kaç kez kendini sayfaların arasında kaybedinceye kadar kitap okudun? Yaşadın saymak için nefes almak yetmez,yaşam sana sunulan bir armağansa Kıymetini iyi bil çünkü bugün de yarın gibi geçmiş olacak, Yaşamak için yarını bekleme belki yarın hiç olamayacak. |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Yamalı YürekLİLer Emin misin? Diye bir sorsanız yabancı kişiliğinize, tanımakta güçlük çektiğiniz o düşünceli, isyankar benliğinize, yarınlar altında sakladığınız, beklentilerinizin ümitlerinizin, hayallerinizin bugünle bir akrabalığı olup olmadığını bir sorsanız… Çok kolay değimli kandırmak o yabancı benliği bugünden kalma yarınlarınızla. Korkmadan şöyle bir geçmişinize dönseniz ve yaşadığınız şu anı tazeliği ile mi yoksa yılların getirdiği, sağa sola savrulmuş ümitlerinizin bayatlığı ile mi yaşıyorsunuz… bir sorsanız heyecanlarınıza. Ne gerekir acaba tazeliğindeki hayatın, serin rüzgarlarının teninizde püfür püfür esmesi için. Bütün albümlerinize yeniden baksanız bütün fotoğraflarınızı yeniden çekseniz, bir gün öncesinden daha solgun yüzünüzde sahte kahkahalarınızın yerine, gerçek üzüntülerinizi görebilir misiniz? Geleceğiniz yaşadığınız bugünde mi saklı yoksa yıllardır giymediğiniz naftalin kokan pantolonunuzun cebinde mi? Yeni bir sayfa açmak istediniz hep hayata, peki yeni bir sayfanız kaldı mı? Yoksa arkasını boş bulduğunuz bir karalanmış kağıt mı yeniden başlıyorum dediğiniz? Tekrar mı doğmanız gerekiyor yada her şeyi yeniden mi öğrenmeniz? Yeni yeni anlamlar katsanız kelimelere, cümlenizin öznesi çıkar mı senelerdir saklandığı yerden. Gözlerinizin rengi değişse bakışlarınızda değişir mi acaba hayata? Bir kaktüsü papatya gibi görebilir misiniz? Yaralı yüreğinize yama diki giyebilir misiniz? her şeyin karşılığında… Yenisini almaya umutlarınızın, hayallerinde bile cimrileşen düşüncelerinizin gücü yetmediği için hep yamalamadık mı acılarımızı yüreklerimizi, dünden kalma bugünlerimizi. Artık vazgeçin yarınlarınızı düşünmekten, yarınlarınızı düşünerek bugünlerinizi bayatlatmaktan, yeni sayfalarınızın arkasını daha bugünden karalamaktan artık vazgeçin. Bırakın isteği yere essin rüzgar, bırakın tazeliğinde yaşasın hayat teninizi… ''yeni yeni sayfalar açmak istediniz hep hayata, peki yeni bir sayfanız kaldı mı? Yoksa arkasını boş bulduğunuz bir karalanmış kağıt mı yeniden başlıyorum dediğiniz?'' şöyle bir geçmişi geleceğini yorumlamak isterseniz bu denemenin size yardımcı olacağını umud ediyorum... |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Yaşamak Direnmektir! Yaratılan mistik inançların tek bir kaynağı vardır, o da yaşanılan bu dış dünyanın tahammül edilemeyecek ölçüde gerçek ve korkutucu olmasıdır. Her inanç, insanoğlunun tarih boyunca kendi içine doğru yapmış olduğu yalın ayak kaçışının, sözde birer mükafatı olup boyunlara asılan zincir bir kolyesidir. Dış dünyamızda yaratılan düşünceler engin bir deryaya açılan kapılardan geçerek ruhumuzun içinde yol kateder. Her ne kadar mistizm bu derya içerisinde kendine bir yol bulmak istese de her kafadan çıkan ayrı bir esintiye kapılıp durmaktan kendini alıkoyamaz. Ruh alemine dinler, inançlar ve daha farklı yaşam sistemleri adı altında varlık kazandırılmaya çalışılır. Oysa insanı mistizme inandıran tek şey gerçek olan yaşamın korkusundan başka bir şey değildir. İçsel kaçışla gerçeğe mağlup düşmüş olan insan içindeki ruh arayışını sistemleştirerek hayata anlam katar, kendini yaşam savaşından tek başına galip çıkabileceğine, ruhani dünyasında yaratmış olduğu tek kişilik kıvançla er ya da geç hidayete ereceğine ikna eder. Mistizm insanın içindeki derin deryalarda koparılmak istenen bir fırtına gibi esip dursa da gerçek olan hayat somut ve maddeci dünyanın azgın sularında tepe taklak yaşanmaktadır. Karşı durulması gereken ve durdurulması gereken tek şey de budur, hayali günahlarla içsel ıstıraplar çekip, inleyip sızlayarak şeytanların karşısında don kişotçuluk oynamak değil. Ne yazık ki tüm insanlık bir kere hedefi saptırmış olmanın cezasını yüz yıllar boyu ödemeye mahkum olmuştur. “İnsanın dış dünyayı seyreden gözleri her ne kadar kalbinden çok kendi “beynine” yakın olsa da mistizm kanla beslenir, tartışma götürmez bir gerçek olarak her dinin geçmişinde kanlı bir tarih yatmaktadır. Bu tarih dünyanın dört bir yanında kan akıtılarak yazılmaya ise halen devam etmektedir. Onun için mistizmde beyin kalpten sonra gelir, inanç her daim ilkin kalbi arar, bulur ve böylelikle yaşama hükmeder.” Bundan sonrası ise soyut olanın somut olan karşısındaki zaferinin tanrıyla ilahlaştırılmasıdır. Sonsuzluğa hükmetme isteğinin varabildiği en aşırı uçta her daim bir tanrı sureti belirir. Mazlum ruhlar tarafınca dış dünyadan içsel mistizme doğru yapılan bir kaçışın Tanrılara sığınmaktan başka çıkar bir yolu bulunmamaktadır. Böylelikle yalnız dünyanın değil tüm evrenin var oluş tarihi yazılmış olur. İnsanoğluna gelen bu erken cevap onun cesur keşfinin de sonu olmuştur. Sorular “cevaplarını” buldukça korkunun boşluğu gittikçe dolar ve nihayetinde esaretten feda uğruna cesaret doğar. Kanlı tarih yazılmaya hazırdır artık, soyut olanın uğruna somut olan başta insan olmak üzere ne varsa kurban edilir, insan dört elle yaşam yerine kılıca ve silaha sarılır. Gerçek olan hayallerin ardına atılır, insanoğlu aslında hiç var olmadığına inandırılmak istenir. Tanrı ile şeytanın kavgasında insan eline tutuşturulan “kutsal” hançer, düşlerde yatan cinneti cinayete, içimizde duran cenneti ise cehenneme çevirir. Bir taraftan mistik düşler uğruna insanlar çekilip koparılırken yaşam ağacından diğer taraftan ölüm çiçeğinin tohumları serpilir kara toprağa. Oysa ne o ölümün üzerine ekilen düş çiçeği bir gün gelip açacaktır ne de açsa dahi zaman aynı zaman olacaktır. Sonuç olarak mistizmle yaratılan ve iç dünyalarda avuçlanıp yakalanmak istenilen düşler parmakların arasından sıyrılıp gider, onları ne tutmak ne de yaşamak mümkündür. Çünkü bu düşsel idealler varlığı kabul edilmeyen bir dünyanın yansıması olarak kalplerde yaratılmış olan başka bir dünyaya aittir. İnsanoğlunun ilkin var olan her ne ise onu değiştirmeyi ve yaşanılır kılmayı denemek yerine, yaşamın soğuk ve kaçınılmaz gerçeklerinden kaçarak tanrının sıcak kollarına kendisini bırakması, aslında abartılanın tersine yaşamda seçilebilecek en kolay yoldur. Her ne kadar göz ardı edilmek istense de kanlı ellerle tutulmak istenen sürekli karanlığın yüzü olmuştur. Gerçek olan durağanlığın yerinde sayması ya da aynı söylemlerde bulunması değil “değişim” trenini kaçınılmaz bir hızla insanın ardından ilerliyor olmasıdır. Doğadaki bin bir çeşit renkten kaçmak için bir inancın tünellerinde mesken edinmek, geçici bir teselli yaratmaktan başka bir şey değildir. Peki insan neden bunca mistik çığırtkanlığa rağmen yolunu tam olarak bulamamakta, içinde taşıdığı sorulardan daha ağır bir şekilde sırtına binen cevaplarla aylak aylak gezinmeye devam etmektedir? Tüm bu sıradanlaşmanın tek bir sorumlusu bulunmaktadır ki o da inançların insanlar tarafından harfiyen yerine getirilmemiş olması değil insanoğlunun kendi ihtiyaçları karşısında tüm inançların artık cevapsız kalmış olmasıdır. İşin en kötü tarafı böylelikle yaratılan son umut da tükenmiştir artık. Yaşamın gerçekleri insanın yüzüne vurdukça, insanın içindeki “anlam tapusu” yerini “adalet paradoksu”na terk eder. Ruhumuzu öyle pamuk ellerde yumuşatmaya çalışmışızdır ki hayatın demir yumruğunu bu yüzden hep en derinlerde hissetmişizdir. “İnsanın gözleri hakikati görmeye başladığı vakit “beyni” yalnızca kalbinden gelen sıcak kana değil gerçeğin soğuk esintisinden içine çekmiş olduğu oksijene de kavuşur.” Yaşamda benimsenmesi gereken tek yol içsel ve ruhani kaçışlar yerine bu hayatın tüm soyutluğu ve çıplaklığı ile ele alınıp “değiştirilmesi” olmalıdır. Eskiden insanoğlu bir taraftan tapmış olduğu putları parçalarken diğer taraftan farkında olmasa da içinde yükselmekte olan ve artık kırılması mümkün olmayan yeni bir putun harcını kanıyla karmaktaydı. Bu tarihin saklı gerçeği bilinmediği sürece insanlık diz çökmeye ve binlerce yıl susmaya devam edecektir. “Varlığımızın en derinliklerinden başka hiçbir yerde cennet yoktur. CIORAN” |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() bLackpearL Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.851 İtibar Gücü: 29 | Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan "Oldu bir şeyler" demeliyim oturmalıyım bir taşa kararan dünyada, kendini yemiş bitirmiş bir nehirde. Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların Geride bıraktığım denizi ya da çığlığını kızkardeşimin. Nedir bu toprağın zenginliği? Gün neden günle kapanıyor? Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda? Ve ölüm neden? Nereden geldiğimi sormayacak mısın? Anlatayım sana; Kırık şeyleri Acılı kapları Sık sık tozlanan koca sığırları ve tutulu kalbimi. Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler, ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan. Ağlayan yüzlerdir bunlar, Parmaklardır gırtlağımızdaki, ve toprağa düşen yapraklardır. Yiten günün karanlığıdır. Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki. İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar, Sevdiğim her şey Tatlı mesajlar veren günbegün aktıkça zaman tatlılığı artan. Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından: Neden kemiriyor boşa giden zaman sessizlik kabuğunu? Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum. O kadar çok ki ölümüz Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() ... . .-. .--. .. .-.. Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 7.764 İtibar Gücü: 34 | Bir hayal gibi yaşanmış bu aşkın Sadece bana ait olan ve Sadece benim yaşadığım O yorgun, yıllanmış anılarını Bir çiçek gibi kuruttum, sakladım... Gözlerimden uzaklaştığın günden beri Kokusunu duymadım aşk çiçeklerinin Şimdi.....Serden kalan son izler de kaybolmaya başlarken Anılarım gün gördü gözümdeki yaşlarda Senin için, son defa Bir damla hediye ediyorum.... Sana dair son kırıntıların silinişini izlrken İçimde bir buruk hüzün.... Yarın bir başka çiçek daha var Mazinin tozlu sayfalarında saklanacak Bir silik siluetle beraber...... |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Birkez Daha Yazmak Istedim Sana... | Sümbüle | Paylaşmak İstedikleriniz | 80 | 10-04-2008 00:14 |
| Angelina'yı çok istedim | Ruhsar | Magazin Haberleri | 0 | 09-10-2007 14:41 |
| Bir Şiir Yazmak İstedim... | MoRiaNTeS | Paylaşmak İstedikleriniz | 6 | 28-05-2007 21:32 |
| Tanrı'dan istedim... | Cazibe | Dini Konular | 7 | 21-02-2007 18:49 |
| Sana şiir yazmak ahmaklıktır... | **Zerd@** | Magazin Haberleri | 0 | 22-06-2006 04:44 |