aMa NeDeN_? ИΘŤħiNg
Kayıt: 19.01.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 390 Rep gücü: 11 | Seni İntihar Ettim...!  | |  | | |
ben seni yaralarından tanıdım ecelime son kurşundun deli davalım n'olur bulutsuzluğuma darılma dudağında bizi gül kıyametime adım kala beni senden alma aklım kara kış ellerim seni üşüyor bugün günlerden soğuk ben aysız gecelerde çocukluğuma mektup yazardım ah çocukluğum kağıt gemilerim düşlerim dudaklanıyor sesin kokuma gizli yıldızları sönük gecelerde dilime yağmursun gözlerini uyuyorum her gece bu kent içimin bahçesi gemilerim çözülüyor yüreğine ellerinle okşuyorsun bilmiyorsun kendi bakışlı kız ömrümün kırçıl masalısın uçurumlar vaadetme bana yaralısın...  Aşkı ayrılıklar yaşatır
Hadi küs kendini ona
Sonra kendi içine kus
Bir şiir kana
Dilinden susul
İntihar kurgulu gözlerinde
Kör bir uçurum var dalgın
Gölgen kendine dargın
Ona çığlığın çok ama
İçin kendinden yorgun
Bir yağsan ıslanacaksın
Kanamalı bir düşe
Eski bir cinneti asacaksın
Gece kara çalınca yüzüne
Heybenden intihar çıkaracaksın
Aşkı ayrılıklar yaşatır
Kendini biriktirme
Ayrılacaksın 
Bana kalbini ver.
Avuçlarımla tutacağım mayınların yerine
Acele giden gece zamanlarında,çarpacağım bir duvar emniyetinde gülüşünü ver bana.
Düşerken dibe,soluklanacağım ama asla tutmayacağım ellerini ver bana.
Tercüme edilmiş öfkeler seyrelsin ömrümde.
Yüksek sesler alçakça dinlenir.
Bana usul sessizliğini ver.
Lütuflar karşılık ve karışıklık için sunuluyor hayatın asil isimlerince.
Adının anlamını ver bana.
Telaffuzunda özlemlerimin dindiği adını ver bana.
Başkaları,bu aşkı oyalamak için var olur,
Ne kadar durdururlarsa nefsini,o kadar hızlanır.
Bana kendini ver.
Her şeyden ayıkladığın kendini…
En iyi ölüm berbat bir yaşamın kıyısında bekler.
Seninle,gerçeklerin intizamlı duruşunda yalanlar yumağını çözmek için varım.bana gücünü ver.
Yaralar değil canı yakan.
izin tendeki çirkinliği ve merhemin kabadayı yardım severliği…
yaralarını göster ve bana izlerini ver.
Günün bütün aynaları beni gösterdi aksinde.
Baktıkça seni gördüm.
Bana varoluşunun sırrını ver.
Gün batımlarında gözümün değdiği yerlere kurul.
Senden olma güneşlere kamaşsın bakışım.
Bana zamanını ver.
Atlardan daha hızlı koş oraya.
Soluk soluğa kaldıkça koş…
Yarını ertelediğim geçmişin geçmezliğine inat,
Vaktinde yetişmek için bana,bir kez olsun yok et geç kalışını ve durmadan koş oraya.
Bana verdiklerinle bekliyorum seni.
Düşsüz ve sonuna kadar gerçekli bir aşkın içinde…
Kuşlara takılmasın ayakların.
Takatini zorla ve koş…
Oraya…
Kent soysuzlarının ,aşk eşkıyalarının,gurur kırmak için hendek kazanların,dokunuşun esrarından acizlerin,kontrol edilmeyen sevilerin,intiharla harlanmayan yaşamların olmadığı oraya…koş…
Ben bütün gemileri uğurladım.
Gitmeyeceğim.
İçilmiş yeminleri kustum şehrin meydanına.
Yıldız sağanağına bağır açmış bir yeryüzündeyim.
Yazılmış sözleri susuyorum,
Konuşarak yazılmamışları siliyorum.
Bana hecelerini ver…
Yarım kalan öykülerimin noktası olmaktan vazgeç.
Bana başlangıçlara yeter hevesini ver.
‘susacak var’ edilen bir yemin,sözle tutulamayan.
Bana yüzünden çizgiler ver,gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.
Suya yazılmaktan kurudu kelimeler.
Bana bir cevap ver! 
Hasret hasret
olu verdin
bir bahardan bir bahara
kalbin topraktı
sevdam tohum
uzaklarında yeşerdim
daha da uzakların
ağlayışlarında olamadı sonum
çaresizim
gÜlÜn adını ezbere bil,
ezbere dinlet ağustos şarkılarını
ağustos böceğine..
ne barışıktı
gÜlÜşÜnle,yanlışın
gözlerin sözlerine esir
hani her yEminde
her rÜzğarda
dağılışın Üzerimde
tÜm sevdalar arabesk mi sence?
ayrılık,keder,ızdırap,sitem
hasretliğin şimdi olmasa işkence
yakar mıydı bu ateş
kÜlÜnÜ
kader,çile yalnızlık,ölÜm
solamadı ellerinde,uzaklarda
daha da uzaklarda
al renkli
sevdayı aşkın gÜlÜm
hasret ne kadar öldÜrÜr oysa
sabah olur gÜneş doğar
nisan gelir yağmur yağar
uzaklarda,daha da uzaklarda
yerinde sayar
hasretin yavrusu zulÜm
çaresizim.... 
Ayrılığın harfsiz lisânıydı, tren rayları...
Bazen vuslata değse de
Yan yana gibi görünse de
Hep ayrıdır birbirinden;
Hep ayırır birini birinden...
Şehirler arası ağlamayı,
Vagon camlarına yaslanırken öğrendim ben...
Bu kaçıncı şehir bilmiyorum;
Beklediğimiz her gar da,
Annemi görüyorum..
Hâla üzerimde gözü,
Hüznü verene sığınmış gül yüzü..
Hâla el sallıyor tepelerin ardından
Ve hâla ağlıyor tülbentinin altından...
Ağlama be anam !
En çok gideni yakar,
Ayrılırken ağlayan !
Ve en çok ağlayanı yıkar,
Gözlerinden akan..!
Bir şehir daha uzaklaşıyor,
Bir şehir daha,
Bizi taşımaktan yoruluyor
Rayların sırtlarından...
Yüzüme değiyor havası,
Bazı memleketlerin...
Üstelik bedava koklaması;
Dağ ve kır çiçeklerinin !
Raylar gıcırdamasaydı;
Bi güzel uyku çekerdim...
Senli bir düşün kapısını aralar,
Sessizce içeri girerdim...
O vakit;
Saklamazdı yüzünü, gökyüzü;
Koşarken kenarından mavi bir adanın,
Serinliğini hissederdin dalgaların...
Bir de toprak koktu mu, yeşil yapraklar...
Daha ne isterdim ki?
Keşke,
Gıcırdamasaydı raylar..!
Uyuyabilseydim..
Bir şehir daha geçtik demek !
Babamdan kalan yolluğum da;
Bir şişe su,
Bir kaç peynirli ekmek...
Ahh be babam...
Nasip olur mu dersin ?
Bir daha elini öpmek...
Bayramı bekler misin ?
Alayım sana bir gömlek
En pahalısından;
En kıyağından...
Ne dersin?
Görmek kısmet olur mu bir daha?
Son şehiride geçtik az önce...
Az kaldı İstanbul'a
Az kaldı...
Aklıma düştü yarin hayali...
En yalın hâli..
Şimdi yine oturmuştur,
İhtiyar çınarın gölgesine;
Ağlamıştır deli çaylarımıza...
Bekle yarim...
Geri döner inşallah beklediğin...
Bekle...
Tren rayları...
Yan yana görünselerde
Hep ayrıdır birbirinden...
Bazen vuslata gelse de
Hep ayırır birini birinden... 
Sana bu kez kanayan şiirlerimi değil,
Yüreğimin en sessiz harfini yazıyorum.
Avaz avaz haykırışlar değil,
Sus pus cümleler ayırıyorum.
Kalemimle ellerimi kanatıyorum,
Şiirimde kendimi boğuyorum.
Ayrılıktan dönüyor, söylenemeyen tüm sözler.
Hasret nöbete duruyor, hüznüm gözyaşlarıma vuruyor.
Gönül sevda makamında sana döküyor içini,
Oyulmuş yaralarıma nasır soruyor.
Ceplerimden geceler dökülüyor sana,
Zaman aklımın kapılarını bir bir çarpınca
Anlıyorum ve susuyorum.
Geçmişin giyotininden azatlı gözlerimle
Bir pencere açıyorum sana,
Sen kelimelerinle bana dost oluyorsun ya
Ben kırılıyorum en acıyan yerden, bazen ıslak
Kulaklarımda yitirilmiş ne varsa !
Camları sırdaş yapıyorum, yüzümün ayrılık tarafına,
Yollar sende acıtıyor, içimin gizlerini.
Hüzün böyle yaşanmalı diyorum ;adam gibi !
Yine yaşlara vuruyorum kendimi,
Kendim oluyorum, içimi kaybedince sende.
Ben’i kaybediyorum sevdama ortak sesinde…
Damarlarımdan fışkırıyor içimin leylası,
Ben bir deli koşuyorum ardınca…!
Yüreğimin kırışıklıkları anlamını buluyor;
Dostun kapısında…
Yalnızlığıma yazdığım her mektubu, sevdaya yolluyorum.
Sevdamın her sesini de sende demliyorum.
Aşkımın sonu üç nokta…
Bendeki her noktaysa aşk..!  Ay doğdu gece
Baktım sen varsın gökyüzünde
Odamdaki kokun sinmiş üstüme
Sensizliğin canıma kastı var bu gece
Gelirsen ağlayan gözler durur
Ellerimdeki kelepçe çözülür
Yüreğimdeki yaralar kapanır
Hasretinin kurşunları canıma kast etmez...
Bu gece sensizliğin canıma kastı var
Bir senle gülerdim başlayan güne
Seninle açardım gözleri her güne
Her gün bana mutluluk getirirdin yanımda
Şimdi hasretinin canıma kastı var bu gece
Ölmek Kolaydır,sensizlikten
Öldürse hasretin korkmam toprak olmaktan
Bu zulüm beni korkutan
Yaşları tüketmeyip her gün ağlatan
Gözlerim kapıda seni arar
Bu gece canıma kastı var hasretin
Gelde Solmasın Seni seven yüreğim.....  Sana aşkımı anlatmanın yollarını aradım her gece
Olmadı , bulamadım.
Seni sevdiğimi haykırsam Dünyaya dedim,
Olmadı , yapamadım.
Sana aşkımı anlatmanın yollarını aradım her gece.
Sırılsıklam olmuş bir günde,
Yüzümde tatli bir tebessümle gecenin karanlığında kulağına fısıldasam
Seni Seviyorum diye. 
Ölümü kaç türlü tanıdın ki sen..?
Yaşamanın içinde feryadı olsun.!
Hasretin sırrına erdinmi ki sen.?
Aşkın sadakatin anlamı olsun.!
Sana gülmek; Ölmek, bana yaraşır.!
Günah: Beyaz tahta, beyaz tebeşir.!
Pişkinlik tadına sende ulaşır.!
Dertmi ki..! Ayıbın tesiri olsun...!
Git ve gel, ne olsa bekleyenin var.
Kötülüksen, güzellik ekleyenin var.
Kuru zaaf, eksiklik.. başka neyin var.?
Düşünmek mi..! Ne hacet ne gerek olsun..!
Sana göre hayat, bana ki zindan..!
Çıktım zevklerinden, bıktın adımdan..!
Vallahi hayatı içsen kanımdan,
Beklemem kalbinde merhamet olsun,
İşin bu küfretsem mutlu olursun..!  hayatta hiçbir şey beklediğim gibi olmadı
ne hayallerim gerçekleşti
ne de beklediğim şeyleri hayal edebildim
her zaman kaybeden ben oldum
çaresizliğin içinde her an kayboldum
artık tutunacak hiçbir şeyim kalmadı
ne sevdiklerim
ne nefret ettiklerim
herkesi kaybettim
artık hayatta kimsem kalmadı.
hep bekledim
hep sabrettim
belki,belki bir gün düzelir diye
hep umut ettim
geride sadece gerçekleşmeyen hayaller kaldı
umut ettim belki hayallerim gerçekleşir diye
ama olmadı.
bir türlü yapamadım
akılsızca,düşüncesizce
kendi doğrularımın peşinden koştum
uçurumun kenarına getirdi doğrularım beni
yanlış yolda olduğumu bilerek gittim
uçurumun kenarına kadar
şimdi ne olacaktı ne yapacaktım
yanlış yaptığımı bile bile
uçurumun kenarından dünyaya son bir kez
bakmak, herkesçe güzel olan dünyaya
herkesin umutlarının gerçekleşeceğine inandığı dünyaya
gözlerimi kapamak istedim
geride hiçbir şeyi düşünmeden
atmak istedim kendimi
o uçurumdan
ama yapamadım
bir kez daha yanlış yapmayı göze alamadım
bu kez kendi doğrularımın peşinden gitmeyecektim
İstemeyerekte olsa dünyaya gözlerimi yeniden açmak zorunda kaldım
bu sefer umutlarımın beni yarı yolda
bırakacağına inanmak istemeyerek atmadım kendimi
şimdi dünyada olmamın tek sebebi
kendi yanlışlarım...!!!  Aşkımı anlatsam anlar mısın ki?
Yer açabilir misin bana kalbinde,
Haykırsam sesimi duyar mısın sanki,
Çare bulabilir misin feryadıma.
Günden güne artan kederlerimin,
Amansız dermanını bulabilir misin?
Kurtarabilir misin beni yalnızlıktan,
Hayatın varlığından akışından?
Yarım kalan aşkların acısını bulabilir misin?
Hiç çektin mi bu acıyı yüreğinde?
Hiç dermansız derde tutuldun mu,
Bir gün olsun sevip de unutuldun mu?
Şafak vakti uyandın mı benim gibi?
İçini döktün mü hain karanlığa,
Dualar ettin mi hiç ezan vakti,
Beraber olmamızı bekleyen yalnızlığa... 
var mıydım
hiç olmuşmuydum
olabilecek bir ihtimal miydim
olmazlarından mıydımsenin
olmayacaklarından mıydım
hiç görmediğim belki de hiç göremeyeceğim
hiç duyulmayanındım
en muhteşem çığlıklarda bile sesi çıkmayanındım
kulaklarına eşsiz nağmeleri fısıldayamayacaktım
hiç dokunulmayanındım
dokunamayacağın
dokundurmayacağındım
masum teninden istemeyerek sürgün edilenindim
sorgusuz sualsiz sessizliğe hapsedilenindim
yüreğindeydi en masum duyguların
onlardı beni benden alan
varlığın değil
yokluğundu sürgün edilen yüreğime en acı darbeyi vuran
sahipsiz kalan biçare uğultularımdı
sensizliğin engin kıyılarından taşan yüzyılın seliydi….
kül rengindeki yanışlardı
hasret ikliminde gül rengine bürünen.
ve gözlerindi iklimi belirleyen,
bakışlarındı yağmuru yağdıran,
kar tanelerini yüreğime özenle serpen..
gözlerini kaçırmadan izle
her günbatımında akşam güneşinin engin ufkunda olacağım
kulaklarını iyi aç ve dinle,
buzul dağlarının
en kavruk esintilerini fısıldayacağım.... 
Git artık !…
Sustuklarını bana harcama…
Dilimdeki pasaklı küfürleri kaldıramazsın.
Yüreğine gelmeye vesaitim yok.
Ve kalmaya yerim…
Git artık !
Yollarını bana harcama…
Sürgün ve hükümlü yanlarımdan vurgun yiyorum en çok…
Düşlerimi tükürüyorum mosmor bir kusmukla.
Bitmiyor öksürük nöbetlerim.
Sökül artık nikotine kesmis ciğerimden…
Duvar örülü kapıların ardında özgürce büyüdüm ben oysa…
Tutsaklığım sanaymıs.
Şimdi azad ettim kendimi
Parçalandı zincir..
Git artık!..
Suskunluğumun Katili…,
Kelepçe vurma özgür düşüncelerime!
Sana haykırdığımı sandığım her yazıda,
Kendime çarpıyorum..
Dipteyim şimdi, sevin!
Bu yüzden “gel” bitti dilimde…
"Git" büyüdü içimde…
Çıplağım…Ardışık hüzünlerde…
Elbiselerimi zaman giymis teker, teker..
Beğenmemiş ,çıkarmış hepsini…
Sesine yakın bir notam yok, söylediğim şarkilarda…
Bu yüzden çekmiyorum geri öfkemi…
Çıkma karşıma, silindin!
Daha sokak köpeklerinin küfürleri var dilimde..
Katı bir yalnızlık hükmüne boyun eğmiş,
Suskunluklarımı bozdun sen!
Sustuklarınıda bana harcama,
Sustuklarınla birlikte silindin!
Sakın.. arkana bakma, sakınnn…
Dedim ya,
Kaldıramazsın dilimin pasaklı küfürlerini!
Simdi ebediyete kadar sus,
"S.i.L.i.N.D.i.N" 
Yokluğunun bilmem kaçıncı gecesindeyim
Gecenin ayazında içimin maviliklerinden
Dışa kovulan son umutlarım
Sevda yüklü katarlara yüklenip
Sözün bittiği yere doğru yolculuğa çıkmışken
Ben ise sensizliğin bana armağan ettiği
“Sus”larımı ağırlamaya başlamıştım
Bende ki “sus”lar üç harften ibaret değildi
Bana ait olan tüm kelimelerimi kaplamıştı
Tüm benliğimi sarıp sarmalamıştı
Kendi hapishanemde mahkumları oynuyordum
Sana susuşlarımla, senin susuşlarınla
Ayaklarıma prangalar vurulmuştu
Ellerime kelepçe
Ne zaman bitecek bu işkence
Hangi yana çekseler, nereye döndürseler
Sana çıkıyor tüm yollar
Sana açılıyor bütün kapılar
Kesmiyor mu seni bu hapislik halim
Tatmin etmedi mi çektiğim çile
Artık benden pes
Hayatımın son biletini istediğin gibi kes
İster öldür, istersen ez
Ama hediyene dokunma
“Sus”larıma sakın dokunma
Onlar umutlarımın gittiği yerde,
Sözün bittiği yerde
Zamanı gelince “KONUŞACAKLAR”  | |  | |  | |