HIZLI ARAMA
| Osmanlı Devleti 3 Kıtaya hakim olan ceddimiz osmanlı imparatorluğuna ait olan tüm paylaşımlar buraya.. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | Osmanlı Savaş Tarihi Osmanlı Savaş Tarihinde Ok ve Yay Osmanlı ordusunun ilk dönemlerinde, Orta Asya göçebeleri ve Selçuklular gibi, savaş gücünün hemen hemen tamamı atlı okçulardan oluşmaktadır. 14. yüzyılda piyade sınıfı, yani Yeniçeri teşkilatı oluşturulmuştur. Bu yeni askeri yapılanmada zaferin altına imza atan yine yay olmuştur. Ancak yay, Asya’ya özgü ağaç, sinir, boynuz ve tutkaldan yapılmış, yay yapımında ulaşılan en üst teknik düzeyin simgesi olan kompozit yaydır. ![]() Yine ok ve yay kullanan piyade gücünün yanısıra, bu yeni askeri yapılanmada, atlı okçu da önemini korumaktaydı. I. Murad’ın 1373’de Venedikliler ile Macarlar arasındaki savaşta 5000 okçu göndererek Venediklilere yardım etmiş olması, daha I. Murad devrinde Osmanlı ordusunda okçuların ne kadar artmış olduğunu göstermektedir. Ordunun ve sarayın ok-yay ihtiyacı esas olarak resmi imalathanelerdeki üretim ile karşılanıyor, yetmediği takdirde sivil piyasadan temin ediliyordu. Bu yaycı ve okçu ustaları, seferberlik zamanında artan ihtiyacı karşılayamazlarsa, sivil okçu ve yaycı esnafından destek alınıyordu. Osmanlıda sportif okçuluğun da çok gelişmişti ve sivil piyasayı besleyen bir sektör mevcuttu. Ateşli silahların savaş alanına girmesi ve askeri taktiklerin değişmesi de ok ve yayı birden bire savaş alanlarından silememiştir. Tüfeğin tek başına uzun menzilli silah olarak orduda yer alması birden bire olmamış, muhtemelen bir süre ok ve yay ile beraber kullanılmıştır. Ateşli silahlara geçilmesi ile, Türklerin öteden beri uyguladığı hareketli savaş stratejisinin de büyük oranda terki gerekmiştir. |
| | |
| | #2 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | Türk-Osmanlı Atış Tekniği Tarih boyunca her kültür kendi ok atma tekniğini geliştirmiştir. Farklı kültürlerde farklı tekniklerin ortaya çıkması; o kültürleri yaratan halkların hayati ihtiyaçlarının ve halkların yaşadığı coğrafyanın farklı olmasındandır. Doğu ve Batı ok atma tekniklerinin farklılığı da aynı sebeptendir. Orta Asya insanı zor iklim koşullarında, konar-göçer bir yaşam sürmüştür. Bu yaşam tarzında at binmek, avcılık ve savaş günlük hayatın ayrılmaz birer parçadır. Hayatı at üzerinde geçen göçebe eğer üzerinde yer, içer, savaşır, avlanır, hatta belki uyur. Yay ise göçebe için atı kadar önemlidir, hayatta kalmasının bir yoludur. Asya kökenli milletler için tipik olan, at üzerinde her yöne isabetli ok atabilmeleridir. Bu maharet, yüzlerce yıl boyunca düşmanı en çok korkutan ve savaşların kaderini belirleyen unsur olmuştur. At üzerinde kullanılacak bir yayın nisbeten kısa, ama bu çetin şartların gerektirdiği yüksek enerjiye sahip olması gerekmektedir. Bugün bile herkesin hayranlığını toplayan kompozit yay böyle ortaya çıkmıştır. Kompozit yay ağaç, boynuz, sinir ve tutkaldan oluşan; müthiş fiziki özelliklere sahip bir silahtır. Birden fazla malzemeden imal edildiği için ileri derecede esnek ve güçlüdür. ![]() Osmanlının ok atma tekniği aslında Asya kökenlidir ve geleneksel okçuluk disiplinlerini korumaya muvaffak olmuş Kore, Moğolistan gibi ülkelerde, ufak tefek farklılıklarla bugün de uygulanmaktadır. |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | Geleneksel Ok ve Yaylar Modern ve Geleneksel Malzeme Modern teknoloji sayesinde yaylar masif fiberglastan, ahşap laminaların üzerinin fiberglas kaplanmasıyla, karbon türevlerinden ya da daha ileri ve karmaşık teknolojilerle elde edilen malzemeler kullanılarak yapılmaktadır. Oklar da alüminyum, karbon ya da bu iki malzemenin kompozisyonundan meydana gelmektedir. Günümüzde okçuluk ile ilgili malzeme geçmiştekinden o kadar farklıdır ki, bu sporla uğraşanlar yüksek teknolojiye bağımlı hale gelmişlerdir. ![]() Oysa tarih boyunca insanoğlunun hem yiyeceğini temin etmede hem kendini savunmada kullandığı en önemli silahlar olan ok ve yay, hep doğal malzemeler kullanılarak yapılmıştır. Bugün bütün dünyada, nişangah ve diğer aksesuarlar kullanmadan, recurve ve uzun yaylar kullanarak atış yapmaya yönelik okçuluk ekolleri yaygınlık kazanmaktadır. Hatta meraklılar bunun da ötesine geçmekte, olabildiğince doğal malzemeler kullanılarak yapılmış yaylar ile okçuluk yapmakta ve hatta avlanmakta; bu primitif teknolojilerin araştırılmasına emek, zaman ve para harcamaktadırlar. Bu ekoller "Geleneksel okçuluk" ve "Primitif okçuluk" diye isimlendirilmektedir. Tarih boyunca oklar sadece ağaç, kamış ve bu iki doğal malzeme birlikte kullanılarak yapılmışlardır. Yaylar ise, tek başına ağaç veya ağacın çeşitli doğal malzeme ile kombine edilmesiyle yapılmış; zaman içinde performans açısından günümüz insanını bile şaşkınlığa uğratacak bir gelişmişlik düzeyine erişmiştir. Yayları yapıldıkları malzemeler göz önüne alınarak şu şekilde sınıflandırmak mümkündür: 1- Basit ahşap yaylar 2- Kombine malzemeden üretilen yaylar 3- Kompozit (Bileşik) yaylar |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | Osmanlı Okları Türklerin 15. yüzyıldan önce kayın ağacından yapılmış oklar kullandıklarını Dede Korkud Kitabı'ndan öğreniyoruz. 15. yüzyıldan itibaren ok gövdeleri kamıştan yapılmaya başlamıştır. Bu dönemde ağaç oklardan da vazgeçilmemiş, ancak kayının yerini daha hafif olan çam ağacı almıştır. Kamış hem darbelere dayanıklı hem de hafif olması sebebiyle en makbul ok gövdesi materyali kabul edilmiştir. Ancak ok yapımı için uygun yapısal özelliklere sahip kamış türleri Hindistan'dan ithal edildiğinden, ok ihtiyacının artması ile kamış oklar çok fazla pahalanmıştır. Bu fiyat artışı sebebiyle kamış ok kullanımı 16. yy.'dan itibaren terk edilmiştir. Osmanlılar okun kısımlarını insan vücuduna benzeterek adlandırmışlardır. Ok, kirişe takılan gez kertiğinden ucuna kadar 24 eşit parçaya bölünmüş; arkadan öne doğru ilk 4 kısmına baş, başın bitimine boğaz, 11. kısma göbek, boğazla göbek arasına göğüs, göbekten 17. kısma kadar olan yere baldır, baldırdan uca kadar olan kısma ayak denmiştir. Okun ayağına takılı olan ok ucu demirden yapılmış ise temren; kemik, boynuz, fildişi veya balık dişinden yapılmış ise soya adını alırdı. Ok gövdesinin arkasında, yani baş ve boğaz kısmındaki dümen tüyleri yelek bazen de sakal, peylek veya yün diye isimlendirilirdi. |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | ![]() NAMLU ÜZERİ 1140 (1724) TARİHLİ VE YAZILI 101 CM UZUNLUĞUNDA KESKİN, SİVRİ VE TEMİZ KOŞUMLARI VE EL MUHAFAZASI ÇELİK MOTİFLİ OSMANLI KILIÇ TOPLAM UZUNLUK:101 CM NAMLU ENİ 4 CM ![]() ![]() ![]() ![]() |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() ·«¤°Black Eagle°¤»· Kayıt: 18.06.2007 Yaş: 27
Mesajlar: 4.379 İtibar Gücü: 51 | Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii Osmanlılar XIV. asırda Avrupa'da kullanılmaya başlanan ateşli silahları kısa sürede tanıyarak kendi ülkelerine transfer ettiler. Osmanlılar Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481), ateşli silahlarda ve bilhassa topçulukta, dönemin en ileri teknolojisine sahip oldular. Osmanlı topçularının ileri derecedeki balistik bilgisi, ortadan ayrılabilen iki parça toplar, kuşatma ve sahra topları, havan topları, dört beş metre uzunluğunda, yüz kilodan ağır gülleler fırlatabilen ve yirmi tona yakın ağırlığı olan çok büyük çaplı toplar, zamanın tekniğine ve bilgisine oranla fevkalade sayılabilecek harika savaş araçlarıydı. Osmanlılar, basta İstanbul'daki Tophane-i Amire'de olmak üzere, belli başlı merkezlerde büyük çaplarda toplar dökerken, bir yandan da top götürmenin mümkün olmadığı yerlere, bakir ve tunç gibi top yapım malzemesini götürerek top döktüler. Osmanlıların uyguladığı bu sistem, Osmanlıların silah sanayiinde Avrupa'dan ileri seviyede olduğunu göstermektedir. Nitekim Fransa'nın, 1493 yılındaki İtalya Seferi'nde, engebeli arazi yüzünden toplarını nakletmede büyük güçlüklerle karşılaştığını ve harekatın geciktiğini, oysa Sultan II. Murad'ın bundan 43 sene önce Akçahisar Muhasarası'nda, Fatih'in ise, on beş sene önce İşkodra Muhasarası'nda toplarını kale önünde dökerek bu meselenin üstesinden kolayca gelindiğini görmekteyiz. Osmanlı topçuluğunun kısa zamanda bu derecede gelişmesinde basta padişahların (özellikle Fatih'in hem kendisinin bizzat ilgilenmesi ve hem de bu işle uğrasan kişileri yüksek ücretle himaye etmesi) ateşli silahların savaşlardaki önemini ve belirleyici gücünü oldukça erken dönemde kavramalarının büyük payı bulunmaktadır. Diğer taraftan Osmanlıların bu hususta malî sıkıntılarının olmaması da, önemli faktörlerdendir. ilk dönem padişahlarının, devleti genişletme çabalarıyla geçen mücadelelerinde savaşmak zorunda oldukları Avrupa ve Balkanlar'daki mahallî senyörlerin ve hanedanların sığındığı kaleleri yıkmak ve ele geçirmek için daima muhasara harbi yapmak durumunda kalmaları sebebiyle, muhasara topları Fatih'in saltanatının sonuna kadar geçen zamanda, büyük önem kazanmış ve gelişme göstermiştir. Zaten, yükselme döneminde olan Osmanlılar, Hıristiyan milletlerin daima tazyik ve meydan okumaları karşısında silahlarını mütemadiyen geliştirmek, yenilemek ve düşmanın silahlarıyla dengelemek zorundaydılar. Ayrıca Osmanlıların Balkanlar'da ve kısmen de Anadolu'daki oldukça zengin maden yataklarına erken dönemlerde sahip olmaları ve bunun yanında iyi bir hazineye malik bulunmaları büyük bir avantaj idi. Sultanların bu imkanları zorlamaları, müspet yönde kanalize ederek iyi değerlendirmeleri, bu silahların kısa zamanda etkili bir şekilde Osmanlı ordusunda yer almasını sağlamıştır. 1430'lu yıllarda, Osmanlı ordusunda büyük çaplarda topların olduğuna dair kayıtlar, çok sayıda yetenekli top ustalarının bulunduğunu da göstermektedir. Zira Osmanlılar, ateşli silahların kullanımında Hıristiyan top yapım ustalarını kendi askerî örgütleri ile bütünleştirirken, kendi askerlerini de ayni hizmetler için yetiştirmeye itina göstermişlerdir. Mesela, Türk asilli topçu ustaları Haydar, İsmail, Muslihuddin ve Saruca gibi isimler buna dair ilk örneklerdir. Coltado isimli bir İspanyol topçusu, 1592 yılında yazdığı eserinde Osmanlı topunun orantısız ve kusurlu olduğunu söylemekte, fakat yüksek kaliteli madenden yapıldığını belirterek övmektedir. Osmanlı topunun ilk dönemlerdeki üstünlüğü emsallerine nispetle kalitesinin pek farklı olmamasına rağmen neticeye çabuk ulaşmak için ebatlarının büyüklüğündeydi. Halen Londra Kulesi Müzesi'nde bulunan 1464 yılında yapılmış ortadan ayrılabilen iki parçalı Osmanlı topunun kimyasal analizi, eritme ameliyesinin kusurlu olmasına rağmen, iyi bronzdan dökülmüş olduğunu göstermektedir. Yine İstanbul'daki Askerî Müze ve Kültür Sitesi'nde bulunan Kanunî Sultan Süleyman dönemine ait bir tunç topun kimyasal analizi ayni şekilde sonuç vermiştir. Osmanlıların, erken devirlerden itibaren Avrupa'dan ateşli silahları aktarmada gösterdikleri istekli tavra, diğer İslam devletlerinde rastlanılmamaktadır. Mesela, Osmanlıların XV. yüzyılın baslarından itibaren kullanmaya başladığı tüfek, Memluklarda 1489 tarihinden sonra, İran'da ise Uzun Hasan (öl. 1478) zamanındadır. Diğer yandan ateşli silahları Osmanlılardan önce tanıyan ve Avrupa devletleriyle eskiden beri temasta olan Memluk Devleti Portekiz saldırılarına karşı Osmanlılardan 1511 yılında, bir miktar ateşli silah yardımı almıştır. Ancak daha sonra Osmanlılarla karşı karsıya kalınca da Rodos hakiminden barut ve tüfenk, "Frengistan'dan da yarar topçular ve tüfekçiler getirtmişlerdir." Silah Yardımı Osmanlılar, bir taraftan sahip oldukları silah teknolojisini geliştirmek için çalışırken, diğer taraftan da, bu silahların kendileriyle dinî veya ırkî bağı bulunan çeşitli Asya ve Afrika ülkelerine yayılmasında köprü rolü oynadılar. Bu rol, Osmanlıların diğer İslam ülkelerine genellikle belli miktarda topçu, tüfekçi ve ateşli silah uzmanları ile top ve tüfek yardımı yapmak seklinde olmuştur. Osmanlı tehlikesi karsısında bu devletlerden bazılarının Avrupa'dan silah almak zorunda kalmaları da dolaylı bir roldür. Sah Abbasi dönemindeki İran dışında kalan Doğu ülkeleri, etkili olarak ateşli silahlarla mücehhez bir ordu kuramamışlardır. Osmanlıların ateşli silahları taşıdıkları ülkeler arasında ilk olarak Türkistan Hanları, Kirim Hanları, Hindistan, Sumatra'da Açe Sultanlığı ve Habeşistan'da Sultan Ahmet Gran'in Devleti ile Afrika'da Bornu Devleti gelmektedir. İkinci grupta ise, İran'da Ak koyunlu ve Safeviler, Mısır'da Memluklar sayılabilir. Bazı Avrupa ülkelerinin yanında Osmanlılarla da ilişkisi olan bu devletlere Osmanlılar siyasî ve dinî ilişkilerine göre personel, silah, barut ve demir gibi malzeme satarak veya hibe ederek ateşli silahlar konusundaki imtiyazlı konumlarından istifade ile Asya, Afrika ve Orta Doğu'daki etkinliklerini artırma politikası takip etmişlerdir. Hariç ülkelere yapılan bu yardımların yanında kendi ülkesi içinde uçlarda bulunan beylerbeylerine de gerektiğinde savaş malzemesi veya top tüfek yapıcısı ustalar yine İstanbul'dan gönderilmekteydi. Osmanlıların verdiği ateşli silahların, özellikle Orta Asya'da Türk Devletleri'nin iç savaşlarında Osmanlıların desteklediği taraf açısından çok önemli rol oynadığı, Habesistan ve Açe'de de Portekiz ve Hollanda gibi gayri Müslim sömürgeci devletlerle savaşan İslam devletlerinin muvaffakiyetinde ciddî ölçüde tesirli olduğu görülmüştür. Tabiatıyla bütün bu yardımlar hilafet merkezini elinde tutan Osmanlıların, söz konusu devletler nezrindeki itibarini artırmış ve saygınlık kazandırmıştır. Memluklara silah yardımı yapılması da henüz bozulmamış olan ilişkiler öncesinde onları Hıristiyan Portekizlilere karşı savaşlarında destekleme gayesi gütmekteydi. Diğer Milletlerin Durumu İslam dünyasında ateşli silahların kullanımında özel bir yeri olan Memluklar ile İranlılar, Avrupa devletlerinden silah almakta ve her ikisi de Osmanlılar gibi bu silahların yapımı için Avrupalı usta, teknisyen ve mühendisler kullanmaktaydılar. Ancak, bu silahları kendi milletlerinden teknisyen ve mühendislere de öğreterek geliştirmeyi sağlamada Osmanlılar kadar basarili olamadıklarından, mücadelelerde Osmanlılara karşı kaybettiler. Osmanlı Devleti ise, ateşli silahların ilk olarak geliştiği Orta Avrupa ve Balkanlara yakın olmanın ve hatta buraları oldukça erken zamanlarda fethetmenin ve diğer yandan bölgedeki madenlere sahip olmanın avantajını çok iyi bir şekilde değerlendirmiş ve neticesini almıştır. 1509'da Memluk Sultani Kansu Gavri, Portekizliler ile Kızıldeniz'de savaşmak için gerekli donanma malzemesini ve ateşli silahı Osmanlı Devleti'nden istemiştir. Osmanlı Devleti de, 1511 yılında, 400 top, 40 kantar barut ve bir miktar bakırdan oluşan bir yardim yaparak Memlukları Hıristiyan Portekizlilere karşı desteklemiştir. Bu yardımlar arasında gemi yapım malzemesi yanında asker ve arkebüzler de bulunmaktaydı. Diğer taraftan İslam dünyasında ateşli silahların kullanımında önemli bir yeri olan Memluklar, Kansu Gavri devrinde bir reform teşebbüsünde bulunmuşlarsa da Ridaniye'de, Osmanlılar karşısında mağlup olmaktan kurtulamamışlardır. Osmanlılar, Habeşistan'daki Müslüman lider Sultan Ahmed Gran'a 1527 ve 1542 yıllarında bölgedeki Hıristiyan lider ve onun destekçisi Portekizlilerle savaşmak üzere birçok ateşli silah ve top yardımı yapmıştır. Sumatra'da Osmanlı sultanı adına hutbe okuyan Açe Sultanı'na da, Hollandalılar ve Portekizlilerle savaşması için gönderilen yardım gemileri İstanbul'dan yola çıkmış, ancak Yemen isyanı sebebiyle bu yardim yerine ulaşamamıştır. Bunun yerine Osmanlılar, bir grup top yapıcısını Açe'ye göndermişlerdir. Bu top ustaları, burada 200 kadar bronz top dökerek Mallaka'da Açe Sultanı'nın Portekizlilerle savaşında muvaffakiyetini sağlamışlardır. Hindistan'da Osmanlı topçularının ayrı bir yeri ve önemi vardı. Sultan Bahadur Şah'ın emrinde çalışan Selman Bey'in yeğeni Mustafa Bayram, Rumî Han ve kölesi Hoca Sefer Selman da Hüdavend Han ünvanlarını almışlar ve bu bölgede oldukça büyük bir üne kavuşmuşlardır. Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) tarafından Hind Şahı'nın isteği üzerine oraya giden İstanbullu Hüseyin Han'ın dökmüş olduğu Maliki Maidan adli 42 ton ağırlığındaki bronz top 1685 yılına kadar kullanılmıştır. İran Safevileri ise Osmanlı akınlarına karşı koyabilmek için 1548 yılında Portekizlilerle bir antlaşma yaparak onlardan ateşli silahlar satın aldı. Daha önce de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Venediklilerden top ve ateşli silah ile birlikte bunları kullanacak kişileri kendi ordusuna dahil ettiyse de, 1473 yılında Fatih ile yaptığı Tercan Savaşı'nı, Osmanlı silahlarının üstünlüğü sebebiyle kaybetti. Yine 1514'teki Çaldıran Savaşı'nda her iki tarafın güçleri eşit olmasına rağmen, üstün silah gücü sayesinde Osmanlı ordusu galip gelen taraf oldu. Bu neticelerden sonra 1528 yılında Safevi Sultani Sah Tahmasib, İngiltere'den silah ve malzeme getirmeye baslarken, bir taraftan da Rumlu Tüfenkçiler denilen, tamamı Osmanlı Türkleri'nden oluşan ve tüfenk kullanan bir grup kurdu. Osmanlıların askerî yardim gönderdiği diğer bir Müslüman devlet Afrika ülkesi olan Bornu Devleti'dir. En parlak dönemini May idris Elevma (1571-1603) döneminde yasayan ve gücünü İslam'ın çevreye yayılması için kullanan bu devlet lideri, 1576 yılında III. Murad'a bir elçi göndererek itaat bildirdi ve Osmanlı Devleti'nden askerî ve teknik yardim istedi. Trablusgarb Beylerbeyliği vasıtasıyla yapılan yardımda birçok tüfek ve tüfekçi gönderilmiştir. Elevma, bu yardim sayesinde, çakmaklı tüfeklerle donatılmış bir ordu kurmuştur. Baştan beri verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi Osmanlılar, İstanbul'un fethini müteakip çok sayıda ateşli silahlarla mücehhez bir ordu kurarak dünya devletleri arasında ciddi ve caydırıcı bir güç halini almaya başlamışlardır. Bu gücü onlara sağlayan faktörlerden birisi olan ateşli silahlardaki üstünlükleri sayesinde batıdaki ve doğudaki düşmanlarına karşı pek çok mücadelede muvaffak oldular. On yedinci asrın ortalarına kadar hiçbir İslam ülkesi ateşli silah teknolojisinde Osmanlıların gücüne erişememişti. Avrupa devletlerinin ise Osmanlıları yakalamaları ancak bu asrin başlarında gerçekleşebilmiştir. Çağın savaş teknolojisini çok iyi takip eden ve bunu en iyi şekilde kullanan Osmanlılar, bu teknolojinin Müslümanların dünyanın dört bir yanında muvaffak olmaları adına kullanılmasında elinden gelen yardımı esirgememiştir. Bir taraftan kendisi Avrupalı düşmanları ile çarpışırken, bir taraftan da, Afrika'dan Sumatra'ya, oradan Asya'nın ve Hindistan'ın ortalarına kadar hakimiyetleri dışındaki çok büyük bir coğrafyaya ateşli silah ve asker yardımı yaparak Müslüman devletleri Gayri Müslim düşmanları karşısında desteklemiştir. Dünya'nın üçte birine fiilen hakim olan Osmanlılar diğer üçte birinde de, kendilerine sevgi ile bağlanan ülkeler sayesinde söz sahibi olmuşlardır. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Osmanlı Minyatürlerinde Savaş, Kuşatma ve Çıkartma | goldengirl | Osmanlı Devleti | 7 | 02-12-2007 15:30 |
| Bu bir osmanlı savaş fermanıdır..! | _aLmİrA_ | Hikayeler ve Efsaneler | 15 | 07-09-2007 22:02 |
| Osmanlı Tarihi : A'dan Z'ye Herşeyi İle Osmanlı Devletiii... | adLer | Türkiye Hakkında - Genel - | 82 | 18-08-2007 19:14 |
| Bu Bir Osmanlı Savaş Fermanıdır! | goldengirl | Osmanlı Devleti | 3 | 07-08-2007 17:24 |
| osmanlı tarihi | esrarlı_gözler | E-Kitap [E-Book] | 1 | 12-06-2006 17:02 |