Eğitim Sistemi - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Genel » Osmanlı Devleti » Eğitim Sistemi

Osmanlı Devleti 3 Kıtaya hakim olan ceddimiz osmanlı imparatorluğuna ait olan tüm paylaşımlar buraya..

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 17-07-2007, 10:45
αşк - ı кıуαмєт
 
FoRuM_MeLeGi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

DiKKaT !!! MeLeK WaR :))
 
Kayıt: 22.05.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 4.809
Rep gücü: 24
Rep derecesi: FoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu Sanırım

Post Eğitim Sistemi

 
Eğitim ve Öğretim; Her seviyede eğitim ve öğretim yapılırdı. Sıbyan mektebinden üniversitemâhiyetindeki dârülfünûn ve medrese ile medrese-i mütehassısîn denilen ihtisas müesseselerine kadar teşkilâtlı idi. Câmilerde yapılan günlük vaazlarla da vatandaşlar eğitilirdi. Osmanlı eğitim sistemi, İslâm terbiyesi ve örfe göreydi. Öğretim İslâmî esaslara göre olduğundan her Müslüman Kur'ân-ı kerîm okumasını bildiğinden, Osmanlıca da Kur'ân harfleri ve ilâvelerinden meydana geldiğinden Müslümanlar arasında okuma-yazma nisbeti yüzdeyüze yakındı. Gayri müslim tebeadan dağ ve mağaralarda yaşayıp, medeniyeti kabul etmeyen taassup sâhipleri kişiler varsa da, Osmanlı hoşgörüsü bunlara baskı yapmaktan uzaktı. Bunlar hâlâ böyle olup, insanlar arasına karışmamışlardır Osmanlının bütün memlekete şâmil eğitim ve öğretim müesseseleri olduğu gibi, gayri müslim ve bâzı gayri Türk ve yabancıların da okulları vardı. Sıbyan, rüştiye, idâdî, dârülfünûn, çeşitli medreseler, mekteb-i aklâm, mekteb-i fünûn-i idâdiye, mekteb-i fünûn-i mâliye, mekteb-i fünûn-i nücûm, mekteb-i maarif-i adliyye, mekteb-i nüvvâb, mekteb-i Osmanî, mekteb-i sultanî, mekteb-i tıbbıyye-i mülkiyye, mekteb-i ulûmu-i harbiye adlarıyla ve pekçok askerî ve sivil okul vardı. Türkiye'deki Gayri müslim azınlık ve yabancılar da kendi dil, din ve kültürlerinde mektep açtılar. Rum, Ermeni, Yahûdî, Fransız, İtalyan, Avusturya, Amerikan, Ortodoks, Gregoryen, Katolik, Süryânî, Mûsevî gibi azınlıklar, çeşitli din, dil ve yabancıların başta İstanbul olmak üzere Selânik, İzmir ve diğer merkezlerde okulları vardı. .
1.Murat

Okulların kitap, âlet ve edâvatları ülke içinde hazırlanıp, îmâl edildiği gibi dışarıdan da getirilip, tercüme de yaptırılırdı. Eğitim ve öğretim her devirde yaygın ve mükemmel olmasına rağmen, Sultan İkinci Abdülhamîd Han (1876-1909) zamânında daha artıp, mükemmelleşti. Memleketin her köşesine aynı şekil ve değerde liseler yaptırdı. Bunların bâzıları hâlâ daha sağlam olup, eğitim ve öğretim seviyesi bakımından Türkiye'nin en meşhur liseleridir. Osmanlı eğitim ve öğretim sisteminde öğrenci-öğretmen-veli münâsebetleri mükemmel olup, hocaya hürmet edilirdi. Hoca da talebesine şefkâtle muâmele ederdi. Okullarda falaka olmayıp, dayak karakollarda vardı.
FoRuM_MeLeGi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
FoRuM_MeLeGi isimli kullanıcıya, bu konu için teşekkür edenler:
Kr㣠(17-07-2007)
  #2 (permalink) Alt 17-07-2007, 10:49
αşк - ı кıуαмєт
 
FoRuM_MeLeGi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

DiKKaT !!! MeLeK WaR :))
 
Kayıt: 22.05.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 4.809
Rep gücü: 24
Rep derecesi: FoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu Sanırım

Post Enderuyn Mektepleri

 
Enderun Mektebleri

Birşeyin iç kısmı, dahili, iç yüzü, harem dairesi gibi anlamlara gelen (26) Enderûn, mülkî, idarî ve diğer önemli kadronun yetiştirildiği yerlerdir. Osmanlı’yı Osmanlı yapan devlet adamı kadrosu bu mektepten yetişir ki, bugünkü Amerikan eğitim sisteminin temelini de bu mektebin işleyiş sistemi oluşturur.

II. Murad zamanında kurulan Enderun Mektebi gerçek kimliğine Fatih Sultan Mehmet zamanında kavuşmuştur. Fatih zamanında Enderun Mektebi yalnız bir devşirme mektebi olma hüviyetinden çıkarak, devletin korunması için gerekli mülkî ve idarî kadronun eğitimine de yönelmiştir. (27)

1909’a kadar devam eden Enderun Mektebi, Türk eğitim tarihinde çok önemli bir yer tutar, dünya eğitim tarihinde Türklerin bir katkısı olarak geçer. (28)

Topkapı sarayında bulunan Enderûn Mektebi; Birun (Dış Kısım), Enderûn (İç Kısım) ve Harem bölümlerinden oluşan sarayın, Enderûn kısmında bulunurdu. (29)

Bu mekteplere Acemi Oğlanlardan seçilen öğrenciler alınırdı. Bunlar Enderûn Mektebine hazırlık olarak Saray Mektebi’ne dağıtılırlardı. Bu hazırlık sarayları; Edirne sarayı, Galata Sarayı, İbrahimpaşa Sarayı ve İskender Sarayı olmak üzere dört taneydi. Bu sarayların eğitime tahsis edilmiş odalarında eğitim görürlerdi. (30)

Enderun Mektebine Hristiyan tebânın yetenekli çocukları alınırdı ki bu çocuklar akıllı ve zeki, kâbiliyetli ve de yakışıklı idiler. Devşirme sistemiyle toplanan bu çocuklar Enderun’da iyi bir müslüman, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı ve usta bir sanatkâr olarak yetiştirilirdi. Osmanlılar’a tabî olan ülkelerin rehine olarak İstanbul’a gönderdikleri çocukları da yine Enderun’da eğitilirlerdi. (31)

Enderun’da eğitim şu dört konu üzerinde toplanmıştı:
* Beden eğitimi yapılırdı.
* Saray işlerini fiili olarak öğrenirlerdi.
* Yeteneklerine uygun bir sanatta uzmanlaşırlardı.
* Teorik bir öğretim görerek İslamî bilgilerini artırırlardı.

Bu eğitim faaliyetleri bir bütün olarak yapılırdı. Eğitim-öğretim birbirini izleyen yedi odada verilirdi. Odalara “Koğuş” da denilirdi. Öğrenciler sarayda her odanın gereklerini yerine getirirlerdi. Odalardaki eğitim süresi bir ile iki yıl arasında değişirdi.
Görüldüğü gibi Enderûn, aşağıdan yukarıya doğru 7 (yedi) odadan oluşuyordu. Bu odalar büyük oda, küçük oda, doğancılar odası, seferli odası, kiler odası, hazine odası ve has oda şeklinde sıralanmaktaydı. Öğrenciler odaların alt basamağında öğretime başlar, üste doğru yükselirdi. Öğretim, uygulamalı ve de teorik olarak iki şekilde yapılırdı. Uygulamalı olanlar; saray ve protokol hizmetleri, güreş, atlama, meç ve ok atma gibi spor çalışmaları, hat sanatı, müzik vb. gibi güzel sanatlardı. Teorik olanlar ise Türkçe, Arapça, Farsça, Sarf, Nahiv, Edebiyat, Tarih, Fen, Cebir ve İslamî bilimler (hadis, tefsir, fıkıh, kelam gibi) idi.

Bu önemli eğitim kurumu Osmanlı devlet hayatına çok sayıda sadrazam, vezir, yüksek rütbeli asker ve bir çok hattat, şair, müzisyen, ressam ve minyatür ustası yetiştirmiştir. (32)

Dini ve Sosyal Müesseselerin
Eğitim ve Öğretimdeki
Fonsiyonu:

Osmanlı Devleti’nde halkı bilgilendiren diğer önemli müesseselerden birisi de cami ve mescidler, tekke ve zâviyelerdir. Ayrıca kütüphanelerde birer eğitim-öğretim merkezi olarak hizmet veriyordu.
Bu kurumlar, yüzyıllar boyu sadece ibadet yeri olarak değil; aynı zamanda eğitim-öğretimin yapıldığı, toplumu ilgilendiren güncel meselelerin görüşülüp karara bağlandığı, hükümet konağı, mahkeme, misafirhane, genel ve siyasî bilgi edinme yeri, hatta konferans merkezi olarak hizmet vermiştir. (33)

Câmi, Arapça bir kelime olup, halkı toplayan ve halkın toplantı yeri manalarına gelir. Mescid ise yine Arapça bir kelime olup secde edilen, namaz kılınan, Allah’a dua ve niyâzda bulunulan yer manâlarına gelir. Bu yüzden sosyal müesseselerin başında gelen câmi ve mescidler hem ibadet yeri hem de cemaatin toplu bulunması sebebiyle devlet, memleket, muhit ve mahalleye ait işlerin görüşülüp karar bağlandığı yerlerdi. Bu yüzden sosyal bir yapı olarak büyük bir öneme haizdir.
Hz. Peygamber’in (a.s.) Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında ilk olarak Ku’ba Mescidi (Mescid-i Nebevi) inşâ edilmiş, burası eğitim-öğretim merkezi olarak kullanıldığı gibi devlet ve memleket işlerinin, güncel mesele ve olayların görüşülüp karara bağlandığı bir karargâh olarak da kullanılıyordu. (34)

Bu önemi nedeniyledir ki Osmanlılar da cami ve mescidler bir mahallenin odak noktasını teşkil ediyordu. Ayrıca cami ve mescidlerin yanına medrese, kütüphane, sebil, aşevi vb.. gibi sivil ve sosyal vazifelerin görüldüğü binalar tesis edilirdi. Bu hâliyle bunlar, bir külliye meydana getirir ve âdeta yeni bir mahallenin kurulmasına yardım ederlerdi. Çünkü bir cami yaptırmak isteyen hayır sahibi toprağa ağaç diker gibi, binasını tek başına yalnız bırakmazdı. Yanına diğer hayır kurumları da yaptırırlardı. (35)

Zengin fakir herkesin katılabildiği dersleri “dersiam” denilen kişiler yapardı. Öğrencilerden de hiçbir ücret alınmazdı. Halk, konuşmacının çevresinde halka oluşturur ve dersi dinlerdi. Bu derslere gösterilen ilgi oldukça fazlaydı. Genellikle ikindi namazından sonra yapılan bu derslere “İkindi dersleri” de denilirdi. (36)

Camilerin en önemli görevlerinden birisi de siyasî eğitim merkezi olarak kullanılmalarıdır. Ülkeyi ilgilendiren herhangi bir konu hakkında halkı bilinçlendirmek, yönlendirmek ve canlı tutmak için camilerden yararlanılmıştır. Yine her semtin camiine gelen hükümet bildirileri burada halka açıklanırdı.
Görüldüğü gibi camiler sadece ibadet yönüyle değil, pek çok bakımdan halka hizmet ediyorlardı. Burada vazife görenlerin de günümüzle mukayese edilemeyecek kadar, toplumda itibar sahipleri oldukları düşünülürse caminin bu görev ve fonksiyonları daha iyi anlaşılır. Gerçekten de günümüzde vazifesi, hemen hemen mihrabla minber arasına sıkışıp kalan imamların, selahiyetleri başlangıçta bu kadar kısıtlı değildi. Osmanlıda imamlık, sorumluluk alanı geniş ve önemli bir vazife idi. Osmanlı Devleti’nde hükümdar berâtıyla göreve getirilen imamlar, özellikle sosyal faaliyetleriyle mühim bir rol üstleniyorlardı. Ülkemizde 1829’da muhtarlık teşkilatı kurulana kadar mahalle yöneticisi olarak kadıların bir nevî temsilciliğini de yapıyorlardı. (37)

Camilerin dışında tekke ve zaviyeler, dergâhlarda birer yaygın eğitim-öğretim kurumu olarak hizmet vermişlerdir
Tekke, bir şeyhin idaresi altında, dervişler grubunun dayandıkları zikir, murâkabe ve niyazla uğraştıkları yer anlamlarına gelmektedir. Zaviye ise bir zâhidin ibadetle meşgul olmak üzere inzivaya çekildiği köşe, tenha yer anlamındadır.(38)

İslam eğitim ve kültür tarihinde önemli bir yeri bulunan müesseselerden birisi de tekke ve zâviyelerdir. Tasavvuf düşüncesinin, anlayış ve terbiyesinin işlendiği, derinleştirildiği ve halka aktarılıp öğretildiği tekkeye (tekye); dergâh, hangâh gibi isimler de veriliyordu. Bu konuda anlatılan özellikleri nedeniyle tekke ve zaviyeler, önemli birer eğitim müesseseleri olarak faaliyet gösteriyorlardı.
Nitekim Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren devletin ilerleyip genişlemesinde, eğitim-öğretim kurumu olarak da kullanılan tekke ve zaviyelerin rolü çok büyüktür. Osmanlılarda tekkeler edebiyat, tarih, musikî ocakları idi. Yine tekkelerde yetişen, konusu daha çok dinî, ahlakî, mistik değerler olan bir edebiyat türü ortaya çıkmıştır ki bu edebiyata “Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı” denir. Ayrıca tekkelerle zaviyeler Anadolu’nun İslamlaşmasında çok mühim rol oynamışlardır.
İslam’da dînî tedrisat ile ibadet birbiriyle bir bütün oluşturdukları için tekke ve zaviyede bulunan şeyh, burada çeşitli dînî dersler verirdi. Bununla beraber tekke ve zaviyelerin esas gayesi zikir ve niyaz yapılabilecek yerler olmasıdır. Programlarında tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, kıraat, ahlâk gibi dînî ilimlerin yanında Osmanlıca, Farsça, biyografi, tarih, musikî ve edebiyat gibi dersler de yer alırdı. (39)

Tekke ve zâviyelerin Osmanlı fütûhatını kolaylaştırmada büyük bir ehemmiyete haiz olduklarını biliyoruz. Osmanoğullarıyla birlikte birçok şeyh gelip Anadolu’nun batı taraflarına yerleştiler. Bu yeni gelen derviş muhacirlerin bir kısmı gazilerle birlikte fütûhat yapmak, memleket açmakla meşgul oluyor; diğer bir kısmı ise civardaki mekânlara yerleşiyor, ziraat ve hayvancılıkla meşgul oluyordu. Buraları, kısa zamanda din, eğitim ve kültür, imâr merkezleri haline geliyordu. Bu zâviyelerin, ordudan önce gelip sınır boylarına yerleşmesi ordunun ileri harekâtını kolaylaştırıyordu. (40)

Bundan başka tekke ve zaviyelerin, köylerin gelişmesinde ve ilerlemesinde büyük bir hizmet yaptığını bilmekteyiz. Zaviye şeyhleri, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren “köy gençlik ocaklarını” nüfûzları altına alarak buralara tasavvuf ilkelerini yerleştirmişlerdi. Böylece bunlar da şehirlerdeki ahi teşkilatları gibi manevî birlik kazanmışlardı. Tekke ve zaviyelerin bir kısmı devlet tarafından, bilhassa yolculuk için tehlikeli olan yerlerde, tesis ediliyordu. Bu bakımdan dağlarda, korkunç ve tehlikeli boğaz ve geçitlerde tesis edilen tekke ve zâviyeler; askerî sevk ve idareyi kolaylaştırmak, ticarete engel olabilecek eşkiya, haydut vb.. gibi kimselere mâni olmak için birer jandarma karakolu vazifesi de görüyorlardı. Tamamen vakıflara bağlı olan bu müesseseleri hemen her yerleşim merkezinde görmek mümkün idi. (41)

Yine ayrıca Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda Babaîlik, Ahilik gibi tarikatlar mühim rol oynamıştır. 14. yüzyıl sonlarıyla 15. yüzyılda bu tarikatlerin kuvvetlenerek Anadolu’nun siyasî tarihinde söz sahibi olmaları ise, beyliğin bunları himayesinden doğmuştur.
Osmanlı padişahlarıyla devlet adamları tarikat erbabına karşı, kuruluştan itibaren büyük bir hürmet göstermişler, birçoğu tarikat şeyhlerine intisap etmişlerdir. Bunun bir neticesi olarak da adlarına tekkeler açtırıp vakıflar yaptırmışlardır. Osmanlı sultanlarından bazıları tarikat mensubu kişilerden, savaşa giderlerken gaza kılıcı kuşanmışlar, onları seferde beraberinde götürmüşlerdir. İşte bu hürmet 14. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlılarda Ekberiyye, Bistamiyye, Zeyniye gibi tarikatlerin yaygınlaşmasına vesile olmuştur. Bundan başka yine 14. yüzyıl sonlarıyla 15. yüzyılda Halvetilik,

Kadirilik, Mevlevilik de yavaş yavaş tarih sahnesine çıkmıştır. (42)
Fakat son zamanlarda çok istisnai olarak tekkeler esrar içenler, işsiz güçsüz kimselerin buluştukları, sazlı-sözlü eğlenceler düzenlendikleri yerler olarak telakki edilmiş (bazı artniyetli kişiler tarafından abartılı ve maksatlı olarak) bu müesseselerin son zamanlardaki nahoş durumlarına bakıp da bunların hep böyle olduğunu zannetmek çok büyük haksızlık olur. Nitekim M. Cevdet de bu mevzuya temasla “Son zamanlardaki yozlaşmasına bakıp da tekke ve zaviyelerin, daima öyle olduğuna hükmedilmemelidir. Dört mevsimden sonbahara bakarak ilkbaharda da ortalığa yapraksız ve yeşilliksiz sanmak, doğru olmadığı gibi; Kemâl zamanlarında tekke ve zâviyeler ruhları çok terbiye etmiştir. Hayatın ızdırabını dindirmek ihtiyacında olanlar oralara koşar, nefis bir ahengin şelalesi altında ruhlarını yıkar, tesellikâr söz ve tarihî menkıbelerle yeniden canlanırdı. Hasılı tekkeler, ye’s ve mahrumiyet ile canına kıyacak insanların yeniden hayat buldukları yerlerdir.” (43)

Yine Osmanlı Devleti’nde esnaf teşkilatı da birer eğitim-öğretim yeri olarak kabul edilmelidir.
Selçuklular döneminde Anadolu’da yaygın olarak görülen ve bir esnaf teşkilatı olan “Ahilik”, Osmanlılar döneminde de varlığını sürdürdü. Ahilik esnaf, zeneatkâr ve işçileri bünyesinde toplayan, üyelerine mesleki bilgi ve eğitim veren, dini bilgilerini artıran ve en önemlisi iş ve ticaret ahlâkına dayanan bir eğitim-öğretim kurumudur. (44)

Osmanlı Devleti’nin temeli atılırken geniş ölçüde ahilik ve ahî reislerinin nüfuzlarından istifade edilmiştir. Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Gazi’nin Kayınpederi Şeyh Edebali'nin ahilerin büyüklerinden olması da rol oynamıştır. Nitekim kuruluşta büyük hizmetleri görülen Ahî Hasan Çelebi, Ahî Mahmut, Çandarlı Kara Halil gibi değerli kimseler de bu teşkilattan idiler. (45)

Yine Fatih Sultan Mehmet dahil olmak üzere ilk Osmanlı Sultanları ahi teşkilatının da başı idiler. Devletin yerleşmesinden sonra ahiler siyasî yönlerini bırakarak esnaf teşkilatı olarak varlık ve etkilerini, etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Bu yüzden esnaf, “fütüvvetname” denilen yönetmeliklere tâbî, hizmet ehli, diğergam, dayanışma ve özerk bir yapıya sahiptir. Sistem rekabete değil işbirliğine, çıkarcılığa değil dayanışmacılığa, bencilliğe değil diğergamlığa, karşılıklı kontrol ve tahsis ilkelerine dayanmaktadır. İş ve çalışma hayatı belli bir disiplin altına alınmıştır. Yükselebilmek için ehliyet ve liyakat esastır. Bu yolda herşey sıralıdır. Esnaflığa giren genç mesleğinde uzmanlaşmadıkça ve zamanı gelmedikçe yükselemez ve ayrı dükkan açamaz. (46)

Ahilik teşkilatının amacı, üyeleri arasında sevgi ve dayanışmayı sağlamak, gerek duyulduğu durumlarda da devlete her türlü yardımda bulunmaktır. Ahilik teşkilatının kendine özgü “fütüvvetnâme” adlı yasaları vardır. Ahilik, çeşitli dönemlerde birer teknoloji ve sanat okulu, ilim ve kültür merkezi, gerektiğinde asker yetiştiren bir kurum ve tarikat rolünü üstlenmiştir.
Ahilikte öğretici, örgüte bağlı çıraklara sanat ve teknikle ilgili bilgiler yanında, toplum hayatının gerektirdiği kültür ve terbiyeyi de öğretirdi. Müslüman-Türk toplumunun dînî sosyo-iktisadî, siyasal ve kültürel hayatında önemli rol oynayan ahi teşkilatı, kaliteli rol üretiminde bugün dahi örnek alınacak iyi bir sistem geliştirmiş ve uygulamıştır. Ahi ocağı üretilen mallarda kaliteyi sağlamayı yalnız ekonomik olarak değil; ahlâkî olarak da önemli saymıştır. Belirlenen ölçü ve kalitede mal üretmeyen üyelerini ağır bir biçimde cezalandırmıştır. (47)

Yüzyıllarca Müslüman-Türk toplumun temel kurumlarından biri olan Ahilik, 16. yüzyılın sonlarında Batı sanayi ürünlerinin Anadolu pazarlarını ele geçirmesi sonucunda çözülmeye başlamıştır. El tezgahlarında mal üreten esnafın sanayileşme faaliyetlerine uyum sağlayamaması ve mallarına alıcı bulamaması, Osmanlı ülkesinin Avrupalı devlet ve tüccarların açık pazarı haline gelmesi Ahilik teşkilatını bir bunalıma itmiştir.
Osmanlı ekonomisinin zayıflamasının bir sonucu olarak sanat, ticaret ve iş hayatına askerlerin ve köyden şehre göç eden grupların katılmasıyla Ahilik teşkilatı etkinliğini bütünüyle yitirerek çözülmüştür. (48)

Diğer önemli bir eğitim-öğretim yuvaları ise kütüphanelerdir.
Bir milletin medeniyet seviyesi kütüphanelerinin ve ondan faydalananların çokluğuyla ölçülürdü. İlmin, şefkatli kollarıyla insanları sardığı İslam dünyasında kütüphaneler okulların vücuduydu. Herkes gücü ölçüsünde kütüphane kurmaya yönelirdi. Adeta birbirleriyle yarışırlardı. Özel kütüphanelerden resmi kütüphanelere kadar ağaç yetiştirir gibi her tarafa kütüphaneler dikmişlerdi. Kütüphaneler ya umûmî, ya da hususî mahiyette kurulurlardı. Başlangıçta cami ve mescid yanlarına kurulan kütüphaneler sonraları medrese, hatta hastahane bitişiklerinde kuruldular. Herkese açık olan bu kütüphaneler şehirlerin gülistanları oldular. Kütüphanelerin birçoğunun vakıfları vardı. Kütüphaneye alınan kitaplardan tutunuz, personeline varıncaya kadar bütün masraflar vakıflardan karşılanırdı. (49)

Diğer İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlılarda da kütüphaneler ilmin yayılıp genişlemesinde (özellikle yükselme döneminde) çok mühim bir rol oynadılar. Ve yine özellikle Fatih, Yavuz ve Kanunî zamanlarında kütüphaneler birer bilim ve kültür yuvası haline geldiler.
Kuruluş döneminde kütüphanelerle ilgili olarak elimizde maalesef ciddi olarak bir kaynak yok. Yani devrin anlayışına göre bir kitap dolabından veya kitap için ayrılmış odadan ve kütüphaneciden söz etmek için elimizde yeterli bir bilgi yoktur. Kuruluş döneminde rastladığımız kütüphane örneklerinin ortak özelliği, bu kütüphanelerin küçük bir koleksiyona sahip olmaları, bu koleksiyonun korunması için tayin edilen görevliye ücret tahsis edilmesi, genellikle bu görevin kütüphanenin kurulduğu hayır kurumunda görevli kimseler tarafından yapılmasıdır. (50)

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Osmanlılar’da kütüphanelerden ciddi olarak istifade edilmesi, kütüphanelerin bilim ve kültür merkezi olması yükselme dönemine (özellikle de Fatih ve Kanuni) rastlar.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, şehri siyasî ve idarî merkez haline getirdiği gibi ilmî ve kültürel olarak da bir merkez haline getirdi. Fatih Sultan Mehmet, sadece kendisi ve saray için değil; halk için de ilk kütüphaneyi açan padişahtı.
Yavuz Sultan Selim de kitapsever bir padişahtı. Padişahlığı zamanında İstanbul’a İslam dünyasından birçok âlimin gelmesini sağlamıştır. Bu dönemde fethedilen Suriye, Mısır gibi ülkelerden çok sayıda kitap getirtilmişti. Ayrıca sarayda büyük bir kolleksiyon meydana getirilmiş, bu daha sonraki dönemlerde Osmanlı padişahları tarafından kurulacak olan birçok vakıf kütüphanesinin temelini teşkil etmiştir.
Kanunî’nin yaptırdığı Süleymaniye Kütüphanesi ise dünyanın sayılı kütüphaneleri arasında yer almaktadır. İstanbul’da Süleymaniye Cami külliyesinde hâlâ faaliyetini sürdüren kütüphane binlerce el yazma esere sahiptir. Bu kütüphane dünya kütüphaneleri arasında el yazma eserlere sahip birinci kütüphanedir.
Daha sonraki dönemlerde başta İstanbul olmak üzere birçok yerde (Anadolu ve Rumeli) halka ve medrese öğrencilerine yönelik bir çok vakıf kütüphanesi kurulmuştur. (51)

Osmanlılarda eğitim-öğretim konusunda mahallenin de rolü büyüktür. Mahalleler bilgi iletişimin gerçekleştiği yerlerden biridir. Mahalle sakinleri arasında bilgisi ve kültürüyle tanınan kişilerin çevresinde toplanılarak yapılan sohbetlerde her türlü konu tartışılır, karara bağlanırdı. Mahalledeki bu bilgi aktarımı duruma göre bazen mahalle mekteplerinde yapılırdı. (52)

Sonuç olarak şunları söylemek gerekir ise yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Osmanlı’yı “Osmanlı” yapan unsurların en başında onun asırlardır başarıyla uyguladığı ideal eğitim-öğretim sistemi gelir.
Ne zaman ki bu ideal eğitim-öğretim sisteminden uzaklaşılmış, eğitime bağlı olarak Devlet-i Â’liyye’nin diğer müessese ve kurumlarındaki yozlaşma ve bozulmalar da artmış, koskoca cihangir devlet tarih sayfalarına karışıp gitmiştir.
FoRuM_MeLeGi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Güneş Sistemi NİRVANA Liseler 10 02-02-2007 13:58
Bağışıklık Sistemi @izci@ Sağlık 1 31-01-2007 20:14
Geniş kapsamlı eğitim sistemi CiwCiw E-mail Kutunuz 2 19-05-2006 15:20


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:30 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788