ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Mustafa Kemal ATATÜRK Atatürk’ün hayatı, ilkeleri, inkılapları, özdeyişleri, anıları, resimleri, kronolojisi, Gençliğe Hitabe, Nutuk, Anıtkabir-Mustafa Kemal ATATÜRK - Ayrıca, Atatürk’ün kişiliği, düşünceleri, Onuncu Yıl ve Bursa Nutku, sevdiği şarkılar, O’nun hakkında bazı İngilizce yazılar ve daha pek çok kaynağa ulaşabilir, elinizdekileri bizlerle paylaşabilirsiniz.

Cevapla
Alt 19-09-2008, 10:49   #1 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


'Atatürk Akademisi' Olan Sofralar

'Atatürk Akademisi' Olan Sofralar

Atatürk'ün, subaylık dönemlerinden başlayan ve ölünceye kadar devam eden sofra sohbetlerine çok önem verdiği bir gerçektir. Cumhurbaşkanlığı döneminde onbeş yıl süre ile devam eden Çankaya toplantıları hakkındaki bütün anılar ve yorumlar da bunu göstermektedir. Bu toplantılardan ve orada yapılan ilmî tartışmalardan bahseden pek çok yazı vardır. Fakat bütün bunların bir sentez halinde toplanarak tek bir ciltte yayınlanması bugüne kadar mümkün olamamıştır. Bizim bu konuda yaptığımız geniş bir araştırma kitaplaşmadan önce bu eserimizin bir bölümünü buraya alıyoruz. Bu bölümde Atatürk'ün 'Dilâçar' soyadını verdiği ve Türk diline çok büyük hizmetlerde bulunan A. Dilâçar'ın bir anısını naklediyorum:

'...Yakup Kadri Karaosmanoğlu Atatürk adlı kitabında, Atatürk'ün sofrasını Sokrat ve Eflatun şölenlerine benzetir. Evet, Atatürk sofrasının genel niteliği böyle olmuştur. Fakat benim bugün anlatacağım bir Atatürk şölenin önemli bölümü akşam sofrası olarak değil, bir pazar günü öğleden sonra bilginlerin katıldığı yemeksiz bir söyleşi olarak geçmiştir.

Yıl 1936, Türk Dil Kurumu'nun bürosu Atatürk'le birlikte İstanbul'a giderek, her yıl olduğu gibi Dolmabahçe Sarayı'nın üst katında yerleşmiş, Üçüncü Türk Dil Kurultayı 24-31 Ağustos günlerinde aynı sarayda toplanmış, şimdi Eylül ayında Atatürk Florya'daki Denizevi'nde dinlenmekte, sık sık da dil üzerinde çalışmaktadır.

Biz her gün saraya gider ve o yıllarda Atatürk'ün özel bir bürosu durumunda olan Türk Dil Kurumu'nda çalışır, öğle yemeğimizi saray sofrasında yer, çalışma saatlerinde de ara sıra Atatürk'ü aramızda görürdük. Sarayın bahçesinde sarışın Amerikalı çocuklar anneleriyle birlikte dolaşırlardı. Bir Amerikan kurumu ya da ortaklığı, dünyaca sevilen Atatürk'ün özel yaşamını filme almak istemiş, izin verilmiş, sarayda onlara daire de ayrılmıştı. Sarışın çocuklar bu topluluktandı. Ortaklığın fotoğrafçıları Atatürk'ün toplantılarına kapıyı vurup girer ve serbestçe film makinelerini çalıştırırlardı. Ben, kurum arkadaşlarımla birlikte bu çevre içerisinde bulunuyor, Boğaz'da döşeli yazlık bir katta oturuyordum. Telefonum olmadığı için saraydan çağrıldığımda bana haber vermelerini yakındaki karakoldan rica etmiştim.

Durum böyle sürüp giderken, 20 Eylül pazar günü öğleden az sonra karakoldan bir görevli gelerek saraydan çağrıldığımı bildirdi. Saat 3'te saraya vardığımda, üst salonda Atatürk'ü, özel kalem müdürü Süreyya Anderiman'ı, başyaver Binbaşı Celâl Öner'i ve 2-3 profesör gördüm. Masanın yanında bir de karatahta vardı. Anladım, Atatürk bir şölen düzenlemiş ve bu iş için Florya'dan Dolmabahçe Sarayı'na gelmişti. Çağrılı konuklar birer ikişer gelip Atatürk'ü çevreliyorlardı. Bunlar arasında genel yazmanımız İbrahim Necmi Dilmen, Hasan Reşit Tankut, Ord. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, Ord. Prof. Dr. Kemal Berksoy, Eczacı İbrahim Ethem, Kimyacı Hüseyin Hüsnü, Hamza Vahit, Doç. Dr. Mahmut Sadi, üniversitenin kimya bölümünden Alman Ord. Prof. Fritz Arndt, klasik filolojiden Prof. Fazıl Nazmi Örkün, Dr. Mehmet Ali Ağakay, Abdülkadir İnan ve daha başkaları bulunuyordu. Atatürk'ün sofrasında yer almak için bir protokol sırası yoktu; herkes uygun bulduğu yere otururdu. Fakat bugün başyaver, Alman profesörünü görünce, faydalı olabileceğimi düşünerek onun yanına oturmamı rica etti.
Çağrılı konuklar tamamlandıktan sonra, uzun bir masanın başında oturan Atatürk, şölene katılan bilim adamlarına toplantının amaç ve konu ayrıntılarını kısaca anlattı: Batıda kullanılan Yunanca asıllı birkaç tıp terimi. Hekim, eczacı, kimyacı, dilci profesörleri bu sorunları görüşmek için sarayda bir araya getirmişti.

İlk iş olarak Atatürk beni karatahtaya kaldırdı.
'Haydi bakalım Dilâçar, karatahtaya...' dedi. (Bana bir yıl önce Dilâçar adını, bu gibi durumlarda 'dil konularını açıklar' anl***** olarak vermişti).

Ve tahtaya ilk önce, Fransızca'da 'cerrahlık' anl***** gelen 'chirurgie' terimini yazdırıp bunun kabul edilmiş olan etimolojisini istedi. Ben de önce bu tıp teriminin İngilizce'sini (surgery), Latince'sini (chirurgia) ve Yunanca'daki ana şeklini (kheirourgia) yazarak, bunun çözümlemesine geçtim: Yunanca kheiros=el, ergon=iş; bütünü: Elle yapılan iş; tıpta, kök etimolojisine göre: hastanın gövdesinde hekimin elle yaptığı iş.

Atatürk gülümseyerek şöyle bir eleştiride bulundu: Bu etimolojiden çıkan bir tanıma göre bir hekimin, hastanın karnını elle yoklamasına da 'chirurgie' demek gerekiyor; ama chirurgie bu değildir, cerrahîdir, operatörlüktür, gövdeyi cerh etmek, aletle yarmak, kesmek işi de vardır. Ve Batılıların kheir-, surchir- köklerine karşı Türk dillerindeki yar-, Yunanca 'ergon'a karşı da Türkçe erk kökünü çıkararak, chirurgie ve cerrahîyi 'elin kuvvet ve kudretle başardığı, yararak yaptığı işler' biçiminde anlamlandırarak tanımladı.

Bu arada bir 'tık tık'tan sonra kapı açılarak, yukarıda söz konusu ettiğim Amerikalılar salona girip Atatürk'ü ve karşısında tahta başında bulunan beni birkaç dakika süre ile filme aldılar. Filmin bütünü ertesi yıl, Amerikan McGraw-Hill firması tarafından yayımlandı, Amerika'da ve başka yurtlarda gösterildi, bu arada Türkiye de bundan bir kopya edindi. Bizde şimdi Atatürk'ün yaşamı filmi gösterilirken, bu sahneyi bütün ya da kısaltılmış olarak TV'mizde, 10 Kasım günleri de sinemalarda görürüz. Atatürk'ün dil işleriyle uğraşını gösteren biricik film sahnesidir.

Amerikalılar çekildikten sonra Atatürk bana ikinci bir tıp terimi yazdırdı: Fransızca therapie, threapeutique, yani hastayı sağaltmak, onultmak bilimi, Osmanlıca: Fenn-i tedavi. Kökü, Yunanca therapeia=hizmet, bakım; fiili: therapeuin=hizmet etmek, bakmak. Bu açıklamalarıma hattâ Boğaziçi'nde 'şifa yeri' anl***** gelen Tarabya (Yun. Therapeia) köyünü, fazladan olarak da Farsça 'derman'ı (darmân), 'ilâç' anl***** gelen 'dâru'yu da ekledim.
Atatürk yine gülümsedi ve 'chirurgie'de yaptığı gibi bu terimi de Kök-Türkçe'den günümüze dek süregelen Türk dil ve lehçelerinde 'canlı, diri' anl***** gelen tirig, tiri, diri, türü köküyle 'desteklemek' demek olan 'teremek, deremek'e bağladı.

Karatahtadaki işimi bitirip Prof. Arndt'ın yanına oturduktan az sonra, Atatürk başyaverini çağırıp şöyle dedi:
'Say, kaç kişi isek Denizevi'nde buna göre sofra ve yemek hazırlasınlar.'
Anladım, Atatürk düzenlediği 'symposium'u (şöleni) etimolojik gerçeğine vardırmak istiyordu, sym-posium (Yun. sym-posion), yani sofrada oturup birlikte yemek, içmek ve kültür söyleşileri yapmak. Sokrat ve Eflatun da böyle yaparlardı.

Usulcacık, yanımdaki profesörün kulağına fısıldadım:
'Gelin, size telefon yerini göstereyim; eşinize bildirin bu akşam Atatürk'ün sofrasındasınız; sanırım ancak yarın sabah evde olabileceksiniz.'
'Arabam var, yemekten sonra geç de olsa eve, Ortaköy'e dönebilirim.'
'Araba söz konusu değil; Saray'da da, Denizevi'nde de araba bol; ama sofradaki söyleşiler sabaha dek sürebilir.'
Profesör kandı, telefon edildi. Sonra arabalara bindik, yarım saat sürmedi Florya Denizevi'nde idik. Yemek salonuna girdik, aşağı yukarı aynı sıra ile sofraya oturduk.
Yemek getirilmeden, tabak ve kadehlere de dokunulmadan önce, Atatürk dirseklerini masaya dayadı, parmaklarını bitiştirdi, sofradakileri şöyle bir süzdü. Toplantıya katılanların kimi adlarıyla, kimi de yalnız meslek sanlarıyla çağrılmışlardı. Sanla çağrılanların arasında Atatürk'ün tanımadığı genç kişiler de vardı. Bu durum karşısında Atatürk şu açıklamayı yapmayı uygun görüp ağırbaşlı bir tonla söze şöyle başladı:
'Arkadaşlar, Türkiye Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk benim. Ama şimdi şu sofra başına oturduğum sürece kendimi bu görevde sayamam, çünkü her sofrada olduğu gibi önümüzde içki kadehleri var. Aramızda, görüyorum, gençler de yer almıştır. Asıl onlara sesleniyorum. İçki bir iptilâdır, ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptilâdan kurtaramadım. Genç arkadaşlar, size vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez.'
Açık kalple verilen bu öğüt sofradakiler üzerinde derin bir etki yaptı. Düşünüldü, anlaşıldı. Neşeli yemek faslı tamamlandıktan sonra, yine sofra etrafında eğlencelere geçildi. Atatürk'ün sofra eğlenceleri, konuklardan sıra ile rica edilen şarkı, şiir, fıkra gibi kısa kısa şeylerdi. Şiirle başlandı işe, yanımdaki Prof. Arndt yavaşçacık bana sordu:

'Sıra bana geliyor, ne yapayım?'
'Atatürk yapmayacağınız bir şeyi sizden istemez. Eğer sizden belli bir şey istemezse, kalkar bir Alman şarkısı söylersiniz.'
Öyle de oldu. Az sonra Atatürk, Prof. Arndt'tan Almanca bir şarkı rica etti. Profesör zaten hazırdı, kalktı ve neşeli 'Dic Matrosen' (Deniz Erleri) şarkısını söyledi. Atatürk şarkıyı çok beğendi, adını sordu, plağa alınmış olduğunu söyledik, yaverlerine not ettirdi.
Sofra eğlenceleri ve konuşmaları böyle saatlerce sürdü. Gün doğmak üzere iken arabalara binerek Florya'daki Denizevi'nden ayrıldık. Bir gün sonra, 26 Eylül Dil Bayramı'na yetişmek üzere Dolmabahçe'den ayrılarak Ankara'ya döndük. Atatürk Kasım ayı başında Meclis'teki yıllık söylevini okumak üzere Ankara'ya geldi. Kısa bir süre sonra yine Dolmabahçe'ye döndü ve kış aylarını Geometri adlı kitabını yazmakla geçirdi...'

Atatürk akademisinde memleket sorunları ve ilmî tartışmalar yaşanırken, Mustafa Kemal'in alkol almadığı elimizdeki bu konuyla ilgili 76 sohbet toplantısı metinlerinde vurgulanmıştır. Atatürk ülke sorunlarını tartışırken de kesinlikle alkol almazdı. Bazı şom ağızlıların bu kabil toplantıları 'rakı masaları' olarak nitelendirmesi tamamen uydurmadır ve o büyük adama büyük bir bühtandır. Biz olayları ve o sohbetleri yaşayanları, yani birinci elden tanıkları konuşturacağız. Konuya ileride yine döneceğiz.
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla

Etiketler
'atatürk, akademisi', olan, sofralar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Çocuğu olan ve internet Cafesi olan yani kısacasi Her evde olmasi lazım olan Porg Argion Program Inndir 14 14-05-2008 09:59
Polis akademisi sınavla öğrenci alacak Haberci Son Dakika Haberleri 0 09-05-2008 17:20
AK Parti Siyaset Akademisi start aldı Haberci Son Dakika Haberleri 0 08-03-2008 17:20
Irak'ta polis akademisi öğrencilerine saldırı @izci@ Son Dakika Haberleri 0 23-10-2006 09:03
Bu da bizim Polis Akademisi @izci@ Son Dakika Haberleri 0 10-08-2006 13:14





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849