NUTUK - Buyuk Eser - Herşeyde biraz 2de1



Mustafa Kemal ATATÜRK Atatürk’ün hayatı, ilkeleri, inkılapları, özdeyişleri, anıları, resimleri, kronolojisi, Gençliğe Hitabe, Nutuk, Anıtkabir-Mustafa Kemal ATATÜRK - Ayrıca, Atatürk’ün kişiliği, düşünceleri, Onuncu Yıl ve Bursa Nutku, sevdiği şarkılar, O’nun hakkında bazı İngilizce yazılar ve daha pek çok kaynağa ulaşabilir, elinizdekileri bizlerle paylaşabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 18-09-2008, 18:42
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Delikanlıyım Ulan!!! X)
 
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.833
Rep gücü: 18
Rep derecesi: Poustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor Sanki

NUTUK - Buyuk Eser

 
bölum bölum buraya ekleyeceğim alıntıdır.hazırlayan arkadaşa sonsuz teşekkurler.

Nutuk 1(1.ci bolum)

SAMSUN�A ÇIKTIĞIM GÜN GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ

1919 yılı Mayısının 19�uncu günü Samsun�a çıktım. Genel durum ve görünüş:Osmanlı Devleti�nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir �Ateşkes Anlaşması� imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Genel Savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa�nın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini ayakta tutabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf devletleri, Ateşkes Anlaşması hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul�da. Adana iline Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep�e İngilizler girmişler. Antalya ve Konya�da İtalyan birlikleri, Merzifon�la Samsun�da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919�da, İtilâl devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir�e çıkarılıyor.

Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesi, devletin bir an önce çökmesi için çalışıp duruyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgeler, İstanbul Rum Patrikliğinde kurulan Mavri Mira Kurulu�nun (belge:1) illerde çeteler kurmak ve yönetmekle, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraştığını doğruladı. Yunan Kızılhaçı ve Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Kurulu�nun çalışmalarını kolaylaştırmaya yardım ediyor. Mavri Mira Kurulu�nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını aşmış gençler de katılarak, her yerde geliştiriliyor.

Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği ederek çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam olarak Rum hazırlığı gibi ilerliyor.

Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz kıyılarında kurulan ve İstanbul�daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor. (belge:2)

DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ YOLLARI


Durumun korkunçluğu ve ağırlığı karşısında, her yerde, her bölgede birtakım kişilerce kurtuluş yolları düşünülmeye başlanmıştı. Bu düşünceyle girişilen çalışmalar, birtakım örgütler doğurdu. Örneğin: Edirne ve çevresinde Trakya - Paşaeli adlı bir dernek vardı. Doğuda (belge:3), Erzurum�da ve Elâzığ�da (belge:4), genel merkezi İstanbul�da olmak üzere Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Trabzon�da Muhafazai Hukuk adlı bir dernek bulunduğu gibi, İstanbul�da da Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti vardı. Bu dernek merkezinin gönderdiği delegeler, Of ve Rize çevresinde şubeler açmışlardı. (belge:5,6)

Yunanlıların İzmir�e gireceğinin açık belirtilerini Mayıs�ın on üçünden beri gören, İzmir�de birtakım genç yurtseverler, ayın 14/15�inci gecesi, bu acıklı durumu aralarında görüşmüşler; bir oldubittiye geldiği kuşku götürmeyen bu girişin, katma (ilhak) ile sonuçlanmasını önlemek düşüncesinde birleşmişler ve Redd-i İlhak ilkesini ortaya atmışlardır. Bu ilkenin yayılması için aynı gece İzmir�de Yahudi Maşatlığına toplanabilen halkça bir gösteri toplantısı yapılmışsa da ertesi gün sabahleyin Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesiyle bu toplantıdan umulduğu ölçüde sonuç alınmamıştır.


ULUSAL KURULUŞLAR SİYASAL AMAÇLARI


Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasal erekleri üzerine kısaca bilgi vermek uygun olur düşüncesindeyim.

Trakya-Paşaeli Cemiyeti�nin ileri gelenlerinden kimisiyle daha İstanbul�da iken görüşmüştüm. Osmanlı Devleti�nin çökeceğini kesinliğe yakın bir olasılıkla görüyorlardı. Osmanlı yurdunun parçalanacağı korkusu karşısında Trakya�yı, olanak bulunursa buna Batı Trakya�yı da bağla***** İslâm ve Türk topluluğunu bir bütün olarak kurtarmayı düşünüyorlardı. Bu amaca ulaşmak için o zaman akıllarına gelen tek çıkar yol, İngiltere�nin, olmazsa, Fransa�nın yardımını sağlamaktı. Bu düşünceyle kimi yabancı devlet adamları ilişki kurmak ve korumak yollarını da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti�nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin ikinci maddesi), doğu illerindeki bütün halkın dinsel ve siyasal haklarının özgürce gelişimini sağlayacak yasal yollara başvurmak; adı geçen illerdeki Müslüman halkın tarihsel ve ulusal haklarını, gerektiğinde, uygar toplumlar önünde savunmak; doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin nedenleriyle etmenleri ve bunları yapanlar ve yaptıranlarla ilgili tarafsızca soruşturma açarak suçluların ivedilikle cezalandırılmalarını istemek; Türklerle azınlıklar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine ve eskisi gibi iyi bağların pekiştirilmesine çaba göstermek; savaş durumunun ortaya çıkardığı doğu illerindeki yıkım ve yoksulluğu, hükümet katında girişimlerde bulunarak elden geldiğince düzeltme yollarını aramaktı.

İstanbul�daki yönetim merkezlerinden verilmiş olan bu yönerge gereğince, Erzurum şubesi, doğu illerinde Türklerin haklarını korumakla birlikte, Ermenilerin göçü sırasında yapılan kötü işlerle halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını ve Ermeni mallarının, buralara Ruslar girinceye dek olduğu gibi korunduğunu; buna karşılık Müslümanlara çok acımasızca davranıldığını ve dahası, buyruk dışı olarak göçten alıkonulan kimi Ermenilerin, koruyucularına yaptıkları kötülükleri, kanıtlanmış belgelerle uygarlık dünyasına sunmaya ve bildirmeye ve doğu illerine çevrilen açgözlü bakışları söndürmek için çalışmaya karar veriyor (Erzurum Şubesinin Bildirisi)

Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti�nin ilk Erzurum şubesini kuran kişiler, doğu illerinde yapılan propagandaları ve bunların amaçlarını, Türklük-Kürtlük-Ermenilik sorunlarını, bilim, teknik ve tarih açısından inceleyip araştırdıktan sonra, gelecekteki çalışmalarını şu üç noktada topluyorlar (Erzurum şubesinin basılı raporu):

1. Kesinlikle göç etmemek,

2. İvedi olarak bilim, iktisat, din örgütleri kurmak;

3. Saldırıya uğrayacak Doğu illerinin herhangi bucağını savunmada birleşmek.

Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti�nin İstanbul�daki yönetim merkezinin, bilim ve uygarlık yöntemleriyle amaca ulaşabileceği konusunda çokça iyimser olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu yolda çaba göstermekten geri durmuyor. Doğu illerindeki Müslüman halkın haklarını savunmak için Löpeyi (Le Pays) adında Fransızca bir gazete yayımlıyor. Hâdisat gazetesinin sahipliğini üzerine alıyor. Bir yandan da İtilâf Devletleri başbakanlarına ve İstanbul�daki temsilcilerine birer andırı veriyor. Avrupa�ya bir kurul yollamaya girişiyor.

Bu açıklamalardan kolaylıkla anlaşılacağını sanırım ki, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti�nin kuruluşuna yol açan önemli kaygı ve nedenler, doğu illerinin Ermenistan�a verileceği olasılığına dayanıyor. Bu olasılığın da, doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta göstermeye ve tarihsel haklar bakımından öncelikli saydırmaya çalışanların, bilimsel ve tarihsel belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmaları; bir de Müslüman halkın Ermenileri toptan öldüren yırtıcılar olduğu yağlı karasını doğruymuş gibi kabul ettirmeleri durumunda gerçekleşebileceği varsayımı üstün geliyor. Bundan dolayıdır dernek, aynı gerekçe ve araçlarla donanmış olarak tarihsel ve ulusal hakları savunmaya çalışıyor.

Karadeniz kıyılarındaki bölgelerde de, bir Rum Pontus hükümeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp yaşama haklarını koruma amacıyla, Trabzon�da da ayrıca bir takım kişiler ayrıca bir dernek kurmuşlardı.

Merkezi İstanbul�da olan Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti�nin siyasal ereği ve siyasal amacı, adından anlaşılmaktadır. Her durumda merkezden ayrılmak amacını güdüyor.

YURT İÇİNDE VE İSTANBUL�DA ULUSAL VARLIĞA DÜŞMAN KURULUŞLAR


Kurulmaya başlayan bu örgütlerden başka, yurt içinde daha birtakım kuruluşlar ve girişimler de ortaya çıkmıştır. Özellikle Diyarbakır, Bitlis, Elâzığ illerinde, İstanbul�dan yönetilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı, yabancı devletlerin koruması altında, bir Kürt hükümeti kurmaktı.

Konya ve dolaylarında, İstanbul�dan yönetilen Tealii İslâm Cemiyeti kurulmasına çalışılıyordu. Yurdun hemen her yanında İtilâf ve Hürriyet, Sulh ve Selâmet Cemiyetleri de vardı.


İNGİLİZ MUHİPLERİ CEMİYETİ

İstanbul�da çeşitli amaçlarla gizli ve açık olmak üzere de, birtakım parti ya da dernek adı altında kuruluşlar vardı.

İstanbul�da önemli sayılacak kuruluşlardan biri İngiliz Muhipler Cemiyeti idi. Bu addan, İngilizlere sevenlerin kurdukları bir dernek olduğu sanılmasın. Bence, bu derneği kuranlar, kendi varlıklarını ve kişisel çıkarlarını sevenler ve kendi varlıklarıyla çıkarlarının dokunulmazlık çaresini Loyd Corc (Lloyd George) Hükümeti aracılığıyla İngiliz desteğini sağlamakta arayanlardır. Bu mutsuzların, İngiltere Devleti�nin bütünüyle, bir Osmanlı Devleti bırakmak ve korumak isteğinde olup olamayacağını bir kez düşünüp düşünmedikleri üzerinde durmak gereken bir konudur.

Bu derneğe girenlerin başında Osmanlı Padişahı ve yeryüzü Halifesi sanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal, Âdil ve Mehmet Ali Beyler ile Sait Molla bulunuyordu. Dernekte İngiliz ulusundan kimi serüvenciler de vardı. Örneğin: Rahip Fru (Frew) gibi. Yapılan işlerden ve işlemlerden anlaşıldığına göre, derneğin başkanı Rahip Fru idi.

Bu derneğin iki görünüşü ve niteliği vardı. Biri dış görünüşü ve uygarca girişimlerle İngiliz desteğini istemeye ve sağlamaya yönelen niteliği idi. Ötekisi, gizli yönü idi. Asıl çalışma bu yöndeydi. Yurt içinde örgütler kurarak ayaklanma ve başkaldırmalara yol açmak, ulusal bilinci işlemez kılmak, yabancı devletlerin işe karışmalarını kolaylaştırmak gibi hayınca girişimler, derneğin bu gizli kolunca yönetilmekteydi. Sait Molla�nın, derneğin açık girişimlerinde olduğu gibi ondan daha çok gizli işlerinde de rol oynadığı görülecektir. Bu dernek için söylediklerim, sırası geldikçe yapacağım açıklamalar ve gerektiğinde göstereceğim belgelerle daha iyi anlaşılacaktır.


AMERİKA�NIN GÜDÜMÜNÜ İSTEYENLER

İstanbul�daki kadın erkek birtakım ileri gelen kişiler de, gerçek kurtuluşu Amerika�nın güdümünü istemek ve sağlamakta görüyorlardı. Bu kanıda olanlar, düşüncelerinde çok direndiler; tutulacak en uygun yolun, kendi görüşlerinin uygulanması olduğunu tanıtmaya çok çalıştılar. Bu konuda da, sırası gelince kimi açıklamalar yapacağım.


ORDUMUZUN DURUMU

Genel durumu saptamak için ordu birliklerinin nerelerde ve ne durumda olduklarını açıklamak isterim. Anadolu�da başlıca iki ordu müfettişliği kurulmuştu. Ateşkes Anlaşması yapılır yapılmaz birliklerin savaşçı erleri salıverilmiş, silâh ve cephanesi elinden alınmış; bu birlikler, savaş gücünden yoksun bir takım kadrolar durumuna getirilmişti.

Merkezi Konya�da bulunan İkinci Ordu Müfettişliğine bağlı birliklerin durumu şöyle idi:

Bir tümeni (41. Tümen) Konya�da ve bir tümeni (23. Tümen) Afyonkarahisar�da bulunan 12. Kolordu, karargâhıyla Konya�da bulunuyordu. İzmir�de düşman eline düşen 17. Kolordunun, Denizli�de bulunan 57. Tümeni de bu kolorduya bağlanmıştı.

Bir tümeni (24. Tümen) Ankara�da ve bir tümeni (11. Tümen) Niğde�de bulunan 20. Kolordu, karargâhıyla Ankara�da idi.

İzmit�te bulunan 1. Tümen, İstanbul�daki 25. Kolordu�ya bağlanmıştı. İstanbul�da da 10. Kafkas Tümeni vardı.

Balıkesir ve Bursa yöresinde bulunan 61. ve 56. Tümenler, karargâhı Bandırma�da bulunan İstanbul�a bağlı 14. Kolordu�yu oluşturuyordu. Bu kolordunun komutanı, Meclis�in açılışına dek, rahmetli Yusuf İzzet Paşa idi.

Üçüncü Ordu Müfettişliği, ki müfettişi bendim, karargâhımla Samsun�a çıkmış bulunuyordum. Doğrudan doğruya buyruğum altında iki kolordu bulunacaktı. Biri, merkezi Sivas�ta bulunan 3. Kolordu. Komutanı, yanımda getirdiğim Albay Refet Bey. Bu kolorduya bağlı bir tümenin (5. Kafkas Tümeni) merkezi Amasya�da, öteki tümenin (15. Tümen) merkezi Samsun�da idi. Öbürü, merkezi Erzurum�da bulunan Komutanı Kâzım Karabekir Paşa idi. Tümenlerinden birinin (9. Tümen) merkezi Erzurum�da, komutanı Rüştü Bey; ötekisinin (3. Tümen) merkezi Trabzon�da idi, Komutanı Yarbay Halit Bey idi. Halit Bey İstanbul�a çağrılmış olduğundan komutanlıktan çekilerek Bayburt�ta saklanmış; tümen, vekillikle yönetiliyor; kolordunun öbür iki tümeninden 12. Tümen, Hasankale doğusunda sınırda,11. Tümen Bayezıt�ta bulunuyordu.

Diyarbakır yöresinde bulunan iki tümenli 13. Kolordu bağımsızdı, İstanbul�a bağlıydı. Bir tümeni (2. Tümen) Siirt�te, öteki tümeni (5. Tümen) Mardin�de idi.


MÜFETTİŞLİK GÖREVİMİN GENİŞ YETKİLERİ

Benim yetkim, bu iki kolorduyu doğrudan doğruya buyruğum ve komutam altında bulundurmaktan daha genişti. Müfettişlik bölgeme yakın birliklere de bildirim yapabilecektim. Yine bölgemde bulunan ve bölgeme yakın olan valiliklerde de bildirimde bulunabilecektim.

Bu yetkiye göre, Ankara�da bulunan 20. Kolordu ve bunun bağlı olduğu müfettişlik ile ve Diyarbakır�daki kolordu ile ve hemen bütün Anadolu�da sivil örgütlerin başında bulunan yöneticilerle yazışabilecek ve ilişkiler kurabilecektim.

Bu geniş yetkiyi, beni İstanbul�dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu�ya gönderenlerin bana nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Hemen söylemeliyim ki, bana bu yetkiyi onlar bilerek ve anla***** vermediler. Her ne pahasına olursa olsun benim İstanbul�dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe, �Samsun ve yöresindeki düzen bozukluğunu yerinde görüp önlem almak üzere Samsun�a değin gitmek� idi. Ben, bu işin başarılmasının, üstün yetkili bir görev verilmesine bağlı olduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O günlerde Genelkurmayda bulunan ve benim amacımı bir ölçüde sezinleyen kişilerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular ve yetkiyle ilgili yönergeyi de ben kendim yazdırdım. Dahası Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa bu yönergeyi okuduktan sonra imzalamakta duraksamış, mühürünü, anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde basmıştır.


GENEL DURUMUN DAR BİR ÇERÇEVEDEN BAKIŞ

Bu açıklamalardan sonra genel durumu, daha dar bir çerçeve içine alarak, çabucak ve kolayca, hep birlikte gözden geçirelim:

Düşman devletler Osmanlı devletine ve ülkesine maddesel ve ruhsal bakımdan saldırmışlar; yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan kişi, kendi yaşam ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükûmeti de öyle. Farkında olmadan başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Felâketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre kurtuluş çaresi saydıkları önlemlere başvuruyorlar... Ordu, adı var, kendi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar, Genel Savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felâket uçurumunun kıyısında kafaları, çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta...

Burada pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, Padişah ve Halifenin hayınlığından haberli olmadığı gibi, o kata ve o katta bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken bu atadan gelen alışkanlık dolayısıyla kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden yoksun... Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz, vatansız, hayın, istenmez olur.

Bir başka önemli bir noktayı da dile getirmek gerekir. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti�nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.

Bu anlayışta olan yalnız halk değildi; özellikle, seçkin denilen insanlar böyle düşünüyordu.

Öyleyse, kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilâf Devletleri�ne karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti; sonra da, Padişah ve Halifeye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.


DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ YOLLARI

Şimdi baylar, izin verirseniz size bir soru sorayım: Bu durum ve koşullar karşısında kurtuluş için, nasıl bir karar akla gelebilirdi?

Açıkladığım bilgilere ve yaptığım gözlem sonuçlarına göre üç türlü karar ortaya atılmıştı:

Birincisi, İngiltere�nin koruyuculuğunu istemek;

İkincisi, Amerika�nın güdümünü istemek.

Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devletinin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin çeşitli devletler arasında paylaşılmasından ise, bu ülkeyi bütün olarak bir devletin kanadı altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.

Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarıyla ilgilidir. Örneğin: Birtakım bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devletinden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmamak yollarına başvuruyor. Birtakım bölgeler de, Osmanlı Devletinin ortadan kaldırılacağına, Osmanlı ülkesinin paylaşılacağına oldubitti gözüyle bakarak başlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

Bu üç türlü kararın gerekçesi, yapmış olduğum açıklamalar arasında vardır.


BENİM KARARIM

Baylar, ben bu kararların hiçbirini yerinde bulmadım. Çünkü bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk�ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktan başka bir şey değildi. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım boş sözlerdi.

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?

Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?

Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.

İşte, daha İstanbul�dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun�da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.


YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM!


Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi:

Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönenmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.

Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlük ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten de aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir buyurman getirmeleri hiç düşünülemez.

Oysa, Türk�ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktan yok olsun, daha iyidir.

Öyleyse, ya bağımsızlık ya ölüm!

İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını düşünelim. Ne olacaktı? Tutsaklık.

Peki efendim, öteki karalara uymakla da sonuç bu olmayacak mıydı?

Şu ayrımla ki, bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık onur ve şerefinin gereği olan her özveriye başvurduğunu düşünerek avunur ve kuşkusuz, tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk, onursuz bir ulusa karşılaştırılınca, dost ve düşman gözündeki yeri çok başka olur.

Sonra, Osmanlı soyunu ve egemenliğini sürdürmeğe çalışmak, kuşkusuz Türk ulusuna karşı en büyük kötülüğü yapmaktı. Çünkü ulus, her türlü özveriye başvurarak bağımsızlığını sağlasa da, padişahlık sürüp giderse, bu bağımsızlık güvenli sayılamazdı. Artık yurtla, ulusla hiçbir gönül ve düşünce bağı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve ulus bağımsızlığının ve onurunun koruyucusu durumunda bulundurulması nasıl uygun görülebilirdi?

Halifeliğe gelince, bunun bilim ve tekniğin ışığa boğduğu gerçek uygarlık dünyasında gülünç sayılmaktan öte bir yanı kalmış mıydı?

Görülüyor ki, verdiğimiz kararın uygulanmasını sağlamak için ulusun daha alışmadığı sorunlara el atmak gerekiyordu. Kamunun diline düşmesinde büyük sakıncalar bulunacağı düşünülen noktaların söz konusu edilmesinde kesin zorluk vardı.

Osmanlı Hükümeti�ne, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak, bütün ulusu ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.


UYGULAMAYI EVRELERE AYIRMAK VE ADIM ADIM İLERLEYEREK AMACA VARMAK

Türk ata yurduna ve Türkün bağımsızlığına saldıranlar kimler olursa olsun, onlara bütün ulusça silâhlı olarak karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu. Bu önemli kararın bütün gereklerini ve isteklerini ilk gününde açıklamak ve söylemek, kuşkusuz yerinde olamazdı. Uygulamayı birtakım evrelere ayırmak ve olaylardan ve olgulardan yararlanarak ulusun duygu ve düşünceleri üzerinde işlemek ve adım adım ilerleyerek amaca ulaşmaya çalışmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Ancak dokuz yılda yaptıklarımız bir mantık zinciriyle düşünülürse, ilk günden bugüne dek izlediğimiz genel gidişin, ilk kararın çizdiği çizgiden ve yöneldiği amaçtan hiç ayrılmamış olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Burada, kafalarda yer tutabilecek kimi duraksama düğümlerinin çözülmesini kolaylaştırmak için bir gerçeği hep birlikte gözden geçirmeliyiz.

Beliren ulusal savaşın tek amacı yurdu dış saldırıdan kurtarmak olduğu halde bu savaşın, başarıya ulaştıkça, ulusal egemenliğin bütün ilkelerini ve kurumlarını evre evre bugünkü döneme değin gerçekleştirmesi olağan ve kaçınılmaz bir tarih akışı idi. Bu kaçınılmaz tarih akışını, ilk anda bende gördüm ve sezinledim. Ama, baştan sona bütün evreleri kapsayan sezgilerimizi ilk anda bütünüyle açığa vurmadık ve söylemedik. İleride olabilecekler üzerine çok konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddesel savaşa boş kuruntular niteliği verebilirdi; dış tehlikenin yakın etkileri karşısında üzüntü duyanlar arasında göreneklerine, düşünme yeteneklerine, ruhsal durumlarına uymayan olasılık içindeki değişikliklerden ürkeceklerin ilk anda direnmelerine yol açabilirdi. Başarı için kestirme ve güvenli yol, her evreyi zamanı geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu bu idi. Ben de böyle yaptım. Ancak, tuttuğum bu kestirme ve güvenli başarı yolu; yakın çalışma arkadaşım olarak tanınmış kişilerden kimileriyle aramızda, zaman zaman ilkelerde, davranışlarda, yapılan işlerde özle ve ayrıntıyla ilgili birtakım anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ve dahası ayrılıklar çıkmasının nedeni ve açıklaması olmuştur. Ulusal savaşa birlikte başlayan yolculardan kimileri, ulusal yaşamın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet yasalarına değin uzayan gelişmelerinde, kendi düşünce ve ruh yapılarının kavrama sınırı bittikçe bana direnmeye ve ruh yapılarının kavrama sınırı bittikçe, bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır. Bu noktaları, aydınlanmanız için, kamuoyunun aydınlanmasına yararlı olmak için, sırası geldikçe birer birer göstermeye çalışacağım.


ULUSAL SIR


Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse diyebilirim ki ben, ulusun vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda taşı*****, yavaş yavaş bütün bir toplumumuza uygulatmak zorundayım.
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Poustigo isimli kullanıcıya, bu konu için teşekkür edenler:
NightBlue (18-09-2008)
  #2 (permalink) Alt 18-09-2008, 18:43
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Delikanlıyım Ulan!!! X)
 
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.833
Rep gücü: 18
Rep derecesi: Poustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor Sanki

 
Nutuk 1 (2.ci bolum)

ORDU İLE İLİŞKİ

Şimdi baylar, ilk iş olmak üzere bütün orduyla ilişki kurmak gerekli idi.

Erzurum�da On Beşinci Kolordu Komutanına 21 Mayıs 1919�da yazdığım bir kapalı telde: "Genel durumumuzun almakta olduğu korkunç durumdan pek üzgün olduğumu; ulusa ve yurda borçlu olduğumuz en son vicdan ödevini yakından, işbirliğiyle en iyi yapabileceğimiz kanısıyla bu son görevi kabul ettiğimi; bir an önce Erzurum�a gitmek isteğinde bulunduğumu ama Samsun ve yöresinin durumunun, güvensizlik yüzünden kötü bir sonuca varmaya neden olabileceğinden, buralarda ister istemez birkaç gün daha kalmak gerekeceğini� bildirdikten sonra, �beni şimdiden aydınlatmaya yarayacak konular varsa bildirilmesini� rica ettim.

Gerçekten, Samsun ve yöresinde Rum çetelerinin Müslüman halka saldırması ve daha işin başında araçsız bırakılmış olan bölge yöneticilerinin yabancı devletlerin işe karışmaları yüzünden hiçbir önlem alamaması, durumu güçleştirmişti.

Tanıdığımız ve kendisinden büyük çaba umduğumuz bir kişinin Samsun�a mutasarrıf olarak atanmasını sağlamak girişmekle birlikte, Üçüncü Kolordu Komutanını geçici olarak Canik mutasarrıflığına atadım. Elden gelen bölgesel önlemlerin alınmasına ve özellikle halkın gerçek durum üzerinde aydınlatılmasına ve orada bulunan yabancı birlik ve subaylardan çekinmeye ve yer olmadığının anlatılmasına önem verildi ve hemen o bölgede ulusal örgütler kurmaya girişildi.

23 Mayıs 1919�da Ankara�da bulunan Yirminci Kolordu Komutanına: �Samsun�a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı ilişki kurmak istediğimi ve İzmir bölgesinden daha kolaylıkla alabileceği bilgileri öğrenmek istediğimi� bildirdim.

Bu kolordunun durumu ile daha İstanbul�da iken ilgilenmiştim. Güneyden Ankara bölgesine trenle taşınması söz konusu idi. Bu yer değiştirmenin engellendiğini anlamış olduğumdan, İstanbul�dan ayrıldığım günlerde Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa�dan, kolordunun trenle taşınması gecikirse, karadan yürüyerek Ankara�ya gönderilmesini rica etmiştim. Bundan dolayı, söz konusu kapalı telyazımda: �Yirminci Kolordunun bütün birliklerinin Ankara�ya gelmeyi başarıp başaramayacaklarını� sordum. �Canik sancağı� üzerine bilgi verdikten sonra bir iki güne değin Samsun�dan karargahımla, bir süre için Havza�ya gideceğim ve her durumda Samsun�dan ayrılmadan önce beni aydınlatacak bilgileri beklediğimi� yazdım.

Yirminci Kolordu Komutanından, üç gün sonra 26 Mayıs 1919�da aldığım yanıtta: �İzmir�den düzenli bilgi alamadıklarını, düşmanın Manisa�ya girişini de telgrafçıların haber verdiğini, kolordunun Ereğli�de bulunan birliklerinin hepsini trenle taşınamadığından, karadan yürüyüşe başladıklarını, ancak, yolun uzunluğu dolayısıyla Ankara�ya ne zaman ulaşacaklarının belli olmadığını� bildiriyordu.

Kolordu Komutanı yine bu telyazısında: �Afyonkarahisar�da bulunan 23. Tümenin, er sayısının pek az olduğundan ve orada ellerine geçen erleri bu tümene göndermekte olduklarından söz açtıktan sonra, Kastamonu ve Kayseri bölgelerindeki güvenliği bozan birtakım olaylar üzerine haberler gelmeye başladığını� bildiriyor ve zaman zaman bilgi vereceğini yazıyordu. (belge: 11)

27 Mayıs 1919 gününde Havza�dan, hem Yirminci Kolordu Komutanından ve hem de bu kolordunun bağlı olduğu Konya�daki ordu müfettişliğinden: �Afyonkarahisar�daki tümenin güçlendirilmesi için hangi kaynaklardan yararlanıldığını ve gücünün artırılıp artırılamayacağını ve bugünkü durumumuza göre, bu tümene nasıl bir görev verilmesinin düşünüldüğünü� sordum. (belge: 12,13)

Kolordu Komutanı, 28 Mayıs 1919�da sorduğum işler üzerine bilgi veriyor ve: �Düşman burulara girmeye kalkışırsa 23. Tümen, bulunduğu yeri bırakmayacak ve saldırıya uğrarsa, yerli halktan alacağı yardımla, kesimini savunacaktır� diyordu. (belge: 14)

Ordu Müfettişi de, 30 Mayıs 1919�da verdiği yanıtta: 23. Tümen, Karahisar�ın güvenliğini korumakla birlikte, düşmanın her türlü ilerleyişine, her türlü araçla karşı koyacaktır� diyordu. Bu araçların hazırlanmakta olduğunu ve Konya�da orduyu destekleyebilecek bir kuvvet hazırlamaya çalışıldığını; ancak, bu daha ad ve san konmadığını bildiriyordu.

Ben, müfettişliğe yazdığım telde: �Konya�da bir vatan ordusu kurulmakta olduğu üzerine bir takım haberler yayılmıştır; bunun içyüzü ve örgütü nedir?� demiştim. Böyle bir soruyu sormaktaki düşüncem, biraz da onları özendirmek ve uyarmak idi. Müfettişliğin verdiği son bilgi, bunun üzerinedir. (belge:15)

Kolordu Komutanı bu soruma: �Konya�da vatan ordusunun kuruluşundan haberim yok� yanıt vermişti.

Yirminci Kolordu ve Konya�daki Ordu Müfettişliği ile ilişki kurmam üzerine aldığım haberlerden tetikte bulunmayı ve uyanıklığı gerektiren noktaları 1 Haziran 1919�da Erzurum�da On Beşinci Kolordu ve Samsun�da Üçüncü Kolordu ve Diyarbakır�da On Üçüncü Kolordu Komutanlarına bildirdim. (belge:16)

Trakya�da bulunan kuvvetleri ve komutanlarını bilmiyordum. O bölge ile de ilişki kurmak gerekti. Bu düşünceyle, İstanbul�da, Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa�dan 16 Haziran 1919�da özel şifre ile (Cevat Paşa ile ayrıldığım gün gizli bir şifre kararlaştırmıştık) Edirne�de Kolordu Komutanının kim olduğunu ve Cafer Tayyar Bey�in nerede bulunduğunu sordum. Cevat Paşa 17 Haziranda yanıt verdi. �Cafer Tayyar Bey�in Birinci Kolordu Komutanı olarak Edirne�de bulunduğunu� öğrendim. (belge: 18)

Amasya�dan 18 Haziran 1919 günü, Edirne�de Birinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey �e kapalı telle yönergede başlıca şunları bildirdim: �Ulusal bağımsızlığımızı boğan ve yurdun bölünmesi tehlikelerini hazırlayan İtilâf devletlerinin yaptıklarını ve İstanbul hükümetinin tutsak ve güçsüz durumunu biliyorsunuz.

Ulusun yazgısını böyle bir hükümetin eline bırakmak, dağılmaya boyun eğmektir.

Trakya ve Anadolu�daki ulusal örgütleri birleştirmeye ve ulusun sesini bütün gürlüğüyle dünyaya duyuracak güvenilir bir yer olan Sivas�ta birleşik ve güçlü bir kurul toplamaya karar vermiştir.

Trakya-Paşaeli Cemiyeti, yetkili olmamak üzere İstanbul�da bir kurul bulundurabilir.

Ben İstanbul�da iken, Trakya Cemiyeti üyelerinden kimileriyle görüşmüştüm. Şimdi zamanı geldi. Gerekenlerle gizlice görüşerek hemen örgütler kurunuz ve benim yanıma da delege olarak değerli bir iki kişi gönderiniz. Onlar gelinceye değin, Edirne ili haklarının savunucusu olmak üzere, beni vekil ettiklerini belirten, imzalı bir belgeyi kendi imzanızla ve kapalı telle bildiriniz.

Bağımsızlığa ulaşıncaya değin, bütün ulusla birlikte, özveriyle çalışacağıma kutsal inançlarım adına ant içtim. Artık benim için Anadolu�dan ayrılmak söz konusu olamaz.

Trakya�nın direnme gücünü artırmak amacıyla bu yönergeye şu bilgileri de ekledim: �Anadolu halkı baştan aşağı bölünmez bir bütün durumuna getirildi. Kararlar, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu�daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar genişledi. İngiliz koruyuculuğu altında bağımsız bir Kürdistan kurulması ile ilgili propaganda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler, Türklerle birleşti.� (belge:19)


YUNAN ORDUSUNUN MANİSA VE AYDIN ÇEVRESİNE GİRİŞİ

Bu tarihe değin Yunan ordusunun Manisa ve Aydın çevrelerine de girdiğini öğrendim. Ama İzmir�de ve Aydın�da bulunduklarını bildiğim kuvvetlerin ne durumda olduklarını gösterir açık bir bilgiyi daha hiçbir yerden elde edemiyordum. Doğrudan doğruya bu kuvvetlerin komutanlarına da birtakım buyruklar yazmıştım. Bunun üzerine, 29 Haziran�da, 56. Tümen Komutanı Bekir Sami Bey�in, iki gün önceki tarihi taşıyan, bir kapalı telini aldım.

56. Tümen�e İzmir�de Hurrem Bey adında bir kişi komuta ediyormuş. Bu komutan ve İzmir�deki iki alayın kılıç artıkları, subaylarıyla birlikte, hemen hepsi tutsak olmuşlar. Yunanlılar bunları gemilerle Mudanya�ya götürmüşler. Bekir Sami Bey bu kılıç artıklarının komutasını üzerine almak için gönderilmiş.

Bekir Sami Bey 27 Haziran 1919 günü telinde, 22 Haziran 1919 günlü iki buyruğumu ancak 27 Haziran�da Bursa�ya vardığında alabildiğini söylüyor ve verdiği bilgiler ve yaptığı açıklamalarda: �Ulusal amaçları gerçekleştirecek yeter araçları bulamadığımdan, tümenimi düzene sokmayı başarırsam daha iyi hizmetler yapılabileceği kanısında olduğumdan, 21 Haziran sabahı Kula�dan Bursa�ya doğru yola çıkmak zorunda kaldım. Bununla birlikte ve birçok engeller bulunmasına karşın, ulusal eylemlerin yurdun kurtarılması için çok gerekli olduğu düşüncesini her yana yaymayı başardım� diyor. Düşündüklerimin ve yaptıklarımın doğruluğuna sağlam inancı olduğunu bildiriyor ve bu konuda hemen işe giriştiğini; Çine�de bulunan 57. Tümene de buyruk vermekliğimi ve kendisine de buyruk vermeyi sürdürmemi istiyordu. (belge: 20)


ULUSAL ÖRGÜTLER KURULMASI VE ULUSUN UYARILMASI

Bir hafta kadar Samsun�da ve 25 Mayıstan 12 Hazirana dek Havza�da kaldıktan sonra Amasya�ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta ulusal örgütler kurulması gerekliğini bir genelge ile bütün komutanlara ve sivil örgütlerin baş neticelerine bildirdim.

Dikkate değer ki, İzmir�e ve daha sonra Manisa�ya ve Aydın�a düşman girişi ve yapılan her türlü saldırı ve zulümler üzerine ulus daha aydınlanmamış ve ulusal varlığına vurulan bu korkunç yumruğa karşı açıkça hiçbir üzüntü ve sızıltı göstermemişti. Ulusun, bu haksız darbe karşısında sessiz ve durgun kalması, kuşkusuz ulus için iyiye yorumlanamazdı. Bundan dolayı, ulusu uyarıp eyleme geçirmek gerekli idi. Bu amaçta 28 Mayıs 1919 günü, valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, Erzurum�da On Beşinci Kolordu, Ankara�da Yirminci Kolordu ve Diyarbakır�da On Üçüncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya�da Ordu Müfettişliği�ne genelge ile şu yolda bildirme bulundum:

Ízmir�e ve daha sonra ne yazık ki Manisa�ya ve Aydın�a düşmanın girişi, gelecek tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, ulusal tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesi ve sürdürülmesi gerekir. Ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşmanın yurda girişi ve yurt parçalarını koparıp alması gibi olaylar, bütün ulusa kan ağlatmaktadır. Üzüntüler dindirilemiyor. Ulusun katlanamayacağı ve dayanamayacağı bu olayların hemen önlenmesi, bütün uygar uluslarla, büyük devletlerin adaletinden ve etkisinden sabırsızlıkla beklendiği yolunda, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, pazartesi başlayıp çarşamba gününe dek gerekli işlemlerin arkası alınarak, yapılacak büyük ve coşkun toplantılarla ulusal gösterilerde bulunulması ve bunun köylere varıncaya dek her yerde yapılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıâliye etkili telgraflar çekilmesi ve yabancıların bulunduğu yerlerde bunlara da etki yapmakla birlikte ulusal gösterilerde düzenin son derece korunması ve Hıristiyan halka karşı saldırıya ve düşmanlık gösterisine benzer davranışlardan sakınılması çok gereklidir. Sizler bu konularda duyarlı ve etkili bulunduğunuzdan, işin iyi yönetileceğine ve başarılacağına tam güvenim vardır. Sonucun bildirilmesini rica eylerim.


ULUSAL GÖSTERİ TOPLANTILARI

Verdiğim bu yönerge üzerine her yerde gösteriler yapılmaya başlandı.

Yalnız sayılı yerlerde birtakım kuruntular yüzünden, duraksamalar olduğu anlaşılmıştır. Örneğin: On Beşinci Kolordu Komutanının Trabzon ile ilgili olarak gönderdiği 9 Haziran 1919 günlü kapalı telden �Gösteri toplantısı sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri hiç yoktan kötü bir olay çıkabileceği düşünülerek, gösteri yapılmasına verilmiş iken bu kararın uygulanmadığı.... gösteriyi düzenleyen kurulun toplantısında İstrati ve Polidis�in de bulunduğu� anlaşılıyordu.

Trabzon, Karadeniz kıyısında önemli bir merkez olduğundan, orada ulusal girişimler ve çalışmalarda kararsızca davranış ve Yunanlılara karşı yapılacak ulusal gösterilerle ilgili görüşmelerde İstrati ve Polidis Efendileri de bulundurmak gibi, girişimin ciddi olmadığını gösterecek gevşeklikler, kuşkusuz İstanbul ve düşmanlar için pek değerli sayılacak belirtilerdir.

Verdiğim yönergedeki temel düşünceyi kötüye kullanacak denli ustalık gösterenler de oldu. Örneğin: Sinop�a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan gösterileri kendisi yönetiyor ve gösteri kararlarını kendisi yazıp halka imza ettirdiğini söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor. Bu adamın zavallı halka gürültü patırtı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu: �Türkler ilerleyip gelişemediyse bu, şimdiye değin iyi bir yönetime kavuşamamasından ileri gelmiştir. Türk ulusu, ancak kendi padişahının buyruğu ve egemenliği altında olmak koşuluyla, Avrupa�nın gözetim ve denetiminde kurulacak bir yönetim örgütü ile yaşayabilir.�

Baylar, Sinop halkı adına İtilâf Devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 günlü bu andırının altındaki imzalara göz gezdirirken müftü vekili efendinin imzasının yanında gördüğüm imza, bilginize sunduğum satırları yazan ve yazdıran ruhu bulup çıkarmama yaradı. O imza, Hürriyet ve İtilâf Fırkası ikinci başkanı olan kişinin imzası idi.



ULUSAL GÖSTERİLERİN YANKILARI

Her yerde gösteriler yapılması için bildirimler yaptığım günden üç gün sonra, yani Harbiye Nazırının 31mayıs 1919 günlü şu telini aldım:

İngiltere Olağanüstü Komiserliğinden Babıâliye bildirilip Harbiye Nazırlığına gönderilen nota örneği aşağıya çıkarılmıştır:

Bugüne değin gelen raporlardan, Üçüncü Kolordu bölgesinde her zaman görülebilecek haydutluk olaylarından başka bir şey olmadığı bilinmekle birlikte, son noktada ileri sürülen olaylar üzerine özel soruşturma yapılarak sonucunun ivedilikle bildirilmesini rica ederim.

31/5/1919 Harbiye Nazırı Şevket

Örnek

1- Sivas�ın bugünkü durumu ve adı geçen kentte ya da bu kentin yakınında toplanmakta bulunan Ermeni sığınaklarının esenliği üzerine en son olarak oldukça kaygı verici haberler aldığımı yüksek katılımı bildirmekle öğünç duyarım.

2- Bundan dolayı askerî komutanın görev bölgesi içinde bulunan Ermenilerin iyi korunması ve gözetilmesi için elden gelen bütün önlemlerin alınmasını kesin olarak belirten ve herhangi bir öldürme ya da kötü davranış olursa kendisinin doğrudan doğruya sorumlu tutulacağını bildiren bir telin Yüksek Harbiye Nazırlığınca adı geçen komutana ivedilikle çekilmesi yolunda buyruk verilmesini katınızda rica ederim.

3- Bu yönergeye benzer yönergelerin ilgili sivil yöneticilere de ayrıca gönderilmesini rica ederim.

4- Yurt içindeki düzensizlik üzerine yüksek katınızın haklı olarak ne denli kaygılı bulunduğunu bildiğim için yüksek katınızca ayrıca işbu (...........) uyulacağı kanısındayım.

5- Söz konusu olan yönergenin gönderilme tarihi üzerine verilecek bilginin beni pek çok sevindireceğini bildiririm.

Sivas vali vekilliğinden aldığım 2 Haziran 1919 günlü bir telyazıda da: �Bugün Dömanj (Demange) imzasıyla alınan telde �İzmir�e Yunanlıların girişi üzerine Aziziye�de Hıristiyanların ölümle korkutulduğu öğrenilmiştir. Bu ise uygun değildir. Size haber veriyorum ki bu durumlar, müttefik askerlerinin ilinize girmesine neden olur, anlamında bildirim yapılmaktadır...� denilmekte idi.

Gerçekte, ne Sivas�ta kaygı verici bir durum vardı, ne de Hıristiyanlar ölümle korkutulmuştu. Bunu, ulusça yapılmaya başlanılan gösteri toplantılarından kaygılanan ve bu amaçlarının gerçekleşmesine engel sayan Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini çekmek için, bile bile yaydıkları uydurma haberler olarak saymak gerekir. (belge: 22,23,24) Harbiye Nazırlığının nota örneğini içine alan teline verdiğim yanıtı olduğu gibi bilginize sunacağım.

İstihbarat

Çok ivedidir. 3 Haziran 1919

Sayı 58

Harbiye Nazırlığı Yüksek Katına

Y: 2 Haziran 1919 şifre

Sıvas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve daha sonradan sığınanları korkutacak hiçbir olay geçmemiştir. Ne Sıvas�ta, ne de çevresinde kaygı verecek hiçbir durum yoktur. Herkes sessizce kendi iş ve güçleriyle uğraşmaktadır. Bunu kesin olarak bilginize sunar ve inanmanızı dilerim. Şu duruma göre, İngiliz notasındaki haberlerin nereden çıktığını benim bilmem gerekir. Düşmanım İzmir ve Manisa�ya girişiyle ilgili acı haber üzerine Müslüman halkın yaptığı ve Hıristiyan azınlıklara karşı hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan kimi kişilerin olmaları düşünülebilir. İtilâf devletleri, ulusumuzun haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, ulus da yurt dokunulmazlığının kesinliğine güvendiklerinin baş göstermesine karşı ne ulusun coşkusunu ve iç acısını, ne de bundan doğan ulusal gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede hiçbir güç göremeyeceğim gibi bu yüzden ortaya çıkacak olguların ve olayların karşısında da sorumluluk yüklenebilecek ne bir komutan, ne sivil yönetici, ne de hükümet düşünürüm.

Mustafa Kemal



Bu nota örneğiyle verdiğim yanıtın örneği bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara genelge ile bildirildi.

O günlerde İngiliz Muhipler Cemiyetiyle birlik olarak bütün ulusça İngiltere�den yardım istenmesinin bu dernek adına, Sait Molla imzasıyla bütün belediye başkanlıklarına bir telle bildirildiğini ve bu teli etkisiz bırakmak için, ulusu gereği gibi aydınlatmakla yetinmeyerek hükümet katına başvurmaktan geri kalmadığımı da öğrenmiş bulunuyorsunuz. (belge:25) Bundan başka, 27 Mayıs 1919 günü �Türkiye-Havas- Reuter� adındaki ajansın, toplanan Saltanat Şûrası ile ilgili olarak verdiği haberler arasında: �Bütün üyelerin düşüncesi, Türkiye�nin büyük devletlerden birinin yardımını sağlamak üzerinde toplanmıştır.� haberini yayması üzerine, Sadrazama: �Ulusun, bağımsızlığını korumaya kararlı olduğunu ve bütün kötü sonuçlara karşı her türlü özveriyi göze aldığını ve ulusal vicdanı yansıtmayan haberlerin kaygı verici tepkiler doğurduğunu� yazdıktan başka, bütün ulusa da bu durumu nasıl bildirdiğimi başka bir açıklama sırasında söylemiştim.

Sadrazam Ferit Paşa�nın Paris�e, bilinen çağrılışı üzerine, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi�nin ilk toplantı günlerinde birtakım demeçler vermiştim. Bu konuda düşünce ve davranışımın ne olduğunu açıklamak amacıyla şu belgeyi olduğu gibi bilginize sunacağım:



Şifre

İvedidir. Havza, 3.6.1919

Kişiye özel.

Samsun�da Üçüncü Kolordu Komutanı Refet Beyefendiye

Erzurum�da On Beşinci Kolordu Komutanı Kâzım Paşa Hazretlerine

Canik Mutasarrıfı Hamit Beyefendiye

Erzurum Valisi Münir Beyefendiye

Sıvas Vali Vekili Hâkim Hasbi Efendi Hazretlerine

Kastamonu Valisi İbrahim Beyefendiye

Ankara�da Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretlerine

Konya�da Yıldırım Birlikleri Müfettişi Cemal Paşa Hazretlerine

Diyarbakır�da On Üçüncü Kolordu komutanı Vekili Cevdet Beyefendiye

Van Valisi Haydar Beyefendiye

Fransa siyasal temsilci Bay Döfrans�ın (Defrance) sadrazamlık yüksek katına gelerek Osmanlı Devletinin haklarını konferansta savunmak için Paris�e gidebileceklerini bildirdiği, Dahiliye Nazırlığının resmi bildirimlerinden ve ajans yayınlarından anlaşılmıştır. Ulusumuzun İzmir olayı üzerine gösterdiği ulusal dayanışma ve böylece bağımsızlığı koruma konusunda beliren kesin direnişinin sonucu olan bu şerefli durum övülmeye değer. Ama, bununla birlikte Yunanlılar İzmir iline girmekten alıkonulmuş değildir. Her halde ulus, haklarını bilir ve onu çiğnetmemek için parçalanmaz bir bütün olarak ölesiye savaşa hazır olduğunu İtilaf devletlerine karşı göstermeyi ve tanıtlamayı sürdürdükçe adı geçen devletlerin ulusumuzu sayar ve haklarını tanır olacaklarına kuşku yoktur.

Sadrazam Paşa Hazretlerinin konferansta Osmanlı Devletinin haklarını savunmak için büyük çaba gösterdikleri doğaldır. Ancak, ulusça kesin olarak savunulması istenilen ve gerekli görülen haklar özellikle iki noktada önem kazanır. Birincisi, kesin olarak devlet ve ulusun tam bağımsızlığı, ikincisi de yurtta çoğunluğun azınlıklara feda edilmemesidir.

Bu konuda, Paris�e gitmeye hazırlanan kurulun görüşü ile ulusal vicdanın kesin isteği arasında tam bir uygunluk gerekir. Böyle olmazsa ulus, çok güç durumda ve düzeltilemez oldubittiler karşısında kalabilir. Bu kaygıyı doğuran nedenler şunlardır: Sadrazam Paşa Hazretleri, duyduğumuz demecinde Ermeni özerkliği ilkesini kabul etmiş olduğunu bildirdi. Bunun sınırını bildirmedi. Bundan, doğu illeri halkı doğal olarak üzüntü duydu ve durumun açıklanmasını istemek zorunda kaldı. Toplanmış olan Saltanat Şurası�nda da, hemen bütün kurulun, ulusal bağımsızlığın korunmasını ve ulus alın yazısının bir ulusal kurultay eline bırakılmasını istemelerine karşın, yalnız, hükümetin dayandığı İtilaf ve Hürriyet Fırkası adına, başkanı Sadık Bey İngiltere�nin koruyuculuğunu istemeyi yazılı olarak önerdi. Geniş bir Ermenistan özerkliği ve devletin bir yabancı devlet koruyuculuğunu kabulü konularında ulusal istekle bugünkü hükümetin görüşü arasında uygunluk olmadığı görülüyor. Sadrazam Paşa Hazretleriyle yanında gidecek kurulun, ulus haklarını savunmada uyacakları ilkeler ve program ulusça bilinmedikçe, yukarıda bilgilerine sunulan noktalarda kaygılanmaktan insan kendini alamıyor. Bundan dolayı, illerdeki ve illere bağlı yerlerdeki Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak derneklerinin temsilci kurullarınca ve bu derneklerin kuruluşları tamamlanamayan yerlerde de Belediye Kurullarınca Sadrazam Paşa Hazretlerine ve doğrudan doğruya Padişah Hazretlerine telyazılarıyla başvurularak ulusal bağımsızlığın tam dokunulmazlığı ve ulus çoğunluğu haklarının korunması ilkesinin ulusun temel koşulu olduğu bildirilmeli ve gidecek kurulun buna göre savunma ilkelerini ulusa resmi olarak ve açıkça duyurması istenmelidir. Ulusun bu davranışıyla, gidecek kurulun savunmaya çalışacağı ilkelerin gerçekten ulusun isteği olduğu İtilaf devletlerince bilinecek ve doğal olarak daha çok önemle göz önünde tutulacağı için, kurulun görevini kolaylaştıracaktır. Bu düşüncelerin gerekenlere tez elden ulaştırılmasını ve bildirilmesini, yurdumuzun alın yazısı adına yüce ve yurtsever kişiliğinizden önemli rica ederim. Bu telin alındığı zaman bildirilmesini de rica ederim.

Mustafa Kemal
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 18-09-2008, 18:44
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Delikanlıyım Ulan!!! X)
 
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.833
Rep gücü: 18
Rep derecesi: Poustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor Sanki

 
İSTANBUL�A GERİ ÇAĞRILIŞIM



Bu tarihten beş gün sonra, yani 8 haziran 1919�da Harbiye Nazırı�nın beni İstanbul�a çağırdığını ve gizli olarak sormam üzerine kimlerin isteğiyle ve niçin çağırıldığımı, devlet büyüklerinden bir kişinin bildirdiğini daha önce yaptığım bir açıklama sırasında söylemiştim. Bu bilgiyi veren devlet büyüğü, Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunan Cevat Paşa idi. Bunun üzerine, İstanbul ile yapılmış yazışmaların bir bölümü herkesçe öğrenilmiştir. Bu yazışmalar, Erzurum�da görevimden çekildiğim güne değin değişik Harbiye Nazırlarıyla ve doğrudan doğruya saray ile süregelmiştir .

Anadolu�ya geçerli bir ay olmuştu. Bu süre içinde bütün ordularını birlikleriyle ilişki ve bağlantı sağlanmış ve halk elden geldiğince aydınlatılarak uyarılmış, ulusça örgütlenme düşüncesi yayılmaya başlamış. İşler, artık bir komutan kimliği ile yürütülüp yönetilemeyecekti. Yapılan çağrıya uymamak ve gitmemekle birlikte, ulusal örgütleri ve eylemleri yönetmeyi sürdürdüğüme göre, kişisel olarak, başkaldırır duruma girdiğim kuşku götürmezdi. Bundan başka ve özellikle uygulamaya karar verdiğim girişim ve yürütümlerin köklü ve sert olacağını sezinlemek güç değildi. Bundan dolayı girişim ve yürütümlerin bir an önce kişisel olmak niteliğinden çıkarılması ve bütün ulusun birlik ve dayanışmasını sağlayacak ve yansıtacak bir kurul adına yapılması çok gerekli idi.


SİVAS�TA GENEL BİR ULUSAL KONGRE TOPLAMA KARARI

Bunun için, 18 haziran 1919 günü Trakya�ya verdiğim yönergede altını çizdiğim bir noktanın uygulanması zamanı gelmiş bulunuyordu. Anımsarsınız ki o nokta, Anadolu ve Rumeli ulusal örgütlerini birleştirerek, bunları bir merkezden yönetmek ve adlarına iş görmek üzere, Sıvas�ta genel bir ulusal kurultay toplamaktı. Bu amaçla emir subayım Cevat Abbas Beye 21/22 haziran 1919 gecesi Amasya�da söyleyip yazdırdığım genelgenin başlıca noktaları şunlardı :

1 . Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2 . İstanbul�daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.

3 . Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

4. Ulusun durumu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.

5. Anadolu�nun her yönden en güvenli yeri olan Sıvas�ta ulusal bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır.

6. Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.

7. Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek, bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

8. Doğu illeri adına 10 temmuzda Erzurum�da bir kurultay toplanacaktır. O güne değin öteki il delegeleri de Sıvas�a ulaşabilirlerse Erzurum kongresinin üyeleri de Sıvas�ta yapılacak genel toplantıya katılmak üzere yola çıkarlar. (belge: 26)

Görüyorsunuz ki bu yazdırdıklarım, çoktan vermiş ve dört gün önce Trakya�ya bildirmiş olduğum bir kararın Anadolu�ya da genelge ile bildirilmesinden başka bir şey değildir. Bu kararın 21/22 haziran 1919 gecesi, karanlık bir odada alınmış korkunç ve giz dolu yeni bir karar olmadığı kolaylıkla anlaşılır sanırım.

Bu noktanın aydınlanması için isterseniz küçük bir açıklamada bulunayım.

Baylar , o karalama işte şu kağıtlardır , dört maddeliktir , içindekileri söyledim. Altında benim imzam vardır . Bir de, görevi dolayısıyla, kurmay başkanım bulunan Albay Kâzım Bey�in (şimdi İzmir Valisi Kâzım Paşa), kurmaylarımdan bildirim işleriyle görevli Hüsrev Bey�in (şimdi elçi), askeri makamlara şifre eden emir subayım Muzaffer Bey�in ve sivil katlara şifre eden bir sivil görevlin imzaları vardır. Bundan başka daha birtakım imzalar vardır .

Bu İmzaların bu karalamaya konması güzel bir talih ve rastlantıdır.


ADINI SAKLAYAN BİR TANIDIĞIN AMASYA�YA GELMESİ

Daha Havza�da bulunduğum sırada, Ankara�da bulunan Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa�dan bir kapalı tel aldım. Bu tel : ��Tanıdığınız bir kişi kimi arkadaşlarla İstanbul�dan buraya gelmiştir. Ne yapmalarını buyuruyorsunuz ?�� anlamında idi. Sanki bir bilmeceyi andıran bu tel beni hem pek çok ilgilendirdi hem de şaşırttı. Söz konusu kişiyi tanıyorum. Benden ne yapacağını soruyor. Ankara�da arkadaşım olan güvenilir bir komutanım yanımda. Tel de kapalı teldir. Öyleyse neden adını kapalı olarak bile yazdırmaktan çekiniyor? Epeyce düşündüm. Anlar gibi oldum. Kestirilebilir ki bilmece çözmekle uğraşacak zamanım yoktu. Ama Fuat Paşa�yı yakından görmek; bölgeleri, çevreleri düşünceleri üzerin-de görüşmek bence çok istenilir bir şeydi. Bu bilmeceli telin uyandırdığı düşünceyle kendisine şu ricada bulundum: �� Ankara �dan ayrıldığımızı belli etmeyecek düzenle-meleri ve önlemleri aldıktan sonra ad ve kılık değiştirerek birkaç gün için ivedilikle yanıma geliniz. İstanbul�dan gelen arkadaşları da birlikte getiriniz.��

Gerçekten Fuat Paşa dediğim gibi Havza�ya doğru, yola çıkar. Ama birtakım zorlayıcı nedenlerden dolayı, hemen Havza�dan ayrılıp Amasya�ya gitmek zorunda kalmıştım. Fuat Paşa Havza yolunda durumu anlar ve Amasya�ya yönelir. İşte böylece 21/22�de Amasya�da yanımda bulunuyor. Adı kapalı telde bildirilmeyen kişi de Rauf Bey idi.

İstanbul�dan ayrılmak üzere evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey oraya gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve İstanbul�da iken yakalamadıklarına göre, belki de Karadeniz�de batırılacağımı güvenilir kimselerden işitmiş, onu bildirdi. Ben İstanbul�da kalıp tutuklanmaktansa batıp boğulmayı yeğledim ve yola çıktım. Kendisine de, önünde sonunda İstanbul�dan çıkmak zorunda kalırsa benim yanıma gelmesini söyledim.

Rauf Bey gerçekten İstanbul�dan çıkmak gereğini duymuş ve çıkmış; ama benim yanıma gelmedi. Arkadaşı olan 56. Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey�le buluşmak istemiş ve İzmir savaş boyuna daha yakın bir yerde daha etkin ve daha yararlı olacağını sanarak Bandırma Akhisar yoluyla Manisa bölgesine gitmiş. Gittiği yerde, halkın içgücünü bozulmuş, durumu öldürücü ve korkunç görmüş.

Hemen adını değiştirerek oradan Ödemiş, Nazilli, Afyonkarahisar üzerinden Aziziye-Sivrihisar yoluyla ve araba ile de Ankara�ya Fuat Paşa�nın yanına gelmiş ve bana baş vurmuş. Pek güzel ama, adını sakla***** beni üzmenin anlamı var mıydı?

Öte yandan, Üçüncü Kolordu Komutanım olup Samsun Mutasarrıflığında bıraktığım Refet Bey�i artık Sıvas�a Kolordu merkezine göndermek istiyordum. Birkaç kez, gelmesi için buyruk vermiştim. Bölgesinde geziye çıkmış. Buyruklarıma bile karşılık alamıyordum. En son, o da bir rastlantıyla, o gün gelmişti.


RAUF VE REFET BEYLERİN KARARSIZLIĞI

Şimdi imza işine gelelim: Ben yazının yeni gelen arkadaşlarca da imzalanmasını istedim. O sırada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa başka bir odada bulunuyorlardı.

Rauf Bey , konuk olduğundan bu yazıya imza koymak için kendinde bir ilgi ve yetki görmediğini, incelikle söyledi. Bunun bir tarihsel anı değerinde olduğunu ileri sürerek imza etmesini söyledim. Bunun üzerine imza etti.

Refet Bey imzadan çekindi ve böyle bir kongre toplamaktaki amaç ve yararı anlayamadığını söyledi.

İstanbul�dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın -tuttuğumuz yola göre- anlaşılması pek kolay olan bir konuda açığa vurduğu düşünüş ve duyuş biçimi bana çok acı geldi. Fuat Paşa�yı çağırttım. Paşa, düşüncemi anlayınca hemen imza etti. Fuat Paşa�ya Refet Bey�in çekinme nedenini anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa Refet Bey�i oldukça sıkı bir sorguya çekince Refet Bey yazıyı eline alarak kendine özgü bir im koydu. Öyle bir im ki bunu bu yazıda bulmak biraz zordur.

Buyurun, isteyen inceleyebilir .

Baylar, gereksiz gibi görülebilen bu açıklama, sonraki yıllar ve olaylarla ilgili birtakım karanlık noktaları aydınlatmaya yarar düşüncesiyle yapılmıştır.

Kongreye çağrı genelgesi, sivil ve askeri katlara şifreli olarak gönderildi. Bundan başka, İstanbul�da bulunan kimi kişilere de gönderildi. Ama, bu kişilere ayrıca. bir de genelge niteliğinde mektup yazdım. Kendilerine mektup yazdığım kişiler şunlardı: Abdurrahman Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Seyit Bey, Halide Edip Hanım, Kara Vasıf Bey, Ferit Bey (Nafıa Nazırı idi), Sulh ve Selamet Fırkası Başkanı Ferit Paşa (sonra-dan Harbiye Nazırı oldu) Câmi Bey, Ahmet Rıza Bey.

Bu mektupta söylediğim noktalan özet olarak yineleyeceğim.

1- Yalnız mitingler ve gösteriler, büyük amaçları hiçbir zaman gerçekleştiremez.

2- Bunlar ancak doğrudan doğruya ulusun bağrından doğan ortak güce dayanırsa kurtarıcı olur.

3- Gerçekte, acı olan durumu öldürücü biçime sokan en keskin etmen, İstanbul�daki karşı akımlar ve ulusal erekleri zararlı bir biçimde desteksiz bırakan siyasal ve ulus yararına aykırı propagandalardır. Bunun cezasını yurdumuzun nasıl çektiğini pek çok görmekteyiz.

4- Artık İstanbul Anadolu�ya egemen değil, bağlı olmak zorundadır.

5- Size düşen özveri pek büyüktür. (belge: 27 )


ALİ KEMAL BEY�İN GENELGESİ

25 hazirana değin Amasya�da kaldım. Anımsarsınız ki, o günlerde Dahiliye Nazırlığı görevinde bulunan Ali Kemal Bey, benim görevimden çıkarıldığım ve artık benimle hiçbir resmİ işlerin yapılmaması ve hiçbir isteğimin yerine getirilmemesi konusunda kapalı ile bir genelge yayımlamıştı.

23 haziran 1919 gün ve 84 sayılı olan bu genelge, ilginç bir anlayışı gösterir belge olduğu için, olduğu gibi bilginize sunacağım:

Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey�in 23.6.1919 gün ve 84 sayılı şifresinin açılmış örneğidir.

��Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla birlikte, bugünün siyasasını o ölçüde bilmediği için, olağanüstü yurtseverlik ve çaba göstermesine karşın, yeni görevinde hiç başarılı olamadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisinin isteği ve üstelemesi üzerine görevinden alındı ve alındıktan sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu kusurlarını daha çok açığa vurdu. Reddi İlhak dernekleri gibi, Karesi ve Aydın dolaylarında Müslüman halkı haksız yere kırdırmaktan ve böyle bir durumdan yararlanarak halkı haraca kesmekten başka bir iş görmeyen buyruk dinlemez, saygısız ve yasadışı kurulan birtakım kurullar için öteden beri çektiği tellerle de siyasadaki yanılgılarını yönetimde de artırdı. Adı geçenin İstanbul�a getirilmesi Harbiye Nazırlığını ilgilendiren bir görevdir. Ama Dahiliye Nazırlığının size kesin buyruğu, artık o kişinin görevinden çıkarılmış olduğunu bilmek, kendisiyle hiçbir resmi işleme girişmemek, hükümet işleriyle ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir. Bu yönergeye uygun iş görmekle ne gibi sorumlulukların ortadan kalkacağını anlayacağınızı biliyorum. Bu önemli ve korkulu dakikalarda görevli olsun. halktan olsun. her Osmanlıya düşen en büyük ödev, barış konferansınca alınyazımız üzerine karar verilirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesapları görülürken artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek; akıllıca ve öngörüşlü davranışlara uymak; parti, mezhep, ırk anlaşmazlıklarını gözetmeksizin herkesin yaşamını, malını, ırzını korumakla uygarlık dünyası karşısında bu yurdu bir daha lekelememek değil midir?�
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 18-09-2008, 18:45
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Delikanlıyım Ulan!!! X)
 
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.833
Rep gücü: 18
Rep derecesi: Poustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor Sanki

 
Nutuk 1(3.cu bolum)

ALİ KEMAL BEY VE PADİŞAH


Bu kapalı genelgeden ancak Sıvas�a vardığım 27 haziran 1919 günü haberim oldu. Ali Kemal Bey, 23 haziran günü bu genelgesiyle düşmanlara ve Padişaha karşı önemli bir görev yaptıktan sonra 26 haziran 1919 günü hükümetten çekilmiştir. Ali Kemal Bey�in Sadrazama verdiği resmi çekilme yazısından başka, Saraya gidip Padişaha kendi eliyle verdiği çekilme yazısı örnekleri ve sözlü olarak bildirdikleri ve Padişahın ona verdiği karşılık üzerine çok sonra bilgi edindim.

Ali Kemal Bey, çekilme yazılarında, özellikle Padişaha sunduğunda : ��Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde birden baş gösteren ayaklanma ve kargaşalık belirtileri üzerine, ayaklanma ateşinin hemen ve yayılmadan durdurulup söndürülmesi ve yok edilmesi için önlemler almak yalnız kendi katını ilgilendirirken, Padişahtan gördüğü yakın ilgiyi ve güveni çekemeyen kimi arkadaşlarının birçok boş özürler ileri sürerek ayaklanmanın genişlemesine yol açmakta olduklarından�� söz ettikten sonra:

"Resmi görevinden çekilmekle birlikte özel olarak hizmet edeceğini ve bağlılıktan ayrılmayacağını� yazısına ekliyor ve sözlü olarak da : ��Resmi görevden ayrılmamı fırsat sayan hasımlarımın saldırılarından kulunuzu koruyunuz.�� diye yalvarıyor.

Padişah, buna karşılık: ��Beni büsbütün yalnız bırakmayacağına güveniyorum. Bağlılığınız bana büyük umut ve avuntu vermişti. Saray her dakika size açıktır. Refik Bey�le işbirliği yapmaktan ayrılmayınız.�� gibi okşayıcı sözler söylüyor. (belge:28)

Bağlılığından Padişahın büyük umut ve avuntuya kapıldığı Ali Kemal�i, nazırlık görevinde ve Padişahın yanında gördükten sonra, onu bir de asıl gerçek görevi başında görelim.



Canınız sıkılmazsa, Sait Molla�nın Rahip Fru�ya yazdığı mektuplardan birini gözden geçirelim:

�Ali Kemal Bey�e son felâketi üzerine üzüntü duyduğunuzu söyledim. Bu değerli kişiyi elde bulundurmak gerek, bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en uygun zamandır.�

�Ali Kemal Bey dün o kişi ile görüşmüş. Basın işinde biraz ağırdan almak gerektiğini söylemiş. Bir kez herhangi bir gidişten yana çevrilen düşünür ve yazarları öncekine aykırı bir amaca yöneltmek bizde kolay olmaz. Bütün resmi görevliler ulusal eylemleri şimdilik iyi görüyorlar, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Kısacası, işler bulundurulacak.�

Bu mektuba bir ekleme yapılmış, şimdi onu da okuyalım: �Ekleme: Birkaç kezdir söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa�ya ve onu tutanlara biraz arka çıkar gibi görünmeli ki kendisi tam güvenle buraya gelebilsin. Bu işe olağanüstü önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.�

Bu belgeler üzerinde sırası gelince, daha çok bilgi veririm. Şimdilik bu kadarı yeter.


ALİ GALİP BEY SIVAS�TA


Ali Kemal Bey�in, Amasya�da iken daha duymadığımı söylediğim genelgesi, görevlilerin ve halkın kafalarını gerçekten karıştırmış. Her yerde eksik olmayan yıkıcı ruhlu kimseler, hemen bana karşı propagandaya ve çalışmaya girişmişler.

Bu yoldaki baltalayıcı gösterilerin ve işlerin en önemlisi Sıvas�ta düzenlenmeye başlamış.

İzin verirseniz bunu kısaca anlatayım: Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey�in genelge ile verdiği buyruğun tarihi olan 23 Haziran günü, Sıvas�ta Ali Galip Bey adında bir kişi, on kadar adamıyla hazır bulunuyormuş. Bu kişi, İstanbul�dan, Elazığ Valisi olarak gönderilmiş olan Kurmay Albay Ali Galip�tir. Sözde, ilin ikinci derecede görevlileri olmak üzere, birtakım adamları da İstanbul�dan seçmiş, yanında götürüyor.

Ali Galip, bu yolu üzerinde bulunan Sıvas�ta durmuş. Özel görevi bulunduğu belli olan Ali Galip, orada hemen kendinden yana etkin kişiler bulmuş. Görevini iyi uygulamak için düzen kurmaya ve önlemler almaya başlamış.

Dahiliye Nazırlığının, beni kötüleyen buyruğu gelir gelmez, çalışma başlamış. Sıvas sokaklarında benim ��hayın, başkaldırmış, zararlı bir adam� olduğum yolunda, duvarlara yaftalar yapıştırılmış.

Kendisi de bir gün, Sıvas�ta vali bulunan rahmetli Reşit Paşa�nın yanına giderek, Dahiliye Nazırlığının buyruğundan söz açtıktan sonra, Sıvas�a gidersem bana karşı nasıl davranacağını sormuş.

Reşit Paşa, ne yapılabileceğinin açıklanmasını istemiş. Ali Galip: ��Ben senin yerinde olsam hemen kollarını bağlar, tutuklarım ve senin de böyle yapman gerekir.�� demiş.

Reşit Paşa, bu işin bu denli kolay olacağına inanamamış; görüşme epey uzamış. Görüşmeye katılanlar çoğalmış. üstelik bir bölük halk, verilecek kararı anlamak üzere toplanmış.

Bugün, haziranın 27�nci günüdür. Gözlerimizi, yeniden bu noktaya dönmek üzere, bir an için bu levhadan ayıralım ve Amasya�ya çevirelim.


SIVAS�A GİDİŞ

Ayın yirmi beşinci günü, Sıvas�ta bana karşı bir-takım uygunsuz olaylar geçmeye başladığını öğrendim. 25/26 haziran gecesi yaverim Cevat Abbas Bey�i çağırdım ve: ��Yarın sabah karanlıkta Amasya�dan güneye gideceğiz�� dedim. Bu gidişimiz gizli tutularak hazırlık yapılması için buyruk verdim.

Bir yandan da Beşinci Tümen Komutanı ve kurmaylarımla, gizli olarak, şu önlemi kararlaştırdık: Beşinci Tümen Komutanı, tümeninden seçme subay ve erlerle ola-bildiğince güçlü bir atlı piyade birliğini hemen o geceden başla***** çabucak kuracaktı. Ben, 26 haziran sabahı karanlıkta arkadaşlarımla birlikte otomobil ile Tokat�a gitmek üzere yola çıkacaktım. Birlik, kurulur kurulmaz, Tokat üzerinden Sıvas�a doğru gönderilecek ve benimle bağlantı kurulacaktı. Gidişimiz, hiçbir yere telle bildirilmeyecek ve elden geldiğince Amasya�da da açığa vurulmayacaktı.

26�da Amasya�dan yola çıktım. Tokat�a varır varmaz telgrafhaneyi göz altına aldırarak benim varışımın Sıvas�a ve hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 26/27 gecesini orada geçirdim, 27�de Sıvas�a doğru yola çıktım. Otomobille Tokat�tan Sıvas�a aşağı yukarı altı saattır.

Sıvas valisine, Tokat�tan Sıvas�a gelmek üzere yola çıktığımı bildiren açık bir tel yazdım. İmzada ��Ordu Müfettişliği�� sanını kullanmıştım.

Telde, özel bir düşünce ile, yola çıkış saatimi bildirmiştim. Ama bu telin, ayrılışımdan altı saat sonra çekilmesini ve o zamana değin hiçbir yoldan Sıvas�a bilgi verilmemesini sağlayacak önlemleri aldırdım.

Şimdi baylar, gözlerimizi yeniden Sıvas�ta bıraktığımız levhaya çevirelim.

Ali Galip Bey�le Reşit Paşa arasında bana karşı ne gibi bir işlem yapılacağının tartışılması sahnesine... Tartışmanın kızıştığı bir sırada, Reşit Paşa�nın eline benim Tokat�tan çekilen telimi verirler. Reşit Paşa, hemen Ali Galip Bey�e uzatır: ��İşte kendisi geliyor; buyurun, tutuklayın!� der .Reşit Paşa, telde yazılı olan yola çıkış saatini görünce hemen kendi saatini çıkarır, bakar; sonra da: ��Efendim, geliyor değil, gelmiş olacaktır.� diye ekler.

Bunun üzerine Ali Galip: ��Ben tutuklarım dedimse, benim ilim içinde olursa tutuklarım, demek istedim.�� deyince toplantıda bulunanları bir coşku kaplar. Hep birden: ��Haydi öyle ise karşılamaya gidelim.� diyerek toplantıya son verirler.

Ancak, kentin ileri gelenleri ile, halkla ve askerle parlak bir karşılama hazırlığı yapabilmek için biraz zaman kazanmak gerektiğini; oysa, hesapça benim, Sıvas kenti kapılarına değin yaklaşmış olacağımı göz önünde bulundurarak beni, kentin yakınında bulunan Ziraat Nümune Çiftliğinde biraz dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali Paşa, karargahının sağlık başkanı olup daha önce, gerekli örgütleri kurmak için Sıvas�a göndermiş olduğum Tali Bey�i çağırtarak, bu görevin yapılmasını ondan rica etmiş ve karşılama hazırlıklarını bitirince hemen kendisinin de yanımıza geleceğini söylemiş.

Gerçekten, tam Nümune Çiftliği yakınında, karşımıza çıkan bir otomobilin içinde Tali Bey göründü. Oto-mobillerden indik, çiftliğin avlusunda oturduk. Tali Bey, anlattığım durumu ayrıntılarıyla açıkladıktan sonra, görevinin beni burada biraz oyalamak olduğunu söyleyince hemen ayağa kalktım: ��Çabuk otomobillere ve Sıvas�a!�� dedim.

Bunun nedenini anlatayım. O anda aklıma gelen şu idi: Karşılama töreni yapacağız diye Tali Bey�i aldatmış olabilir ve gerçekte ters düzen almak için zaman kazanmak isteyebilirlerdi. Otomobillere binmek üzere iken Sıvas yönünden başka bir otomobil yanımıza yaklaştı. İçinde vali Paşa vardı.

Reşit Paşa: ��Efendim, birkaç dakika daha dinlenmez misiniz?�� diye söze başladı. ��Yarım dakika bile dinlenmek istemiyorum. Hemen gideceğiz ve sen benim yanıma gel.�� dedim.

��Efendim�� dedi, ��sizin yanınıza Rauf Bey binsin; ben arkadaki otomobille de gelirim.��

�Hayır, hayır!�� dedim, ��siz buraya...��

Bu küçük önlemin neden alındığı kendiliğinden anlaşılır.

Sıvas kentinin girişine vardığımızda, caddenin iki yanı büyük bir kalabalık ile dolmuş, askeri birlikler tören duruşu almış bulunuyordu. Otomobillerden indik... Yürüyerek askeri ve halkı selamladım.

Bu görünüş, Sıvas�ın saygıdeğer halkının ve Sıvas�ta bulunan yiğit subay ve erlerimizin bana ne denli bağlı olduğunu ve sevgi beslediğini belirten canlı bir tanık idi.

Bundan sonra, doğruca Kolordu Komutanlığına git-tim ve hemen Ali Galip�i ve onun yardakçısı olduklarını anladığım bozguncuları getirttim. Onlara ne yaptığımı açıkla*****, aslında epey yorgunluk verdiğinden kuşku duymadığım ayrıntıları uzatmak istemem.

Yalnız bir noktayı belirtmekle yetineceğim.

Baylar , bu Ali Galip, karşılaştığı kötü durumdan sonra gizli diyecekleri olduğunu söyleyerek, geceleyin yalnız olarak yanıma gelmek istedi. Kabul ettim. Davranışlarının dış yüzüne önem vermemekliğimizi rica ile, Elazığ valiliğini kabul ederek gelmekten amacının, benim yolumda hizmet etmek olduğunu ve Sıvas�ta kalışının, benimle buluşup buyruk almak için olduğunu açıklamaya ve bin türlü kanıtla bizi inandırmaya çalıştı ve sabaha dek oyala***** başarı da sağladığım açıkça söylemeliyim.

*

ERZURUM�A GİDİŞ

Sıvas�ta kurulan örgütler ve yapılacak işler üzerine gerekenlere yönerge verdikten sonra hiç uyumadan geçen 27/28 gecesinin sabahında bir bayram günü, Sıvas�tan Erzurum�a doğru yola çıkıldı.

Bir haftalık sıkıntılı bir otomobil yolculuğundan sonra 3 temmuz 1919 günü, halkın ve askerin içten gelen gösterileri arasında, Erzurum�a varıldı. İstanbul Hükümetinden gelebilecek yıkıcı bildirimleri denetlemek ve durdurmak için haberleşme kanalı olan önemli merkezlerde gereken önlemlerin alınması için bütün komutanlara, 5 temmuz 1919 tarihinde buyruk verdim. (belge: 29)

Komutan, Vali ve Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi ile görüşüldü. Vali Münir Bey, İstanbul Hükümetince görevinden çıkarılmıştı. Gitmeyip Erzurum�da kalmasını bildirmem üzerine daha Erzurum�da bulunuyordu. Bitlis valiliğinden ayrılıp İstanbul�a gitmek üzere Erzurum�dan geçen Mahzar Müfit Bey de Münir Bey gibi Erzurum�da beni bekliyordu.


ULUSAL AMAÇ YOLUNDA ORTAYA ATILMAK KARARI


Bu iki vali beyle, On Beşinci Kolordu Komutanı Kazım Kara Bekir Paşa ve yanımda bulunan Rauf Bey, eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya Bey ve karargâhımdan Kurmay Başkanı Kâzım Bey ve Kurmay Hüsrev Bey, Doktor Refik Bey arkadaşlarımla önemli bir görüşme yapmayı uygun gördüm. Kendilerine genel ve özel durumu ve tutulması zorunlu olan yolu anlattım.

Bu arada en elverişsiz durumları, genel ve kişisel tehlikeleri, sırasına göre nelerin göze alınması zorunlu olacağını açıkladım: �Ulusal amaçlarla ortaya atılacakların yok edilmesini düşünenler bugün yalnız Saray, İstanbul Hükümeti ve yabancılardır. Ama bütün halkın aldatılabileceği ve bize karşı duruma çevrileceği olasılığını da düşünmek gerektir. Önder olacakların, her ne olursa olsun, tutulan yoldan dönmeleri, yurtta barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işin başında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri çok daha iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda hem kendilerini ve hem de ulusu aldatmış olurlar.

Bir de, söz konusu görev, resmi makam ve üniformaya sığınarak el altından yapılamaz. Böyle bir tutum bir ölçüye değin yürüyebilir. Ama, artık o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve ulusun hakları adına yüksek sesle bağırmak ve bütün ulusun, bu sese katılmasını sağlamak gerektir .

Benim, görevden çıkarıldığım ve her türlü sonuçla karşı karşıya bulunduğum kuşku götürmez. Benimle açıkça işbirliği yapmak, o sonuçları şimdiden kabul etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz durumun istediği adam, daha birçok bakımlardan da, ille ben olabilecekmişim gibi bir sav yoktur. Yalnız, her halde bu yurt çocuklarından birinin ortaya atılması zorunlu olmuştur. Benden başka bir arkadaş da düşünülebilir. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun gerektirdiği yolda yürümeyi kabul etsin.� dedim.

Bu konuşma ve açıklamadan sonra hemen ayaküstü bir karar almak uygun olmayacağından bir süre düşünmek ve özel konuşmalar yapabilmek için görüşmelere son verdiğimi bildirdim.

Yeniden toplandığımızda, işin başında benim bulunmamı istediler ve kendilerinin bana yardımcı ve destek olacaklarını bildirdiler. Yalnız bir arkadaş, Münir Bey, önemli özrü dolayısıyla bir süre için kendisinin eylemli görev almaktan bağışlanmasını rica etti. Ben görünüşte görevden ve askerlikten ayrıldıktan sonra, şimdiye değin olduğu gibi, üst komutan imişim gibi buyruklarımın yerine getirilmesinin başarı için temel koşul olduğunu söyledim. Bu da eksiksiz onaylandıktan sonra toplantıya son verildi.

Baylar, İstanbul�da Genelkurmay Başkanlığı katında, görevden ayrılan Cevat Paşa ile göreve başlayan Fevzi Paşa�dan ve Barış Hazırlıkları Komisyonunda çalışan İsmet Bey�den başla*****, Erzurum�a gelinceye değin her yerde gördüğüm ve karşılaştığım komutan, subay, her türlü devlet adamları ve ileri gelen kişilerle, burada, Erzurum�da yaptığım gibi görüşmeler ve anlaşmalar yapmıştım. Bunun yararını değerlendirebilirsiniz.


ERZURUM KONGRESİ HAZIRLIKLARI

Erzurum�a varışımın ilk günlerinde. Erzurum Kongresinin toplanmasını sağlamak için gerekli önlemleri almakla uğraşmaya önem verildi.

Baylar, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin, 3 mart 1919 günü, bir çalışma kurulu meydana getirilerek kurulmuş olan Erzurum şubesi, Trabzon ile de anlaşarak 1919 yılı temmuzunun onuncu günü Erzurum�da bir Doğu İlleri Kongresi toplamaya girişti. Benim daha Amasya�da bulunduğum günlerde, haziran içinde, doğu illerine delege göndermeleri için öneri ve çağrı mektubu yolladı. İllerden delege getirilmesi için, o günden başla***** benim Erzurum�a varışıma değin ve ondan sonra da, bu konuda olağanüstü çaba gösterdi.

Ama, o günlerin koşullan içinde böyle bir amacın gerçekleştirilmesindeki güçlüğün büyüklüğü, kolaylıkla anlaşılır. Kongrenin toplanma günü olan 10 temmuz yaklaştığı halde illerden gerekli delegeler seçilip gönderilmiyordu.

Oysa, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli bir iş olmuştu. Bundan dolayı, bizim de sağlam önlemler almamız gerekti.

İllerin her birine açık bildirimler yapmakla birlikte, bir yandan da kapalı tellerle valilere, komutanlara gereği gibi bildirimler yapıldı. Sonunda, on gün gecikme ile yeterince delege toplanabildi.

Baylar, ulusal eylemleri ordunun desteklemesi, askerin ve halkın çalışmalarını birbiriyle düzenli duruma getirmek, önemli bir konu idi.

Trabzon�daki tümeni, komutan vekili yönetiyordu: Asıl komutanı Halit Bey Bayburt�ta gizlenmişti. Halit Bey�i, gizlendiği yerden çıkarmak, iki bakımdan gerekli idi. Biri ve en önemlisi, İstanbul�a çağrılmanın ve bu çağrıya gitmemenin korkulacak, gizlenilecek nitelikte olmadığını halka ve özellikle askerlere göstererek içgücünü yükseltmek gerekiyordu. Bir de, kıyıda önemli bir yer olan Trabzon�a dışarıdan bir saldırı olursa oradaki tümenin başında ateşli bir komutan bulundurmak uygun olacaktı.

Bunun için Halit Bey�i Erzurum�a getirttim. Ona, kendim, özel bir yönerge verdikten sonra, gerektiğinde hemen tümenin başına geçmek üzere Maçka�da bulunması için buyruk verdirdim.

Biz bu işlerle uğraşırken, bir yandan da İstanbul�da Harbiye Nazırlığı makamında bulunan Ferit Paşa�nın ve Padişahın, İstanbul�a dönmemi sağlamak için sürüp giden aldatıcı tellerine de, türlü karşılıklar vermekle zaman yitirmek zorunda kalıyorduk.


RESMİ GÖREV VE YETKİLERİ BIRAKARAK ULUSUN SEVGİSİNE, CÖMERTLİĞİNE VE YİĞİTLİĞİNE GÜVENMEK VE BÖYLECE GÖREVİMİ SÜRDÜRMEK KARARI


Harbiye Nazırlığı: "İstanbul�a gel.�� diyordu. Padişah: "Önce hava değişimi al, Anadolu�da bir yerde otur; ama bir işe karışma.�� diye başladı.. Sonunda, ikisi birlikte: "İlle gelmelisin.� dedi.

"Gelemem.�� dedim. En sonra, 8/9 temmuz 1919 gecesi, Sarayla açılan bir telgraf başı konuşması sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 hazirandan 8 temmuza değin, bir aydır süren oyun son buldu. İstanbul, o dakikada benim resmi görevime son vermiş oldu; ben de o dakikada, 8/9 temmuz 1919 gecesi saat I0.50 sonrada Harbiye Nazırlığına, saat 11.00 sonrada Padişaha görevimle birlikte askerlik mesleğinden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.

Durumu, ordulara ve ulusa kendim bildirdim. O günden sonra resmi görev ve yetkiden ayrılmış olarak, yalnız ulusun sevgisine, cömertliğine ve yiğitliğine güvenerek ve onun bitmez verimlilik ve yaratıcılık kaynağından esin ve güç alarak vicdanımızın gösterdiği yolda görevimizi sürdürmeye koyulduk.

Biz 8/9 temmuz gecesi İstanbul ile telgraf başında konuşurken, bunu başka dinleyenlerin ve bununla ilgilenenlerin de bulunduğunu kestirmek güç değildir.

O günlerde ve ondan sonraki zamanlarda, en hafif deyimiyle bönlüklerini uyanıklık ve öngörüşlülük gibi göstermeye alışmış olanlar üzerine, bir bilgi vermiş olmak için, izin verirseniz, şu belgeyi olduğu gibi bilginize sunmak isterim.





140-140

Konya, 9 Temmuz 1919

Saat: 6



Üçüncü Ordu Müfettişliği Başyaverliğine



Telgraf ve Posta Genel Müdürü Refik Halit Bey ile Konya Valisi Cemal Bey, 6/7 temmuz gecesi, telgrafla makine başında konuştular. Konuşmanın şu yolda geçtiğini öğrendim:

�Mustafa Kemal Paşa Hazretleri için gereken işlem yapıldı. İstanbul�a getirilecek. Cemal Paşa Hazretleri için de işlem yapılmak üzeredir.�

Konya valisi de: ��Teşekkür ederim.�� dediler.

Paşa Hazretlerine uygun göreceğiniz biçimde bildirmenizi rica ederim.

İkinci Ordu Müfettişliği

Şifre Müdürü

Hasan


MERSİNLİ CEMAL PAŞA�NIN İSTANBUL�A GİTMESİ

Gerçekten, Konya�da bulunan İkinci Ordu Müfettişi Cemal Paşa�nın on gün süre ile izinli olarak İstanbul�a gittiğini dört gün önce öğrenmiş ve şaşmıştım.

Cemal Paşa ile, Samsun�a çıktığımdan beri, ulusal amaçları gerçekleştirmek için işbirliği yapma, askeri ve ulusal örgütler kurma konularında yazışmamız vardı. Kendisinden umut verici, olumlu yanıtlar almıştım. Benim ile bu yolda ilişki kurmuş olan bir komutanın, kendi kendine, izin alıp İstanbul�a gitmesi akla sığacak iş değildi. Bunun için, 5 temmuz 1919 günlü kapalı tel ile Konya�da On İkinci Kolordu Komutanı Albay Salâhattin Bey�e şu iki maddeyi yazdım:

1- Cemal Paşa�nın on gün için İstanbul�a gidişinin gerçek nedenini açıkça ve tez elden bildirmenizi;

2- Sizin her ne olursa olsun, oradaki birliklerin başından ayrılmanız uygun değildir. Bu konuda Fuat Paşa ile haberleşerek olabilecek en kötü davranışlara karşı önlemler almanız gereklidir. Her gün, durumunuz üzerine kısa bilgi vermenizi rica ederim.



Bu kapalı telin örneğini o gün Ankara�da Fuat Paşa�ya da bildirdim.

Salâhattin Bey�in Konya�dan 6/7 temmuz günü, yani Refik Halit Bey�in Konya Valisi Cemal Bey�le telgraf başında konuştuğu sırada, karşılık olarak çektiği kapalı telde: "Cemal Paşa İstanbul�da kimi kişilerle ve ailesiyle görüşmek üzere on gün süre ile ve kendi isteğiyle izinli olarak İstanbul�a gitmiştir.�� denilmekte idi. (belge:30,319 32,33)

Cemal Paşa gitti, ama gelemedi. Kendisini çok zaman sonra Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı göreceğiz.


KOMUTAYI BIRAKMAMAK BUYRUĞU

Ne yazık ki, bu durumu bilen ve kendisine birliklerin başından ayrılmaması salık verilen SaIâhattin Bey�in de bir süre sonra İstanbul�a gittiğini öğrendik. Cemal Paşa�nın gösterdiği bu kötü örnek üzerine 7 temmuz 1919 günü şu genel bildirimi yaptım:



1- Bağımsızlığımızı koruma uğrunda derlenip örgütlenmiş olan ulusal kuvvetlere hiçbir yönden karşılamaz ve dokunulamaz. Devletin ve ulusun alınyazısında, ulusal buyrum etmen ve egemendir. Ordu, bu ulusal buyruma bağlı ve onun hizmetindedir.

2- Müfettiş ve komutanlar, herhangi bir nedenle, komutanlıktan çıkarıldıklarında, yerlerini alacak kişiler, işbirliği yapılacak nitelikte olursa, komutayı bırakacaklar; ama etkili bulundukları bölgede kalarak ulusal görevlerini yapmayı sürdüreceklerdir. Olmazsa, yani bir ikinci İzmir olayına meydan verebilecek kimseler atanırsa, komuta hiç bırakılmayacak ve bütün müfettiş ve komutanlarca, güven ve inanın kalmadığı ileri sürülerek yapılan işleme uyulmayacaktır .

3- Yurdumuzu kolaylıkla ele geçirmek amacıyla, İtilaf devletlerince yapılan baskı sonunda, hükümet herhangi bir askeri birliğimizi ve ulusal örgütümüzü dağıtmak için buyruk verirse, kabul edilmeyecek ve uygulanmayacaktır.

4- İstek ve amacı ulusal bağımsızlığı sağlamak olan Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetleri ile bunların girişimlerinin bozulup dağılmasına yol açacak herhangi bir etkiyi ve karışmayı ordu, kesin olarak önleyecektir.

5- Devletin ve ulusun bağımsızlığını sağlama uğrunda bütün sivil devlet görevlileri, Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin, ordu gibi, yasal yardımcılardır.

6- Yurdun herhangi bir bölgesine saldırı olursa bütün ulus, haklarını savunmaya hazır bulunduğundan, bu gibi olaylar çıkınca işbirliği için her yer birbirine en kısa zamanda haber vererek savunmada birlik sağlanacaktır.

Bu bildirim, Anadolu ve Rumeli�de bulunan bütün ordu ve kolordu komutanlarına ve başka gerekenlere gönderilmiştir.
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 18-09-2008, 18:45
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Delikanlıyım Ulan!!! X)
 
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.833
Rep gücü: 18
Rep derecesi: Poustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor SankiPoustigo Rep Yağıyor Sanki

 
REFET BEY�İN ÜÇÜNCÜ KOLORDU KOMUTANLIĞINI BIRAKMASI

Bu genel bildirimden beş altı gün sonra, Kavak�tan Üçüncü Kolordu Komutanı Refet� imzalı, 13 temmuz l919�da yazılmış bir kapalı tel aldım. Tel şudur:

��İstanbul�dan bir İngiliz gemisiyle, Harbiye Dairesi Başkanı Albay Salâhattin Bey, beni değiştirmek üzere geldi. Benim de o gemi ile dönmemi Harbiye Nazırlığı buyuruyor. Salâhattin Bey, amaca uygun olarak çalışa-cak. Genel duruma göre komutayı adı geçene bırakmayı uygun buldum ve Harbiye Nazırlığına görevden çekildiğimi bildirdim. Ayrıca geniş bilgi veririm. Sıvas�a doğru yola çıkıyorum. Beşinci Tümen Komutanı Arif Bey aracılığı ile Amasya�ya karşılık veriniz.��

Baylar, açıkça söylemeliyim ki, bu tutum ve davranışı pek beğenmedim. Refet Bey�in benimle olan işbirliği, İstanbul�ca biliniyor. Bu çalışmalardan yana olan bir kişi, onu değiştirmeye ve hem de İngiliz gemisiyle gelince, hemen düşünülecek şey, bu kişinin İngiliz görüşüne uygun iş görebileceğine güvenilmiş olmasıdır. Bu yargı, bir sanı niteliğinde olsa bile, Refet Bey�in komutayı hemen vermemesi, hiç olmazsa bizim de düşüncemizi sorması gerekirdi.-

İnanıp komutayı verdiğine göre de, hiç olmazsa bir süre yanından ayrılmayıp durumu ve görüşlerimizi iyice benimsetinceye dek birlikte çalışması ve kendisi ile aramızda gerekli bağlantıyı kurduktan sonra uzaklaşması doğru olurdu, düşüncesinde bulundum. Bununla birlikte, oldubittin karşısında bırakılmış olduğuma göre, iki noktada avunç aramakla yetinmek zorunda kaldım. Birincisi, Refet Bey�in telindeki: �Salâhattin Bey amaca uygun olarak çalışacak.� Tümcesi; öteki de, Refet Bey�in hiç olmazsa İstanbul�a gitmemiş olması idi.

Bu durum üzerine: ��Komutanların İstanbul�a gitmek konusunda en küçük bir yanılmalarını pek pahalıya otura-cağını gene de programımızı olduğu gibi uygulamayı sürdüreceğimizi�� bütün komutanlara bildirerek hemen dikkatlerini çektim. Refet Bey�e, de o gün (14 temmuz 1919): " Salâhattin Bey�in kararlarımızı iyi uygulayacağı, buradaki arkadaşlar arasında pek çok sevindirici ve güçlendirici olmuştur.�� tümcesini de içine alan bir kapalı tel çektirdim.

Salâhattin Bey�in kendisine de şu teli çektirdim:



14 Temmuz 1919

Amasya�da Beşinci Tümen Komutanlığına

Refet Bey�edir: Aşağıdaki teli uygun görürseniz Salâhattin Bey�e ulaştırınız ve sonucunu bildiriniz.

Mustafa Kemal



Salâhattin Beyefendiye: İstanbul�un kapalı çevresinden ulusun mutlu kucağına gelmeniz ve özverili arkadaşlarınızın dayanç ve yurtseverlik çevresine girmeniz büyük sevinçle karşılandı. Kutsal amacımızın gerçekleştirilmesi uğrunda gösterilecek ortak çabada Tanrı hepimizi başarılı kılacaktır. Gözlerinizden öperim.(Mustafa Kemal)

Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay

Kâzım

Salâhattin Bey üzerinde ilk kuşku ve duraksamayı gene, Salâhattin Bey�in ��amaca uygun çalışacağını�� söyleyerek ona güvenen ve hemen komutayı bırakıp Sıvas�a doğru uzaklaşan Refet Bey göstermiş oldu.

Refet Bey�in Amasya�dan çektiği bir tel, yalnız Salâhattin Bey üzerindeki kuşkuyu değil, daha birkaç nokta ile ilgili düşünceleri de kapsıyordu. İzin verirseniz olduğu gibi bilginize sunayım.



İvedidir.

Güvenlikle ilgilidir. Amasya, 15.7.1999

719



Erzurum�da On Beşinci Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine:



Salâhattin Bey�i tanırsınız. Birdenbire ürkmemesi gereklidir. Önce Kâzım Paşa, kutlama dolayısıyla, yumuşak sözler kullanarak kendisiyle yazışmaya girişmelidir. Hamit Bey�in görevden çıkarılması konusunda da-ha bir şey yok. Ama yerinde bırakılması için gereken yerlere başvuruldu. Görevden çıkarılırsa buralarda kalacağını pek ummuyorum. Bununla birlikte, gene etki yapıyorum. Benim dönmem için İngilizlerin hükümete baskı yapacakları kuşku götürmez. Ben, duruma göre, gereken yollara başvura-rak buralarda kalacağım, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anladığıma göre, Kâzım Paşa�nın durumu da tehlikelidir. Her zaman ölçülü davranılmasını ve işlerin iyi yönetilmesini yeniden salık veririm. (Refet)

5. Tümen Komutanı

Arif



Bu telde adı geçen Hamit Bey, Samsun mutasarrıfı idi. Hamit Bey, Samsun�a varışımızın ilk günlerinde Refet Bey�in, geçmişteki dostluğu dolayısıyla, ortak amaç yolunda sonuna dek bizimle birlikte özveri ile çalışacak nitelikte bir arkadaş olduğuna güvendiği için bana salık verdiği ve benim Sadrazamlığa ve özel olarak, Genel kurmay Başkanı Cevat Paşa�ya yazmam üzerine Samsun�a getirebildiğimiz kişi idi.



Böyle bir kişinin er geç görevden çıkarılacağı kuşku götürür müydü? Ama, Refet Bey: ��Yerinde bırakılması için gereken yerlere başvuruldu.�� diyor. Nereye? Kimlerin katın ? Kim başvurdu? Sonra: �Görevden çıkarılırsa buralarda kalacağını pek ummuyorum, bununla birlikte gene de etki yapıyorum.�� diyor. Nereye, İstanbul�a mı gidecek, nasıl? Bu kişi bugüne değin bizimle çalışmıyor muydu?

Bu telinde Refet Bey, kendisinin dönmesi için İngilizlerin hükümete baskı yapacaklarını kesin görüyor ve duruma göre gereken yollara başvurarak buralarda kalacağını söylüyor. Oysa durum belliydi ve yapılacak işi ben kendisine 7 temmuz 1919 günlü genel yönergemde bildirmiştim (adı geçen yönergenin ikinci maddesi). Ondan başka yapılacak iş yoktu.

Refet Bey, İngilizlerden ve buradan geçen Amerikalılardan anlamış ki: ��Kazım Paşa�nın da durumu tehlikelidir.� Bu ne demektir? En çok sıkı durmaları gereken arkadaşların, iyilik düşünmeyecekleri besbelli olan kimselerin sözleri üzerine tehlike kuruntusuna kapılmaları ve bunu inançla söylemeleri neyi gösterir?

Refet Bey, telinin sonunda, bana da ders veriyor: �Her zaman ölçülü davranılmasını ve işlerin iyi yönetilmesini yeniden salık veririm.� diyor.

Buradaki �ölçülü davranılması�