ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Mustafa Kemal ATATÜRK Atatürk’ün hayatı, ilkeleri, inkılapları, özdeyişleri, anıları, resimleri, kronolojisi, Gençliğe Hitabe, Nutuk, Anıtkabir-Mustafa Kemal ATATÜRK - Ayrıca, Atatürk’ün kişiliği, düşünceleri, Onuncu Yıl ve Bursa Nutku, sevdiği şarkılar, O’nun hakkında bazı İngilizce yazılar ve daha pek çok kaynağa ulaşabilir, elinizdekileri bizlerle paylaşabilirsiniz.

Cevapla
Alt 27-09-2008, 00:40   #11 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Atatürk'ün) En sevdiği hikayelerdenmiş. Arada kendi anlatır, arada baskasna anlattırır, hep gülermiş. (F. R. ATAY)

Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormus:

"Bir eşegin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer?"

Cevabı kendi veriyor: "Tabii suyu."

Gene bitirmiyor soruyor: "Neden?"

Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.

"Eşekliğinden."

Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor.

Bir akşam Orman çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar.

Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor:

"Söyle çocuk: Bir eşegin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su. Hangisini icer?"

Anadolu tosunu yutkunuyor. Bakıyor. Gazi Paşa Hazretlerinin ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri. Devletin en büyükleri...Esas vaziyetine geçiyor:

"Rakıyı kumandanım!"

Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip:

"Aman beyler! Neden diye sormayın!"
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:41   #12 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


ATATÜRK bir gece sofrasına, başvekil hariç, bütün vekilleri çağırmış ve:

- Bu gece, demiş, sizlere ne gibi şeyler yapmamaklığımız lâzım geldiğini, yaptığımız bir şeyi naklederek anlatacağım.

Ve şunları anlatmış:

- Berlin'de plastik dans kurslarına devam eden bir Türk kızından bir mektup almıştım; parasız kaldığından kurslarına devam edemeyeceğini yazıyor, benden yardım istiyordu. Maarif vekili ile görüştüm, tahsisat bulduk ve kıza Berlin'deki ilgili memurumuz vasıtasıyla parayı gönderdik. Bir ay sonra kız bana tekrar mektup yazıp parayı alamadığını, daha doğrusu almadığını bildirdi ve memurumuzdan şikayet etti; parayı vermek için kendisine bazı tekliflerde bulunmuş. Kız bu teklifleri kabul etmektense aç kalmayı tercih etmiş...

Atatürk bunları anlattıktan sonra maarif vekiline sordu:

- Bu memurumuzu ne yaptık?

Cevap yok. Atatürk bütün vekillere döndü:

- Bu memurumuzu ne yaptık biliyor musunuz beyler? Mebus yaptık!
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:42   #13 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Sakal üzerine...
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri.
Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
Kimdir bu? Vali yanıt verir! ; Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır. Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve; "Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica
etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan"der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.Şıh; "Emrin olur Paşam" diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır ! Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış... Şıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar; "Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız? " Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
"Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini
söyler. Yazıda söyle yazmaktadır; "İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:42   #14 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Atamızın Son Gördüğü Rüya : (

26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsizligi ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmisti.Prof.Dr.Afet Inan,olayi söyle anlatiyor :
"O geceyi rahatsiz geçirdi,ilk hafif komayi o zaman atlatmisti.Ertesi sabahki açiklamasinda" :
"Demek ölüm böyle olacak" diyerek "uzun bir rüya gördügünü" söyledi ve "Salih'e söyle ,ikimizde bir kuyuya düstük, fakat o kurtuldu" dedi.
Atatürk'ün, burada "kuyuya düsme" sembolü ile gördügü rüya vizyonu,kendisininde söyledigi gibi ölümün habercisiydi.
Salih Bozol'un kuyudan kurtulmasi ise bilindigi gibi, Atatürk'ün vefat ettigi gün, buna çok üzülen Salih Bozok'un da intihar etmesi ve sonunda onun kurtarilmasini simgeliyordu.
Iste bu ATATÜRK'ün son rüyasi idi...
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:43   #15 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


(Kaynak:"Ben de Bir İnsanım" Çetin Yetkin - Otopsi Yayınları )

Hüseyin Ağa, Gazi Paşa 1923 yılının Mart�ında Konya�ya geldiğinde onunla görüşecek birkaç çiftçi temsilcisinden biri olarak seçilmiş 80 yaşında ama dinç, okuması yazması yok bir ihtiyar. Üç oğlundan ikisi şehit düşmüş. Karısı Akife Ana ile birlikte Konya�nın Sadırlar Mahallesi�nde iki odalı kerpic evde oturmakta.
Hüseyin Ağa, saf mı saf Gazi Paşa ile görüşme sırası kendisine geldiğinde, iki kolunu açarak ona sarılacak:
�- Hoş geldin benim aslan Paşam, hoş geldin yavrum!�
�- Sağ ol baba! Kaç yaşındasın?�
�- Seksene girdik diyelim oğul.�
�- Çocukların var mı?�
"-Üç oğlandan biri sizlere ömür Çanakkale'de, öteki Sakarya'da şehit oldu. En küçüğü köyde, eker, diker, bize bakar. Sen sağ ol da yavrum, bize baba diyen elbet bulunur."
Gazi, hiç duraksamıyor:
"-Bundan sonra ben de sana baba diyeceğim. Benim babam olur musun?"
Sırtında o eski püskü giysiler, ayağında yamalı kunduralar... Sıradan bir köylü... Gazi Paşa'nın yanına girebileceği bile bir düş iken, o şimdi kendisine "Babam" diyor... Ne söyleyeceğini, ne diyeceğini bilemiyor... Gözlerinden dökülen yaşlar ak sakalından süzülüyor... Konuşmak, bir şeyler söylemek istiyor, sesi çıkmıyor... Neden sonra bir kez daha kucaklıyor Gazi Paşası'nı, "Oğlum!" dediğini zorlukla duyabiliyoruz.
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:43   #16 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Atatürk, gençlerle de yakından ilgilenirdi. Özellikle askeri okulların öğrencileri en çok ilgilendiği kişilerdendi. 1929 yılının bir sonbaharı trenle İstanbul'dan Ankara'ya dönüyordu. Özel tren, Hereke istasyonunda kısa bir süreliğine durmuştu. Birden Ata'nın gözü istasyon alanında silah çatmış dinlenen erlere ilişti. Bunları bir el imiyle (işaretiyle) yanına çağırdı. Erler koşuştular, renin bir adım yakınında çakılıp kaldılar. Gözleri Ata�larındaydı. Bir buyruk bekliyor gibiydiler. Atatürk�ün �Siz kimsiniz, ne yapıyorsunuz burada?� sorusuna �Harbiye stajyeriyiz Paşam, manevraya gidiyoruz.� yanıtı geldi.

Bu kısa duraklamadan yararlanarak size kimi şeyler söylemek isterim!� diyen Atatürk, bir an gözlerini onların üzerlerinde gezdirerek sözlerini şöyle sürdürdü : �Madem ki subay olacaksınız, mesleğinizin size yüklediği sorumluluğu algılamış olarak çalışın. Kendinizi geleceğe ona göre hazırlayın. Türk tarihini incelerseniz göreceksiniz ki bu ulus ne zaman yükseldiyse Türk subaylarının omuzlarında yükselmiş; ne zaman düşmüşse subaylarının çizmeleri altına düşmüştür.

Harp Okulu öğrencileri Ata'nın bu öğüdünü büyük bir özenle ve "Hazır ol" durumunda dinlediler. Atatürk'ün gözleri dalmıştı. Ağır düşüncelerden sıyrılır gibi bir davranışla "Sizin bir marşınız var, onu bana söyleyin." dedi. Marş bitince geri döndü ve arkasında bekleyenlere bir şeyler söyledi. Koşuşmalar oldu. Atatürk yine pencereden dışarıya uzandığı zaman elinde büyükçe bir paket vardı. Tren ağır ağır ilerlemeye başlamışken Atatürk gençlere şöyle diyordu :

"Size bir şeyler ikram etmek isterim. Kusura bakmayın, yolculuk durumu başka bir şeyim yok. Belki tümünüz sigara içmiyorsunuz, belki bir kısmınız içiyor, bir kısmınız içmiyor. Ancak bu sigara benim sigaramdır. Bundan tümünüz içeceksiniz. Sayıları az olduğu için de tabirimi mazur görün, onları soluk soluk içmenizi isterim."

Genç subay adayları hep bir ağızdan "Sağol Paşam!" diye haykırarak Ata'nın attığı paketi tuttular. Tren uzaklaştıktan sonra uzun uzun Ata'nın ardından bakan bizler, ne demek istediğini çözmeye çalışırken bir karışıklık oldu ve sigaralar kapışıldı. Bunlardan üçü G. M. K. (Gazi Mustafa Kemal) markalı sigara, bana bu anıyı aktaran Emekli Albay Fuat Uluç'un en değerli anısı olarak söylenmektedir.



(Sait Arif Terzioğlu, İnsancıl Atatürk)
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:44   #17 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul�dan Samsun�a hareket etmek için son hazırlıklarını yürütüyordu. Gecenin geç saatlerinde, Mustafa Kemal�in üç yıl önce kiraladığı ve bugün müze olarak kullanılan Şişli�dekı evinin kapısı çalındı. Gelen kişi, Saadeddin Ferid (Talay)�di. Saadeddin Ferid Bey, Mustafa Kemal�in bir gazete aleyhine açtığı davaya bakan avukattı. Mustafa Kemal kapıda onu görünce, davayla ilgili bir konuda görüşme yapmak için geldiğini sandı. Fakat Saaded din Bey, bambaşka bir haberi bildirmek için gelmişti. Getirdiği haber, son derece önemliydi:
�İngilizler, Bandırma Gemisi�ni Karadeniz�de batıracaklar.�

Mustafa Kemal, bu bilginin doğruluğunu saptayabilmek için kaynağını öğrenmek istedi:
�Kimden öğrendiniz, bu bilgiyi?� diye sordu.

Saadeddin Bey, bilginin kaynağına olan güveniyle yanıt verdi:

�Berç Keresteciyan Efendi�den, efendim��

Mustafa Kemal yine sordu: �Siz kendisini tanır mısınız?�

Saadeddin Bey�in �Şahsen tanımıyorum, fakat ismen biliyorum� yanıtından sonra Mustafa Kemal bu kez, �Bu kişinin güvenilir biri olup olmadığını� sordu.

Saadeddin Bey, bu soruyu ise şöyle yanıtladı:

�Kendisi Osmanlı Bankası müdürüdür ve aynı zamanda Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ikinci başkanıdır� dedi. �Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Bey�e sordum. Bana, �kişiliğinin, doğasının ve ahlakının son derece düzgün olduğunu� söyledi. Sizin avukatınız olduğumu duyunca bana geldi ve kaynağını belirtmeden şu bilgileri verdi: �Mustafa Kemal Paşa�nın bindiği vapur boğazdan çıktıktan sonra batırılacak. Bu görevin torpidoya mı denizaltına mı verilmesi bile araştırıldı.� Ben de bunları duyduktan sonra Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Bey�e sordum, kendisini nasıl tanıdığını...�

Mustafa Kemal, arkadaşının getirdiği bu önemli bilgiyi değerlendirdi. Samsun�a gitmek üzere bindiği Bandırma Gemisi hareket ettikten sonra kaptan köşküne çıktı ve kaptana, �Bu andan sonra geminin komutanı benim ve siz benim komutam altındasınız� dedikten sonra geminin rotasını değiştirmesi ve kıyıya olabildiğince yakın yeni bir rota izlemesi buyruğunu verdi.

Ermeni asıllı Berç Keresteciyan bu bilgiyi vermeseydi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun�a götüren Bandırma Gemisi, İstanbul Boğazı�ndan çıkıp, Karadeniz�e açıldıktan bir süre sonra, büyük bir olasılıkla torpillenmiş ve batırılmış olacaktı.

Berç Keresteciyan, Türkçe�nin ilk Etimolojik Sözlüğü�nü hazırlayan dilci Bedros Keresteciyan�ın oğluydu. Kızılay ikinci başkanı olarak onun, Kurtuluş Savaşı�mızda yaptığı üstün hizmetleri, bugün de zaman zaman takdir ve hayranlık duygularıyla anılmaktadır. Ordunun gereksinim duyduğu kimi araç gereçleri zaman zaman tıbbi malzeme ve ilaç sandıkları içinde cepheye ulaştırması, ayrıca bir kahramanlık örneği olarak da kuşaklardan kuşaklara anlatılmaktadır.

Mustafa Kemal, 1934 yılında emekli olan Berç Keresteciyan�ın kahramanlığını ve hizmetlerini hiçbir zaman unutmadı. Ülkesinin bu yurtsever evladını, doğum yeri olan Afyonkarahisar�dan milletvekili adayı gösterdi ve onun, milletinin vekili olarak TBMM�ne girmesini sağladı. TBMM�de ilk gayrimüslim (Müslüman olmayan) milletvekili olan Berç Keresteciyan�a Mustafa Kemal, soyadı yasası çıktığında �Türker� soyadı vererek ona, kendinin ve ulusunun teşekkürlerini bildirmiş oldu.

***

Mustafa Kemal Şam�da erlerin mektuplarını okuyup yazan bir askerden çokça söz edildiğini duydu. Okur yazar ve yardımsever bu askeri çağırıp onla tanıştı. Aksaraylı Garabed Tombalyan�dı. Garabed babası Kaspar�a çekmişti. Babası Gürün�lüydü. Sıkıntısı olan herkesin yardımına koştuğu için lakabı �Kaspar yapar� olmuştu. Oğlunu Konya�da kolejde okutmuş ardından askere göndermişti. Mustafa Kemal, Garabed Tombalyan ile tanıştıktan sonra onu yanına aldı.

Bir gece Mustafa Kemal çadırda uyuyordu. Garabed Tombalyan uyanıktı. Nöbetçiler �Ayak sesleri var!� diye uyarıda bulunmaya kalmadan üç kişi saldırıya geçti. Elinde bıçakla çadırı yırtmaya çalışanın üstüne atılan Garabed Tombalyan saldırganla boğuştu. Kolundan yaralandı. Saldırı bertaraf edildi. Mustafa Kemal Garabed Tombalyan�a teşekkür etti. Bir süre sonra Mustafa Kemal, Garabed Tombalyan�ı Halep�e para götürmekle görevlendirdi. Yolda silahlı saldırıya uğrayan gruptan bir asker öldü. Garabed Tombalyan paraları alarak Şam�a geri dönüp getirdi, Mustafa Kemal�e teslim etti. Mustafa Kemal Şam�dan ayrılıncaya değin bu sadık askerini yanından ayırmadı. Halep�e yerleşen Garabed Tombalyan, Atatürk�ün ölümünü duyunca çok üzüldü. Yakınlarına Atatürk ile ilgili anılarını anlattı. Bir ay sonra öldü.

***

Agop Martayan, Robert Kolej�i, New York Bilim Ödülü alarak bitirdiği hafta askere alınmış, yedek subay olarak önce Diyarbakır�a, sonra Kafkas Cephesi�ne gönderilmişti. Büyük kahramanlıklar gösterdiği cephede yaralandı ve madalyayla ödüllendirildi. Daha sonra da, azınlık subaylarına yönelik önlemler çerçevesinde Güney Cephesi�ne gönderildi. Halep�e asker gözetiminde varan Agop otele giderken yolda tutsak İngiliz askerlerle karşılaştı. Hintli bir albay Agop�a, salçalı yemekleri yiyemediklerini, kendilerine kuru gıdalar verilmesini söyledi ve ondan, bu isteğini Türkçe�ye çevirmesini istedi. Agop, tutsak Hintli albayın bu isteğini yerine getirdikten sonra gittiği otelde gece yarısı, �casusluk yaptığı� suçlamasıyla gözaltına alındı.

Komutana hesap vermek üzere iki asker gözetiminde Şam�daki birliğine gönderildi. Şam�da huzuruna çıkarıldığı komutan Mustafa Kemal�di.

Mustafa Kemal, Agop�la ilgili raporu okuduktan sonra, biraz hayranlıkla, biraz da merakla Agop�a sordu:

�Nasıl oldu da kaçmadın?� dedi. �Kolaylıkla kaçabilirdin...�

Agop, Kafkas Cephesi�nde aldığı madalyasını işaret etti:

�Bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değildir� dedi. �Kafkas Cephesi�nden kaçmayan her halde Şam sokaklarından kaçacak değildir. Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.�

Askere �Süngüyü çıkar� buyruğu veren Mustafa Kemal, genç subaya bir öğüt verdi:

�Halep'te seni tutuklayan komutanını kötülüyorsun ama o haklıydı� dedi. �Seni de anlıyorum... Gençsin, yedek subaysın, daha askeri kanunları okumamışsın, bilmiyorsun. Şunu bilmelisin ki, tutsaklarla temas etmek yasaktır.�

Mustafa Kemal, Agop�un yanında taşıdığı kitabı gördü ve ilgilendi. Latin harfleriyle yazılı Türkçe�yi ilk kez o kitapta görüyordu.

Agop�a, tabancasını, belgesini verdi ve �Şam�ı biliyor musun?� diye sordu. Agop �Şam�ı çok iyi bilirim� deyince Mustafa Kemal ona bu kez, özel bir izin verdi.

�O halde git, şehri biraz gez, ondan sonra gel� dedi.

Agop�un belgesi elindeydi. İstese, bu belgeyle firar edebilirdi. Tam kapıdan çıkarken, Mustafa Kemal onu geri çağırdı:

�Gel bakalım senin üstün başın perişan� dedi. �Bu perişan giysilerle Şam�ı gezmek olmaz.� Cebinden kartını çıkardı, bir not yazdı, kartı Agop�a uzattı ve gerekli yere vermesini söyledi. Kartta şu yazı vardı:

�Bu mülazım efendiyi giydiriniz ve tabldotumuza dahil ediniz.�

Aradan yıllar geçti. Sofya Üniversitesi�nde çalışan Agop adlı bir bilim adamının, İstanbul�da yayımlanan Ermenice �Arevelk� gazetesinde �Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü� başlıklı bir yazı dizisi yayımlandı. Bu yazı dizisi, dil devrimi hazırlıkları içinde olan Mustafa Kemal�in dikkatini çekti. Yazıları okudukça, yazarının kendisine hiç de yabancı gelmediğini duyumsadı. Yıllar önce Şam�da casus diye karşısına getirilen Ermeni yedek subayı geldi gözlerinin önüne. Yazarın fotografını görmek istedi. Eşinin annesinin evini bilen bir kişi gitti, oradan aldığı Agop�un bir fotografını getirdi. Mustafa Kemal fotograftaki Agop�u hemen tanıdı. �Bu Agop Şam�da bana �casus� diye getirilen Agop�un ta kendisi� dedi ve� Onun adını, Dil Kurultayı�na katılacak bilim adamları listesine yazdırdı.

Mustafa Kemal�in çağrısı üzerine Sofya�dan gelen Agop ve eşi, İstanbul�da çiçeklerle karşılandı. Zaman yitirilmeden Agop, Dolmabahçe Sarayı�na götürüldü. Mustafa Kemal yıllar sonra görüştüğü Agop�a hak ettiği konumu sağladı. Onun danışmanı, sözcüsü ve yapıtlarını düzenleyen biri oldu. Dil konusunda yoğun tartışmaların yapıldığı anlarda yanı başlarında duran karatahtanın önünde açıklamaları hep Agop yaptı. Bu yüzden soyadı devrimi ile birlikte Atatürk �Dil konularını açıklar� anlamında ona �Dilaçar� soyadı verdi. Ölüm döşeğindeyken Atatürk�ün görmek istediği kişilerin başında Agop Dilaçar geliyordu. Atatürk çok ağır hastaydı. Ona bir vasiyette bulundu:

�Arkadaşlara selam... Sakın... Dil çalışmalarını... Gevşetmeyiniz...� dedi.

Agop Dilaçar tüm yaşamını, Atatürk�ün bu vasiyetini yerine getirmek için çalışarak değerlendirdi.

***

Mustafa Kemal�in İstanbul�daki dostları arasında İğneciyan adında bir Ermeni vardı. Mustafa Kemal Çanakkale�den döndükten sonra İğneciyan, Mustafa Kemal�in Şişli�deki evini sık sık ziyaret ederdi. Türkçe Sözlük konusunda çalışmalar yapan İğneciyan oldukça da zengindi. Mustafa Kemal, maddi sıkıntıya düştüğünde ona yardım da etmişti.

Mustafa Kemal Anadolu�ya geçince İğneciyan tutuklanıp Malta�ya sürgün edildi. Servetine, tüm mallarına el konuldu. Malta�dan döndükten sonra üzerindeki elbiseden başka hiçbir şeyi olmayan bir yoksul adamdı artık İğneciyan. Apartmanları ve köşkü elinden gittiği için kızıyla birlikte Yedikule�de bir gecekonduya sığındı.

Yıl 1927... Mustafa Kemal Anadolu�ya geçtikten yıllar sonra ilk kez İstanbul�a geldi. Bunu duyan İğneciyan eski dostunu görmek ve uğradığı haksızlığın düzeltilmesi için Dolmabahçe Sarayı�na gitti. Kapıda nöbetçiye, �Ben, Gazi�nin eski dostuyum, onu görmek istiyorum� dedi.

Nöbetçi, adını ve soyadını sordu, daha ayrıntılı bilgi istedi.

�Adım İğneciyan�dır� dedi. �Gazi�nin eski dostuyum, arkadaşıyım.�

Nöbetçi baştan aşağı İğneciyan�ı süzdü. Kılık kıyafetine baktı. Söylediklerini inandırıcı bulmadı, onu geri çevirdi. İğneciyan birkaç kez daha geldi Dolmabahçe Sarayı�na ama her gelişinde çeşitli gerekçelerle atlatıldı.

Fakat yılmadı. Bir gün kızıyla birlikte yeniden Dolmabahçe Sarayı�nın önüne geldi. İnsanlar toplanmışlardı sarayın çevresinde... Motor sesleri, polislerin koşuşturmaları ve halkın coşkusu birbirine karışıyordu. Bu hareketlilik, Mustafa Kemal�in bir gezi için saraydan çıkacağının belirtisiydi. Polisler, İğneciyan ve kızına çevreden uzaklaşmalarını söylediler. Bu sırada Mustafa Kemal kapıdan çıkmış otomobiline binmek üzereydi. İğneciyan�ın kızı ok gibi fırlayıp insanların oluşturduğu etten duvarın arasından sızarak Gazi�nin yanına kadar varabildi.

Genç kızın telaşlı durumu, Mustafa Kemal�in dikkatini çekti:

�Kim bu kız?� dedi.

Çevredekiler şaşkın ve suskundu. Mustafa Kemal�in sorusunu, küçük kız kendi yanıtladı:

�Ben İğneciyan�ın kızıyım, Gazi Hazretleri� dedi.

Gazi birden durdu ve küçük kıza merakla sordu:

�Baban nerede?� dedi. �Hani, baban?.. Nerede?..�

Küçük kız biraz da ezik bir sesle yanıtladı bu soruyu:

�Dışarıda bekliyor� dedi. �İçeri sokmuyorlar, sizin yanınıza yaklaştırmıyorlar...�

Mustafa Kemal�in buyruğuyla İğneciyan içeri alındı. İki dost, yıllar sonra birbirine kavuştuğunda Mustafa Kemal, ne durumda olduğunu sordu İğneciyan�a. O da başına gelen tüm olayları ve kendisine yapılan tüm haksızlıkları tek tek anlattı. Mustafa Kemal�in gözleri doldu.

�Böyle bir haksızlık karşısında kayıtsız kalınamaz� dedi ve İğneciyan�ın anlattığı olayların en ince ayrıntısına değin araştırılması buyruğunu verdi.

Yapılan araştırma ve inceleme sonucu İğneciyan�ın haklı olduğu, tüm mallarının elinden haksız yere alındığı anlaşıldı. El konulan tüm malları kendisine geri verildikten sonra ayrıca, bir de maaş bağlandı. İğneciyan eski günlerinin huzuruna kavuştu.

Bu olayın ardından onbir yıl geçmişti. Yıl 1938 Kasım�ının 10�uydu. Mustafa Kemal�in ölüm haberi, İğneciyan�a da çok ağır gelmiş, onu yatağa düşürmüştü.

�Bakalım nasıl dayanacağım, ne kadar dayanacağım bu acıma?� dedi kızına ve... Ancak iki gün dayanabildi. 12 Kasım 1938 tarihinde de, İğneciyan yaşamını yitirdi.

kaynak : http://www.butundunya.com

İşte arkadaşlar , Atatürk�ü etkileyen 4 ermeni vatandaşımızın hikayesi. Şimdi Atatürk�ümüzün
Ne mutlu Türküm diyene sözünü daha iyi anlıyorum. Önemli olan ırk ve kan değil, o milletin evladı gibi hissetmektir. Bunu anlayan ve anlamayan tüm arkadaşlara yukarıdaki ibret öyküsünü bir daha okuyup, iyi düşünmelerini salık veririm.
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:44   #18 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: '' Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.'' der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a:'' Paşa İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar hazır mıyız?'' der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve '' Biz hazırız Paşam. '' diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: '' Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay'ı gelip alabilirler.''
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:45   #19 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


ATATÜRK bir gece sofrasına mutad zevat dışında, İstiklal Harbinde hizmet görmüş, eski arkadaşlarını davet etti. -Bu gece siz söyleceksiniz ben dinleyeceğim dedi. Bana hâtıralarınızı anlatınız. Bir iki aperatiften sonra da davetliler sıra ile konuşmaya başladılar. Her biri hâtıralarını anlatırken ortaya şu netice çıktı: Kimi küçük, kimi büyük dağları yaratmışlardı. Kimi Anadolu'yu kurtarmış, kimi saltanatı yıkmış, kimi cumhuriyeti kurmuştu. Atatürk bir hayli dinledikten sonra:

-Efendiler, dedi, size bir fıkra anlatayım. Ve Bekri Mustafa ile Dördüncü Murat ve vezirinin hikâyesini anlattı:

Dördüncü Murat ile veziri tebdili kıyafetle Üsküdar'a geçmek üzere Beşiktaş'tan sandala binmişler. Sandalcı, Bekri Mustafa... Bir iki kürekten sonra koynundan rakı şişesini çıkarmış, bir yudum çekmiş, padişahla vezirine uzatmış:

-Birer yudum da siz alın! İrkilmişler. Fakat Bekri şiddetle ısrar etmiş: "Çekin ulan, demiş, cana can katar..." Çaresiz, padişahla veziri dudak dokundurmuşlar. Bekri bir iki kürekten sonra tekrar şişeyi uzatmış. Çaresiz birer yudum birer yudum daha almışlar. Fakat üçüncü seferinde yolcular kızmış. Vezir:

-Bana bak, demiş, sen benim kim olduğumu biliyor musun?

-Kimsin?

-Vezirim ben.

Bekri ses etmemiş ve az sonra şişeyi tekrar padişaha da dayayınca, Murat gazaba gelmiş:

-Sen, demiş, benim kim olduğumu biliyor musun? Padişahım ben...

Bekri bir kahkaka savurmuş:

-İkinci yudumda biri vezir, biri padişah oldu. Birer yudum daha içerlerse peygamber olduklarını iddia edecekler...
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 27-09-2008, 00:46   #20 (permalink)
Poustigo
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Poustigo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
uAntalya
Kayıt: 18.09.2008
Mesajlar: 1.909
İtibar Gücü: 28


Atatürk Ankara Lisesi tarih sınavında soruyor :

- Türk'ün dostu kimdir ?

Öğrenci :

- İngiltere'dir.
- Hayır.
- Fransa'dır.
- Hayır.
- Almanya'dır.
- Hayır.
- Amerika'dır.

Atatürk :

- Hayır çocuğum. Türk'ün dostu yine Türk'tür, kendisidir.

Aktaran : Semih Nafiz Tansu
Kaynak : Nükte ve Fıkralarla ATATÜRK Sayfa 706-707
Yazar : Niyazi Ahmet Banoğlu

Geçmişte de, bugünde de, gelecekte de.....

Bu gerçek hiç değişmeyecek !.....
Poustigo Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla

Etiketler
atatürk'ün, hatıraları...


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Hac hatıraları SiMeReNya Dini Konular 0 15-02-2008 15:40
Kuş hatıraları japonseno Şiir Köşesi 1 20-09-2007 17:13
Atatürk'ün Soyağacı KãRdé£éN Türkiye Hakkında - Genel - 10 30-08-2007 16:43
Erzurum'dan Ramazan Hatıraları KaaN Erzurum 2 21-08-2007 10:58
Bir dervişin Osmanlı hatıraları @izci@ Kültür / Sanat / Sinema 0 10-07-2006 07:16





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848