HIZLI ARAMA
| Liseler Liselerdeki sorunlarınız, ödevleriniz ve benzeri. konular ile ilgili bölümümüz... |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Tanım:Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir. Türler:Edebiyat türlerini önce ikiyi ayirmak mümkün. Birincisi nazim, ikincisi nesir. Nazim belli bir ölçü ve kalip esas alinarak üretilmis edebi ürünlerdir. Ya da kisaca bütün siir ve siirler metinlerdir. Hece vezni gibi belli bir kalip ve ölçü kaygisi güdülerek yazilir. Nesir ise serbest, ölçüsüz düz yazidir. Nazim genel oarak bütün siir türlerini kapsar. Nesir ise edebiyatin siir disindaki tüm biçimlerini. Roman, öykü, tiyatro, deneme gibi. SIIR Dilin anlam, ses ve ritim ögelerini bille düzen içinde kullanarak bir olayi, ya da bir duygusal ve düsünsel deneyimi yogunlasmis ve siradanliktan uzaklasmis bir biçimde ifade etme sanatidir. Lirik siir Edebi türlerin en sanatsal, en katisiksiz, en yogun olani lirik siirdir. Estetik haz vermenin disinda hiçbir amaç tasimaz. Lirik siiri destan, eleji, agit, mesnevi, dramatik siir ve felsefi siir izler. Destan Kahramanlarinin olaganüstü eylemlerini coskulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden olusan manzum yapitlardir. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca "espos" sözcügünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi ögeler içerir. Destanlar ve destansi öyküler ilkçaglardan beri dünyanin her yerinde gelenekleri sonraki kusaklara aktarmak için kollektif olarak yaratilmis edebi biçimlerdir. Destanlarin ortak özellikleri: Hepsinde yari tanrisal nitelikler tasiyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanin eylemleri üzerine kurulmustur. Olaylar çok genis bir kozmik cografya üzerinde geçer. Bir destanin dünyasi ortaya çiktigi zaman içinde düsünebilecek her seyi barindiran bütünsel, çok yönlü bir dünyadir. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatilir. Çogu destanda olaylara dogaüstü yaratiklar da katilir. Kisiler, olaylar, dogal varliklar hep gerçek yasamdaki boyutlarindan daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlati, betimleme (tanimlama) ve konusma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir.Törensel söyleyisler ve kamusal duyarlilik hakimdir. Destanlar temel olarak iki gruba ayrilir: Sözlü destanlar:Yazinin henüz bulunmadigi ve yayginlasmadigi bir kültürde dogan ve kusaktan kusaga sözlü olarak aktarildiktan sonra yaziya geçirilen destanlardir. Ozan ve sarkicilarin degisik zamanlarda söyledigi sarki ve siirlerin bütünlesmesi ve islenmesiyle olusturulurlar. Örnekler: Gilgames: MÖ 3000 yillarinda Mezopotamya'da ortaya çikmistir. Bilinen en eski destandir. Babil ve Akad toplumlarinca da benimsenmistir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çikmistir. Zalim Uruk krali Gilgames'in ölümsüzlük arayisini anlatir. Gilgames ve arkadasi Enkidu ile birlikte uzun arayislardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yilana kaptirir. Ilyada ve Odysseia: MÖ 11-12'nci yüzyillarda geçtigi sanilmaktadir. Homeros destanlari olarak bilinirler. Yunan Yarimadasi'ndaki Akhalar'in, Anadolu'daki Ion kralliklarina saldirisi ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatilir. Özellikle Odysseia, daha sonraki Yunan Tragedyasi ve Bati edebiyatinin önemli bir kaynagidir. Digerleri: Eski Ingilizce halk destani Beowulf, Eski Almanca Heldenlieder ( kahramanlik türküleri), Almanca Nibelungenlied , Kudrunlied, Fransa'da Chanson de Geste (kahramanlik sarkisi), Chanson de Roland ( Frank krali Charlemagne'in savaslarini anlatir), Ispanya'da El Cantar de Mio Cid, Hindistan'da Mahabharata, Ramayana, Japonya'da Heike Monogatari. Edebi destanlar:Belirli bir yazar tarafindan eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alinmis destanlardir. Örnekleri Vergilius'un Aeneis'i: MÖ 29-19'uncu yüzyillari kapsar. Troyali Aeneias'in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurmasi anlatilir. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir. Milton'un Paradise Lost'u: Insanin cennetten kovulusu ve tanrinin seytanla mücadelesini anlatir. Dante'nin La Divina Commedia'si ( Ilahi Komedya) MS 1310-1321, Ariosto'nun Orlando Furioso'su (Çilgin Orlando) 1532, Camoes'in Os Lusidas'i 1572. Türk edebiyatinda destan:Asya kitasinin çesitli bölgelerinde yasayan Türk boylari arasinda zengin bir destan gelenegi vardir. Bilinen Türk destanlari arasinda en eskisi Yaratilis Destani'dir. Altay Türkleri arasinda söylenmektedir. V. Radlov tarafindan saptanip yaziya geçirilmistir. Saka Destani, Iskit Türkleri'ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Su parçalari bulunur. Bunlar Kasgarli Mahmud'u Divanü Lugati-t-Türk adli eserinde yer almistir. Oguz Kagan Destani 14'üncü yüzyilda derlenmis özet nitelikte bir metindir. Oguz Kagan'in dogumu ve üstün nitelikleri, askeri basarilari ve ülkeyi ogullari arasinda pay edisi anlatilir. Oguz Türkleri'nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabi'dir. Bayindir Han soyundan geldikleri sanilan Akkoyunlular'in egemen oldugu Kuzeydogu Anadolu'daki olaylar ve Müslüman Oguzlar'i yasami anlatilir. Göktürk Destanlari çesitli parçalardan olusmustur. Bozkurt parçasinda Göktürkler'in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasinda ise Ergenkon'a siginmalari, çogalip buraya sigmayinca dagi eriterek dis dünyaya çikmalari anlatilir. Köroglu parçasinda ise göçebe Oguzlar'in Horasan ve Hazar'da Iranlilarla savaslarindan sözedilir. Manas Destani'nda Kirgiz Türkleri'nin putperest Kalmuk ve Çinliler'le savaslari vardir. Cengiz Han Destani, Mogol istilasindan sonra Kipçak bozkirlarinda ve eski Uygurlarin yasadigi bölgelerdeki olaylari anlatir. Timur Destani, Timur'un savaslari ve kisiligine yer verir. Danismend Gazi Destani'nda Türklerin Anadolu'yu ele geçirmeleri anlatilir. Battal Gazi Destani'nda da Anadolu'daki Türk-Bizans savaslari yer alir. AGIT Genellikle bir ölünün ya da aci, üzücü bir olayin ardindan söylenen halk türküsü. Agitlar, basindan aci bir olay geçen ya da ölen kisinin iyiliklerinden, yigitçe davranislarindan ve yasamindaki önemli olaylardan söz eder. Belli geleneksel hareketler esliginde kendine özgü ölçü ve uyaklarla söylenir. Türklerde agit gelenegi çok eskidir. Anadolu'nun hemen her yerinde söylenir. Agitlar yari anonim folklor ürünleri arasinda da sayilabilir. Türkçe'de 7, 8 ve 10 heceli agitlar yaygindir. En çok rastlanilani 8 hecelilerdir. Erkeklerin söyledigi agitlar varsa da agitlari daha çok kadinlar söyler. Gösteri bölümüyle tiyatro, söylenis biçimiyle siirseldir. Agitlar türkü ve destanla yakin iliski içindedir. MESNEVI Özellikle Arap, Fars ve Osmanli edebiyatinda kendi aralarinda uyakli beyitlerden olusan ve aruz ölçüsüyle yazilan siir biçimidir. Arapça'da "müzdevice" denilen mesnevi türü ilk olarak 10'uncu yüzyilda Iran edebiyatinda ortaya çikmistir. Türk edebiyatina girisi 11'inci yüzyilda Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adli yapitiyla baslar. Her beytinin ayri uyakli olmasi yazma kolayligi saglar. Bu nedenle uzun ask öykülerinde, destanlarda mesnevi kullanilmistir. Mesnevi bir eser baslica tevhid, münacat, na't, miraciye bölümlerinden olusur. Mesneviler ask mesnevileri, dinsel-tasavvufi mesneviler, ahlaksal ve ögretici mesneviler, savas ve kahramanlik konusunu isleyen gazavatnameler , bir kentin güzelliklerini anlatan sehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrilabilir. Mevlana Celaleddin Rumi'nin alti ciltlik tasavvufi yapiti da "Mesnevi" adini tasimaktadir. ELEJI Taninmis bir kisinin, bir arkadasin ya da sevilen bir kisinin ölümünden duyulan üzüntüyü anlatan lirik siir türüdür. Genel anlamda, insanin ölümlülügü temasini isleyen, birbirini izleyen bir vurgulu iki vurgusuz heceli ayaklardan olusan besli ve altili ölçüyle yazilan ve konuyla sinirli olmayan siire verilen addir. Modern bati edebiyatinda bu terim siirin içeriginden çok ölçüsünü belirtir. Alman edebiyatinda ölçü özelligi öne çikarken, ingiliz edebiyatinda siir türü olarak taninir. Örnegin, Milton'un okul arkadasi Edward King'in ölümü üzerine yazdigi "Lycidas" (1838) bu kapsamdadir.Eleji, modern siirde de sik rastlanan önemi bir siirsel anlatim biçimidir. NESIR: Düz yazi ROMAN Belli bir tarihsel ya da cografi çevre içindeki belli bir kisi ya da bir grup insanin basindan geçenleri, bu insan ya da insanlarin iç ve dis yasantilarini belli bir kronolojik, mantiksal, duygusal ya da sanatsal iliskiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunlugu asan anlatilar için kullanilan edebi terimdir. Edebi türler içinde en yenisidir. Çünkü matbaanin bulunmasi ve kentsoylu bir okur kitlesinin ortaya çikmasindan sonra gelismistir. Aslinda tanimlanmasi en zor edebi türdür. Gelismesini tamamlamamis tek türdür denebilir. Bunun bir nedeni romanin tarihsel kosullara bagli olmasi, diger nedeni ise yazarina genis bir özgürlük ve deney alani birakmasindandir. Romanin atalari arasinda nesirsel özellikler tasiyan Petronius'un Satyricon (1'inci yüzyil) ve Apuleius'un Metamorphoseon'u (2'nci yüzyil) gösterilir. Roman düzyaziyla yazilir. Anlatilan olaylar kahramanlik öyküleri degil, siradan insanlarin günlük yasantilaridir. Anlatilan olaylar, saraylar ve savas alanlari gibi destansi mekanlarda degil, sokaklar, evler, meyhaneler gibi siradan mekanlarda geçer. Olaylara yön veren tanrilar degil, kisilerin kendi tutum, davranis, duygu ve düsünceleridir. Kullanilan dil, nazim türlerinde oldugu gibi agdali degil günlük ve siradandir. Roman tarihe en bagli edebiyat türüdür. Toplumsal, politik olaylar gelismelerle de yakin iliskidedir. Romanin tarihe bagli olusu, çok köklü bir geçmisi olmayan yeni bir sinifin, yani burjuvazinin kendine tarih içinde bir geçmis, simdi ve gelecek kurma çabasindan dogmus olmasinda yatar. 18. yüzyil romanlarinin çogu, burjuvazinin aristokrasiye karsi mücadelesinde kullanilmak üzere kaleme alinmis metinler gibidir. Roman, iste bu nedenle, felsefe ve sanattan bos inançlari kovmak ve bunlarin yerine akil ve gerçegi geçirmek isteyen bir kültürel dönüsümün ürünüdür. Bu nedenle toplumlarin gelisimine, yani tarihe kopmaz biçimde baglidir. Insani, öncelikle toplumsal ve tarihsel bir varlik olarak konu alan ilk sanat türüdür. ROMAN TÜRLERI Romanlar konu, üslup, yazildigi dönem bakimindan çesitli türlere ayrilabilir. Üslup bakimindan "romantik roman", "gerçekçi roman", "dogalci roman", "estetik roman", "izlenimci roman", "disavurumcu roman", "yeni roman" türleri sayilabilir. Romantik roman Kisilerin duygularini, arzularini, düsüncelerini yalnizca kendilerine ait, içten gelen dogal ve gerçek olgular gibi görür. Örnegin Sir Walter Scott'un tarihsel romanlari, Jean Jack Rousseau eserleri ve Goethe'nin Genç Verther'in acilari romani gibi. Gerçekçi roman Romantik romandan ayri olarak kuru ve kuskucu bir anlatim ve düsünce yapisi tasir. Balzac ve Stendhal'in romanlari bu üsluptadir. Dogalci roman Üslup bakimindan gerçekçi romana benzer. Olanin oldugu gibi yazilmasini öngörür. Emile Zola ve Maupassant romanlari dogalci eserlerdir. Estetik roman Belli biçim ve anlatim kaygilari ile yazilmis romanlardir. Gustave Flaubert estetik romanin en önemli yazaridir. Izlenimci roman Diger üsluplardan ayri olarak esyanin ve dis olaylarin kendi nesnel gerçeklikleriyle insanlarin bunlari algilama biçimleri arasindaki farklari ortaya çikarmaya yönelir. Yani dis gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yasantinin betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford'un romanlari izlenimciligin en sistemli ürünleridir. Disavurumcu roman 20. yüzyilda ortaya çikmistir. Disavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yasamini belirleyen toplum karsiti ya da uygarlik karsiti güçlerin öne çikarilmasiyla belirlenir. Disavurumculuk, siddetli, firtinali ve tanimsiz duygulari vurgulamasiyla, abartma, karikatürlestirme, çarpitma ve soyutlama tekniklerinden yararlanmasiyla bir tür "yeni romantizm" olarak da degerlendirilir. Dostoyevski, Kafka, Beckett ve Brecth'in romanlari bu üslubun örneklerindendir. Yeni roman Aslinda disavurumculugun izlerini tasir. Özellikle 1930 yillar sonrasinda bundan önceki akimlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini, hatta romanin olanaksizligini romanin asil konusu haline getiren eserlerdir. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar bunu denemislerdir. Konusu açisindan ise "tarihsel roman", "pikaresk roman", "duygusal roman", "gotik roman", "ruhbilimsel roman", "töre romani", "olusum romani" olay siralanabilir. Tarihsel roman Uzak bir geçmiste yasanan olaylari konu alir. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçegi arastirmak amaciyla da yazilmis olabililer. Tarihi romanlarin örnekleri arasinda Walter Scott'un romanlarini, Tolstoy'un Savas ve Baris'ini, Stendhal'in Parma Manastari'ni sayabiliriz. Pikaresk roman Ispanyolca alt tabakadan serüvenci ya da serseri anlamina gelen sözcükten alir. Çogunlukla ahlaksiz, rezil bir kahramanin basibos gezginlik yasaminda yasadigi olaylari gevsek ve rahat bir üslupla anlatir. Bu türün önemli örnekleri arasinda Lesage'nin Gil Blas de Santilane'in Berüvenleri, Defoe'nun Talihli Metres'i, Thomas Mann'in Dolandirici Felix Krull'un Itiraflari'ni sayabiliriz. Duygusal roman Insanin duygusal yasamini yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardir. Bazen bu türde yazarin kendi duygulariyla, okurun duygularini sömürmesi ön plana çikar. Laurence Sterne'in Fransa ve Italya'da Hissi Seyahat adli eseri, Rousseau'nun romanlari, Madame de La Fayette'in Prenses de Cleves'i bu türe dahil edilebilir. Gotik roman Gotik roman, Ingiliz ve Amerikan romanciligina özgü bir türdür. 18. yüzyilin akilciligina karsi çikan bir türdür. Karanlik, korkutucu, çilginliklarla dolu bir ortamda geçen kanli, seytani, büyülü olaylari konu alir. Horace Walpole'un Otranto Satosu, Mary Shelley'in Frankenstein adli romanlari bu türün örnekleridir. Gotik romanin günümüzdeki uzantilari bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir. Ruhbilimsel roman Kisilerin ruhsal durumlarini ayrintilariyla çözümlemeye çalisan romanlardir. Daha serinkanli ve denetimli olusuyla duygusal romandan ayrilir. Abbe Prevost'un Manon Lasko adli eseriyla Fransiz edebiyatinda açilan psikolojik roman çigiri diger ülke romancilarini da etkilemistir. Paul Bourget'in romanlari da bu türe girer. Töre romani Insanlarin en dolaysiz biçimde toplumsal olan davranislarini, adetlerini, geleneklerini ön plana çikarir. Moda, yaygin konusma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapilan her sey bu tür romanlarin konusunu olusturur. Toplumun derin yapisindan çok, yüzeysel görüntüleriyle ilgilenir. En tipik temsilcileri olarak Arnold Bennet ve Evelyn Waugh'tur. TÜRK EDEBIYATINDA ROMAN Türk edebiyatina roman Fransizca'dan yapilan çevrilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf Kamil Pasa'nin Fenelon'dan yaptigi Terceme-i Telemak'tir. Daha sonra adi bilinmeyen bir çevirici Victor Hugo'nun ünlü romani Sefiler'i (Les Miserables) çevirdi. 1860-1880 yilari arasinda basta Fransiz yazarlar olmak üzere bir çok Batili yazarin eseri Türkçe'ye çevrildi. Ilk Türk romani Semseddin Sami'nin Taassuk-i Talat ve Fitnat adli eseridir. Sami'den sonra Ahmed Mithad romanlariyla Türk romaninin gelismesine katkida bulundu. Türk romani Tanzimat döneminde gelisti. Recaizade Mahmud Ekrem'in Araba Sevdasi yeni teknikler kullanilan Batili anlamda türüne en yakin romandir. Bu dönem romaninda ahlaki kaygilar kendini gösterir. Servet-i Fünun edebiyati döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar ask ve acima gibi konulari isledi. Halid Ziya Usakligil bu dönemin en basarili romancisi sayilir. Ask-i Memnu (1925) adli romani günümüzde de en basarili Türk romanlarindan biri sayilmaktadir. 1910 yillarindan sonra milli duygularin agir basmasiyla birlikte "genç kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akimi gelisti. Milli romanlarin yazilmasi bu dönemde basladi. Halide Edip Adivar'in Vurun Kahpeye, Resat Nuri Güntekin'in "Çalikusu" romanlari bu dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet döneminde çagdas Türk romani ortaya çikti. Toplumsal ve sosyal gelismeleri konu alan romanlar yazildi. Köy ve kent romanlari ayrimi da bu dönemle ilgilidir. ÖYKÜ Gerçek ya da düs ürünü bir olayi aktaran kisa düz yazi seklindeki anlatidir. Kisa olusu, yalin bir olay örgüsüne sahip olmasi, genellikle önemli bir olay ya da sahne araciligiyla tek ve yogun bir etki uyandirmasi ve az sayida karaktere yer vermesiyle roman ve diger anlati türlerinden ayrilir. Öyküde, olayin geçtigi yer sinirli, anlatim özlü ve yogundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çogu zaman sadece belli özellikleri yansitilir. Konu tümüyle düs ürünü olabilir, ya da son derece gerçekçidir. Genellikle ironik bir rastlanti yoluyla yaratilan özel bir an üzerindeki yogunlasma sürpriz sonlara olanak verir. Eski Yunan'daki fabl ve kisa romanslar, Binbir Gece Masallari öykünün habercileridir. Ama öykü ancak 19. yüzyilda romantizm ve gerçekçilik akimlarinin yayginlasmasiyla edebi bir tür haline gelebildi. Edgar Allan Poe'nin Grotesk ve Arabesk öyküleri adli eseriyle yalnizca Amerika Birlesik Devletleri'nde degil Avrupa'da da etkili oldu. Almanya'da Heinrch von Kleist, ve E. T. A. Hoffmann, psikolojik ve metafizik sorunlari öykülerinde masalsi bir anlatimla yansittilar. 20. yüzyila girildiginde öyküler ilk kez genellikle gazete ve dergilerde yayinlaniyor ve bu yüzden gazetecilige özgü yerel renkler tasiyordu. Bret Harte'nin öyküleri, Ruyard Kipling'in Hindistan'daki yasami anlatan öyküleri, Mark Twain'in Missisippi öyküleri bu özelliktedir. Rusya'da Gogol, Dostoyevski, Turgenyev ve Çehov'un öyküleri, öykü türünün edebi eserler arasinda saglam bir yere oturmasina büyük katki sagladi. TÜRK EDEBIYATINDA ÖYKÜ Türk edebiyatinda Batili anlamdaki ilk öyküler Tanzimat döneminde yazildi. Ilk öykü yazarlari, Ahmed Midhat, Emin Nihat, Samipasazade Sezai ve Nabizade Nazim'di. Türk öykücülügünü yetkinlige kavusturan yazar ise Halit Ziya Usakligil oldu. Edebiyat-i Cedide döneminde yalin diliyle dikkat çeken Usakligil, titiz gözlemciligiyle gerçekçi öykü gelenegini baslatan yazar oldu. Bu dönemin diger yazarlari Hüseyin Rahmi Gürpinar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçin, Ahmet Hikmet Müftüoglu ve Saffeti Ziya idi. 2. Mesrutiyet'in ilanindan sonra gelisen yeni edebiyat akimiyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar islenmeye basladi. Türkçe'de yabanci sözcüklerin temizlenmesi, yazimda konusma dilinin hakim olmasi, tasra yasaminin gerçekçi bir üslupla edebiyata tasinmasi gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülügünde yeri bir çigir açti. Onu Halide Edip Adivar, Resat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi. F. Celaleddin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal Kaygili, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sirri Örik, Bekir Sitki Kunt, Mahmut Sevket Esendal Cumhuriyet dönemi öykücülügünü hazirlan isimlerdir. Cumhuriyet dönemi 1930'lar sonrasini kapsar. Bu dönemde alisilmisin disinda bir öykü dünyasi kuran Sait Faik Abasiyanik, Halikarnas Balikçisi (Cevat Sakir Kabaagaç), diyaloglarin usta yazari Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Agaoglu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbasar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpinar öykü yazarlari olarak ön plana çikti. Günümüzde Türk öykücülügü genis bir konu ve üslup zenginligiyle sürmektedir. MASAL Olaganüstü öge, kahraman ve olaylara yer veren öykülerdir. Masal terimi öncelikle, Sindirella, Çizmeli Kedi gibi sözlü gelenegin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama sözlü gelenekle iliskisi olmayan edebi yönü agir basan bazi eserler de bu türün içinde yer alir. Halk masallari 4 temel grupta toplanir. Hayvan masallari, olaganüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar. Hayvan masalari genellikle kisa masallardir. Lafontaine masallari bu türün en güzel örnekleridir. Seyhi'nin Har-name adli eseri de Divan edebiyatindaki hayvan masallari türüne görmek gösterilebilir. Olaganüstü masallarda, olagan varliklarin yani sira cin, peri, dev, ejderha gibi olaganüstü varliklara da yer verilir. Gerçekçi masallarin baslica kahramanlari ise padisahlar, vezirler, prenses ve prensesler, zenginler, hirsizlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kisilerdir. Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eglendirmeyi amaçlayan masallardir. Zincirleme masallar ise siki bir mantik bagiyla birbirine baglanan, küçük ve önemsiz bir dizi olayin art arda siralandigi masallardir. TIYATRO Bir öyküyü, sahne olarak ayrilmis bir yerde oyuncularin söz ve hareketleriyle canlandirma sanatidir. Çogu zaman yazili bir metne dayanir. Be metnin adi senaryodur. Ancak tiyatronun tek ögesi edebiyat degildir. Oyunculuk, sahne düzeni, dekor, köstüm, aydinlatma, müzik ve dans gibi ögeleri de vardir. Burada tiyatro terimi, eser olarak edebi yönüyle ele alinmaktadir. Baska bazi sanatlar gibi tiyatro da dinsel törelerden dogmustur. Daha sonra dinden bagimsizlasarak bir sanat olmustur. Temelinde, ilke insanin doga olaylarini kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak canlandirma çabalari yatar. Doga üstü güçlerin insanlara görünmesine aracilik etme çabalari da tiyatronun bir diger amacidir. Tiyatro eserleri de diger edebi eserler gibi genel edebi akimlarin etkisinde kalir. Ilk insan topluluklariyla birlikte ortaya çikan tiyatro antik çaglarda asil kimligine kavusmaya basladi. Ilk tiyatro senligi MÖ 534'te Atina'da düzenlendi. DENEME Tek bir konuyu rahat ve akici bir biçimde ele alan, çogu kez yazarinin kisisel bakis açisi ve deneyimini aktaran orta uzunluktaki edebi metinlerdir. Bu türün yaraticisi 16. Yüzyil Fansiz yazari Michel de Montaigne'dir. Yazdigi metinlerin kisisel düsünce ve deneyimlerinin iletilmesine yönelik çalar oldugunu vurgulamak için deneme (essai) adini seçmistir. Türk edebiyatina deneme, diger edebi türler gibi Tanzimat'tan sonra Bati'nin etkisiyle girdi. Edebiyat-i Cedide dönemi ve Cumhuriyet döneminin Yakup Kadri Karaosmanoglu, Ahmet Hasim, Falih Rifki Atay, Yahya Kemal Beyatli bi yazarlardir deneme türünde eserler kaleme aldi. Ancak deneme türünün en önemi yazari Nurullah Ataç'tir. Ataç, denemelerinde kisisel tavrini açikça ortaya koyan, dilde yenilikçi ve titiz, üslupta akici bir yazardir. BIYOGRAFI "Yasam öyküsü" de denebilir. Bir kisinin yasamini anlatmayi konu alan edebiyat türüdür. Yazarin kendi yasamini anlattigi oto biyografiler de bu türün içinde yer alir. Yasam öyküsü kisisel anilara ya da arastirma sonucu edinilmis sözlü ve yazili malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasina dayandigi için tarihin bir dali olarak da görülebilir. Ama konu alinan kisinin bireyselligini, yaratici ve duygudas bir kavrayisla aktarmaya çalistigi için ayni zamanda edebiyatin bir koludur. Tarihte ölen kisinin yasamini ve yapitlarini öven mezar yazitlari ve cenaze törenlerindeki konusmalar yasam öykülerinin ilk örnekleri sayilabilir. Daha sonra eldeki verilerin keyfi ya da elestirellikten uzak bir yorumuna dayanan, söz konusu kisiyi övmek ve okura örnek olusturmak için yazilan yasam öyküleri baslamistir. Bunun hemen ardindan kisilerin gerçek yüzünü ortaya çikarmayi amaçlayan elestirel yasam öyküleri de kaleme alinmistir. Yasam öyküsünün bir baska özelligi, yazarinin tarafsiz olmamasidir. Yasamini yazdigi kisiyi sunar ve yorumlarken kendi kisiligini de eserine yansitir. Otobiyografi türünde bu özellik daha da belirgindir. MAKALE Düzyazi da denebilir. Yazarin belli bir konuda, genellikle günlük politika ile ilgili görüslerini dile getirdigi kisa metinlerdir. Makale, asil gazetelerin yayginlasmasi ve gelismesiyle kendini gösteren bir edebi türdür. Yazar bu kisa yazilarda çesitli konulara iliskin kisisel görüs elestiri ve önerilerini siralayabilir. Ya da politik veya toplumsal bir alandaki sorunlara deginebilir. Konular politikanin yani sira, bilim, dil, kültür gibi yazarin tercih ettigi herhangi bir alan da olabilir. Makalenin amaci, açiklama, elestiri, tanitim, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle elestirel tutum ön plandadir. Makaleler, günlük yazildiktan sonra bir araya getirilerek makale kitaplari seklinde yayinlanabilir. ELESTIRI Herhangi bir kisiyi, bir eseri, bir konuyu dogru ve yanlislarini dile getirerek göstermek amaciyla yazilan kisa metinlerdir. Hedeflenen ögeyi dogru ve yanlis yönleriyle tanitmayi amaçlayabilecegi gibi, bu ögenin dogru tanitilmasini saglamayi ve bir degerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarini ve yapitlarini konu alan inceleme, yorum ya da degerlendirme olarak da tanimlanabilir. ANI Kisisel yasantinin bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek amaciyla yazilmis edebi metinler ya da kayitlardir. Otobiyografi ile karistirilabilen ani, ondan dissal olaylara verdigi önem nedeniyle ayrilir. Anida kisisel yasam izlenimlerinin yani sira bu izlenimlerin dis boyutlari da genis olarak yer alir. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu edinirken, ani yazarlari çogunlukla çesitli tarihsel olaylarda rol oynamis ya da bu olaylarin yakin gözlemcisi olmus kisilerdir. MIZAH Olaylarin gülünç, alisilmadik ve çeliskili yönlerini yansitarak insani düsündürme, eglendirme ya da güldürme sanatidir. Bu amaçla yazilan edebi eserler de mizah türü için de degerlendirilir. En kaba sakadan en ince espriye kadar bütün mizah örnekleri, birbiri ile uyum içindeki olaylar arasindaki çeliskinin birdenbire ortaya çikarilmasina dayanir. Mizah gelenek ve kurallarin sorgulanmasinda önemli bir rol oynar. Iki amaci vardir, saldirma ve savunma. Insanin topluca yasamaya basladigi dönemle birlikte mizah da otaya çikmistir. Kentlesmeyle birlikte daha soyut ve dolayli bir özellik kazandi. Mizahi bedensel siddetten ayirip keskin dilli bir sanata dönüstüren Atinalilar olmustur. Ortaçagda kilise ve krallari alaya alan masallariyla senliklerde halki eglendiren öykü anlaticilari jonglörler ve gezgin minstrel'le birlikte açik cinsel çagrisimlari da olan yeni bir mizah türü yayginlasti. 20. yüzyilda yeni bir mizah türü dogdu. Komik ögelerin yani sira ürkütücü ve korkunç ögelere de yer veren kara mizah ortaya çikti. Siyasal mizah da bu dönemde önem kazandi. Türk edebiyatinda mizah Türk edebiyatinda ise gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fikralar ve seyirlik oyunlardir. Divan edebiyatinda da sik rastlanmamakla birlikte mizah yer almistir. Tanzimat döneminde Türk mizahinin çehresi genis ölçüde degisti. Teodor Kasap ve Direktör Ali Bey'in Fransiz edebiyatinin etkisiyle yazdiklari tiyatro eserleri önem kazandi. Sinasi'nin Sair Evlenmesi, Ziya Pasa'nin Zafername Serhi, Namik Kemal'in imzasiz fikra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. 2. Mesrutiyet'le birlikte Türk mizah edebiyati büyük gelisme gösterdi. Baha Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazilariyla ünlendi. Cumhuriyetle birlikte Türk mizahi yeni bir kimli kazandi. Bu dönem yazarlari geçmisi elestiren, yeni dönemi savunan bir tutum benimsedi. Çok partili dönemle birlikte mizah kapsam ve konu bakamindan büyük zenginlik kazandi. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rifat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer Izgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu dönemin önemli isimleridir. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Teknik Bilgiler! | Revised | Diğer | 7 | 12-12-2008 20:13 |
| Teknik Bilgiler | KaaN | Sanal Tuning | 4 | 30-10-2007 11:59 |
| Edebİyat Akimlari | sweet_ | Türk dili ve Edebiyatı | 2 | 29-10-2007 01:06 |
| Her Telden Bilgiler | **Zerd@** | Bilelim Öğrenelim | 6 | 10-10-2007 12:00 |
| Genel Bilgiler | Mr.CoWbOy | Genel Bilgiler | 0 | 29-06-2006 18:45 |