ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Liseler Liselerdeki sorunlarınız, ödevleriniz ve benzeri. konular ile ilgili bölümümüz...

Cevapla
Alt 28-01-2007, 20:52   #1 (permalink)
@izci@
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884
İtibar Gücü: 49


Arrow özün Anlamı

SÖZÜN ANLAMI


Söz ile sözcük arasındaki ayrıma değinmeliyim önce. Çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmaları yanıltmamalı; biz aralarına kesin bir çizgi çekmek zorundayız. Bir kere aralarında boyut farkı var. Sözcük (sonundaki -cük her ne kadar yapım ekiyse de tümden dışta bırakmadığı küçültme anlamının da katkısıyla) sözden küçük olandır gerçekten. Sözcük, bir anlam birimidir, tektir; her anlama bir sözcük düşer. Öyleyse, sözün sözcükten büyük olması için en az iki birim olma zorunluluğu vardır. Başka bir deyişle söz, en az iki sözcüktür. Sözcüklerin yan yana gelmesinde mantık belirleyici olur. "Mor elbise, mor dağlar" dendiğindeki uyumun, "mor ahlak" dendiğinde yitmesi bundandır. Mantıklı bağdaştırmalar üzerinde duracağız burada, hatta daha çok kalıplaşmış sözler üstünde. Peki, neleri sayabiliriz "söz" kapsamında? En az iki sözcükten oluşan bütün sözcük öbeklerini.

İkilemeler
Aynı sözcüklerin, yakın ve karşıt anlamlı sözcüklerin ya da ses benzerliği taşıyan sözcüklerin yinelenmesiyle oluşan sözcük öbekleridir.

Aynı sözcüğün yinelenmesiyle kurulanlar: iri iri, yeşil yeşil, hızlı hızlı...
Yakın anlamlı sözcüklerle kurulanlar: eş dost, bıkmak usanmak, kılık kıyafet...
Karşıt anlamlı sözcüklerle kurulanlar: ileri geri, aşağı yukarı, dost düşman...
Kimi zaman yalnızca ses benzerliği yeter ikileme kurmak için: eski püskü, eğri büğrü, abuk sabuk...
Kimi zaman da ilk sözcüğün, başındaki harfin yerine "m" konarak yinelenmesi: boncuk moncuk, ev mev, şaka maka...
Kimi zaman bunlara bile gerek kalmaz: bakkal çakkal, falan fıstık, falan filan...


Sözcük Öbekleri
İlgeç (edat) öbeklerinden tamlamalara kadar iki sözcükten oluştuğu halde temelde tek kavramı karşılayan bütün sözleri bu kapsamda düşünebiliriz. Görevleri değişebildiği gibi, anlamları da bağlama, yani tümcenin neresinde, nasıl kullanıldığına göre değişen bu öbeklerin anlamları üstünde, bu yüzden, durmaya pek gerek yok.

Sabaha kadar, aşağı doğru, kitabın kapağı, sarı hırka...

Söz Mecazı
Kimilerini "imge" sayabileceğimiz "söz mecazı", tanımını adında taşıyor aslında. Tek sözcüğün değil, sözün (en az iki sözcüğün) somut temel anlamından uzaklaşarak soyut bir yan anlam kazanması. Ali Püsküllüoğlu, Edebiyat Sözlüğü'nde şöyle tanımlıyor imgeyi:: "Yazınsal ürünlerde, özellikle de şiirde dile getirilmek isteneni daha canlı, daha etkili, duyumsanabilir, göz önüne getirilebilir bir biçimde anlatmak için, onunla başka şeyler arasında bağlantı kurularak zihinde canlandırılan yeni biçimlerdir." Birkaç sayfa öncesine dönerseniz "mecaz"a da benzer bir tanım yaptığımızı göreceksiniz. Çünkü, temel anlamı somut tek sözcüğün, soyut yan anlam kazanması "mecaz", birden çok sözcüğün (söz) aynı işlemden geçmesi de "söz mecazı"dır.

Deyimlerden tek farkı, deyimlerin kalıplaşmış, söz mecazının ise özgün oluşudur. Tıpkı deyimlerdeki gibi söz mecazını da düz anlamıyla algılamaya kalkmak, insanı gülünç duruma düşürebilir. Mustafa Ekmekçi, yazmanın, konuşmanın, hatta düşünmenin bile yasak olduğu 12 Eylül günlerinde, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, "Satır aralarını okuyan okurlarım anlamıştır ne demek istediğimi." gibi tümceler kurardı. Bir arkadaşımın gazeteyi kaldırıp ışığa tuttuğunu, satır arasında ne yazdığını bulmaya çalıştığını anımsarım bugün bile. Üstelik çocuk falan değildi; ama satır arası okuma'nın, orada "açıktan açığa söylenmese de sezdirilen kimi şeyleri anlamak" demek olduğunu kavrayamamış.

"Toprağının özsuyuyla beslenmek" sözünde sözgelimi, bilmediğimiz hiçbir sözcük yoktur; ama yine de hiçbir sözcük temel anlamında kullanılmamıştır. "Ülkesinin kültürünü özümlemek"biçiminde verebileceğimiz soyut anlam, "toprak", "özsu", "beslenmek" gibi temel anlamı somut sözcüklerle iletildiği için gözümüzde somutluk kazanmaktadır. Cemal Süreya'nın, Yunus Emre'yi anarken "Türkçenin süt dişleri"nden söz etmesi, uzaktaki İstanbul'u "feodaliteyi süpüren byıklarıyla" anlatması, hep birer imge örneği sayılabilir.

Deyim
En az iki sözcüğün kendi temel anlamlarını yitirerek, yeni ve soyut bir kavramı karşılamasıdır. Bu tanımdan çıkarabileceğimiz ipuçlarından (satır aralarını okumaktan) başlayarak deyimlerin özelliklerini sıralamaya çalışalım şimdi:

1. Tek sözcüklü deyim olmaz. Öyleyse tek bir sözcüğün "deyim anlam"ından söz etmek doğru değildir. Sözcüklerin oluşturduğu "deyimin anlamı"ndan söz edilebilir ancak.

2. Deyimi oluşturan sözcükler TA'ya (temel anlamlarına) bir biçimde bağlı olmakla birlikte, bütünüyle TA taşımaz.

3. Deyimin karşıladığı kavram, anlatılması güç, soyut bir kavramdır. Deyimi oluşturan sözcüklerin ise TA'ları somut. Öyleyse deyim, bir "somutlaştırma" olayıdır. (O zaman bir soru: Somutlaştırma ile ne farkı var deyimin? Çok basit. Somutlaştırma, tek sözcükle yapılır; deyim ise en az iki sözcük olmak zorundadır.)

4. Deyimlerin, özellikle Türkçe açısından bize gösterdiği kimi gerçeklere de şöylece bir baktıktan sonra özelliklerine geçeceğim. Deyim bilmeyen kişinin Türkçeyi bütün olanaklarıyla kullanmasından söz edemeyiz; çünkü deyimler, gerçekten Türkçenin önemli bir zenginliğidir. Ancak, Türkçenin deyim bakımından bu kadar zengin olması, bize aynı zamanda Türkçenin yoksulluğunu da göstermez mi? Halk (deyimi halk yapar), sözcük olarak karşılığını bulamadığı soyut kavramları karşılamak üzere oluşturur deyimleri, öyleyse Türkçenin en önemli zenginliği sayılan deyimler, aynı zamanda aydın ve sanatçılarımızın, Türkçenin soyut kavram gereksinmesini karşılamakta yetersiz kaldığının da göstergesidir.

5. Deyim, kaç sözcükten oluşmuş olursa olsun bir (tek) soyut anlamı karşılar.

6. Kalıplaşmıştır. Hem biçim olarak hem anlam olarak. Sözcükler kendi anlamlarından uzaklaştığı için, o deyimi bilmeyen kişi, sözcüklerden giderek deyimin anlamını çıkaramaz. Biçimsel kalıplaşma: Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemez. Deyim başka dile sözcük sözcük çevrilemez; dil içi çeviri bile yapılamaz. "Başı çekmek": Önde gitmek, lider olmaktır. "Baş" ile "kafa" sözcükleri yakın anlamdadır; ama "baş" yerine "kafa" sözcüğünü koyarsak eski deyimle ilgisi olmayan, bambaşka bir deyim çıkar karşımıza: "Kafayı çekmek." Bu yeni deyimin öncülükle değil içki ile ilişkisi vardır ancak. Anlamsal kalıplaşma: Deyim bir bütün olarak hangi anlama geliyorsa hep o anlama gelir. Kişilerin deyimi başka anlamda kullanma çabası, olsa olsa onların Türkçeyi iyi bilmediklerini kanıtlamaya yarar. "Etekleri tutuşmak" ve "etekleri zil çalmak" deyimlerinin ikisi de "acele, telaş" anlamı içerir; ama ilkinde bir panik durumu, ikincisinde ise sevinçli bir telaş anlamı gizlidir. Birbirine çok yakın bu iki deyim bile birbirinin yerine kullanılamaz.

7. Bir durumu, bir davranışı, bir duyguyu anlatır. En çok bu özelliğiyle atasözünden ayrılır.

8. Bir zamanlar halkın, sözü dinlenen kişileri tarafından yapılmış icatlardır. Halkın ortak malı olmaları, halkın ortaklaşa üretimi gibi algılanmamalıdır. Deyimi de ilk söyleyen birileri vardı. Ancak beğenilip yaygınlaştıktan sonra halkın ortak malı olmuştur deyimler; tıpkı anonim halk edebiyatı ürünü olan türküler, maniler gibi.

9. Halk tarafından benimsenecek, kullanılacak kadar beğenilmesi koşuluyla her an, yeni deyimler oluşabilir.

10. Çoğu "-mak, -mek"le bittiği için, kişiye ve zamana göre çekimlenebilir: "Saçı(mı/m) süpürge et(tim/ti/miş)" Ancak tümce biçiminde olan deyimler de vardır. "Atı alan Üsküdar'ı geçti." gibi, "Gelen ağam, giden paşam." ya da "Dışı seni yakar, içi beni." gibi.



Atasözü
Bir deneyimi, birikimi aktarırken değer yargısı oluşturan ve değer yargılarını yaşatan, akılda kalıcı, özlü sözlerdir.
Atasözlerinin özelliklerini maddelerken bu tanımdan yola çıkalım:

1. Atasözü bir deneyimi, bir birikimi aktarır. Ellerinde yazıya geçirme olanağı bulunmayan halk bilgeleri, kendi yaşadıkları deneyimi (ki deneyim, yaşayarak edinilir) ve birikimi (birikim için uzun yaşamaya gerek yok; genç yaşta zengin bir birikim edinmek mümkün) ancak sözle aktarabilirlerdi, öyle de yapmışlar.

2. Kişilerin değer yargıları olduğu gibi, toplumların da değer yargıları vardır. Adını anımsayamadığım eski bir Afrika kabilesinde kendi başının çaresine bakamayan aile büyüğünü götürüp ormanın derinliklerine bırakmak büyük oğula düşen ve savsaklanamayacak bir görevken bizim toplum yapımızda büyüğün ölmesini beklemek ya da bunu beklediğini hissettirecek biçimde konuşmak bile ayıptır. "Ayıp", toplumsal değer yargılarına ters düşmekten başka bir şey değildir zaten. Atasözleri bu değer yargılarını oluşturmakla kalmaz, sürmesini de sağlar.

3. Pek çok atasözünde akılda kalıcılığın sağlanması için ölçüden, uyaktan, söz sanatlarından yararlanılmıştır. "Ak akçe kara gün içindir."de "ak" ve "kara" sözcükleri karşıtlık (tezat) kullanımına örnek gösterilebilir. "Sakla samanı, gelir zamanı" atasözünde "saman-zaman" sözcükleriyle hem tam uyak sağlanmış hem de aruz ölçüsüyle "imale" yapılmış gibi, "saman"ın "zaman"a benzer biçimde, son hecesinin uzun okunması sağlanmıştır.

4. Atasözleri özlü sözlerdir." demiştik "özlü" sözcüğünden, yoğun, az sözcükle çok anlam ileten, derin anlamları anlaşılmalıdır. Atasözleri gerçekten yüzyılların süzgecinden geçerken bütün fazlalıklarından arınmış, öz olarak kalmış sözlerdir.

5. Deyimden farklı olarak söz değil, tümcedir atasözleri; çünkü bütün atasözleri bir yargı bildirir.

6. Her ne kadar atalarımızın sözleriyse de tıpkı deyimler gibi, başlangıçta bir kişi tarafından bulunmuş, yaratılmış sözlerdir. Bütün atalara mal edilmesi, ilk söyleyeninin unutulması kadar, toplumun büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiş olmasıyla da ilgilidir.

7. Deyimde temel anlam tümüyle ölü bir anlamken atasözünde TA da doğrudur. Ancak atasözünde de asıl kastedilen TA'nın arkasındaki anlamdır. "Ayağını yorganına göre uzat." atasözünde uzatmazsan ayağın dışarıda kalır, üşütür, hastalanırsın, anlamı doğrudur; ama atasözünün asıl söylemek istediği bu değil, "harcamalarını bütçene göre yapmazsan zor durumda kalırsın" anlamıdır.

8. Kalıplaşma özelliğiyle deyime benzer; ama deyimden farklı olarak atasözleri, tümce olduğu için, başka dile çevrilebilir.

9. Kişilerin ve toplumun değer yargıları değiştikçe atasözlerinden de öne çıkanlar, geriye itilenler olur. Sözgelimi, ben yaştakilerin çocukluğunda en çok duydukları atasözleri tasarrufa özendirenlerdi. Tüketim toplumu haline geldikçe bu atasözleri duyulmaz oldu. Yine bir zamanlar geçerli olan "Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya." gibi, "Peyniri saklayan deri, kadını saklayan eri." gibi, "Kadının saçı uzun, aklı kısa." gibi atasözlerinin ilettiği yargılar, günümüz toplumunca benimsenemeyeceğinden bu sözler, ancak şaka yollu kullanılmaktadır.

10. Atasözleri tümce olduğu için deyimler gibi çekimlenemez.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 28-01-2007, 20:52   #2 (permalink)
@izci@
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884
İtibar Gücü: 49


Özdeyiş (Vecize):
Aslında "imzalı sözlerdir" diye tanımlamam yeterli; çünkü atasözlerinden en önemli farkı budur özdeyişlerin. Adı üstünde, onlar da "öz"lü sözdür; ancak, söyleyeni bellidir. Çoğu kez sınıfta tartışma açmak için sorduğum soruyu burada da sorayım: "Peki, söyleyeni belli olmazsa, unutulursa özdeyişlerin atasözüne dönüşme olasılığı var mıdır?" Yanıtını da ben vereceğim mecburen: Vardır; üstelik yüksektir bu olasılık. Ancak bir de koşul vardır: imzasız, söyleyeni unutulmuş bir özdeyişin atasözüne dönüşmesi için hem biçimce, atasözü gibi akılda kalıcı, hatta ölçülü / uyaklı olması gerekir hem de halkın değer yargıları ve daha önce verilmiş anonim ürünlerle içerik açısından benzer özellikler taşıması.

Ziya Paşa'nın "Bed asla necabet mi verir hiç üniforma / Zerduz palan vursan eşek yine eşektir" ya da "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi beyitlerindeki görüşler, "Kızını dövmeyen, dizini döver" diyen halkın değer yargılarıyla örtüşecektir; ama Ziya Paşa'nın terkibibendinde geçen bu türdeki söyleyişlerin orada dile getirildikten sonra mı yaygınlaştığı; yoksa zaten atasözlerinden mi alındığı çok da belli değildir. Bir de örneğin, Beethoven'in, "Güzel müzik, erkeklerin kalbini yakmalı; kadınların gözünü yaşartmalıdır." özdeyişi, Beethoven tarafından söylendiği unutulsa da cıvıl cıvıl halk ezgileri yapmış bir toplumca, kendi eserlerini dışlama tehlikesi getireceği için benimsenmeyecektir. Aynı biçimde Nietzsche'nin, "Gençler, başınızın üstüne şu levhayı asıyorum: 'Sert olunuz.'" özdeyişi de kendi çocuğunu, olası belalardan uzak tutmak için "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demesi" yönünde uysallaştıran, "El öpmekle dudak aşınmaz." diye eğiten bir halkın beklentisiyle örtüşmeyecektir.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 28-01-2007, 20:53   #3 (permalink)
@izci@
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884
İtibar Gücü: 49


TÜMCENİN ANLAMI


Yargı, genel olarak "olumlu", "olumsuz" ve "soru" biçimlerinde bildirilir. Burada bunların ayrıntısına girmeyi düşünmüyorum. "Olumlu düz tümce", "olumsuz eylem tümcesi", "devrik soru tümcesi" gibi alt bölümlere geçmek istemememin iki nedeni var:

Birincisi, anlamca tümce türlerini anlatabilmem için birtakım dilbilgisi terimleri kullanmam gerekir. Oysa o terimleri, sırası geldiğinde ve neden o adı aldıklarını açıklayarak anlatmayı daha kavratıcı buluyorum. Başka bir deyişle şu anda okurlarımın bu terimleri bilmediklerini kabul ediyorum. Her şeyi sıfırdan başlayarak anlatma yolunu seçerken sağlam bir temel oluşturacak, az bilen-çok bilen ayrımına yer vermemiş olacağız.

İkincisi, tümcenin anlamının bağlamından koparılarak verilemeyeceğini düşünüyorum. Sözün, söylendiği ya da yazıldığı ortama, zamana bağlı olduğu kadar, belki onlardan çok, içinde yer aldığı bütünün anlamına doğrudan bağlı olması, benim de elimi kolumu bağlıyor.

"Gözlerimin gemileri kuş istiyor" (Cemal Süreya) tümcesini neye göre sınıflandıracağız?

Bu şiir tümcesini, bir dizesini oluşturduğu şiirden koparıp tek başına anlamlandırmaya çalışmak ne kadar anlamlı?

"Gülerdi tramvaylardan küçük bir kız / Bekâreti beyaz dişlerinde" dizelerindeki küçük kızın bekâretini dişlerinde taşıyarak bütün tramvaylardan güldüğünü söylemek Cahit Külebi'ye haksızlık olmaz mı?

"Hava kurşun gibi ağır" bir tümcedir; ama Nâzım Hikmet, bunun ardından, "Bağır bağır bağırıyorum" dediğinde hemen bağırmanın nedenine dönüşmüyor mu?

"Hiçbir derdim yoktur ki yarım saat kitap okumayla geçmesin." tümcesinin, "Yarım saat kitap okumak bütün dertlerimi geçirmeye yeter." anlamına geldiğini, üstelik çok akıllı, çok çalışkan bir öğrencime anlatmaya çalışırken göbeğim çatlamıştı da matematik yetişmişti imdadıma. Ben "Bütün dertleri geçiyormuş işte!" dedikçe, öğrencim, "Geçmesin, diyor hocam." diye diretiyordu. Ama, "yoktur" = (-), "geçmesin" = (-), diye değerleri ona buldurduktan sonra, "Eksiyle eksinin çarpımı?" diye sorunca, tümcenin anlamının nasıl olup da olumluya döndüğünü şıp diye anlamıştı.

Bütün sözcükleri bugün de kullanıldığı halde eski bir şarkıda geçen, "İstemezsin ben perişan olduğum" dizimi günümüze nasıl uymuyorsa (Günümüzde, "Benimperişan olmamı istemezsin."diye söylerdik herhalde bu anlamı.), yabancı dilden (bu yabancı dil, son on yıllarda yalnızca İngilizce olmakta) yapılan çeviriler de Türkçenin dil mantığına çoğu kez uymamakta. Çeviri yoluyla giren yeni söz dizimlerinin tümüne karşı değilim; yeni anlatım olanakları sağlayacak dizimlere başımın üstünde yer verebilirim; ancak, "Bir yakının öldü mü?" ya da "Bir yakınını kaybettin mi hiç?" demek varken ve kastedilen anlam tam da buyken, "Ölen birini tanıyor muydun?" denmişse bu tümceyi Türkçenin içinde bir yere oturtamayız.

Cengiz Bektaş, anlatmıştı bir toplantıda. Azerbaycanlı yazar Anar, Türkiyeli Türklerin "Hoşuma gitti." biçimindeki kullanımlarını eleştiriyor; "Niye 'gitti' diyorsunuz? Güzel bir şeyse gelsin, niye gidiyor?" diye soruyormuş. Çünkü Azeri Türkçesinde "Hoşuma gitti." değil, "Hoşuma geldi." denmekteymiş.

Aynı dilin farklı coğrafyalardaki kullanımları birbirinden farklı olduğu gibi aynı tümce, çeşitli bağlamlarda farklı anlamlara gelebilir. "Çocuk oturuyor mu?" tümcesi, 2-3 aylık bir bebek kastedilerek sorulmuşsa "Kendi kendine oturma becerisi edindi mi?", dolmuşta annesinin yanındaki çocuk gösterilerek söylenmişse "Çocuk için de ayrıca ücret ödeyecek misiniz?" anlamına gelmekte.

Gündelik dilde kurduğumuz pek çok tümce, tek başına ne kadar anlamlıdır? "Yanında arkadaşları da mı varmış?" bir soru tümcesidir; ama bu tümcenin sonuna getireceğimiz bir "ne" ("Yanında arkadaşları da mı varmış ne!") hemen başka anlam ayırtıları katmıyor mu tümceye? Söylememe isteği, ayıplama, aşağılama, tahmin vb. "O da sorulur mu?" tümcesinin duygu yükünü bir düşünelim. Sevecenlik mi, bağışlama mı, aşağılama mı, alay mı? Ne? Hangi kapsamda düşünülmeli? Tamam, uzattım; kesiyorum. Tümcenin anlamına, daha sonraki konuların içinde, yeri geldiğinde değinilecek. Bu konuda ayrıntılı bilgi isteyenlere Rasim Şimşek'in Örneklerle Türkçe Sözdizimi kitabını öneriyorum.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
parmaklarımızın anlamı yarenler Bilelim Öğrenelim 3 01-01-2008 00:47
Hayatın Anlamı... eLFiDa Paylaşmak İstedikleriniz 12 27-12-2007 23:42
Reklamdaki gülün anlamı ne? Kr㣠Son Dakika Haberleri 0 22-11-2007 16:30
Hayatın Anlamı... **Zerd@** Hikayeler ve Efsaneler 1 16-01-2007 08:56
RüyaLarın AnLamı ! SweetWitch Bilelim Öğrenelim 0 29-10-2006 15:29





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847