ÜYE GİRİŞİ

HIZLI ARAMA


Kim Kimdir Padişahlar, Din Adamları , Alimler ,Sporcular , Mankenler , Ünlüler vs. vs.. Hepsinin Hayat Hikayelerini Burdan Okuya Bilirsiniz.

Cevapla
Alt 04-08-2006, 19:26   #1 (permalink)
@izci@
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.884
İtibar Gücü: 49


Nasrettİn Hoca

Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca (1208-1284)


Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.

Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Katı kurallar karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.

Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.

Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Yönetim hatalarına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.



@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 05-09-2006, 16:29   #2 (permalink)
tuse
Hırslı 2de1'ci
 
tuse - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 18.07.2006
Yaş: 26
Mesajlar: 865
İtibar Gücü: 14


NASRETTİN HOCA

Nasreddin Hoca


Nasreddin Hoca, Anadolu´da veya yakınlarında yaşayan, nükteleriyle ünlü kişidir. Hayatı hakkındaki rivayetlere göre, 1208 senesinde Eskişehir´in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmus, 1284 yılında Akşehir´de vefat etmiştir. Akşehir´de bir türbesi vardır. Türk edebiyatında önemli bir figürdür.

Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikayesini Sarı Saltuk'un hayatını anlatan Saltukname içermektedir.Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem'in (sonradan Cem Sultan ismiyle tarihe geçecektir) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebülhayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır.

Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan Nasreddin Hoca, ilk öğrenimine doğduğu köyde imam olan babası Abdullah Efendi´de başladı. Tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yaptı. Ayrıca kadı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddin Hoca, Muhammed Hayrani´den tasavvuf ilmini tahsil etti. Ahmed Fakih adlı bir alimden ders aldığı da rivayet edilmektedir, 1284 yılında vefat ettiği göz önüne alınınca, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.

Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hocan´ın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir.

Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı,onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum:" Işte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Letaif-i Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemk için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.
__________________
tuse Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 04-08-2007, 18:28   #3 (permalink)
forum_boy
Banned
 
forum_boy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 03.08.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 252
İtibar Gücü: 0


Post Nasrettİn Hoca :d :d

Nasreddin Hoca (1208-1284)

Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.
forum_boy Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 13-09-2007, 00:43   #4 (permalink)
RoCKMaN_TR
Yeni 2de1'ci
 
RoCKMaN_TR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.08.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 12
İtibar Gücü: 0


Nasreddin Hoca'nýn Hayatý Hakkýnda! Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:2006, Güncelleme: 17 Aralýk 2006 Hergün kaç kiþi mesaj atýyorsa "Nasreddin Hoca'nýn Hayatý" yazýyor mesajda. Bizim Hoca'nýn hayatýný bütün öðretmenler ödev verdi anlaþýlan
Nasreddin Hoca baðlamýnda kýsa bir açýklama yaparak hayatýný araþtýranlara yardýmcý olacak bir bakýþ saðlamaya çalýþmak istiyorum. Genellikle Hoca adý ile anlatýlan fýkralarýn çoðu doðu kökenli mistik hikayelerdir. Hindistana kadar uzanýyor bu fýkralar, belli bir dönemde bu tarz hikayeler anlatmak sözlü bir kültürmüþ. Tarihçi-Yazar Mustafa Armaðan bir defasýnda bana Ýran ve Orta asyada da bu tür bir karekterin varlýðýndan bahsetmiþti. Araþtýrmalarýmda ve çeþitli haberlerde karþýma çýkan verileri deðerlendirdiðimde bu tarz kiþilerin varlýðýndan bahsedebiliriz. Dünyanýn her yerinde bir doðulu hikaye tarzý var. Ama Türkiye'de Akþehir'liler buna iyi sahip çýkýp reklamýný da yaptýlar. Bu çalýþmalar sonucu Nasreddin Hoca daha çok Anadolu merkezli tanýnmýþtýr.. Hatta Akþehirde kendine has bir mezarý bile var. Böyle matrak adamlar Anadolu'nun her yerinde bir zaman yaþamýþtýr. Bu böyle biline.
Her kafadan ayrý bir ses çýkýyor. Ama benim asýl kýzdýðým mesele tembel ve uyanýk öðrencilerin internetten ve sitedeki fýkralardan ve diðer yazýlarda anlatýlanlardan bir kaç sayfalýk ödev hazýrlayamayýp doðrudan bizim yazýlý vermemizi istemeleridir. Ne iþiniz var oturun, okuyun fýkralarý ve aklýnýza yattýðý gibi bir hoca hayatý yazýn iþte. Ne biliyim camiye gidin oradaki hocayla da konuþun bir fikir edinirsiniz herhalde Ama artýk ne olur hocanýn hayatý diye mesaj atmaktan ve yorum linklerine mesaj býrakmaktan vazgeçin.-bu yüzden yorum linkleri artýk kaldýrýlmýþtýr- ya valla býktým artýk mesajlarý silmekten. ) Hatta geçen sunucu bilgisayarýn iþlemcisini bizim site aþýrý meþgul ettiðinden operatör siteyi kapatmýþ, neyseki tanýdýk olduðundan tekrar açtýrdýk, ama besleme linklerini kaldýrmak zorunda kaldýk.
Geçenlerde aldýðým bir öðrencinin attýðý mesaj aymazlýk ancak bu kadar olur dedirtecek cinsten. iþte mesaj, ne eksik ne fazla yayýnlýyorum hepsini: "Editör müsün nesin sen iþini yapsana millet ister mesaj gönderir göndermez
Nasrettin hocayla ilgilide biraz bir þeyler yaz bir þey bulamýyorum sonra öðretmen bana kýzýyor. Þikayet ederim seni bak sonra.... Artýk söylecek kelime bulamýyorum. Ne demeli bu öðrenciye?!
- Abi bence haklý : ))))
-hýýg mýg ?!!!


Sen de haklýsýn. Bizi Nasrettin Hoca’ya döndürdün. Kategori: Günlük Hayattan Alýntýlar, Eklenme Tarihi:2006 Duruþma sonrasý, "Duruþmada sesimi yükselttiðim için çok özür dilerim” diyen Çakýcý’ya, Mahkeme Baþkaný Bir, "Benim bundan bir þikayetim yok. Ülke sorunlarýndan çok konuþtun. Yeri burasý deðil” dedi.
Bunun üzerine Çakýcý, "Beni bir odaya kapattýlar. Kiminle konuþayým?” demesi üzerine hakim Bir, "Sen de haklýsýn. Bizi Nasrettin Hoca’ya döndürdün.”


Hoca Nasreddin / Murat Soyak Kategori: Okurdan Gelenler, Eklenme Tarihi:2005 Akþehir’de ak sakallý ermiþ
güller açar sözünde
dinlemek iyice dinlemek
pýnardan su içer gibi
etrafýnda ýþýl ýþýl çocuklar
hocam derler sýcacýk
yakýn bildiklerinden zahir
derse gönülden koþarlar
anlatýnca serin hikmet aðacý
bize dair ne varsa ballanýr
çaðlarý aþýp da gelmiþ
tebessüm güzelce yansýr

Not:Murat SOYAK'ýn göndermiþ olduðu þiiri yayýnlýyoruz. Kendisine çok teþekkür ediyoruz ve tüm ziyaretçilerimizden güzel çalýþmalar bekliyoruz.


Nükteler ve Fetvalar / Ýskender PALA Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006 Eskiler nükte için “fehm ü idrâki zarafete baðlý kýssa” derlerdi. Yani anlaþýldýðý vakit zarafet ortaya koyan ifade.
Nüktedan (nükte yapan), nükte-þinas (nükteden anlayan), nükte-gû (nükteci) kelimeleri bugün unutulsa da eski çaðlarda itibar gören sýfatlardan sayýlýrdý. Çünkü nükte için bilgi, zeka ve elbette lisan kabiliyeti gerekirdi. Bir sözün nükte olabilmesi için edeb dairesinde bulunmasý ise ilk þart idi. Nef’î bir beytinde,
Her nükte-i hafî ki kelâmýmda derc olur
Mazmûný dest-i âleme bir dâsitân verir
buyurur. Demek olur ki “Benim sözümde gizli olan nükteler açýldýðýnda insanlara uzun destanlar sunar.” Yani az söz ile çok þey anlatan sihirli sözlerdir bunlar. Nükteler bilhassa þairler ve bilginler arasýnda olunca zeka ile lisanýn þahikasý durumuna geliverirler. Artýk birbirleriyle atýþmalarý þiirlerden taþýp kelimelere dökülen o eski zaman efendilerini dinlemenin lezzetini siz düþünün.
Bilhassa kadý þairlerin fetva mahiyetindeki nükteleri de bu alanda önemli bir yer tutar. Eðitimleri süresince þiirle yakýndan ilgilenen kadýlar, daha sonraki meslekî hayatlarýnda sýk sýk þiire de baþvurmuþlar, pek çok fetvayý akýlda kalacak biçimde, kafiye ve vezinle kayda geçirmiþlerdir. Ýþte onlardan biri:
XVIII. yüzyýlda Postî (Post sahibi) mahlasýyla þiirler yazan bir Galata kadýsý ve onun da Hayâtî (hayatla ilgili) mahlasýný kullanan Eyüp kadýsý bir arkadaþý yaþamýþtýr. Eyüp kadýsýnýn kardeþi de yine Ýstanbul’da görev yapan kadýlardan olup o da þiirlerinde Mematî (ölümle ilgili) imzasýný kullanýrmýþ. Hayatî Efendi, Galata kadýsýna takýlmak için bir kaðýda güya içinden çýkamadýðý bir soruyu yazýp fetva ister mahiyette göndermiþ:
Sual:
- Ýt postý, domuz postý debâgatle temiz olur mý?
Osmanlý Türkçesi imlasýna göre “postý” kelimesi postî þeklinde yazýlmak durumunda olduðundan Galata kadýsý arkadaþýnýn “Köpek ve domuz derisi tabaklanmakla necislikten kurtulur mu?” sorusunun altýnda aslýnda kendisine it ve domuz yakýþtýrmalarý yapmaya çalýþtýðýný anlayýp fetvanýn cevabýný ayný imla biçimiyle ve “ölüsü de dirisi de murdardýr” anlamýnda þu þekilde yazýp iade etmiþ:
El-cevab:
- Hayatý da murdardýr, mematý da!
Görünüþe bakýlýrsa Postî ile Hayatî’nin kayýkçý kavgasýnda kabak, bîgünah Mematî’nin baþýnda patlamýþ.
Karýncanýn hakký
Ebussuud Efendi (1490-1574) yalnýzca Türk tarihi içinde deðil, bütün Ýslam tarihi içinde de en mümtaz din bilginlerinden biri, XVI. yüzyýlýn yüz aký ve þerefi sayýlacak çapta bir adamdýr. Kanuni Sultan Süleyman ve oðlu II. Selim zamanlarýnda 27 yýl þeyhülislamlýk yapmýþ, herkesin hürmetiyle birlikte itibar kazanmýþ, kendi çaðýnda bütün Ýslam aleminde adýndan bahsedilmiþtir. Vefatýnda Mekke ve Medine ulemasý gýyabýnda cenaze namazý kýlmýþlardýr. Kanuni’nin ona olan saygý ve mahabbeti hiç baþka kimseye olmamýþtýr. Pek çok devlet muamelesinde ve þahsi iþinde onun görüþünü alýr, sonra da “Bizi münevver kýldýnýz!” veya “Sözlerinizde bir hikmet saklý üstadým!” gibi iltifatlarda bulunur, hatta onun elinin deðdiði iþlerin uðurlu geleceðine inanýrmýþ. Süleymaniye Camii’nin temel atma merasimini ona yaptýrmasý bu yüzden imiþ. Kanunî, cenazesinin geleceði Zigetvar Seferi’ne giderken ona yazdýðý mektuba þöyle baþlamýþtýr:
“Halde haldaþým, sinde karýndaþým, âhiret kardeþim, tarîk-i Hak’da yoldaþým!”
Uzun boylu zayýfça, nuranî yüzü insanlara emniyet ve huzur telkin eden bu vakarlý adam þiirle de ilgilenmiþ, bazý bilimsel risaleler yazmýþtýr. Ancak en önemli eseri hiç þüphesiz yüzyýllarca Türk milletine yol gösteren fetvalarýdýr. Bu fetvalarda onun ince zekasý, dinî vukûfu, yüksek meziyetleri vb. görülebilir.
Rivayet edilir ki ayný zamanda þâir de olan Kanuni, sarayýn bahçesinde dolaþýrken armut aðacýna bir karýnca ordusunun musallat olduðunu ve aðacýn bu gidiþle çürüyeceðini görünce þeyhülislamýna þu beyti hâvî bir pusula yazýp göndermiþ:
Dýrahta ger ziyân etse karýnca
Ziyâný var mýdýr aný kýrýnca
Þeyhülislam Efendi fetvasýný ayný vezin ve kafiyede verir:
Yarýn Hakk’ýn divanýna varýnca
Süleyman’dan hakkýn alýr karýnca
Þeyhülislam Efendi’nin Neml Sûresi’nde anlatýldýðý üzere, Süleyman Peygamber ile karýnca arasýnda geçen hikayeye gönderme yaparak çok zarif bir nükte gösterdiðini söylemeye gerek yoktur zannederiz.
BERCESTE
Lâyýk mýdýr ki yâre kesip verdiðim kalem
Fetvâ-yý hûn-ý nâ-hakkýmý yazdý ibtidâ
Nevres-i Kadîm
Kendi elimle yontup sevgiliye sunduðum kalem ilk önce benim ölüm fetvamý yazdý. (Onu sevmekten gayrý suçum yokken) bu haksýzlýk reva mýdýr?!..
19.01.2006
Kaynak:
19&hn=248048


Nasreddin Hoca Fýkralarýnýn Tasavvufî Yönü / Hüseyin ÖZCAN Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005 Türk milletinin bilge þahsiyetlerinden olan Nasreddin Hoca; halk dilinde, duygu, tefekkür, mizah ve hoþgörümüzü gösteren “fýkra” türünün öncüsüdür.
Baþta Türk ülkeleri olmak üzere Dünya’nýn birçok ülkesinde tanýnan Nasreddin Hoca, sosyal hayatta karþýlaþýlan içinden çýkýlmaz güç iþleri, aklý, bilgisi ve hazýr cevaplýlýðýyla mizahi biçimde çözen, güldüren ama güldürürken düþündüren keskin Türk zekâsýnýn sembolü aktüel bir tiptir.1
Nasrettin Hoca, Sivrihisar yöresinde 1208 yýllarýnda doðmuþtur. Babasý Hortu köyü imamý olan Abdullah Efendi, annesi ayný köyden Sýdýka Hatun’dur.
Nasreddin Hoca ilk derslerini babasýndan almýþtýr. Daha sonra Sivrihisar Müftüsü Hasan Efendi’nin ‘Mecmua-yý Maârif’ adlý tamamlanmamýþ eserinden, hocanýn Mutasavvýf Seyyid Muhammed Hayrânî’nin talebesi olduðunu ve hocasýnýn Akþehir’e göçmesi dolayýsýyla onun da Akþehir’e eðitim için gittiðini öðrenmekteyiz.2
Önce Sivrihisar’da medrese öðrenimi gören Nasreddin Hoca, babasýnýn ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamý oldu. 1237’de Akþehir’e yerleþerek, Seyyid Mahmud Hayrânî ve Seyyid Hacý Ýbrahim’in derslerini dinledi. Bir rivayete göre medresede ders okuttu, kadýlýk görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayý kendisine Nasuriddin Hâce adý verilmiþ, sonradan bu ad Nasreddin Hoca þekline dönüþmüþtür. Onun hayatýyla ilgili bilgiler, halkýn kendisine olan sevgisi yüzünden, söylentilerle karýþmýþ, yer yer olaðanüstü nitelikler kazanmýþtýr.
Nasreddin Hoca saðlam bir Ýslâm inancýna, köklü bir dinî bilgiye, ciddî bir ahlâkî yapýya sahiptir. Tasavvuf kültürüne de vâkýf olan hoca, birçok tarihî yazma eserlerde evliyalar arasýnda zikredilir. Nasreddin Hoca, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde “hakîm ulu bir can” olarak tanýtýlýr.
Nasreddin Hoca ile ilgili en eski kaynak olan Ebu’l-Hayr Rûmî’nin Saltuknâmesi’nde (M. 1495) Sarý Saltuk, Nasreddin Hoca’ya bir hediye göndererek dua talebinde bulunur. Hoca evde olmadýðý için hocanýn hanýmý, onun yerine dua eder. Bu duanýn bazý cümleleri þu þekildedir: “.. dünyada fâsýk, fâcir ile alâka eyleme, ve dahi kötü kiþiye karþý kendini ve hem malýný güvenip emanet etme ve dilinden tevbe ve istiðfarý koma, kendin için isteyeceðini baþkasý için de iste, Allah’tan korkup Rasül’den utanasýn ve ahiret için burada güzel amel iþleyesin, yaramaz iþlerden kaçasýn, günahlarýný çoðaltmayasýn ki gönlün kararmasýn. Böylece gönül aynanda gizli sýrlarý keþfedebilesin, Hakk’ý müþahede edebilesin.3
Nasreddin Hoca, Milâdî 1284 tarihinde Akþehir’de vefat etmiþtir. Türbesi üzerindeki yazýda “ Yazý bâkî, ömür fânî, kul âsî, Rab affedicidir.” sözleri yer almaktadýr. Nasreddin Hoca’nýn sosyal hayatla ilgili fýkralarý zengin bir konu çeþitliliði göstermekte, toplum hayatýnýn hemen hemen bütün alanlarýný kapsamaktadýr. Bunlarýn çoðunda mizahýyla, güler yüzüyle ders veren bir halk eðitimcisinin olumlu davranýþýný görürüz.4
Nasreddin Hoca bir çok fýkrasýnda halkýmýzýn meselelerini pratik bir þekilde hâllederek hadiseler karþýsýndaki tavrý ve eleþtiri becerisi, kullandýðý dili ile Anadolu insanýnýn duygularýna tercüman olmuþtur.
Nasreddin Hoca’nýn temsil ettiði sýradan bir kurnazlýk deðil imbiklenmiþ zekânýn arkasýnda doðruyu, iyiyi, güzeli, sabýr ve dürüstlüðü telkin eden bir akýl yürütme sistemidir.
Nasreddin Hoca fýkralarýnýn temel özelliklerinden birisi de sözlü geleneðe uygun olarak kýsa, açýk, yalýn ve özlü olmasýdýr. Bu fýkralar, Türkçemizdeki halk söyleyiþleri için zengin bir kaynak durumundadýr. Diyaloglarda da söz uzatýlmadan gaye kýsa bir þekilde anlatýlmýþtýr. Nasreddin Hoca’nýn aðzýnda vurucu sözler kalýplaþmýþtýr. Bu kalýplardan ipe un sermek, bindiði dalý kesmek, kazýn ayaðý, kuþa benzemek, vb. bir çoðu özlü söz ya da deyim olarak kullanýlmaya baþlamýþtýr.5 Birçok fýkrada insanlarýn ibret alacaðý konular sembollerle anlatýlýr: “Ye kürküm ye, kürküm eski sözüm geçmez” ifadeleriyle toplumun gerçeðe deðil dýþ görüntüye önem verdiði eleþtirilir. “Kazan doðurdu, kazan öldü” fýkrasý çýkarýný koruma uðrunda tabiatýn kanunlarýna karþý gelmeyi eleþtirir.6
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýnda, halký eðiten ve ona ders veren yaklaþýmlar bulunmaktadýr. Anadolu insanýnýn birçok meseleyi Nasreddin Hoca’nýn dilinden, aðzýndan ifade etmekten hoþlanmasý onun aklý ve zekâsý ile ilgili meseleleri yargýlamasý, hükme baðlamasý, tenkid etmesi, üzerinde ciddiyetle durulmasý gereken ayrý bir mevzudur. Çünkü bu ortak güç, halkýn ortak gücüdür, Nasreddin Hoca kalýbý içinde aksediþidir. Nasreddin Hoca’nýn þahsiyetinde þekillenen Türk halk düþüncesi, dünya görüþü, insan anlayýþý ve cemiyet hayatýnda cereyan eden olaylara karþý alýnan tavýr ve tutumlarýn genel yapýsý fýkralara yansýmýþtýr. Nasreddin Hoca’ya baðlý olarak anlatýlan fýkralar âdeta Türk düþüncesinin oluklarý, çeþitli ifade kalýplarý gibidir. Bu sebeple de Nasreddin Hoca, bir fýkra tipi olduðu kadar, Türk düþüncesini, dünya görüþünü, insan anlayýþýný en iyi þekilde anlatan, ifade eden bilgemizdir. 7
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýný tasavvufî açýdan yorumlayan eserler de yazýlmýþtýr. Bu eserlerden birisi de “Hoca Nasreddin Latifesiyle Burhaniye Tercümesi” adlý Mevlâna’nýn torunlarýndan Seyyid Burhaneddin Çelebi’ye ait olan eserdir.
Nev’izâde Atâyî’nin ‘Sohbetül-Ebkâr’ adlý eserinde Nasreddin Hocaya ait þu fýkra yer alýr: Kapalý bir çeþmenin týkacýný þuursuzca açan hoca, üstünü baþýný berbat eder. O, bundan güzel bir netice çýkarýr: Boþboðaz cahil bir kiþinin söylediði þuursuz bir söz, týkacý açýlmýþ çeþmeye benzetilir. Böyle bir söz temiz bir insaný kirletir. Haksýz dedikodulara sebep olur. Herkesin bildiði gibi Nasreddin Hoca eþeðe ters biner. Bundan kasýt nefsin dediðini yapmamak, onun zýddýna hareket etmektir. Zira nefis, ruhun bineðidir.
Bir Nasreddin Hoca fýkrasýnda, Dünyanýn bir kocakarý olduðu ama onun cazibesinin kiþiyi aldatýp kendini sattýrdýðý ifade edilir. Göle yoðurt çalmak, birçok kiþiyi irþad etmeye çalýþmak olarak, eþeðe alfabe öðretmek nefsi ilâhi bilgi ile eðitme, terbiye etme, ipe un sermek, ömrü heba etmek þeklinde þerh edilir.
Bir baþka Nasreddin Hoca fýkrasý ve buna yapýlan tasavvufî yorum þu þekildedir: Bir gece rüyasýnda Nasreddin Hoca’ya dokuz akçe para vermiþler. Hoca, hele on akçe olsun diye ýsrar etmiþ derken uyanýp bakmýþ ki elinde bir þey yok. Gözlerini tekrar kapatarak elini uzatan Hoca, “Getir dokuz akçe olsun.” demiþ. Bu fýkranýn tasavvufî izahý þu þekildedir: Bu fani dünya bir rüya âlemi gibidir. Kavga ve dövüþle daha çok kazanmak için çalýþmanýz boþunadýr. Elinizde iken sadaka ve hayratta bulunun, uyandýðýnýz vakit eliniz boþ çýkmasýn.
Bir baþka fýkrada Hoca bir bahçeye girer. Bahçedeki sebzeleri çuvalýna doldururken mal sahibi gelerek: ‘Burada ne yapýyorsun?’ diye sorar. Hoca: ‘Beni bir rüzgâr buraya attý!’ der. Bahçe sahibi: ‘Peki bu sebzeleri kim kopardý?’ diye sorar. Hoca: ‘Rüzgâr þiddetli olduðundan, beni oradan oraya attý ben de onlara tutundum, bu yüzden koptular.’ der. Bostancý: ‘Peki bunlarý çuvala kim doldurdu?’ deyince Hoca: ‘Ýþte ben de onu düþünüyordum.’ der. Fýkra þu þekilde yorumlanýr: Gerçek hayata göre, bir gölge bir hayal gibi olan bu dünya hayatýnda, düþünmeden, helâl haram demeden, yarýný düþünmeden tûl-i emel ile çalýþan rýzýk toplayan kimseler, yarýn baðbâný hakikî olan Cenab-ý Kibriya’nýn divanýnda öyle eðri büðrü sözleri kabul olunmayacaðýndan, bu duruma düþmektense þimdiden tefekkür edip tedbir almalýdýrlar.
Bir baþka fýkrada; Nasreddin Hoca: “Ey Müslümanlar Hak Tealâ’ya þükredin ki deveye kanat vermemiþ. Eðer vermiþ olsaydý evlerinize yahut bahçelerinize konarak baþlarýnýzý yýkardý.” demiþ. Yani Hak Tealâ’nýn azâmet ve ihsanýný müþahede edin her kuluna mal ve mansýp vermediðine þükredin. Zira, herkesin kabiliyetine göre ihsan olunur. Farklý bir fýkrada Nasreddin Hoca bir gün uzak bir yerden gelirken merkebi gayet susamýþ. Birden önünde gölü gören eþek hemen göle doðru koþmaya baþlamýþ. Yüksek bir yerden inilen göle hýzla ilerleyen eþek tam düþecek gibi iken göldeki kurbaðalar ötmeye baþlamýþ. Eþek de ürküp geriye kaçmýþ. Hoca eþeði tutup kurbaðalara hitaben: “Aferin göl kuþlarý deyip göle üç para atarak varýn bununla helva alýn yiyin” demiþ. Bu fýkranýn tasavvufî yorumu olarak “Sizlere ve mallarýnýza bir ziyan gelmezse Allah’a þükredin. Sadaka verip ihsan edin, zira vereceðiniz sadaka nice belâlarý ve kazalarý defedip sizleri sûrî ve manevî tehlikeden kurtarýp ömrünüzü ve malýnýzýn çok olmasýna delâlet eder.”8 denmiþtir.
Nasreddin Hoca nüktedanlýðý ile Batýlýlarýn da dikkatini çekmiþ, etkilenmeler sonrasýnda onun fýkralarý ile Batýdaki bazý fýkralar arasýnda benzerlikler tespit edilmiþtir. Kimi zaman Batýda karikatür sanatçýlarýna ilham kaynaðý olmuþ Nasreddin Hoca fýkralarýmýz da vardýr. Sözgelimi, eþeðine binen Hoca heybesini omzuna koyar ve bunun sebebini soranlara: “Zavallý hayvan, beni zor taþýyor, bir de heybeyi mi taþýsýn?” der. Fransýz karikatür sanatçýsý bu konuyu þöyle iþliyor: Birisi tartýlýrken paltosunu çýkararak koluna almýþtýr, basküldeki rakamýn ayný kaldýðýný görünce þöyle der: “Tuhaf þey, paltomu çýkardýðým hâlde, kilom deðiþmedi!”9
Mevlana’nýn tasavvuf eðitiminde musiki ne ise, Nasreddin Hoca’nýn irþadýnda mizah odur. Onun mizahý, dinî, edebî ve ahlâkî mesajlar içerir.10
Görüldüðü gibi Nasreddin Hoca fýkralarý, görünen yüzü dýþýnda derin manalar içermektedir. Tasavvufî bir kültüre sahip olan Hoca, fýkralarýnda kullandýðý sembolik bir dil ile birtakým mesajlar vermiþtir. Nasreddin Hoca’nýn, hayatýný incelediðimizde aldýðý eðitim ve görevlerin bu tür allegorik anlatýmlarý yapabilecek bir altyapýya sahip olduðunu görüyoruz. Birçok tarihî yazma eserlerde Nasreddin Hoca fýkralarýnýn tasavvufi þerhlerinin yapýlmasý ve halk tarafýndan hikmetle okunmasý, fýkralarýn bu ilk bakýþta görülmeyen dünyasýna olan ilginin bir sonucudur.
Nasreddin Hoca, bahsi geçen fýkralarýndaki bazý sembol varlýklarý, kanaatimizce, þuurlu olarak kullanmýþtýr. Onun fýkralarýndaki temel figür, güldürürken düþündürmek þeklinde öne çýkar. Dolayýsýyla fýkralarý sadece gülme adýna söylenmiþ vak’alar, Nasreddin Hoca’yý da bir komedyen gibi görmek, yanlýþ bir yaklaþým olacaktýr.
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýný okurken, fýkralarýn arka planýndaki kastý
anlamaya çalýþmamýz gerekir.
Kaynaklar
1 Ýsa ÖZKAN:Nasreddin Hoca Fýkralarý, Ankara 1999. s. 4.
2 Ýbrahim Hakký KONYALI, Akþehir,Ýstanbul 1945. s. 731-732.
3 FahirÝZ, Türk Edebiyatýnda Nesir (Dua kýsmen sadeleþtirilmiþtir) C. l, s. l7.
4 Þükrü KURGAN:Nasrettin Hoca,Ýstanbul 1996. S. 23
5 Alpay KABACALI:Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca,Ýstanbul 2000, s. 59.
6 Þükrü KURGAN: Nasreddin Hoca, Ankara 1999. s. 78. s
7 Dursun YILDIRIM:Türk Edebiyatýnda Bektaþi Fýkralarý, Ankara 1999.s. 26.
8 Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin ÞerhiÝzmir 1999.
9 Feyzi HALICI: Þair Burhaneddin’in Nasreddin Hoca’nýn Fýkralarýný Þerhe den Eseri, Ankara 1994.
10 Abdurrahman GÜZEL: Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatý, Ankara 2000.
Kaynak: Sayý: 26 Ocak - Þubat - Mart 2005


Nasreddin Hoca Hakkýnda Kim, Ne Demiþ? Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005 "…Nükte tavzih için, meseleleri iyice açýklamak maksadýna matuf olarak yapýlýr. Sadece muhataplarý güldürmek bahanesiyle "Bakýn, size bir nükte anlatayým.. bir tane daha..” demek gevezelik ve münasebetsizlik olur. Bazen, mesela, Nasreddin Hocadan bir nükte anlatýrsýnýz. Ama o nükte, temel mantýðýnýzda, fikrinizdeki ve konuþmanýzdaki bir boþluðu doldurmak için olmalýdýr. Yoksa nükte yapýlmaz, fýkra anlatýlmaz þeklinde anlaþýlmamalýdýr.” Kýrýk Testi, M.F.GÜLEN.
Ýlhan Baþgöz
"…En az 500 yýldan beri onun fýkralarýný dinleyerek, beslenerek büyümüþüz. Bu etki çocuk çoluk, genç ihtiyar hepimize iþlemiþ. Böylece Nasreddin Hoca'yý Türk halký yarattýðý kadar, Türk halkýný da Nasreddin Hoca yaratmýþtýr…”
Adnan Binyazar
"…Nasreddin Hoca, her kesim halkýn; koylunun kentlinin, varsýlýn yoksulun çeliþkilerini, düþüncelerini, eleþtirilerini dile getirir. Fýkralarda yerellik, sýnýfsallýk özelliði önemli bir ayrýlýk yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu görülmez. Baþta komþu ülkeler olmak üzere, bütün dünyada tanýnmasýnýn, yaygýnlaþmasýnýn nedenini, onun bu evrensel yönünde aramak gerekir…”
Ahmet Caferoglu
"…Bu aziz halk evladýnýn sarýðýnda þehir, yani yerleþik, küçük eþeðinde ise göçebe Türk yasayýþýnýn baðdaþtýrýlmak istendiðini sezmekteyim. Bu yolla Hoca'mýz keçe medeniyeti ile balçýk medeniyetini kendi þahsýnda kaynaþtýrmýþ bir þövalyedir.”
Ziya Gökalp
"…Nasreddin Hoca, Türk nekre güllüðünün en yüksek simasýdýr.” [Nekre: hoþa giden, gülünç, ince bir alay içeren söz]
Abdulbaki Gölpýnarlý
"…Halk Hoca'dýr…Hoca, halkýn muhayyilesinde; halk, icap edince öz nefsine bile onun nüktesiyle çatýyor, onun diliyle sözler sarfediyor. Bedri Rahmi Eyuboðlu'nun dediði gibi yakýn zamanda bir gün Hoca, otobüse, dolmuþa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka.”
Rostislav Holthoer
"…Hoca'nýn dünyanýn baþka yörelerindeki fýkralarda ve masallarda yaþamasý pek muhtemeldir. Ortadoðunun pek çok ülkesi Hoca'yý kendi malý yapmak istiyor. Ama türbesi Türkiye'de Akþehir'de bulunuyor. Ne var ki, kiþiliði ve ünü bu kentle sýnýrlý deðildir. Kendisi kozmopolit olup zamanlarýn ötesinde bulunmaktadýr.”
Fuat Köprülü
"…O, bizim en asli mahsullerimizden biridir.” [Fuat Köprülü, Nasreddin Hoca'nýn tarihi kiþiliðiyle ilgili araþtýrmalara ilk öncülük eden kiþidir. A. Kabacali, 1991]
Þükrü Kurgan
"…Anadolu Türk mizahý, yorgun bir zihnin düþüncelerini boþaltan, dilimizin güçlü bir deyimi ile "lala-paþa eðlendiren” baþýboþ bir mizah deðildir. Nasreddin Hoca mizahý, Türk halkýnýn sorunlarý ile beraber yürüyen, toplum eðitimine yönelmiþ, yapýcý bir mizahtýr. Türk halký, yüzyýllar boyunca dertlerini bu mizahla avutmuþ, sevinebildiði mutlu günlerde de, bu mizahýn sevinci ile yasamýþtýr…Bu ‘Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, iþleri þakaya almak demek deðildir, sadece güler yüzü ciddiliðe engel saymamak, yani Türk halký gibi ‘güler yüzle ciddi olmak' demektir…”
Anna Masala
"…Nasreddin'in vücudu türbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hiçbir zaman ölmemiþtir. Hatta gerçek mucize þudur: Bütün dünya ondan bahsetmekte, edebiyatçýlar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanýmakta ve hikayeleri rüzgar gibi yayýlýp, ekmek gibi kabarmaktadýr. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri þüphesizdir…”
Aziz Nesin
"…Doðumundan önce de, ölümünden sonra da yasamýþ insan Nasreddin Hoca'dýr. Ölümünden sonra yasamýþ baþka tarihsel ve toplumsal kiþiler vardýr, ama ölümünden önce de yaþamýþ olan dünyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dýr…” "..Nazým Hikmet, Hoca'yý gülen deðil, aðlayan insan sembolü olarak göstermiþtir. Nasreddin Hoca fýkralarýnýn özünde gözyaþý vardýr. Türk halký bu fýkralara, aðlamanýn yerine, gülmüþtür. Çünkü Nasreddin Hoca yalnýz alay etmekle yetinmemiþ, ezilen halkýn da kaltabanlýðý, o çürümüþ toplumdaki korkaklýðý, ikiyüzlülüðü, yüreksizliði, sahteciliðiyle de alay etmiþtir. Aslýnda Nasreddin Hoca derken, Türk halkýnýn kendisini anlamaktayýz. Böylece Türk halký, kendi kendisiyle alay edebilme olgunluðunu göstermiþtir. Goethe, ‘Kendi kendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der. Türk halký, yüzyýllar boyunca yarattýðý Nasreddin Hoca'nýn toplumsal kiþiliðinde, bir yandan ezenlerle alay ederken, bir yandan da kendi kendisiyle alay ederek, çöküntü nedeninde kendisinin de sorumlu olduðunu, payý bulunduðunu göstermiþtir…”
Cahit Tanyol
"…bu fýkralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mümkün deðildir. Hoca'da belli bir aptal kiþi deðil, belli bir aptallýðýmýz ve bönlüðümüz hicvedilir.”
Fikret Turkmen
"…Karþýmýza, Türkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Türklerin ayak bastýðý her yerde Nasreddin Hoca çýkmaktadýr…”
Kaynak: http://www.hikayearsivi.net/nasreddi...tun.asp@id=128


Nasreddin Hoca'dan Çocuklarýmýza Fýkralar Kategori: Elektronik Fýkra Kitabý, Eklenme Tarihi:2005 Editörün Notu: Nasreddin Hoca güleryüzlülüðü ile büyük küçük herkesin sevgisini kazanmýþ simge bir kiþilik olduðundan onun adýyla anlatýldýðý zaman fýkralar daha kolay benimsenmektedir.Nasreddin Hoca fýkralarý geleceðimiz çocuklarýmýzýn hayatýný iyi birer kiþi olarak devam ettirebilmeleri açýsýndan faydalý olabilir. Küçük bir nasihat, yerinde bir þaka gibi görünen günlük konuþmalar bir hayat olayý olarak çocuklarýn aklýnda hemen yer etmekte ve ileride ihtiyaç duyduklarýnda bilinç altýnda yerleþen birikimlere göre davranmaktadýrlar.Çocuklarýmýzýn kazanmasý beklenen erdemlerin dikte edilme yerine eðlenceli bir þekilde öðretilmesi kazanýlan iyi davranýþ biçimlerinin kalýcý olmasýný saðlayacaktýr. Burada anlatýcý konumundaki anne-babanýn söz ve davranýþlarýylada tutarlýlýk göstermesinin çok önemli olduðunu belirtmekte yarar var.
Fýkralarýn tam metninin okunmasý yerine konunun anlaþýlabileceði þekilde dinleyici çocuðun ilgisine göre içerik renklendirilebilmelidir. Böylece çocuðunuzu en iyi siz tanýyabileceðiniz için onun duymaya alýþtýðý ifadelerle anlatýlmasý sizin baþarýnýzý artýracaktýr.
Ýnþallah
Açýklama: a) Tedbirli olmanýn önemi ve tedbir alýndýktan sonra Allah’a tevekkül etmenin gereðini anlatýr. b) Yalan söylemenin ve savsamanýn ne kadar kötü olduðunu anlatýr. Not: Ýnþallah, Allah’ýn izniyle anlamýnda kullanýlmaktadýr.
Hoca evde karýsýyla beraber oturmuþ ertesi günün planýný yapýyordu. Karýsýna dedi ki:
- “Eðer yarýn hava güzel olursa ormana aðaca giderim, iyi olmazsa hamama.” Karýsý Hoca’yý uyarmýþ:
- “Ýnþallah de Hocam.” Hoca:
- “Haným ne var bunda yarýn hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda.” Ertesi gün olur ve sabah namazýndan sonra bulutsuz ve güneþli havaya gören Hoca keyifle ormanýn yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaþmýþtýr ki askeri bir birlikle karþýlaþýr. Askerler Hoca’dan komþu kasabanýn yolunu tarif etmesini isterler fakat askerlerle uðraþmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan Nasreddin Hoca’ya:
- “Kavuðundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düþ önümüze ve en kýsa yoldan bizi Sivrihisar’a götür!” diye hep kýzar hem de yolda rehberlik etmesini emreder. Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar’a ulaþýp serbest kalýnca tekrar evinin yoluna koyulur. Bu sýrada nereden geldiði belirsiz kara bulutlar güneþ batmadan her yeri karartýrlar. Bir þimþek ardýna bir gümbürtü, rüzgâr fýrtýna derken bardaktan boþanýrcasýna yaðmur baþlar. Ancak gece yarýsýndan sonra eve varabilen Hoca ayaklarýna karasular inmiþ, yarý ölü vaziyette kapýnýn eþiðine yýðýlýr. Kapýnýn tokmaðýna güçlükle dokunur. Karýsý içerden “kim o ?” diye seslenince, Hoca binbir güçlükle:
- “Ýnþallah benim karýcýðým.” diyebildi.
Halep Oradaysa Arþýn Burada
Açýklama: a) Yalan söyleyerek kendinde bulunmamayan özellikleri insanlara varmýþ gibi anlatýlmasýnýn yanlýþlýðý ve hakikatin ortaya çýkýnca ne kadar mahcup olunacaðý b) Palavracý insanlara itibar edilmemesi. Not: Halep, Osmanlý devleti döneminde ortadoðu þehirlerindendir. Arþýn, günümüzde kullandýðýmýz metre gibi uzunluk ölçme birimidir.
Palavracýnýn biri baþýna topladýðý üç beþ cahile karþý övünüp duruyormuþ:
- “Ýþte ben güçlü ve maharetli bir adamým. Halep’te bulunduðum sýralarda altmýþ arþýn uzaða atlamýþ bir kimseyim!..” Nasreddin Hocada bu sýrada oradan geçiyormuþ. Palavracýnýn yanýna yaklaþýp :
- “Yaa demek sen altmýþ arþýn atlarsýn. Haydi atla da görelim.” Adam hýk mýk etmiþ.
- “Ama ben Halep’te atladým.” demiþ. Hoca kýzmýþ :
- “Caným Halep oradaysa arþýn burada.”
Hýrsýzýn Bunda Hiç Suçu Yok mu?
Açýklama: a) Tedbirli olunmadýðý takdirde kötüniyetlilerin hedefi olunabileceði. b) Gerçek dostluðun kötü zamanlarda maddi manevi desteklemeyi gerektirdiði.
Günün birinde hýrsýzýn biri Nasreddin Hoca’nýn evine girmiþ ve ne bulduysa hepsini yanýna almýþ gitmiþ. Hoca’nýn arkadaþlarý evi yalnýz býraktýðý ve kapýyý sýký kapamadýðý için ona katýla katýla gülmüþler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamýþ ve:
- “Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hýrsýza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?”
Baklava
Açýklama: a) Baþkalarýnýn malýna göz dikmemek gerektiði. b) Fýrsatçý kimselere karþý malýný korumasý gerektiði
Hoca akþamleyin eve doðru yürürken, baklava seven bir köylüyle karþýlaþýr.
- “Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu…”
- “Bana ne!”
- “Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”
- “O zaman sana ne!”
Üzerine
Açýklama: a) Birliktelik yanlýz olmaktan iyidir. b) Birlikten güzellik ve güç doðar. c) Görev ve sorumluluk paylaþýmýnýn önemli ve faydasý. d) Güzel birliktelikten ayrýlmanýn zararý
Hoca, arkadaþlarýyla þirin bir köye gezmeðe gitmiþ. Akþama kadar yiyip içerek eðlenmiþler. Burasýný pek beðenen arkadaþlarý, her biri bir yemeði üzerine almak þartýyla birkaç gün daha kalmaða karar vermiþler. Kafileden birisi:
- “Böreði benim üzerime!” demiþ. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiþ. Herkes üzerine bir yemek alýrken Nasreddin Hoca:
- “Arkadaþlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranýzdan ayrýlýrsam Allah’ýn lâneti de benim üzerime!…”
Suyunun Suyu
Açýklama: a) Ýyilik yapýlýrken nelere dikkat edilmesi gerektiði. b) Yapýlan iyiliðin iyilik olarak kalabilmesi için sonraki davranýþlarýnda tamamlayýcý ve ölçülü olmasý. c) Misafirlikte ölçülü olunmasý.
Günün birinde komþu köyden Ahmet adýnda biri elinde hediye bir tavukla çýkagelir ve o akþam Hocanýn evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet’in arkadaþý olduðunu söyleyen bir baþka kiþi yine gelir ve Hoca onu da evinde bir gece en güzel þekilde aðýrlar. Bir zaman sonra Ahmet’in arkadaþýnýn arkadaþý olduðunu söyleyen biri daha gelir, Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sýcak su koyar. Bu iþe þaþan adama Hoca tebessümle:
- “Bu Ahmet’in tavuðunun suyunun suyu” der.
Marifet
Açýklama: a) Ýnsan çok þey bilebilir ama her þeyi bilemeyebilir. b) Bilmediði þeyi bilen birine sorarak öðrenmenin önemi. c) Bilgi sahibi insanlara saygý gösterilmesi. d) Bilginin onda dokuzunun edeb olduðu. Not: Kavuk, özel kumaþlardan yapýlan biçim ve boyutuna göre sosyal statüyü gösteren bir giyecektir.
Bir adam, elinde çok karýþýk elyazmasý farsça yazýlmýþ bir mektup
- “Hocam, þu mektubu bana bir okusana.”der. Hoca bakmýþ elyazýsý çok karýþýk evirmiþ çevirmiþ okuyamamýþ adama geri vermiþ. Adam þaþýrýp, Hocanýn okumasý yok zannederek:
- “Ayýp Hoca, ayýp! Benden utanmýyorsan baþýndaki koca kavuðundan utan!.” demiþ. Bunun üzerine Hoca kavuðu çýkarýp adamýn kafasýna geçirerek:
- “Madem ki iþ kavuktadýr: Haydi giy de þunu, kendin oku bakalým mektubunu.”
Güneþ mi Yoksa Ay mý?
Açýklama: a) Her þeyin kendine göre bir önemi vardýr. c) Deðerlendirme yaparken etraflýca bilgi sahibi olmak gerekir. Güneþin ýþýðý kendindendir ama ay güneþten gelen ýþýðý yansýtarak güneþin dünyanýn diðer tarafýný aydýnlattýðý anda karanlýk kalan tarafa en azýndan insanlara yollarýný bulabilecek kadar ýþýk yansýtýr.
Günün birinde öðretmen sýnýfta Nasreddin’e sormuþ:
- “Anlat bana bakalým, güneþ mi yoksa ay mý bizim için daha önemlidir?” Nasreddin cevabý:
- “Tabii ki ay, zira güneþ gündüz parlar. Fakat ay buna karþýlýk gece parýldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Düþünür
Açýklama: a) Konuþmanýn ölçüsü. b) Düþünmenin konuþmadan daha önemli olduðu. c) Düþünülerek yapýlan konuþmanýn faydasý. Not: Akçe, eskiden kullanýlan bir para birimidir.
Tavuðu 5, papaðaný 50 akçeye satan adama Hoca sorar.”
- “Hemþerim bu nasýl kuþ 50 Akçe istersin?”
- “Hocam bu kuþa papaðan derler ve ve insan gibi konuþur.” Bunu duyan Hoca hemen eve koþar, kümesten hindisini kaptýðý gibi pazara döner ve baþlar baðýrmaya.
- “Bu gördüðünüz kuþ sadece 100 Akçeye, gel, gelll!” Herkesten çok papaðan satan þaþar bu iþe ve Hoca’ya sorar:
- “Hocam 100 Akçe çok deðil mi bir hindi için?” Hoca:
- “Sen 50 ye satýyorsun ama”
- “Dedim ya hocam benim kuþ konuþur ama”
- “Öyleyse, benimki de düþünür!”
Büyük Farklýlýk
Açýklama: a) Gerçek erdem bildiðini zorluklara katlanarak insanlýk yararýna kullanmaktýr. Vaaz: Bilgili kiþilerin iyiliklerin yapýlmasý ve kötülüklerden uzak durulmasý için nasihatta bulunmasý
Hoca, namaz kýldýrýp vaaz vermek için üç günlük uzaklýktaki bir köye gitmiþ, bir aðanýn evine konuk olmuþ. Aða, Hoca’ya bir þey okutmuþ, sonra ayný þeyi kendisi okumuþ. Hoca’ya bir satýr yazý yazdýrmýþ, altýna ayný yazýyý kendi de yazmýþ. Sonra demiþ ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdýn, ben de yazdým. Sana ne hacet, aramýzda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiþ, aramýzda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarý aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatýyorsun.
Para Ýliþkisi
Açýklama: Paranýn hayattaki yerini anlatýr.
Cimrinin biri, Hoca’ya, “ Hocam demek parayý sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- “Adamý, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.


Eski Ýfadelerle Fýkralar Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006 KÖNE AY NEME EDERLER
Günlerin birinde Ependiden:
–Taze ay doganda könesini neme ederler diyip sorapdýrlar.
Onda Ependi:
–Oni owunjak- owunjak kesiþdirip ildýz ederler diyip jogap beripdir.
(ESKÝ AYLARI NE YAPARLAR? :
Bir gün Hoca’ya:
–Yeni ay doðunca eskisini ne yaparlar? Diye sorarlar.
Hoca: Kýrpýp kýrpýp yýldýz yaparlar, der.)
KÝMÝN YAÞI ULI
Ependi oglanka biri ondan :
-Kimin yaþý ulý: Seninkimi ya doganýnki diyip sorapdýr. Onda Ependi:
-Öten iyl-a ejem doganýmýn menden bir yaþ uludýgýný aydýpdý.
Þonun üçinem indi bu iyl biz eþit bolýyarýs diyip jogap beripdir.
(KÝMÝN YAÞI BÜYÜK ? :
Hoca çocukken biri, ona:
-Hangimizin yaþý büyük? Senin mi, yoksa aðabeyinin mi, diye sorar. Bunun üzerine Hoca:
-Geçen yýl annem, aðabeyimin benden bir yaþ büyük olduðunu söylemiþti. Bu yýl artýk ikimiz, yaþýt oluyoruz, diye cevap verir.)
Dipnot: (Ependi, Þorta Sözler, Yomaklar, Nasreddin Hoca Fýkralarý, Hazýrlayan : Prof. Dr. Ýsa Özkan, Tika Yay., Ankara 1999)
Kaynak : Üç Aylık Dil,Kültür ve Edebiyat Dergisi Sayý: 16 Temmuz - Aðustos - Eylül 2002


Basýnda Sitemiz


Genel Olarak Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:2005 Uzun yýllar süren fýkra toplama aþamasýndan sonra en zengin Türkçe içeriðe sahip Nasreddin Hoca sitesini yayýnlamaktan gurur duyuyoruz.
Nasreddin Hoca baþlýðý altýnda bir çok yerde çeþitli fýkralara yer verilmesine raðmen gerektiði kadar konularýna göre iþlenmeden yer verilmemiþ olmasý, bizi içerik olarak fýkralarý konularýna sýnýflandýrmaya yöneltti. Farklý baþlýklar altýnda toplayarak sadece eðlence amaçlý olmanýnda ilerisinde kültür hayatýmýzla ilgili daha iyi bakýþ açýsý da yakalama olanaðý bulmuþ olduk.
Fýkralar çok deðiþik kaynaklardan derlendikten sonra bir çok defa yeniden gözden geçirildikten ve bir çoðu anlatým olarak yeniden yorumladýktan sonra yayýna sunuldu.
Halk kültüründe yer alan ve sevilen bir çok fýkranýnda hocaya atfedildiði bilinmektedir Nasreddin Hoca’yla özdeþleþen bazý fýkralarda bu yöntemle yayýnlananlar arasýnda yer almýþtýr.
Yayýncýlýðýn etik deðerleri gereði argo ve müstehcenlik içeren ifadeler -halk arasýnda yaygýn olarak kulllanýlsa bile- ve Nasreddin Hoca vizyonuyla çeliþen, kaba, kiþileri küçük düþürebilecek ifadelere elden geldiðince yer verilmemeye çalýþýlmýþtýr ayrýca ziyaretçilerin öneriyle yeniden metinler yorumlanmaya açýktýr.
Bu proje herkese açýk olarak ilan edilmektedir ve tüm ziyaretçilerin katýlýmlarýna açýktýr.


Telif Haklarý © Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:17 Aralýk 2006 Bu site Nasreddin Hoca'nýn Resmi olmayan ama Resimli ve Renkli web sitesidir. Fýkralarý Siyah beyaz görmek isteyenler yok mavi beyaz okumak isterim derseniz o zaman yok o ada olmaz mor olsun hiç biþey okuyamayayým diyorsanýz sizi dövebilecek birini kýzdýrmayý deneyin, böylece üçgün gözünüzden içeri ýþýk girmeyecek þekilde morart... töbe, evbe, inabe.
Neyse bu site çoluk çocuk herkes yararlansýn diye hazýrlanmýþtýr.
Yararlanýcýlar herhangi bir ücret ödemek zorunda deðillerdir. Ama buradaki derlenmiþ bilgileri yeniden yayýnlamak isterseniz ve insanlýða bir faydanýz olmayacak þekilde bilgileri yeniden iþlemeyip kendi cebinizi doldurmayý planlýyorsanýz yakalamayayým T.C. yasalarýnda yer almayýp bilmem kaç numaralý Kanun Hükmünde Kararname çýkmýþ, ha pardon birde FiSEK diye okunan bir kanun var. Aslýnda o FSEK yani Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu'nur. Ve bir çoðunun tazminatýmý cebime koyarken bile hala anlayamadýðý süper sevdiðim bir kanundur. Ama genede söyliyim, fikri haklar için öyle tapu gibi kayýtla bir yere tescil ettirmeye gerek yoktur. Zaten istesenizde yapamazsýnýz zira böyle bir sicil yok. Yok ben illa noterden bir suretini tescil etiririm diyorsanýz bizim alt kattaki noter genelde her çeþit þeyi zýmbalayýp cebinizdeki paralarýn yarýsýný býrakmazsanýz kýrk yýl düþünüp akýl ettiðiniz þeyleri bidaha akýl edemeyeceðiniz yöntemlerle, neyse noter bu yazýyý okur filan sonra cýk cýk. konumuza dönelim.
Peki tazminat istermisin diye sorsan, valla iþi gücü býrakmýþ bu siteden fýkra araklayan adamdan deðil tazminat, sadece benden uzak durmasýný isterim ki bide masraf çýkarmasýn ), zaten aldýðý asgari ücret davayý kazansam ücreti vekaletini ömür boyu maaþýnýn 1/4 ünden alayým desem icra çalýþanlarý beni torunlarýna anlatýrlar, ya filancayý görüyormusun bak þu bizim eski daireye giren, gençliðinden beri hocadan kazandýðý tazminatý almaktan vazgeçmeyip kazandýðýnýn iki katý masraf edip genede gelip daireden parasýný çekiyor. Ýnsanoðlu iþte gözünü para ve þöhret olma hýrsý bürümeye görsün...
Ha ben sizi nasýl yakalarým derseniz, birincisi Konya'lýsýnýz ve özellikle Akþehir'lisinizdir ve Nas- demeden hocanýn üstüne atlarsýnýz. Sonra tutup fýkra kitabýný kendi sitenize koyarsýnýz. Hatta valilik sitesine bile zipleyip koyarsýnýz (sus kardeþim sus, bunlar kimin malý ki, höt sen sus ben gördüm valiliðin sitesine bile koymuþsunuz, içindede adým bile yazýyor ). Ýyi tamam bunu anladýk, peki Adana'daysan bu valiliðin sitesinden habersiz link gömemezsin demek deðil tabi, adam iþte yapýyor, ne diycen.) eeeE nolmuþ yani. Boþversene bu site bi kere marka olmuþ, gastelere dergilere çýkmýþ, hem dünyanýn ilk 10 arama motorunda nasreddin hoca yazdýnmý 1. ve 2. sýralarda çýkar naber.!!!
Daha seni nasýl bulurum dersen, mail atabilirsin, telefon edip isimleri devretmemi isteyebilirsin, paran yetmezse dernekte bir görüþelim deyip gidip içinde hoca, Konya, Akþehir geçen bülbüllerin bile telaffuz edemeyeceði abuk bir internet adresi alýrsýn.
Hasýlý kelam bu sitede yer alan her türlü haklarýmý kaf daðýnýn arkasýndaki o kaca taþ varya, hah iþte onun altýna sakladým, sýkýysa, yani gücün yetiyorsa bulur alýrsýn
RoCKMaN_TR Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 13-09-2007, 00:46   #5 (permalink)
RoCKMaN_TR
Yeni 2de1'ci
 
RoCKMaN_TR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.08.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 12
İtibar Gücü: 0


bu arada arkadaslar sıze bır sorum olacak
resm koyuyorum hata olusuyo ne yapa bılırm yrdmlarnzı beklıyorm
RoCKMaN_TR Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 13-09-2007, 00:57   #6 (permalink)
RoCKMaN_TR
Yeni 2de1'ci
 
RoCKMaN_TR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.08.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 12
İtibar Gücü: 0


Nasreddin Hoca'nýn Hayatý Hakkýnda! Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:2006, Güncelleme: 17 Aralýk 2006 Hergün kaç kiþi mesaj atýyorsa "Nasreddin Hoca'nýn Hayatý" yazýyor mesajda. Bizim Hoca'nýn hayatýný bütün öðretmenler ödev verdi anlaþýlan
Nasreddin Hoca baðlamýnda kýsa bir açýklama yaparak hayatýný araþtýranlara yardýmcý olacak bir bakýþ saðlamaya çalýþmak istiyorum. Genellikle Hoca adý ile anlatýlan fýkralarýn çoðu doðu kökenli mistik hikayelerdir. Hindistana kadar uzanýyor bu fýkralar, belli bir dönemde bu tarz hikayeler anlatmak sözlü bir kültürmüþ. Tarihçi-Yazar Mustafa Armaðan bir defasýnda bana Ýran ve Orta asyada da bu tür bir karekterin varlýðýndan bahsetmiþti. Araþtýrmalarýmda ve çeþitli haberlerde karþýma çýkan verileri deðerlendirdiðimde bu tarz kiþilerin varlýðýndan bahsedebiliriz. Dünyanýn her yerinde bir doðulu hikaye tarzý var. Ama Türkiye'de Akþehir'liler buna iyi sahip çýkýp reklamýný da yaptýlar. Bu çalýþmalar sonucu Nasreddin Hoca daha çok Anadolu merkezli tanýnmýþtýr.. Hatta Akþehirde kendine has bir mezarý bile var. Böyle matrak adamlar Anadolu'nun her yerinde bir zaman yaþamýþtýr. Bu böyle biline.
Her kafadan ayrý bir ses çýkýyor. Ama benim asýl kýzdýðým mesele tembel ve uyanýk öðrencilerin internetten ve sitedeki fýkralardan ve diðer yazýlarda anlatýlanlardan bir kaç sayfalýk ödev hazýrlayamayýp doðrudan bizim yazýlý vermemizi istemeleridir. Ne iþiniz var oturun, okuyun fýkralarý ve aklýnýza yattýðý gibi bir hoca hayatý yazýn iþte. Ne biliyim camiye gidin oradaki hocayla da konuþun bir fikir edinirsiniz herhalde Ama artýk ne olur hocanýn hayatý diye mesaj atmaktan ve yorum linklerine mesaj býrakmaktan vazgeçin.-bu yüzden yorum linkleri artýk kaldýrýlmýþtýr- ya valla býktým artýk mesajlarý silmekten. ) Hatta geçen sunucu bilgisayarýn iþlemcisini bizim site aþýrý meþgul ettiðinden operatör siteyi kapatmýþ, neyseki tanýdýk olduðundan tekrar açtýrdýk, ama besleme linklerini kaldýrmak zorunda kaldýk.
Geçenlerde aldýðým bir öðrencinin attýðý mesaj aymazlýk ancak bu kadar olur dedirtecek cinsten. iþte mesaj, ne eksik ne fazla yayýnlýyorum hepsini: "Editör müsün nesin sen iþini yapsana millet ister mesaj gönderir göndermez
Nasrettin hocayla ilgilide biraz bir þeyler yaz bir þey bulamýyorum sonra öðretmen bana kýzýyor. Þikayet ederim seni bak sonra.... Artýk söylecek kelime bulamýyorum. Ne demeli bu öðrenciye?!
- Abi bence haklý : ))))
-hýýg mýg ?!!!


Sen de haklýsýn. Bizi Nasrettin Hoca’ya döndürdün. Kategori: Günlük Hayattan Alýntýlar, Eklenme Tarihi:2006 Duruþma sonrasý, "Duruþmada sesimi yükselttiðim için çok özür dilerim” diyen Çakýcý’ya, Mahkeme Baþkaný Bir, "Benim bundan bir þikayetim yok. Ülke sorunlarýndan çok konuþtun. Yeri burasý deðil” dedi.
Bunun üzerine Çakýcý, "Beni bir odaya kapattýlar. Kiminle konuþayým?” demesi üzerine hakim Bir, "Sen de haklýsýn. Bizi Nasrettin Hoca’ya döndürdün.”


Hoca Nasreddin / Murat Soyak Kategori: Okurdan Gelenler, Eklenme Tarihi:2005 Akþehir’de ak sakallý ermiþ
güller açar sözünde
dinlemek iyice dinlemek
pýnardan su içer gibi
etrafýnda ýþýl ýþýl çocuklar
hocam derler sýcacýk
yakýn bildiklerinden zahir
derse gönülden koþarlar
anlatýnca serin hikmet aðacý
bize dair ne varsa ballanýr
çaðlarý aþýp da gelmiþ
tebessüm güzelce yansýr

Not:Murat SOYAK'ýn göndermiþ olduðu þiiri yayýnlýyoruz. Kendisine çok teþekkür ediyoruz ve tüm ziyaretçilerimizden güzel çalýþmalar bekliyoruz.


Nükteler ve Fetvalar / Ýskender PALA Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006 Eskiler nükte için “fehm ü idrâki zarafete baðlý kýssa” derlerdi. Yani anlaþýldýðý vakit zarafet ortaya koyan ifade.
Nüktedan (nükte yapan), nükte-þinas (nükteden anlayan), nükte-gû (nükteci) kelimeleri bugün unutulsa da eski çaðlarda itibar gören sýfatlardan sayýlýrdý. Çünkü nükte için bilgi, zeka ve elbette lisan kabiliyeti gerekirdi. Bir sözün nükte olabilmesi için edeb dairesinde bulunmasý ise ilk þart idi. Nef’î bir beytinde,
Her nükte-i hafî ki kelâmýmda derc olur
Mazmûný dest-i âleme bir dâsitân verir
buyurur. Demek olur ki “Benim sözümde gizli olan nükteler açýldýðýnda insanlara uzun destanlar sunar.” Yani az söz ile çok þey anlatan sihirli sözlerdir bunlar. Nükteler bilhassa þairler ve bilginler arasýnda olunca zeka ile lisanýn þahikasý durumuna geliverirler. Artýk birbirleriyle atýþmalarý þiirlerden taþýp kelimelere dökülen o eski zaman efendilerini dinlemenin lezzetini siz düþünün.
Bilhassa kadý þairlerin fetva mahiyetindeki nükteleri de bu alanda önemli bir yer tutar. Eðitimleri süresince þiirle yakýndan ilgilenen kadýlar, daha sonraki meslekî hayatlarýnda sýk sýk þiire de baþvurmuþlar, pek çok fetvayý akýlda kalacak biçimde, kafiye ve vezinle kayda geçirmiþlerdir. Ýþte onlardan biri:
XVIII. yüzyýlda Postî (Post sahibi) mahlasýyla þiirler yazan bir Galata kadýsý ve onun da Hayâtî (hayatla ilgili) mahlasýný kullanan Eyüp kadýsý bir arkadaþý yaþamýþtýr. Eyüp kadýsýnýn kardeþi de yine Ýstanbul’da görev yapan kadýlardan olup o da þiirlerinde Mematî (ölümle ilgili) imzasýný kullanýrmýþ. Hayatî Efendi, Galata kadýsýna takýlmak için bir kaðýda güya içinden çýkamadýðý bir soruyu yazýp fetva ister mahiyette göndermiþ:
Sual:
- Ýt postý, domuz postý debâgatle temiz olur mý?
Osmanlý Türkçesi imlasýna göre “postý” kelimesi postî þeklinde yazýlmak durumunda olduðundan Galata kadýsý arkadaþýnýn “Köpek ve domuz derisi tabaklanmakla necislikten kurtulur mu?” sorusunun altýnda aslýnda kendisine it ve domuz yakýþtýrmalarý yapmaya çalýþtýðýný anlayýp fetvanýn cevabýný ayný imla biçimiyle ve “ölüsü de dirisi de murdardýr” anlamýnda þu þekilde yazýp iade etmiþ:
El-cevab:
- Hayatý da murdardýr, mematý da!
Görünüþe bakýlýrsa Postî ile Hayatî’nin kayýkçý kavgasýnda kabak, bîgünah Mematî’nin baþýnda patlamýþ.
Karýncanýn hakký
Ebussuud Efendi (1490-1574) yalnýzca Türk tarihi içinde deðil, bütün Ýslam tarihi içinde de en mümtaz din bilginlerinden biri, XVI. yüzyýlýn yüz aký ve þerefi sayýlacak çapta bir adamdýr. Kanuni Sultan Süleyman ve oðlu II. Selim zamanlarýnda 27 yýl þeyhülislamlýk yapmýþ, herkesin hürmetiyle birlikte itibar kazanmýþ, kendi çaðýnda bütün Ýslam aleminde adýndan bahsedilmiþtir. Vefatýnda Mekke ve Medine ulemasý gýyabýnda cenaze namazý kýlmýþlardýr. Kanuni’nin ona olan saygý ve mahabbeti hiç baþka kimseye olmamýþtýr. Pek çok devlet muamelesinde ve þahsi iþinde onun görüþünü alýr, sonra da “Bizi münevver kýldýnýz!” veya “Sözlerinizde bir hikmet saklý üstadým!” gibi iltifatlarda bulunur, hatta onun elinin deðdiði iþlerin uðurlu geleceðine inanýrmýþ. Süleymaniye Camii’nin temel atma merasimini ona yaptýrmasý bu yüzden imiþ. Kanunî, cenazesinin geleceði Zigetvar Seferi’ne giderken ona yazdýðý mektuba þöyle baþlamýþtýr:
“Halde haldaþým, sinde karýndaþým, âhiret kardeþim, tarîk-i Hak’da yoldaþým!”
Uzun boylu zayýfça, nuranî yüzü insanlara emniyet ve huzur telkin eden bu vakarlý adam þiirle de ilgilenmiþ, bazý bilimsel risaleler yazmýþtýr. Ancak en önemli eseri hiç þüphesiz yüzyýllarca Türk milletine yol gösteren fetvalarýdýr. Bu fetvalarda onun ince zekasý, dinî vukûfu, yüksek meziyetleri vb. görülebilir.
Rivayet edilir ki ayný zamanda þâir de olan Kanuni, sarayýn bahçesinde dolaþýrken armut aðacýna bir karýnca ordusunun musallat olduðunu ve aðacýn bu gidiþle çürüyeceðini görünce þeyhülislamýna þu beyti hâvî bir pusula yazýp göndermiþ:
Dýrahta ger ziyân etse karýnca
Ziyâný var mýdýr aný kýrýnca
Þeyhülislam Efendi fetvasýný ayný vezin ve kafiyede verir:
Yarýn Hakk’ýn divanýna varýnca
Süleyman’dan hakkýn alýr karýnca
Þeyhülislam Efendi’nin Neml Sûresi’nde anlatýldýðý üzere, Süleyman Peygamber ile karýnca arasýnda geçen hikayeye gönderme yaparak çok zarif bir nükte gösterdiðini söylemeye gerek yoktur zannederiz.
BERCESTE
Lâyýk mýdýr ki yâre kesip verdiðim kalem
Fetvâ-yý hûn-ý nâ-hakkýmý yazdý ibtidâ
Nevres-i Kadîm
Kendi elimle yontup sevgiliye sunduðum kalem ilk önce benim ölüm fetvamý yazdý. (Onu sevmekten gayrý suçum yokken) bu haksýzlýk reva mýdýr?!..
19.01.2006
Kaynak:
ZAMAN GAZETESİ [İnternetin İlk Türk Gazetesi] 19&hn=248048


Nasreddin Hoca Fýkralarýnýn Tasavvufî Yönü / Hüseyin ÖZCAN Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005 Türk milletinin bilge þahsiyetlerinden olan Nasreddin Hoca; halk dilinde, duygu, tefekkür, mizah ve hoþgörümüzü gösteren “fýkra” türünün öncüsüdür.
Baþta Türk ülkeleri olmak üzere Dünya’nýn birçok ülkesinde tanýnan Nasreddin Hoca, sosyal hayatta karþýlaþýlan içinden çýkýlmaz güç iþleri, aklý, bilgisi ve hazýr cevaplýlýðýyla mizahi biçimde çözen, güldüren ama güldürürken düþündüren keskin Türk zekâsýnýn sembolü aktüel bir tiptir.1
Nasrettin Hoca, Sivrihisar yöresinde 1208 yýllarýnda doðmuþtur. Babasý Hortu köyü imamý olan Abdullah Efendi, annesi ayný köyden Sýdýka Hatun’dur.
Nasreddin Hoca ilk derslerini babasýndan almýþtýr. Daha sonra Sivrihisar Müftüsü Hasan Efendi’nin ‘Mecmua-yý Maârif’ adlý tamamlanmamýþ eserinden, hocanýn Mutasavvýf Seyyid Muhammed Hayrânî’nin talebesi olduðunu ve hocasýnýn Akþehir’e göçmesi dolayýsýyla onun da Akþehir’e eðitim için gittiðini öðrenmekteyiz.2
Önce Sivrihisar’da medrese öðrenimi gören Nasreddin Hoca, babasýnýn ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamý oldu. 1237’de Akþehir’e yerleþerek, Seyyid Mahmud Hayrânî ve Seyyid Hacý Ýbrahim’in derslerini dinledi. Bir rivayete göre medresede ders okuttu, kadýlýk görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayý kendisine Nasuriddin Hâce adý verilmiþ, sonradan bu ad Nasreddin Hoca þekline dönüþmüþtür. Onun hayatýyla ilgili bilgiler, halkýn kendisine olan sevgisi yüzünden, söylentilerle karýþmýþ, yer yer olaðanüstü nitelikler kazanmýþtýr.
Nasreddin Hoca saðlam bir Ýslâm inancýna, köklü bir dinî bilgiye, ciddî bir ahlâkî yapýya sahiptir. Tasavvuf kültürüne de vâkýf olan hoca, birçok tarihî yazma eserlerde evliyalar arasýnda zikredilir. Nasreddin Hoca, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde “hakîm ulu bir can” olarak tanýtýlýr.
Nasreddin Hoca ile ilgili en eski kaynak olan Ebu’l-Hayr Rûmî’nin Saltuknâmesi’nde (M. 1495) Sarý Saltuk, Nasreddin Hoca’ya bir hediye göndererek dua talebinde bulunur. Hoca evde olmadýðý için hocanýn hanýmý, onun yerine dua eder. Bu duanýn bazý cümleleri þu þekildedir: “.. dünyada fâsýk, fâcir ile alâka eyleme, ve dahi kötü kiþiye karþý kendini ve hem malýný güvenip emanet etme ve dilinden tevbe ve istiðfarý koma, kendin için isteyeceðini baþkasý için de iste, Allah’tan korkup Rasül’den utanasýn ve ahiret için burada güzel amel iþleyesin, yaramaz iþlerden kaçasýn, günahlarýný çoðaltmayasýn ki gönlün kararmasýn. Böylece gönül aynanda gizli sýrlarý keþfedebilesin, Hakk’ý müþahede edebilesin.3
Nasreddin Hoca, Milâdî 1284 tarihinde Akþehir’de vefat etmiþtir. Türbesi üzerindeki yazýda “ Yazý bâkî, ömür fânî, kul âsî, Rab affedicidir.” sözleri yer almaktadýr. Nasreddin Hoca’nýn sosyal hayatla ilgili fýkralarý zengin bir konu çeþitliliði göstermekte, toplum hayatýnýn hemen hemen bütün alanlarýný kapsamaktadýr. Bunlarýn çoðunda mizahýyla, güler yüzüyle ders veren bir halk eðitimcisinin olumlu davranýþýný görürüz.4
Nasreddin Hoca bir çok fýkrasýnda halkýmýzýn meselelerini pratik bir þekilde hâllederek hadiseler karþýsýndaki tavrý ve eleþtiri becerisi, kullandýðý dili ile Anadolu insanýnýn duygularýna tercüman olmuþtur.
Nasreddin Hoca’nýn temsil ettiði sýradan bir kurnazlýk deðil imbiklenmiþ zekânýn arkasýnda doðruyu, iyiyi, güzeli, sabýr ve dürüstlüðü telkin eden bir akýl yürütme sistemidir.
Nasreddin Hoca fýkralarýnýn temel özelliklerinden birisi de sözlü geleneðe uygun olarak kýsa, açýk, yalýn ve özlü olmasýdýr. Bu fýkralar, Türkçemizdeki halk söyleyiþleri için zengin bir kaynak durumundadýr. Diyaloglarda da söz uzatýlmadan gaye kýsa bir þekilde anlatýlmýþtýr. Nasreddin Hoca’nýn aðzýnda vurucu sözler kalýplaþmýþtýr. Bu kalýplardan ipe un sermek, bindiði dalý kesmek, kazýn ayaðý, kuþa benzemek, vb. bir çoðu özlü söz ya da deyim olarak kullanýlmaya baþlamýþtýr.5 Birçok fýkrada insanlarýn ibret alacaðý konular sembollerle anlatýlýr: “Ye kürküm ye, kürküm eski sözüm geçmez” ifadeleriyle toplumun gerçeðe deðil dýþ görüntüye önem verdiði eleþtirilir. “Kazan doðurdu, kazan öldü” fýkrasý çýkarýný koruma uðrunda tabiatýn kanunlarýna karþý gelmeyi eleþtirir.6
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýnda, halký eðiten ve ona ders veren yaklaþýmlar bulunmaktadýr. Anadolu insanýnýn birçok meseleyi Nasreddin Hoca’nýn dilinden, aðzýndan ifade etmekten hoþlanmasý onun aklý ve zekâsý ile ilgili meseleleri yargýlamasý, hükme baðlamasý, tenkid etmesi, üzerinde ciddiyetle durulmasý gereken ayrý bir mevzudur. Çünkü bu ortak güç, halkýn ortak gücüdür, Nasreddin Hoca kalýbý içinde aksediþidir. Nasreddin Hoca’nýn þahsiyetinde þekillenen Türk halk düþüncesi, dünya görüþü, insan anlayýþý ve cemiyet hayatýnda cereyan eden olaylara karþý alýnan tavýr ve tutumlarýn genel yapýsý fýkralara yansýmýþtýr. Nasreddin Hoca’ya baðlý olarak anlatýlan fýkralar âdeta Türk düþüncesinin oluklarý, çeþitli ifade kalýplarý gibidir. Bu sebeple de Nasreddin Hoca, bir fýkra tipi olduðu kadar, Türk düþüncesini, dünya görüþünü, insan anlayýþýný en iyi þekilde anlatan, ifade eden bilgemizdir. 7
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýný tasavvufî açýdan yorumlayan eserler de yazýlmýþtýr. Bu eserlerden birisi de “Hoca Nasreddin Latifesiyle Burhaniye Tercümesi” adlý Mevlâna’nýn torunlarýndan Seyyid Burhaneddin Çelebi’ye ait olan eserdir.
Nev’izâde Atâyî’nin ‘Sohbetül-Ebkâr’ adlý eserinde Nasreddin Hocaya ait þu fýkra yer alýr: Kapalý bir çeþmenin týkacýný þuursuzca açan hoca, üstünü baþýný berbat eder. O, bundan güzel bir netice çýkarýr: Boþboðaz cahil bir kiþinin söylediði þuursuz bir söz, týkacý açýlmýþ çeþmeye benzetilir. Böyle bir söz temiz bir insaný kirletir. Haksýz dedikodulara sebep olur. Herkesin bildiði gibi Nasreddin Hoca eþeðe ters biner. Bundan kasýt nefsin dediðini yapmamak, onun zýddýna hareket etmektir. Zira nefis, ruhun bineðidir.
Bir Nasreddin Hoca fýkrasýnda, Dünyanýn bir kocakarý olduðu ama onun cazibesinin kiþiyi aldatýp kendini sattýrdýðý ifade edilir. Göle yoðurt çalmak, birçok kiþiyi irþad etmeye çalýþmak olarak, eþeðe alfabe öðretmek nefsi ilâhi bilgi ile eðitme, terbiye etme, ipe un sermek, ömrü heba etmek þeklinde þerh edilir.
Bir baþka Nasreddin Hoca fýkrasý ve buna yapýlan tasavvufî yorum þu þekildedir: Bir gece rüyasýnda Nasreddin Hoca’ya dokuz akçe para vermiþler. Hoca, hele on akçe olsun diye ýsrar etmiþ derken uyanýp bakmýþ ki elinde bir þey yok. Gözlerini tekrar kapatarak elini uzatan Hoca, “Getir dokuz akçe olsun.” demiþ. Bu fýkranýn tasavvufî izahý þu þekildedir: Bu fani dünya bir rüya âlemi gibidir. Kavga ve dövüþle daha çok kazanmak için çalýþmanýz boþunadýr. Elinizde iken sadaka ve hayratta bulunun, uyandýðýnýz vakit eliniz boþ çýkmasýn.
Bir baþka fýkrada Hoca bir bahçeye girer. Bahçedeki sebzeleri çuvalýna doldururken mal sahibi gelerek: ‘Burada ne yapýyorsun?’ diye sorar. Hoca: ‘Beni bir rüzgâr buraya attý!’ der. Bahçe sahibi: ‘Peki bu sebzeleri kim kopardý?’ diye sorar. Hoca: ‘Rüzgâr þiddetli olduðundan, beni oradan oraya attý ben de onlara tutundum, bu yüzden koptular.’ der. Bostancý: ‘Peki bunlarý çuvala kim doldurdu?’ deyince Hoca: ‘Ýþte ben de onu düþünüyordum.’ der. Fýkra þu þekilde yorumlanýr: Gerçek hayata göre, bir gölge bir hayal gibi olan bu dünya hayatýnda, düþünmeden, helâl haram demeden, yarýný düþünmeden tûl-i emel ile çalýþan rýzýk toplayan kimseler, yarýn baðbâný hakikî olan Cenab-ý Kibriya’nýn divanýnda öyle eðri büðrü sözleri kabul olunmayacaðýndan, bu duruma düþmektense þimdiden tefekkür edip tedbir almalýdýrlar.
Bir baþka fýkrada; Nasreddin Hoca: “Ey Müslümanlar Hak Tealâ’ya þükredin ki deveye kanat vermemiþ. Eðer vermiþ olsaydý evlerinize yahut bahçelerinize konarak baþlarýnýzý yýkardý.” demiþ. Yani Hak Tealâ’nýn azâmet ve ihsanýný müþahede edin her kuluna mal ve mansýp vermediðine þükredin. Zira, herkesin kabiliyetine göre ihsan olunur. Farklý bir fýkrada Nasreddin Hoca bir gün uzak bir yerden gelirken merkebi gayet susamýþ. Birden önünde gölü gören eþek hemen göle doðru koþmaya baþlamýþ. Yüksek bir yerden inilen göle hýzla ilerleyen eþek tam düþecek gibi iken göldeki kurbaðalar ötmeye baþlamýþ. Eþek de ürküp geriye kaçmýþ. Hoca eþeði tutup kurbaðalara hitaben: “Aferin göl kuþlarý deyip göle üç para atarak varýn bununla helva alýn yiyin” demiþ. Bu fýkranýn tasavvufî yorumu olarak “Sizlere ve mallarýnýza bir ziyan gelmezse Allah’a þükredin. Sadaka verip ihsan edin, zira vereceðiniz sadaka nice belâlarý ve kazalarý defedip sizleri sûrî ve manevî tehlikeden kurtarýp ömrünüzü ve malýnýzýn çok olmasýna delâlet eder.”8 denmiþtir.
Nasreddin Hoca nüktedanlýðý ile Batýlýlarýn da dikkatini çekmiþ, etkilenmeler sonrasýnda onun fýkralarý ile Batýdaki bazý fýkralar arasýnda benzerlikler tespit edilmiþtir. Kimi zaman Batýda karikatür sanatçýlarýna ilham kaynaðý olmuþ Nasreddin Hoca fýkralarýmýz da vardýr. Sözgelimi, eþeðine binen Hoca heybesini omzuna koyar ve bunun sebebini soranlara: “Zavallý hayvan, beni zor taþýyor, bir de heybeyi mi taþýsýn?” der. Fransýz karikatür sanatçýsý bu konuyu þöyle iþliyor: Birisi tartýlýrken paltosunu çýkararak koluna almýþtýr, basküldeki rakamýn ayný kaldýðýný görünce þöyle der: “Tuhaf þey, paltomu çýkardýðým hâlde, kilom deðiþmedi!”9
Mevlana’nýn tasavvuf eðitiminde musiki ne ise, Nasreddin Hoca’nýn irþadýnda mizah odur. Onun mizahý, dinî, edebî ve ahlâkî mesajlar içerir.10
Görüldüðü gibi Nasreddin Hoca fýkralarý, görünen yüzü dýþýnda derin manalar içermektedir. Tasavvufî bir kültüre sahip olan Hoca, fýkralarýnda kullandýðý sembolik bir dil ile birtakým mesajlar vermiþtir. Nasreddin Hoca’nýn, hayatýný incelediðimizde aldýðý eðitim ve görevlerin bu tür allegorik anlatýmlarý yapabilecek bir altyapýya sahip olduðunu görüyoruz. Birçok tarihî yazma eserlerde Nasreddin Hoca fýkralarýnýn tasavvufi þerhlerinin yapýlmasý ve halk tarafýndan hikmetle okunmasý, fýkralarýn bu ilk bakýþta görülmeyen dünyasýna olan ilginin bir sonucudur.
Nasreddin Hoca, bahsi geçen fýkralarýndaki bazý sembol varlýklarý, kanaatimizce, þuurlu olarak kullanmýþtýr. Onun fýkralarýndaki temel figür, güldürürken düþündürmek þeklinde öne çýkar. Dolayýsýyla fýkralarý sadece gülme adýna söylenmiþ vak’alar, Nasreddin Hoca’yý da bir komedyen gibi görmek, yanlýþ bir yaklaþým olacaktýr.
Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýný okurken, fýkralarýn arka planýndaki kastý
anlamaya çalýþmamýz gerekir.
Kaynaklar
1 Ýsa ÖZKAN:Nasreddin Hoca Fýkralarý, Ankara 1999. s. 4.
2 Ýbrahim Hakký KONYALI, Akþehir,Ýstanbul 1945. s. 731-732.
3 FahirÝZ, Türk Edebiyatýnda Nesir (Dua kýsmen sadeleþtirilmiþtir) C. l, s. l7.
4 Þükrü KURGAN:Nasrettin Hoca,Ýstanbul 1996. S. 23
5 Alpay KABACALI:Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca,Ýstanbul 2000, s. 59.
6 Þükrü KURGAN: Nasreddin Hoca, Ankara 1999. s. 78. s
7 Dursun YILDIRIM:Türk Edebiyatýnda Bektaþi Fýkralarý, Ankara 1999.s. 26.
8 Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin ÞerhiÝzmir 1999.
9 Feyzi HALICI: Þair Burhaneddin’in Nasreddin Hoca’nýn Fýkralarýný Þerhe den Eseri, Ankara 1994.
10 Abdurrahman GÜZEL: Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatý, Ankara 2000.
Kaynak: www.yaðmurdergisi.com.tr Sayý: 26 Ocak - Þubat - Mart 2005


Nasreddin Hoca Hakkýnda Kim, Ne Demiþ? Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005 "…Nükte tavzih için, meseleleri iyice açýklamak maksadýna matuf olarak yapýlýr. Sadece muhataplarý güldürmek bahanesiyle "Bakýn, size bir nükte anlatayým.. bir tane daha..” demek gevezelik ve münasebetsizlik olur. Bazen, mesela, Nasreddin Hocadan bir nükte anlatýrsýnýz. Ama o nükte, temel mantýðýnýzda, fikrinizdeki ve konuþmanýzdaki bir boþluðu doldurmak için olmalýdýr. Yoksa nükte yapýlmaz, fýkra anlatýlmaz þeklinde anlaþýlmamalýdýr.” Kýrýk Testi, M.F.GÜLEN.
Ýlhan Baþgöz
"…En az 500 yýldan beri onun fýkralarýný dinleyerek, beslenerek büyümüþüz. Bu etki çocuk çoluk, genç ihtiyar hepimize iþlemiþ. Böylece Nasreddin Hoca'yý Türk halký yarattýðý kadar, Türk halkýný da Nasreddin Hoca yaratmýþtýr…”
Adnan Binyazar
"…Nasreddin Hoca, her kesim halkýn; koylunun kentlinin, varsýlýn yoksulun çeliþkilerini, düþüncelerini, eleþtirilerini dile getirir. Fýkralarda yerellik, sýnýfsallýk özelliði önemli bir ayrýlýk yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu görülmez. Baþta komþu ülkeler olmak üzere, bütün dünyada tanýnmasýnýn, yaygýnlaþmasýnýn nedenini, onun bu evrensel yönünde aramak gerekir…”
Ahmet Caferoglu
"…Bu aziz halk evladýnýn sarýðýnda þehir, yani yerleþik, küçük eþeðinde ise göçebe Türk yasayýþýnýn baðdaþtýrýlmak istendiðini sezmekteyim. Bu yolla Hoca'mýz keçe medeniyeti ile balçýk medeniyetini kendi þahsýnda kaynaþtýrmýþ bir þövalyedir.”
Ziya Gökalp
"…Nasreddin Hoca, Türk nekre güllüðünün en yüksek simasýdýr.” [Nekre: hoþa giden, gülünç, ince bir alay içeren söz]
Abdulbaki Gölpýnarlý
"…Halk Hoca'dýr…Hoca, halkýn muhayyilesinde; halk, icap edince öz nefsine bile onun nüktesiyle çatýyor, onun diliyle sözler sarfediyor. Bedri Rahmi Eyuboðlu'nun dediði gibi yakýn zamanda bir gün Hoca, otobüse, dolmuþa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka.”
Rostislav Holthoer
"…Hoca'nýn dünyanýn baþka yörelerindeki fýkralarda ve masallarda yaþamasý pek muhtemeldir. Ortadoðunun pek çok ülkesi Hoca'yý kendi malý yapmak istiyor. Ama türbesi Türkiye'de Akþehir'de bulunuyor. Ne var ki, kiþiliði ve ünü bu kentle sýnýrlý deðildir. Kendisi kozmopolit olup zamanlarýn ötesinde bulunmaktadýr.”
Fuat Köprülü
"…O, bizim en asli mahsullerimizden biridir.” [Fuat Köprülü, Nasreddin Hoca'nýn tarihi kiþiliðiyle ilgili araþtýrmalara ilk öncülük eden kiþidir. A. Kabacali, 1991]
Þükrü Kurgan
"…Anadolu Türk mizahý, yorgun bir zihnin düþüncelerini boþaltan, dilimizin güçlü bir deyimi ile "lala-paþa eðlendiren” baþýboþ bir mizah deðildir. Nasreddin Hoca mizahý, Türk halkýnýn sorunlarý ile beraber yürüyen, toplum eðitimine yönelmiþ, yapýcý bir mizahtýr. Türk halký, yüzyýllar boyunca dertlerini bu mizahla avutmuþ, sevinebildiði mutlu günlerde de, bu mizahýn sevinci ile yasamýþtýr…Bu ‘Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, iþleri þakaya almak demek deðildir, sadece güler yüzü ciddiliðe engel saymamak, yani Türk halký gibi ‘güler yüzle ciddi olmak' demektir…”
Anna Masala
"…Nasreddin'in vücudu türbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hiçbir zaman ölmemiþtir. Hatta gerçek mucize þudur: Bütün dünya ondan bahsetmekte, edebiyatçýlar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanýmakta ve hikayeleri rüzgar gibi yayýlýp, ekmek gibi kabarmaktadýr. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri þüphesizdir…”
Aziz Nesin
"…Doðumundan önce de, ölümünden sonra da yasamýþ insan Nasreddin Hoca'dýr. Ölümünden sonra yasamýþ baþka tarihsel ve toplumsal kiþiler vardýr, ama ölümünden önce de yaþamýþ olan dünyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dýr…” "..Nazým Hikmet, Hoca'yý gülen deðil, aðlayan insan sembolü olarak göstermiþtir. Nasreddin Hoca fýkralarýnýn özünde gözyaþý vardýr. Türk halký bu fýkralara, aðlamanýn yerine, gülmüþtür. Çünkü Nasreddin Hoca yalnýz alay etmekle yetinmemiþ, ezilen halkýn da kaltabanlýðý, o çürümüþ toplumdaki korkaklýðý, ikiyüzlülüðü, yüreksizliði, sahteciliðiyle de alay etmiþtir. Aslýnda Nasreddin Hoca derken, Türk halkýnýn kendisini anlamaktayýz. Böylece Türk halký, kendi kendisiyle alay edebilme olgunluðunu göstermiþtir. Goethe, ‘Kendi kendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der. Türk halký, yüzyýllar boyunca yarattýðý Nasreddin Hoca'nýn toplumsal kiþiliðinde, bir yandan ezenlerle alay ederken, bir yandan da kendi kendisiyle alay ederek, çöküntü nedeninde kendisinin de sorumlu olduðunu, payý bulunduðunu göstermiþtir…”
Cahit Tanyol
"…bu fýkralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mümkün deðildir. Hoca'da belli bir aptal kiþi deðil, belli bir aptallýðýmýz ve bönlüðümüz hicvedilir.”
Fikret Turkmen
"…Karþýmýza, Türkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Türklerin ayak bastýðý her yerde Nasreddin Hoca çýkmaktadýr…”
Kaynak: http://www.hikayearsivi.net/nasreddi...tun.asp@id=128


Nasreddin Hoca'dan Çocuklarýmýza Fýkralar Kategori: Elektronik Fýkra Kitabý, Eklenme Tarihi:2005 Editörün Notu: Nasreddin Hoca güleryüzlülüðü ile büyük küçük herkesin sevgisini kazanmýþ simge bir kiþilik olduðundan onun adýyla anlatýldýðý zaman fýkralar daha kolay benimsenmektedir.Nasreddin Hoca fýkralarý geleceðimiz çocuklarýmýzýn hayatýný iyi birer kiþi olarak devam ettirebilmeleri açýsýndan faydalý olabilir. Küçük bir nasihat, yerinde bir þaka gibi görünen günlük konuþmalar bir hayat olayý olarak çocuklarýn aklýnda hemen yer etmekte ve ileride ihtiyaç duyduklarýnda bilinç altýnda yerleþen birikimlere göre davranmaktadýrlar.Çocuklarýmýzýn kazanmasý beklenen erdemlerin dikte edilme yerine eðlenceli bir þekilde öðretilmesi kazanýlan iyi davranýþ biçimlerinin kalýcý olmasýný saðlayacaktýr. Burada anlatýcý konumundaki anne-babanýn söz ve davranýþlarýylada tutarlýlýk göstermesinin çok önemli olduðunu belirtmekte yarar var.
Fýkralarýn tam metninin okunmasý yerine konunun anlaþýlabileceði þekilde dinleyici çocuðun ilgisine göre içerik renklendirilebilmelidir. Böylece çocuðunuzu en iyi siz tanýyabileceðiniz için onun duymaya alýþtýðý ifadelerle anlatýlmasý sizin baþarýnýzý artýracaktýr.
Ýnþallah
Açýklama: a) Tedbirli olmanýn önemi ve tedbir alýndýktan sonra Allah’a tevekkül etmenin gereðini anlatýr. b) Yalan söylemenin ve savsamanýn ne kadar kötü olduðunu anlatýr. Not: Ýnþallah, Allah’ýn izniyle anlamýnda kullanýlmaktadýr.
Hoca evde karýsýyla beraber oturmuþ ertesi günün planýný yapýyordu. Karýsýna dedi ki:
- “Eðer yarýn hava güzel olursa ormana aðaca giderim, iyi olmazsa hamama.” Karýsý Hoca’yý uyarmýþ:
- “Ýnþallah de Hocam.” Hoca:
- “Haným ne var bunda yarýn hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda.” Ertesi gün olur ve sabah namazýndan sonra bulutsuz ve güneþli havaya gören Hoca keyifle ormanýn yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaþmýþtýr ki askeri bir birlikle karþýlaþýr. Askerler Hoca’dan komþu kasabanýn yolunu tarif etmesini isterler fakat askerlerle uðraþmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan Nasreddin Hoca’ya:
- “Kavuðundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düþ önümüze ve en kýsa yoldan bizi Sivrihisar’a götür!” diye hep kýzar hem de yolda rehberlik etmesini emreder. Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar’a ulaþýp serbest kalýnca tekrar evinin yoluna koyulur. Bu sýrada nereden geldiði belirsiz kara bulutlar güneþ batmadan her yeri karartýrlar. Bir þimþek ardýna bir gümbürtü, rüzgâr fýrtýna derken bardaktan boþanýrcasýna yaðmur baþlar. Ancak gece yarýsýndan sonra eve varabilen Hoca ayaklarýna karasular inmiþ, yarý ölü vaziyette kapýnýn eþiðine yýðýlýr. Kapýnýn tokmaðýna güçlükle dokunur. Karýsý içerden “kim o ?” diye seslenince, Hoca binbir güçlükle:
- “Ýnþallah benim karýcýðým.” diyebildi.
Halep Oradaysa Arþýn Burada
Açýklama: a) Yalan söyleyerek kendinde bulunmamayan özellikleri insanlara varmýþ gibi anlatýlmasýnýn yanlýþlýðý ve hakikatin ortaya çýkýnca ne kadar mahcup olunacaðý b) Palavracý insanlara itibar edilmemesi. Not: Halep, Osmanlý devleti döneminde ortadoðu þehirlerindendir. Arþýn, günümüzde kullandýðýmýz metre gibi uzunluk ölçme birimidir.
Palavracýnýn biri baþýna topladýðý üç beþ cahile karþý övünüp duruyormuþ:
- “Ýþte ben güçlü ve maharetli bir adamým. Halep’te bulunduðum sýralarda altmýþ arþýn uzaða atlamýþ bir kimseyim!..” Nasreddin Hocada bu sýrada oradan geçiyormuþ. Palavracýnýn yanýna yaklaþýp :
- “Yaa demek sen altmýþ arþýn atlarsýn. Haydi atla da görelim.” Adam hýk mýk etmiþ.
- “Ama ben Halep’te atladým.” demiþ. Hoca kýzmýþ :
- “Caným Halep oradaysa arþýn burada.”
Hýrsýzýn Bunda Hiç Suçu Yok mu?
Açýklama: a) Tedbirli olunmadýðý takdirde kötüniyetlilerin hedefi olunabileceði. b) Gerçek dostluðun kötü zamanlarda maddi manevi desteklemeyi gerektirdiði.
Günün birinde hýrsýzýn biri Nasreddin Hoca’nýn evine girmiþ ve ne bulduysa hepsini yanýna almýþ gitmiþ. Hoca’nýn arkadaþlarý evi yalnýz býraktýðý ve kapýyý sýký kapamadýðý için ona katýla katýla gülmüþler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamýþ ve:
- “Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hýrsýza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?”
Baklava
Açýklama: a) Baþkalarýnýn malýna göz dikmemek gerektiði. b) Fýrsatçý kimselere karþý malýný korumasý gerektiði
Hoca akþamleyin eve doðru yürürken, baklava seven bir köylüyle karþýlaþýr.
- “Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu…”
- “Bana ne!”
- “Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”
- “O zaman sana ne!”
Üzerine
Açýklama: a) Birliktelik yanlýz olmaktan iyidir. b) Birlikten güzellik ve güç doðar. c) Görev ve sorumluluk paylaþýmýnýn önemli ve faydasý. d) Güzel birliktelikten ayrýlmanýn zararý
Hoca, arkadaþlarýyla þirin bir köye gezmeðe gitmiþ. Akþama kadar yiyip içerek eðlenmiþler. Burasýný pek beðenen arkadaþlarý, her biri bir yemeði üzerine almak þartýyla birkaç gün daha kalmaða karar vermiþler. Kafileden birisi:
- “Böreði benim üzerime!” demiþ. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiþ. Herkes üzerine bir yemek alýrken Nasreddin Hoca:
- “Arkadaþlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranýzdan ayrýlýrsam Allah’ýn lâneti de benim üzerime!…”
Suyunun Suyu
Açýklama: a) Ýyilik yapýlýrken nelere dikkat edilmesi gerektiði. b) Yapýlan iyiliðin iyilik olarak kalabilmesi için sonraki davranýþlarýnda tamamlayýcý ve ölçülü olmasý. c) Misafirlikte ölçülü olunmasý.
Günün birinde komþu köyden Ahmet adýnda biri elinde hediye bir tavukla çýkagelir ve o akþam Hocanýn evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet’in arkadaþý olduðunu söyleyen bir baþka kiþi yine gelir ve Hoca onu da evinde bir gece en güzel þekilde aðýrlar. Bir zaman sonra Ahmet’in arkadaþýnýn arkadaþý olduðunu söyleyen biri daha gelir, Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sýcak su koyar. Bu iþe þaþan adama Hoca tebessümle:
- “Bu Ahmet’in tavuðunun suyunun suyu” der.
Marifet
Açýklama: a) Ýnsan çok þey bilebilir ama her þeyi bilemeyebilir. b) Bilmediði þeyi bilen birine sorarak öðrenmenin önemi. c) Bilgi sahibi insanlara saygý gösterilmesi. d) Bilginin onda dokuzunun edeb olduðu. Not: Kavuk, özel kumaþlardan yapýlan biçim ve boyutuna göre sosyal statüyü gösteren bir giyecektir.
Bir adam, elinde çok karýþýk elyazmasý farsça yazýlmýþ bir mektup
- “Hocam, þu mektubu bana bir okusana.”der. Hoca bakmýþ elyazýsý çok karýþýk evirmiþ çevirmiþ okuyamamýþ adama geri vermiþ. Adam þaþýrýp, Hocanýn okumasý yok zannederek:
- “Ayýp Hoca, ayýp! Benden utanmýyorsan baþýndaki koca kavuðundan utan!.” demiþ. Bunun üzerine Hoca kavuðu çýkarýp adamýn kafasýna geçirerek:
- “Madem ki iþ kavuktadýr: Haydi giy de þunu, kendin oku bakalým mektubunu.”
Güneþ mi Yoksa Ay mý?
Açýklama: a) Her þeyin kendine göre bir önemi vardýr. c) Deðerlendirme yaparken etraflýca bilgi sahibi olmak gerekir. Güneþin ýþýðý kendindendir ama ay güneþten gelen ýþýðý yansýtarak güneþin dünyanýn diðer tarafýný aydýnlattýðý anda karanlýk kalan tarafa en azýndan insanlara yollarýný bulabilecek kadar ýþýk yansýtýr.
Günün birinde öðretmen sýnýfta Nasreddin’e sormuþ:
- “Anlat bana bakalým, güneþ mi yoksa ay mý bizim için daha önemlidir?” Nasreddin cevabý:
- “Tabii ki ay, zira güneþ gündüz parlar. Fakat ay buna karþýlýk gece parýldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Düþünür
Açýklama: a) Konuþmanýn ölçüsü. b) Düþünmenin konuþmadan daha önemli olduðu. c) Düþünülerek yapýlan konuþmanýn faydasý. Not: Akçe, eskiden kullanýlan bir para birimidir.
Tavuðu 5, papaðaný 50 akçeye satan adama Hoca sorar.”
- “Hemþerim bu nasýl kuþ 50 Akçe istersin?”
- “Hocam bu kuþa papaðan derler ve ve insan gibi konuþur.” Bunu duyan Hoca hemen eve koþar, kümesten hindisini kaptýðý gibi pazara döner ve baþlar baðýrmaya.
- “Bu gördüðünüz kuþ sadece 100 Akçeye, gel, gelll!” Herkesten çok papaðan satan þaþar bu iþe ve Hoca’ya sorar:
- “Hocam 100 Akçe çok deðil mi bir hindi için?” Hoca:
- “Sen 50 ye satýyorsun ama”
- “Dedim ya hocam benim kuþ konuþur ama”
- “Öyleyse, benimki de düþünür!”
Büyük Farklýlýk
Açýklama: a) Gerçek erdem bildiðini zorluklara katlanarak insanlýk yararýna kullanmaktýr. Vaaz: Bilgili kiþilerin iyiliklerin yapýlmasý ve kötülüklerden uzak durulmasý için nasihatta bulunmasý
Hoca, namaz kýldýrýp vaaz vermek için üç günlük uzaklýktaki bir köye gitmiþ, bir aðanýn evine konuk olmuþ. Aða, Hoca’ya bir þey okutmuþ, sonra ayný þeyi kendisi okumuþ. Hoca’ya bir satýr yazý yazdýrmýþ, altýna ayný yazýyý kendi de yazmýþ. Sonra demiþ ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdýn, ben de yazdým. Sana ne hacet, aramýzda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiþ, aramýzda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarý aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatýyorsun.
Para Ýliþkisi
Açýklama: Paranýn hayattaki yerini anlatýr.
Cimrinin biri, Hoca’ya, “ Hocam demek parayý sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- “Adamý, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.


Eski Ýfadelerle Fýkralar Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006 KÖNE AY NEME EDERLER
Günlerin birinde Ependiden:
–Taze ay doganda könesini neme ederler diyip sorapdýrlar.
Onda Ependi:
–Oni owunjak- owunjak kesiþdirip ildýz ederler diyip jogap beripdir.
(ESKÝ AYLARI NE YAPARLAR? :
Bir gün Hoca’ya:
–Yeni ay doðunca eskisini ne yaparlar? Diye sorarlar.
Hoca: Kýrpýp kýrpýp yýldýz yaparlar, der.)
KÝMÝN YAÞI ULI
Ependi oglanka biri ondan :
-Kimin yaþý ulý: Seninkimi ya doganýnki diyip sorapdýr. Onda Ependi:
-Öten iyl-a ejem doganýmýn menden bir yaþ uludýgýný aydýpdý.
Þonun üçinem indi bu iyl biz eþit bolýyarýs diyip jogap beripdir.
(KÝMÝN YAÞI BÜYÜK ? :
Hoca çocukken biri, ona:
-Hangimizin yaþý büyük? Senin mi, yoksa aðabeyinin mi, diye sorar. Bunun üzerine Hoca:
-Geçen yýl annem, aðabeyimin benden bir yaþ büyük olduðunu söylemiþti. Bu yýl artýk ikimiz, yaþýt oluyoruz, diye cevap verir.)
Dipnot: (Ependi, Þorta Sözler, Yomaklar, Nasreddin Hoca Fýkralarý, Hazýrlayan : Prof. Dr. Ýsa Özkan, Tika Yay., Ankara 1999)
Kaynak : Üç Aylık Dil,Kültür ve Edebiyat Dergisi Sayý: 16 Temmuz - Aðustos - Eylül 2002


Basýnda Sitemiz Piri Reis, PCNet, Bilgisayar ve Ýnternet Dergisi, Yýl:6, Sayý:79, Nisan 2004 sayýsýnda sitemizin tanýtýmýna yer vermiþtir. PCNet'e teþekkür ediyoruz.



Genel Olarak Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:2005 Uzun yýllar süren fýkra toplama aþamasýndan sonra en zengin Türkçe içeriðe sahip Nasreddin Hoca sitesini yayýnlamaktan gurur duyuyoruz.
Nasreddin Hoca baþlýðý altýnda bir çok yerde çeþitli fýkralara yer verilmesine raðmen gerektiði kadar konularýna göre iþlenmeden yer verilmemiþ olmasý, bizi içerik olarak fýkralarý konularýna sýnýflandýrmaya yöneltti. Farklý baþlýklar altýnda toplayarak sadece eðlence amaçlý olmanýnda ilerisinde kültür hayatýmýzla ilgili daha iyi bakýþ açýsý da yakalama olanaðý bulmuþ olduk.
Fýkralar çok deðiþik kaynaklardan derlendikten sonra bir çok defa yeniden gözden geçirildikten ve bir çoðu anlatým olarak yeniden yorumladýktan sonra yayýna sunuldu.
Halk kültüründe yer alan ve sevilen bir çok fýkranýnda hocaya atfedildiði bilinmektedir Nasreddin Hoca’yla özdeþleþen bazý fýkralarda bu yöntemle yayýnlananlar arasýnda yer almýþtýr.
Yayýncýlýðýn etik deðerleri gereði argo ve müstehcenlik içeren ifadeler -halk arasýnda yaygýn olarak kulllanýlsa bile- ve Nasreddin Hoca vizyonuyla çeliþen, kaba, kiþileri küçük düþürebilecek ifadelere elden geldiðince yer verilmemeye çalýþýlmýþtýr ayrýca ziyaretçilerin öneriyle yeniden metinler yorumlanmaya açýktýr.
Bu proje herkese açýk olarak ilan edilmektedir ve tüm ziyaretçilerin katýlýmlarýna açýktýr.


Telif Haklarý © Kategori: Açýklama, Eklenme Tarihi:17 Aralýk 2006 Bu site Nasreddin Hoca'nýn Resmi olmayan ama Resimli ve Renkli web sitesidir. Fýkralarý Siyah beyaz görmek isteyenler burayý týklasýn yok mavi beyaz okumak isterim derseniz o zaman burayý týklayýn yok o ada olmaz mor olsun hiç biþey okuyamayayým diyorsanýz sizi dövebilecek birini kýzdýrmayý deneyin, böylece üçgün gözünüzden içeri ýþýk girmeyecek þekilde morart... töbe, evbe, inabe.
Neyse bu site çoluk çocuk herkes yararlansýn diye hazýrlanmýþtýr.
Yararlanýcýlar herhangi bir ücret ödemek zorunda deðillerdir. Ama buradaki derlenmiþ bilgileri yeniden yayýnlamak isterseniz ve insanlýða bir faydanýz olmayacak þekilde bilgileri yeniden iþlemeyip kendi cebinizi doldurmayý planlýyorsanýz yakalamayayým T.C. yasalarýnda yer almayýp bilmem kaç numaralý Kanun Hükmünde Kararname çýkmýþ, ha pardon birde FiSEK diye okunan bir kanun var. Aslýnda o FSEK yani Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu'nur. Ve bir çoðunun tazminatýmý cebime koyarken bile hala anlayamadýðý süper sevdiðim bir kanundur. Ama genede söyliyim, fikri haklar için öyle tapu gibi kayýtla bir yere tescil ettirmeye gerek yoktur. Zaten istesenizde yapamazsýnýz zira böyle bir sicil yok. Yok ben illa noterden bir suretini tescil etiririm diyorsanýz bizim alt kattaki noter genelde her çeþit þeyi zýmbalayýp cebinizdeki paralarýn yarýsýný býrakmazsanýz kýrk yýl düþünüp akýl ettiðiniz þeyleri bidaha akýl edemeyeceðiniz yöntemlerle, neyse noter bu yazýyý okur filan sonra cýk cýk. konumuza dönelim.
Peki tazminat istermisin diye sorsan, valla iþi gücü býrakmýþ bu siteden fýkra araklayan adamdan deðil tazminat, sadece benden uzak durmasýný isterim ki bide masraf çýkarmasýn ), zaten aldýðý asgari ücret davayý kazansam ücreti vekaletini ömür boyu maaþýnýn 1/4 ünden alayým desem icra çalýþanlarý beni torunlarýna anlatýrlar, ya filancayý görüyormusun bak þu bizim eski daireye giren, gençliðinden beri hocadan kazandýðý tazminatý almaktan vazgeçmeyip kazandýðýnýn iki katý masraf edip genede gelip daireden parasýný çekiyor. Ýnsanoðlu iþte gözünü para ve þöhret olma hýrsý bürümeye görsün...
Ha ben sizi nasýl yakalarým derseniz, birincisi Konya'lýsýnýz ve özellikle Akþehir'lisinizdir ve Nas- demeden hocanýn üstüne atlarsýnýz. Sonra tutup fýkra kitabýný kendi sitenize koyarsýnýz. Hatta valilik sitesine bile zipleyip koyarsýnýz (sus kardeþim sus, bunlar kimin malý ki, höt sen sus ben gördüm valiliðin sitesine bile koymuþsunuz, içindede adým bile yazýyor ). Ýyi tamam bunu anladýk, peki Adana'daysan bu valiliðin sitesinden habersiz link gömemezsin demek deðil tabi, adam iþte yapýyor, ne diycen.) eeeE nolmuþ yani. Boþversene bu site bi kere marka olmuþ, gastelere dergilere çýkmýþ, hem dünyanýn ilk 10 arama motorunda nasreddin hoca yazdýnmý 1. ve 2. sýralarda çýkar naber.!!!
Daha seni nasýl bulurum dersen, mail atabilirsin, telefon edip isimleri devretmemi isteyebilirsin, paran yetmezse dernekte bir görüþelim deyip gidip içinde hoca, Konya, Akþehir geçen bülbüllerin bile telaffuz edemeyeceði abuk bir internet adresi alýrsýn.
Hasýlý kelam bu sitede yer alan her türlü haklarýmý kaf daðýnýn arkasýndaki o kaca taþ varya, hah iþte onun altýna sakladým, sýkýysa, yani gücün yetiyorsa bulur alýrsýn
RoCKMaN_TR Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
 
 
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Şeker Hoca kalem20 Dini Konular 3 28-12-2007 12:50
nasrettın hoca mı kalem20 Dini Konular 2 30-09-2007 18:00
4 hoca sırada @izci@ Beşiktaş 0 02-01-2007 10:16
Git artık hoca @izci@ Trabzonspor 0 02-12-2006 13:15
Hoca komedisi Haberci Spor haberleri 0 21-11-2006 01:50





1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848