HIZLI ARAMA
| İstanbul İstanbul resimleri, şehir merkezi, tarihi yerleri, camiler, şehir tiyatroları, geçim kaynağı, üniversiteler, devlet kurumları, hastaneler, türbeleri, şarkıları, türküleri, halk oyunları, şiirleri, sanatçıları, ozanları, ve daha fazla bilgiler. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Adalar İstanbul Adalarının tarihine ait Bizans öncesinden pek az bilgi vardır. Bunlar Thimkus Artemiones gibi antik çağ yazarlarının eserlerinde bulunur Batı kaynaklarında Adalar, sayısız trajedilerin yaşandığı yerlerdir. Bizans tarihçileri bu manastırlardan ancak 8.yy dan itibaren söz etmeye başlarlar. Latinler İstanbul�a geldikleri zaman ( 1204 ), Venedik dükü Dandola, Latinleri Adaları yağma etmeye kışkırttı. Ancak, Latinler Adalara saldırmadılar. Adalar, 1302�de Eğriboz ve Girit korsanlarının saldırısına uğradı. Türkler�in Adalara gelişleri, Bizans İmparatoru Manuel Paleologos dönemine rastlar. 1412�de Musa Çelebi ile İmparator Manuel arasında Yassıada yakınlarında yapılan deniz savaşı, Adaları etkiledi. İstanbul�un fethinden yaklaşık bir buçuk ay önce, Fatih Sultan Mehmet�in kenti kuşatması sırasında, 17 Nisan 1453�de Baltaoğlu Süleyman Bey, Adaları ele geçirdi. Gustav Schlumberger, Adaların trajik tarihini, doğal güzelliği bakımından eş tuttuğu Capri�nin tarihine benzetir. Reşat Ekrem Koçu�nun Adaların trajik tarihini yorumlayışı ilginç ve çarpıcıdır. �Adalar, pitoresk bir tabiat yapısı ile zengin tarih haralarına sahiptir. Her adımda yirmi asırlık bir tarihin izine rastlanır. Çam ormanlarıyla örtülmüş tepeleri, türlü kır çiçekleri bezenmiş vadileri, Marmara dalgalarının çırpındığı kıyıları, bir zamanlar buralarda taç ve tahtından mahrum edilmiş imparatorların işkenceler, mahrumiyetler altında ve korkunç bir sefalet içinde inleyip mahvolduklarına inandıramaz.� Adalar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 19. Yüzyıl ortalarına kadar kendi haline terk edilmiş, 1839 Tanzimat Fermanı ile yabancılara mülk edinme olanağı tanıyan yasal düzenleme sonunda hızla gelişme sürecine girmiştir. İlk kez Fransızlar Adaları sayfiye yeri olarak seçmişler, Türklerin yerleşmesi daha sonra gerçekleşmiştir. Adalar�ın giderek önem kazanmasına neden olan bir diğer gelişme, Adalar�la İstanbul ve Kadıköy arasında 1846�dan itibaren düzenli vapur seferlerinin başlatılması olmuştur. İstanbul�un zenginleri, azınlıklar ve yabancı uyruklular bu gelişme sürecinde Adaları bir sayfiye yeri haline getirmişlerdir. Bu gelişme sonunda İstanbul�da kurulan ilk üç belediye dairesinden biri, Yedinci Daire diye anılan Adalar Belediyesi olmuştur. ( 1861 ) Heybeliada�da bugün mevcut olan Özel Rum Erkek Lisesi ise; 1913 yılında çıkarılan �Tedrisatı iptidaiye� kanununda, özel okulların durumu ile ilgilidir. 1915 te yayımlanan Mekatibi Hususiye Talimatnamesiyle özel okulların statüsü açıklığa kavuşturuldu. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşmasının 40. Ve 41. Maddelerinde azınlıklara tanınan kültür ve eğitim hakları ile yabancı ve özel okullar çalışmalarını sürdürmektedirler. 1906 yılında kurulmuş olan İngiliz �Prinkipo Yacht Clup�, Cumhuriyet�ten sonra �Büyükada Yat Kulübü TAŞ.� Ne geçmiştir. 1937 yılında ise �Anadolu Kulübü� ne devredilerek Atatürk�ün direktifi üzerine 1926�da kurulan ve önce Ankara�da faaliyete başlayan Anadolu Kulübü�nün şubesi olarak faaliyete başlamıştır. Adaları,İstanbul�un diğer ilçelerinden ayıran temel özelliği, bunların tümü ile kara bağlantısı olmaması, yazlık bir sayfiye yerleşimi oluşudur. Zengin doğal güzelliğiyle Marmara�nın incisi ve İstanbul�un doğal akciğerleri olan ADALAR�ın, İstanbul�un bir sayfiye, dinlence ve eğlence yeri oluşu, 20. Yy�ın başından sonradır. Prens Adaları adı ile de bilinen İstanbul Adaları Marmara denizinde, şehre bir saat kadar yakınlıkta 9 adadır. Haliç girişi ve Kabataş iskelelerinden kalkan vapur veya deniz otobüsleri dört adaya muntazam seferler yaparlar. Bizans devrinde manastırların kurulduğu Adalar saray mensuplarına yazlık veya sürgün yeri olmuş; Heybelideki bakır madenleri de kullanılmıştı. Yine bu adada Bizansın son yapısı, Meryem�e ithaf edilmiş küçük kilise, Deniz Lisesi üst binası avlusunda bulunur.!9 yy Başlarında servis giren buharlı vapurlar ile Adlara ulaşım kolaylaşmış, okullar ve oteller de inşa edilince nüfus artışı başlamıştı. Büyükçe olan, yan, yana sıralı dört ada yazlık evler, villalar,çamlık korularla kaplı olup plaj ve piknik yöreleri ile ünlüdürler. Mayıs ayından Eylül sonuna kadar kalabalıklaşan adalar diğer zamanlarda tenhadır. Yerleşim bölgelerinin iskelelere yakın çevrelerde, şehre bakan yönde geliştiği, tepeleri çamlıklarla örtülü ada yollarının tek vasıtası faytonlardır. Mevsim boyu, bilhassa tatil günlerinde koylar ve plajlar özel yat ve motorların, yelkenli teknelerin çekici duraklarıdır. Şehirden gelen deniz vasıtalarından ilk görülen konik siluetli Hayırsız Ada ve İkinci Yassı Ada da yerleşim yoktur. İlk durak Kınalı Adanın etrafı açık plaj olup arkasındaki koy ile meşhurdur. Burada yük arabaları dışında faytonlar çalışmazlar. Sahildeki modern küçük camii, eski, güzel konakları dikkat çeken yerlerdir. Kınalıdan sonra kayalık sahilleri ile Burgaz adası yer alır. Her adada bulunan Yelken ve Su Sporları kulüplerinin ilki ve meşhuru buradadır. Roman yazarı Sait Faik Abasıyanık adada yaşarken yaşadığı ev müzeye çevrilmiş ve uğrağı, gün batımı ile şöhretli Kalpazan Kaya mahalli meşhur bir kafe olmuştur.Heybeli yönünde, şeklinden dolayı adlandırılmış, özel Kaşık Adası yer alır. Heybeli Ada ikiz tepeleri arasında Deniz lisesi üst binası bulunurken öndeki diğer tepe üzerinde, çamlık içerisinde halen öğrenim yapılmayan Rum Ruhban Okulu ilk görülen büyük yapılardır. Ada iskelesi yanında Deniz Lisesi sahil boyu uzanır. Lokanta ve çayhaneler diğer yöndedir. Yerleşim alanlarının arka cephesinde çok güzel bir koy ile, Kaşık Adasına bakan tarafta halk plajı ve Deniz kulübü tesisleri ile arkasında meşhur Değirmen Burnu piknik alanı bulunur. Tepeleri çevreleyen yollarda, çamların içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahları adayı dolanır. Ada okullar ve sanatoryum tesislerinden dolayı kış aylarında da nispeten hareketlidir. Yıl boyu açık Halki Palas Oteli 19 yy. ortalarında beri servis vermektedir. 1995 yılında yenilenmiş ve tüm modern imkanlara kavuşturulmuştur. Takım Adaların en büyüğü ve meşhuru Büyük Adadır. Fayton turu ile etrafı iki saate yakın bir sürede dolaşılabilir. Ancak bir saate dolaşılan yarım tur daha enteresandır. Halk plajlarından Heybeli Ada yönündeki Yörük Ali Plajı şahane bir koyda bulunmaktadır. Yanı başındaki Dil burnu mesire alanı ile tercih edilen güzel bir yerdir. İskele civarı kalabalık yerleşim bölgesinin aksine adanın güney tarafı ıssızdır. Buralardaki koylar teknelerin ziyaret yerleridir. Adanın üst sırtlarında harap halde bulunan 19 yy. eski oteli, belki dünyadaki en büyük ahşap yapı, ihya edileceği zamanın özlemi ile ayakta durmaya çabalamaktadır. Büyük Ada iskele civarı lokantaları, çayhaneleri ve dükkanları ile renkli ve hareketlidir. Yaz aylarında servis veren 4 oteli vardır. Güzel evler, bakımlı bahçeler eşsiz manzaralar Adaları gezenlerde unutulmaz anılar bırakır. Sonraki Sedef adası, sakinlerinin dışında gelenlere, plajı ile açıktır. Adalar nüfusu;19. Yüzyıl ortalarından beri artış göstermiştir. 1840 yılında Adalar nüfusu 1816 iken 1865 yılında 6000�e ulaşmıştır. Adalardaki nüfus, değişik zamanlarda yapılan sayımlara göre şöyledir: 1927 - 11691 1950 - 15405, 1960 - 19834, 1970 - 17600, 1980 - 18232 Adalar, özellikle yazları yoğun bir iç turizm hareketine sahne olmakta ,bu nedenle de nüfus yaz mevsiminde önemli artış göstermektedir. Nüfus yazın, kış mevsimine göre 10 katına yakın artmakta , hafta sonlarındaki artış, bunu da geçmektedir. Evler, daha çok yazlık (ikinci ev) olarak kullanılmaktadır.Yerleşik nüfusun bir bölümü İstanbul�da çalışmakta ve vapurla günübirliğine kente gidip gelmektedir |
| | |
| KaLpsiz isimli kullanıcıya, bu konu için teşekkür edenler: | Osmanlıkızı (14-04-2008) |
| | #2 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Avcılar Avcılar İlçesi doğusunda Küçükçekmece gölü ve Küçükçekmece İlçesi, batısında Yakuplu ve Esenyurt beldeleri, kuzeyinde Bahçeşehir beldesi ve yine Küçükçekmece İlçesi; güneyinde ise Marmara denizi ile çevrelenmiş ve yaklaşık 3.600 hektar yani 36 milyon m2'lik bir yüzölçümüne sahiptir. İlçe İstanbul'a 27 km uzaklıkta olup; TEM otoyolu ile E-5 (d-100) karayolu ilçe sınırları içinden geçmekte ve ilçeyi adeta üç parçaya bölmektedir. Osmanlı Devleti'nin 1453 yılında İstanbul'u alması ile şehirde önemli gelişmeler oldu. Fatih Sultan Mehmet İstanbul ve çevresindeki Rum Ahalisine zulüm ve baskı yapmayarak, onlarla uyum içerisinde birlikte yaşamayı düşünerek, onların haklarını koruyan yasalar çıkardı. Ayrıca savaş esnasında zarar gören yerleri tez elden imar edilme emri verdi. Gofla deresinin ağzındaki bu küçük balıkçı köyü savaştan zarar görmese bile Ayazmasının düzeltilmesi için para harcandığı belirtilmiş, Küçükçekmece'ye bağlanan yolun devamlı kullanılan bir yol olması nedeniyle yol düzenlemesi yapılmıştır. Çünkü ordular için en geçerli yolun yarım burga mağaralarının arka tarafı olduğu bilinir, nedeni buralarda köprüler bulunmasıdır. Tarih birçok yapıda nedense Küçükçekmece ve Büyükçekmece'den bahsetmemiştir. Osmanlıların Bizansı yenmesiyle İstanbul'un çevresine Türkler yerleşmeye başladılar. Türkler Büyük ve Küçükçekmeceye yerleşirken Gofla deresinin ağzına yerleşmek istemiyorlardı. Çünkü Türklerin eskiden beri geçim kaynakları, tarım ve hayvancılığa dayandığı için bu balıkçı köyünde oturmak istemediler. Sarayın ve çevresinin yiyecek ve giyecek ihtiyacı çoğunlukla dışarıdan karşılanmaktaydı. Özellikle son yıllarda gemilerle getirilen mallar Küçük çekmece ve Gofla Deresine boşaltılıyordu. Rumların balıkçı köyünde, getirilen mallar için bir depoları vardı. Ambarın bekçiliğini de askeri bir komutan yapmaktaydı. Bu balıkçı köyü halkı, Yunan Krallığı'nın kurulmasıyla pek ilgilenmemişler, hatta 1877-1878 yıllarındaki Türk-Rum savaşında herhangi bir taraflı tutum içerisine girmemişlerdir. 1890 yıllarında Rum köprüsünün üst kısımlarına Mısırlı kaval Ali'nin mülk edindiğini görüyoruz. Bu şahıs buraya Aminagos adını vermiştir. Ancak burası fazla gelişmeden olduğu gibi kalmıştır. Bu çiftliğin ortasından geçen küçük bir yol gittikçe genişlemiş ve Küçükçekmece köprüsüne bağlanmıştır. Genişleyen bu yolun önemi gittikçe artmış ve Avrupa'ya bağlanan bir yola dönüşmüştür. Cumhuriyet sonrası devirde, 1924 yılında Ambarlı köyü Rumları 40-50 hane olarak Türkler ile değiştirildi. Rumlardan boşalan yerlere askeri ambarların yerleştirilmesi nedeniyle bu mezkun yere Ambarlı denildi. Buraya Türklerin yerleşmesiyle tarımcılık daha önem kazanmıştır. 30 Ağustos 1922 günü büyük zaferle sonuçlanan mücadelenin Lozan'daki sulh anlaşması tüm dünya milletlerince kabulün'den sonraki dönemde, 1924 yılında Ambarlı köyü Rumları 40-50 hane olarak Türkler ile değiştirilmiştir. 8 yılında 35 hanelik yeni bir göçmen grubu, Ambarlı'nın kuzeyinde bulunan 12.000 dönümlük Amindos Çiftliği'ni satın alarak (şimdiki Avcılar) çiftliğin binalarına yerleşmişlerdir. 1934 yılında çiftliğin nüfusu artarak köy hüviyetini almıştır. 1924 yılında Rum Ahalisi'nin gitmesinden sonra Yunanistan�ın Selanik çevresinden Türkler getirilerek buraya yerleştirildi. Gelen Türkler Rum evlerine girdiler. Ve Rumların ibadet yeri olan kiliseyi 1928 yılında camiye çevirdiler. Buraya gelen Türkler balıkçılıkla uğraşmaya başladılar. Ambarlı köyünün İstanbul'a yakınlığı nedeniyle önemi gittikçe arttı. Çünkü ülkenin kalkınma seyri gittikçe artarken şehirlere yakınlık sebebiyle enerji ve petrol tesisleri kuruluyordu. Böylece İstanbul'un önemli bir enerji üretim merkezi olmuştur. 1938 yılından sonra Mustafa Kemal Paşa Mahallesi'nde askeri birlikler yerleşmiş ve uzun seneler burada kalmışlardır. Hatta, o günlerde burada birde havaalanı bulunmaktaydı. Ambarlı'nın tarihinin, önemli yerleri bir bir kaybolmaya başlar. Kiliseden döndürülen cami 1977 yılında karşısına yeni bir cami yapılarak yıkılmıştır. Ayazma ve Bizans zamanından kalan bazı kalıntılar bile yok olmuştur. Rumlardan kalan bazı evler bile yok edilmiş yerlerine beton yığıntılar yapılmıştır. Oysa 1950'li yıllarda sakin bir dinlenme yeri olduğunda Bal Mahmut adıyla anılan bir otel yapılmıştır. Bu yerin denizi, buraya ziyaret için gelen gemilerin pislikleriyle kirlenmiş, ayrıca kıyıları talan edilmiştir. Avcılar merkezine Bulgaristan'dan getirilen Türkler yerleştirildi.Burası kısa zamanda büyük bir yerleşim merkezi oldu. Daha sonra burada bulunan küçük çiftliklerin köy halini alıp yerleşim alanların çoğalmasıyla buraya Avcılar denmiştir. Av hayvanlarının bulunduğu sonbaharda özellikle kuzeyden gelen bıldırcın sürüleri çok sayıda avcının ilgisini çekmiştir. 1970 yılından sonra Avcılar çok hararetli bir dönem geçirir. İstanbul da başlayan istimlak olayı ile insanlar bu bölgeye akın etmeye başlamıştır. Bu bölgede çok hızlı bir nüfus artışı görülmüştür. Kısa zamanda köylüler ellerindeki tarlaları emlakçılar tarafından parselleterek satmışlardır. Satılan arsalar üzerinde konutlar yapılmaya başlanmış, yeni yeni mahalleler oluşmuş ve Avcılar çok geniş bir alana yayılmıştır. Avcılar'da sanayi de hızla gelişip büyüdü. Çok sayıda sanayi kuruluşları oluştu. Ambarlının batısında yakıt dolum tesisleri, elektrik üreten termik santrali vardır. Firuzköy yolu'nun sağında ve solunda sanayi tesisleri bulunmaktadır. Avcılar ilçesinin E-5 Kara yolu üzerinde bulunması, ilçeye büyük hareket kazandırır.Londra Asfaltı'nın sağında, büyük bir alana yayılan İstanbul Üniversitesi'nin pek çok önemi vardır. Avcılar İlçesinde 9 mahalle bulunmaktadır. İlçemizin E-5 TEM otoyolu ile yan yolları haricinde 29 caddesi ve 746 sokağı bulunmaktadır.; NÜFUS DURUMU Avcılarda Türkiye'nin her bölgesinden gelen insanlar Avcılara yerleşmiş bulunmaktadır. Hızla gelişen ilçemizin nüfusu da hızla artmakta ve inşaat sektörü bölgenin en kuvvetli sektörlerinden biri olmaya devam etmektedir.1934 yılında 340 kişi olan nüfusu 1940 yılında 2122 kişiye çıkmıştır. 1945 yılında yani 2. Dünya Savaşı sırasında ise nüfusu 1730 kişi olmuştur. Zaten 1945 yılında nüfusunun bu kadar artmasının nedeni olarak da bölgeye yerleştirilen askeri birlikler olduğu sanılmaktadır. Çünkü savaştan sonra nüfus birden 1130 kişiye düşmüştür. Avcılar İlçesinde 1950 yılına kadar nüfus artışı genel değerlerin altında kalmışsa da bu artış 1950 yılından sonra hızlı bir ivme kazanmıştır. 1959 yılında yakıt dolum tesislerinin yapılması: 1964 yılında TEK Ambarlı Termik santralinin kurulması bu nüfus artışını etkileyen ilk faktörler olmuştur. Günümüze doğru gelindiğinde, örneğin 1990 yılında bölgenin nüfusu 126.282 kişi olmuş; 1997 yılı nüfus sayımında ise bölge 210.831 kişilik bir yerleşim durumuna gelmiştir. Son olarak 2000 yılında yapılan Nüfus sayımına göre ilçemiz 235.113 nüfusa sahiptir. Avcılar İlçemiz 1966 yılında Belde Belediye statüsüne kavuşmuştur. Son muhtar ve ilk belediye Başkanı Yusuf Korlu�dur. 1966-1980 yılları arasında müstakil belediye olarak kalmış 1984 tarihinde ise Belediye teşkilatı kaldırılarak Büyükşehir statüsünde Bakırköy İlçe Belediyesine bağlı Şube Müdürlüğü haline getirilmiştir. Bu statüsü K.çekmece İlçe Belediyesine bağlı olduğu sürede de devam etmiştir. Avcılar, 03,06,1992 gün ve 21. 247 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan, 27.05.1992 gün ve 3.806 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İlçe statüsüne kavuşmuştur. İDARİ DURUMU İlçe ye bağlı köy ve bucak bulunmamaktadır. Avcılar ilçesi 10 mahalleden oluşmaktadır. SAĞLIK DURUMU Avcılar İlçesi İstanbul ili Bakırköy, Küçükçekmece ilçeleri ile ilişkilidir.Yakın geçmişe kadar sosyal yönden ilçenin pek canlı olduğu söylenemez ancak bu durum son yıllarda hızla değişerek yapı kooperatifleri aracılığı ile yoğun bir yapılaşma ve İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsünün olması ilçemizde sosyal hayata canlılık getirmiştir. Ambarlı ve Denizköşkler Mahalleleri sahil şeridindeki eğlence merkezleri ve entel pazarı yaz aylarında canlılığa neden olmaktadır. Buralara daha çok eğlenmek amacıyla ilçe dışından gelenlerin olduğu gözlenmiştir. Avcılar İlçesinin Merkez Sağlık Ocağı ve her mahallede sağlık ocağı vardır. İlçenin çeşitli yerlerinde çok sayıda klinik ve büyük özel hastaneler açılmıştır. Bunlar ilçede yaşayan insanların ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılamaktadır. Devlete bağlı diğer sağlık kuruluşları da mahallelerdeki sağlık ocaklarıdır. Avcılarda 5 özel hastane bulunmakta ve toplam yatak kapasiteleri 303� dür. Ayrıca 6 klinik ve poliklinik, 9 sağlık ocağı ve 1 AÇS/AP Merkezi, Firuzköy�de ise SSK dispanseri ve Gümüşpala Mahallesinde Kızılay Şubesi bulunmaktadır. Ayrıca 78 adet eczanemiz sağlık hizmetlerini sunmaktadırlar. EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU Avcılar İlçesinde bir çok Eğitim-Öğretim kurumları vardır.Bu kurumların içinde, İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü büyük öneme sahiptir.Kampüste Mühendislik, Veterinerlik, İşletme Fakülteleri, Teknik Bilimler Yüksek Okulu bölümleri ile eğitim vermektedir.Diğer eğitim kurumları olarak 30 adet özel ve resmi olmak üzere ilköğretim, lise 4 özel anaokulu 5 yurt 18 kuran kursu bulunmaktadır.Ayrıca İngilizce, motorlu taşıtlar, bilgisayar, müzik muhasebe vb. olmak üzere 12 adet özel kurs, 16 adet özel dershane ve Avcılar Halk Eğitim Merkezi olmak üzere toplam 29 adet eğitim merkezi faaliyetlerini sürdürmektedir. İlçenin her türlü sosyal faaliyetlerin düzenlendiği Kültür Merkezimizde görsel ve işitsel sanat dalında ücretsiz birçok yörelere ait folklor tiyatro, resim-heykel, seramik, takı tasarımı modern dans, müzik. alanında kurslar verilerek, çeşitli etkinlikler gösterime sunulmaktadır. Yine bu merkezin kütüphanesi halkın hizmetinde olup, sinema ve tiyatro sahnesinde çeşitli oyun ve filmler gösterime sunulmaktadır. İlçenin 4 özel sinema salonu da faaliyettedir. TURİSTİK YERLER Alibey Çiftliğinde Osmanlı padişahlarının avlanma kulübeleri, Osmanlı döneminden kalma çiftlik harabeleri, sahil şeridi boyunca çok keyifli yürüyüş alanları, İstanbul Üniversitesi içinde �ketova� denilen bölge (tatlısu kaynağı ve ağaçlar), Daha çok firuzköy ve göl çevresi boyunca günübirlik piknik alanları, sahilde kesiminde yat limanı marina, çeşitli balık lokantaları, yazları entel pazarı, yine sahil tarafında gelecek kuşaklara bir eser bırakmak amacıyla ; Selanik Koca Kasım mahallesi, Islahane caddesinde bulunan ve orijinaline sadık kalınarak 2000 yılında açılışı yapılan atatürk�ün doğduğu ev �atatürk evi� çeşitli il ve ilçelerden gelen misafirlerimiz için ziyaret yerleridir. Avcılar , İstanbul Avcılar , Avcılar Resimleri , Avcılar tanıtımı , Avcılar anlatımı , Avcılar Hakkında bilgi , Avcılar tarihi |
| | |
| | #3 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Bağcılar İstanbul'un Avrupa yakasında yer alan Bağcılar, Avrupa-Asya aksı üzerinde, Edirne-Ankara arasında yapılmış olan, Türkiye'nin en önemli otobanı TEM'in geçiş yolu üzerindedir. 1992 yılında Bağcılar, Mahmutbey, Kirazlı ve Güneşli semtlerinin birleştirilmesi ile Bakırköy'den ayrılarak ilçe olur. Bu yerleşimlerin kayda değer bir tarihi geçmişi yoktur. Bilindiği kadarıyla Balkanlardan gelen Türkler yörenin ilk sakinlerini oluşturur. Bugün İstanbul'un 4. büyük ilçesi haline gelen Bağcılar, artık önemli bir ticaret ve sanayii merkezidir. Başta tekstil, gıda, metal ve basın sanayii gibi önemli sektörler olmak üzere değişik amaçlı atölyeler, ticarethaneler ve İSTOÇ, Oto-Center, Massit gibi ticaret merkezleri burada yer alır. 2000 yılı itibariyle bu sektörlerde 20.000'i aşkın işletme faaliyet göstermektedir. Ülkemizin büyük basın kuruluşlarından Hürriyet, Milliyet, Meydan, Dünya, Akit ve Yeni Asya gazetelerinin matbaa ve yönetim merkezleri Bağcılar Belediye sınırları içindedir. Alt yapı sorunlarını en aza indirmiş, çevreye duyarlı, hızla modern bir kentleşme modeli çizen Bağcılar'da artık yüzler gülmekte, geleceğe umutla bakılmaktadır. Aktif nüfusun üçte birinin ilk ve orta öğrenimde okuyan 120.000 öğrenciden oluştuğu düşünülecek olursa, Bağcılar'ın geleceğinin aydınlık olduğu aşikardır. Yerleşimi çok eski dönemlere uzanan Bağcılar Belediyesi; Bakırköy ilçesine bağlı Bağcılar; Mahmutbey, Kirazlı ve Güneşli semtlerinin birleştirilmesi ve 1992 yılında Bakırköy' den ayrılarak 3806 sayılı yasa ile kurulmuştur. Yönetsel yapısı itibarıyla bilinen en eski İstanbul yerleşimlerinden Mahmutbey Nahiyesi 11 köyü barındırmaktaydı.İstanbul Belediyesi İstatistik Müdürlüğünce yayınlanan İstanbul Şehri İstatistik Yıllığı 1930 -1931 adlı yayında Mahmutbey Nahiyesi şöyle verilmektedir. Avas köyü, Ayapa Köyü, Ayayorgi Köyü, Çıftıburgaz Köyü, Vidos Köyü ve Yenibosna Köyü. Bunlardan Ayapa, Kirazlı, Litros Esenler, Vidos Güngören, Ayayorgi Kayabaşı Nifos Kocasinan ve Çıftıburgaz ise Bağcılar olarak günümüzün yerleşimlerini oluşturmaktadır. Bu yerleşimlerin bilinen tarihi geçmişleri yoktur. Günümüzde Bağcılar ilçesini oluşturan zeminde tarihi esere pek rastlanmamaktadır. Cumhuriyet döneminde Balkanlardan göçen Türklerin yerleştirildiği bu bölgeler yapılarıyla birlikte isimlerini de Türkleştirmişlerdir. İstanbul ilinin Avrupa yakasında, Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde yer alan Bağcılar, Avrupa - Asya aksı üzerindedir. Edirne - Ankara arasında yapılmış, Türkiye' nin en önemli otobanı olan E - 80 (TEM) oto yolunun O-2 güzergahı ile bu güzergahın, D-100 (Eski E-5) oto yolunun, güney - batı ve kuzey - doğu ekspres bağlantıları arasındaki Bağcılar ilçesi bir geçit özelliği taşımaktadır.Batıda Küçükçekmece, kuzeyde askeri arazi ve Esenler, doğuda Güngören, güneyde ise Bahçelievler ilçeleri ile çevrili Bağcılar ilçesi 22 km2 alana kuruludur. Bağcılar ilçesinin yol dokusu, İstanbul'un yol dokusu ile bütünlük arz etmektedir. Doğu - Batı yönünde uzanan E - 80 (TEM) oto yolu ve D - 100 otoyolları ekspres yol bağlantısı iledir. En önemli kuzey - güney ikinci ana ulaşım Mahmutbey asfaltıdır. Günümüzde 2554 Cadde ve Sokağın hemen hepsinde yaya kaldırımı mevcuttur, yollar asfalt ve kilittaşı kaplama olarak yapılmıştır. Yapılan kavşak ve yol genişletme ve iyileştirme çalışmaları ile kent içi ulaşımda olumsuzlukları ortadan kaldırılmıştır. İstanbul' un merkez ve diğer ilçeleriyle ulaşımında İETT ve Halk Otobüsleri yanında, minibüsler ile toplu taşıma hizmeti yürütülmektedir. İstanbul' un en hızlı nüfus artışının görüldüğü Bağcılar ilçesi, son yıllardaki göç hareketleri ile resmi rakamlara göre 558,435 kişi olan nüfusun çok çok üzerinde kişi barındırmaktadır. Resmi makamının bu konudaki açıklamalarına göre günümüzde Bağcılar ilçesinde 600,000 kişi üzerinde insan yaşadığı sanılmaktadır. Ayrıca Mahmutbey MİA (Merkez iş alanı) Bölgesinin ticari yapılaşmasının tamamlanması halinde nüfus yoğunluğunun çok daha büyük boyuta ulaşacağı açıktır. İstanbul' un en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden biri olan Bağcılar İlçesi' nde günümüzde iplik dokuma, gıda, taş ve toprak, metal ve basın sanayi çeşitlenmesi, küçük - büyük atelyeler, ticarethaneler ile ticaret merkezleri bulunmaktadır.Bugün bu sektörlerde toplam 52,750 işletme faaliyet göstermektedir. Bu Bağcılarda bulunan bina bağımsız bölüm sayısının 1/3 üne denk bir orandır. Ülkenin büyük basın kuruluşlarından Hürriyet, Milliyet, Meydan, Dünya, Akit ve Yeni Asya gazeteleri matbaa ve yönetim merkezleri Bağcılar İlçesi' ndedir. Son yirmi yıla kadar % 72' si kültüre elverişli tarım alanı olan Bağcılar İlçesinde günümüzde tarım alanları, mera ve otlakların yapılaşmaya bağlı olarak yok olması n edeni ile hiç kalmamıştır. EKONOMİSİ ve NÜFUSU; İstanbul'un en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden biri olan Bağcılar İlçesi'nin günü müzde iplik,dokuma,gıda,taş ve toprak,metal ve basın sanayi çeşitlemesi,küçük-büyük atölyeler,tiçarethaneler ile ticaret merkezleri bulunmaktadır. Ülkenin büyük basın kuruluşlarından Hürriyet,Milliyet,Meydan,Dünya,Vakit ve Yeni Asya gibi ulusal gazeteleri Matbaa ve yönetim merkezleri Bağcılar İlçesi'ndedir. Son yirmi yıla kadar %72'si kültüre elverişli tarım alanı olan Bağcılar İlçesi'nde günümüzde tarım alanları mera ve otlakların yapılaşmaya bağlı olarak yok olması nedeniyle hemen hiç kalmamıştır Bağcılar , İstanbul Bağcılar , Bağcılar Resimleri , Bağcılar tanıtımı , Bağcılar anlatımı , Bağcılar Hakkında bilgi , Bağcılar tarihi |
| | |
| | #4 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Bahçelievler Güneyde Bakırköy ,batıda Küçükçekmece , kuzeyde Bağcılar ve doğuda Güngören ilçeleri ile sınırlıdır. Tarihi yarımadaya ve Atatürk Havalimanına olan yakınlığı nedeniyle gelişmeye çok uygun bir ilçedir. 1992 yılında 3806 sayılı yazı ile Bakırköy�den ayrılarak ilçe olmuştur. Yüzölçümü 1674 Ha �dır. Bahçelievler ilçesi; Cumhuriyet, Çobançeşme, Fevziçakmak, Hürriyet, Kocasinan, Siyavuş Paşa, Soğanlı, Şirinevler, Yenibosna, Zafer ve Bahçelievler olmak üzere 11 mahalleden oluşmaktadır. Bahçelievler�e bağlı bucak ve köy bulunmamaktadırİlçenin başlıca dereleri; Ayamama Deresi, Yenibosna Deresi, Tavukçu Deresi, Kocasinan Deresi, Kocasinan Tavukçu Deresi, Haznedar Deresi�dir. Ayamama Deresi ıslah edilmiştir, İlçe Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı döneminde İstanbul�un ve bölgenin tarım ihtiyacını karşılayan bir bölgedir. Bizans döneminde Rumeli�den gelen kervan ve asker konvoylarının Constantinapolis�e geçiş güzergahı olduğu için imparator sarayları, kiliseler ve konutlar inşa edilmiştir. Ayrıca büyük depremlerde halkın iskan ettiği bölge olmuştur. Surların inşası için de bu bölgedeki taş ocaklarından yararlanılmıştır. Bahçelievler�de tarihi eser açısından günümüze hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır. Tarih boyunca Rum ortodoksların tarım alanı olan ilçe toprakları, Türkler�in İstanbul�u fethetmesiyle zaman içinde terkedilmiştir. Bölge, Osmanlılar zamanında Bakırköy ve Yeşilköy�deki küçük bölgeler dışında tamamen sahipsiz kalmıştır. Osmanlı Devleti sahipsiz kalan bu alanları vakfetmiş ve Hazine-i Hassa�ın mülkü saymıştır. II. Meşrutiyet�den sonra Hazine-i Hassa, malları Maliye hazinesine devretmiş, 1912�den sonra da bir komisyon tarafından değer biçilerek halka satılmıştır. Cumhuriyet döneminde Avrupa ile ekonomik ilişkiler gelişince demiryolları yetersiz kaldığından yeni karayollarının yapımına hız verilmiştir. Bahçelievler�in kuzeyinden geçen (eski) Londra Asfaltı bu dönemde yapılmıştır. Yol boyunca iskan ve istihdam alanları açılmış ve bir çok mahalle bu yol boyunca oluşmuştur. 1960�larda yetersiz kalan Londra Asfaltı�nın yerine, Bahçelievler�in güneyinde E-5 karayolu yapılmıştır. Bu yol boyunca bir çok fabrika kurulmuş, yerleşim kent görünümü almaya başlamış ve büyük iskan alanları oluşmuştur. Bu alanlar 1970�li yıllardan sonra İstanbul�un Bahçe düzenli modern iskan alanı olmuş ve bu nedenle Bahçelievler adını almıştır . Zamanla yerleşim alanlarına bir çok eğlence, yeni kültür alanları, sinema, tiyatro ve üniversite kurulmuştur. Bahçelievler bu gün İstanbul�un ilçeleri içinde en az gecekondu alanına sahiptir. Havuzlu Köşk: Bahçelievler�in en büyük parkı olan Milli Egemenlik Parkı�nı Havuzlu Köşk (Çavuş Başı ) süslemektedir. Adını 16. yy�da Sultan III. Mehmet zamanında iki defa sadrazamlık yapmış olan Siyavuş Paşa�dan almıştır. Yapılan onarım ve değişikliklere rağmen 16. yy. Osmanlı mimarisi özelliklerini yansıtan bu eser parka nostaljik bir hava vermektedir. Köşkün bir Mimar Sinan yapıtı olduğu iddia edilmektedir. Yapılan ek ve değişikliklere karşın Köşkün genel görüntüsü 16. yy. Osmanlı sivil mimarlığının özelliklerini yansıtmaktadır. Günümüzde çocuk kitaplığı olarak değerlendirilmektedir. TARİHİ VE KÜLTÜREL ZENGİNLİKLER 1 ) Havuzlu Köşk (Siyavuşpaşa Kasrı) : Havuzlu Köşk (Çavuş Başı) Milli Egemenlik Parkının içinde bulunmaktadır. Yapılan ek ve değişikliklere karşın, köşkün genel görünüşü 16. Yüzyıl Osmanlı sivil mimarlığının tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Günümüzde çocuk kitaplığı olarak değerlendirilmektedir. Adını 16. Yüzyılda Sultan III. Mehmet zamanında iki defa sadrazamlık yapmış olan Siyavuşpaşa�dan almıştır. 2 ) Çobançeşme Köprüsü : Londra Asfaltı�nın Atatürk Hava Limanı Kavşağında yer alır Altı kemerli 38 metre uzunluğunda yontma taşlardan yapılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu dönemine ait bu köprü, suyu bol Ayamama Deresi üzerine kurulmuş iken şimdi suları çekilmiş kuru bir dere yatağı üzerinde durmaktadır. 3 ) Viran Saray (Viran Bosna): Yenibosna Merkez Mahallesinde Yenibosna İlköğretim Okulu�nun güneybatısında yer almaktadır. Şu anda tamamen viran olmuş, sarayın kalıntıları vardır. Yapılan incelemede Osmanlı Dönemine ait olan saray, bugünkü Yugoslavya�da bulunan Bosna kentinden ismini almıştır. Önceleri Saray Bosna iken saldırı sonucu yıkıldıktan sonra Viran Bosna adını almıştır. Bahçelievler , İstanbul Bahçelievler , Bahçelievler Resimleri , Bahçelievler tanıtımı , Bahçelievler anlatımı , Bahçelievler Hakkında bilgi , Bahçelievler tarihi |
| | |
| | #5 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Bakırköy Bakırköy' ün tarihi İstanbul''un tarihidir. Bakırköy Bizans döneminde eski önemini koruduğu gibi, aynı zamanda askeri ve siyasi bir merkez konumuna da gelmiştir. Bakırköy zamanla Jeptimun, Makrohori, Makriköy, 1925'de de bugünkü Bakırköy adını almıştır. İlçe sınırları içinde bulunan Yeşilköy (Ayestefanos) 1877-78' de Rus işgaline uğramış (3 Mart 1878)''de Ayestefanos Antlaşması da burada imzalanmıştır. II. Abdülhamit burada tahttan indirilmiştir. Bakırköy' ün tarihi gelişiminde Fransız işgalinin pek çok etkisi görülmüştür. İşgal daha sonra İstanbul' un kurtuluşu ile ortadan kalktı. Cumhuriyet dönemine adım atıldı. Hepdoman, Bizans döneminde eski önemini koruduğu gibi, aynı zamanda askeri ve siyasi bir merkez konumuna geldi. İstanbul 12. yüzyılda Latin İmparatorluğu' nun bir parçası olunca Hepdoman da İstanbul' un kaderini paylaştı. Hepdoman adından başka Jeptimum adıyla anılan Bakırköy, Bizans''ın son dönemlerinde Makrohori (Uzunköy) olarak adlandırılıyor. 14. yüzyılın ortalarında Osmanlıların eline geçmesiyle, adı Makriköy' e dönüştü. Türklerin Bakırköy' e yoğun olarak yerleşmeleri 15. yüzyıllara rastlar. II. Abdülhamit döneminde gelişen ve köşklerle donanan Makriköy, 19. yüzyıl sonlarından beri İstanbul''un bir ilçesi durumundaydı. 1925' te ulusal sınırlar içindeki yabancı kaynaklı adların değiştirilmesi sırasında, adı Bakırköy olarak belirlendi. İlçe sınırları içinde yer alan Yeşilköy(Ayastefanos), tarihsel bakımdan önem taşımaktadır. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus işgaline uğramış ve ünlü Ayestefanos Anlaşması (3 Mart 1878) burada imzalanmıştı. Bir başka önemli olay da, 31 Mart olayını bastırmak için Selanik' ten yola çıkan Hareket Ordusu' nun 1909' da Ayestefonos' a gelmesidir. Burada toplanan Meclis-Milli, II. Abdülhamit' in tahttan indirilmesine karar vermişti. 2. Dünya Savaşı' nın sonlarında Fransız askeri işgali altında bulunması Bakırköy' ün tarihi gelişmesinde ayrı bir olaydır. İşgal, İstanbul' un kuruluşu ile ortadan kalktı, Bakırköy de Cumhuriyet dönemine adım attı. Tarihi gelişmesi içinde, Antik Çağ' dan günümüze çeşitli tarihi eser bırakan Bakırköy''ün önemli tarihi eserleri olarak, Bizans döneminden kalma Fildamı (Fildamı Sarnıcı), 17. yüzyıl Osmanlı mimarisini yansıtan Baruthane, aynı dönemde yapılan, ancak 1875''de Sultan Abdülaziz tarafından yeniden inşa edilen Çarşı Camii ve Çeşmesi, aynı dönemde yaptırıldığı sanılan Şifa Hamamı, 19. yüzyılda yaptırılan Bez Fabrikası (Bakırköy Pamuklu Sanayi Müessesesi), Yeşilköy yalıları, Bakırköy evleri, kiliseler, köşkler, Florya Deniz Köşkü sayılabilir. BAKIRKÖY'ÜN DOĞAL GÜZELLİĞİ, İKLİMİ VE TURİZMİ Marmara Denizi kıyı şeridinde yer alan Bakırköy, baş döndürücü kentleşme hızına karşın, doğal güzellikleri açısından yinede istanbul'un anılmaya değer bölgelerinden biridir. 30-35 yıl öncesine kadar uçsuz bucaksız çayırlarının uzandığı birbirinden uzak yerleşmeleri ile kırsal kesimin tüm özelliklerini gösteren Bakırköy günümüzde tam birkent görünümüdedir. Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt ve Ataköy Plajları, kıyı kahveleri gezinti yerleri ile yöre hakkında hizmet veren Florya'nın önemli bir yeri vardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu büyük önder Atatürk'ün buyruğu ile kurulmuş Atatürk Ormanı doğal güzelliğinin yanında önemli oksijen kaynağıdır. Marmara Denizi kıyı şeridi boyunca yer alan plajları, doğal güzellikleri Bizans döneminden kalma Fildamı, Osmanlı döneminin "Çarşı Camii", "Ahmet Hatun Camii" gibi eserler...Osmanlı imparatorluğu'nun Bakırköy'e bıraktığı göçrülmeye değertarihi yapıtlardır. Bugün Yunus Emre Kültür Merkezi olan bina Osmanlı döneminin barythanesidir. Azatlı baruthanesi, Ayestefanos, Rus anıtı ve Bakırköy hamamı diger tarihi eserlerdir. Hava, Kara, Deniz ulaşımı açısından Türkiyenin en zengin ulaşımına sahip Bakırköy, Uluslararası Havacılık alanında faaliyet gösteren Atatürk Havalimanı ile büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Kültür merkezleri, Sosyal hizmet alanları, Beşyıldızlı oteller, dünya standarlarında büyük alışveriş merkezleri ile Bakırköy turizme yönlendirilmektedir. Bakırköy; esnaf, bürokrat, emeklilerin meydana getirdiği toplum yapısı görünümünü arz eder. Yeniden yerleşim hemen hemen yok gibidir. Bu nedenle mevcut nüfus ve yapısı uzun yıllar bu düzeyde kalma özelliği göstermektedir. Bakırköy'de Cevizlik, Yenimahhalle ve Sakızağacı mahalleleri, en eski yerleşim alanları olmaları nedeniyle mimaride o günlerin özelliğini taşımaktadır. 1960'dan sonraki yıllarda kurulmaya başlanan Ataköy siteleri 20 yılı içeren zaman zarfında büyük gelişme göstermiş olup, mimari ve şehircilik planlamasında örnek bir düzeye ulaşmıştır. Halen kısım olarak ifade edilen bu mahalleler 1.kısımdan 11. kısma kadar yeşil alanları, dinlenme yerleri, gezi pistleri, alışveriş merkezleri, kültürel ve sosyal tesisleriyle bir bütün olarak Ataköy gerçek anlamda örnek yerleşim alanı olmuştur. İstanbul ekonomisinde Bakırköy'ün önemli bir yeri vardır. İlçemizin, üretimden tüketime kadar İstanbul ekonomisine büyük karkısı vardır. Bu nedenle Bakırköy'ün ekonomik bakımdam faal nüfusun bileşimi ve zaman içindeki değişimler, yalnızca ilçenin değil, İstanbul'un ekonomik yapısında da bir gösterge sayılır. Akın Tekstil, Aksu Dokuma, Sümer Holding, Kilim Grubu Mensucat, Emboy İplik A.Ş, Empoy 2 İplik, Bornovalılar Yün İplik, Bakırköy Yün İplik Sanayii, Narin Tekstil A.Ş gibi belli başlı tekstil fabrikalarının bir kısmı da ilçemiz sınırları dahilindedir. lbakırköy Kültür ve Sanat Merkezlerinin sayı ve niteliği açısından öncü konumundadır. İlçemizde Bakırköy Belediyesine ait Merkezde bulunan Kültür ve Sanat Merkezi, Yunus Emre ve Kültür Sanat Merkezi(Tiyatro sahnesi mevcuttur.) Kartaltepe Kültür ve Sanat Merkezi (Tiyatro sahnesi mevcuttur.) İspirtohane Kültür ve Sanat Merkezi, Hava harp okuluna ait Tiyatro salonu bulunmaktadır. İlçemiz, eğitim hizmetlerinin turizm ve iş merkezi alanlarının en gelişkin ve karlılık arz eden sektörlerini, Türk ihraç ürünleri sergileyen Dünya Ticaret Merkezi'ni bünyesinde bulundurmaktadır. Bakırköy , İstanbul Bakırköy , Bakırköy Resimleri , Bakırköy tanıtımı , Bakırköy anlatımı , Bakırköy Hakkında bilgi , Bakırköy tarihi |
| | |
| | #6 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Bayrampaşa Bayrampaşa, İstanbul�un Avrupa yakasında, son yirmi yılda hızlı gelişme göstermiş işçi nüfusunun yoğun olduğu bir ilçedir. Nüfusu 246.006 yüzölçümü ise 990 hektardır. Bugünkü Bayrampaşa İlçesi�nin bulunduğu topraklar Fatih Sultan Mehmed�in İstanbul�u kuşatması sırasında askeri yığınak yeri ve karargah olarak seçilmiştir. İstanbul�un alınmasından sonra bu toprakların bir bölümü bağ ve bahçe tarımına ayrıldı. Büyük bir bölümü ormanlık ve fundalıklarla kaplıydı. 1927�de Bulgaristan�ın Filibe şehrinden göç eden ve yöreye ilk yerleşen göçmen grubuna tarım için ayrılan bölgede bağcılık yapılmış, sağmal inekler yetiştirilmek üzere Velibey (Demirkapı), Ferhatpaşa ve Cicoz adlı çiftlikler kurulmuştur. İstanbul halkının 1950�lere kadar mesire yeri olan ve gelenlerin istedikleri kadar üzüm yedikleri, ancak dışarıya çıkartamadıkları meşhur Numunebağları, Abdi İpekçi Caddesi ile O-1 Karayolu arasındaydı. (Anılan bağlardan geriye �Numunebağ Caddesi� adı kalmıştır.) Bugünkü Bayrampaşa�nın ilk nüvesini oluşturan ve 1954�te köy statüsüne getirilen Sağmalcılar, Rami Bucağı sınırları içindeydi ve Maltepe Askeri Kışlası nedeniyle Kışla Arkası olarak da anılıyordu. 1927�den itibaren gruplar halinde Bulgaristan ve Yugoslavya�dan gelen göçmenlere ilaveten 1955�te İstanbul�un iki büyük caddesi olan Vatan ve Millet Caddeleri yapılırken evleri istimlake uğrayan vatandaşların çoğunun Sağmalcılar Köyü�ne yerleşmesi, nüfusun artışına neden oldu. Ayrıca, 1950�den itibaren bölgede yapılan fabrikalar, ilçeyi sanayi bölgesi haline getirdi. Sağmalcılar Köyü 1960�ta belediye oldu. Mimar Sinan tarafından İstanbul�un su ihtiyacını karşılamak amacıyla döşenen ve halen faal durumda bulunan su kanallarına, inşa edilen binaların atık su ve tuvalet tesisatlarının yanlış bağlanması ve bu su kanallarına bağlı çeşme sularının bölge halkı tarafından kullanılması sonucunda semtte kolera salgını çıktı. Salgın çok kişinin hayatına mal oldu. Sağmalcılar adını zihinlere kolera sözcüğüyle birlikte yerleştiği düşünülerek ve lV. Murad�ın sadrazamlarından Bayram Paşa�nın burada bir çiftlik sahibi olmasından esinlenilerek Sağmalcılar adı Bayrampaşa olarak değiştirildi. Eyüp İlçesi�nin bir semti olarak gelişmesini sürdüren Bayrampaşa Mayıs 1990 tarihinde ilçe statüsüne yükseltildi. Böylece Eyüp Belediyesi�nden ayrılarak müstakil belediye teşkilatına kavuşturuldu. Bayrampaşa, cadde ve sokakları ile oldukça planlı bir şehir görünümündedir. Semt merkezi Orta Mahalle, Vatan ve Yenidoğan Mahallelerini içine almaktadır. Büyük İstanbul Otogarı, sebze hali, metro merkezi, otobüs terminali, PTT santralı, Bayrampaşa Cezaevi, Bayrampaşa Devlet Hastanesi, Sağlık Ocağı ve Dispanseri başlıca kamu kuruluşlarıdır. Kızılay, Türk Hava Kurumu, Bayrampaşa Vakfı, Göz Nuru Vakfı ilçedeki sosyal yardım kuruluşlarıdır. İlçede yapılan cami sayısı 30�u aşmıştır. Bunlardan Bayrampaşa Merkez Camii, belediye başkanlığı binası karşısındadır. Osmanlı klasik mimarisinin izlerini taşımaktadır. Kubbe ve şerefeleri Edirne Selimiye Camii�nin tarzını andırır. Caminin alanı 860 m2�yi bulmaktadır. 2 stadyum ve 1 kapalı spor salonu Bayrampaşa�nın önemli spor tesisleridir. Semt folkloru çeşitlilikler göstermektedir. Ülkemizin her yöresinden ve yurtdışından gelen insanlar, geldikleri bölgenin ve ilin farklı oyun, türkü ve geleneklerini getirmişlerdir. Bulgaristan�dan gelen göçmenlerin kurdukları Balkan Oyunları, Folklor Derneği ilçe folkloruna canlılık kazandırmaktadır. Tarihi eserler bakımından önemli bir yeri olan Maltepe Askeri Hastanesi, 1827�de yaptırılmıştır. Bina dört cephelidir. Orta yerinde büyük bir avlusu vardır. Ön cephesi tek, öteki yönleri ikişer katlıdır. Tavanları yüksek, odaları ve koğuşları geniştir. Giriş kapısı Türk-rokoko tarzında mermerden inşa edilmiştir. Nizamiye Kapısının üzerinde Haşim imzalı �Tuğra-i Hümayun� ve çok uzaktan okunabilen besmele ile �Fih-i Şifa-ün�lin nas� ayetini içeren altın suyu ile celi yazı, altında ve kapının iki tarafında Yesarizade Mustafa İzzet Efendi�nin yeşile boyanmış ta�lik yazısı ile �Çaresaz-ı derdimendan Hazret-i Mahmüd Han� (Dertlerin dermanı olan sultan 2. Mahmud) dizesi ile başlayan ve �Cism-i Han Mahmud ola asattan daim masun (Tanrı Sultan Mahmud�u daima kötülüklerden korusun) dizesi ile sona eren 32 beyitlik bir kitabe bulunmaktadır. 1922�de lağvedilen hastane bir müddet askeri okul ve daha sonra kışla haline getirilerek 66. Tümen�in karargahı olarak kullanılmıştır. Bugün Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü�ne hizmet binası olarak ayrılmıştır. l. Süleyman�ın (Kanuni) emriyle Koca Sinan tarafından yapılan su terazilerinden ve su maslaklarından pek az iz kalmıştır. Belediye Parkı�ndaki Atatürk Anıtı ilçede yeni anıtlardır. Bayrampaşa�da bulunan kapalı ceza ve tevkifevinin yapımına 1955�te başlanmış, 1968�de tamamlanarak hizmete sokulmuştur. Sultanahmet Ceza ve Tevkifevi buraya taşınmıştır. 120.000 m2�lik bir alanı kaplamaktadır. 30.000 m2�lik bölümü hücre kısmına ayrılmıştır. Kadın ve çocuk koğuşları ayrıdır. Bünyesinde 100 yataklı bir hastane vardır. BAYRAM PAŞA KİMDİR? İstanbul�un Davutpaşa semtinde doğan ama doğum tarihi bilinmeyen Bayram Paşa�nın babasının adı Kurd Ağa, ailenin menşei ise Amasya�nın Ladik kasabası olarak geçiyor. Bayrampaşa sırasıyla; Yeniçeri Kethüdası (1623) Mısır Valisi (1625) Divan-ı Hümayum Veziri (1628) Rumeli Beylerbeyi 4. Murat�ın 2. Veziri İstanbul Kaymakamı 1637�de sadrazam olmuştur. Yeniçeri Ocağı�nda yetişen Bayram Paşa 1623�de Yeniçeri Ağası oluyor. Osman Tarih Kütüğü�nde de adına 1622 yılındaki �Turnacıbaşı Bayram Ağa� diye rastlanıyor. Bayram Paşa, Sultan I. Ahmed�in kızlarından Hanzade Sultan ile evlendi. Beyazıt�ta bir sarayda oturan Hanzade Sultan�ın bir düğün alayı ile sarayından alınıp Bayram Ağa�ya götürüldüğü anlatılıyor. Yeniçeri Ocağı�ndan Turnacıbaşı rütbesinde bir zabit olan Bayram Ağa�nın kendisine vezirlik bile verilmeden bir sultanla evlendirilmesini tarihçiler �istisnai bir vaka� olarak değerlendiriyorlar. Bir rivayete göre bunun tek nedeni, Turnacıbaşı ağanın emsalsiz bir erkek güzeli olması. Evet, tarih kitaplarında Bayram Paşa�nın son derece yakışıklı bir erkek olduğu ve Hanzade Sultan�ın da Bayram Ağa�nın endamına aşık olduğu yazıyor. Devrin padişahı Sultan Osman da (Genç Osman) kızkardeşini yeniçerisine kavuşturdu. Üstelik Yeniçeri Bayram Ağa�ya rahat yaşayabilmesi için bir de saray tahsis edildi. Bayram Paşa�yı tarih kitapları öve öve bitiremiyorlar aslında. Onun için gayet ciddi, akıl yolunda yürümesini bilen, vakarlı, otoriter, bir adam deniliyor. 1625 yılında Mısır valisi tayin edilen Bayram Paşa, üç buçuk yıl orada kalıyor. Mısır Valiliğinde halk tarafından, işbilir, hak tanır ve adil devlet adamı olarak saygı gördü. 1628 yılında Divan-ı Humayun�a altıncı vezirlikle alınan Bayram Paşa, zamanın kıskanç ve hırslı sadrazamı Hüsrev Paşa�yı kendisine rakip görünce onun hışmına ugradı. Hüsrev Paşa, o denemde yaşanan yolsuzlukları, fitneye, teşvik iddiasıyla Bayram Paşa�nın üzerine attı ve bugünün tabiriyle rakibini ekarte etti. Dahası, Sultan IV. Murad bile eniştesi Bayram Paşa�nın masum olduğunu bildiği halde onu müdafa edemedi. Bayram Paşa tevkif edilip bir hafta Yedikule Zindanı�nda yattı ve hazine mallarına el koydu. Hüsrev Paşa�nın pençesinden eniştesini zar zor kurtaran IV. Murad onu tekrar kubbe veziri tayin etti. Sultan IV. Murad�ın en yakın dostu olan Bayram Paşa, 1635 yılında İstanbul Kaymakamı tayin edildi. Şehri çeviren kale duvarlarına içerden ve dışardan yapılan ne kadar bina varsa istimlak ederek yıktırdı ve tarihi surları tamir ettirdi. Bayram Paşa su sıkıntısı çeken memleketi Amasya�ya kendi kesesinden ödeyerek su getirdi ve bir de mevlevihane yaptırdı. 1637 yılında sadrazam ilan edilen Bayram Paşa 1638 yılında IV. Murad ile Bağdat seferine giderken Urfa�ya yakın Colab mevkisinde beyin kanaması ya da kalp krizi geçirerek öldü. Ölüm tarihiyle ilgili kaynaklarda farklı bilgiler varsa da bu tarih �Bağdat Seferi Menzilnamesi�ndeki kayda göre 16 Rebiülahir 1048�dir (27 Ağustos 1638). Bayrampaşa hayattayken hazırlattığı Haseki Bayrampaşa Külliyesi içindeki türbesine defnedilmiştir. Bayram Paşa�nın en büyük hatalarından biri olarak tarih kitapları devrin büyük hiciv ustası Nef�i�yi haksız olarak idam ettirmesini gösterirler. Tarihçilerin kaleme aldığı olay şöyle gerçekleşiyor; Sultan Murad nedimleri arasında bulunan Nef�i�ye �taze bir hicvin yok mu?� diye sorar. Şair de Bayram Paşa hakkında yazdığı hicvi padişaha verir, Sultan Murad şiiri takdir eder gibi görünse de yazılan hiciv çok ağırdır ve şairin idamına izin verir. Bayram Paşa şairi sarayına davet eder ve sarayın odunluğunda boğdurarak öldürtür. Bayram Paşa�nın adı bir başka cinayetle daha anılır. Sultan Murad�ın kardeşleri Şehzade Beyazıd ile Şehzade Süleyman onun nezareti altında idam edilmişlerdir. Bayrampaşa İstanbul dışında da bir çok eser bırakmıştır. Bunlardan bazıları; - Amasya�da Mevlevihane, Kervansaray, Su Yolu - Birecik�de Top Dökümhanesi - Niğde�de Han ve Dükkanlar - Adana, Konya Ereğlisi, Seyitgazi ve o zamanki osmanlı sınırları içinde bulunan bir çok yerde han, hamam, camii - Rumeli Eğridere kalesi onarımı - İstanbul�un Fatih semtinde cami, Ayasofya civarında Konak, Kuzguncuk�ta Yalı ve Piri Paşa Hanını yaptırmıştır. - İstanbul�da yapılması düşünülen nüfus sayımı için şehrin etrafındaki surların iç ve dışındaki düzensiz ve usulsüz yapılan yerleşmeleri istimlak ettirdi ve yıktırdı. Tarihi surları tamir ettirmiş ve dış yüzlerini boyatmıştır. BAYRAMPAŞA�NIN COĞRAFİ YAPISI İstanbul İli�nin Trakya topraklarında bulunan Bayrampaşa İlçemiz ekonomik yapı içinde İstanbul metropoliten alanına dahil ve idari yönden 1963 de Belediye teşkilatı olarak kurulmuş Sağmalcılar Belediyesinin adı 1978 de Bayrampaşa olarak değiştirilmiştir. İlçemiz toplam yüzölçümü 990 hektar olup, 11 mahalleden teşekkül etmiştir. Bunlar alanları ile beraber: 1. ALTINTEPSİ MAHALLESİ 130 Hektar 2. CEVATPAŞA MAHALLESİ 60 Hektar 3. İSMETPAŞA MAHALLESİ 55 Hektar 4. KARTALTEPE MAHALLESİ 85 Hektar 5. KOCATEPE MAHALLESİ 185 Hektar 6. MURAT MAHALLESİ 80 Hektar 7. ORTA MAHALLE 55 Hektar 8. TERAZİDERE MAHALLESİ 55 Hektar 9. VATAN MAHALLESİ 25 Hektar 10.YENİDOĞAN MAHALLESİ 85 Hektar 11. YILDIRIM MAHALLESİ 145 Hektar BAYRAMPAŞA�NIN NÜFUS DURUMU 30 Kasım 1997�de yapılan Genel Nüfus Tespitine göre ilçemizin nüfusu 243.185 olarak tespit edilmiş, 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçemiz nüfusu 246.006 olarak belirlenmiştir. Gündüz işyerleri ve sanayi dolayısıyla nüfus 2-3 kat daha artmaktadır. 1990 � 1997 ve 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı Sonuçları: Nüfusun Mahallelere göre dağılımı (1990 �1997) (1997-2000) MAHALLE ADI 1990 NÜF. 1997 NÜF. ARTIŞ OR.% 2000 NÜF. ARTIŞ OR. ALTINTEPSİ 19212 22361 1.16 25946 1.16 CEVATPAŞA 7701 15162 1.96 16309 1.08 İSMETPAŞA 16.332 12.367 -0.75 16176 1.31 KARTALTEPE 31.500 37.943 1.20 39.249 1.03 KOCATEPE 12.629 15.242 1.21 17.380 1.14 MURAT 30.332 32.137 1.06 32.921 1.02 ORTA MAH 15.331 15.753 1.03 14.822 -0.94 TERAZİDERE 11.542 12.367 -0.07 13.237 1.07 VATAN 10.042 9.838 -0.97 11.163 1.13 YENİDOĞAN 13.939 15.757 1.16 16.206 1.03 YILDIRIM 44.410 41.743 0.94 43.283 1.04 ÖZEL SAYIM 0 7.852 BAYRAMPAŞA�NIN İDARİ DURUMU İlçemiz Eyüp ilçesine bağlı iken, 20.05.1990 tarih ve 20523 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe konulan 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla İstanbul ilinin 25. ilçesi olarak kurulmuştur. 1990 yılında ilçeye Kaymakam ataması yapılmış, 20.07.1990 tarihinde ilçe Kaymakamının fiilen göreve başlamasıyla ilçe teşkilatı kurulmuştur. Kaymakamlığa bağlı dairelerin teşkilatlanmaları tamamlanmış olup, hizmetlerini sürdürmektedirler. Bu dairelerden, Yazı İşleri Müdürlüğü, Mal Müdürlüğü, Nüfus Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Emniyet Müdürlüğü, İlçe Özel İdare Müdürlüğü, Seçim Kurulu Müdürlüğü, İlçemiz Abdi İpekçi Caddesi üzerinde bulunan İl Özel İdaresine ait İş Merkezinde kiralanan bürolarda hizmet vermektedirler. Milli Eğitim Müdürlüğü, Sağlık Grup Başkanlığı, Gençlik Spor İlçe Müdürlüğü ve Müftülük hizmet binaları ilçemizin değişik mahallelerinde hizmet vermektedirler. Bayrampaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü Zeytinburnu ilçesi sınırlarında, Bayrampaşa Askerlik Şube Başkanlığı ise Beyoğlu İlçesi sınırlarında Halıcıoğlu�nda hizmet vermektedir. İlçemizde Adliye Teşkilatı kurulmadığından Adli Hizmetler Eyüp Adliyesinde yürütülmektedir. Bayrampaşa Belediyesi: 19.08.1990 Yerel Yönetim seçimleri sonucunda Bayrampaşa Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclis seçimleri sonucunda Bayrampaşa Belediyesi adıyla bağımsız bir Belediye kurulup fiilen göreve başlamıştır. Bayrampaşa Belediyesi Hizmet Binası Abdi İpekçi Caddesi ile Numunebağ Caddesinin kesiştiği bölgede yer almakta ve 17 Haziran 2000 tarihinde hizmete giren yeni hizmet binasında çalışmalarını sürdürmektedir. İlçemizde 1 Devlet, 4 Özel olmak üzere toplam 5 hastane bulunmaktadır. Bu hastanelerin toplam yatak kapasitesi 250�dir.Sağlık Grup Başkanlığımıza bağlı 3 Sağlık Ocağı, 2 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi, 1 Verem Savaş Dispanseri mevcuttur. Yine ilçemizde 1 adet SSK semt polikliniği ve SSK dispanseri hizmet vermektedir. Ayrıca 12 Özel poliklinik mevcuttur. Sağlık Grup Başkanlığımız, Kartaltepe Mahallesi Eski Edirne Asfaltı No:85�de 2 katlı bir binada hizmet vermektedir. 1. kat Merkez Sağlık Ocağı, 2. kat Sağlık Grup Başkanlığı olarak kullanılmaktadır. İlçemizde yaşayan insanların genellemesi sonucunda okuma yazma oranının %95 olduğu tahmin edilmektedir . İlçemizde 23 İlköğretim okulunda anaokulu ve Pratik Kız Sanat Okulunda uygulamalı Ana sınıfı mevcuttur. Ayrıca bağımsız olarak çalışan Hacı Halide Canayakın Ana Okulu ve Tuna Anaokulu mevcuttur. Anasınıfı ve anaokullarında toplam 1029 öğrenci okumakta olup, 44 öğretmen ve 3 idareci görev yapmaktadır. İlçemizde 23 İlköğretim okulu mevcut olup; toplam öğrenci sayısı; 36.272 dir. Başarı Durumu her geçen yıl artmaktadır. İlköğretim okullarımızda, toplam 852 öğretmen görev yapmaktadır. İlçemizde 1 Anadolu Lisesi, 5 Genel lise bunlardan 3 tanesi Yabancı Dil Ağırlıklı Lise, 1 Ticaret Lisesi (Bünyesinde Anadolu Mahalli İdareler Lisesi ve Anadolu Ticaret Meslek Lisesi), 2 Anadolu Teknik Lise, 1 Endüstri Meslek Lisesi,1 Teknik Lise ve 1 Kız Meslek Lisesi olmak üzere 13 okulumuz bulunmaktadır. İlçemiz Genel Ortaöğretim okullarında toplam 7322 öğrenci, Mesleki Teknik Ortaöğretim okullarında toplam 7075 öğrenci okumakta olup, 497 öğretmen görev yapmaktadır. İlçemizde Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi bulunmaktadır. 7 Meslek ağırlıklı kurs (bilgisayar,biçki-dikiş,daktilo) 9 adet motorlu taşıt sürücü kursu bulunmaktadır. İLÇEDEKİ ÖNEMLİ TESİSLER İSTANBUL BÜYÜK OTOGARI 30.12.1986 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Uluslararası Anadolu ve Trakya Otobüsçüler Derneği arasında imzalanan yap-işlet-devret sözleşmesine göre yeni Otogar inşa edilmiş ve Mayıs 1994�te hizmete girmiştir. İlçemizde konuşlandırılan İstanbul Büyük Otogarı, 290.000 m2 lik bir alana sahiptir. 500 otomobil ve 100 otobüsün park edebileceği, 168 adet yazıhane ve otobüs peronunun bulunduğu, günde 15.000 otobüsün hareket edebileceği, 5000 kişinin çalıştığı, yazıhaneler dışında 2000 işyerinin faaliyet gösterebileceği, 600.000 yolcu kapasitesine sahip Büyük Otogar bu haliyle dünyadaki otogarlar içindeki sıralamada ön sıralarda yer almaktadır. Halen 168 adet acente, 350 otobüs firması, 350 işyeri otogarda faaliyetlerini sürdürmektedir. İSTANBUL HAL�İ : İstanbul Büyükşehir Belediyesi Haller Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyetini sürdüren Bayrampaşa Merkez Hal�i , Avrupa�nın en büyük hal kompleksi olma hüviyetini kazanmıştır Bünyesinde büyük bir nüfusu barındıran ve geniş bir kitleye hizmet veren halimizde komisyoncu olarak 571 adet yazıhane mevcuttur. Yazıhanelerde yaklaşık 5 bin kişi çalışmaktadır. MEGA CENTER (S.S. İSTANBUL GIDA TOPTANCILARI İMALAT SANAYİ VE DEPOCULARI TOPLU İŞYERİ YAPI KOOPERATİFİ ) İstanbul� da dağınık bir şekilde bulunan gıda toptancılarını bir çatı altında toplamak gayesiyle 1977 yılında S.S İSTANBUL GIDA TOPTANCILARI İMALAT SANAYİ ve DEPOCULARI TOPLU İŞYERİ YAPI KOOPERATİFİ kurulmuştur. Üye sayısı 1760 kişidir. Tahsislerle yeni üye kayıt işlemi devam ettiğinden bu sayı ilerde daha büyük rakamlara ulaşacaktır.Kooperatif şehrin merkezi yerinde Bayrampaşa Otogarı ile Sebze �Meyve Hali�nin yanında, hava alanına 15,Vilayete ve Taksim� e 7 km. mesafededir.Her türlü ulaşıma uygundur. Böylece Anadolu ve Trakya�dan gelen her türlü gıda maddelerinin siteye girişi ve dağılması hızlı ve sağlıklı bir şekilde sağlanmıştır. GIDA İHTİSAS GÜMRÜĞÜ İstanbul�da Gıda İhracat Gümrükleri , İhracatçı Birlikleri, Tarım Bakanlığı Laboratuarları , Gıda Borsası gibi ihracatla ilgili birimler dağınık yerlerde bulunmaktadır. Bu durum ihracat yapanlar için büyük zorluklar yaratmaktadır. İhracatın hızla tek noktadan yapılması gerekmektedir. Ülkemizde Gıda ithaline etkin denetim sağlanması , ihracatta ise belirli bir standarda ulaşılması ve bu standardın muhafaza edilmesinin dış pazarlardaki önemi dikkate alınarak İstanbul�da kooperatif sahasında birinci sınıf Gıda Ürünleri İhtisas Gümrüğü kooperatif sahasında açılmıştır. Üyelerin pek çoğu ithalat ve ihracatla ilgili ilgili oldukları için Gıda İhtisas Gümrüğü ile büyük kolaylıklar sağlanmıştır. BAYRAMPAŞA CEZA VE TUTUKEVİ Bayrampaşa Cezaevi Tapunun 25l7 Yevmiye No, 63 Cilt No ve 6207 sayfa no� ya kayıtlı olup, İstanbul İli ,Bayrampaşa İlçesi, Sağmalcılar köyü, köyyanı mevkii 8-7/,8-7/11 pafta 6086 parsel sayılı 100.020 m2 (100 Dönüm) alanlı, Sultan Beyazıt Vakfı olan taşınmaz, Maliye Hazinesi adına kayıtlıdır.Bayrampaşa Cezaevi 10 Hektarlık alan içerisinde dört tarafı yol ve mesken ile çevrili olan fiziki sınırlar ile konuşlandırılmıştır. İLÇEMİZİN TARİHSEL YAPILARI 1- Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü girişindeki tarihi kitabe: II.Mahmud Han�a Yesarizade Mustafa İzzet Yazdı. 2- Sadrazam Mustafa Paşa Meydan Çeşmesi : (1116/1752)Edirnekapı- Rami arasında Topçular Camii ilerisindedir. Sadrazam Bahir Mustafa Paşa yaptırmıştır. Beş Beyitlik kitabesinin Tarihi mısraları şunlardır. �Nazife Nutketti hame Tarihi Vasfın tamamı Sadrı-ali Mustafa Paşa�nın ayn-ü Cudi bu�Çeşmenin H.1304 (M.1886)de tamir edildiğini gösteren ayrı bir kitabecik de vardır. 3- Ferhatpaşa Çeşmesi : Mimari özelliklerine ve üslubuna bakıldığında takribi olarak;Miladi 1850 �1870 yılları arasında, RODOS taşından kesme taş işçiliğiyle ROKOKO üslubunun güzel bir örneği olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. 4- Ferhatpaşa Çiftliği : Ferhatpaşa Çiftliği 20.yy.başlarında merhum İbrahim Turhan tarafından ilçemize kazandırılmıştır. Balkan Harbi yıllarında Selanik�ten Türkiye�ye gelen İbrahim Turhan , Litros�a � bugünkü Esenler-gelir.Bu bölge o yıllarda Rum köyüdür. İbrahim Turhan bu bölgeye Türklerin yerleşmesinde öncülük eder ve geniş bir arazi satın alır. Bayrampaşa �Esenler sınırında yer alan Ferhatpaşa Çiftliği bu arazi üzerinde yapılır. 5- Tarihi Su Kemeri 6- Tarihi Su Sarnıcı Bayrampaşa , İstanbul Bayrampaşa , Bayrampaşa Resimleri , Bayrampaşa tanıtımı , Bayrampaşa anlatımı , Bayrampaşa Hakkında bilgi , Bayrampaşa tarihi |
| | |
| | #7 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Beşiktaş Beşiktaş mitolojik tarihten itibaren özelliğini koruyan bir bölge olmakla beraber, Bizans döneminde tanındı. Osmanlı dönemi ile bir yerleşim yeri kimliğini alan Beşiktaş�ta, hem devlet görevlilerinin hem de sıradan halkın yaşadığı semt olduğu için, İlçede çeşitli yapı tipleri mevcuttur.Osmanlı döneminde Beşiktaş Kaptan-ı Deryaların semtiydi. 17.Yüzyıldan itibaren Abbasağa ve Vişnezade Mahallelerinin oluşumuyla sırtlara doğru genişledi ve nüfus karmaşası da oluşmaya başladı. Semtin ticari merkezi durumundaki Köyiçi�nde müslümanlar, rumlar, ermeniler ve az sayıda da yahudiler yaşamaktaydı.Kır-kent iç içeliğinin sur içi İstanbul�dan çok daha yoğun olduğu Beşiktaş,18.Yüzyılda da bu özelliğini sürdürdü. Lale Devri ile birlikte İstanbul�da yaşanan toplumsal değişimin 2 ünlü mekanından biri oldu. Cumhuriyet Döneminden sonra şehir planlamasıyla düzenleme getirilen İlçede, ilk imar hareketleri örnekleri görünmektedir. BEŞİKTAŞ İLÇESİ COĞRAFİ YAPISI İl topraklarının Avrupa bölümünde yer alır. Doğusundan İstanbul Boğazı, kuzeyinden Sarıyer İlçesi, batısından Şişli İlçesi, güneyinden Beyoğlu İlçesi ile çevrelenmiştir. Yüzölçümü 1520 hektardır. İstanbul Boğazı�nda kıyısının uzunluğu 8375 M olan ilçenin, 23 mahallesi bulunmaktadır. TİCARİ ÖZELLİKLERİ İlçe hareketli ve çok canlı bir ticaret hayatına sahiptir.130 bine yakın ufak alışveriş merkezi, 2 bin şirket merkezi, 85 banka şubesi, sermaye piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlar,Avrupa standartlarına uygun alış veriş merkezleri ( Akmerkez ) , plazalar ve uluslararası otel işletmeleri yanı sıra, Nobel ve Pfızer ilaç fabrikaları ile yıldız Porselen işletmesiyle ilçe önemli bir işlev görmektedir. KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ İlçe, coğrafi konum bakımından kıyı yerleşimleri ve iç yerleşim özelliklerine sahiptir. Boğaz kıyısı olması ve tarihsel dokusu itibari ile sürekli turistik bir gezi yeri görünümündedir. Tiyatro, sinema ve kültür merkezleri sayesinde de sosyokültürel yaşam sürekli hareketlidir. İlçede Belediyemize ait 3 kültür Merkezinde sinema, tiyatro gösterimi yanı sıra panel ve çeşitli kurslara yönelik çalışmalar da yapılmaktadır. İlçemiz Marmara ve Belediyeler Birliği�nin üyesi olmakla birlikte, aynı zamanda Boğaz�a kıyısı olan diğer ilçelerle birlikte ( Sarıyer, Beykoz, Üsküdar ) İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği�ni kurdu.. Ülkemizin ilk futbol takımlarından olan BJK Spor Kulübü Merkezi de ilçemizdedir. GÖRÜLECEK, GEZİLECEK ÖNEMLİ TURİSTİK YERLER Beşiktaş ilçemiz 17.yüzyılda kurulmuş Bizans Osmanlı dönemine başkentlik yapmış, İstanbul�un yöneticilerinin çoğu Beşiktaşta oturmuş, devlet idaresine ait birçok kararlar buradan alınmıştır. Bu vesile ile ilçemizde saraylar, köşkler, müzeler, kasırlar, korular ve yalılar o dönemin nostaljisini yaşatmaktadır. Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, Fer�iye Sarayları ve Ihlamur Kasrı bulunmaktadır. Boğaziçinde doğal güzellikleri bozulmadan her mevsim yeşil örtüsünü koruyan Yıldız Korusu, Naile Sultan Korusu, Naciye Sultan Korusu, Vakıf Korusu, Emir Erkayınlar Korusu, Arnavutköy Robert Koleji Korusu, İpar Korusu, Fransız Yetimhanesi Korusu, Kortel Korusu, Ayşe Sultan Korusu, Boğaziçi Üniversitesi Koruları ile kıyıdan 160m. Mesafesi olan Kuruçeşme Adası (Galatasaray Adası yer almaktadır. 18.yüzyıldan itibaren de kıyı yerleşim yerlerinde yapılan yalı ve konaklar da dikkat çekicidir. Dinsel yapılarda da cami, havra, kilise ve sinegogları bir arada gezip görebilirsiniz. Canlı ve zengin bir kültür yaşamına ev sahipliği yapan ilçemizde tiyatro, sinema, alış-veriş merkezleri ve otellerin yan sıra Aşiyan Müzesi, Yıldız Sarayı Müzesi, Deniz Müzesi, Resim ve Heykel Müzesi ve Şehir Müzesi gezilebilecek yerler arasındadır. ANTİK DÖNEM Antik dönemde, Boğaz'ın iki yakasında uzanan kıyı şeridi sık ormanla kaplıydı. Eğer buralarda bir zamanlar patikalar ya da yollar mevcutsa bile bunlar çok dar ve elverişsiz olmalıdırlar. Ulaşım muhtemelen kayıklarla, sallarla yapılıyordu. İç bölgelerde var olduğu düşünülen yerleşim birimleri hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Bugünkü Beşiktaş'ın en güney noktasını Dolmabahçe Sarayı oluşturur. Burası adından da anlaşıldığı gibi, Osmanlı Döneminde denizin doldurulmasıyla elde edilmiş bir alandır. Bizantion'lu Dionisios'un Pentekontorikon adıyla andığı bir yer vardır ki Dionisios'a göre burada Pentekontoros'lar (elli kürekli gemi) demirlerdi. Dolmabahçe'nin eskiden koy olduğu düşünülürse, Pentekontorikon mevkii burası olabilir. Dionisios'a göre Peııtekontorikon'uıı yakınında "İskitli'nin Köyü" diye anılan bir yerleşim yeri vardı. Tauros (boğa) adıyla anılan bu İskit'li, İskit ülkesinden (bugünkü Ukrayna) kalkıp, Girit Kralı Minos'un karıs Pasifae'yi baştan çıkarmaya giderken, burada konaklamıştır. Dionisios'un bu öyküsü açıkça Yunan mitolojisindeki bir efsanenin daha akılcı bir versiyonudur. Bu efsaneye göre deniz tanrısı Poseidon, Girit Kralı Minos'a kurban edilmek üzere beyaz bir boğa gönderir. Kralın kurban etmek yerine boğayı beslediğini görünce de ceza olarak karısı Pasifae'nin boğaya âşık olmasını sağlar ve bu birleşmeden yarı hayvan yarı insan mitolojik bir canavar olan Minotaurus (Minos'un Boğası) doğar. Dionisios'a göre bu köyün kuzeyinde İasonion adlı bir başka yer vardı. Apollo adına yapılmış bir sunak bulunan bu yere adını veren İason, efsaneye göre Teselya'daki İolkos kralı Aison'un oğludur. Karadeniz'deki efsanevi Altın Postu getirmesi koşuluyla, babasının tahtını geri almak üzere Pelias'tan söz alan İason, Altın Postu bulmaya giden Argonotlar'ın lideri olarak çıktığı sefer sırasında Beşiktaş bölgesinde demirlemişti. Uzun süre İasonion denen yerin Beşiktaş olmadığını düşündüren bir kaynak vardır. 1200 yılında Konstantinopolis'i ziyaret eden Rus hacısı Novgorodlu Antoniy, bu civarda Maçukov adlı bir manastırı ziyaretinden bahseder. Bu manastırda kemikleri saklanan Aziz İason, aradaki binlerce yıla rağmen İason'un son izdüşümü olmalıdır. Gerçekten de Ortodoks kilisesinde İason adını taşıyan birkaç aziz kaydedilir. Fakat bunların hepsi de görece önemsiz azizlerdi ve hiçbirinin Konstantinopolis'e ve civarına gömüldüğüne dair bilgi yoktur. Antoniy'den önce ya da sonra hiçbir Bizans kaynağında geçmeyen Slav kökenli Maçukov adının bugünkü Maçka semtinde yaşaması oldukça dikkat çekicidir. Dionisios'un ve Novgorodlu Antoniy'in verdiği bilgilere dayanarak, İasonion'un Maçka'nın altındaki kıyı şeridi olduğu, Dionisios'un Arheion diye zikrettiği yerin de Beşiktaş olduğu kabul edilirse, yazarın Rodos'tan Bizantion'a gelen gemilerin, İasonion ile Arheion arasında demir attığı yer olarak tanımladığı "Rodion Periboloi", günümüz araştırmacıları tarafından kabul edildiği gibi Çırağan Sarayı'nın bulunduğu mevki değil, daha güneyde bir yer olmalıdır. Anaplus Bosporu'ya göre, Arheion kuzeye doğru, tepeler ve bunların arasında akan bir ırmakla betimlenir. Bölgedeki dikkate değer tek akarsuyun Ihlamur Deresi olduğu düşünülürse, Arheion gerçekten de Beşiktaş olmalıdır. Roma döneminde Ihlamur Deresi oldukça geniş bir akarsu idi ve kaynaklara göre üzerinde bir köprü vardı. Dionisios Arheion adını, Tasos kentinden gelerek burada bir kent kurmaya kalkışan, fakat egemenliklerinin tehlikeye düşmesinden korkan Halkedon (Kadıköy) halkı tarafından püskürtülen Yunanlı Arheias'a dayandırır. Dionisios'un Beşiktaş civarında sözünü ettiği diğer bir yapı da denize bakan bir tepe üzerinde yükselen "Denizin İhtiyar Adamı" adına inşa edildiği söylenen bir tapınaktır. Bundan sonra tespit edilebilen mevki bugünkü Arnavutköy'deki Bythias körfezidir. Bundan anlaşıldığına göre söz konusu tapınak ya bugün Yıldız Sarayı'nın bulunduğu tepede, ya da Ortaköy sırtlarında, bugün Boğaz Köprüsü'nün bağlandığı yerde idi. Dionisios'un Parabolos ve Kalamos adıyla zikrettiği iki kıyı şeridi ise Kuruçeşme olmalıdır. Bythias'tan sonra, Tanrıların Anası adına yapılmış bir tapınağın bulunduğu Hestiai (bugünkü Akıntı Burnu) gelir. Son olarak da Artemis'e adanmış bir tapınağın bulunduğu Helai (bugünkü Bebek) zikredilir. Görüleceği gibi Bizantion'lu Dionisios'un Beşiktaş ve civarı hakkında yaptığı tanımlamalar, yörenin Roma dönemine ilişkin ilginç ve etkileyici bilgiler içermektedir. Fakat yazarın zikrettiği yapı ve yer isimlerinden Helai dışındakilere (ortaçağa kadar Bebek yöresi için Helai adı kullanılmıştır) Bizans dönemi metinlerinde bir daha rastlanmaması dikkat çekicidir. BİZANS DÖNEMİ Bizans döneminde (4. yy-15. yy) günümüzün Beşiktaş'ının kıyıları şu üç önemli yapıyla tanınırdı: "Auaplus"ta (akıntıya karşı) buluııan Ayios Mihael Kilisesi, imparatorların yazlık ikametgâhı olan Ayios Mamas'ı saray kompleksi ve Fokas Manastırı. Bunları dan Ayios Mihael Kilisesi Konstantinopoilis'in kurucusu olan I. Constantinus (305-337) döneminde inşa edilmişti ve Hıristiyan hacıların ziyaret ettiği çok ünlü bir hac merkeziydi. Metinlerde Konstantinopolis'ten uzaklığı 35 stadia (yaklaşık 6300 m) olarak zikredildiğine göre Kuruçeşme ve Arnavutköy'de olmalıdır. Kilise, I. İustinianos döneminde ( 527-565 ) onarıldı ve Küçük Ayasofya Camii'ninkine benzeyen sekizgen kubbesiyle, 10. yy'a kadar varlığını sürdürdü. Ihlamur Deresi'nin üzerindeki köprünün yakınlarında olduğu düşünülen Ayios Mamas kompleksi, bir saray, bir hipodrom, bir liman ve denize açılan yarı daire şeklindeki revaktan oluşuyordu. Mamas Sarayı V. Konstantinos'un (741-775) iktidarının ilk yıllarında, tahtı ele geçirmek üzere ayaklanan komutan Artavasdos'un saldırılarını göğüslemek üzere karargâh haline getirilmişti. Daha sonraları, VI. Konstantinos (780-797) ve annesi imparatoriçe Eirene (797-802) tarafından kullanıldı. 792'de tahtı gasp etmek amacıyla ayaklanan amca Nikeforos'un gözlerine burada mil çekildi, kardeşlerinin dilleri burada kesildi. Konstantinos, annesinin muhalefetine rağmen ikinci karısı Teodote ile burada evlendi, 797'de anne Eirene'nin kendisini tahttan indirme girişimlerini burada öğrendi, Anadolu'ya kaçmaya çalıştı, fakat yakalanarak Konstantinopolis'te kör edildi. VI. Konstantinos'un tahttan indirilmesi dolayısıyla ilk kez kaynaklarda açıkça yer alan Ayios Mamas Hipodromu muhtemelen sarayla birlikte 5. yy'da inşa edilmişti. 813'te liderleri Krum yönetiminde Konstantinopolis'in banliyölerini talan etmeye gelen Bulgar akıncıları Mamas Hipodromu'nu da yağmalamış, buradaki aslan, ayı ve muhtemelen daha önce sözü edilen ejderha ile aynı şey olan deniz canavarı heykelini de götürmüşlerdi. Bu son heykel daha önceleri Konstantinopolis'teki Konstantinos Forumu'nu süsleyen, bilinmeyen bir tarihte "Ayios Mamas bölgesine" götürüldüğü rivayet edilen ve yedi heykelden oluşan bir grubun parçası olan üç siren (yarı kadın yarı hayvan efsanevi deniz yaratığı) ya da deniz atı heykelinden biri olmalıdır. Hipodrom, 813 felaketinden sonra ayakta kalmış ya da sonraki bir tarihte onarım görmüştür, çünkü sarayın ve hipodromun imparator III. Mihael (842-867) tarafından sık sık ziyaret edildiği bilinmektedir. Mihael'in halefi I. Basileios döneminde (867-886) yaşayan ve görünüşe göre Mihael'e ve yaşam tarzına düşmanca bir tavır takınan tarihçilere bakılırsa, Mihael burayı çok sevdiği spor olan araba yarışları için kullanıyordu.Hatta o dönemde, imparatorluğu sık sık tehdit eden Arap akınlarını haber vermek üzere kurulan, Toroslardan Konstantinopolis'e kadar uzanan alarm sisteminin, hipodrom faaliyetleri sırasında bundan rahatsız olan Mihael tarafından iptal ettirildiği rivayet edilir. Nitekim Mihael yine bir yarış sonrasında içki yüzünden sızmış haldeyken, Basileios'un adamlarınca (bazı kaynaklara göre bizzat Basileios tarafından) aynı yerde, Ayios Mamas Sarayı'nda öldürülmüştü. Ortaçağda Beşiktaş'ı tanınır kılan üçüncü önemli eser olan Fokas Manastırı ise orijinalinde, 832-842 yılları arasında Konstantinopolis Patriği olan VII. İoannes Grammatikos'ıın kardeşi Arsavir'in sarayıydı. Arsavir düşmanları tarafından bu sarayda büyücülük faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle suçlandıktan sonra mülk bir saray memuru tarafından satın alınmış ve manastıra dönüştürülmüştü. Manastırın kilisesi, I. Basileios döneminde inşa edildi. Yeri tam olarak tespit edilememekle beraber, Ortaköy'de halen mevcut olan modern Ayios Fokas Kilisesi'nin yerinde olduğu iddia edilirken, Cristoforo Buondelmoııti'nin meşhur haritasında açık biçimde Diplokionion'un hemen güneyinde, yani Beşiktaş'ta gösterilir. Beşiktaş mahallesi, 1453'e kadar Bizans kontrolünde kaldı. Şehrin fethi sırasında Osmanlı donanması kuşatma boyunca tarafsız Ceneviz şehri Pera'dan (Karaköy) Diplokionion'a kadar sahilde demirlemiş, donanmanın bir bölümü, Bizans'ın Haliç'e gerdiği zinciri aşmak üzere, Dolmabahçe önlerinden kızaklara yüklenmişti. OSMANLI DÖNEMİ Beşiktaş bir yerleşim yeri kimliğini Osmanlı döneminde kazanmıştır. Bizans dönemi boyunca Boğaziçi özellikle Karadeniz'den gelen yağmacıların akınlarına uğramış, bunların yarattığı tahribat ve saldıkları korku surdışı yerleşmelerin gelişmesini engellemiştir. Beşiktaş'ın Osmanlı döneminde bir yerleşim yeri kimliği kazanması Karadeniz'in geniş ölçüde Osmanlı Devleti'nin denetimi altına girmesi sâyesinde olmuştur. Boğaziçi'nde yerleşmeyi etkileyen bir başka unsur da iklim koşullarıdır. Özellikle kıyı kesiminin sert kuzeyli ve güneyli hava akımlarına açık oluşu v e denizin yarattığı nem kıyı boyu yapılarının çok korunaklı olmasını gerektirir. Bu ise pahalı inşaat demektir. Osmanlılar ise ucuzluğu, kolay yapılması ve kolay yenilenebilmesi gibi nedenlerle daha çok ahşap yapıları tercih etmişlerdir. Bu tür yapıların kıyılarda ancak yazlık yerleşmeye elvermesi Boğaziçi'nin 20. yy'a kadar uzanan tarihi boyunca yalı denen özgün bir mimarî türün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Asıl yerleşmeler ise sert hava akımlarından daha az etkilenen koylarda, vadilerde, tepelerin güneye bakan yamaçlarında olmuştur. Beşiktaş'ın gelişmesi de bu doğrultudadır. Beşiktaş Boğaziçi kıyılarında gelişen ilk yerleşme yeri olmuştur. Galata ile Beşiktaş arasında kalan Fındıklı ise 16. yy'da gelişmeye başlamıştır. Kıyı kesimi ise II. Bayezid döneminde (1481-1512) kaptan-ı deryâların verilmiş, daha sonra Beşiktaş Bahçesi olarak anılacak Dolmabahçe'den Hayreddin İskelesi'ne kadar uzanan bu alanda (bugünkü Dolmabahçe Sarayı'nın kapsadığı alandır) kaptan-ı deryâlar için bir yalı yaptırılmıştı. Beşiktaş kıyısı 16. yy'da da bu özelliğini sürdürecek Barbaros Hayreddin Paşa, Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa gibi kaptan-ı deryâlar Beşiktaş'ta kalıcı izler bırakacaktır. Beşiktaş kıyıları I. Ahmed döneminden ( 1603-1617) başlayarak hanedana geçecek ve hasbahçeler olarak düzenlenip sahil saraylarla donatılacaktır. 16. yy'da Osmanlı hanedanın Beşiktaş'la ilgisinin ilk eseri olarak I. Süleyman (Kanunî) (hd. 1520-1566) Beşiktaş Bahçesi arkasındaki tepede bir yazlık saray yaptırmıştı. Süleyman Sarayı olarak anılan bu yapının daha sonra inşa edilen Bayıldım Kasrı'nın yerinde olduğu tahmin edilebilir. Uzun bir süre Süleymaniye Mahallesi olarak bilinen bu çevrede günümüze ulaşmayan bir mescit de Süleymaniye Mescidi adını taşımaktaydı. Sarayın önünden sahile kadar uzanan alan Kale Bahçesi olarak anılmakta ve kıyıdaki Sultan İskelesi ile son bulmaktaydı. Düzlük kesimde de bir cirit meydanı yer almaktaydı ki 19. yy'a kadar bu özelliğini korumuştur. Yunan tarihçi Skarlatos Bizantios ( 1798-1878) Dolmabahçe'den Beşiktaş İskelesi'ne kadar uzanan kıyının Barbaros Hayreddin Paşa (ö. 1546) tarafından Akdeniz adalarından topladığı 16.000 kadar savaş tutsağını çalıştırarak doldurulduğunu ve rıhtım olarak düzenletildiğini belirtir. 15. yy sonlarında oluşmaya başlayan bir gelenek de donanmanın Beşiktaş önlerinde demirlemesiydi. Her yıl kış aylarında Haliç'de yenilenen ya da donatılan gemiler mayıs ayında sefere çıkmadan önce Beşiktaş önlerine gelir, buradan kaptan-ı deryâyı alarak Sarayburnu kıyısındaki Yalı Köşkü'nde bekleyen padişahı selâmlayıp Ege Denizi'ne açılırdı. Eylül-ekim aylarındaki dönüşte de donanma gene Beşiktaş önlerinde demir atardı. Beşiktaş'ın kaptan-ı deıyâların semti olmasının bir sonucu da burada bıraktıkları eserlerdir. Önce Barbaros Hayreddin Paşa Mimar Sinan'a bir cami, medrese ve darülkurra ile 1541 tarihli türbesini yaptırmıştır. Bu yapılardan türbe dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Ardından ünlü veziriazam Rüstem Paşa'nın kardeşi Kaptan-ı Deryâ Sinan Paşa (ö. 1554) gene Mimar Sinan'a cami, medrese ve çifte hamamdan oluşan bir külliye inşa ettirmişti. Bu yapılardan hamam dışındakiler günümüze ulaşmıştır. 16. yy'ın son büyük denizcisi Kılıç Ali Paşa (ö. 1587) Tophane'deki asıl külliyesinin yanı sıra Mimar Sinan'a Çırağan'da bir cami ile bir sübyan mektebi yaptırmıştı. Bu yapılar da günümüze ulaşmamıştır. Beşiktaş İskelesi'nin ardındaki meydan da 16. yy'dan başlayarak Rumeli-Anadolu arasında işleyen kervanların durağı, aynı zamanda Anadolu'dan gelip Rumeli'den seferlere katılan eyalet askerlerinin geçit yeriydi. 19. yy'a kadar Deve Meydanı adını taşıyan bu yerde olduğu sanılan bir de kervansaray vardı. Yalnız Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği ve İstanbul'daki tek kervansaray olma özelliğini taşıyan bu yapının Sinan Paşa Külliyesi'nin bir parçası olduğu da ileri sürülmüştür. 17. yy'da Beşiktaş'ın çehresinin hayli değişmeye başladığı görülür. I. Ahmed döneminde ( 1603-1617) Dolmabahçe koyu doldurtulmuş, Kaptan-ı Deryâ (1591-1595, 1598-1603) Cağalazade Yusuf Paşa'nın oturduğu Cağalazade Yalısı yıktırılarak Beşiktaş Sarayı'nın ilk yapıları inşa edilmiştir. Bu dönemden başlayarak üç yüz yıllık bir süreçte Beşiktaş kıyıları hanedan üyelerine ait birbiri ardınca yapılan, yenilenen onlarca sarayla donatılmıştır. Bu sarayların hepsi yazlıksaraylardı ve ilkbaharda yayımlanan göç fermanıyla taşınılır, sonbahardaki fermanla da kışlık saraylara dönülürdü. Sarayla ilişkili kişilerin ve Osmanlı üst tabakasında seçkin bir yeri olan ilmiye sınıfı mensuplarının da Beşiktaş'a rağbet ettiklerini görüyoruz. Bunlardan kalıcı bir örnek yaptırdığı cami çevresinde bir mahalle oluşan ünlü Dârüssaade Ağası Abbas Ağa'dır. Bir başka önemli örnek de seçkin bir tarikat olan Mevlevilik'in Galata ve Yenikapı'dan sonra İstanbul'daki üçüncü dergâhlarını 1622'de bugünkü Çırağan Sarayı'nın yerinde kurmalarıdır. Beşiktaş 17. yy'da Abbasağa ve Vişnezâde mahallelerinin oluşumuyla sırtlara doğru genişlemesini sürdürürken nüfus bileşimi de oturmuş gibidir. Semtin ticari merkezi durumundaki Köyiçi'nde Müslümanlar, Rumlar,Ermeniler birlikte yaşarlarken Abbasağa sırtlarına doğru Ermeniler, Uzuncaova'ya doğru da Rumlar yerleşmişlerdi. Az sayıda da Yahud i vardı. Dönemin ünlü şairi Nedim (ö. 1730) de Beşiktaş'ı mesken tutmuştu. Bir yazarımızın anlatımıyla "... Beşiktaş'ta olgunlaşıp İstanbul'a yayılan bahçe, çiçek, havuz, şimşirlik, çırağan, helva sohbetleri, letaif gelenekleriyle" süslenen bu dönem 1730'daki kanlı Patrona Ayaklanması ile son bulduysa da başta hanedan olmak üzere İstanbul'un üst tabakasının yaşam biçiminde kalıcı izler bıraktı. I. Mahmud (hd. 17301754) haraplaşan Beşiktaş Sarayı'nın yapılarını onarttığı gibi 1747'de "Kasr-ı Dilârâ"yı, 1749'da Dolmabahçe tarafında yeni kasır yaptırdı.III. Mustafa (hd. 17571774) 22 Mayıs 1766'daki büyük depremde hayli tahribata uğrayan Beşiktaş Sarayı'nı derhal onartmışı ve yazlık saray olarak kullanmayı sürdürmüştür. 18. yy'da Beşiktaş yerleşimini bir yandan Beşiktaş Deresi ile Ihlamur Deresi vadisi boyunca genişletirken, öte yandan Serencebey sırtları da iskâna açılmaya başlamıştır. Ihlamur Deresi'nin Fulya'ya kavuştuğu yer ve bugünkü Topağacı sırtları 18. yy'da Hacı Hüseyin Bağı olarak anılırdı. Bu bağ ve içindeki köşk mirîye geçtikten sonra, bağ semtin en büyük mesiresi olmuş, köşkün yerine de 19. yy'da Ihlamur Kasrı yapılmıştır. 18. yy'da Beşiktaş'ta göçülen en önemli beledî hizmet 1731'de tamamlanan Bahçeköy'deki I. Mahmud Bendi'nden su getirilmesidir. 1731-1839 arasında dört aşamada yapılan ve Taksim Suyu adı verilen bu tesislerle Beşiktaş düzenli suya kavuşmuş ve dolayısıyla semtteki çeşme ve hamam sayısı artmıştır. III. Selim döneminin 1807'de Kabakçı Mustafa Ayaklanması ile kanlı biçimde sona ermesiyle başlayan karışıklıklar 1808'de II. Mahmud'un tahta geçmesiyle durulmuş, İstanbul'da yaşam yeniden düzene girmişti. II. Mahmud'un pek çok acı olayın geçtiği Topkapı Sarayı'nı bırakarak kışları da Beşiktaş Sarayı'nda geçirmek istemesi başlangıçta yöneticilerin tepkisiyle karşılaşmış ancak 1820'den sonra çoğu zaman Beşiktaş ve Çırağan sarayları ile Yıldız Kasrı'nda kalmış, 1834'de Beşiktaş Sarayı yenilendikten sonra bütünüyle Topkapı Sarayı'nı terk etmiştir. Padişahla birlikte hanedanın diğer üyeleri ve devlet ricali de Beşiktaş'a yerleşmeye başlamışlardır. Bundan sonra Beşiktaş bir tarihçimizin deyimiyle "Dersaadet'te bir payitaht" olmuştur. 1839'da Tanzimat'ın ilanıyla başlayan dönemde özellikle mimarlık alanındaki değişmenin en yoğun görüldüğü yer Beşiktaş olmuştur. Bu değişimin günümüze kalan izleri olarak Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Fer'iye sarayları, Yıldız Sarayı, Ihlamur Kasrı, Ortaköy Camii, Mecidiye Camii (Küçük Mecidiye Camii), Yıldız (Hamidiye Camii), Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi, Şeyh Zâfır Türbesi ile Akaretler'i saymak yeterlidir. 19. yy'da yaşanan çok önemli bir gelişme de kent içindeki insan hareketliliğini arttıran ulaşımda ve toplu taşıma araçlarında yaşanmıştır. Galata köprülerinin inşası3~ Beşiktaş'ın İstanbul'la bağını güçlendirmiş, 1851'de Şirket-i Hayriye'nin kurulmasıyla Boğaziçi iskelelerine düzenli vapur seferleri başlamış, bu da bütün Boğaziçi köylerini, nüfus, yaşam biçimi ve mimari bakımdan etkilemiştir. 1869'da imtiyazı verilen tramvay şirketi de ilk hattı 1872'de Azapkapı Beşiktaş arasında işletmeye açmıştır. Atlı olan bu ilk tramvaylar 1913'de elektrikli olduktan sonra Bebek'e kadar uzanan hatta 1961'e kadar hizmet vermişlerdir. Beşiktaş'ın batı tepelerine yaklaşan bir hat da Taksim-Şişli güzergâhından Harbiye'de ayrılan bir kolla Maçka'ya uzanmıştır. Gene aynı dönemde İstanbul'daki toplu konut sisteminin ilk örnekleri olarak nitelenen Akaretler ile Ortaköy'deki Yahudi cemaatine ait "Las Dizioço" ( 18 Evler ya da Akaretler) Beşiktaş'ın kentsel görünümünü etkileyen özelliklerdir. II. Abdülhamid döneminde ( 1876-1909) Yıldız Sarayı'nın yalnız padişahın ikematgâhı değil, 1878'den başlayarak "istibdat" olarak nitelenen bir yönetim anlayışının da merkezi olması Beşiktaş'ı türlü yönlerden etkilemiştir. Öncelikle padişahın yakın çevresinde yer alanlar ikametgâhlarını Yıldız Sarayı'nın yakınlarına taşımışlar, bu dönemde Serencebey Yokuşu ve çevresi ile, Abbasağa Mahallesi ile üst tarafında oluşan Yeni Mahalle vüzerâ, vükela, bendegân ve ricâl konaklarıyla dolmuştur. Ayrıca saray yakınlarında Orhaniye Kışlası ve Ertuğrul Kışlası ile İstanbul tarihinde iz bırakmış bir kişi olan Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın (ö. 1905) yönettiği karakol binaları inşa edilmiştir. Beşiktaş'ın diğer kesimlerinde de sarayda ve saraya bağlı çeşitli hizmetlerde çalışan görevlilerin yerleştikleri görülmüştür. Bu arada 1877-1878'de Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilginin yarattığı göç dalgasının İstanbul'daki etkisinin bir sonucu olarak Dikilitaş da bir göçmen mahallesi olarak oluşmaya başlamıştır. Onu 20. yy başında Balmumcu Çiftliği'nin bir bölümünün iskanâ açılmasıyla oluşan Balmumcu Mahallesi izlemiştir. 19. yy'da Beşiktaş iki sel baskını, birkaç büyükçe yangın yanında birçok da olaya sahne olmuştur. Tarihlere geçecek nitelikteki ilk sel âfeti 1811'de, ikincisi 1866'da yaşanmıştır. 1863'teki Köyiçi yangınından sonra da yangın alanı için bir imar planı yapılmıştır. Bundan sonraki yangınlar 1881 Ortaköy ve 1886 Arnavutköy yangınları gibi yerleşim yapısını etkileyecek boyutlarda olmamış, yalnız 1892'deki Köyiçi yangınında 166 hane yanmıştır. 1894'teki İstanbul depremi de Beşiktaş'ta az tahribat yapmış, Sinan Paşa Camii ile Beşiktaş İskelesi Camii'nin minareleri yıkılmış, Beşiktaş Merkez Karakolu'nun çatısı çökmüş, duvarları çatlamış, Beşiktaş Merkez Rüşdiyesi'nin de duvarları çatlamış, sıvaları dökülmüş ve camları kırılmıştır. Evlerdeki yıkımda da toplam dört kişi ölmüştür. Deprem Ortaköy'de daha etkili olmuş, Ortaköy Camii hayli zedelenmiş, minarelerin alemleri devrilmiş, deniz içinde yarıklar oluşmuştur. Beşiktaş'ın "Dersaadet'te bir payitaht" olmasının bir sonucu da burada yaşanan siyasal olaylardır. Sultan Abdülaziz başını Midhat Paşa ile Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın çektiği bir grup asker-sivil yüksek devlet görevlisinin ittifakıyla 30 Mayıs 1876'da Dolmabahçe Sarayı kuşatılarak tahttan indirildi ve 4 Haziran 1876'da da gözaltında tutulduğu Fer'iye saraylarının sonuncusundaki (bugünkü Kabataş Lisesi) odasında intihar etti. Ardından tahta çıkartılan V. Murad'ın da aklî dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle yine aynı grup tarafından 31 Ağustos 1876'da padişahlığına son verildi. Kanun-ı Esasi'yi ilan sözü üzerine tahta geçen II. Abdülhamid'in saltanatının ilk iki yılı da olaylarla dolu geçti. Bunların Beşiktaş'ta yaşananı tarihe "Çırağan Olayı" olarak geçmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanan yenilginin ve padişahın Meclis-i Meb'usan'ı kapatıp anayasayı askıya almasının yarattığı kötümserlik ortamında Ali Suavi'nin önderliğinde çoğu Rumeli göçmenlerinden oluşan küçük bir topluluk 20 Mayıs 1878'de denizden Çırağan Sarayı'na girerek V. Murad'ı yeniden tahta geçirme girişiminde bulundular. Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa'nın olay yerine gelmesiyle çıkan çatışmada başta Ali Suavi olmak üzere pek çok kişi öldü. Bir diğer önemli olay da 20. yy'ın hemen başında (21 Temmuz 1905 ) yaşanan "Bomba Olayı"dır. Ermeni komitecilerince düzenlenen ve Cuma Selâmlığı için Yıldız Camii'ne gelen II. Abdülhamid'i öldürmeyi amaçlayan bu suikast girişiminde padişaha bir şey olmamış, çevresinde bulunanlardan 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştır. 19. yy'da Beşiktaş önemli bir kültürel oluşuma da ev sahipliği etmiştir. Beşiktaş ve Ortaköy'de oturan bir grup aydının 1815 sonlarından başlayarak düzenli biçimde bir araya gelmeleriyle oluşan bu harekete "Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi" denmiştir. Tarih, din, felsefe, pozitif bilimler ve edebiyat alanında düşünce alışverişinde bulunmayı, ayrıca öğrenci yetiştirmeyi de amaçlayan bu topluluk dönemine göre hür ve ileri düşünceli kişilerden oluşmaktaydı. Osmanlı tarihinde resmî bir kurum dışında örgütlenmiş ilk bilim ve düşünce hareketi olan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi ne yazık ki 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırıldığı ortamda Bektaşilik ve dinsizlikle suçlanarak dağılmak zorunda kalmış, üyelerinin bir bölüğü de sürgüne gönderilmiştir. Osmanlı tarihinin son dönemi sayılan II. Meşrutiyet (1908-1918) ve Mütareke (1918-1922) yılları tüm ülke ve başkent İstanbul kadar Beşiktaş için de çoğu acı olaylarla dolu geçmiştir. Beşiktaş gene saraylar semtidir, ama 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanı, 1909'da yaşanan 31 Mart Ayaklanması'nın ardından II. Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'nda tahtında indirilip sürgüne gönderilmesiyle yönetim merkezi olma niteliğini, özel konumunu yitirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla çoğu Beşiktaş'ta oturan II. Abdülhamid dönemi ricalinin de ayrıcalıklı yaşamları son bulmuş, bunların da bir bölüğü sürgün edilmiştir. Yeni padişah V. Mehmed (Reşad) Dolmabahçe Sarayı'nda bir meşrutiyet padişahı olarak yaşamış, yönetim erki yeniden Bâbıâli'ye geçmiştir. I. Dünya Savaşı ( 1914-1918 ) gitikçe ağırlaşan sıkıntılarla sürüp gitmişken, yenilginin ardından gelen Mütareke yılları ise İstanbul halkı için ilk kez tattığı işgal acısıyla birlikte direniş ruhunun da canlandığı dönem olmuştur. Beşiktaş halkı da Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketine hem insan kaynaklarını (özellikle denizciler) seferber ederek, hem de silah ve mühimmat kaçırılması (özellikle Maçka Silahhanesi ve Yıldız Muhabere Deposu'ndan) işine örgütlü olarak katılmıştır.Bu karanlık dönem zaferle sona ererken 17 Kasım 1922'de son padişah " VI. Mehmed (Vahdeddin) Yıldız Sarayı'ndan gizlice çıkıp Tophane rıhtımından açıkta bekleyen bir İngiliz zırhlısına geçerek kaçmış, ertesi yıl 2 Ekim 1923'te son işgal kuvvetleri de gene Dolmabahçe rıhtımında düzenlenen bir törenle İstanbul'u terk etmişlerdir. CUMHURİYET'TEN BUGÜNE 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildiğinde Beşiktaş kentin Beyoğlu yakasının bir parçası durumundaydı. Yönetsel bakımdan da Beyoğlu Mutasarrıflığı'na bağlıydı. Ama İstanbul artık eski İstanbul değildi. 470 yıl süren başkentlik ayrıcalığını yitirmiş, I. Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarının yarattığı yıkım kentin yaşamını her yönüyle etkilemişti. Gene de ülkenin en büyük kentiydi, en önemli ekonomik ve kültürel merkezdi, ama bu sadece geçmişin mirasıydı. Cumhuriyet'in ilk 15 yılı yani Atatürk dönemi boyunca yeni rejim kentsel gelişmede ağırlığı başkent Ankara'nın yaratılmasına ve İzmir gibi maddi yönden de yıkıma uğramış kentlerin imarına vermişti. İstanbul ise kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyordu. Beşiktaş bu ortamdan en çok etkilenmiş semtlerden biridir. Önce 3 Mart ,1924'te hilafetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkartılmalarıyla saraylar ve Beşiktaş'tan Arnavutköy'e kadar kıyı boyunca sıralanan sahilsaraylar ve yalılar boşalmış, bunların kimi kamu kurumlarına verilmiş, kimi depo ve okul olarak kullanılmaya başlanmış, kimi de yıkılmıştır. Eski devrin ricaline ait konaklar da benzer akıbete uğramış, konak düzeninin çökmesiyle birlikte kimi bölük bölük kiraya verilmiş, kimi terk edilmiş, kimi de yanmış ya da yıkılmıştır. Saraylarda ve konaklarda çalışan "saraylı" ve "bendegân" denilen çoğu Beşiktaş'la ilintili birçok kişi de artık semtin birer fakiri olarak yaşamlarını sürdürmeye başlamıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak Beşiktaş'taki ticari hayatıda sarsıntı geçirmiştir. Beşiktaş'ın çehresini değiştiren ilk girişimler Lütfi Kırdar'ın belediye başkanlığı döneminde (8 Aralık 1938-24 Ocak 1949) başlamıştır. Lütfi Kırdar Fransız şehir plancısı H. Prost'a hazırlatılan ve 1939'da onaylanan nâzım plan doğrultusunda kentte geniş çaplı bir imar hareketine girişti. Bulvarlar açmak, meydanlar oluşturmak, mevcut yolları genişletmek ve iyileştirmek, yeşil alanları düzenlemek, rekreasyon alanları yaratmak, su, elektrik, ulaşım gibi temel belediye hizmetlerinde nicelik ve nitelik bakımından artışlar sağlamak ve kente Cumhuriyet'in simgesi olacak anıtsal yapılar kazandırmak olarak özetlenebilecek temel ilkeler doğrultusundaki bu hareketin Beşiktaş'ta bıraktığı izler şöyle sıralanabilir: Dolmabahçe'den Rumelihisarı'na uzanan ve ilçeyi kente bağlayan ana yol ile Zincirlikuyu-Beşiktaş yolu ve semtin iç kesimlerini ana yola bağlayan Ihlamurdere Caddesi'nin niteliği yükseltilmiştir. Beşiktaş İskelesi'nin arkasında bulunan sokaklar istimlâk edilerek Barbaros Meydanı açılmış, önündeki şebekeli duvar kaldırılarak Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi ortaya çıkartılmış, meydanın kenarına da Barbaros Anıtı yapılmıştır. Abbas Ağa Camii'nin üst yanında bulunan ve mahalle dokusu içinde kalan Abbasağa Mezarlığı kaldırılarak park olarak düzenlenmiştir. Ama buradaki mezar taşları üzerinde hiçbir inceleme yapılmadan ortadan kaldırıldığı için Beşiktaş tarihinin bu çok önemli belgeleri yok olup gitmiştir. Aynı şekilde Spor Caddesi'ni Maçka'ya bağlayan kavşağın solunda yer alan Maçka Mezarlığı'nın bir bölümü de yolu genişletmek amacıyla kaldırılmıştır. Gene bu dönemde Taşlık Parkı ile Vişnezade Parkı oluşturulmuş, Yıldız Sarayı'nın dış bahçesi, içindeki Çadır Köşkü ve Malta Köşkü ile birlikte satın alınarak Yıldız Parkı haline getirilmiştir. Dolmabahçe'den Nişantaşı'na uzanan vadi de park olarak düzenlenirken Dolmabahçe'yi Maçka'ya bağlayan Bayıldım Yokuşu bir seyir terası halinde yenilenmiştir. Beşiktaş , İstanbul Beşiktaş , Beşiktaş Resimleri , Beşiktaş tanıtımı , Beşiktaş anlatımı , Beşiktaş Hakkında bilgi , Beşiktaş tarihi |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Beykoz Orman içinde bir ilçe Beykoz; İster denizden gidin, ister karadan gidin, Beykoz�a ulaştığınızda bir başka atmosfere girdiğinizi hissedersiniz. Havası, suyu derler ya... Kentin kalabalık yığınlarından ulaklaşıp da harikulade bir yeşilin içinde bulunduğunuzda kendinizi �işte� diyorsunuz �Beykoz�a gidelim.� Beykoz�un tarihi 2700 yıl öncesine götürenler var. İlk olarak kimlerin yerleştiği kesin olarak bilinmiyor. Ancak, Roma döneminde Anadolu Kavağında bir adak yerinin olduğu biliniyor. O dönemde Karadeniz�e çıkmak isteyenlerin elverişli bir rüzgarla seyahat edebilmek için Zeus ve Poseidon adına kurbanlar kestikleri de biliniyor. Bundan yaklaşık 200 yıl önce Karadeniz�den o kadar korkulmuş ki ilah ve ilahelere bir adamadan bu sularda yolculuğa çıkılmazmış. Beykoz�u Türklerin de çok sevdiğine kuşku yok. Yaklaşık 700 yıl önce bu yörenin Türklerin eline geçmesinden sonra Beykoz, onlar için de bir ihtişamı ile göz kamaştıran bir mekan olup çıktı. Osmanlı Padişah ve Vezirleri için yaptırılan av köşklerinin çoğunluğuna bakıldığında, buranın tarih boyunca bir av ve eğlence merkezi olduğu anlaşılıyor. İstanbul Boğazı�nın en sakin, en ağırbaşlı köşesidir BEYKOZ... Boğaz ile Karadeniz�in kucaklaşmasıdır. Eski zaman hatıralarına sıkışan BEYKOZ�un yemyeşil çayırından duyulan; çoluk çocuk gidilmiş pikniklerinden arda kalan neşeli sesleridir. Mavi akan sulara karşı kurulan hülyalı aşk hikayelerinin gizli tanığıdır BEYKOZ... Mecidiye, Hıdiv Kasrı ve pek çok eserleri ile geçmişten bugüne tarihi ve kültürel bir zenginliktir Beykoz. Bu anlattıklarımız Beykoz�un yakın geçmişi... Peki ya daha öncesi... Beykoz�un tarihi gelişimi M.Ö. 700�lü yıllara dayandırılıyor. Bu tarihte bölgeye deniz yolu ile gelen Traklar�ın Bebrik adı ile kurdukları devletin bulunduğu köyün kısa zamanda gelişmesi ile Kral Amikos bu köye kendi adını veriyor. Traklar�dan sonra Amikos pek çok kültüre ev sahipliği yapıyordu ve arkasından Persler, Abbasiler geliyor. Beykoz İstanbul�un fethinden çok önce 1402 yıllarında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılıyor. Bundan sonra AMİKOS olan adı BEYKOZ�A dönüştürülüyor. Kocaeli Beyleri�nin ikametgahına ayrılan BEYKOZ; �BEY� hecesini bu yöneticilerden, �KOZ� hecesini de Farsça�da köy anlamına gelen �KOZ� kelimesinden almıştır. BEYLERİN KÖYÜ... BEYKOZ... Zengin ormanlık alanları ile o dönemde padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılmaktaydı... Fatih Sultan Mehmet avlanırken Beykoz�da Tokat Kalesi�nin fethi müjdesini aldığı söylenir. Bu müjdeyi aldığı yerde bu zaferin anısına Tokat kalesi�ne benzer bir av köşkü yapılır ve buraya �TOKAT BAHÇESİ� adını verir. Günümüzde bu köşkün bulunduğu yer �TOKATKÖY MAHALLESİ� olarak adlandırılmaktadır. Beykoz�un Günümüze Gelen Bir Çok Tarihi Eseri Mevcuttur. Kaymakdonduran Çeşmesi (Kanije Beylerbeyi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.) İshak Ağa Çeşmesi (On çeşmeler) (Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır) Hıdiv Kasrı (Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa yaptırmıştır) İskender Paşa Camii (Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.) Anadolu Hisarı (Yıldırım Beyazıt yaptırmıştır) Küçüksu Kasrı (Sultan I. Mahmut�a hediye olarak yaptırılmıştır) vb. diye uzar gider. COĞRAFİ GÖRÜNÜM Beykoz, Çatalca-Kocaeli bölümünün Kocaeli Yarımadası batısında yer almakta olup; batıdan İstanbul Boğazı, doğu ve kuzeydoğudan Riva Deresi, kuzeyden Karadeniz ve güneyden Ümraniye ve Üsküdar İlçeleri ile çevrelenmiştir. Deniz seviyesinden başlayarak 240 metreye kadar yükselen Beykoz�un engebeli arazisini Riva, Küçüksu ve Göksu dereleri parçalamıştır. İlçemiz ve yakın çevresinde Akdeniz ikilimi ile Karadeniz ikliminin karışımı olan �Geçiş Tipi İklim� etkilidir. Yazlar Akdeniz kadar sıcak olmamakla birlikte Karadeniz kadar yağışlı değildir. Beykoz ve çevresi başta kestane, meşe, gürgen, ıhlamur, kayın, kızılağaç ve fındık ağaçlarından oluşan doğal orman örtüsüyle kaplıdır. NÜFUS DURUMU 1990 yılında yapılan nüfus sayımına göre İlçe�nin nüfusu 178.438�dir. 2000 yılında yapılan nüfus sayımı ile mukayese edilecek olursa, 13.290 kişilik nüfus artışı olduğu görülecektir. Buna göre yıllık nüfus artış oranı %13�dür. YILLARA GÖRE NÜFUS DURUMU YILI MERKEZ KÖYLER GENEL TOPLAM 1980 94.101 20.711 114.812 1985 118.697 17.366 136.063 1990 142.075 21.109 163.184 1997 163.845 28.486 192.358 2000 178.438 38.878 217.316 İDARİ DURUM İlçe, 1 belde, 20 köy ve 19 mahalleden oluşmaktadır. Çavuşbaşı Beldesi ve Elmalı Köyü haricindeki köylerimizin nüfusları azdır. Çavuşbaşı Beldesi ve Elmalı Köyü orman içine sonradan yerleşerek oluşmuş köy niteliğinde olup, Karadeniz köyleri özelliğini taşır. 6-8 mahalleden oluşmaktadır. SOSYAL DURUM İlçemizde gözle görülür bir plansız yapılaşma ve konut sıkıntısı yaşanmakta olup, nüfusun 2/3�e yakını tapusuz gecekondu tipi evlerde oturmaktadır. İmar durumu yakın zamana kadar imar mevzuatının tatbikatındaki gecikmeler yüzünden son derece düzensizdir. Büyük ölçüde eksik olan altyapı tamamlanmaya çalışılmaktadır. İlçe nüfusunun büyük bölümünü Beykoz�a bölge dışından iç göçle gelen vatandaşlar oluşturmuştur. Yaşanan aşırı iç göç sonucunda birçok yerde doğal bitki örtüsünün yok edilmesi ile yerleşim alanları meydana gelmiştir Yer şekillerinin de engebeli olması;plansız yapılaşmanın sebeplerinden biridir. Arazi mülkiyeti genellikle orman ve hazineye ait olup, şahıs mülkiyetindeki arazilerin sınırlı olması ve büyük parseller içermesi yüzünden işgallerle konut alanı haline dönüştürülmüştür. Eski yerleşim alanı olarak Merkez, Yalıköy, Paşabahçe, Anadolu Hisarı, Kanlıca�nın bir kısmı müstakil ve eski tip konut tarzını koruyabilen mahalleler arasındadır. KÜLTÜREL DURUM İlçemizde kültürel etkinlikler yeterli düzeyde değildir. Beykoz Belediyesi, Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile ilçemizde bulunan çeşitli vakıf ve derneklerin işbirliği sayesinde halk oyunları, tiyatro etkinlikleri ve çeşitli yarışmalar yapılmaktadır. Kütüphanelerin ve çok amaçlı salonların yetersizliği, kültürel faaliyetlerin istenilen düzeye ulaşmasını engellemektedir. İlçemizde 3 sinema, 11 spor kulübü, 1 spor salonu, 3 futbol sahası, 4�ü şahıslara ait 6 halı saha mevcuttur. Beykoz Çayırı�nda yapılmaya başlayan geleneksel Beykoz Şenlikleri kültürel etkinliklerin sergilendiği önemli bir faaliyettir. Osmanlı Dönemi Eserleri; 1. Beykoz Kasrı 1845-1854 Abdülmecid Han 2. Küçüksu Kasrı 1752 1. Mahmut 3. Hıdîv Kasrı 1906 Abdülhamid Han 4. Anadoluhisarı Kalesi 1396 Yıldırım Beyazıt (Güzelcehisar Kalesi) 5. Mihrişâh Sultan Çeşmesi 1806 III. Selim 6. Anadolu Kavağı Kalesi 1630 IV. Murat 7. Midillili Ali Reis Camii 1593 Midillili Ali Reis tarafından yaptırılmıştır. 8. On Çeşmeler(İshâk Ağa Çeşmesi) 1550-1747 I. Mahmud 9. İskender Paşa Camii ve Türbesi 1560 Kanuni Sultan Süleyman 10. Karakulak Çeşmesi 1836 II. Mahmut 11. Mehmet Ali Paşa Çeşmesi 1870 Abdülaziz Han 12. Anadolu Feneri ve Camii 1567 - Beykoz merkezindeki Abraham Paşa Korusu çeşitli turistik tesislerle yeniden düzenlenmiştir. Kanlıca�da bulunan Mihrabad Korusu Boğaz manzaralı görünümüyle İlçemizin en gözde mesire alanları arasında yer almaktadır. Beykoz tarihi yalıları ile de ünlüdür. Anadolu Hisarı�ndan Yalıköy�e kadar birçok özel mülk konumunda olan tarihi yalılar, Boğaz görünümüne güzellik katmaktadır. Bu yalıların en önemlisi Anadolu Hisarı�ndaki Hekim Paşa Yalısı�dır. %60�sı orman alanı olan Beykoz, İstanbul halkının hafta sonu dinlenme ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamaktadır. Anadolu Kavağı, Poyraz Köy, Riva (Çayağazı), Cumhuriyet Köyü, Ali Bahadır, Değirmen Dere, Akbaba, Polonez Köy en çok ilgi çeken mesire alanlarıdır. Turizm alt yapısı ve tesisleri yetersizdir. Polonez Köy�de bulunan otel ve pansiyonlar dışında turizm amaçlı tesis çok azdır. Boğaz eskiden beri balıkçılığı ile meşhur olmasına rağmen Beykoz bu açıdan da istenilen ölçüde tanıtılamamıştır. Anadolu Kavağı�ndaki balık lokantaları deniz ve kara yoluyla gelen yerli ve yabancı turistlerin rağbet ettikleri yerlerdendir. Akbaba Köyü�nde bulunan Akbaba Sultan Türbesi ve Mescidi, Anadolu Kavağı Yuşâ Tepesi�ndeki Yuşâ Türbesi, Kanlıca�daki İskender Paşa Türbesi ve Camii, Dereseki Köyü�ndeki Kırklar Baba Türbesi, Orta Çeşme�deki Uzun Evliya Türbesi çok sayıda ziyaretçi çeken yerledir. İlçe sınırları içinde bulunan ve Türkiye�de Kültür ve Tabiatı Koruma Vakfı�nın belirlediği anıtsal ve korunmaya değer ağaçlar vardır ki bunlardan bazıları; Kaymak Donduran da 200 yaşındaki Kestane Ağacı, Beykoz Çayırı�ndaki 200 yaşındaki Çınar Ağaçları örnek verilebilir. ULAŞIM Beykoz coğrafi konumu itibariyle kara ve deniz yolu ulaşımına elverişli olmasına rağmen sahil yolunun aşırı virajlı ve dar olması artan trafik ihtiyacına cevap vermemektedir. Karayolları Genel Müdürlüğü, Belediye Başkanlıkları ve Kamu Kuruluşlarının işbirliği ile artan trafik ihtiyacına cevap verebilecek hale getirilmeye çalışılmaktadır. Asayiş ve Güvenlik: İlçemizde 2001 yılına kıyasla işlenen suç oranlarında düşüş gözlendiği grafik olarak gösterilmiştir. Beykoz , İstanbul Beykoz , Beykoz Resimleri , Beykoz tanıtımı , Beykoz anlatımı , Beykoz Hakkında bilgi , Beykoz tarihi |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Beyoğlu Bizans döneminde yerleşim alanı olmayan bu kesime; karşı yaka öte anlamına gelen Pera�dan kaynaklanan Peran Bağları deniliyordu.Geçen yüzyılda, özellikle yabancılar, Beyoğlu yerine Pera adını kullanmışlardır. Türkler ise Pera�yı Beyoğlu şeklinde adlandırıp daha geniş bir alanı kastetmişlerdir. Beyoğlu adının ortaya çıkışına ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan birisine göre; Beyoğlu adı, Fatih Sultan Mehmed zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnenos�un islamiyeti kabul ederek burada oturmasından kaynaklanır. İkincisine göre ise; burada oturan Pontus prensi değil, Kanuni zamanındaki Venedik elçisi Andre Giritti�nin oğlu Luigi Giritti�dir. Türkler�in �Bey Oğlu� diye andıkları bu adam, elçinin bir Rum kadınla evlenmesinden dünyaya gelmiştir. Oturduğu konak da Taksim yakınında bir yerdedir. Diğer birine göre ise; Kanuni Sultan Süleyman döneminde burada oturan Venedik elçisine yazışmalarda Beyoğlu dendiği için bu semt de Beyoğlu adını almıştır. Pera adı, 1925�de resmi yazışmalardan çıkarıldıktan sonra gittikçe unutulur hale gelmiş, Buna karşılık Beyoğlu adı güç kazanıp bölge anlamında da yaygınlaşmıştır. Pera, Bizans dönemindeki İstanbul�un sonradan gelişen yerleşim yeri olmuştur. İmparator 2.Theodosius tarafından bir kısmı yaptırılmış olan İstanbul surlarının çevrelediği kapalı alanın Haliç�e ve Marmara�ya bakan yamaçlarında konutlar; Sirkeci çevresinde ticaret kuruluşları; Sarayburnu, Beyazıt, Aksaray, Cerrahpaşa, Yedikule�de yönetsel, dinsel ve ticari merkezler yoğunluktaydı. Ayrıca Haliç�in karşı kıyısındaki Galata da bir dış yerleşim yeri olmuştu. Sykai (Sycae) adı verilen bu yerleşim yerinde oturanların çoğunluğunu Venedikliler ile Cenevizliler oluşturmaktaydı. Daha sonraları surlarla çevrilen bu yerleşim yerleri, zengin bir ticaret merkezi oldu. 13. yy�da Cenevizli tüccarların yönetimine verilen Galata yüzyıllar boyunca ticaretteki önemini korumuştur. 5. yy�da kent 100 bini bulan nüfusuyla dünyanın sayılı büyük kentlerinden biriydi. Osmanlılar tarafında alındığında 50 bin kadar olan nüfus Rumeli ve Anadolu�dan getirilen müslüman ve müslüman olmayan h alkın yerleştirilmesiyle 100 bini aştı. Müslümanların büyük bölümü bu dönemde eski kentin bulunduğu yarımadanın dışında yaşıyordu. Skyai de sur dışına taşarak Pera (bugün Galatasaray) yönüne doğru büyüdü. 19.yy�da Galata önemli gelişmeler gösterdi. Bu kesim, ticaret merkezleri olma özelliğini korurken yabancı elçiliklerin yerleştiği ve yine yabancı banker, komisyoncu, banka ve sigorta şirketlerinin yoğunlaştığı, bunun yanı sıra eğlence yerlerinin bulunduğu bir Avrupa kenti görünümünü kazanmaya başladı. Osmanlı padişahlarının Topkapı Sarayı�ndan çıkarak Galata yakınındaki Dolmabahçe Sarayı�na taşınmaları da bu yüzyıla rastlar. İlk önemli sanayi kuruluşu olan Feshane�nin Haliç�te işletmeye açıldığı 19. yy�da kent demiryolu, tramvay, tünel gibi kent içi ve kent dışı ulaşım olanaklarına kavuştu. Osmanlı devrinde Beyoğlu, çevre olarak, Batılılaşmanın maddi görüntüsünün odaklaştığı yer durumundadır. En hayati ihtiyacı olan suya kavuşulması, Beyoğlu�nun daha geniş çapta iskanını sağlamıştır. 1492�den sonra Galata�daki yabancı elçilikler Beyoğlu�na taşındı; Galatasaray ile Tünel arası yerleşim alanı olarak gelişmeye başladı. XVIII. yy�da da gelişimini sürdürerek Kasımpaşa ve Tophane taraflarına yayıldı. Onsekizinci yüzyıl sonlarına kadar Galata surunun dışına pek taşılmış değildi. Bizans�ın son döneminde Galata�nın ticari hayatına Latin kökenliler hakimdi. Çoğunluğunu Genovalılar�ın oluşturduğu Latin kökenlilerin miktarı Rumlardan daha fazlaydı. Galata, Türk yönetimine geçince de Cenevizden kalan bu Latin kökenlilerin tamamı Galata�yı bırakıp gitmedi. Kalanlar Türk döneminin Lövantenleri�nin mayasını oluşturdu. Fetih�ten sonra Galata�ya da bir hayli Türk yerleşti. 1476 tarihli bir belgeye göre, Galata�da 592 Rum, 535 Müslüman, 332 Frenk ve 62 Ermeni evi vardı. Galata�nın sur içi bölümünde Türkler çoğunlukta değildi, ama Tophane, Fındıklı, Ayaspaşa, Kabataş, Galatasaray�dan Tophane�ye inen yolun çevresi, Beşiktaş, Haliç kıyılarında ise Azapkapı Sokollu Camii çevresi ve onun biraz daha ilerisindeki Kasımpaşa Türk evleriyle doluydu. XIX. yüzyılda durum değişti. Yüzyılın ikinci yarısında hem hız hem de hacim bakımından değişmenin ölçüsü gayrimüslim guruplar lehine büyüdü. Galata Kulesi çevresinden Galatasaray�a kadar uzanan sahada Rum, Ermeni, Yahudiler�den meydana gelen gayrimüslimler ile Lövantenler ve yabancı uyruklular çoğunluğu oluşturdular. Ayrıca, Osmanlı Devleti�nin Batılılar�a karşı tutumundaki değişme, Osmanlılar�la yeni ilişki kuran devletlerin de Beyoğlu�da arsalar edinerek binalar yaptırmalarına ve geniş kadrolu personelle buralara yerleşmelerine yol açmıştır. Aslında Avrupa devletleri Beyoğlu�da yer edinip elçilik binalarını buralara kondururken Beyoğlu�nun bina dokusu da zenginleşmiştir. Beyoğlunda tarihi birçok camii ve kilise birarada renkli bir kültür mozaii çizmektedir. Bu Camiiler Şunlardır; Arap Camii Bezm-İ Alem Valide Sultan (Dolmabahçe) Camii Büyük Piyale Paşa (Tersane) Camii Camiikebir (Güzelce Kasımpaşa) Camii Cihangir Camii Hüseyinağa (Ağa) Camii Kılıç Ali Paşa (Tophane) Camii Kumbarhane (Valide Mihrişah Sultan, Humbarcıyan Kışlası Halıcıoğlu) Camii Molla Çelebi (Fındıklı) Camii Nusretiye Camii Sokullu Mehmet Paşa (Azapkapı) Camii Yer Altı (Kurşunlu Mahzen) Camii Beyoğlu , İstanbul Beyoğlu , Beyoğlu Resimleri , Beyoğlu tanıtımı , Beyoğlu anlatımı , Beyoğlu Hakkında bilgi , Beyoğlu tarihi |
| | |
| | #10 (permalink) |
![]() B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK ! Kayıt: 19.04.2006 Yaş: 26
Mesajlar: 5.984 İtibar Gücü: 150 | İstanbul / Büyükçekmece Büyükçekmece�nin, Helenler�in MÖ 7. yüzyılda �Delta� kıyısı üzerinde kurduğu önemli kolonilerinden biri olan �Athyra� olduğu sanılıyor. Helenler�in ardından Büyük Hun İmparatoru Attila MS 447�de ordusuyla Çatalca�dan geçip Büyükçekmece�ye girmiş ve Bizans�ı vergiye bağlayarak geri dönmüştür. Avar Türkleri 616�da, Bulgarlar ise Kurum Han komutasında 813�te Çatalca üzerinden İstanbul�a kadar gelmişlerdir. 1090 yılındaysa, Peçenekler Büyükçekmece�ye ulaşmışlardır. Türkler 1357 yılında Bizans deltasına yerleşmişler ancak Çekmece bölgesi uzun bir dönem Bizans egemenliği altında yaşamaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde bir av ve kışlak yeri olarak kullanılan Büyükçekmece'ye özellikle 1829 Osmanlı-Rus savaşından sonra çok sayıda Türk göçmen yerleşmiştir. 1876 yılında Çatalca Sancağı�na ilçe olarak bağlanan Büyükçekmece, 1926 yılında Çatalca�nın ilçe ilan edilmesiyle birlikte Çatalca�ya bağlı bir bucak yapılmıştır. 1958�de belediye ilan edilen Büyükçekmece, 1987�de Çatalca ilçesinden ayrılarak bağımsız bir ilçe haline gelmiştir. Büyükçekmece, gerek Bizans gerekse Osmanlı döneminde orduların ve yolcuların geçiş ve konaklama noktası olmuştur. Kimisi günümüze kadar gelmiş, kimisi kalıntı ve izleri çoktan yok olmuş kervansaraylar, hanlar ve Mimar Sinan�ın ünlü köprüsü, bu geçit niteliğinin önemli bir işaretidir. Günümüzde Büyükçekmece, geçmişinden gelen geçit veya köprü özelliğini korumakla birlikte, gelişen çehresiyle bir dünya kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Tarihin bize bıraktığı miras ve çağdaş değerler burada uyum içinde yaşıyor... Yüzölçümü 213 kilometrekaredir. Merkeze bağlı 13 köyü vardır. Bu köyler, Ahmediye, Çakmaklı, Esenyurt, Gürpınar, Hoşdere, Kaaağaç, Kavaklı, Kıraç, Kumburgaz, Mimarsinan, Tepecik, Türkoba ve Yakuplu'dur. M.Ö. 7.yy� da ilk yerleşimin başladığı Büyükçekmece� nin kurucuları Helenlerdir. MÖ.2.yy� da Bizans egemenliğine giren Büyükçekmece Athyra adıyla bilinmektedir. İstanbul� un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğuna bağlanan Büyükçekmece bir sayfiye ve tarım beldesi için Bizans ve Osmanlı döneminde orduların konaklama yeri olduğundan bölgede yoğun bir yerleşim olmamıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Çatalca�ya bağlı bir belde olan Büyükçekmece 1987 yılında ilçe olmuştur. Burada, Mimar Sinan'ın inşa ettiği ünlü köprü ve bir kaç kervansaray kalıntısından başka önemli bir tarihi eser bulunmamaktadır. Evliya Çelebi, Büyükçekmece'nin 17.yy� da Eyüp kadılığına bağlı bir nahiye olduğunu, deniz kenarında harap bir kalesi, bin kadar mamurhanesi, bağları, bahçeleri bulunduğunu; kasaba topraklarının vakıf toprakları olduğunu yazar. İmaretinden, medresesinden, gelişkin çarşısından ,11 adet handan, hamamından ve kervansarayından bahseder. 1950'lere kadar tarımdan geçinen bir yerleşim merkezi olan Büyükçekmece, bu noktadan sonra sanayileşmeye başlamıştır. B.Çekmece 1980 yılından sonra Türkiye�de başlayan hızlı ve modern kentleşme sürecinde yapılaşmış, 20 yıl öncesinin küçük bir beldesi iken bugün Avrupa standartlarında altyapısı tamamlanmış, İstanbul�un gözde yerleşim birimlerinden birisidir. Şehircilik açısından baktığımızda B.Çekmece; yerleşim, imar, altyapı, çevre, şehircilik donanımı ile sorunlarını çözmüş, kendini 21. yy� a hazırlamış, çağdaşlaşmanın sinirsiz olacağı düşüncesi ile de tüm yeniliklere ve gelişmeye açık bir kent haline gelmiştir. Özellikle 1994 yılından sonra altyapı çalışmaları tamamlanarak, kanalizasyonu, sahil ve göl kollektörü, atık su arıtma tesisi, tertemiz geniş cadde ve yolları, ağaca kazanmış sokakları, modern yaya kaldırımları ile çağdaş şehirciliğin tüm gereklerini yerine getirmiştir. Dünün yazlık beldesi B.Çekmece bugün rağbet edilen, ayrıcalıklı görülen,tatili, daimi ikametin, ticareti, endüstriyi, sanatsal ve kültürel olguları bünyesinde toparlayabilmiş, gecekondu sorunu olmayan İstanbul�un birkaç ilçesinden biridir. Büyükçekmece Kervansarayı: 16. yy� da Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Trakya�dan batıya uzanan yollar üzerinde Büyükçekmece ile büyük menzil(konak) yeri olmaktaydı. Bu yol üzerinde günümüze ulaşan bir menzil külliyesi içinde mescit, namazgah, üç kemerli çeşme, dört bölüm halindeki köprü ile kervansaray yapısı yer almaktadır.Zaman zaman yapılan onarımlarla bu eserler günümüze ulaşabilmiştir. Büyükçekmece Mimarsinan Köprüsü: 1.Süleyman(Kanuni) (hd 1520-1566) Zigetvar seferine çıkarken, bu köprünün yapımına başlatmış 2. Selim zamanında 1566-1567 bir yılda tamamlanmıştır. Büyükçekmece Köprüsü Mimarsinan eseri olup yapılarının listesini veren Tuhfetü�l-Mimarin�de Büyükçekmece Köprüsü�dür. Büyükçekmece ile Mimarsinan arasında ulaşımı sağlayan köprü,(Şimdi trafiğe kapalıdır) İstanbul�a 36km. uzaklıkta Büyükçekmece Gölü ile Marmara Denizi üzerindeki geçit üzerinde yapılmıştır. Büyükçekmece , İstanbul Büyükçekmece , Büyükçekmece Resimleri , Büyükçekmece tanıtımı , Büyükçekmece anlatımı , Büyükçekmece Hakkında bilgi , Büyükçekmece tarihi |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| istanbul, istanbul adalar, istanbul avcılar, istanbul bayrampaşa, istanbul eminönü, istanbul gaziosmanpaşa, istanbul sarıyer, istanbul şişli |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| OKS nedir? OKS Hakkında Tüm Bilgiler | GiRL_Léé | Liseler | 17 | 11-07-2008 18:01 |
| Malatya ilçeleri hakkında bilgiler ve ilçe haritaları | KaLpsiz | Malatya | 21 | 27-04-2008 13:56 |
| Ağrı ilçeleri hakkında bilgiler ve haritası | KaLpsiz | Ağrı | 7 | 12-02-2008 00:08 |
| Aksaray ilçeleri ve ileçelr hakkında bilgiler.. | RoSe_Lu | Aksaray | 7 | 01-08-2007 23:17 |
| Secdeler Hakkında Bilgiler | FoRuM_MeLeGi | Dini Konular | 3 | 30-07-2007 06:36 |