HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #21 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Aşık Veysel, hayatini anlattığı bir siirinde "Ücyüz-onda gelmisidim cihana" diyor. Yıl 1894 oluyor hesapca. Sivas'a bagli Sarkisla ilcesinin Sivrialan Koyunde dunyaya gelmis. Anasi Gulizar, bir yaz gunu koy dolaylarindaki Ayipinar merasina koyun sagmaya gittiginde; oracikta bir yol ustunde dogurmus Veysel'i. Gobegini de kendi eliyle kesmiş. Yaman kadinmis Gulizar ana. Bebesini bir caputa sarip yuruye yuruye koye donnus. Babasl Ahmet; bebenin adini Veysel koymus. Yillar gecmis aradan buyumus, konusmus, yurumus Veysel cocuk. Boylece yedi yasina varmls. O yll bir cicek hastaligi salginı olmus Sivas'ta. Kucuk Veysel de yakalanmis. Sol gozunde ,cicegin beyi cikmis kendi deyimiyle... Göz akip gitmis. Sag gozune de perde inmis, onceleri. Yalniz ışığı secebiliyormus, bu gözüyle. Babasina "Çocuğu Akdagmadeni'ne götür, orada bu gozunu acacak bir doktor var." demisler. Sevinmis Ahmet emmi. Gel gor ki talihsizlik yine yakasml blrakmamls Veysel'in. Bir gun inek sagarken babasl yanina gelmis. Veysel ansizin donuverince; yakinda bulunan bir degnegin ucu oteki gozune girivermis. O goz de aklp gitmis boylece. Veysel'in Ali adinda bir agabeyisi ve Elif adinda bir kizkardesi varmıs. Hepsi cok uzulmusler Veysel'in kotu kaderine. Babasi merakli adammis. Halk ozanlarindan siirler okuyup ezberleterek avutmaya calismis oglunu. Sivas'in koyleri saz sairleriyle dolu. Onlar da ara slra gelip Ahmet emminin evine ugrarlarmls. Veysel ilgiyle dinlermis calip soylediklerini. Babası, oglunun ilgisini gorunce; bir saz allp vermis ona. Ilk saz derslerini, babasinin arkadasi olan Camsih'li Ali Aga'dan almls. Ve gitgide, kendini iyice saza vermis Veysel. Unlu Halk ozanlarinin siirlerini callp soylemis bir zaman. Yirmibes yasindayken (1919) anasi, babasi Veysel'i Esma adinda bir kızla evermisler ve kisa sure sonra ikisi de gocup gitmis bu dunyadan (1921). Aci ustune aci gelmis, ama bitmemis talihin kotu oyunu. Ikinci cocugu on gunlukken, anasinin memesi agzina tikanarak olmus, ardindan da karisi yanasmalariyla evden kacmis. Bu olay cok koymus Veysel'e. Daha dertli olmus ve iyice icine kapanmis. Karisi koyup gittiginde bir kizi varmis Veysel'in. Daha bir yasini bile bitirmemis. Iki yil kucaginda gezdirmis Veysel, ne care o da yasamamis. Bu siralar Veysel'i yeniden evermisler. Bu karisi cocuk vermis Asiga. Biri olmus, iki oglan, dort kiz, altisi sag. Onlar da 18 torun vermis Veysel'e. Asik Veysel, Cumhuriyetin Onuncu ylldonumune rastlayan 1933 yilina kadar, baska ozanlarm siirlerini calip soylemis. Kendi deyislerini soylemekten utanir, cekinirmis. O ylllarda sairlerimizden rahmetli Ahmet Kutsi Tecer tanimis Veysel'i. Onun isik tutuculuguyla Veysel'in siirleri aydinliga kavusmus. Veysel; sairliginin gelismesinde Tecer'in buyuk yardimlarini gordugunu soylerdi her zaman. Veysel'in gun isigina clkan ilk siiri Gazi Mustafa Kemal Pasa icin soyledigi: "Turkiye'nin ihyasi Hazreti Gazi" misrasiyla baslayan siirdir. Bundan sonra butun yazdiklarini calip soyler olmustu. 1933 yilina kadar, koyunden disari hemen hemen hic cikmadigi halde; bundan sonra butun yurdu dolasmis, yurdunun cesitli sehirleriyle kasabalarini, koylerini yakindan tanimistir. Halk ozanlarindan en cok Karacaoglan'i, Yunus'u, Emrah'i, Dertli'yi severdi. Cagimizin ozanlarindan Ahmet Kutsi Tecer'in ayri bir yeri vardı Veysel'de. Onun araciligiyla Koy Enstitulerinde bir sure saz ogretmenligi de yapmisti Veysel. Sirasiyla Arifiye, Hasanoglan, Cifteler, Kastamonu, Yildizeli, Akpinar Koy Enstitulerinde bulunmustu. 1952 yilinda istanbul'da buyuk bir jubilesi yapllan Aslk Veysel'e 1965 yllinda Turkiye Buyuk Millet Meclisi, "Anadilimize ve Milli Birligimize yaptığı hizmetlerden dolayi" ozel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylik baglamisti. Veysel'in bir baska ozelligi daha vardi; koyunde ve cevresinde ondan once bir tek meyve agaci olmadigi halde, Sivrialan'da ilk meyve bahsesini o yetistirmisti. Hem oyle bir bahce ki, icinde elmadan kaylslya, kirazdan cevize kadar turlu turlu meyve ve cicek vardl. Veysel, kardeslerinin yardimiyla bu bahceyi yapmaya basladigi zaman koyluleri "Atalarimiz bunca yil boyle bir is yapmamislar, su kor adam onlardan iyi mi bilecek ki boyle ise kalkisti?" demisler. Birkac yil sonra agaclar yetismis, meyve vermis. Koyluler onceki dediklerini hatirlayip utanmislar ve bu defa "O kor degilmis, meger kor olan bizmisiz diyerek Asik Veysel'i kutlamislar. iste boylesine uzage goren bir insandi o... Yetmis yil karanlik bir dunyada yasadi (ölümü 21 Mart 1973). Fakat karanlik gozlerindeydi yalniz, ici apaydinlikti, siirleri de oyle... Halk siirimizin bu guclu ozani yarim yuzyili askin bir sure yazdiklariyla, calip soyledikleriyle cevresine isiklar sacti. Sanirim simdi de mezarinda son uykusunu isiklar isinde uyuyordur. Yalniz cagimizda yasayanlar degil, bizden cok sonra yasayacaklar da "Dostlar Beni Hatirlasin" siirini unutmayacaklar ve her zaman rahmetle anacaklardir. Kaynak : Aşık Veysel |
| | |
| | #22 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Bolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbüldür, iyi cins at olur. Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik bir gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler. Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir baba yiğittir. Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir. Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür. Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel'den geçen kervanlardan baç alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır. Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu basar, yakar, yıkar. Bolu beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu beyi de Köroğlu'na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu başka bir seferde Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar. Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır At da sır olmuştur. O Kır At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir. Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz, denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. Ve yaralanarak ölür. Son beyleri de dağılırlar. Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikayesi sona erer. Kaynak : Köroğlu |
| | |
| | #23 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Çanakkale İçinde - Kastamonu yöresi Çanakkale, I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerden sadece bir tanesiydi. Ancak Çanakkale Savaşı'nın taşıdığı önem bunun çok ötesindedir. Çanakkale Savaşı, tarihi bir dönüm noktası, Dünya tarihini etkileyen önemli gelişmelerden birisidir. Bütün olumsuz şartlara rağmen burada kazanılan zafer, bir savunma savaşının kapsamını aşan, sadece savunulan bölge ve ülke itibariyle değil, dünya dengelerini sarsan ve değiştiren bir çerçeveye ulaşmıştır. Çanakkale zaferi, bundan tam 88 yıl önce 18 Mart 1915'te, Gelibolu Yarımadası üzerinde kazanıldı. İngiltere ve Fransa, Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek Çanakkale Boğazı'nı açmak ve devamında da İstanbul'u işgal etmek niyeti ile bu harekâta başladılar. Böylece Türkler'in Avrupa ile olan bağlantılarını da tamamen kesmiş olacaklardı. Dönemin İngiliz Deniz Bakanı Winston Churchill Çanakkale Harekâtı'nın kendileri açısından çok farklı anlam taşıdığını ifade etmektedir. O'na göre Çanakkale Harekâtı ile dünya tarihi değiştirilecek, Türk imparatorluğu ikiye bölünecek, başkenti felce uğratılacak, düşmanlarına karşı Balkan devletleri birleştirilecek, Sırbistan kurtarılacak, Rusya'ya savaşta yardım edilecek ve savaşın süresi kısaltılarak sonsuz insan hayatı kurtarılacaktı. Bu beklentilerle 1915 Şubatından itibaren harekâta başlayan İtilaf Kuvvetlerinin donanması, 18 Mart 1915'te denizden gerçekleştirdiği büyük saldırıda başarısız olup geri çekildi. Daha sonra kara harekâtı ile Boğaz kıyısındaki mevzileri düşürüp İstanbul'a ulaşmak istediler ve yine başarısız oldular. Nihayet 1915 yılı sonunda tamamen çekilmek zorunda kaldılar. Gelibolu Yarımadası'nın bilindiği üzere Türk tarihinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Türkler'in Avrupa'ya geçiş yaptığı ilk bölgedir. Avrupa kıtasında sahip olunan ilk topraktır. Avrupa'ya atılan ilk adımdır. Bu zaferin belkide bizim için en önemli yanı, Milli Mücadele ruhunun ilk meşalelerinin burada yakılmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk temel taşlarını atan Türk Milleti'ne Mustafa Kemal Atatürk'ü kazandırmış olmasıdır. Çanakkale'de kazanılan bu Türk zaferi ile; Baltık'ta ve Avrupa'dan Almanlar tarafından ablukaya alınan Rus Çarlığı, Boğazlar ve Karadeniz'den de Türkler tarafından kuşatılınca yıkılmıştır. Çanakkale zaferi, emperyalist güçlerin mağlup edilebileceğinin işaretini daha o zaman vermişti. Çanakkale Destanı, Milli Kurtuluş savaşımızın verildiği 1919-1922 yılları arasında Türk Milleti'ne yol göstermiş, büyük moral kaynağı olmuştur. Bunun yanı sıra Çanakkale zaferi, hastalanmış, hatta ölmüş gözü ile bakılan Türk Milleti'ne şan, şeref ve güven kazandırmış, özbenliğini yeniden kazanmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, Türk Milleti'nin askerlik kabiliyetini, fedakârlık ruhunu, vatan ve millet sevgisini, manevi gücünü bir defa daha dünyaya göstermiştir. Bu türkü de Çanakkale savaşlarında şehit olan askerlerimiz için yakılmıştır. Kaynak : Anonim |
| | |
| | #24 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Debreli Hasan, Trakya'da Drama'da büyümüş ve binsekizyüzlü yılların sonu ile bindokuzyüzlü yılların başında Debreli lakabıyla tanınmış bir halk kahramanı, eşkıyadır. Ege dağlarının kahramanı çakırcalı Efe ile hemen hemen aynı yıllarda yaşadığı tahmin edilmektedir. Bazı kaynaklarda bu iki ünlü eşkıyanın karşılaştığı bile söylenmektedir. Debreli Hasan da çakırcalı gibi zenginden alan, yoksul halka dağıtan bir halk eşkıyasıdır. Kendisi için harcamamış, elde ettiği bütün varlığını halk için harcamıştır. Asıl mekanı Makedonya Dağları'dır. Yaklaşık kırk yıl boyunca bu dağlarda hüküm sürmüştür. Türküde adı geçen Drama Köprüsü'nü de halkın kullanması için, zenginlerden aldıkları ile yaptırmıştır. Debreli Hasan ve çakırcalı, devletin olduğu kadar o yıllarda kervanlar ile ticaret yapmaya çalışan zenginlerin de büyük korkuları olmuştur. Hala bölgede halkın ağzından söylenen "Debreli'den geçsen, çakırcalı'dan geçemezsin" sözü tam olarak bunu ifade etmektedir. Debreli Hasan'ın kalabalık bir birliği yoktur. En bilineni Karakedi lakaplı bir kızanıdır. Debreli'nin halkın gözünde büyük bir üne ve sevgiye sahip olmasının en büyük nedeni, yoksullara yardım etmesi ve özellikle de yoksul ama evlenemeyen gençleri evlendirmesidir. Bir keresinde evlenmek isteyen ama bunun için para bulamayan bir genç, yanına, tek sahip olduğu mal olan danasını alarak satmak için pazara giderken Debreli Hasan tarafından yolu kesilir. Debreli Hasan, kısa sürede delikanlıdan durumu öğrenir. Gence düğün için gereken bütün parayı verir. Ayrıca da danasını satmaması için kendisini öğütler. Bu gibi örnekler Debreli'nin ününün büyümesine yolaçar. Uzun yıllar boyunca üzerine gelen birlikleri bozan Debreli Hasan, tutsak yoldaşlarının umudu olmayı sürdürmüştür. Adaleti ile kısa sürede Trakya'nın, daha sonra da tüm Anadolu'nun kalbine yerleşmiştir. Adına yakılan bu türkü de kahramanlığı, yoldaşlığı anlatır. Kaynak : Anonim |
| | |
| | #25 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Genç Osman - Aydın yöresi Osmanlı Padişahı Bağdat'a sefer düzenmlemiş. Bütün Anadolu'da her genç savaşa katılıp padişahlarının arkasından gitmek için orduya yazılmış. İçlerinde Kars'tan gelen çok genç Osman adında da bir delikanlı da vardır. Genç Osman orduya katılır.Bağdat seferinde büyük kahramanlıklar gösterir.Kale kapısından geçer, burca sancak diker, kahramanlıklarıyla dillere destan olur.Fakat ne yazık ki, savaş devam ederken şehid olur.Ordu ve Anadolu halkı yasa boğulur.Anadolu'da ve yeniçeri şairler arasında bu olay üzerine türküler yakılır, ağıtlar söylenir. Kaynak : Karacaoğlan |
| | |
| | #26 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | İzmir'in Kavakları 1 - Ödemiş yöresi Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlı’nın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu yıllarda (1800-1900) halk kendi kahramanlarını, kendi kurtarıcılarını çıkarmıştır. Kimileri bu boşluktan yararlanarak zalimlikler yapmışlar kimileri de adalet dağıtan güçlü yürekli halk kahramanı olmuşlar. Bu devirde Ege Bölgesinde’de Efelik çok meşhurmuş. Çakıcı Efe de İzmir, Denizli, Aydın civarında hüküm sürmüş bir Efe’dir. O zamanlarda yaşadığı bölgede o kadar güçlenmiş ki Osmanlı ile egemen olduğu bölge konusunda resmi anlaşma yolları bile aramıştır. Çakıcı çoğu zaman dağlarda, kimi zamanda halkın yanına inerek zalimi durdurmuş, adalet dağıtmış, zenginden alıp fakir vermiştir. Bu sebeple halkın gönlünde de taht kurmuştur. Cesur hareketleriyle halkın gözüne girmiştir. Kimi zamanda düşmanla işbirliği yaptığı söylentisi çıkmışsa da halk onu hep sevmiş ona yapılan bu türküyle ismi ölümsüzleşmiştir. |
| | |
| | #27 (permalink) |
![]() _FaFa_ Kayıt: 20.06.2006
Mesajlar: 7.875 İtibar Gücü: 65 | bir İZMİR'li olarak teşekkür ederim |
| | |
| | #28 (permalink) |
| Kayıt: 10.11.2006
Mesajlar: 1.639 İtibar Gücü: 0 | Kul Olayım Kalem Tutan Ellere - Sivas yöresi Vaktiyle, Hafik ilçesinin Sofular köyünde Hızır adında bir genç varmış.O zamanlar bu köyün halkı Alevi imiş.Zamanla yoldan çıkmışlar.Onların bu durumunu beğenmeyen Hızır, köyden ayrılmaya karar vermiş, çıkmış yola.Ha şurası, ha burası derken Banaz'a kadar gelmiş.Pir Sultan'ın yanına azap durmuş.Sonra da müridi olmuş.Aradan seneler geçmiş, bir gün Hızır: "Pirim, demiş; Sen herkese himmet ediyorsun, herbiri çeşitli makamlara geçiyor, ne olur, bana da himmet et, büyük adam olayım, ben de bir makama geçeyim." Pir Sultan şöyle bir düşündükten sonra gülümsemiş. "Ulan Hızır ben dua ederim, belki sen de büyük adam olursun; Hatta paşa, vezir de olursun ama, sonunda gelip beni astırırsın." Yine de duasını eksik etmemiş.Hızır İstanbul'a gidip saraya girmiş.Ağa, Kapıcıbaşı, Paşa, Beylerbeyi derken vezir olup Sivas valiliğine atanmış.Pirini unutmamış, haber gönderip huzuruna getirtmiş.Hürmet, izzet, ikram derken bir hayli de sohbet etmişler.Yemekte mükellef bir sofra donanmış.Pir Sultan yiyeceklere şöyle bir bakıp hemen geriye çekilmiş.Paşa şaşırmış. "Birşey mi oldu pirim?". Pir Sultan, "Hızır, demiş; Bu yemeklerde zina kokuyor.İçinde yetim hakkı var, sen bunları haram para ile yaptırmışsın." Hızır Paşa "Yok pirim" dediyse de dinletememiş.Ama bir hayli de içerlemiş.Pir Sultan biraz daha ileri gidip, "Bunları ben değil, köpeklerim bile yemez.İstersen çağırayım da gör" demiş.Hemen ünlemiş, köpekler anında gelmişler.Bir tepsiye haram yemek, bir tepsiye helal yemek konmuş.Önce haram yemekler getirilmiş.Köpekler şöyle bir koklayıp geri geri çekilmişler. Arkasından helal yemeklerle dolu tepsi gelmiş.Köpekler onu da kokladıktan sonra, kuyruklarını sallaya sallaya yemeye başlamışlar.Bu hakarete çok kızan Hızır Paşa, hırsını yenemeyip pirini Toprakkale'ye hapsettirmiş. Eh... Ne de olsa piri.Hırsı geçince bir bahane ile affetmek istemiş.Zindandan çıkartıp demiş ki: "Bana içinde Şah'ın adı geçmeyen üç deyiş söylersen seni affedeceğim.Yok, söylemezsen kendin bilirsin" Pir Sultan "Peki öyleyse" deyip tezeneye şöyle bir dokunmuş ve, "Açılın Kapılar Şah'a Gidelim", "Kul Olayım Kalem Tutan Ellere" ve "Karşıda Görünen Ne Güzel Yayla" adlı değişleri okumuş. (Tüm değişlerde Şah'ın adı defalarca geçiyor) Pirini affetmeye hazırlanırken, onun hemen her fırsatta Şah'ı anması Hızır Paşa'yı çileden çıkarmış.Ne söylediğini, ne yaptığını bilemez hale gelmiş.Yanındakilere emretmiş: "Asın bunu". Kaynak : Pir Sultan Abdal |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkülerimiz ve Hikayeleri... | Notheart | Genel Müzik Konuları | 17 | 15-06-2009 19:35 |
| Ask Hikayeleri | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 92 | 08-06-2009 19:29 |
| [...KORKU HIKAYELERI...] | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 63 | 02-09-2008 21:56 |
| Şarkıların hikayeleri | Haberci | Magazin Haberleri | 0 | 17-11-2006 02:00 |
| Tek taş hikayeleri | CiwCiw | Magazin Haberleri | 0 | 11-05-2006 23:03 |