HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
![]() ((SELÂMETLE)) Kayıt: 27.07.2007 Yaş: 30
Mesajlar: 727 İtibar Gücü: 10 | Üç dağ arası ve bir ırmak kıyısındaki köyümüz bolluk ve bereket dolu topraklar üzerinde kuruluydu. Neredeyse her mevsim yemyeşildi. Türlü meyve ve sebzelerin turfandası eksik olmazdı. Köyümüz güzel olmasına güzeldi. Ama hırçın yağmurları vardı. Kara bulutlar aniden dağlardan aşıverince korkmaya bile zamanımız olmazdı. Hışımla yağmur inerdi. Rüzgarla kırbaç gibi olurdu yağmur damlaları. "Yağmurun en tehlikelisi, rüzgarlı olanıdır" derlerdi. Rüzgar, suya saldırganlık ve havaya soğukluk verirdi. İşte hırçın yağmur sağanakları gökten düştüğünde, dağlardan inen seller küçücük evciklerimizi yıkar, yutar geçerdi. Kara bulurlar içimizi sarar, şimşekler yüreğimize korku salardı. Soğuk rüzgarlarla yüzümüz kavrulurken yağmur daha da hırçınlaşır ve seller daha da saldırganlaşırdı. Bu kıyamet anında bozbulanık sellere kapılan gelinler ve çocuklar da olurdu... Bizler yıllarca, sellerin götürdüğü evler ve toprağın yuttuğu çocukların şahidi olduk. Her yağmur felaketi sonrası köy meydanında yok olan evlerine ve sellerin toprağa buladığı çocuklarına ağlayan kadınları gördük. Bu yüzden, başlarımız öne eğik ve bakışlarımız tedirgindir... Sonra birgün köyümüzün büyükleri toplandılar. Küçücük köyümüzü koruyacak büyük bir yağmur evi yapmaya karar verdiler. Köyün bütün evlerini çevreleyecek kalın bir duvar örülecek ve üzerine de çatı yapılacaktı. Böylece, yağan yağmurlar sadece bereket getirecekti. Suyun dostluğu kalacak ve saldırganlığı gidecekti... Zor başlayıncaya kadardır. Büyükler kadar çocuklar da çalıştılar. Erkekler kadar kadınlar da ve yoksullar kadar zenginler de...Bu arada, büyük fedakarlıklar da yapıldı. Bazı köylülerimiz kendi evlerinin duvarlarından aldıkları taş ve kerpiçleri yağmur evinin duvarına kattılar. Herkesi ve bütün evleri koruyacak yağmur evi yapıldığında nasıl olsa herkes güvende olacaktı. Bu büyük duvarlar, büyük evleri de küçük evleri de koruyacaktı... Duvar tamamlanmış ve sıra yağmur evinin çatısını yapmaya gelmişti. Şimdi dağlara çıkıp, ormanlardan çatı için ağaç kesip getirmek gerekmekteydi. Ne yazıkki ilk defa köylülerimizin tartıştıklarını görmüştük. Kimisi, ‘çatı mutlaka yapılmalıdır’ demekteydi. Bazıları ise ‘sellerin saldırganlığı dağlardaki ormanların yok olmasından dolayıdır’ diye söylenmektedeydi. Özellikle evleri yağmur evi duvarına yakın ev sahipleri bu görüşteydiler. ‘Nasıl olsa büyük duvar yapıldı, niye çatı için uğraşalım’ diye söylenip durmuslardı. Hem güneşin önüne perde olurmuş çatı!... Sonunda fedakar büyüklerle benim gibi yeni yetme gençler dağlara çıkmaya karar vermişlerdi. Kalan kalsındı köyde. Çatısız duvar ev olmazdı. Çatısız yağmur evinin duvarları ne kadar büyük olursa olsun fayda sağlamazdı. Zorun nasıl başarıldığı anlatılmaz anlatılsa da kolay anlaşılamaz... Zorlu bir çalışmadan sonra dağlardan çatı için elverişli ağaçlar kesilmişti bile. Alınteriyle ıslanmıs keresteler atlara katırlara yüklenmişti. Kavrulmuş yüzler gülmekteydi. Tedirgin bakışlarda artık neşe vardı cesaret vardı. Çare ümidinin kervanı köye doğru ilerlemeye başlamıştı. Yavrusuna kavuşmayı hisssetmiş bir anne ceylanın yüreği gibiydi kalplerimiz... Köyümüze yaklaştığımızda o bildik kara bulurlar çökmeye başlamışlardı köyümüzün üzerine. Ama ilk defa korkmamıştık. ‘Bu son yağmur olacak’ demekteydik hepimiz. Cesareti de yüklemiştik atlara ve kalplere... Ama ne yazıkki, yağmur bizden hızlı inmişti köyümüze. Sular rüzgarın binicisi, dağlar sellerin kızağıydı adeta... Köyümüze geldiğimizde yine o çok iyi bildiğimiz manzara vardı. Saldırganlaşan sular küçücük evciklerimizi, zayıf çocukları ve kadınları alıp götürmüştü. Köy meydanında, yine sellerin yuttuğu evlerine ve kaybolan çocuklarına ağlayan ve üşüyen kadınlar kadınlar vardı... Sadece yağmur evi duvarına adeta bitişik duran büyük ve kalın duvarlı evler yıkılmamıştı. Bacalarından keyifli dumanlar tütmekteydi. Bu evler, bizlerle kereste toplamaya gelmeyenlerindi. Köy yine toprağa bulanmış ama onların evlerine seller zarar verememişti. Ne de olsa evlerinin dış duvarları yağmur evinin kocaman duvarlarına bitişikti. ‘Onlar gelmiş olsaydılar yağmurdan önce çatıyı kurardık’ dedi ağlayan bir yaşlı adam... İşte o günden beri köyümüzde tartışılır durulur: ‘Acaba kendi yağmur evini yapan mı yoksa köyün yağmur evini yapan mı daha güvendedir? Acaba hangisi daha akıllıcadır ve acaba hangisi daha erdemlidir?’ Köy meydanında, sellerin götürdüğü çocuklarına ağlayan ve üşüyen kadınlar da sorarlar aynı soruları birbirlerine... Ben de sorarım, kendime... Halis Ayhanlı |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| yağmur | @izci@ | üvyz | 14 | 14-11-2008 01:22 |
| Yağmur mu? Kar mı? | aSi MeLeq | Anketçe | 75 | 28-05-2008 22:40 |
| Yağmur... | sweet_ | Paylaşmak İstedikleriniz | 8 | 24-10-2007 22:13 |
| YaĞmur | dcaur | Şiir Köşesi | 0 | 25-09-2007 04:12 |
| Her Yağmur Sen | KãRdé£éN | Paylaşmak İstedikleriniz | 6 | 22-08-2007 10:51 |