HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| ..MazoşisT.. Kayıt: 19.06.2007
Mesajlar: 3.205 İtibar Gücü: 0 | Geç Kalmadan Birşeyler Yapmalıyız... gerçek bir olaydır (40 sene önce yaşanmış bir olay) Cebeci'de, Dikimevi'nden, sağı-solu iğde ağaclarıyla kaplı Tanyeli Sokağa girdiğinizde yokuşun bittiği yerde Uzungemiciler sokağı başlar.Bekarlığımın son günlerini geçirdiğim ev, bu iki sokağın kesiştiği yerdeydi. Evin cephesi Tanyeli sokağına bakmakla birlikte, girişi Uzungemiciler sokağı tarafındaydı..Bu evde çok güzel günlerim geçti. Cephesi güneye baktığı için, bahar aylarında balkona çıkar, derin derin iğde çiçeklerinin kokusunu teneffüs ederdim. Bilindiği gibi iğde kokusunun erotik duygular uyandıran bir özelliği vardır. Gercekten de ne zaman balkona ciksam iğde çiçeklerinin kokusuyla birlikte içimde bir seylerin kıpırdadığını hissederdim. .Balkonda şezlonga uzanmış, kitabimi okuyordum.Okurken, dünya yıkılsa farkına varmazdım. Başımı şöyle bir kaldırıp sokağa baktığımda, sokaktan gruplar halinde genç kızların yürüdüğünü görürdüm ama dogrusunu isterseniz onların benimle ilgilendiklerinin farkına bile varmazdım. Birgün kapım çaldı. 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu elindeki zarfı bana uzattı ve hic bir şey söylemeden koşarak yanımdan uzaklaştı. Bir an ne yapacağımı şaşırdım. Zarfı aldım, bolkona giderek okumaya başladım. Bu kızlardan bir grup beni Abidin Paşa Korusu'na davet ediyordu. Dışarı baktım belli belirsiz çekinerek ellerini salladılar. Ama öyle normal bir sallama degil de, elleri bel hizasında bilekten sallayarak, güya benden başka kimsenin fark edemeyeceği bir şekilde salladılar ve yokuş yukarı gittiler.Yokuşun sonunda Abidin Paşa Korusu'na giden toprak bir yol vardı. Bazı günler sabah koşusu için bu yola çıkar koruya doğru koşardım.Böyle bir grup kız tarafından çağrılmak doğrusunu isterseniz hoşuma gitti.Okumaya ara verdim; onları gözden kayboluncaya kadar izledim ve sonra peşleri sıra gitim.Hava oldukça güzeldi. Gökyüzü her zamanki gibi berrak ve yüksekti.Muhitimizden iyice uzaklaştıklarına kanaat getirdikten sonra, yanlarına yaklaştım ve beni çağırmalarından memnun olduğumu söyledim. Gerçekten de yalnız yaşadığımı ve birileriyle konuşma ihtiyacı içinde olduğumu,bu ihtiyacımı tahmin ederek çağırdıkları için çok sevindiğimi,halden anlayan böyle komşularım olduğu için kendimi şanslı saydığımı söyledim. İçlerinde en büyükleri olan ve sonradan bir bakanlıkta memur olarak çalıştığını ögrendiğim kız, bana sorular yöneltmeye başladı. Tüm sorulanlara açık yüreklilikle yanıtlar veriyordum.Konuşmalarından beni uzun zamandır izledikleri kanaatine vardım.Ben tabiat olarak sıkılgan olmakla birlikte, konuşmaya başlayınca rahatlarım. O gün de öyle oldu. Hepsiyle çok rahat iletişim kurdum. Onlar benim kim olduğumu anlamaya çalışıyorlardı. Ben bekar olduğum ve o yıllarda bir gazetede muhabir olarak çalıştığım için eve degişik zamanlarda gelip gidiyordum. Bazen eve birkaç gün uğramadığım da oluyordu. Evde olduğum zamanlarda da balkona çıkar, şezlonga uzanır bir şeyler okurdum. Çoğu kez de işyerinden getirdiğim gazeteleri balkonda okur, notlar çıkarırdım.Etrafla pek ilgilenmeden sadece kendi işimi yapardım… Onlara bunu anlattım. Bana, soruları daha çok, içlerinde en büyükleri olan, bakanlıkta görevli memur soruyordu. Ben de, kendisiyle röportaj yapılan önemli biri gibi yanıtlar veriyordum. Vedalaşma vakti gelince, gayet ukalaca ve kendini seçeceğimden emin olarak "içimizden birini seçmelisin, öyle hepimizle arkadaşlık olmaz" dedi. Ben de hepinizle arkadaşlık yapmak istiyorum deyince , tekrar “olmaz sadece birimizi seçeceksiniz” dedi. Bunun üzerine, madem öyle seçimi siz yapın, benimle hanginiz arkadaş olmak istiyorsa o söylesin dedim. Hepsi çekincede kaldı, hiç biri samimi iradesini ortaya koyamadı.Yürüyüşümüz boyunca hiç konuşmayan, sadece tebessüm eden biri vardı, güzelliğiyle de dikkatimi çekti. Ona döndüm "sen benimle arkadaş olmak ister misin"Sadece tebessüm ederek cok kısa bir süre gözlerimin içine baktı ve başını önüne eğdi. Ben "o halde sizi seçiyorum, benimle arkadaş olur musunuz" dedim.Hiç bir şey söylemedi, tekrar kaçamak bir bakışla yüzüme baktıktan sonra başını eğdi. Bu sırada o soruları soran, inisiyatifi elinde bulunduran bakanlık memuresi biraz da hırçın bir şekilde "haydi biz gidelim, onlar konuşsun" diyerek ayrıldılar. Biz ikimiz kalmıştık. İsmini sordum. Gül dedi. Espri yapmaya bayılırdım: "Gülüyorum zaten" dedim, "lütfen isminizi söyleyin". Kıpkırmızı oldu.heyecanlı bir tonda "Söyledim ya adım Gül" dedi. Bu esprimle onu kırıp kaybedebileceğimi düşündüm birden. Ne söyleyeceğimi şaşırdım. Onun heyecanı bana da sirayet etmişti. Üc beş kelime daha söyleştikten sonra, zaten ayrılma noktasına da gelmiştik. Birbirimize en kısa zamanda görüşme sözü vererek ayrıldık. Gül, etkilemişti beni. İnsan konuşmadan da etkilenebiliyormuş.Eve geldiğimde, gözlerim onu arıyor, göremediğim zamanlar meraktan çatlıyordum. Bir-iki kez Abidin Paşa Korusu’na giden yolda yan yana yürüyüp havadan-sudan konuştuk.Öyle uzun bir arkadaşlığımız olmadı ama onu kendisi hakkında şiirler yazacak kadar sevdim.Bir gün l5 günlük iznimi alarak Bursa’ya gittim.İzin sonunda Bursa’dan gece yarısı eve döndüm, baktım evlerinde koyu bir ışık ve hareket var.Uzun süre bakındım ama onu göremedim.Çaresiz yatağıma uzandım.Gece rüyamda, onu gelinlikle gördüm, birbirimize uzanıyor ama birbirimizi tutamıyoruz.Uzanan ellerimiz bir türlü kavuşmuyor. Bu rüyadan uyandığımda tekrar pencereye koşup evlerine baktım, gece her zamanki gibi sükunet içindeydi. Uzun süre balkonda onun uyanmasını beklediysem de nafile.Ertesi gün bir iş için Istanbul’a gönderildim. Bir hafta sonra döndüğümde kapım caldı.Açtığımda kapıya ilistirilmiş imzasız bir mektup buldum. Gül seni Tıp Fakultesi Intaniye sevisinde bekliyor, diye yazmışlar. Kafamda bin bir kuşku ile gittim. Beni uzaktan görünce yatağından doğruldu ve mecalsiz bana doğru yürüdü. Benzi sapsarıydı.Elimden tuttu ve yatağına sürükledi.Elimi bırakmadan yatağına uzandı. Hem elimi tutuyor, hem de gözlerime yalvaran nazarlarla bakıyordu. "Ne olur bırakma beni" diyor ve arkasını getirmiyordu.Belki bir saat böyle kaldık.Gecen haftaki rüyamın, gerçekte bir kabusa dönüşmesiydi bu.Ne yapacağımı,ne soyleyeceğimi şaşırmıştım.Birden sağ elindeki alyansa ilişti gözlerim. Bakışlarımın oraya kaydığını görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Hastane odası ayaktaydı, kimse bir şey anlamıyordu bu durumdan. Ben şaşkınlık içindeydim, yokluğumdaki bu 15 gün içinde ne olmuştu da, Gül hastalanıp buraya düşmüştü?Kafamda yanıtını bulamadığım bin bir soru çengelleniyordu.Birbirimizi üç hafta görememiştik. Yokluğumda neler olmuştu, parmağındaki alyans ne oluyordu. Gerçi o yıllarda, genç kızlar kendilerini yolda rahatsız etmesinler diye alyansla gezerlerdi. Bu da herhalde o amaçla takılmıştı.Ben böyle safiyane düşünceler içindeyken Gül, bunun anlamını açıkladı. Taksi şoförü olan ağabeyi, kendisi gibi şoför olan birine nişanlamıştı, Bursa'dan döndüğüm geceki ışıkların anlamı da buydu.Birden dünyam kararıverdi. Nasıl olur da kendisinin istemediği birine zorla verirlerdi. Babası yaşasaydı ona istemediğini rahatça söylerdi ama evin tüm yükünü çeken ağabeyine nasıl karşı gelecekti. Çaresiz baskıya boyun eğmişti.Bana "ne olur beni kaçır, baskasına yar etme" diye yalvarıyordu.Ne yapacağımı şaşırmıştım. Böyle bir şeye hazır değildim. Bütün duygularım alt üst olmuştu. Hasta birini nasıl kaçırabilirdim. Nereye götürecektim ? Kaçırdıktan sonra iyileşmezse bunun vebalini ve sorumluluğunu nasıl taşıyabilirdim? Kafamda çengellenen bu soruların yanıtlarını veremiyordum. Bunca sorumluluğu alacak kadar onu sevmiş miydim? Bu kadar kısa sürede filizlenen bu aşkın sonu böyle mi olmalıydı? Sorularım yanıtsız kalıyor, çaresizlikten kıvranıyordum.Ellerimi avuçlarına aldı, kucağına doğru çekti. Bir müddet sıktı ve sonra halsiz düşünce bıraktı.Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Şimdi artık susmuş, gözleriyle konuşuyordu.Yalvarıyor, yalvarıyordu. Aman Allahım neler geliyordu başıma. Şöyle sorunsuz, Abidin Pasa Korusu’nda elele tutuşup, birbirimize şarkılar söyleyip şiirler okuyarak yürümek, sonra bir agacın altında saatlerce gözgöze, dizdize oturmak varken bu durum da ne oluyordu? Birbirimizi tam anlamamışken ve arkadaşlığımızın henüz tadına varamamışken bu olanlar da ne oluyordu?Vizite yapan doktorların gelmesiyle odadan dışarı çıktım ve oradan uzaklaştım. Sakin kafayla düşünecek, bir karara varacaktım. Onu kaçırmalı mıydım? Kaçırırsam nereye? Çevre ne derdi? Ailesi nasıl karşılardı? Hele henüz nişanlanmış olan nisanlısı ne derdi? Bunun sonunda olüm de vardı? Peki ben onu olümü göze alacak kadar seviyor muydum? Bu soruyu kendime defalarca sordum. Itiraf edeyim ki olumlu olumsuz bir yanıt veremedim kendi kendime. Gerçekten seviyor muydum? Peki sevmiyorsam, o şiirleri yazıp, o güzel sözleri ona neden söylemiştim? Bir genç kız kalbiyle oynamanın sorumluluğu bu kadar mı olmalıydı?Benim için dünya sadece bu soruların etrafında dönüyordu.Gazeteye geldim.Gazetede, benim gibi bekar olan bir arkadaşım vardı. Onunla sanatcı röportajlarına gider, bazen barda-pavyonda sabahlara dek eğlendiğimiz olurdu.Özel sorunlarımı ona çekinmeden açabilirdim.Ama bu konuyu ona nasıl açacağımı bilemiyordum.Nihayet cesaretimi topladım baştan sona konuyu ona anlattım ve ne yapmam gerektiğini sordum."Bu söylediklerin iyi bir Türk filmi olur" diye hafife aldı.Ben şaşkınlık içindeyken onun bu yanıtı karşısında sarsıldım.Içinde bulunduğum durumun vehametini anlamış olacak ki "dur bakalım şöyle salim kafayla bir düşünelim" dedi ve sonra büyük bir ciddiyet içinde "kızı böyle yüzüstü bırakman doğru olmaz. Kaçır ve Kıbrıs’a bizim eve götür. Dünya yıkılsa seni kimse bulamaz, bizimkiler saklanmana yardımcı olur" dedi. Fakat işin doğrusu benim beklediğim cevap bu değildi. Ben kendi kendime aradığım sorunun yanıtını henüz bulamamıştım. Böyle riskleri göze alacak kadar onu seviyor muydum? Kafamda çengellenen ve henüz yanıtını bulamadığım soru buydu? Kararsızlık içinde kaldığım için bir hafta Gül’ü aramadım ve belki onu veya arkadaşlarından birini görürüm diyerek eve de uğramadım. Bir hafta sonunda eve gitmek üzere yola çıktım. Tanyeli sokağının iç gıdıklayan iğde çiçekleri yine öyle kokuyordu ama sokakta bir sessizlik vardı.Ortalıkta kimsecikler yoktu. Hatta her geçişimde bana gülümseyen felçli kız bile pencerede değildi. Sokakta bir tuhaflık olduğu ilk nazarda seziliyordu. Evime girdim, pencereleri açtım, Gül’ün penceresinin de açılmasını bekledim. Hayret, pencereler sonuna kadar kapalı ve bir hayat belirtisi yoktu. Kendi kendime, herhalde Gül hastaneden taburcu olmamış, aile bireyleri de orada olmalı diye düşünüyordum ki, kapı çaldı. Kapıda küçük bir zarf gördüm. Zarfı açtığımda küçük bir notla karşılaştım: "Gül’ü Adana'ya gotürdüler"Içime bir sevinç doldu. Gül iyi ki Adana'ya gitmişti. Artık birbirimizi unutabilirdik. Herhalde, Adana'ya gidecek kadar iyileşmişti ki, onu memleketi olan Adana'ya götürmüşlerdi.Gül’ün arkadaşlarından birini görebilmek umuduyla Balkona çıktım.Birini görebilirim diyerek bakınıyordum.Ortalıkta hiç kimsecikler yoktu. Peki ama bu mektubu kim göndermişti.Yeniden okudum, anlamaya çalıştım ama yazı karakterinden kim olduğunu çözemedim. Içimde tarifi mümkün olmayan garip bir sıkıntı vardı. Bir hafta boyunca onu aramamanın verdiği nedamet hissiyle kahroluyordum.Yaptığım doğru bir hareket miydi ? Delikanlılık raconunda böyle şeyler olur muydu?Ne de olsa bir Anadolu çocuğuydum, onu yüzüstü bırakmak erkekliğe sığar mıydı?Gül neden Adana'ya götürülmüştü. Hastalığı ağırlaşmıştı onun için mi? Yoksa iyileşti de memleketini mi görmek istemişti ? Düğünü orada mı yapılacaktı? Nişanlısı da Adanalı mıydı?O gece uyudum mu, uyumadan sabahladım mı bilemiyorum.Karmakarışık duygular içinde hazırlandım, işe gitmek üzere evden çıktım.Her sabah bakkala uğrar, süt veya meyve suyu ile oracıkta kahvaltımı yapardım. Bakkaldan her zamanki gibi sütümü istedim, bir köşede içerken, gelen bir müşteri "cenazeyi Adana’ya gotürmüşler" diye lafa girdi ve "gencecik kıza yazık ettiler" diye söylendi.Birden beynimden vurulmuşa döndüm. Kendimi "herhalde başka birinden söz ediyorlar" diye inandırmak istedim. Ama adam "beni şoföre vermeyin diye yalvara yalvara ruhunu teslim etmiş" deyince artık, Gül’ün olduğuna kanaat getirdim.Su şişesi elimde kaldı, dünyam yıkıldı. Kendimi suçlamaya başladım. Sadece bir genç kızın sevgisini karşılıksız bırakmamış,aynı zamanda onun ölümüne de sebep olmuştum. Bakkaldan nasıl ayrıldığımı, gazeteye nasıl geldiğimi bilemiyorum.Bir genç ömür bu kadar erken toprak olabilir mi? Böylesine güzel ve masum birini Tanrı nasıl çekip alır bu dünyadan.Böyle adalet mi olur? Daha bir ay önce Abidin Paşa Korusu’nda yürürken pırıl pırıl bakan gözleri şimdi toprak altında kurda kuşa yem mi oluyor ? Yoksa Tanrı bu kadar güzel birini acaba cennette huri yapmak için mi almıştı? Evet, evet onun için almıştı. Simdi o cennette bir huri melekti. Babaannem Cenneti ne güzel de tasvir ederdi çocukluğumda. Acaba Gül şimdi orada bir Huri kız olarak beni mi beklemekteydi ? Aman Allahım neler de düşünüyordum? Bu düşüncelerim hala peşimi bırakmadı.Cebeci ve Tanyeli sokak, şimdi bana erotik kokular yayan iğde çiçeklerinden çok, yarim kalmış bir aşkın hüzünlü öyküsünü hatırlatı... ALINTIDIR |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bebeğimiz ateşli ise ne yapmalıyız? | Kr㣠| Son Dakika Haberleri | 0 | 21-01-2008 14:15 |
| Kadir Gecesinde Neler Yapmalıyız? | Notheart | On bir ayın sultanı | 18 | 09-10-2007 02:29 |
| BirŞeyLEr Eksik Sankİ | SuPeRiSi | Fotoğrafçılık ve Resimler | 1 | 26-05-2007 21:00 |
| Hiçbir Programa Gerek Kalmadan MSN Nickinizi Görünmez Yapabilirsiniz. | Leg4cY | Msn Messenger | 1 | 25-04-2007 12:32 |
| bu resimlerde birşeyler eksik gibi | ErGeNeKoN_ | Fotoğrafçılık ve Resimler | 5 | 04-06-2006 21:10 |