HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | ~~Yaşanmış Sevda MasaLLarı~~ “(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”. “Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş. Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış… Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış… Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar. Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler... Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar. Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler. Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa… Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar. Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır. İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere.... Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana… İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler... Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide... |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: ~~Yaşanmış Sevda MasaLLarı~~ Bir bahçede yaşayan günebakan,güneşe aşıkmış.Her gün sabahı sabah eder, sevdiğinin yüzünü görmek için büyük özlem duyarmış.Güneş de ona aşıkmış.Ama uzaktan uzağaymış sevgileri,birbirlerine açılamadan,bakışmalarla duygularını ifade ediyorlarmış.Bu bile yetiyormuş onlara. Güneş her sabah sevdiğini görmek için en mutlu,en parlak,en sıcak ışıklarını saçarmış.Günebakanın da sevgisi o kadar güçlüymüş ki,güneş ne tarafa gitse yüzünü o yöne çevirir,akşam güneş gittiğinde ise,büyük bir kederle başını öne eğer,tekrar sabahın olmasını beklermiş. Tüm sevda hikayelerinde bir arabozan olur ya?Aynı bahçede yaşayan sarmaşık da günebakana aşık olmuş.İçten içe onu seviyormuş,sevgisi o kadar büyükmüş ki,günebakanın başka bir yere bile bakmasına dayanamıyormuş.onun güneşe olan tutkusu çıldırtıyor, kıskançlıktan çatlıyormuş.Onu kendime nasıl çevirebilirim düşüncesindeymiş.Sonunda onu sürekli kendime çevirebilirsem belki bana aşık olur,benden başkasını gözü görmez,güneşi göremezse onu unutur diyerek, her şeyi göze almış ve günebakanın vücuduna sımsıkı sarılmış. Günebakan güneşe bakmak için çabaladıkça sarmaşık sımsıkı kollarıyla onu kendine çevirmiş.Zavallı günebakan ne yaparsa yapsın boşunaymış.Sarmaşık onu çok sıkıyormuş, derdini bir türlü anlatamamış,aslında güneşe aşık olduğunu,sarmaşığı sevmediğini söyleyememiş.Güneş de kahroluyormuş,ama o kadar uzaktaymış ki bir türlü sevdiğine yardım edemiyormuş. Sarmaşık karşılıksız da olsa günebakana yakın olmanın,ona sarılabilmenin mutluluğunu yaşıyormuş.Ama onu ne kadar incittiğinin,ne kadar kederlere ittiğinin,ne kadar zayıflattığının farkında bile değilmiş.”Olsun,zamanla beni sever”diyormuş.Bir sabah güneş doğmuş yine,ama günebakanın başı yere eğikmiş,saatler geçmiş,hala günebakan hareketsiz başı önündeymiş.Sarmaşık güçlü kollarıyla sarsmış onu,ama günebakan hareket etmiyormuş. Günlerdir sarmaşığın sımsıkı sarılı kolları, onu nefessiz bırakmış,bir şey yapamamanın çaresizliği,onun yaşama olan bağlılığını koparmış,hayattan zevk alamaz olmanın haliyle günebakan ölmüş. Sarmaşık o zaman anlamış yaptığı yanlışlığı,onu çok sıktığını,aslında buna hiç hakkı olmadığını anlamış anlamasına ama iş işten geçmiş.Onu ebediyen kaybetmiş. Eskiler der ki; “Her zaman aramızda sarmaşıklar bulunur.Hiç hoşlanmadığımız halde bizi kendilerine zorla bağlamak isterler.Bizim onu istemediğimizi anlamaz ve bizleri sıkarlar. Bazı insanlar onu kırmamak için, onu istemediklerini söyleyemez,ama yaşadığı sıkıntıyı da içine atarlar,zararı kendilerine olur.Bazısı da direkt olarak söyler onu hiç sevmediğini,onun bu sıkma huyundan hoşlanmadığını,bu defa sarmaşık kırılır” Uzun lafın kısası her zaman güneş,günebakan ve sarmaşığın hikayesi yaşar ve yaşamaya devam eder ,nesilden nesile anlatılır. |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: ~~Yaşanmış Sevda MasaLLarı~~ Bir zamanlar göğünde sürü sürü kuşların uçtuğu, yamaçlarında renk renk çiçeklerin açtığı Munzur dağının eteğinde; henüz yalanlarla, kötülüklerle tanışmamış ve düşmanlığın hiç uğramadığı, insanlarının mutlu, umutlu yaşadığı Caferli diye şirin mi şirin bir köyde Zeycan nine ile torunu güzeller güzeli Zeyno kız yaşarmış... Karlar erimeye başladığında Zeyno’cuk kardan beyaz sürmeli gözlü kuzucuklarını katıp önüne, dağların tepelerin ardında, kimi zaman çiçeklerle bezenmiş yemyeşil halıları andıran cayırların, çimenlerin üzerinde, kimi zaman da çağlayanların gürül gürül aktığı dağların yamaçlarında yayar dururmuş kuzucuklarını... Düğünlerin, bayramların yaşandığı, bahçelerin bağların, ağaçların, yamaçların çiçek açtığı; kuşların, kuzuların, kelebeklerin kaynaştığı güzel aylarda kuzularıyla kırlarda, bayırlarda dolaşmak, güzellikleri kucaklamak sonsuz haz ve mutluluk verirmiş Zeyno kıza… İlkbahar geldiğinde dağların, tepelerin yolunu tutar kenger, yemlik, (isping) çarşıt göbeği, gullik, tirşe (kuzu kulağı) toplar eve getirirmiş. En çok keklik yumurtaları bulduğunda sevinirmiş. Zeyno kız kendini bildi bileli severmiş dağları, dağların yamaçlarında açan rengarenk çiçekleri, dört tarafta cik cik öten kuşları da. Çeşit çeşit, renk renk çiçekler olurmuş; sarı, beyaz, pembe, kırmızı, mavi çiçekler. Daldan dala gezen kelebekler gibi gezip koklayıp öpermiş tüm çiçekleri. Onlar bahçelerin, düz ovaların çiçekleri değilmiş, dağların, yamaçların, bozkırların çiçekleriymiş. Bir çoğunun ismini bile bilmezmiş orkide, nergiz, süsen, kardelen gibi. Ayrıca Çet vadisinin içinde ve etrafında bir çoğunun ismini bilmediği sayısız kuş türü yaşarmış. Bütün kuş türlerini severmiş aslında ama en çok bülbül’ün şarkılarını severmiş Zeyno. Bunlar köyde gördüğü serçe, karga, güvercin, sığırcık, ağaçkakan, kırlangıç gibi kuşların dışında düdükçül, ötleğen, dikkuyruk, boyunçeviren, yağmurcun, baştankara, kızılgerdan, bozsağan, altıngöz , sakarga, delice, yeşilbaş gibi sayızsız kuş türleriymiş. Zeyno ile Zeycan ninesi yıllarca sevinç, huzur ve mutluluk içerisinde yaşayıp giderler. Zeycan ninesi her gece Zeyno’ya masallar anlatır, çiçek ve kuş türlerini sayar, öğretirmiş. Zeyno’da her sabah erkenden uyanır ev işlerinde ninesine yardım eder ve daha sonra da sürmeli gözlü kuzularını katıp önüne dağ, bayır demez götürür otarırmış. Günlerden bir gün yine Zeyno kız kara gözlü kuzularını katıp önüne, rengarenk çiçeklerin mis gibi koktuğu, pırıl pırıl çağlayanların aktığı bir yere gelmiş. Munzur ve Mercan dağlarının eteklerine güzel bir bahar sabahı yaşanıyormuş. Zeyno’cuk kollarını güneşe doğru açarak “oh ne güzel bir bahar sabahi” diye seslenirken, yüksek kayalıklar arasındaki, yuvasından uçuruma yuvarlanmış bir kartal yavrusunun ciyak ciyak bağırdığını görmüş. Bir de bakmış ki, ne görsün arkasında ağzını açmış kocaman bir yılan zavallı yavruya saldırıp duruyor, zavallı yavrucuk can havliyle kendisini Zeyno’nun ayaklarının dibine atıvermiş. Zeyno kız tüm cesaretini ve gücünü toplayarak elindeki sopayı yılanın beline bir indirmiş ki sorma, yılan korkusundan hızla uzaklaşmış oradan … Zeyno kız çok korkmuş aslında ama korkusunu belli etmemeye çalışarak hemen küçük yavru kartalı kucağına alıp once kanlarını silmiş, sonra sevmiş, oksamış, korkmamasını salık vermiş… Küçük yavru minnetle kurtarıcısının gözlerine bakıp, kafasıyla Zeyno’cuğun elini okşamış, gagasıyla öper gibi yapmış… Zeyno’cuğun sevinçten gözleri dolu dolu olmuş, yüreği titremiş… Bir an önce ninesine yetişmeliydi ki zavallı yavrucağızın yarasını sağaltsın… Sonra Zeyno kız kuzucuklarını toplayıp yaralı yavru kartalıda yanına alıp, türkü söyleye söyleye tutmuş köyün yolunu. Eve varır varmaz avazı çıktığı kadar bağırmış. “Zeycan Nene!.. Zeycan Nene!.. “Küçücük yaralı yavru bir kartal getirdim, gelip yarasına bakar mısın?.” Diye seslenmiş. Ninesi hemen aceleyle gelip yavru kartalın önce yarasını tımar etmiş, sonra da merhem sürüp gazlı bezle sarıvermiş. “Bir kaç güne kalmaz bişeyciği kalmaz” diye seslenmiş dünyalar tatlısı güzel nineciği... “İyileşir iyileşmez götürüp yuvasına bırakırsın, yoksa hem anne kartal, hem de kardeş kartallar çok üzülür” diye uyarmış. “Ama nineciğim o uçurumun başındaki yuvaya kimse çıkamaz ki, hem bu yavrucuk da henüz çok küçük uçmasını bilmiyor,” diye yanıtlamış. “Ne olur nineciğim bu yavru kartalı evimizde besleyelim, hem ben onu gece gündüz yanımdan hiç ayırmam” diye yalvarmış küçük Zeyno. Ninesi, “peki nasıl istersen öyle olsun” deyip Zeyno kızı kırmak istememiş. Zeyno kız çok gerçekten çok sevinmiş buna, sevinçten ninesinin boynuna sarılıp, “sevgili nineciğim çok çok teşekkür ederim” demiş. Yavu kartalın ilk günlerde canı sıkılıp , Zeyno’nun eve dönmesini dört gözle bekler olmuş. O gelince garip garip sesler çıkararak, Zeyno’nun etrafında dönerek sevgi gösterilerinde bulunurmuş… Aylar yel gibi, yıllar sel gibi ve hayat böylece akıp giderken, bahar geçmiş, yaz geçmiş, güz gelmiş. Yavru kartal büyümüş kocaman pençeleri ile güçlü bir kartal olup yükseklerde uçmaya başlamış. Ama adım adım takip edermiş Zeyno kızı. Zeyno kızın dilinden anladığı gibi, her sözünü dinler ve Zeyno kızın her dediğini uygularmış, tabi ki, Zeyno kız da onun dilinden anlarmış… Kartal ile Zeyno kız artık ayrılmaz birer vefalı dost olmuş, biribirinin dilinden, halinden anlar hale gelmişler… Zeyno kız nereye gitse uçarak onu takip eder kılına dokundurmazmış kimseyi. Her sabah okula beraber gider, her akşam okul kapısının üzerindeki saçağın üstüne konup, Zeyno kızın çıkışını beklermiş. Ayrıca bütün akranları, arkadaşları kuş dilinden anladığı ve bir kartal arkadaşı olduğu için Zeyno kızla iftaar eder gıptayla bakarlarmış. Kartalın korkusundan hiç bir çocuk Zeyno kıza dalaşmaya cesaret edemezmiş. Çünkü kartal arkadaşı gece gündüz Zeyno kızı takip eder ve en ufak bir olayda hemen yardıma koşarmış. Günün birinde yine bir bahar sabahı kuzularını gütmeye götürürken Zeyno kız, kocaman ağzından salyalar akan bir kurt köpeği saldırmış, Zeyno kız korkusundan ne yapacağını bilememiş ilk önce, sonra avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmış. Yükseklerde Zeyno kızın sesini duyan kartal hızla gelip pençeleriyle köpeğe bir vurmuş ki, köpek can havliyle ağlar gibi sesler çıkararak kaçmaya çalışmışsa da, kartal yinede peşini bırakmamış. Bu olayı gören köpeğin sahibi elindeki tüfeğini kartala doğrultarak ateş etmiş ve kartalı kanadından yaralamış. O kızgınlıkla tekrar saldırıya geçen kartal bir dalışta yere sermiş köpeğin sahibini, kanlar içinde yere yığılıp kıvranmaya başlayan adam yerinden kalkar kalkmaz can havliyle kaçıp kurtulmuş ama kartaldan çok korktuğu için de gidip karakola şikayette bulunmuş. ... Akşam köye askerler gelip her yerde kartalla Zeyno kızı aramışlar. Bir söylenceye göre kartal yakalanmamak için Zeyno kızı pençelerine taktığı gibi uzak bir iklime alıp götürmüş. Bir daha ne gören olmuş onları, ne de bir duyan… Diğer bir söylenceye göre de, jandarmalar köyü basmadan bir sonbahar akşamı Kartal ile Zeyno kız kayıplara karışmışlar, kimi türkü oldu der, kimi masal. Aslında kimse tam olarak bilememiş bu öykünün sonu ne oldu? |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Çocukluğunuzun En Güzel Masalları | Life_is_beautiful | Anketçe | 13 | 30-05-2008 16:23 |
| yüreklerimizin binbir gece masalları | Alacakaranlık | Paylaşmak İstedikleriniz | 9 | 28-12-2007 22:44 |
| Yaşanmış.. | sweet_ | Paylaşmak İstedikleriniz | 7 | 23-12-2006 16:58 |
| Şehriyar ve Şehrazad/Binbir Gece Masalları | **Zerd@** | Hikayeler ve Efsaneler | 2 | 05-12-2006 12:14 |
| 1001 Gece masalları gibi | **Zerd@** | Spor Meydanı | 0 | 02-12-2006 17:20 |