HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Dostluk-hikayeleri ARKADASIM murat ve niyazi iki cocukluk arkadasidir,murat zengin,niyazi ise fakirdir.bir keresinde niyazi artik maddi durumlari olmadigi icin okulu birakacagini söylemistiki,murat arkadasina olurmu,biz kardesiz ben ne icin varim diyerek yardim etmisti.seneler gecti ikiside yüksekokula basladi,okulada muratin baska bölümde hoslandigi bir kiz vardi,bir okizla konusmaya kara verdi ve okula gitti,biraz ilerde niyaziyi görmüstü agaca yaslanik.yanina gitti,hayrola niyazi napiyosun burda dedi,sana bir firsat bulup anlatamadim murat bizim okulda bir kizi cok begeniyorum ona uzaktanda olsa bakmaya geldim.murat okuldan cikan kizi görünce arkadasina birsey belli etmemek icin sessiz kalir.hatta onlari tanismasina yardimci olur.evlenmelirine yardimci olur ve zaman gecerki oku bitmistir..niyazi kayseriye vali olarak atanir,murat ta kendine bir is yeri acar..aradan seneler gecer,murat iflas eder,herkes ona git niyazinin yanina,o sana yardim eder,sende ona yaptin der.mor önce dirensede gitmemek icin sonunda kayseriye gider.valilik binasina gelince bekci bey ,ben vali beyin arkadasi murat söylermisiniz ben geldim.bekci tam iki iceri geder gelir ve vali bey mesgul der.niyazinin evine giderken bir yanislik olsa gerk diye düsünür.zile ne kadar basti bekledi bilmeden yürürken,karsisina bir adam cikar,hayrola evladim bir sorununmu var der.murat ta ta basindan sonuna kadar herseyi anlatir .adam benim bir kuyumcu dükkanim var,gel benimle calis dre.ve murat baslar calismaya ,yavasca kendini toparlamaya.aradan zaman gecer bir gün dükkana yasli bir amca elinde bir sandikla gelir murat,bak oglum seni tanir severim.ben yarin haciya gidiyorum eger üc aya geri gelirsem .bu sandigi gelir alirim senden gelmezsem bu sandik annenin ak sütü kadar heledir sana der ev gider.aradan bir,üc,bes ay gecer.murat ustasina anlatir durumu,oda madem öyle ,ozaman bu sandik senindir der.sandiig acarlarki ici altin,pirlanta,yakut doludur.murat hemen kendine bir kuyumcu dükkani acar.dükkana arada sirada annesiyle gelen kizla yakinlasinca evlenmeye karar verirler.tek kavga ettikleri konu ise murat vali dügüne gelmeyecekder,nisanlisida ayip olur cagirmazsak bizi burda herkes tanir diye diretir ve dügün günü gelir catar.misafirler müzik ,oynayanlar derken birden müzik kesilir ve vali gelir iceri.herkez alkislar birden valiyi.iste o an murat kosar mikrofonu alir ve ey ahali der siz biliyormusunuzki bu alkisladiginiz vali nasil bir adamdir,der ve baslar anlatmaya ta cocukluktan o güne kadar herseyi...insanlar sokah,vah sesler cikarirlarken,vali bir dakika beni dinlermisinz de.evet arkadasim ne anlattiysa dogrudur ,ama birde benden dinleyin der."muratin iflas ettigini duydum ve cok üzüldüm.onun bana gelecegini biliyordum.ona mesgulüm dedirttim.eve gidecegini bildigim icin karimi arayip kapiyi murata acmamasini söyledim.bizim evin yolunda murat ber beyle karsilasti.sevdigim bir abime ricada bulundum muratla yolda karsilasir gibi tanismasini is teklif etmesini rica ettim.murat ise basladi .bir gün kuyumcuya bir yasli adam gitti ,o adam benim babamdi,ve o sandigin icindekiler benim arkadasima vefa borcumdu.ben ona ne yapsam az gelir,ve ven arkadasimi o kadar cok seviyorumki bugün kiz kardesimi veriyorum ona.... |
| | |
| Deli_Sibz için teşekkür edenler 3 kişi. |
| | #2 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..DOGUM GUNUMDE..:: Liseye yeni başlamıştım.O gün hazırlığın ilk günüydü.Kızlar bi tarafta erkekler bir tarafta oturmuşlardı.Bense yeni tanıştığım arkadaşım Esrayla erkeklerin arasındaydık.O yüzden diğer kızlarla tanışma olanağımız olmadı.Ama karşıdan kıvırcık saçlı zayıf bir kız bana karşıdan gülümsüyordu.Adı Fatmaymış.O gün bana çok sıcak gelmişti.Yanılmamıştım onu tanıdıkça daha da çok sevdim.Çok içtendi.Ve kimseyi kırmak istemezdi.Tabi ben bi arkadaş grubu edinmiştim.Biz 7 kişiydik grubumuzda.Belki çok fazlaydı bi grup için sayımız.Ama biz bununla yetinmeyip Fatmayı da yanımıza alıyorduk.Biz birbirimizin evinde toplansak bir yere gitsek;onu da çağırıyorduk.Bize kendisini anlatırken babasının polis olup onu çok sıktığını söylüyordu.Babasını tanıdıkça öyle olduğunu gördük ve Fatmaya hak verdik.Bir gün arkadaşımız Şeymanın doğumgününe gitmiştik.O da davetliydi tabi ki...Ama babası Şeymanın ve ailesinin sicil dosyasını araştırdı.Gerçekten çok bunaltıyordu Fatmayı.Gelebilmişti Şeymanın doğumgününe ama huzursuzdu çünkü eve tam vaktinde gitmesi gerekiyordu.Yoksa babası kızabilirdi.Bana gelirken ise babası çabuk izin vermişti.O aralar babası bunaltmıyormuş.Öyle anlatmıştı Fatma.İngilizce öğretmeni olmak istiyordu ve benle beraber Ayşeyle esranın da dil bölümüne gitmek istemesine sebep olmuştu.Çok başarılıydı ingilizcede.Babası da onun takdir almasını ve daha çok çalışkan olmasını istiyordu.İngilizce hocamız ise genel lisedeki bir sınıfa ya benim ya Fatmanın ders anlatmasını istemişti.Ben kendime güvenememiştim.O ise çok gönüllüydü.Gitti ve başarmış olarak geri geldi.Hoca gelecek sene de ona anlattıracaktı.Daha ne isterdi ki çok mutluydu.Senenin Son günleri biz okuldan kaçtığımızda o gelmiyordu.Çünkü babası duyarsa kızardı ve o ingilizceden hiç bişey kaçırmak istemiyordu.Sadece bir gün okuldan kaçıp pikniğe gittiğimizde gelmişti.Okulun son günü okulun yanındaki parka gitmiştik.3aylık bir ayrılık zor geliyordu bize.Artık çok iyi dosttuk hepimiz.O gün yanımızda Fatma da vardı.Sonra çarşıya gitmeye karar vermiştik.Ama Fatma gelmeyecekti.O karışıklıkta Fatmayla tam sarılıp sarılmadığımı bile hatırlamıyorum.Yaz tatilinde huzurevine gittik ama o gelmedi.Çarşıya gittik ama o gelmedi.Buluştuk yine o gelmedi.Doğumgünü yaz tatilindeydi.O gün aradım.Uzun uzun konuştuk.Benim doğumgünüm de yazındı ve DOĞUMGÜNÜME 2 3 gün kala doğumgünümü kimlerin hatırlayabileceğini ablamla konuşuyorduk.Fatma da hatırlardı emindim.Doğumgünüme bir gün kala ise hazırlık yapıyordum.Arkadaşlarımın sürpriz yapacaklarını biliyordum.Artık 27 ağustosa(doğumgünüme)girmemize 1 saat filan vardı.Bense yere oturmuş oje sürüyordum.İşte o dakikada bana en büyük doğumgünü sürprizi geldi.Ayşeydi arayan bana kötü bir haberi olduğunu söyledi.Hala gülümsüyordum çok kötü ne olabilirdi ki...Fatmanın babası cinnet geçirmiş dedi.Gerçekten kötüydü ve üzülmüştüm.Ve dedi devamı vardı.Fatmanın annesini yaralamış.Bu daha da kötüydü.Sonra kendisiyle FATMAYI ÖLDÜRMÜŞ.İşte o an dünya başıma yıkıldı.Kaskatı olmuştum.Hiçbiryerimi hissetmiyordum.Sanki yerin içine en dibine girmiştim.Elimden telefon düşmüştü.Çığlık çığlığa ağlıyorduM.Ayşe bile benim sesimden etkilenip ağlamıştı.Konuşamıyordum kesinlikle şoka girmiştim.Artık o yoktu ve onun hayalleri de...İngilizce öğretmeni olamıycaktı , yine başkalarına ders anlatamayacaktı ,o ders kitaplarının yazarlarını almıştı onları da alamıycaktı.Oysa ki babasının istediği gibi hazırlıkta da takdir almıştı.Bir daha alamıycaktı.Ve en kötüsü artık o bizimle olamıycaktı.Şimdi değil yaz tatiline çıkarken bir günlük ayrılıklarda bile sımsıkı sarılıp birbirimizi sevdiğimizi söylüyoruz.DOĞUMGÜNÜMDE BİR ARKADAŞININ ÖLÜM HABERNİ ALMAK NE KADAR KÖTÜ BİR BİLSENİZ... |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..DOSTUMU$ MEGER..:: murat ve ali zamaninda çok iyi birer dostturlar.Murat çok kurnaz zeki atilgan Ali ise tam tersine içine kapanik ve saftir.Myratin isleri çok iyi giderken bir anda hersey alt üst olur borca girer. Bu durumdada ilk olaraka akliuna ali geli çok iyiy dostturlar para onlarin arasinda soeuun bile olamaz diyerek alinin yanina gider ve arkadasindan borç ister tabii alide ayni sekilde aralarinda bunun lafi olmayacagini dsünerek parayi çikartir ve verir.Ali bu aralar nisanlidir ve evlenmek içinde bir takim hazirliklar yapmaya basalar fakat bu siralarda hiç ummadigi bir olayla karsilasir.Murat gelmis ve nisanlisina asik olup onunla kendisinin evlenmek istedigini söylemistir Ali bu durum karsisinda çok sasirir ama dostluk bu onu kiramaz ve nisanlisini Murat a verir.Aradan uzun bir zaman geçer bu sefer Ali nin isleri bozulur ve kisa süre içerisinde isten atilir bir süre bos gezdikten sonra aklina Murat gelir dostunun çok iyi bir isi waredir ve kendisini yanina alir düsüncesiyle dostunun yanina gider fakat hiç ummadigi bir olayla karsilasir Murat onu ise almak istemez ve daha fazla konusmadan otradan ayrilir.Ali bu duruma anlam veremeden tekrar is aramaya dewam eder ama aklindan dostunun yaptigi bu davranisi silemez. Günler geçer Ali nin cebinde çok az miktarda para kalir ve yolda yürürkrn yasli bir amcaya rastlar amca ilaç almasi gerektigimi ama parasi olmadigini söyler Ali buna dayanamaz ve cebindeki son parayi çikarir amcaya verir.Birkaç gün sonra ise amcanin öldügünü ve mirasini ona biraktigini ögrenir. Iyi ama ilaç almak için parasi olmayan adamin nasil mirasi olur ? Ali kisa zamanda amcanin biraktigi parayi alarak dostunun evinin yakinlarinda bir ew alir.Kisa bir süre sonra kapisi çalar bu sefer yasli bir teyzedir kapidaki. Kalacak yeri olmadigini bütün ew islerini yapabilecegini söyler Ali teyzeyi yanina alir.Aradan aylar geçer ve birgün teyze tanidigi çok iyi bir aile kizi oldugunu kendisininde evlenmesi gerektigini söyler ve Ali yi kizla tanistirir. Ikisi çok mutlu olur ve evlenmeye karar verirler . Dügün günü gelir davetliler arasinda en iyi dostu Murat ta vardir. Ve an gelir Aikrofonu eline alarak : -''Zamanin birinde çok iyi bir dostum vardi ona ne borç nede kiz arkadasimi vermekten çekinmedim ki önemli seyler degillerdi fakat o bana bir is vermedi gende hersey için sagolsun iyiki varsin dostum ''Der. Veardindan Murat mikrofonu eline alir. -''seni ise nasil alabilirdim sen dostumdun emrim altinda çalisamazdin Ve tabi bendende para almayi kabul edemezdin bu yüzden sana yasli babami yolladim ölmek üzereyedi mirasini sana biraktirdim yoksa kabul etmezdin. O yasli kadin benim annemdi yalniz yasiyordun yemeginin temizligini yapamazdin. Dei ve dewam etti.nisanlin kötü yola düsmüstü ama okadar saftinki bunu bile fark edemedin ve su anda evlendigin kiz benim kiz kardesim size mutluluklar!'' Der ve ordan uzaklasir... |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..ADINA DOST DERLER..:: Hani vardir ya her yerde, hissetmek istersin onun varligini... Hani hep yanibasinizdaymis sanirsiniz, ismini söylersiniz dalginlikla, her an berabersinizdir... Yaninda oldugunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldügünde o simsicacik kollarini açar sana, sarilir aglarsin omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacagin olur adeta... Ayrilmak istesen de koparip atamazsin... Bir türlü sevindiginde ise senden fazla mutluluk duyar... O senin için farklidir bütün insanlardan, tabii sen de onun için... Aranizdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranizi, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez... Ne zaman yardima ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyaciniz olsa hep yaninizda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamistir... Beraber gülüp beraber aglarsiniz, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize... O sana gülmeyi ögretir sen ona kahkaha atmayi... O sana emeklemeyi ögretir, sen ona yürümeyi... O sana okumayi ögretir, sen ona yazmayi ve bu böyle sürüp gider... Iste bunun adina DOST derler... Hayatta hiçbir seyiniz olmasin ama hep bir dostunuz olsun... Dostlarinizin Kiymetini Bilin.. |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..Yaşlı Çınar ve Zeytin Gözlü Çocuk..:: Kış mevsiminin, etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı günlerdi. Baharın geleceğini muştulayan cemreler bekleniyordu. Sonunda cemre, hava ve topraktan sonra suya da düştü. Hem de ateş topu bir sıcaklıkla.... Su da hava gibi, toprak gibi ısınmaya, yaşam daha kolay, daha güzel yaşanılır olmaya başladı. Cemre; havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen tohumların, kuru ağaç dallarının, canlıların uyanmasına sebep oldu. Bir umut oldu canlı cansız tüm varlıklara. Cemre toprağa düştükten sonra bahar geliverdi dağlara, ovalara, kırlara, köylere, şehirlere. Ve ardından yüreklere. Önce kardelenler, nergisler kaldırdı bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından frezyalar, kır karanfilleri, kırkkanatlılar ve güller. İç gıdıklayan kokularını etrafa yaydılar, renk renk ışıklarını sulara aksettirdiler. İşte bu baharı soluyan, zeytin gözlü bir çocuk vardı uzaklarda. Zeytin gözlü çocuk gülümsüyordu karlar erirken. Bahar, onun da içini kıpırdatmış, bir şeyleri yerlerinden oynatmıştı. Kıpır kıpırdı içi. Dağlara doğru yürümeyi geçiriyordu içinden. Ve dağlardan ovalara doğru koşmayı. Fırladı, bahar kokan sokağa. Baharın gelmesiyle birlikte; kuşların daha bir neşeli öttüğünü, daha bir neşeli uçtuğunu gördü gökyüzünde. Dereler daha bir sevinçle akıyor, çoşkuyla esen rüzgar; dağ doruklarında konaklayan karın sularını ovalara indiriyordu.. Kalbi umut ve sevinçle çarptı o an. En soğuk sözler bile yumuşayip inceldi, eridi yüreğinde. Sevdiklerini anımsadı. Yaşlı çınarı, dallarında yuva yapan ve sevinçle kanat çırpan minik minik kuşlari.Ulu çınarına gitmeliydi.Uçarcasına yöneldi çınarına doğru. Koştu koştu koştu. İlkbaharın kokusunu cigerlerine derin derin çekerek, yemyeşil çayırlarda, çiçek desenli kırlarda koşarak, çınarın yanına geldi. Çınarın dibinde durdu. Kabaran solugunu dinlendirdi önce.Sonra, gülen gözlerle sevgi ve dostluk kokan yaşlı çınara baktı. Rüzgar dağlardan, ormanlardan kırlardan topladığı bütün çiçek kokularını alıp buraya getirmişti. Çınar sıcacık sevgisini, ulu bedenine tutsak etmişti. Fakat, zeytin gözlü çocuğun dostluğu, canevine dalga dalga dolduğunu hissediyordu. Zeytin gözlü çocuk da öyle....Çınardan çocuğa, çocuktan çınara doğru akıp giden bir şeyler var gibiydi. O küçücük yüreğinde dağ gibi kederini büyüten ve dallarının altına sığınıp gizli gizli ağlayan, hülyalarına kara bulutlar düşüren çocuk o değildi sanki. Çınarın yanında umutlu, mutlu görünüyordu. Şimdi sevinçliydi zeytin gözlü çocuk. Yüzü, gözleri gülüyordu. Bahar gülüyordu. Sular, dağlar, bütün dünya gülüyordu onunla ..Bir şarkı vardı dudaklarında, sevinç ve neşe dolu. Her yer çınlıyordu sesiyle. Bir yıldızı vardı şimdi, gecelerini aydınlatan bir yıldız. Bir bulutu vardı şimdi, üstünden bembeyaz geçip giden. Kar gibi, tüy gibi, rüzgar gibi bir bulut. Bir sevgisi vardı şimdi, içinde çoğalan, hep içinde kalan, sıcacık. Bir mevsimi vardı şimdi, gülümseyen, içinde bütün güzellikleri saklayan. Bir ümit, bir ses, bir ışık, bir heves gibi. Bir yeri vardı şimdi; ıssız bir ada, bir dağ, bir deniz kıyısı gibi. Belki herkese uzak, ama kalbine en yakın yer. İşte o yer bu çınarın altıydı. Hemen her gün buraya gelir, acılarını unuturdu. Hayallerini burada kurar, içini bu çınara dökerdi. Kimbilir aradan ne kadar zaman geçti... Bir gün düşüncelere daldı yaşlı çınar. Çünkü içten içe bağ kurduğu, her gün yolunu beklediği, kendisiyle konuştuğu dert ortağı, zeytin gözlü, tatlı sözlü arkadaşı gelmiyordu artık. Şaşırdı. Acaba neler olmuştu? ''Her gün gelirdi.'' diye düşündü çınar. Günler geçip gidiyor, zeytin gözlü çocuk gelmiyordu. "Belki hastalanmıştır. İyileşince gelir." diye avuttu kendini. Ama her dakika, yerini ümitsizliğe bırakan bir oyundu sanki. Günler usul usul geceye, geceler usul usul gündüze akıp gidiyordu. Ne zeytin gözlü çocuk vardı ortalarda, ne de kendisinden bir haber. Hala ne olduğunu düşünüyor ama , zeytin gözlü çocuğun neden gelmediğine bir türlü yanıt bulamıyordu. Birden durup sessizligi dinlemeye başladı, ürperdi. Yalnızlığın içine işlediğini hissetti.Rüzgar dallarını salladıkça inliyordu.''Nerdesin zeytin gözlü çocuk? Seni çok özledim, tatlı sözlerini de.'' diye iç geçirdi."Hasta değilsin ya! İstersen sana bir demet kırmızı karanfil yollarım." Diye fısıldadı. Günler böylece geldi geçti. Geceler sabahları soluyarak uzaklaştı yanından.Gündüzler gecelere bıraktı yerini, geceler gündüzlere.Bir umutla zeytin gözlü çocuğun yolunu gözledi durdu. Ama o gelmiyordu.Umudu, her geçen gün biraz daha azalıyordu çınarın. Her gün bir sürü insan gelip geçiyor, çevresinde kuşlar kelebekler uçuşuyordu. Bir tek o gelmiyordu. Kıpır kıpır doğada yalnızlık çekiyor, o kalabalıkta yalnızlığı yaşıyordu. Kendini ıssız bir çöldeymiş gibi hissediyordu. Susuz, kimsesiz, ağacı, yeşili olmayan bozkırda kavruluyor gibiydi. Oysa çevresi kuşlarla, ağaçlarla, yeşilliklerle doluydu. Tüm bunlara ragmen, içinde bulunduğu ortamda kendi başına kımıltısız, mutsuz ve yalnızdı. Bir gün etrafındaki sessizliği dinlemeye başladı, ürperdi. Bir ayak sesiydi beklediği, bir çift zeytin gözdü. Ama nafile! Damarlarındaki kanı donmuş gibi, bütün dalları yaprakları fırtınaya tutulmuşçasına titredi. Oysa her şey aynıydı. Güneş, gökyüzü, kuşlar, rüzgar hep aynıydı. Eksik olan, sadece zeytin gözlü çocuktu. Aylar geçmesine rağmen, zeytin gözlü çocuk hala ortalarda yoktu, gelmiyordu. Umudunu nerdeyse tamamen kaybediyordu.... ''Umudumu kaybettim , umut her şeydir. Kırgınlığım, kızgınlığım o zeytin gözlü çocuğa. Giderken yanında götürdü umudumu. Umudum benim yaşama nedenimdi, yaşama sevincimdi. Ben umutsuz nasıl yaşarım!'' diye sitem etti içinden. Sonra sararmaya başladı yaprakları. Birer birer terkediyorlardı onu..... Heybetli gövdesi üşümeye başladı. Isındığı ateşler söndü, küllendi.Üşüdü üşüdü.. Yollara baktı uzun uzun. Ne gelen vardı, ne giden.. Bomboş geldi her yer. Hiç bir şeyin anlamı kalmamıştıişti. Titredi koca çinar. Ürperdi yapraklari tiril tiril. Savurdu kalan yapraklarını. Yaprakları dinmez gözyaşı oldu, döküldü. Derelere, ıssız ovalara, kırlara şehirlere doğru savrulup gitti... Neden sonra karlar yağdı yağdı, aylar sonra eridi. Kar suları, bir yatak bulup, indiler ovaya doğru.Ardından leylekler döndü yuvalarına, kırlangıçlarla süslendi gökyüzü. Deniz dalgalandı. Toprak menekşeler armağan etti çocuklara. Yıldızlar kaydı, ayvalar sarardı. Zeytin gözlü çocuk yine gelmedi. Çocuklar büyüdü; kimi genç kız oldu, kimi, yağız bir delikanlı. Erguvan dudaklı genç kızlar beyaz duvaklara büründü. Evlerde her akşam lambalar yandı, lambalar söndü. Ay ışığı yeri gögü süslerken, sevgililer buluştular gizlice, gür dallarının altında. Saatlerce yan yana oturdular, birbirlerine sevgi dolu sözler fısıldadılar.Kah susarak, kah konuşarak sarıldılar birbirlerine. Çınar gördü tüm bu oldu bittileri, sevgi dolu fısıltıları dinledi. Yıldızlar ışıklarını gönderdi.Rüzgar yapraklarını okşadı. Neye yarardı ki tüm bunlar! Zeytin gözlü çocuk gelmedikten sonra neye yarardı!. Yine umuda yöneltmişti yüzünü dağlar. Havaya, suya ve toprağa cemre düşeli epey olmuştu. Zeytin gözlü çocuksuz gelen kaçıncı bahardı bu! Dağlarda kardelenler, ovalarda erik ağaçları, kırlarda papatyalar bir sevinçle açıverdiler. Güneş; bahçeler, çiçekler, börtü böcek ısın ,yer- gök, çocuklar şenlensin, bütün ağaçlar, bitkiler yeşersin diye, güneş gün boyu dikildi tepelerinde. Herşey zamanı gelince görevini en iyi bir şekilde yerine getirdi. Ne yağmur, ne rüzgar, ne güneş, ne kar unutmadı çınarı.. Ama zeytin gözlü çocuk gelmedi. Bulutlar yere inip, kümelendi çınarın başında. Sonra yağmur olup, gözyaşı gibi damladı çınarın dallarına, yapraklarına. Ki, koca çınar yeşersin diye. Toprağın derinliklerine uzanan köklerine yağmur suları indirildi, beslensin diye. Bahar rüzgarı, dallarına vurdu, çınarı kış uykusundan uyandırmak için. Olmadı! Hiç biri yeterli olmadı bu çabaların. Çınar, yeşermedi. Çünkü eksik olan bir şey vardi. O da, zeytin gözlü çocuktu.... Bir daha hiç bir bahar yeşermedi yaşlı çınar. Damarlarindaki can suyu çekildi. Uçlarından başlayarak dalları, gövdesi kurudu. Artık kuru bir odun parçasından farksızdı. Aradan çok uzun bir zaman geçmişti. Bir gün koca bir adam geldi Hollanda’dan, zeytin gözleriyle baktı uzun uzun ağaçların olduğu yere, yapraklar yeşil yeşildi. Yıllardır ayrı kalmıştı ve yıllar sonra ancak gelebilmişti çocukluğunun geçtiği bu yerlere. Ağaçların dallarında yine kuşlar cıvıldıyordu, kelebekler uçuşuyordu etrafında. Çınarını aradı yorgun gözleri, baharında eylülü yaşayan kanadı kırık bir kuş gibi çırpındı, kalbini hüzünle dağladı, ağladı hülyalarına siyah bulutlar inmişçesine… Bir demet kızıl karanfil bıraktı çınarın koynuna, gülümsedi içi burkularak kurumuş yaşlı çınara, eğilip kulağına fısıldadı ‘seni seviyorum’ dedi… |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler... İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez." Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler. "Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..Rüzgar ve Günes..:: Günes ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü oldugu konusunda tartisirlar. Ve rüzgar. - "Sana benim daha güçlü oldugumu kanitlayacagim "der. - "Suradaki yasli adami görüyor musun hani su üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim." Bu denemeye razi olan günes bir bulutun arkasina gizlenir ve rüzgar bir firtina gücüyle esmeye baslar. Ancak rüzgar siddetini ne kadar artirirsa yasli adam da paltosuna o kadar sarinir. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve günes bulutun arkasindan çikarak yasli adama sicacik gülümser. Bunu gören yasli adamin yüzünde bir hosnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çikarir. Iddiayi kazanan günes rüzgara; "Dostluk ve Naziklik her zaman hasinlik ve zorbaliktan daha güçlüdür..." der |
| | |
| | #8 (permalink) |
![]() Yalnızlık.. Kayıt: 20.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 2.186 İtibar Gücü: 19 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Kardeş ben bunları okumaya çalışıyorum ancak bu son mesaj birazsoluk çıkmış..Rengi değiştirsen nasıl olur.. |
| | |
| | #9 (permalink) |
![]() Yalnızlık.. Kayıt: 20.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 2.186 İtibar Gücü: 19 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Düzelttiğin için saolasın çok hızlısın gerçekten.. |
| | |
| | #10 (permalink) |
| Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.680 İtibar Gücü: 31 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Kasabanin birinde yasayan bir aile varmis.3 kisilik bi ailede ailenin tek oglu olan rahmi eve geç gelir ve babasini ve annesini endiselendirir mis. Babasi bir gün sormus; -Olum ne yapiyosun gece geç saatlere kadar böyle. Çocuk; -Arkadaslarimla, Dostlarimla birlikteyim baba demis. Baba; -Olum dost dedigin bir tane olur ve oda her zaman degil ihtiyacin oldugunda seni bulur demis. Çocuk; -Olurmu baba benim nerdeyse bütün arkadaslarim dostumdur demis. Baba; -hayir olum olurmu ,madem onlarin hepsi senin dostun ozaman bi denem yap onlar için der. Ve bu konusma üzerine baba ve ogul ahirlarindan bi oglak kesip bi haliya sarar ve ardindan çocuk tüm arkadaslarini gece vakti evlerine gider ve yardim ister birini vurdum öldürdüm diyerek. Ancak tüm dostum bildigi arkadaslari olayi anlatir anlatmaz kapiyi suratina kapatir. ve çocuk eve üzgün bir sekilde gelir babasina hakli oldugunu söyler. Babasi ise ona dostlugun yinede bu demek olmadigini söyler. Çocuk Sasirir ve nasil der. Babasi ise yumurtaci ali benim dostumdur der. git ona adam vurdugunu söyle ve gel der. çocuk ise yumurtaci alinin yanina gider ve adama haliyi gösterir ve durumu anlatir. Yumurtaci ali ise çocugu arka tarafa götürür ve bi derin kuyu kazar sonra haliya bakmadan içinde cesed oldugunu sandigi haliyi kuyuya atarlar. sonra üstünü kapatip sogan filizleri ile kapatilmis yeri doldururlar. ve sonra çocuga babana selam söyle deyip ugurlar. Çocuk büyük bi sevinçle babasinin yanina gelir ve evet babacim dostluk bu olsa gerek der. Babasi ise hayir olum dostluk bu degil der.ertesi günün cuma oldugunu ve alinin pazar yarinde bi yumurta tezgahi oldugunu söyler. Ve ona git o tezgahi devir der.Eger ali amcan bir laf söylemeye kalkarsa birde tokat at der. Çocuk sasirarak olurmu baba bu kadar iyi bi insana bu yapilirmi diye sorar babasi ise sen dedigimi yap ve dostlugun ne demek oldugunu ögren der. Ertesi gün çocuk pazara gider ve yumurtaci alinin tezgagina tekme atarak tezgahi devirir. Ona ne yapiyon olum dur diyen aliye de bi tokat atar ve arkasina bakmadan yürümeye baslar. Ardindan Yumurtaci Ali çocuga seslenir ve söyleder. "Oglum babana selam söyle biz 1000 yumurtaya 1 tokata SOGAN TARLASI BOZMAYIZ. " der Ve çocuk anlarki dostluk denilen sey hiç de fazla olacak kadar kolay bi terim degildir. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkülerimiz ve Hikayeleri... | Notheart | Genel Müzik Konuları | 17 | 15-06-2009 19:35 |
| Ask Hikayeleri | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 92 | 08-06-2009 19:29 |
| >>::Efsane hikayeleri::<< | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 10 | 27-01-2007 21:40 |
| Şarkıların hikayeleri | Haberci | Magazin Haberleri | 0 | 17-11-2006 02:00 |
| Tek taş hikayeleri | CiwCiw | Magazin Haberleri | 0 | 11-05-2006 23:03 |