HIZLI ARAMA
| Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz. |
![]() |
| | #11 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 20
Mesajlar: 3.158 İtibar Gücü: 0 | Ynt: ::..Onu Geri İstiyorum ..:: Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.18 yaşındayım.her şeyden çok değer verdiğim ailemi bile arka plana atan bir dostum vardı.onunla her şeyimizi paylaşırdık.görüşemediğimiz zamanlarda ya o beni ya da ben onu aradım.ama aramak yetmezdi hiçbir zaman.1 ay önce onu çalıştığı yere ziyarete gittim.3 saat aralıksız konuştuk,gülüştük.halbuki görüşmeyeli sadece 3 gün olmuştu.bu 3 günün neredeyse tamamını da telefonla konuşarak geçirmiştik. Sohbetimiz tükenmeye başladığı sırada bana bir şey vereceğini söyledi. Yazar olmak istediğimi biliyordu, belki bu kelimeleri bir yerde kullanırsın diyerek elime bir mektup tutuşturdu. Ama onun yanından ayrılmadan okumaya başlamayacaktım. Peki dedim. Mektubu aldım.1 saat sonra eve gitmek için dışarı çıktım. Caddenin kenarında yürürken rüzgâr o yazıyı okumamı istemezcesine esti ve mektubu alıp caddenin ortasına yerleştirdi. Hiç düşünmedim, bir an bile kuşku duymadan caddeye fırladım. Mektubu aldım ama aynı zamanda ciddi bir kaza geçirdim. hastaneye kaldırılmışım.uyandığımda iki bacağımda alçıdaydı.ama baş ucumda dostumun bana yazdığı mektup duruyordu. Onu oraya koyanın o olduğunu sanmıştım. Aldım ve okumaya başladım. Beni çok sevdiğini, bu zamana kadar tanıdığı herkesin yalan olduğunu, onu ne pahasına olursa olsun bırakmamamı istiyordu. Bir gün gelirde ayrılırsak birbirimizi bulmak için her şeyi yapacağız demişti. Bacaklarımı hissetmiyordum. Bu dostumdan önce beni hayata bağlayan şeyin hep bacaklarım olduğunu düşünürdüm. Dans etmek belki de yapmayı sevdiğim en güzel şeydi. Bu mektubu okurken anladım ki onun için her şeyimi feda edebilirmişim. Ve ettim de. Bana yazdığı şey önemliydi. Bu kağıda bir şey olması sanki ona bir şey olacakmış gibi bir his uyandırmıştı içimde. Bu yüzden tereddüt etmemiştim caddeye atlarken. Günler geçti. Doktorlar her gün babamı kenara çekip bir şeyler söylüyorlardı. Umurumda değildi. Ben dostumun mektubunu her gün daha büyük bir heyecanla okuyordum. Son satırına gelmeden sanki daha önce hiç okumamışım gibi heyecan ve mutluluk içinde tekrar tekrar okuyordum. Hastanede kaldığım bir ay boyunca tanıdığım herkes ziyaretime geldi. Herkes başımda iyileşeceksin derken onun gelmemesini aklım almıyordu. Bekledim... 1 ay sonra hastaneden çıktım. Tek dostuma karşı içimde duyduğum burukluk göğsüme bastırarak gezdiğim mektubu sayesinde yok oluyordu. Kızamıyordum ona. İçimde başka bir şey vardı. Sanırım caddeye ölmek için atladığımı sanıyordu. Buna inanabilirdi daha öncede denemiştim. Onu anlayabilirdim. Hiçbir neden yokken bunu neden yaptığımı merak ediyordur. Ve belki de onu bırakmamaya söz vermişken onu nasıl aldattığımı düşünüyordur. Benden nefret etmeye başlamıştır belki de. Tekerlekli sandalyeye alışmaya başlamıştım. Evdeki 4. günüm olmasına rağmen herkes yanımdaydı. O hariç. Onu tanıyanlara neden gelmediğimi sorduğumda büyük bir korkuyla gözlerini kaçırıyorlardı. belliki çok kızgındı bana. Artık beni görmek istemiyor diye düşünmeye başladığım sıralarda biri cesaretini toplayıp bana her şeyi anlattı. İkimizin de huyuydu, kim kimi ziyarete giderse o kişi sağ sağlım gözden kaybolana dek onu izlerdik. Oda beni izlemeye başlamış. O sırada caddeye koştuğumu görünce kaldırımı unutup caddeye fırlamış. Bana çarpan araba önce ona çarpmış, aramızda fazla mesafe olmadığı için duramamış.6 gün komada yatmış.7. gün beni sayıklayıp durmuş.8.gün testler sırasında kendinden geçmiş. Hiçbir şeyin farkında olmadan öylece kalmış yatakta. Şimdi anlıyorum içimdeki sıkıntının ne olduğunu. Onun yokluğuydu canımı yakan, onun hakkındaki yanlış düşüncelerim değil. Dün sabaha onun mezarının başında bana yazdığı mektubu okudum. Ağladım, ne kadar gözyaşım varsa döktüm dediğim sırada yine ağladım. Şimdi anlıyorum ki gözyaşları bitip tükenmezmiş. Anlıyorum ki benim için her şeyden vazgeçecek bir dost bulmuşum kendime benim onun için her şeyden vazgeçeceğim gibi ama bulduğum gibi kaybetmek canımı yakıyor. Şu an elimde onun mektubu var. Son satırına gelmeden baştan okumuştum hep, şimdi son satırını okuyorum; "Benim için ne kadar kıymetli olduğunu anlayacaksın bir gün, bu günler daha birbirimizi yeni yeni tanıdığımız günler... Sen her daim benim senin yanında olduğumu hisset. Yanında yokken ölüymüşüm gibi, ölüyken yanındaymışım gibi.” |
| | |
| | #12 (permalink) |
| Kayıt: 04.05.2006 Yaş: 27
Mesajlar: 163 İtibar Gücü: 13 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Dostlarınızı ne kadar ziyaret ediyorsunuz? Her hali ile ümmetine en güzel örnek olan Hz. Peygamber Efendimiz (sas) Ensar'ı genel ve özel olmak üzere çokça ziyaret ederdi. Özel ziyaretlerinde onların evlerine giderdi. Genel ve toplu olarak ziyaret etmek istediğinde de mahallelerinde bulunan mescitlerine uğrardı. Hz. Peygamber bir gün Ensar'dan bir aileyi ziyaret ederek onlarla birlikte yemek yedi. Gitmeden önce de evin bir tarafına su serptirip bir hasır açtırarak onun üzerinde namaz kıldı ve onlara dua etti. Bu davranışın benzerlerini sahabe Efendilerimizde de görmekteyiz. Efendimiz (sas), sahabilerini ikişer ikişer kardeş yapmıştı. Bu iki kişi bir gün birbirlerini görüp hal-hatır soramasalar o gece sabahı zor ederlerdi. Ertesi günü mutlaka birbirlerini görüp karşılıklı nasıl olduklarını sorarlardı. Kişi Hz. Peygamber'in kendisine kardeş yaptığı insanın halinden haberdar olmaksızın gün geçirmezdi. Abdullah b. Mes'ud, Medine'ye gelen Kûfeli arkadaşlarına "Siz arasıra biraraya gelerek sohbetler eder misiniz?" diye sordu. "Evet, biz bu âdeti hiç bir zaman terketmedik" dediler. İbn Abbas, "Peki siz birbirlerinizi ziyaret eder misiniz?" dedi. Onlar da "Evet ey Ebû Abdirrahman! Hatta içimizden Kûfe'nin en dış mahallelerinde oturanlar bile birkaç gün kardeşini görmeyecek olsa yürüyerek gidip onu ziyaret eder" diye cevap verdiler. Bunun üzerine İbn Mes'ud "Siz böyle yaptığınız müddetçe hayırlı insanlarsınız" dedi. Ümmü'd-Derdâ şöyle anlatıyor: Selmân-ı Fârisî, Irak'ın Medâyin şehrinden tâ Şam'a kadar yaya olarak ziyaretimize geldi. Sırtında Endenûz adı verilen ve etekleri ancak diz kapağına gelebilen bir aba vardı. (Hayatü's-Sahabe, 9. bölüm, 43. Fasıl.) |
| | |
| | #13 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 19
Mesajlar: 562 İtibar Gücü: 15 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: dostummuş meğer murat ve ali zamaninda çok iyi birer dostturlar.Murat çok kurnaz zeki atilgan Ali ise tam tersine içine kapanik ve saftir.Muratin isleri çok iyi giderken bir anda hersey alt üst olur borca girer. Bu durumdada ilk olaraka akliuna ali geli çok iyiy dostturlar para onlarin arasinda soeuun bile olamaz diyerek alinin yanina gider ve arkadasindan borç ister tabii alide ayni sekilde aralarinda bunun lafi olmayacagini dsünerek parayi çikartir ve verir.Ali bu aralar nisanlidir ve evlenmek içinde bir takim hazirliklar yapmaya basalar fakat bu siralarda hiç ummadigi bir olayla karsilasir.Murat gelmis ve nisanlisina asik olup onunla kendisinin evlenmek istedigini söylemistir Ali bu durum karsisinda çok sasirir ama dostluk bu onu kiramaz ve nisanlisini Murat a verir.Aradan uzun bir zaman geçer bu sefer Ali nin isleri bozulur ve kisa süre içerisinde isten atilir bir süre bos gezdikten sonra aklina Murat gelir dostunun çok iyi bir isi waredir ve kendisini yanina alir düsüncesiyle dostunun yanina gider fakat hiç ummadigi bir olayla karsilasir Murat onu ise almak istemez ve daha fazla konusmadan otradan ayrilir.Ali bu duruma anlam veremeden tekrar is aramaya dewam eder ama aklindan dostunun yaptigi bu davranisi silemez. Günler geçer Ali nin cebinde çok az miktarda para kalir ve yolda yürürkrn yasli bir amcaya rastlar amca ilaç almasi gerektigimi ama parasi olmadigini söyler Ali buna dayanamaz ve cebindeki son parayi çikarir amcaya verir.Birkaç gün sonra ise amcanin öldügünü ve mirasini ona biraktigini ögrenir. Iyi ama ilaç almak için parasi olmayan adamin nasil mirasi olur ? Ali kisa zamanda amcanin biraktigi parayi alarak dostunun evinin yakinlarinda bir ew alir.Kisa bir süre sonra kapisi çalar bu sefer yasli bir teyzedir kapidaki. Kalacak yeri olmadigini bütün ew islerini yapabilecegini söyler Ali teyzeyi yanina alir.Aradan aylar geçer ve birgün teyze tanidigi çok iyi bir aile kizi oldugunu kendisininde evlenmesi gerektigini söyler ve Ali yi kizla tanistirir. Ikisi çok mutlu olur ve evlenmeye karar verirler . Dügün günü gelir davetliler arasinda en iyi dostu Murat ta vardir. Ve an gelir Aikrofonu eline alarak : -''Zamanin birinde çok iyi bir dostum vardi ona ne borç nede kiz arkadasimi vermekten çekinmedim ki önemli seyler degillerdi fakat o bana bir is vermedi gende hersey için sagolsun iyiki varsin dostum ''Der. Veardindan Murat mikrofonu eline alir. -''seni ise nasil alabilirdim sen dostumdun emrim altinda çalisamazdin Ve tabi bendende para almayi kabul edemezdin bu yüzden sana yasli babami yolladim ölmek üzereyedi mirasini sana biraktirdim yoksa kabul etmezdin. O yasli kadin benim annemdi yalniz yasiyordun yemeginin temizligini yapamazdin. Dei ve dewam etti.nisanlin kötü yola düsmüstü ama okadar saftinki bunu bile fark edemedin ve su anda evlendigin kiz benim kiz kardesim size mutluluklar!'' Der ve ordan uzaklasir... |
| | |
| | #14 (permalink) |
| Kayıt: 21.04.2006 Yaş: 19
Mesajlar: 562 İtibar Gücü: 15 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: Dostluk nedir? Herhalde bir gösteris, birine, ayni cinse, kadinsan erkege, erkeksen kadina karsi kendini begendirme çabasi, bir moda, bir gelgeç ruh hali degil... Sempati.. Ilgi.. Baglilik.. Yüceltme.. Taçlandirma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algilama. Bakislarla anlasma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz iliski.. Kayip olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunlarin hepsi biraraya gelip, zaman içinde gidim gidim birikerek dostlugun çimentosunu olusturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sagda, solda konusmalarda adi geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müzigi dostu. Çocuklarin dostu.. Halkin dostu.. Dostluklar nasil olusuyor Unuttuk.. Bu hizli kent hayati dostluk duygusunu, aklimizdan aldi.. Yüregimizden çaldi. Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kildirmak üzere ezan okunsun diye bekliyormus. Bir adam gelmis. "Hocam" demis! "Esegimi yitirdim..." Hoca da adama; "Su namazi kildiralim, senin esegin çaresine bakariz" demis. Hoca namazi kildirmis, vaazini vermis ve cemaate dönmüs: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konusmamis, dostuyla sekiz saatlik yürüyüse çikip hiç konusmadigi halde sikilmadan yürüyüsünü tamamlamamis ve komsunun kizina kem gözle bakti diye dost bildigi arkadasini arkadasliktan silmis biri var mi?" diye sormus. Arka siralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmagini kaldirip,"Ben varim Hocam." demis. Hoca esegini yitiren adama dönmüs, "Al bu adami git, bundan büyük esek olur mu? Yitirdigin esegin yerine kullanirsin" demis. Dostun yoksa... Esekten farkin ne? Olumsuz düsünür Sokrates'e ögrencileri sormus: Dostluk nedir? Sokrates de onlara su yaniti vermis; "Çocuklugumdan beri arzuladigim bir sey vardir. Kimi insan atlari olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altini, kimisi de sani, serefi; bense bir dostum olsun isterim..." Insan biriktiren yaratik... San, söhret biriktiriyor... Süper zenginse bogazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazilari da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarsisi'na, Unkapani'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam siseler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kisi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kisiyle beraber mükemmel dost olamaz, tipki ayni zamanda birçok kisiye asik olamayacagi gibi... Fakat cinnete düstük. Dost biriktirmeyi unuttuk. Iyi halt ettik. SEVGILI DOSTLARIM: NAZIK OLMAK IÇIN, BIR GÜLÜMSEME BEKLEMEYIN. SEVMEK IÇIN SEVILMEYI BEKLEMEYIN. BIR ARKADASIN DEGERINI ANLAMAK IÇIN, YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYIN. ÇALISMAYA BASLAMAK IÇIN, EN IYI ISI BEKLEMEYIN. ÖGÜTLERI HATIRLAMAK IÇIN, DÜSMEYI BEKLEMEYIN. DUA'YA INANMAK IÇIN, ACILARI BEKLEMEYIN. YARDIM EDEBILMEK IÇIN, ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYIN. ÖZÜR DILEMEK IÇIN, DIGERININ ACI ÇEKMESINI BEKLEMEYIN. NE DE BARISMAK IÇIN, AYRILIGI BEKLEMEYIN, ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BILMIYORSUNUZ |
| | |
| | #15 (permalink) |
| içtenn:) Kayıt: 25.06.2006
Mesajlar: 49 İtibar Gücü: 0 | brz uzun ama bayılcaksınız AFFET BABACIĞIM Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu... Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu... "Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum |
| | |
| | #16 (permalink) |
| içtenn:) Kayıt: 25.06.2006
Mesajlar: 49 İtibar Gücü: 0 | babişkommmm BEN GEÇ KALMADIM, YA SEN... Sevgi dolu , ancak sevginin yurekte saklandıgı bir ailede yetismisti genc kız. Sevginin dile vurulması gerektigini düsunmemisti hic... Seviyorum demeye ihtiyacı var mıydı ?Babası zaten biliyordu,minik kızının kendini sevdigini. Kendisi de duymamıstı hic babasından. Sevgisi hep icindeydi, hareketlerindeydi ama dilde degil. Bunun eksikligini duydugunda ise çok gec kalmıstı.Utanıyordu artık. İnsan babasına seni seviyorum diyemezdi. SENİ SEVİYORUM ;bu aileden olmayan birine ,belki de hakmeteyen birine kolayca soylenebilirdi ama insanın babasına soylemesi utanılacak birsey diye dusunuyordu. Utanıyordu ; ah bir kere deseydi babasına ,gerisi gelecekti biliyordu... Seni seviyorum dedikleri tek tek yok olmustu hayatından. Haketmemislerdi bu sevgiyi,hatta seni seviyorum kelimesini.Anlamı bile basitlesmisti bu kelimenin .Oysa hep yanında olan canı gibi sevdigi babasına soyleyememisti. Sırf soyleyememek degildi hırsı.Dokunamıyordu babasına, sarılamıyordu. Sadece bir kere elini tutmustu babası.Cok acı cekiyordu genç kız,ufak bir operasyon sırasında babasını yanında istemisti.Elini tutmustu babası,sıkıca.Sanki eli kuvveti olmustu kızın.Acısını hafifletmisti... Bir kez tutmustu elini... Her gece dua etti genc kız; _Tanrım babamın elini tutmam icin,ona sevgimi haykırmam icin yardım et.Onun kolunda,gururla yurumek istiyorum. Kimi zaman unuttuguda oluyordu bu duayı ama Tanrı biliyordu,ve bir fırsat yaratacaktı onun için.Buna emindi... Ve bir gece babasının hastalanmasına sahit oldu genc kız. Birden bire degil yavas yavas hastalanmasının her anını gordu. Babasının kolunun uyustugunu farketti once,hastaneye goturene kadar yavas yavas gelen felcin her dakikasına sahit oldu.Hıckırarak aglarken,babasının koluna girdigini ve onun elini tuttugunu hatırlıyordu... Hastaneyi inletircesine aglamaları engellememisti felci. Neden Tanrım ,neden simdi,neden boyle bir zamanda ? Haykırıslarını duyanlar ettigi duayı bilemezlerdi ki... Gunler boyu aglamaları dinmedi. Seni seviyorum demesini duymadı babası belki ama Tanrı duymustu ve babasını genc kıza bagıslamıstı belli ki... Bundan sonra babasına ,hakeden kisiye soyledi genc kız sevdigini.Utanmadan ,gururla soyledi. Babam bu duygularımı belki hic bilmedi .Ama ben herkesten cok hakediyordum ona sevgimi söylemeyi. Ve en cok O hakediyordu benim sevgimi. SENİ SEVİYORUM BABACIĞIM SONSUZA KADAR DA YALNIZ SENİ BU KADAR COK SEVECEGİ |
| | |
| | #17 (permalink) |
| Kayıt: 24.07.2006
Mesajlar: 137 İtibar Gücü: 13 | Ynt: ::..DOSTLUK-HIKAYELERI..:: yaw cok güsel hikayeler saolun arkadslar ellerinize saglık dostumun degerini şimdi daha cok anladım size tşkkür ederim |
| | |
| | #18 (permalink) |
| Kayıt: 07.10.2007
Mesajlar: 113 İtibar Gücü: 8 | slm çok güzel hikayelerdi Allah razı olsun. |
| | |
| | #19 (permalink) |
![]() ...GECEM... Kayıt: 26.02.2008 Yaş: 22
Mesajlar: 3.010 İtibar Gücü: 41 | Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz. |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Kategori | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkülerimiz ve Hikayeleri... | Notheart | Genel Müzik Konuları | 17 | 15-06-2009 19:35 |
| Ask Hikayeleri | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 92 | 08-06-2009 19:29 |
| >>::Efsane hikayeleri::<< | Deli_Sibz | Hikayeler ve Efsaneler | 10 | 27-01-2007 21:40 |
| Şarkıların hikayeleri | Haberci | Magazin Haberleri | 0 | 17-11-2006 02:00 |
| Tek taş hikayeleri | CiwCiw | Magazin Haberleri | 0 | 11-05-2006 23:03 |